Cezayir, Mali ile uzlaşı anlaşmasının iptal olmasından endişe ediyor

Mali’deki Fransız askerler (Reuters)
Mali’deki Fransız askerler (Reuters)
TT

Cezayir, Mali ile uzlaşı anlaşmasının iptal olmasından endişe ediyor

Mali’deki Fransız askerler (Reuters)
Mali’deki Fransız askerler (Reuters)

Ali Yahi
Cezayir, İbrahim Ebubekir Keita’yı deviren askeri darbeye tanık olmuş Mali’de barış ve uzlaşı anlaşmasına büyük bir önem veriyor. Bu durum, Bamako’daki askeri hareketin ardında bıraktığı siyasi koşullara kıyasla, Malili taraflar arasında imzalanan anlaşmanın korunması önceliğine ilişkin sorular ortasında dikkatleri üzerine çekti.
5 Haziran halk hareketi bünyesindeki bir grup asker önderliğinde yapılan darbeden bir hafta sonra Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un temsilcisi olarak Mali’nin başkenti Bamako’ya ziyarette bulundu. Bukadum, kendilerini ‘Mali Halkının Kurtuluşu Ulusal Komitesi (CNSP)’ olarak adlandıran liderlerle görüştü. Bakan, Cezayir sürecinden doğan barış ve uzlaşı anlaşmasının uygulanması da dahil, iki ülke arasındaki mevcut ilişkilere, Mali ve kardeş halkına olan sıkı bağlılığa dikkati çekti. Sabri Bukadum, Mali’deki krizden kalıcı olarak kurtulmak için barış anlaşmasının fiilen uygulanmasına yönelik bağlılığını dile getirdi.
Anlaşmaya yönelik ilgili artarken, Bamako’dan ayrıldıktan saatler sonra gerçekleştirdiği Ankara ziyareti sırasında Cezayirli Bakan Bukadum endişelerini de ifade etti. Düzenlediği basın toplantısında “Mali devletinde olup bitenler hakkında herhangi bir yorumumuz veya takdirimiz yok” diyen Bukadum, “Oradaki herkes güvenlik eksikliğinden ve mevcut siyasi bölünmeden mustarip” değerlendirmesinde bulundu.
Bukadum, kargaşadan korktuğunu söyleyerek, 40 binden fazla vatandaşın sınır bölgelerinde yaşadığını hatırlattı. Göç meselesinin kendilerini ve Libya devletini tehdit ettiğine de dikkati çeken Sabri Bukadum, “Anlaşmaları çoğaltma yolunda Mali ve istikrarı, bizim açımızdan çok önemlidir” dedi.

Paris’te kaos korkusu ve sürpriz sessizlik
Azavad Hareketleri Koordinasyonu (CMA) ve Bamako hükümeti tarafından 2015 yılında Cezayir’de imzalanan barış ve uzlaşı anlaşması, Mali’nin kuzey bölgesindeki krizin çözümüne dikkati çekiyor. Çatışmayı sonlandırma anlaşması, yerel kalkınmanın ve bölgede faaliyet gösteren grupların sınır dışı edilmesine yönelik ortak çabaların önünü açtı. Bu nedenle olası bir çatlak, bölgeyi kaosa maruz bırakacak ve onu söndürülmesi zor bir volkan haline getirecek.
Şarku’l Avsat’ın aktardığı habere göre Cezayir ordusunda eski bir subay olan Ahmed Karuş, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Cezayir, darbenin Mali ve bölgedeki güvenlik etkilerini hafifletmek ve özellikle Mali halkının çektiği acıyı artıran uluslararası izolasyon ortasında anayasal sürece hızlı bir dönüş sağlamak için çabalamak istiyor. Bu durum, iç çatışmalara ve şiddete dönüşebilecek protesto hareketlerine yol açarak, güvenli alan arayışında halkın kitlesel göçüne neden olacak. Elbette hedef, Cezayir olacak ve bu da Cezayir üzerine ek güvenlik ve insani yükler bindirecek” dedi.
Karuş, “Mali’de 5 bin 100’den fazla askeri bulunan ve siyasi, ekonomik ve idari olarak devletin eklemlerini kontrol eden Fransa, darbeyi nasıl hissetmiyor?” ifadelerini kullanırken, Fransa’nın darbeye müdahale etmediğini ve seyirci olarak kaldığını vurguladı.

En çok etkilenen
Afrika Rüyası Kuruluşu Başkanı Sally Atef, “Cezayir, Mali’deki durumdan en çok etkilenen ülkelerden biri. Uzun kuzey sınırlarına sahip. Komşu ülke olması ve ulusal güvenliğinin Mali’deki durumdan etkilenmesi göz önüne alındığında Güvenlik durumundaki her türlü bozulma, onu etkiliyor. Bu nedenle durumu yatıştırmak ve çözüm için siyasi girişimler öne sürmek amacıyla sürekli çaba sarf ediyor” değerlendirmesinde bulundu. Sally Atef’e göre Mali’de yaşananlar, ülkenin 1960 yılında Fransa’dan bağımsızlığından bu yana dördüncü, son 8 yılda ise ikinci oldu. Atef, “Askeri bir konseyin ülkenin işlerini üstlenebilmesi için Başkan Keita’nın yönetimi devrildi. Ama Mali’nin geleceği belirsiz” dedi.
Yaşananların etkilerine de değinen Atef, “Mali ile sınırlı değil. Etki, radikalizm yanlısı ve militan örgütler tarafından tehdit edilen Batı Afrika bölgesinin tamamına yayılıyor” dedi.

BM raporu, manipülasyonları ortaya çıkardı
Cezayir, darbeci liderlerin haklı görülen barış ve uzlaşı anlaşmasını görmezden gelmesinden endişe ediyor. Öyle ki bir BM raporu, Malili askeri ve istihbarat yetkililerini Cezayir’de imzalanan barış anlaşmasını tehlikeye atmakla suçladı. Raporda, üst düzey yetkililerin ‘Bamako ile silahlı gruplar arasında 2015 yılında imzalanan barış anlaşmasının uygulanmasını’ engellemesinden kaynaklanan ‘güvensizlik’ ve ‘kafa karışıklığına’ dikkat çekildi.
7 Ağustos 2020 tarihinde Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan yayınlanmamış rapor, anlaşmanın uygulanmasını tehdit eden ve geciktiren Malili yetkililerin, BM Yaptırımlar Komitesi tarafından sorumlu tutulması gerektiğini belirtti. 2019- 2020 yılları arasında görevde bulunan Kara Kuvvetleri eski Genelkurmay Başkanı General Kiba Sangari, 2019’un sonunda Mali ordusu unsurlarının ülkenin kuzeyinde konuşlandırılması sırasında şüphe uyandıracak bir karar almakla suçlandı. Ordu, Mali silahlı kuvvetlerinden, eski isyancı hareketlerin savaşçılarından ve hükümete sadık silahlı gruplarından eşit oranlarda, yeniden kurulan bir ordundan karma unsurları, ülkenin kuzeyindeki şehirlerde kademeli olarak yeniden konuşlandırıyor.

Kasıtlı engel
Fransız Haber Ajansı (AFP) tarafından bir kısmı yayınlanan BM raporu, bu karma tugayların bir kısmının 2 Eylül 2019 tarihinde resmi eğitimlerine son verildiğini belirtti. Ancak Genelkurmay’a görevlendirildiği yer hakkında Aralık 2019’da bilgi verildi. Rapor, bu gecikmeyi General Sangari’ye taşıdı. BM’ye göre çoğunluğu Mali’nin kuzeyinden olan askerlerin büyük kısmı, Bamako’da aileleri bulunmadığını ve asli bölgelerine geri dönmek için bir araca sahip olmadıklarını ifade etti. Bazılarının evlerine kendi başlarına dönmeye çalıştıkları da belirtilirken, 20 tanesinin halk otobüsü kullandığı kaydedildi. Bu askerler, Eylül 2019’un başlarında Bamako ve Gao arasındaki yolda silahlı kişiler tarafından kaçırılmıştı. Söz konusu gerçekler, planlamada ve hükümetin barış anlaşmasının uygulanmasını geciktirme taktiklerinde hatalar olduğunu gösteriyor.
Rapora göre, Genelkurmay Başkanı sıfatıyla ve Mali’nin merkez bölgesinden sorumlu General Sangari, tehdit ve saldırı hazırlıkları hakkında mesajlar aldı. Ancak birliğin, alternatif ulaşmadan ayrılmayacağı konusunda ısrar etti. Ogusago birimi, gün batmadan kısa bir süre önce yerinden ayrıldı ve  saldırı öncesinde yedek kuvvet yerini aldı. Rapora göre en az 35 kişi savunmasız vatandaş hayatını kaybetti.
BM raporunu hazırlayan uzmanlar, Mali istihbarat servisini ‘anlaşmanın uygulanmasını engellemeyi amaçlamakla’ suçladı. Devlet Güvenlik Genel Müdürlüğü’nün, 2016 yılında CNSP üyesi Azavad Kurtuluş Hareketi’nden parçalanmış gruplar kuran önemli isimleri finanse ederek, barış anlaşmasının ana tarafı Azavad Hareketleri Koordinasyonu’nun dağılmasına zemin hazırladığı kaydedildi. Uzmanlar, Devlet Genel Güvenlik Müdürlüğü’nün anlaşmayı imzalayan gruplarda iç bölünmeleri körüklediğini vurguladı. Genel Güvenlik Müdürlüğü Başkanı General Musa Divara da zimmete para geçirme operasyonuna şahsen müdahale etmekle suçlandı.

En kötü saldırı
Öte yandan Mali ordusu, 3 Eylül Perşembe günü ülkenin merkezinde yer alan Gir kasabası yakınlarında düzenlenen bir saldırıda yaklaşık 10 askerinin öldürüldüğünü açıkladı. Söz konusu saldırı, Mali’deki silahlı kuvvetlere karşı 18 Ağustos’taki askeri darbeden bu yana en kötü saldırı oldu.
Ordu, cuma günü Twitter’da bölgeye takviye kuvvetler gönderdiğini duyurdu.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.