Hindistan’dan Çin’in nüfuzunu azaltmaya yönelik yeni tedbirler

Kültürel kurumlarda çalışanlara vize verilmesine yönelik kısıtlamalar getirildi

Çin Ticaret Bakanlığı, bir hafta önce Hint ürünlerine uygulanan gümrük vergisini beş yıl daha uzattı (AP)
Çin Ticaret Bakanlığı, bir hafta önce Hint ürünlerine uygulanan gümrük vergisini beş yıl daha uzattı (AP)
TT

Hindistan’dan Çin’in nüfuzunu azaltmaya yönelik yeni tedbirler

Çin Ticaret Bakanlığı, bir hafta önce Hint ürünlerine uygulanan gümrük vergisini beş yıl daha uzattı (AP)
Çin Ticaret Bakanlığı, bir hafta önce Hint ürünlerine uygulanan gümrük vergisini beş yıl daha uzattı (AP)

Hindistan, Çin merkezli bir şirketin geliştirdiği TikTok uygulamasına yasak uyguladıktan, Çinli şirketlerin Hindistan hükümetine sözleşmeler için teklif vermelerini kısıtladıktan ve ülke içindeki Çin yatırımlarına ek kontroller getirdikten sonra, ülkeye girmek isteyen Çin vatandaşlarına vize verilmesi konusunda yeni katı güvenlik önlemleri aldı.
İster entelektüel kurumlar, kültürel ve ticari kuruluşlar, siyasi partiler, şirketler, ister akademisyenler ve araştırmacılar olsun Çin’in bu ‘giderek büyüyen ağı’ ile ilişkili herkes, Hindistan’ın aldığı bu yeni önlemlere tabiler. Hindistan Dışişleri Bakanlığı, yurtdışındaki misyonlarından, bazı Çinli kuruluşların almak istediği vizelerin güvenlik izni alınana kadar verilmeyeceğini bildirmelerini istedi. Hindistan güvenlik kurumları, Yeni Delhi'ye seyahat etmek isteyen Çinli grupların ve kişilerin yer aldığı ayrıntılı bir liste hazırlarken bu liste yurtdışındaki Hindistan büyükelçilikleriyle paylaşıldı.
Çin-Hindistan gerilimi, 15 Haziran'da Çin'in kontrolü altındaki doğu Ladakh'da bulunan Gallowan Nehri Vadisi'nde ‘fiili kontrol hattı’ denilen Hindistan-Çin sınırında Çinli ve Hint askerleri arasında yaşanan şiddetli çatışmanın ardından arttı. Hint yetkililer, çatışmada, 20 askerlerinin öldüğünü açıklarken Çinli askerlerden kaçının öldüğü bilinmiyor. Her iki ülke de Uttarakhand ve Arunaçel Pradeş eyaletlerinin sınırlarına askerler, tanklar, füzeler ve toplar yığdı.
Hint gazeteci Yatish Yadav, Çin ordusunun Hindistan'daki istihbarat eylemlerinde akademisyenleri, bilim adamlarını, iş adamlarını, profesyonelleri ve hatta gazetecileri kullandığını söyledi.
Yadav, ‘RAW’ adlı kitabında bir casusun şunları söylediğini aktardı:
“Çin, geçmişte ABD ve Rusya tarafından başlatılan meşru faaliyetler kapsamında yumuşak güç kullanımına dayanan casusluk yöntemini yeniden harekete geçirdi. Bu yöntem çerçevesinde Çin, Çinli akademisyenler, bilim adamları, iş adamları, profesyoneller ve hatta gazetecileri, Hindistan'da istihbarat toplamak için kullanıyor.”
Ancak, Çin’in Yeni Delhi Büyükelçiliği’ndeki yetkililer, Hindistan tarafından Çinlilerin ülkeye girişlerinde güvenlik izni almaları konusunda kendilerine herhangi bir bilgilendirme yapılmadığını söylediler. Çin Komünist Partisinin resmi yayın organlarından ‘Global Times’ gazetesinde yayınlanan bir haberde, “Eğer Hindistan vize prosedürlerini sıkılaştırdıysa, bu, iki ülke arasındaki sınır çatışmalarının ardından oluşan Çin karşıtı duyarlılığın bir uzantısı olur” ifadeleri yer aldı.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kaynak, böyle bir adımın atıldığını doğrularken Hindistan ile Çin arasındaki sınır bölgelerinde barış sağlanamaması halinde iki ülke arasındaki ilişkilerin eskisi gibi devam etmesinin mümkün olmayacağını söyledi.
Bununla birlikte Hint güvenlik kurumlarının Bakanlar Kurulu Sekreteri Rajiv Gauba ile gerçekleştirdikleri görüşmede, Çin’in ülkeye sızma girişimleri konusunda uyarmalarının ardından Hindistan, Yeni Delhi'deki Çin eğitim kurumlarının faaliyetlerini ve Hint medyası üzerindeki nüfuzunu azaltmaya çalışıyor. Hindistan Eğitim Bakanlığı, Hindistan ve Çin üniversiteleri arasındaki ilişkilerin yanı sıra özellikle Çin Komünist Partisi için bir propaganda aracı gibi çalışan ‘Konfüçyüs Enstitüleri’nin yerel şubeleri arasındaki ilişkileri gözden geçiriyor ve inceliyor. Bununla birlikte Hindistan’ın 54 prestij sahibi eğitim kurumu ile Konfüçyüs Enstitüsü arasında mutabakat zaptı imzalandığı biliniyor.
Konfüçyüs Enstitüleri, ABD ve İngiltere de dahil olmak üzere dünyanın pek çok yerinde bir süredir istihbarat teşkilatlarının gözetimi altında. Çünkü Çin propagandasının yayılmasına yardımcı oldukları düşünülüyor. Son zamanlarda İsveç ve Avustralya'nın bu tür kurumlara karşı baskı uygulamaya başlaması da böyle bir adımın atılmasını tetikledi.
Ancak bazı analistler vizelerle ilgili atılan son adımı sadece Çin karşıtı duyarlılıktan kaynaklanan siyasi bir hareket olarak görüyor. New Jersey Üniversitesi Çin ve Güney Asya Çalışmaları Merkezi başkanı BR Deepak konuyla ilgili değerlendirmesinde, “Çin'den gelen her türlü karşı önlemi de hesaba katmalıyız” ifadelerini kullandı. Diğer yandan, Çin propagandası için çalıştığı iddia edilen birçok Hint gazeteci de izlemeye alındı.
Çin Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Çin Kamu Diplomasisi Kurumu, Hintli gazeteciler için bir burs programı yürütüyor ve onları Pekin'e davet edip, orada eğitiyor. Gazetecilere mali yardımlar, ikamet izni ve diğer ayrıcalıkların verilmesinin yanı sıra Çin Komünist Partisi’nin üst düzey yetkililerine erişim kolaylığı da sunuluyor. Haber ajanslarından, İngilizce yayın yapan ulusal gazetelerden ve önde gelen Hint haber kanallarından gazeteciler bu program kapsamında Çin'i ziyaret ederken, bu gazetecilerin makalelerinde Çin sponsorluğunda yapılan bu programdan hiç bahsetmemeleri dikkat çekiyor. Öte yandan Çin, sadece Hint topraklarına sızmaya çalışmakla kalmıyor, aynı zamanda Hindistan'a ve çevresine de yaklaşmaya çalışıyor gibi görünüyor. Bununla birlikte Güney Asya'daki nüfuzunu Nepal, Sri Lanka ve Bangladeş gibi ‘Hindistan'ın tüm komşularını hedef alarak’ genişletiyor.
Çin'in Kabil Büyükelçisi Liu Jinsong, geçtiğimiz günlerde İslamabad’da, Taliban'ın kurucu yöneticileri arasında yer alan Molla Abdulgani Baradar liderliğindeki Taliban Hareketi’nden bir heyetle bir araya geldi. Çin ve Pakistan arasındaki gizli stratejik anlaşma, Hindistan’ın karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarını daha da şiddetlendiriyor. Çinliler ayrıca, Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina'ya havalimanlarının inşası, nehir projeleri, gelişmiş bir denizaltı üssü ve yeni bir deniz üssünü de içeren diğer savunma anlaşmalarıyla kur yapıyorlar. Sri Lanka Çin yanlısı yeni bir hükümete sahip olurken, Nepal Başbakanı Khadga Prasad Sharma Oli, Pekin'den yana olma eğilimini açıkça gösterdi ve Nepal ordusunu Hindistan sınırına konuşlandırdı.
Hint yazar Nayanima Basu ise yaptığı değerlendirmede, “Hindistan,Hindistan kuşatma stratejisinden ödün vermeyen Çin’e olan yakınlığı nedeniyle stratejik fırsatları çoktan kaçırdı. Yeni Delhi ile Pekin arasındaki mevcut çatışma, ikili ilişkileri durma noktasına getirme endişelerini artırmakla kalmadı, Hindistan Başbakanı Narendra Modi hükümetini, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in içeride artan nüfuzuna karşı daha temkinli hale getirdi” şeklinde konuştu.



Pentagon, Hegseth'in İran savaşı öncesinde bir savunma fonunda hisse satın almaya çalıştığı iddialarını yalanladı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth (AP)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth (AP)
TT

Pentagon, Hegseth'in İran savaşı öncesinde bir savunma fonunda hisse satın almaya çalıştığı iddialarını yalanladı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth (AP)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth (AP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), dün Financial Times'ın, Savunma Bakanı Pete Hegseth'in aracı bir kişisinin ABD-İsrail'in İran'a saldırısından önce büyük savunma şirketlerine büyük bir yatırım yapmaya çalıştığı iddiasını içeren haberinin doğruluğunu reddetti ve haberin geri çekilmesini talep etti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Pentagon sözcüsü Sean Parnell, "Bu iddia tamamen yanlış ve uydurmadır" dedi.

Financial Times, konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağa atıfta bulunarak, ABD Savunma Bakanı adına çalışan bir aracının, savaştan önceki haftalarda büyük savunma şirketlerine büyük bir yatırım yapmaya çalıştığını bildirdi.

Haberde ayrıca, Hegseth'in Morgan Stanley'deki brokerinin, ABD'nin Tahran'a karşı askeri operasyonunu başlatmasından kısa bir süre önce, şubat ayında BlackRock ile şirketin aktif savunma sanayii borsa yatırım fonuna milyonlarca dolar yatırım yapma konusunda iletişime geçtiği belirtildi.

Gazete haberinde, aracı kurum Higseth tarafından müzakere edilen yatırım anlaşmasının, geçen yıl mayıs ayında piyasaya sürülen fonun Morgan Stanley müşterileri tarafından henüz satın alınamaz durumda olması nedeniyle sonuçsuz kaldığı belirtildi.

Haberde, aracı kurumun ABD Savunma Bakanı adına yatırım yapma yetkisinin olup olmadığı veya Higseth'in aracı kurumun eylemlerinden haberdar olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadı.

BlackRock konuyla ilgili yorum yapmayı reddederken, Morgan Stanley ve ABD Savunma Bakanlığı Reuters'ın yorum taleplerine yanıt vermedi.

Bu yatırım girişimine ilişkin rapor, ABD Başkanı Donald Trump'ın önemli politika kararları öncesinde finans piyasalarında ve tahmin piyasalarında (belirsiz gelecekteki olayların sonuçlarına dayalı sözleşmelerin alım satımına olanak sağlayan dijital işlem platformları) yapılan anlaşmaların daha geniş olarak incelendiği bir dönemde yayınlandı.


Netanyahu: Savaş hedeflerine ulaşma yolunda yolun yarısını geçtik

 Binyamin Netanyahu (Reuters)
 Binyamin Netanyahu (Reuters)
TT

Netanyahu: Savaş hedeflerine ulaşma yolunda yolun yarısını geçtik

 Binyamin Netanyahu (Reuters)
 Binyamin Netanyahu (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazartesi günü, İran'a karşı savaşın hedeflerinin yarısından fazlasını gerçekleştirdiğini açıkladı, ancak savaşın ne zaman sona ereceğine dair bir tarih belirtmedi.

Netanyahu, ABD merkezli televizyon kanalı Newsmax’a yaptığı açıklamada, “Kesinlikle yolun yarısını geçtik. Ancak savaşın ne zaman sona ereceğine dair bir takvim belirlemek istemiyorum” dedi.

Savaşın ‘zaman açısından değil, görevler açısından’ yolun yarısını aştığını kaydeden Netanyahu ve onunla birlikte 28 Şubat'ta İran'a savaş açan ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta operasyonun dört ila altı hafta süreceğini söylemişti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio dün, petrol fiyatlarının yükselmesine neden olan savaşa karşı ABD halkı arasında geniş bir muhalefet varken, savaşın aylarca değil, ‘haftalarca’ daha süreceğini söyledi.

Netanyahu ise savaşın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) binlerce üyesini öldürmek gibi hedefleri gerçekleştirdiğini belirtti.

Fransız Haber Ajansı AFP'nin aktardığına göre Netanyahu, İsrail ve ABD'nin ‘İran'ın silah endüstrisini yok etmek üzere’ olduğunu da sözlerine ekledi.

İsrail Başbakanı, sözlerine şöyle devam etti:

“Tüm fabrikaları, üretim tesislerini, nükleer programı ve tüm sanayi altyapısını, her şeyi yok ediyoruz.”

Netanyahu ve Trump defalarca kez, İran'ın nükleer silaha sahip olmak üzere olduğunu iddia ettiler. Ancak bu iddia, BM'ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından desteklenmezken Trump'ın geçtiğimiz yılki saldırılarda ana tesisleri ‘yok ettiğini’ söylemesine rağmen ortaya atılmaya devam ediyor.

Netanyahu dün İran rejiminin önünde sonunda ‘çökeceğine’ olan inancını dile getirirken, bunun ABD-İsrail'in İran’a karşı yürüttüğü savaşın amacı olmadığını bir kez daha söyledi.

Netanyahu, açıklamasında şunları söyledi:

“Bu rejimin içten çökeceğini düşünüyorum. Ancak şu anda yaptığımız şey, onların askeri yeteneklerinin ve balistik füze ve nükleer kapasitelerinin yanı sıra onları içten de zayıflatmak.”


Washington, Tel Aviv'in Filistinlilere yönelik idam yasasını adil bir şekilde uygulayacağını düşünüyor

 İsrail parlamentosu Knesset'teki bir oturum (Arşiv- DPA)
İsrail parlamentosu Knesset'teki bir oturum (Arşiv- DPA)
TT

Washington, Tel Aviv'in Filistinlilere yönelik idam yasasını adil bir şekilde uygulayacağını düşünüyor

 İsrail parlamentosu Knesset'teki bir oturum (Arşiv- DPA)
İsrail parlamentosu Knesset'teki bir oturum (Arşiv- DPA)

ABD dün, İsrail parlamentosu Knesset'in ‘terör’ suçlamasıyla hüküm giyen Filistinlilerin idamına izin veren bir yasayı kabul etmesinin ardından, İsrail'in kendi yasalarını belirleme hakkına saygı duyduğunu açıkladı. Bu adım, Avrupa ülkeleri ve insan hakları örgütleri tarafından şiddetle eleştirilmişti.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, yaptığı açıklamada, “ABD, İsrail'in terör suçundan hüküm giyen kişilere yönelik kendi kanunlarını ve cezalarını belirleme konusundaki egemenlik hakkını saygıyla karşılıyor” dedi. Sözcü, “Benzer herhangi bir önlemin adil bir yargılama sürecinde uygulanacağından eminiz” diye ekledi.

ABD, NATO üyeleri arasında idam cezasını uygulama devam eden tek ülke ve İsrail’in başlıca diplomatik ve askeri destekçisi.

İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya, pazar günü yani Knesset’in tasarıyı onaylamasından önce ‘derin endişe duyduklarını’ ifade ederken bu adımın ‘İsrail'in demokratik ilkelere olan bağlılığını zedeleyebileceğini’ belirttiler.

Yasa tasarısına göre bir İsrail vatandaşına veya İsrail’de ikamet eden kişiye zarar vermek ve İsrail Devleti'nin varlığını sona erdirmek amacıyla kasten (başka bir kişinin) ölümüne neden olan herkes, idam veya müebbet hapis cezasına çarptırılacak.

Ancak tasarı, işgal altındaki Batı Şeria'daki Filistinliler için, İsrail askeri mahkemelerinin cinayeti ‘terör eylemi’ olarak nitelendirmesi halinde idam cezasının varsayılan ceza olacağını öngörüyor.

Bu düzenleme uyarınca İsrail, bir İsrail vatandaşını öldüren herhangi bir Filistinliye idam cezası uygulayabilir, ancak bir Filistinliyi öldüren bir İsrailliye hiçbir koşulda idam cezası uygulanamaz.

İsrail, 1967 yılından bu yana Batı Şeria'yı işgal ediyor. Bu bölgede, suç işleyen Filistinliler, İsrail askeri mahkemelerinde, İsrailli yerleşimciler ise sivil mahkemelerde yargılanıyor.

İsrail yasaları idam cezasını öngörüyor. Ancak 1962 yılında Nazi Adolf Eichmann'ın idamından bu yana hiçbir idam cezası uygulanmadı.