‘Büyük Lübnan’ı reddeden Hıristiyanlar kimlerdi?

Sedir ağacı simgesini patriklik tacı üzerinde kullanan ilk isim Maruni Patriği Sarkis Rizzi oldu

Doğu’daki Fransa dostu Patrik Elias Howayek (Sosyal medya)
Doğu’daki Fransa dostu Patrik Elias Howayek (Sosyal medya)
TT

‘Büyük Lübnan’ı reddeden Hıristiyanlar kimlerdi?

Doğu’daki Fransa dostu Patrik Elias Howayek (Sosyal medya)
Doğu’daki Fransa dostu Patrik Elias Howayek (Sosyal medya)

Tony Boulos
Bazı düşünürler, 1920 yılında ‘Büyük Lübnan Devleti’nin ilan edilmesinin, Hristiyanlar tarafından yapılan büyük bir hata olduğunu, çünkü Lübnan’ın kuruluşundan bu yana hiçbir zaman siyasi istikrara kavuşamadığını ileri sürmüşlerdir. 1861 yılında o dönem Hristiyanların nüfusunun yüzde 80'ini oluşturduğu Cebel-i Lübnan Sancağı dışında Lübnan’ın diğer vilayetleri Osmanlı Devleti’ne sadık kaldılar.
O zamanlar Hristiyan Maruniler arasında genel eğilim ‘Büyük Lübnan’ın kurulmasından yana olsa da, birkaç Maruni lider, gelecekte Müslüman nüfusun artabileceği ve bağımsız Hıristiyan Lübnan'ın yok olabileceği konusunda uyarıda bulundular. Aralarında Piskopos Ignatius Mubarak, Filozof Süleyman el-Bustani ve diğerlerinin de bulunduğu bu Maruni liderler, Hristiyanlar için demografik bir tehdit oluşturmayacak şekilde ulusal ve sosyal güvenlik açısından hayati önem taşıyan bazı alanlarla sınırlı olmak kaydıyla yeniden ‘Küçük Lübnan’ olarak ‘hatanın’ düzeltilmesini talep ettiler. Ancak taleplerine karşılık verilmedi.
Fransız manda yönetimi ile Maruni siyasi ve ruhani liderlerin, Patrik Elias Howayek ve Hıristiyan liderlerle ilişkilere açık olan Müslüman Şeyh Muhammed el-Cisr'in 1932'de Hristiyan temsilcilerin desteğiyle Cumhurbaşkanlığı'na gelmesini reddetmeleri, Müslümanlar için büyük bir şoktu. Yetkili makam, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasını engellemek için Anayasa’yı askıya aldı ve parlamentoyu feshetti. Böylece Cisr’in cumhurbaşkanı olması engellendi.

Tarihi bir hata mıydı?
Akademisyen ve araştırmacı Louis Saliba, Büyük Lübnan’ın kurulması konusundaki bölünme problemini, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki bölünme olarak gösteren klasik söylemin ötesine geçerek ve özellikle Büyük Lübnan’ı destekleyen Maruniler ile reddeden Rum Ortodokslar arasındaki tutumları ortaya koyarak açıklamaya çalıştı. Saliba ayrıca Maruni topluluğunun içindeki farklı konumları ve bunun nedenlerini, ayrıca 1920-1926 yılları arasında ortaya çıkan ve Maruniler arasında kafa karışıklığına ve ‘Büyük Lübnan’ın ilanı tarihi bir hata mıydı?’ şeklinde cesurca bir soru sorulmasına neden olan Fransız politikasının yeni kurulan devlete karşı tutarsızlığına değindi.
Marunilerin tarıma uygun ve stratejik öneme sahip topraklar edinmek istediklerini söyleyen Saliba,  “Bu yüzden kendi lehlerine olan demografik yapıyı kaybettiler. Müslümanlar ise Arap ve İslam köklerinden koptuklarını ve Müslüman kimliklerini kaybettiklerini hissettiler. Marunilerin üzerlerinde baskı oluşturmalarından korkan Ortadokslar ise bu duruma içerlediler. Lübnan’ın tarihi, Büyük Lübnan'ın kuruluşundan bu yana, iki ünlü sözleşme; ‘Ulusal Pakt’ ve ‘Taif Anlaşması’ tarafından engellenemeyen kargaşa, gerilim ve savaşlar üreten mezhepsel çatışmalara tanık oldu. Batı dünyasının bu ikilemi, çoğulculuğu korurken laik ya da sivil bir toplum haline gelerek çözebildiğini vurgulayan Saliba, Lübnan'ın bir mezhep devleti olarak yola devam etmesinin siyasi, sosyal ve dış ilişkilerde daha fazla karmaşa ve soruna yol açtığının altını çizdi.

Suriye ile birleşme
Lübnan Üniversitesi Edebiyat ve İnsani Bilimler Fakültesi'nde tarih profesörü olan Dr. İmad Murad konuya ilişkin değerlendirmesinde, Büyük Lübnan'a karşı çıkan bir Hıristiyan akımının olmadığını, bunun yerine resmi statüye sahip olmayan kişilerin buna karşı çıktıklarını söyledi. Bu kişilerin, aralarında Patrik Elias Howayek'in kardeşinin de bulunduğu Paris Barış Konferansı'na katılan ve Fransızlar tarafından tutuklanan dördüncü heyetten olduklarına inandığını belirten Dr. Murad, Cebel-i Lübnan Sancağı’ndan manda yönetimine muhalif olan ve bağımsızlık talep eden çok sayıda Hıristiyan ve Müslüman’ın ya hapse atıldığını ya da sürgüne yollandığını kaydediyor.
Dr. Murad şöyle devam ediyor:
“Ortodokslar, bir mezhep olarak Büyük Lübnan tarafındaydı. Sadece bazı bireysel itirazlar yapıldı. Bu da gerçekten farklı bir izlenim verdi. Büyük Lübnan'ı reddedenler, Marunilere ve Ortodokslara bağlı partiler veya akımlar değil, bireylerdi. Bazı Maruni isimler, belirli bir inanca dayalı olarak Suriye ile birlik veya onunla federal bir yapı oluşturulmasını talep ettiler. Diğerleri, bir mezhebin diğerine hâkim olması korkusuyla Suriye ile birlik talep ettiler. Birlik çağrısı yapan önde gelen isimler arasında Şükrü Ganem, İskender Amor, İbrahim Neccar, el-Huri Habib Estephan, Esad Dagir ve Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi (SSMP) kurucusu Antun Sadi’nin babası Halil Sadi vardı.

Patriklik tacı üzerindeki sedir ağacı sembolü
Buna karşın Ortodoksların Büyük Lübnan’ın ilanına karşı olduklarını düşünen yazar Dr. Antun Necm,  “Paris Barış Konferansı’na katılan ikinci Lübnan heyetine Patrik Elias Howayek’in başkanlık ettiği gün, Lübnan'ın kuzeyindeki Akkar bölgesi sakinleri, yüzde 97'sinin Büyük Lübnan'a katılma talebiyle imzaladığı dilekçeler vermiş ve bu dilekçelerin uzunluğu 25 metreye ulaşmıştır. Büyük Lübnan’ın ilanına karşı çıkan Lübnanlı Ortodoksların sayısı, Suriye'de bulunan Ortodoks Kilisesi'nin etkisi ve çoğunluğa sahip Maruniler tarafından asimile edilme korkusu nedeniyle birkaç kişiyle sınırlıydı. Büyük Lübnan'ın ilk cumhurbaşkanı olan Ortodoks cemaatinden Charles Debbas'ın bu göreve gelişi, ‘Büyük Lübnan fikrine katılım oranının ne kadar yüksek olduğunun bir göstergesi olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Halkların kimliği ile devlet arasında yaşanan karmaşaya işaret eden Necm, Büyük Lübnan’ın ulusal düzeyde ilan edilmediğini düşünüyor. Lübnan devletinin 1920 yılında kurulduğunu ve bunun tarihi bir gerçeklik olduğunu vurgulayan Necm, “Bu konuda Lübnan'ın altı bin yaşında olduğunu söyleyen Dr. Charles Malik ile ufak bir anlaşmazlık yaşadım. Onun bahsettiği Lübnan, Sina Dağı ve Toros Dağı gibi bir yer olan Lübnan Dağı (Cebel-i Lübnan)’dır. Bu dağda yaşayan ve Marunilerden oluşan bir grubun, bu isme bağlı kaldığı ve onu salt bir coğrafi isimden toplum ismine devşirdiği doğrudur. Ancak bu, Lübnan’ın iki veya üç bin yıllık bir devlet olduğu anlamına gelmez” ifadelerini kullandı. On yedinci yüzyılda Sedir ağacı simgesini patriklik tacı üzerinde kullanan ilk ismin Maruni Patriği Sarkis Rizzi olduğunu söyleyen Necm, “Bundan sonra Cebel-i Lübnan’da yaşayan ve İncil'i okuyan bu insanlar, ulusal bir kimlikle değil, milli fanatizm olmadan yaşadıkları bir kimlikle Lübnan'a aittiler.

Tek bir devletin halkı
Avukat Mazin el-Garib, Lübnan tarihini Ulusal Pakt felsefesi açısından ele alan tarihçilerin, özellikle de halen aynı fikirde ısrar edenlerin en başında görüş olarak bir hata yaptıklarını düşünüyor. Garib’e göre bunun nedeni, tarihi Lübnan halkını tek bir milletmiş gibi ele almalarının yanı sıra, Lübnan'ın sorunları ve talihsizliklerinin her zaman yurt dışı kaynaklı olduğunu düşünmeleri. Lübnan'da çok sayıda halkın varlığının kesin ve kanıtlanmış gerçek olduğunu vurgulayan Garib, “Lübnan, halkları ortak tarih, din, dil, toprak ve ırkı milliyetçiliğin veya bir ulusun sütunları olarak gören 19. yüzyıl filozoflarının anlayışındaki gibi tarihte tek bir milletten oluşmamıştı. Hatta sübjektif millet anlayışının kurucusu olan Ernest Renan bile tanımına bir arada yaşama iradesi şartı eklemişti” ifadelerini kullandı.
Garib şöyle devam etti:
“Bir Osmanlı Devleti vilayetliğinden değişken merkezi emirliğe, uluslararası vesayet altında Cebel-i Lübnan Sancağı’ndan zorlu Büyük Lübnan'a, bağımsız Lübnan Cumhuriyeti'nden ve bölündüğü savaşlardan Taif Anlaşması’na ve Suriye vesayetine oradan da İran hegemonyasına kadar bu bölgenin sakinleri her zaman bu bölgenin halkları olmaya devam ettiler. Bugün, tamamen iflas eden ‘yalanların yüzüncü yılının’ sona ermesiyle ve Lübnan devletinin çökmesiyle birlikte, insanlar radikal bir çözüme ve onları birbirlerinden koruyacak yeni bir sisteme şiddetle ihtiyaç duyuyorlar. Lübnan, birden çok kimliğe ve kültüre, farklı hedeflere, farklı inançlara ve zıt özlemlere sahip birkaç yapıdan oluşuyor. Bu bir gerçek ve bunun da hiçbir zararı yok. Gerçekler bu temelde ele alınmalıdır. Usta gazeteci Georges Naccache (Fransızca yayınlanan L'Orient gazetesinin kurucusu), 1949 yılında kaleme aldığı ve bu yaraya parmak basan ‘İki kutup tek bir millet oluşturamaz’ başlıklı makalesindeki analiziyle, tek bir ulusun tek bir Lübnan varlığına dönüşmesini engelleyen yapısal sorunun özünü ortaya koyarken Sayın Michel Chiha tarafından tasarlanan Ulusal Pakt felsefesini yıkıp geçmiştir.”



Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, yaptığı açıklamada, hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış konusunda karar yetkisinin devlete ait olması olduğunu belirterek, silahların anayasal kurumların elinde bulunması gerektiğini vurguladı.

Zeydi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada, “Silahların kontrol altına alınması ve savaş ile barış kararının devlete ait olması alanındaki uygulama adımları doğru yönde ilerliyor. Bu, kurumlar devletinin inşasının, egemenliğin korunmasının ve istikrarın tesis edilmesinin temelidir” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesinin stratejik ortaklarla ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdığını belirterek, askeri iş birliğinden ekonomik ve kalkınma odaklı iş birliğine geçileceğini ifade etti. Zeydi, Irak’ı korumak amacıyla güvenlik ve askeri kapasitenin geliştirilmeye devam edeceğini söyledi.

Irak Başbakanı ayrıca sınırların kontrol altına alınması, açıkların giderilmesi ve aşırılığın gelişebileceği ortamların oluşmasını önlemek için sürekli teyakkuz halinde olunması çağrısında bulundu. Zeydi, Irak’ın diyalog ve diplomasiyi, krizlerin yatıştırılmasını, egemenliğe saygı gösterilmesini, içişlerine müdahale edilmemesini ve iyi komşuluk ilişkilerini destekleyen tutumunu yineledi. Çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesi ve savaşların yeniden patlak vermesinin önlenmesi çağrısı yaptı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)

Zeydi, dünyaya Irak’a daha fazla açılma çağrısında bulunarak ülkesinin güvenlik ve istikrara katkı sunabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin önemine dikkat çekerek bunu, “Büyük Fav Limanı’nı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan, ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor” olarak nitelendirdi.

Zeydi, “Irak hiçbir zaman kenarda kalmadı; tarihin kalbi ve bugünün nabzıdır. Geleceğe doğru ortaklık kurmayı hak ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak, “Irak’ın Lübnanlaşmasını önlemek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Irak hükümeti üzerindeki silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskının arttığı bir dönemde yapıldı.

Rubio, ABD’nin Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini belirtti.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırıları durduracağı 90 günlük bir sürecin başlatılmasını ve silahların devlete devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Yemen genel seferberlik ilan etti

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
TT

Yemen genel seferberlik ilan etti

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, halka genel seferberlik ve ulusal teyakkuz çağrısında bulunarak silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerine katılmalarını, Husi milislerine karşı cumhuriyetlerini ve ulusal kurumlarını savunmaya katkı sağlamalarını istedi.

El-Alimi, 26 Eylül Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla halka hitaben yaptığı konuşmada, kandırılarak Husilerin saflarına katılanların cumhuriyet ve anayasal meşruiyet saflarına güvenli şekilde dönmelerinin önünü açtığını açıkladı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Alimi, dün itibarıyla Husiler safında savaşmayı veya onlar adına çalışmayı bırakanların anayasa ve yasalar uyarınca aftan yararlanacağını belirtti.

Yemen Cumhurbaşkanı, Yemen ve Kızıldeniz’de güvenlik ve istikrar isteyen ülkelere “halkımızın, hükümetimizin ve silahlı kuvvetlerimizin yanında durmaları ve ülkemizi milislerden kurtarmak amacıyla Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona destek vermeleri” çağrısında bulundu.

El-Alimi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesinin “yalnızca Yemen’in değil, bölgedeki ve dünyadaki bütün ülkelerin çıkarına olduğunu” belirterek, “Husi projesinin topraklarımızı ve kıyılarımızı Yemen’in ve tüm bölgenin güvenliğine yönelik sürekli bir tehdide dönüştürmeyi amaçladığını” söyledi.

Cumhurbaşkanı, devletin hedefinin herkes için açık olduğunu vurgulayarak, bunun “devlet kurumlarını yeniden tesis etmek, ulusal toprakların tamamında egemenliği yeniden sağlamak ve nihayetinde Sana’ya ulaşmak” olduğunu ifade etti.


İtirazlar ve boş oy pusulaları... Gazze’deki Hamas başkanlık seçimlerinde neler oluyor?

(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
TT

İtirazlar ve boş oy pusulaları... Gazze’deki Hamas başkanlık seçimlerinde neler oluyor?

(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)

Gazze Şeridi’nin içinden ve dışından dört Hamas kaynağı, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, üç hafta önce gerçekleştirilen ilk turda sonuç alınamamasının ardından, hareketin Gazze Siyasi Büro Başkanı seçimi için planlanan ikinci turun durdurulduğunu açıkladı.

Kaynakların ifadeleri, ilk turun ‘oy hakkına sahip kişilerin boş oy kullanması nedeniyle sonuçlanamadığı’ yönünde birleşti. Bu durumun, geçtiğimiz mayıs ayında Siyasi Büro Genel Başkanı seçimi sırasında yaşanan ve Halid Meşal’e karşı Halil el-Hayye’nin galibiyetiyle sonuçlanan ikinci tur seçimdeki sürecin bir tekrarı olduğu belirtildi.

Gazze ve yurt dışından üç kaynak, Gazze’deki Hamas bürosu liderliği için yapılacak ikinci turun durdurulmasının; yurt dışında ikamet eden Nizar Avadallah ile Gazze’de bulunan Ali el-Amudi (her ikisi de Siyasi Büro üyesi) arasındaki yarışta, Avadallah’ın ikinci turda uygulanan bazı prosedürlere itiraz etmesi üzerine gerçekleştiğini aktardı.

vfbgf
Hamas hareketinin askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim 2023’teki saldırı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)

Gazze dışındaki dördüncü kaynak ise ‘seçimlerin geçici olarak dondurulmasına ve açıklanmayan bazı düzenlemelerin ardından yakın zamanda tamamlanmasına yol açan başka görüş ayrılıklarının da bulunduğunu’ ifade etti. Kaynak, bu durumun ‘hareket içindeki her seçim sürecini düzenleyen yasa ve tüzükler çerçevesinde doğal bir süreç olduğunu’ değerlendirmesinde bulundu.

Bazı kaynaklar, seçimin ertelenmesini kısmen ‘güvenlik durumuna, Gazze Şeridi’nin içinden geçtiği süreç ile savaş sonrası seçim gerçekliğiyle başa çıkma koşullarına’ bağladı. Bir diğer kaynak ise seçimlerin ‘İsrail’in seçimlere veya diğer faaliyetlere katılan kişilere ulaşmayı amaçlayan yoğun istihbarat takibi altında yürütüldüğüne’ dikkat çekerek, tüm bu nedenlerin mevcut duruma yol açan hukuki açıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını belirtti.

Beyaz kağıtlar neden geri geldi?

Yine boş oy kullanılmasına ilişkin olarak Gazze içindeki iki kaynak, bu durumun doğal olduğunu, adayların fikir ayrılıklarından ve izleyecekleri yaklaşımın bazı üyelerce mevcut dönem için uygun görülmemesinden kaynaklandığını; nitekim genel seçimlerde de benzer bir tablonun yaşandığını belirtti.

Kaynaklar, Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye’nin adaylardan Ali el-Amudi veya Nizar Avadallah’ı destekleyip desteklemediğine dair bilgi vermedi.

Hamas, 7 Ekim 2023’te İsrail’in Gazze sınırındaki mevzilerine ve yerleşim yerlerine yönelik başlattığı ve İsrail’in uzun süreli, kesintisiz bir savaş açmasına yol açan saldırıların ardından, 1987’deki kuruluşundan bu yana en karmaşık süreçten geçiyor.

Ali el-Amudi hakkında ne biliyoruz?

Geçtiğimiz aralık ayında Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, eski bir tutuklu ve Siyasi Büro üyesi olan, savaştan önce de hareketin medya dairesi sorumluluğunu yürüten el-Amudi’nin; Hamas’ın hayatını kaybeden lideri Yahya Sinvar’a yakın ve çoğu Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta ikamet eden bazı isimlerle birlikte Gazze’deki hareketin yönetimiyle görevlendirilmesinin ardından, Gazze Şeridi Siyasi Büro Başkan Vekilliği görevini üstlendiğini aktarmıştı.

2011 yılındaki İsrail askeri Gilad Şalit takas anlaşmasıyla serbest bırakılan el-Amudi, yaklaşık bir yıldır Gazze’nin yönetiminde merkezi ve kilit bir figür haline gelmişti. İsrail hapishanelerindeki tutukluluk süreçlerinde ve serbest kaldıktan sonra Sinvar’a oldukça yakın isimler arasında yer alan el-Amudi, birçok toplantı ve etkinlikte de kendisine eşlik etmişti. Gazze’nin yönetimi için el-Amudi’nin görevlendirilmesi uzlaşı ve istişare yoluyla gerçekleşmiş, ancak o dönemde bazı kaynaklar bu adımı iç tüzüğün etrafından dolaşma olarak değerlendirmişti. Gazze’deki iç seçimlerin yapılması da bu durumla açıklanıyor.

Geçtiğimiz dönemde el-Amudi’nin Gazze’de aldığı kararlar, yaptığı değişiklikler ve bazı yetkilileri görevden alması geniş tartışmalara yol açmış, Gazze’deki yerel lider kadro arasında huzursuzluk yaratmıştı. Bu durum, yurt dışındaki bazı Siyasi Büro üyelerinin müdahale ederek krizleri çözme arayışına girmesine neden olmuştu.

Nizar Avadallah hakkında ne biliyoruz?

Nizar Avadallah, Hamas’ta 2004 sonlarından 2007 başlarına kadar olan dönemde Siyasi Büro yönetimini gizlice yürüten tarihi kuşak liderleri arasında yer alıyor. Avadallah, Şalit takası müzakerelerinin sorumluluğunu üstlenmesinin yanı sıra son savaştaki müzakerelerde aktif ve önemli bir rol oynamış; hareketin 2007’de Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirmesinin ardından çeşitli başkentlerde yürütülen Filistin uzlaşma turlarında da kritik görevler üstlenmişti.

Avadallah, Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin, Abdulaziz Rantisi ve hareketin birinci kuşak diğer tarihi liderleriyle oldukça yakın bir ilişkiye sahipti.

Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde ikamet eden ve evi daha önceki savaşlarda birkaç kez bombalanan 68 yaşındaki mimar Avadallah’ın yıldızı bu süreçte parladı.

2021 yılında düzenlenen son iç seçimlerde Gazze Şeridi Siyasi Büro liderliği için Yahya Sinvar ile yarışan Avadallah, o dönemde yapılan ikinci tur seçimlerin ardından liderliği Sinvar’a kaybetmişti.