Suriye güç haritasında son 6 ayda değişim yaşanmadı

Şubat ayında Kamışlı kırsalında görülen Suriye, Rusya ve ABD güçleri (AP)
Şubat ayında Kamışlı kırsalında görülen Suriye, Rusya ve ABD güçleri (AP)
TT

Suriye güç haritasında son 6 ayda değişim yaşanmadı

Şubat ayında Kamışlı kırsalında görülen Suriye, Rusya ve ABD güçleri (AP)
Şubat ayında Kamışlı kırsalında görülen Suriye, Rusya ve ABD güçleri (AP)

Suriye’de 2012’den bu yana ilk kez aralıksız 6 ay boyunca askeri temas hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı. Rusya’nın 2015 yılı eylül ayının sonlarında Suriye’ye askeri müdahalesinin üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen 185 bin kilometrekarelik Suriye toprağı halen 3 nüfuz bölgesine ayrılmış durumda: Ülke topraklarının üçte ikisi, Rusya ve İran destekli Suriye hükümetinin kontrolünde bulunuyor. Suriye topraklarının dörtte birini oluşturan kuzeydoğudaki bölgeler ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon destekli Arap ve Kürt savaşçıların bir araya geldiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) denetiminde bulunuyor. Türk ordusunun desteklediği savaşçı gruplar ise ülkenin kuzey ve kuzeybatısındaki toprakları kontrol ediyor.

Geri çekilmenin ve gücün zirvesi
Suriye’deki askeri güç haritasında geçtiğimiz 9 yılda büyük değişiklikler meydana geldi. Suriye merkezli Cusur (Köprüler) Araştırma Merkezi’ne göre, Mart 2011’de barışçıl protestoların silahlı hareketlere dönüşmesinin ardından rejim, 2012’nin sonunda bu toprakların üçte birini zar zor kontrol edebiliyordu. Silahlı muhalefet ise tüm oluşumlarıyla birlikte toprakların diğer üçte ikisini kontrol ediyordu. Rejimin 2015-2016 arasında kontrol ettiği toprakların oranı dörtte bire düştü.
2015 yılının ortalarında muhalif grupların kontrolü, hükümet güçlerinin geri çekilmesi zirveye ulaştı. Cusur Araştırma Merkezi, bu dönemle ilgili değerlendirmesinde, “Rejimin kontrolü artmadan önce bile muhalefetin kontrolü büyük ölçüde azaldı. Zira 2013’ün sonlarında DEAŞ’ın sahaya bir aktör olarak çıkması askeri oyun kurallarının değişmesine yol açtı. Nitekim DEAŞ rejimin bölgelerine kıyasla muhalefetin denetimindeki bölgeleri hızla yutmaya başladı. 2015 yılında örgüt Suriye topraklarının yarısından fazlasını kontrol eder hale geldi” ifadelerine yer verdi.
ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçlerinin Eylül 2014’te DEAŞ’a karşı savaş başlatmasıyla birlikte Kürt YGP güçleri aşamalı bir şekilde rejimin denetimindeki bölgelere yerleşti. Ekim 2015’te Uluslararası Koalisyon desteğiyle DEAŞ’a karşı savaşta çatı örgütü olarak Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kuruldu. SDG aşamalı olarak 2016’da Suriye toprağının yüzde 15’inde, 2017’de yüzde 20’sinde ve 2018’in ikinci yarısında yüzde 27’sinde kontrolü ele geçirdi. Geçen yılın sonbaharında bu oran çok az ölçüde düştü.
Muhalefet 2015’ten sonra yeni hiçbir bölgeyi ele geçiremedi. Elbette Türkiye’nin müdahalesiyle halihazırda kontrol ettiği topraklar bu kapsama dahil değil. Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında yer alan bu bölgeler, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve desteklediği muhalif grupların ortak yürüttüğü Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Barış Kalkanı operasyonları sırasında ele geçirildi.
Rus yetkililer, birçok münasebetle yaptıkları açıklamalarda, Eylül 2015’te ordularının müdahalesinden Suriye hükümet güçlerinin ülke topraklarının yüzde 10’undan fazlasını kontrol etmediğini dile getiriyorlar. Akabinde hükümet güçleri Rus kuvvetlerin desteğiyle birlikte aşamalı olarak daha fazla ilerlemeye başladı ve rejim 2018’den bu yana toprakların üçte ikisini kontrol ediyor.

Savaşlar ve anlaşmalar
Askeri operasyonlar 2012 ve 2016 arasında güç bölgelerinin ve temas hatlarındaki değişikliklerin temelini teşkil ediyordu. 2017’nin başında Rusya, Türkiye ve İran arasında Astana süreci başladı. Cusur Merkezi’ne göre, bu sürecin başlaması, Aralık 2016’da muhalefetin stratejik Halep kentini kaybetmesinden sonra gelir. Süreç askeri operasyon planlarının yeniden düzenlenmesinde etkili oldu. Zira süreç, tarafların hızlı bir uzlaşı yapmada başarısızlığını yansıtan mevsimsel bir karaktere dönüştü veya bir tarafın yeni oturum başlamadan hemen önce müzakerelerdeki baskı düzeyini artırmak için kullanıldı.
Askeri operasyon yöntemleri, hava saldırıları ve varil bombalarının yanı sıra bazı taraflar özellikle de hükümet geçleri diğer araçları kullanarak nüfuz alanını genişletti. Bu araçların en önemlisi kuşatmaydı. Rejim Şam Kırsalı, Şam ve Humus’ta bu yöntemi uygulayarak kuşatma altındaki yerel taraflarla uzlaşı anlaşmaları yaptı. Bu anlaşmaların çoğu bölgedeki savaşçıların kuzeye doğru kaydırılması ve bu bölgelerin rejimin kontrolüne geçmesiyle sonuçlandı. Cusur Merkezi’nin değerlendirmesinde, “Yerel aktörler ile bazen dışardaki arabulucuların da katılımıyla yapılan anlaşmalar, rejimin güç haritasını genişletti. Nisan 2017’de Rusya’nın bölgesel himayesinde yapılan 4 Şehir Anlaşması, rejim ve muhalifler arasındaki güç dengesini önemli ölçüde değiştirdi. Nitekim bu anlaşmayla birlikte muhalif güçler, İdlib kırsalındaki Kefraya ve Feva beldelerinin boşaltılması karşılığında Şam kırsalındaki Zebdani ve Madaya kentlerinden çıktı” ifadesini kullandı.
Suriye sahasında zaman zaman yapılan uluslararası anlaşmalar da yerel aktörler arasında savaş olmadan güç haritasında değişimlere yol açtı. Örneğin Rusya ve ABD’nin 2018 ortalarında yaptığı anlaşma sonucu Rusya destekli hükümet güçleri Dera ve Kuneytra’yı aldı. Aynı şekilde Fırat’ın doğusundaki Barış Pınarı Harekatı kapsamında Türkiye ve ABD anlaşması ile Türkiye sınır hattına yerleşti. Ankara ve Moskova arasında yapılan anlaşmalar sonucunda da ülkenin kuzeybatısındaki durum kontrol altına alındı.

Uzayan donukluk
Cusur Merkezi’nin hazırladığı Ağustos 2020 askeri güç haritasına bakıldığında Şubat ayından bu yana çatışma tarafları arasında bir durgunluğun olduğu görülüyor. Muhalifler yüzde 10.98’lik bir alandaki denetimini koruyor. Bu alanlar, Ürdün-Suriye-Irak sınırının Suriye tarafındaki ABD Tanf Üssü’nü de kapsıyor. Aynı zaman diliminde, Suriye hükümeti kontrol ettiği yüzde 63.38’lik alanı, SDG de yüzde 25.64’lük alanı korumaya devam ediyor. Cusur Merkezi’nin değerlendirmesinde, “Şubat 2019’dan beri DEAŞ’ın Suriye toprakları üzerinde hiçbir askeri kontrolü kalmadı” ifadesi kullanıldı. Ancak Fırat’ın doğusunda ve Suriye çölünde örgüt hücreleri halen bulunuyor.
Suriye krizinin başlangıcından bu yana ilk kez temas hatlarının 6 ay boyunca korunmasının arkasında Türkiye, ABD ve Rusya’nın Suriye’nin kuzeydoğusuyla ilgili imzaladığı anlaşmalarla bağlantılı olarak iç ve dış bir dizi etken bulunuyor. Bu çerçevede Moskova ve Ankara’nın İdlib ile ilgili yaptığı anlaşma, koronavirüs salgını ve ABD’nin Ceaser Yasası kapsamında uyguladığı yaptırımlar sonucu Şam’ı vuran ekonomik kriz gösterilebilir.

Zor uzlaşı
2017’nin ortasında ABD ve Rusya orduları çatışmasızlık anlaşması imzaladı. Bu anlaşmanın içeriğinde tarafların karşılıklı olarak Suriye içindeki hareketlerini bildirmesini öngören bir koordinasyon kuruldu. Bunun için de görece bir şekilde temas hattı olarak Fırat Nehri seçildi. Buna göre Fırat’ın doğusunda ABD ve müttefikleri, batısında ise Rusya ve müttefiklerinin yer alması kararlaştırıldı. ABD Tanf Üssü ve Münbiç’in batısında kalmasına karşılık, Suriye hükümeti Fırat’ın doğusundaki Kamışlı ve Haseke’deki güvenlik noktalarındaki varlığını korudu.
Temas hatları Ekim 2019’a kadar nispeten istikrarlı kaldı. ABD Başkanı Donald Trump’ın güçlerini Türkiye sınırından çekmesi, Türk ordusunu desteklediği muhalif gruplarla birlikte başlattığı Barış Pınarı Harekatı ile Tel Abyad ve Rasulayn arasında ilerleme konusunda cesaretlendirdi. Türk ordusunun ilerlemesi üzerine SDG, Şam’a başvurdu. İki taraf arasında yapılan anlaşma sonucu Suriye ve Rus ordusu Türkiye’nin boşalttığı bölgelere yaklaşık 10 bin asker konuşlandırdı ve Halep-Kamışlı yolunda Rus helikopterlerin eşliğinde Rusya-Türkiye ortak devriye faaliyetleri başladı. Ayrıca Suriye Sınır Muhafızları, Türkiye sınırında Barış Pınarı bölgesi dışında kalan bölgelere konuşlandı.
Trump, çekilme kararı sonrasında yaptığı ikinci bir açıklamada 500 Amerikan askerinin Fırat’ın doğusunda ve 100 askerin de Tanf Üssü’nde kalmaya devam edeceğini açıkladı. Bu açıklamayla birlikte Fırat’ın doğusunun çeşitli taraflar arasında nüfuz bölgelerine dönmesi, kafa karışıklığını da beraberinde getirdi. Bu da ABD ve Rusya’nın iki ordu arasında ‘çatışmasızlık’ anlaşmasını teyit etmesini gerektirdi. Geçtiğimiz aralık ayında yapılan ‘çatışmasızlık’ anlaşması yenilendi.
Rusya’nın bir taraftan yerel sakinleri silah altına alma çabalarını yoğunlaştırırken, diğer taraftan üs ve kontrol noktası kurarak, Rakka ve Haseke’de devriye icra ederek veya Irak sınırına ulaşmaya çalışarak karada ‘çatışmasızlık’ anlaşmasını test etmesi dikkat çekiyor. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, Haziran ayında yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un Rusların bölgeye askeri teçhizat yığdığını gözlemlediğini ve Rusya’nın Kamışlı Havalimanı’nda üs kurduklarından haberdar olduklarını belirtti. ABD tarafı, Rusya’nın varlığının “çalışmalarını zorlaştırdığını” kaydetmişti.
Haziran sonuna doğru Rus kuvvetleri Uluslararası Koalisyon’un bölgelerine girmeye başladı. Bu, Uluslararası Koalisyonu kasıtlı bir biçimde bölgeden “kovma” hamlesinin bir parçasıydı. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien, önceki gün yaptığı açıklamada, Suriye’de Rus askeri aracın kendi araçlarına çarpması konusunda ABD’nin Rusya’ya endişelerini aktardığını söyledi. O'Brien, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, “Durum kendilerine tüm açıklığıyla (Rusya’ya) iletildi. Bu uygun bir düzeyde yapıldı” dedi. Ancak Moskova anlaşmaya halen bağlılığını sürdürüyor ve İsrail’in Deyrizor kırsalında İran mevzilerine hava saldırıları düzenlemeye devam ettiği bir dönemde Şam’dan bu anlaşmaya bağlı kalmasını istiyor.

Kırılgan ateşkes
Geçtiğimiz iki yıllık süre zarfında, hükümet güçleri İran ve Rusya’nın desteğiyle, İdlib ve kırsalı, Hama, Halep ve Lazkiye’yi içine alan “Kuzey Üçgeni”ne çok sayıda saldırı düzenledi, Hama’nın kuzeyi ile Halep’in batısında ilerledi, Halep-Şam otoyolunu açtı ve Türkiye ile Rusya’nın Soçi Anlaşması uyarınca ‘gerilimi azaltma’ bölgesi içinde yer alan Serakib’de kontrolü ele geçirdi. Bununla birlikte Suriye hükümet güçlerinin ocak ayı sonunda İdlib’in güneyindeki Maarrat en-Numan’ı ele geçirmesi üzerine Türk ordusu Şubat ayında Suriye’nin kuzeybatısına benzeri görülmemiş bir takviye hareketi başlattı. Cusur Merkezi’ne göre bu kapsamda Türkiye, TSK bünyesindeki Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı binlerce asker tanklar, zırhlı araçlar, topçu ve füze birlikleri eşliğinde Suriye topraklarına gönderdi. Çok sayıda kaynak TSK’nın hükümet güçlerini ülkenin kuzeybatısındaki operasyonlarını sürdürme noktasında “caydırmak” için İdlib ve kırsalına 12 binden fazla asker ve binlerce askeri araç konuşlandırdığını bildirdi.
Mart başında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Moskova’da İdlib’de gerilimin düşürülmesi için bir anlaşma imzaladı. Anlaşmada Halep-Lazkiye otoyolunun (M4) güney ve kuzey tarafında 6’şar kilometre derinlikte bir koridorun oluşturulmasına karar verildi. Bunun amacı, Rus ve Türk savunma bakanlıkları arasındaki iletişim kanalları üzerinden güvenli geçiş çalışmalarını koordine etmek ve Halep-Lazkiye otoyolunda Serakib’in batısındaki Ternaba beldesinden Ayn el-Hur beldesine uzanan hatta Türkiye ve Rusya arasındaki ortak devriyeleri başlatmaktı.
Rusya ve Türkiye ortak devriyeleri Halep-Lazkiye otoyolunda birçok saldırıya uğradı. Hükümet güçleri ve muhalif güçler de İdlib’in güneyinde karşılıklı saldırılar düzenliyor. Bunun yanı sıra zaman zaman hava saldırıları gerçekleşirken, İdlib’deki radikal güçler drone’lar ile hedef alınıyor. Ancak bazı ihlallere rağmen ateşkes halen devam ediyor. İki taraf şimdiye kadar 25 kez ortak devriye gerçekleştirdi. Özellikle iki tarafın ordularının ortak tatbikatlar düzenlemesi “terörle mücadelede” ortak çalışmaya zemin hazırlıyor. Siyasi olarak, iki taraf Astana formatı kapsamında Cenevre’deki Suriye Anayasa Komitesi çalışmalarını desteklemeye devam ediyor.

Koronavirüs salgını
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu mart ayında, Şam’a giderek, Rusya ve Türkiye’nin imzaladığı anlaşmaya bağlı kalmanın ve koronavirüs salgınının yayıldığı bir süreçte kapsamlı bir savaştan kaçınmanın gerekliliğine vurgu yaptı. Salgının son dönemde kontrol altına alınmasına rağmen ağustos başında Şam’da ve rejimin kontrol ettiği bölgelerde vaka sayılarında büyük bir artış kaydedildi. Virüs son olarak rejim ordusuna ve subaylarına da sıçradı. Salgına ek olarak ekonomik kriz derinleşti, Suriye lirası birçok sebepten dolayı değer kaybetti. Bu sebeplerin başında ABD’nin Haziran ortalarında Ceaser Yasası kapsamında onlarca Suriyeli yetkililere ve şahsiyetlere uyguladığı yaptırımlar geliyor. Washington ayrıca Şam ile normalleşme adımları atmaması ve ülkede yeniden imar faaliyetlerine katılmaması için Arap ve Avrupa ülkelerine baskı uyguluyor. Hatta Ceaser Yasası, ister Suriye uyruklu olsun, ister olmasın imar ve askeri faaliyetlere finansman sağlayanlara yaptırım uygulanmasını öngörüyor. ABD’li yetkililer, bu yaptırımlarla “rejim savaşı kazansa bile barışı kazanmasını engellemeyi, rejimi temas hatlarını değiştirecek askeri operasyonların finansmanında kullanacağı kaynaktan mahrum bırakmayı ve tüm Suriye topraklarında kapsamlı bir ateşkes sağlamayı” amaçladıklarını belirtiyorlar.
Suriye’nin kuzeybatı ve kuzeydoğu bölgelerindeki temas hatlarının akıbeti, Suriye ekonomik krizi ve batı yaptırımlarına karşı nasıl bir yol izleneceği, Anayasa Komitesi çalışmalarının hızı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması gibi konular önümüzdeki saatlerde üst düzey Rus siyasi askeri ve ekonomik heyetin Şam’da yapacağı temaslarda ele alınması bekleniyor. Heyet, Şam ziyareti kapsamında Devlet Başkanı Beşşar Esed ve yardımcılarının yanı sıra üst düzey yetkililerle bir araya gelecek. Bu görüşmenin, Suriye’de üçe bölünen güç haritasında değişikliğin olup olmayacağı yoksa mevcut haliyle mi kalacağı yönünde soruların dile getirildiği bir süreçte gelmesi dikkat çekti.



Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, yaptığı açıklamada, hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış konusunda karar yetkisinin devlete ait olması olduğunu belirterek, silahların anayasal kurumların elinde bulunması gerektiğini vurguladı.

Zeydi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada, “Silahların kontrol altına alınması ve savaş ile barış kararının devlete ait olması alanındaki uygulama adımları doğru yönde ilerliyor. Bu, kurumlar devletinin inşasının, egemenliğin korunmasının ve istikrarın tesis edilmesinin temelidir” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesinin stratejik ortaklarla ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdığını belirterek, askeri iş birliğinden ekonomik ve kalkınma odaklı iş birliğine geçileceğini ifade etti. Zeydi, Irak’ı korumak amacıyla güvenlik ve askeri kapasitenin geliştirilmeye devam edeceğini söyledi.

Irak Başbakanı ayrıca sınırların kontrol altına alınması, açıkların giderilmesi ve aşırılığın gelişebileceği ortamların oluşmasını önlemek için sürekli teyakkuz halinde olunması çağrısında bulundu. Zeydi, Irak’ın diyalog ve diplomasiyi, krizlerin yatıştırılmasını, egemenliğe saygı gösterilmesini, içişlerine müdahale edilmemesini ve iyi komşuluk ilişkilerini destekleyen tutumunu yineledi. Çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesi ve savaşların yeniden patlak vermesinin önlenmesi çağrısı yaptı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)

Zeydi, dünyaya Irak’a daha fazla açılma çağrısında bulunarak ülkesinin güvenlik ve istikrara katkı sunabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin önemine dikkat çekerek bunu, “Büyük Fav Limanı’nı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan, ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor” olarak nitelendirdi.

Zeydi, “Irak hiçbir zaman kenarda kalmadı; tarihin kalbi ve bugünün nabzıdır. Geleceğe doğru ortaklık kurmayı hak ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak, “Irak’ın Lübnanlaşmasını önlemek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Irak hükümeti üzerindeki silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskının arttığı bir dönemde yapıldı.

Rubio, ABD’nin Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini belirtti.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırıları durduracağı 90 günlük bir sürecin başlatılmasını ve silahların devlete devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Yemen genel seferberlik ilan etti

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
TT

Yemen genel seferberlik ilan etti

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, halka genel seferberlik ve ulusal teyakkuz çağrısında bulunarak silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerine katılmalarını, Husi milislerine karşı cumhuriyetlerini ve ulusal kurumlarını savunmaya katkı sağlamalarını istedi.

El-Alimi, 26 Eylül Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla halka hitaben yaptığı konuşmada, kandırılarak Husilerin saflarına katılanların cumhuriyet ve anayasal meşruiyet saflarına güvenli şekilde dönmelerinin önünü açtığını açıkladı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Alimi, dün itibarıyla Husiler safında savaşmayı veya onlar adına çalışmayı bırakanların anayasa ve yasalar uyarınca aftan yararlanacağını belirtti.

Yemen Cumhurbaşkanı, Yemen ve Kızıldeniz’de güvenlik ve istikrar isteyen ülkelere “halkımızın, hükümetimizin ve silahlı kuvvetlerimizin yanında durmaları ve ülkemizi milislerden kurtarmak amacıyla Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona destek vermeleri” çağrısında bulundu.

El-Alimi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesinin “yalnızca Yemen’in değil, bölgedeki ve dünyadaki bütün ülkelerin çıkarına olduğunu” belirterek, “Husi projesinin topraklarımızı ve kıyılarımızı Yemen’in ve tüm bölgenin güvenliğine yönelik sürekli bir tehdide dönüştürmeyi amaçladığını” söyledi.

Cumhurbaşkanı, devletin hedefinin herkes için açık olduğunu vurgulayarak, bunun “devlet kurumlarını yeniden tesis etmek, ulusal toprakların tamamında egemenliği yeniden sağlamak ve nihayetinde Sana’ya ulaşmak” olduğunu ifade etti.


İtirazlar ve boş oy pusulaları... Gazze’deki Hamas başkanlık seçimlerinde neler oluyor?

(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
TT

İtirazlar ve boş oy pusulaları... Gazze’deki Hamas başkanlık seçimlerinde neler oluyor?

(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)

Gazze Şeridi’nin içinden ve dışından dört Hamas kaynağı, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, üç hafta önce gerçekleştirilen ilk turda sonuç alınamamasının ardından, hareketin Gazze Siyasi Büro Başkanı seçimi için planlanan ikinci turun durdurulduğunu açıkladı.

Kaynakların ifadeleri, ilk turun ‘oy hakkına sahip kişilerin boş oy kullanması nedeniyle sonuçlanamadığı’ yönünde birleşti. Bu durumun, geçtiğimiz mayıs ayında Siyasi Büro Genel Başkanı seçimi sırasında yaşanan ve Halid Meşal’e karşı Halil el-Hayye’nin galibiyetiyle sonuçlanan ikinci tur seçimdeki sürecin bir tekrarı olduğu belirtildi.

Gazze ve yurt dışından üç kaynak, Gazze’deki Hamas bürosu liderliği için yapılacak ikinci turun durdurulmasının; yurt dışında ikamet eden Nizar Avadallah ile Gazze’de bulunan Ali el-Amudi (her ikisi de Siyasi Büro üyesi) arasındaki yarışta, Avadallah’ın ikinci turda uygulanan bazı prosedürlere itiraz etmesi üzerine gerçekleştiğini aktardı.

vfbgf
Hamas hareketinin askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim 2023’teki saldırı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)

Gazze dışındaki dördüncü kaynak ise ‘seçimlerin geçici olarak dondurulmasına ve açıklanmayan bazı düzenlemelerin ardından yakın zamanda tamamlanmasına yol açan başka görüş ayrılıklarının da bulunduğunu’ ifade etti. Kaynak, bu durumun ‘hareket içindeki her seçim sürecini düzenleyen yasa ve tüzükler çerçevesinde doğal bir süreç olduğunu’ değerlendirmesinde bulundu.

Bazı kaynaklar, seçimin ertelenmesini kısmen ‘güvenlik durumuna, Gazze Şeridi’nin içinden geçtiği süreç ile savaş sonrası seçim gerçekliğiyle başa çıkma koşullarına’ bağladı. Bir diğer kaynak ise seçimlerin ‘İsrail’in seçimlere veya diğer faaliyetlere katılan kişilere ulaşmayı amaçlayan yoğun istihbarat takibi altında yürütüldüğüne’ dikkat çekerek, tüm bu nedenlerin mevcut duruma yol açan hukuki açıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını belirtti.

Beyaz kağıtlar neden geri geldi?

Yine boş oy kullanılmasına ilişkin olarak Gazze içindeki iki kaynak, bu durumun doğal olduğunu, adayların fikir ayrılıklarından ve izleyecekleri yaklaşımın bazı üyelerce mevcut dönem için uygun görülmemesinden kaynaklandığını; nitekim genel seçimlerde de benzer bir tablonun yaşandığını belirtti.

Kaynaklar, Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye’nin adaylardan Ali el-Amudi veya Nizar Avadallah’ı destekleyip desteklemediğine dair bilgi vermedi.

Hamas, 7 Ekim 2023’te İsrail’in Gazze sınırındaki mevzilerine ve yerleşim yerlerine yönelik başlattığı ve İsrail’in uzun süreli, kesintisiz bir savaş açmasına yol açan saldırıların ardından, 1987’deki kuruluşundan bu yana en karmaşık süreçten geçiyor.

Ali el-Amudi hakkında ne biliyoruz?

Geçtiğimiz aralık ayında Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, eski bir tutuklu ve Siyasi Büro üyesi olan, savaştan önce de hareketin medya dairesi sorumluluğunu yürüten el-Amudi’nin; Hamas’ın hayatını kaybeden lideri Yahya Sinvar’a yakın ve çoğu Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta ikamet eden bazı isimlerle birlikte Gazze’deki hareketin yönetimiyle görevlendirilmesinin ardından, Gazze Şeridi Siyasi Büro Başkan Vekilliği görevini üstlendiğini aktarmıştı.

2011 yılındaki İsrail askeri Gilad Şalit takas anlaşmasıyla serbest bırakılan el-Amudi, yaklaşık bir yıldır Gazze’nin yönetiminde merkezi ve kilit bir figür haline gelmişti. İsrail hapishanelerindeki tutukluluk süreçlerinde ve serbest kaldıktan sonra Sinvar’a oldukça yakın isimler arasında yer alan el-Amudi, birçok toplantı ve etkinlikte de kendisine eşlik etmişti. Gazze’nin yönetimi için el-Amudi’nin görevlendirilmesi uzlaşı ve istişare yoluyla gerçekleşmiş, ancak o dönemde bazı kaynaklar bu adımı iç tüzüğün etrafından dolaşma olarak değerlendirmişti. Gazze’deki iç seçimlerin yapılması da bu durumla açıklanıyor.

Geçtiğimiz dönemde el-Amudi’nin Gazze’de aldığı kararlar, yaptığı değişiklikler ve bazı yetkilileri görevden alması geniş tartışmalara yol açmış, Gazze’deki yerel lider kadro arasında huzursuzluk yaratmıştı. Bu durum, yurt dışındaki bazı Siyasi Büro üyelerinin müdahale ederek krizleri çözme arayışına girmesine neden olmuştu.

Nizar Avadallah hakkında ne biliyoruz?

Nizar Avadallah, Hamas’ta 2004 sonlarından 2007 başlarına kadar olan dönemde Siyasi Büro yönetimini gizlice yürüten tarihi kuşak liderleri arasında yer alıyor. Avadallah, Şalit takası müzakerelerinin sorumluluğunu üstlenmesinin yanı sıra son savaştaki müzakerelerde aktif ve önemli bir rol oynamış; hareketin 2007’de Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirmesinin ardından çeşitli başkentlerde yürütülen Filistin uzlaşma turlarında da kritik görevler üstlenmişti.

Avadallah, Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin, Abdulaziz Rantisi ve hareketin birinci kuşak diğer tarihi liderleriyle oldukça yakın bir ilişkiye sahipti.

Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde ikamet eden ve evi daha önceki savaşlarda birkaç kez bombalanan 68 yaşındaki mimar Avadallah’ın yıldızı bu süreçte parladı.

2021 yılında düzenlenen son iç seçimlerde Gazze Şeridi Siyasi Büro liderliği için Yahya Sinvar ile yarışan Avadallah, o dönemde yapılan ikinci tur seçimlerin ardından liderliği Sinvar’a kaybetmişti.