Fransa Irak’ta ne arıyor? Asıl hedef Türkiye ve İran mı?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
TT

Fransa Irak’ta ne arıyor? Asıl hedef Türkiye ve İran mı?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Bağdat ziyareti, Paris’in Irak’ta oynamak istediği rol ve bu ziyaretin özellikle Ankara ve Tahran gibi Irak’ta etkili olan bölgesel güçler için problem teşkil edip etmeyeceği konusunda soru işaretlerine yol açtı.
Fransa Cumhurbaşkanı, Irak’ın egemenliğini desteklediğini belirterek, Bağdat’ın karşılaştığı sorunların başında DEAŞ örgütü ve dış müdahalelerin geldiğini söyledi.

Silahlı grupların durumu
Macron, Bağdat ziyareti sırasında çoğu İran tarafından desteklenen Şii silahlı gruplara atıfta bulunarak, Fransa’nın, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’nin bütün silahlı grupların “durumunu çözüme kavuşturmak” için gösterdiği çabaları desteklediğini söyledi.
Macron, Irak’ın egemenliğini ihlal eden tarafların isimlerini açıkça zikretmedi. Ancak gözlemciler, Macron’un bu açıklamasının, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki askeri müdahaleleri ve İran destekli silahlı grupların diplomatik misyonlara ve ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon üslerine fırlattığı füzeleri “reddetme mesajı” niteliğinde olduğunu ve Ortadoğu'daki gerginliği tırmandırma konusunda girişimler sunmayı amaçladığını belirtiyor.
Macron, Kazimi ile ortak düzenlediği basın toplantısında, “Kararlı olmaya devam edeceğiz. Çünkü DEAŞ’a karşı savaş devam ediyor. Ancak bu, Irak’ın egemenliğine saygı duyan anlaşma ve protokol çerçevesinde olmalıdır” dedi.
Macron, Bağdat ziyaretinde yaptığı görüşmelerde, Irak’ın elektrik sıkıntısını ortadan kaldıracak nükleer santral projesi ve Bağdat Metrosu projesini ele aldığını aktardı.
Macron, Irak ziyareti öncesinde Lübnan’daki temasları sırasında yaptığı açıklamada, “Irak’ın egemenliğini desteklemek için Birleşmiş Milletler ile başlatılacak bir girişim kapsamında Bağdat’a gideceğini” söylemişti. Ancak Macron’un Irak ziyareti söz konusu “girişimi” içermediği gibi Paris’in bu çerçevede oynamaya çalıştığı rol hakkında da net bir ifade kullanılmadı. Gözlemciler ise bu girişimin ABD-İran çekişmesi başta olmak üzere gerilimin düşürülmesinde büyük bir etkisi olmayacağını ve Fransa’nın Iraklı siyasi grupları etkileme konusunda ABD ve İran ile rekabet edemeyeceğine dikkat çekiyor.

Ekonomik ortaklıkların kurulmasının önündeki engeller
Macron’un Bağdat ziyareti “Irak’ın egemenliğini destekleme” meselesine odaklanmakla birlikte ekonomik yatırımlar ve enerji alanlarında stratejik ortaklıktan söz edilmedi. Nitekim böyle bir adım, Irak pazarına büyük önem veren Tahran ve Ankara’nın çıkarabileceği engellere toslayabilir.
Irak’ta İran destekli siyasi çevrelerin Macron ziyaretine herhangi bir eleştiri yöneltmemesi, bu çevrelerin Fransa’nın Irak ekonomisindeki İran etkisi ile rekabet edemeyeceği düşüncesinden kaynaklanıyor olabilir.
Jeopolitik uzmanı Diyari el-Feyli, Fransa’nın Irak ile büyük ekonomik ortaklıklar kurmasının önünde birçok engelin olduğunu belirterek, bunları şöyle sıraladı:
- Paris’in Irak’taki istikrarsız güvenlik ortamından endişe duyması.
- Ekonomi yönetiminin başında devletin bulunmaması.
- Çok sayıda çevrenin kontrolünde bulunan ve giderek küçülen Irak ekonomisinin gölgesinde Bağdat ile yapılacak ekonomik girişimlerin geleceğinden endişe duyulması.
Feyli, İran’ın bu engelleyici faktörlerin farkında olduğunu ve bu nedenle İran destekli siyasi grupların Macron ziyaretine tepki göstermediğini söyledi.
Feyli’ye göre, Fransa’nın Bağdat’taki hareketliliğinin merkezinde iki eğilim bulunuyor. Birincisi, Irak ordusuna güvenlik danışmanlığı ve eğitim üzerinden Bağdat ile askeri işbirliği kurmak. İkincisi ise Paris’in Irak’ta NATO rolünü aktifleştirme girişimine öncülük ederek, ABD askeri varlığının ülkede oluşturduğu gerilimlerin düşürülmesidir.
Feyli, İran destekli grupların Fransa’nın Bağdat’taki hareketliliğine itiraz etmemesinin nedenlerinden birinin “Fransa’nın İran’ın içinde bulunduğu bitkin durumdan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın seçimler konusunda girdiği çıkmazdan faydalanarak, Washington’u Tahran ile yeniden nükleer anlaşmaya geri döndürme imkanı” olduğunu söyledi.

Ankara’ya mesaj
Gözlemcilere göre, Ankara’nın çok sayıda Kuzey Afrika ülkesinde hayati noktalarda Paris ile rekabet edecek hale gelmesi nedeniyle, Macron’un en çok ilgilendiği konuların başında Türkiye’nin Irak egemenliğini sürekli ihlal etmesi meselesi geliyor.
Feyli, Macron ziyaretinin Türkiye’nin sürekli ihlalleriyle mücadelede Irak’a nasıl katkı sağlayabileceği sorusuna, “Fransa Cumhurbaşkanı’nın bu konuda net bir şey söylememesine ve sadece Irak’ın egemenliğini destekleyeceğini ifade etmekle yetinmesine rağmen, bu adım Kuzey Afrika’da ve diğer bölgelerde hayati alanlarda Fransa ile rekabet eden Türkiye üzerinde baskı kurma çabasını ifade ediyor” diye yanıt verdi.
Feyli, “Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı’nın Bağdat’ta bulunması ve Fransa Cumhurbaşkanı ile görüşmesinde Ankara’ya net bir mesaj var: Paris Türkiye’nin müdahalelerine büyük önem veriyor. Paris, Ankara’nın Kuzey Afrika’da son olarak yaptığı gibi hayati alanlarda daha büyük bir rol oynamaya çalışıyor ve oyunun kurallarını yeniden belirlemek amacıyla Ankara’yı diyalog masasına oturtmak için baskı yapıyor” diye konuştu.

Türkiye’nin endişesi ve İran’ın rahatlığı  
Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şammari, “Ankara, Macron’un ziyaretine şüpheyle bakıyor. Ankara’nın Doğu Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da Paris’in hayati alanlarına uzanmasına yanıt olarak gelen bu ziyaret, Fransa’nın, Türkiye’nin Irak’taki etkisini sınırlandırma mesajı olarak okunabilir” dedi.
Tahran’ın Macron ziyaretine nasıl yaklaştığına değinen Şammari, “İran’daki karar alıcılar, Tahran ve Paris arasındaki dengeli ilişkiler dikkate alındığında, bu ziyaret karşısında daha rahat görünüyor. Nitekim Macron, Lübnan ziyaretinde Hizbullah’ın ülkenin bir siyasi hareketi olduğunu söyleyerek, İran’a güvence mesajı vermişti. Tahran’ın Fransa’nın ekonomik rolünün önüne engeller koyması Irak’taki çıkarlarını etkileyebilir. Paris, ülkedeki uluslararası ve bölgesel itiş kakış arasında Irak'ta ekonomik bir dayanak bulmaya çalışıyor. Irak'a açılma noktasında artan uluslararası hareketlilik, Bağdat'taki karar alıcılar açısından devleti ve istikrar şansını güçlendirmeleri için bir başlangıç noktasıdır” diye konuştu.

Tahran’ın Irak ile Lübnan’daki müttefikleri
İran’ın Irak’taki müttefikleri, Bağdat’ın ABD hariç batılı ülkelere açılmasını destekliyor (İran’ın ülkedeki ekonomik çıkarlarına zarar vermemek şartıyla) görünüyor. Gözlemciler ise Tahran için asıl sorunun Bağdat’ın batılı ülkelerle ilişkilerini geliştirmesi değil, ülkede yaşanacak herhangi bir ekonomik kalkınmanın İran destekli grupların etkisini kırması olduğunu belirtiyor. Gözlemciler, böyle bir senaryonun gerçekleşmesinin, Tahran’ın içinden geçtiği ekonomik krizde nefes almasına yarayan bir ülkeyi kaybetmesi anlamına geleceğine dikkat çekiyor.
Siyaset bilimi uzmanı Kahtan el-Hafaci, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “Fransa’nın Irak’ın egemenliğini desteklemesi, Lübnan’daki krizi yatıştırma hamlesinin bir parçasıdır. Paris, Irak’ta faaliyet gösteren İran destekli silahlı grupların Lübnan sahnesinde büyüyen etkisinin farkında. Bu gruplar İran’ın Lübnan’daki müttefiklerinin finanse edilmesinde en büyük kaynak konumunda” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre Hafaci, “Irak’taki ekonomik hareketliliği ve yatırımların çoğunu kontrol eden İran, Irak’ın kendi rızasının olmadığı bir ekonomik ortaklığa şüpheyle bakıyor. İran, Irak’ın ekonomik açılım sağlayacağı diğer ülkelerin önüne çok sayıda engel çıkarır. Çünkü Tahran için Irak’ın ifade ettiği önem, İran ekonomisinin ABD yaptırımları altında çökmesini engelleyen önemli bir konumda olmasından kaynaklanıyor. ABD’nin nükleer anlaşmaya yeniden yanaşıp yanaşmayacağın bağlı olarak İran, batılı ülkelerin Irak’ta ekonomik faaliyet göstermesine izin verebilir” değerlendirmesinde bulundu.



Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.