Dünyayı yok etmeden nasıl beslenebiliriz?

Dünyayı yok etmeden nasıl beslenebiliriz?
TT

Dünyayı yok etmeden nasıl beslenebiliriz?

Dünyayı yok etmeden nasıl beslenebiliriz?

İklim değişikliğinin neden olduğu zorluklar, 2050 yılına kadar on milyar kişiye ulaşması beklenen yeryüzünün artan nüfusu ve 2 milyardan fazla insanın güvenli, besleyici ve yeterli gıdaya düzenli olarak erişemediği göz önüne alındığında insan oğlunun karşı karşıya olduğu en büyük zorluğun, sayıları giderek artan bu insanlara yiyecek sağlamak olduğu aşikar. Bu yüzden, uluslararası laboratuarlardaki bilim insanları, dünyayı bu risklerden kurtarabilecek yeni çözümler bulmaya çalışıyorlar.
Bu makalede, Suudi Arabistan’da, özellikle Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde (KAUST) çalışmalar yapan bilim insanlarının, dünyayı yok etmeden 2050 yılına kadar üç milyar insanı sürdürülebilir bir şekilde besleyecek yeterli gıda üretme hedefine ulaşmak için yaptıkları araştırmaların ve yürüttükleri projelerin bazılarını aktaracağız.

Araştırmalar ve projeler
Bu konuda Suudi Arabistan’da yapılan araştırmaların ve projelerin ilk adımı, kariyerini dünyanın artan nüfusunun yeterli gıdaya ulaşmasına yardımcı olacak çalışmalar yapmaya adayan bilim insanlarından biri olan KAUST Çöl Tarımı Merkezi (Center for Desert Agriculture) Direktörü Profesör Rod A. Wing tarafından atıldı.
Wing'in araştırması, dünya nüfusunun yarısından fazlasının temel gıda maddelerine güvenli erişim sağlamada büyük önem taşıyan pirince odaklanıyor. Araştırmanın önceliği, daha az su, gübre, böcek ilacı ve daha küçük arazi kullanarak daha yüksek besin değerine sahip ve daha kaliteli yeşil pirinç çeşitlerinin yetiştirilmesidir. Wing'in projelerinden biri, tuzlu suda yetişebilen yabani bir pirinç türünü tüketim için uygun hale getirilmesi, bir diğeri ise üretilen ve yabani pirinç çeşitleri hakkında elde edilen büyük miktarda genetik bilginin analiz edilmesidir. Bu sayede dijital bir gen bankası oluşturmak için kullanılabilecek referans genomların oluşturulması planlanıyor. Wing'in şu anda kurmakta olduğu dijital biyoloji grubu, daha sürdürülebilir ve dayanıklı pirinç çeşitlerinin yetiştirilmesini hızlandırmak için bu bankadan elde edilen verileri pirincin genetik özelliklerine ilişkin diğer mevcut verilerle karşılaştıracak.

Daha güçlü bitkilerin yetiştirilmesi
Wing’in meslektaşı olan KAUST Çöl Tarımı Merkezi Direktör Yardımcısı Profesör Mark Tester ise, arpa, domates ve kinoa bitkilerinin tuz stresine karşı tolerans mekanizmalarının özellikleriyle ilgili genleri belirlemek için DNA’larını inceliyor. Tester’ın araştırma ekibi, arpa bitkisindeki tuz stresine karşı toleransından sorumlu genleri belirlemiş durumda. Ekip, üretilen çeşitlerden birini birkaç yabani çeşitle melezleyerek yetiştirilen bir grup arpayı incelerken, şu anda bu genleri ticari arpa çeşitleriyle melezlemeye çalışıyor. Kinoa bitkisi üzerinde çalışmalarını yürüten araştırma ekibi ise hem daha lezzetli hem de daha güçlü bitkiler ve tohumlar üretmeyi hedefliyor. Kinoa bitkisinin yüksek besin değerine sahip olmasının yanı sıra tuzluluk oranı yüksek topraklarda ve yüksek rakımlarda yetiştirilebildiği biliniyor. Prof. Terter’ın çalışması, gıda güvensizliği sıkıntısı çeken ülkelerde alternatif bir temel ürün olarak kinoa üretilmesine yardımcı olabilir.
Tester’ın ekibi aynı zamanda mahsulleri kısmen tuzdan arındırılmış suyla sulamaya ve tuzdan arındırma maliyetlerini azaltmanın yollarını araştırıyor. Ekip böylece sürdürülebilir ve ekonomik olarak uygulanabilir bir sulama sistemi oluşturmaya çalışıyor. Bu çalışmanın getirdiği erken başarı Prof. Tester’ı, seralara ve balık çiftliklerine, tuzlu su kaynaklarından ve seyreltilmemiş deniz suyuna dayanan soğutma sistemlerinden yararlanılarak daha az su ve enerji ile mahsul üretimini artırmak amacıyla geliştirilen en son teknolojiyi sunan ziraat mühendisi Ryan Lefers ile işbirliğinde Red Sea Farms adlı bir şirket kurmaya itti.
Prof. Tester, çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi:
“Gıda üretim sistemlerimizin sürdürülebilirlik seviyelerini yükseltmek istiyorum. Bunu yapmanın yollarından biri de tatlı su kullanımını azaltmaktır. Gıda ve su güvenliği sosyal, politik ve çevresel düzeyde oldukça büyük önem taşıyor. Bu konuda sadece küçük bir adım atabilirim. Bu yüzden elimdeki bu fırsatı boşa harcamak istemiyorum. “

Hassas tarım
KAUST Su Arıtma ve Yeniden Kullanım Merkezi (WDRC) Direktör Yardımcısı olan Çevre Bilimi ve Mühendisliği Bölümü Profesörü Matthew McCabe, Prof. Tester’ın binlerce farklı tesisten, özel donanımlı insansız hava araçları (İHA) kullanarak veri toplamasına yardımcı oluyor. Prof. McCabe, Suudi Arabistan'daki tarım faaliyetlerini izlemek için söz konusu İHA’ları bir ‘ayakkabı kutusundan’ daha büyük olmayan ticari uydularla birlikte kullanıyor. Prof. McCabe’in ekibi, şuan her mahsulün yetiştirilmesinde ayrı ayrı ne kadar su kullanıldığını belirlemek için toplanan verileri analiz ediyor. Bu verilerin, Suudi Arabistan’ın su kaynaklarını yönetmesine yardımcı olma konusunda büyük öneme sahip olduklarını vurgulayan Prof. McCabe ve ekibi aynı zamanda Çevre, Su ve Tarım Bakanlığı'nda ülke genelinde yapılan tarım faaliyetlerindeki su kullanımını haritalamak için yürütülen bir projede yer alıyor.
Prof. McCabi ve ekibi tarafından İHA’lar ve uydular aracılığıyla toplanan veriler, çiftçilerin tarlalarının verimli alanlarını işlemesine, para ve kaynak tasarrufu yapmasına ve daha kaliteli mahsuller yetiştirmesine olanak tanıyan hassas tarım kavramının gerçeğe dönüşmesine yardımcı olabilir.
Ancak tüm bu gelişmelere, veri miktarındaki büyük bir artışın eşlik ettiğini vurgulayan Prof. McCabe, bu zorluğun üstesinden gelmek için şu anda çok sayıda veri kümesinden bilgi çeken makine öğrenimi (Machine Learning-ML) tekniklerini kullandıklarını, böylece bu verilerin daha sonra tarımsal sistemlerin yönetimine ve işletilmesine rehberlik etmek için kullanılabileceğini belirtti.
Prof. McCabe’in ekibi aynı zamanda yüksek çözünürlüklü uzaktan algılama verilerini, hava durumu tahminlerini ve en son ürün yetiştirme modellerini birleştirerek mahsul üretkenliği ile ilgili tahminleri geliştirmenin yollarını araştırıyor. Prof. McCabe bunun ilgili olarak, “Gerçek hasattan haftalar veya aylar önce mahsul verimini tahmin edip edemeyeceğimizi görmeye çalışıyoruz. Bu çabaların gıda güvenliği alanında doğrudan uygulamaları bulunuyor. Çünkü artık sezon sonu mahsul verimini doğru bir şekilde tahmin edemiyoruz” ifadelerini kullandı.

Hurma ağaçları ile ilgili araştırmalar
Tarımsal sürdürülebilirliğin iyileştirilmesinin bitki biliminin güçlü bir temel anlayışı olması sebebiyle Bitki Bilimleri alanında araştırmalar yapan Doç. Dr. İkram Blilou ve ekibi tarafından yapılan çalışma, bu alanda büyük önem taşıyor. Bitkiler hakkında yaptığı temel araştırmanın ana itici gücünün merak olduğunu söyleyen Doç. Dr. Blilou ve ekibi, kök sistemlere odaklanarak bitki büyümesiyle ilgili biyolojik süreçleri anlamaya çalışıyor. Blilou ve ekibinin bu çalışmasının önemli uygulamaları olabilir. Örneğin, Blilou ve ekibi, belirli bitki genlerinin bitkinin büyümesini nasıl iyileştirilebileceğini ve yıllık olarak on milyarlarca dolara mal olabilen tarımsal kayıplara neden olan çürüme gibi durumlara karşı bitkilerin kendilerini savunma yeteneklerinin nasıl geliştirilebileceğini araştırıyor.
Bununla birlikte hurma ağaçlarının genomunu inceleyen Doç. Dr. Blilou, bu bitkilerin kurak topraklara ve yüksek çöl sıcaklıklarına nasıl uyum sağladığını anlamaya çalışıyor. Araştırmacı, bu araştırmanın, hurma ağaçlarının büyümesinde ve üretiminde bir dönüm noktası oluşturacak bilgiler vereceğini ve bunun da diğer mahsullerin su çıkarmasına ve tutmasına yardımcı olabileceğini umuyor.

Tahıl ürünlerinin iyileştirilmesi
Doç. Dr. Blilou, KAUST'ta Bitki Bilimleri Profesörü olan Salim Al-Babili tarafından yürütülen bazı temel araştırmalara da yer alıyor. Prof. Babili ve Doç. Dr. Blilou, özellikle fotosentetik organizmalarda hayati fonksiyonları yerine getiren pigmentler olan karotenoidlerin (carotenoids) bitkinin gelişimindeki rolü ile ilgili bir araştırmada, tahıl ürünlerinin büyümesini iyileştiren bir karotenoid metabolitini keşfetmek üzere birlikte çalıştılar. Bununla birlikte mahsul için oldukça tehlikeli olduğu bilinen, mahsulü sudan ve hayati besin maddelerinden yoksun bırakan ve yıllık yedi milyar dolar üzerinde kayba neden olan Striga cinsi menekşe otunun neden olduğu bitki hastalığıyla ilgili bir çalışma yürütüyorlar.
Prof. Babili ayrıca, çevredeki toprakta nitrojen bulunmadığında tutmuş bitki köklerinin oluşumunu düzenleyen bir karotenoidden türetilen başka bir metabolit keşfetti. Bu çalışmasında Duke Üniversitesi ile işbirliği yapan Prof. Babili, ‘beta-Cyclocitral7’ adı verilen karotenden türetilen bir metabolitin, kök büyümesinin bir düzenleyen bir madde olarak hareket ettiği ve bitkinin tuz stresine karşı toleransı sırasında tahılın büyümesini iyileştirdiği sonucuna vardı.
Prof. Babili konuyla ilgili şunları söyledi:
“Bu araştırma, insan oğlunun hayatta kalmasına yardımcı olacak temel bir çalışmadır. Pratik uygulamaların ortaya konulmasını sağlayan büyük buluşları ve keşifleri müjdeleyen birçok temel araştırmayla ilgili örnekler var. Şu anda iyi deneyimler elde edildiğini ve aynı zamanda bu deneyimleri yerinde anında analiz etme imkanı olduğunu görüyoruz.”



Gökbilimciler "ters yüz" gezegen sistemi karşısında şaşkına döndü

Güneş'ten daha soğuk ve daha az parlak olan LHS 1903'ün çevresindeki gezegenler, yıldızlarına çok daha yakın (Avrupa Uzay Ajansı)
Güneş'ten daha soğuk ve daha az parlak olan LHS 1903'ün çevresindeki gezegenler, yıldızlarına çok daha yakın (Avrupa Uzay Ajansı)
TT

Gökbilimciler "ters yüz" gezegen sistemi karşısında şaşkına döndü

Güneş'ten daha soğuk ve daha az parlak olan LHS 1903'ün çevresindeki gezegenler, yıldızlarına çok daha yakın (Avrupa Uzay Ajansı)
Güneş'ten daha soğuk ve daha az parlak olan LHS 1903'ün çevresindeki gezegenler, yıldızlarına çok daha yakın (Avrupa Uzay Ajansı)

Gökbilimciler, en dış çeperinde karasal gezegen bulunan gezegen sistemi karşısında şaşkına döndü. Gökcisminin alışılmadık bir süreç sonucu ortaya çıktığını düşünüyorlar.

Güneş Sistemi'nin iç kısmında karasal (Merkür-Mars), dış kısmındaysa gaz gezegenler (Jüpiter-Neptün) yer alıyor.

Bilim insanları bugüne kadar gözlemledikleri diğer gezegen sistemlerinde de bu sırayla karşılaştı.

Mevcut modellere göre Güneş'e yakın gezegenlerin karasal olmasının nedeni, radyasyonun gaz atmosferleri ortadan kaldırıp geriye yoğun, katı çekirdekler bırakması. Yıldızdan uzaktaki gaz devleriyse gazın birikebildiği ve gezegenlerin bu gazı tutabildiği daha soğuk bölgelerde oluşuyor.

Ancak bilim insanları Dünya'dan yaklaşık 117 ışık yılı uzaktaki kırmızı cüce bir yıldızın çevresinde bu örüntüye aykırı bir sistemle karşılaştı.

Araştırmacılar Avrupa Uzay Ajansı'nın ötegezegen uydusu CHEOPS'u kullanarak LHS 1903 adlı yıldıza en yakın gezegenin karasal ve sonraki ikisinin de gaz dünyası olduğunu tespit etti.

Ancak bu üçlüden sonra bir karasal gezegen daha vardı.

Bulguları hakemli dergi Science'ta yayımlanan çalışmanın başyazarı Dr. Thomas Wilson "Bu tuhaf düzensizlik, onu ters yüz edilmiş eşsiz sistem haline getiriyor" diyerek ekliyor: 

Karasal gezegenler genellikle ana yıldızlarından çok uzakta, gaz halindeki dünyaların ötesinde oluşmaz.

Bilim insanları gaz ve karasal gezegenlerin yer değiştirmesi veya dıştaki ilginç gezegenin zaman içinde gazını kaybetmesi ihtimallerinin muhtemel görünmediğini söylüyor.

Daha ziyade gezegenlerin farklı zamanlarda oluştuğuna dair kanıt bulduklarını ifade ediyorlar.

Bu nedenle yıldıza en yakın olandan başlayarak sırayla meydana gelen bu gezegenlerin bambaşka ortamlarda oluştuğu düşünülüyor. İlk üç gezegenin sistemdeki gazı kullanması nedeniyle sonuncu cisim bu halini almış gibi görünüyor. 

Warwick Üniversitesi'nden Dr. Wilson "Bu en dış gezegen oluştuğunda sistem, gezegen oluşumunda hayati önem taşıyan gazdan muhtemelen yoksun kalmıştı" diye açıklıyor:

Yine de burada, beklentilere meydan okuyan küçük, karasal bir dünya var. Gazdan yoksun bir ortamda oluşan bir gezegene dair ilk kanıtı bulduk gibi görünüyor.

Araştırmacılar bu cismin bir istisna mı, yoksa gezegen sistemleriyle ilgili yeni bir örüntünün ilk işareti mi olduğunu henüz bilmiyor. 

Bu 4. gezegen, yaşanabilirlik potansiyeli nedeniyle de ilgi çekiyor. Kütlesi Dünya'nınkinin 5,8 katı ve yaklaşık 60 derece sıcaklığa sahip.

Dr. Wilson "60 derece sıcaklık, Dünya'da kaydedilen en yüksek sıcaklık olan 57 dereceye çok yakın ve bu nedenle gezegenin yaşanabilir olması kesinlikle mümkün" ifadelerini kullanıyor:

James Webb Uzay Teleskobu'nun yapacağı gözlemler, gezegenin koşullarını ortaya çıkararak yaşama ne kadar elverişli olduğunu anlamamıza katkı sağlayabilir.

Independent Türkçe, Phys.org, Reuters, Science


Erkeklerin çoğunu cepheye gönderen Rus köyü: “Kahramanlık unvanı istiyoruz”

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (Reuters)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (Reuters)
TT

Erkeklerin çoğunu cepheye gönderen Rus köyü: “Kahramanlık unvanı istiyoruz”

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (Reuters)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (Reuters)

Rusya'nın, ABD'ye ait Alaska eyaleti yakınlarındaki Sedanka köyü, Moskova yönetiminden "askeri kahramanlık" unvanı bekliyor.

Rusya'nın Uzak Doğu'sundaki Kamçatka Yarımadası'nda yer alan Sedanka, Ukrayna savaşına katkıları nedeniyle Kremlin yönetiminden "Askeri Kahramanlık Köyü" unvanı almak istiyor.

Kamçatka Krayı Valisi Vladimir Solodov, geçen yaz köye düzenlediği ziyarette Sedanka'ya prestijli "Askeri Kahramanlık Köyü" unvanını vermeyi planladığını açıklamıştı.

Bu unvan, II. Dünya Savaşı'nda önemli muharebelere sahne olan Sovyet şehirlerine veriliyordu. Madalya, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından iptal edilmişti ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 20 yıl önce unvanı yeniden devreye sokmuştu.  

Solodov, Ukrayna savaşında çok sayıda asker göndermesi nedeniyle Sedanka'nın bu onuru hak ettiğini söylemişti.

Ancak New York Times'ın aktardığına göre Kremlin, köye henüz bu unvanı vermedi. Unvan kapsamında geleceği söylenen asker ailelerine kapsamlı destek de sağlanmadı. Köy sakinlerine göre yalnızca bir defaya mahsus yakacak odun gönderildi.

Kamçatka Krayı'nda cepheye gönderilen askerlere 33 bin dolara yakın ödeme yapılıyor. Daha sonra ödemeler aylık 5 bin 200 dolar civarında devam ediyor.

Yaklaşık 250 kişinin yaşadığı köydeki 67 erkekten 39'u, 7 bin kilometre batıdaki Ukrayna cephesine gitti.

Rusya Kuzey Yerli Halkları Derneği Başkanı Svetlana Zaharova'ya göre bu erkeklerden 19'u ya hayatını kaybetti ya da kayıp ve öldüğü varsayılıyor.

Sedanka'daki evlerin çoğu Sovyet döneminden kalma. Haberde, evlerin büyük bölümünde su olmadığı, çatıların aktığı ve tıkalı kanalizasyon sistemi nedeniyle toprak yollarda pis su birikintileri oluştuğu yazılıyor. Köyün etrafında çöp yığınlarının biriktiği de ifade ediliyor.

Savaşta eşini kaybeden 34 yaşındaki Zaharova, cepheden dönen askerlerdeki değişimin dikkat çekici olduğunu söylüyor:

Tükenmiş halde dönüyorlar, hayatta olmaktan mutlu değiller. İçe kapalı, değişmiş oluyorlar.

Köy sakinlerinden 43 yaşındaki balıkçı Dmitri Tulik de gönüllü olarak savaşa katılmak istediğini ancak cepheden dönen kardeşinin kendisini bu karardan vazgeçirdiğini belirtiyor:

Hem fiziksel hem de psikolojik olarak kardeşimin yarısı cephede kaldı. Çok kötü yaralanmıştı.

Moskova yönetimi savaştaki kayıplara dair resmi açıklama yapmıyor. Ancak Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) geçen ayki raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade edilmiş, Ukrayna içinse bu rakamın 600 bin civarında olduğu bildirilmişti. Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılmıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Guardian


Toksik aşk hikayesi final yapıyor: Ani duyuru izleyicileri şoka soktu

Tell Me Lies, Lucy ve Stephen arasındaki çalkantılı ama sarhoş edici ilişkiyi 8 yıl boyunca izliyor (Hulu / Disney+)
Tell Me Lies, Lucy ve Stephen arasındaki çalkantılı ama sarhoş edici ilişkiyi 8 yıl boyunca izliyor (Hulu / Disney+)
TT

Toksik aşk hikayesi final yapıyor: Ani duyuru izleyicileri şoka soktu

Tell Me Lies, Lucy ve Stephen arasındaki çalkantılı ama sarhoş edici ilişkiyi 8 yıl boyunca izliyor (Hulu / Disney+)
Tell Me Lies, Lucy ve Stephen arasındaki çalkantılı ama sarhoş edici ilişkiyi 8 yıl boyunca izliyor (Hulu / Disney+)

Ekranın "en toksik" aşk hikayelerinden biri olarak anılan hikaye sona eriyor. 

Tell Me Lies, yaratıcısı ve dizi sorumlusu Meaghan Oppenheimer'ın dünkü açıklamasına göre üçüncü sezonla final yapıyor. Final bölümünün ABD'de bugün, Türkiye'de ise yarın izleyiciyle buluşması bekleniyor. Tell Me Lies, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.

"Bu en başından beri aklımızda olan final"

"Üç harika sezonun ardından bu geceki bölüm Tell Me Lies'ın finali olacak" diyerek söze başlayan Oppenheimer, Instagram üzerinden yaptığı paylaşımda şunları yazdı:

Bu, senaryo ekibimle en başından beri aklımızda olan finaldi ve bununla inanılmaz gurur duyuyoruz. Bu sezona gösterdiğiniz olağanüstü ilgi, hikayeyi organik biçimde sürdürmenin başka bir yolu olup olmadığını araştırmamıza ilham verdi ancak sonunda, anlatının doğal sonuna ulaştığını hissettik.

Oppenheimer açıklamasını şöyle sürdürdü:

Asıl hedefim her zaman dizinin kalitesini korumak ve size verebileceğim en iyi izleme deneyimini sunmaktı. Bu yüzden, böylesine mutlu bir deneyim olan bir şeye veda etmek buruk olsa da niyeti belli bir finalle tamamlanmış bir hikaye anlatabildiğimiz için çok minnettarım. Bu, çok az dizinin sahip olduğu bir ayrıcalık. Dizimizi sevdiğiniz için teşekkür ederiz. Yakında size yeni hikayeler getirmek için heyecanlıyız.

Carola Lovering'in aynı adlı 2018 tarihli romanından uyarlanan dizi, Eylül 2022'de başlamıştı. 

Tell Me Lies; iki üniversite öğrencisi arasındaki yıkıcı ilişkiyi ve "fazlasıyla çalkantılı" arkadaş grubunda yaşananları anlatıyor. 

Oyuncu kadrosunda Grace Van Patten, Jackson White, Catherine Missal, Spencer House, Sonia Mena ve Branden Cook gibi genç yıldızlar yer alıyor.

Dizi iki farklı zaman diliminde ilerliyor: Biri 2008-2010'da, üniversite dönemini mercek altına alıyor; diğeri ise 2015'te, üniversite sonrasına ve Bree'yle (Missal) Evan'ın (Cook) düğününe odaklanıyor.

Yeni aşk üçgeni büyük ilgi çekti

Üçüncü sezon ise Bree'yle Evan'ın en yakın arkadaşı Wrigley (House) arasında filizlenen yeni ilişkiyi de anlatıya ekliyor ve bu hikaye kısa sürede izleyicinin ilgisini çekti. Oppenheimer, yakın zamanda Variety'ye verdiği söyleşide bu ilişkiyi şöyle açıklamıştı:

Arkadaş gruplarında hep aynı ortamlarda olup hiç baş başa kalmayan insanlar vardır. Bir grupta bulunursunuz ve bir bakarsınız, 'Ben bu kişiyle hiç özel bir konuşma yapmamışım' dersiniz. Yani birbirlerinden haberdarlardır ama kişisel düzeyde birbirlerini tanımazlar. Üçüncü sezona gelindiğinde ise birçok açıdan hayatlarındaki en ağır travmalarla yüzleşmiş kişilere dönüşüyorlar. Dibe vurmuş insanların birbirlerine tutunup iyileşmesini, birbirlerinde beklenmedik bir güvenli alan bulmasını anlatan hikayeleri severim. Bu yüzden bana kendiliğinden gelişen bir hikaye gibi geldi.

Oppenheimer ayrıca, üçüncü sezon "final sezonu" diye pazarlanmamış olsa da bunun "yıllar önce hayal ettiği ve anlattığı final" olduğunu söyledi.

Hayranlar final duyurusuyla neye uğradığını şaşırdı

Son bölümün yayımlanmasına kısa süre önce duyurulan bu haber, dizinin uzun süredir hayranı olan izleyicileri ani karar karşısında şaşkına çevirdi.

Bir izleyici "Tell Me Lies'ın finaline hiç hazır değilim" diyerek ekledi: 

Herkes 'Kemerlerinizi bağlayın', 'Beklenmedik olaylara hazır olun', 'Daha da kötüleşecek! diyor... NASIL DAHA KÖTÜLEŞEBİLİR Kİ?

Başka bir hayran ise "Tüm bu karmaşa bir bölümde nasıl sonuçlandırılacak ki?" diye isyan etti.

Yapımcı kadrosunda American Horror Story yıldızı Emma Roberts'ın da yer aldığı dizide, yazar Lovering de "danışman yapımcı" olarak projede yer alıyor.

Independent Türkçe, Variety, Deadline, Geo.TV