Kazımi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için bir yol haritası hazırlıyor

Mesrur Barzani, Erbil’in Bağdat hükümetinin reform çabalarını desteklediğini ve uzun soluklu çözümleri dört gözle beklediğini vurguladı.

Kazımi ve Mesrur Barzani dün Erbil’de bir araya geldi (Irak Başbakanlık Ofisi)
Kazımi ve Mesrur Barzani dün Erbil’de bir araya geldi (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Kazımi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için bir yol haritası hazırlıyor

Kazımi ve Mesrur Barzani dün Erbil’de bir araya geldi (Irak Başbakanlık Ofisi)
Kazımi ve Mesrur Barzani dün Erbil’de bir araya geldi (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Kürdistan bölgesine önemli bir ziyaret gerçekleştirdi. Kazımi, bütçe kanunu, tartışmalı bölgeler sorunu, Peşmerge, sınır kapıları ve diğer dosyalar gibi çözüme kavuşturulmayı bekleyen sorunları görüşmek için Bağdat ile Erbil arasında son beş aydır yapılan görüşmelerin sonuçlarını beklemeden bu ziyareti gerçekleştirdi.
Her iki tarafın da söz ettiği pozitif atmosfere rağmen, olayın gerçek yüzü çözüme kavuşturulamamış dosyalara ilişkin ihtilafların devam ettiğini gösteriyor ve bu da Kazımi’nin bu konuyu bizzat yakından incelemek üzere Erbil’i ziyaret etmesine neden oldu.
Kazımi’nin medya ofisi tarafından dün yapılan açıklamada Kazımi’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesrur Barzani ile birkaç dosyayı incelediğini bildirdi. Söz konusu açıklamada “Silahlı kuvvetlerin DEAŞ terör örgütü ile mücadelede gösterdiği performansta sahip olduğu güvenlik işbirliği ve entegrasyon tecrübesi ulusal birliği güçlendirdi ve galibiyeti mümkün kıldı. ‘Irak’ın egemenliği’ bizi Iraklılar olarak bir araya getiren bir ifade ve bunu kaybetme lüksümüz yok. Irak halkının sesinin ve gerçek seçimlerinin doğru bir şekilde duyurulmasını garanti altına alacak biçimde erken seçim hazırlıklarının hızını artırmanın yanı sıra ortak çalışmayı pekiştirme ve Irak vatandaşına hizmet edecek en iyi çabayı sunma fırsatı artık mümkün” ifadeleri yer aldı.
Açıklamaya göre Barzani ise “görüşmeden duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve IKBY’nin çözüme kavuşturulmamış tüm meseleleri çözmeyi amaçladığını ve uzun soluklu çözümleri pekiştirmeyi ve her alanda reform yapmaya çalışan Kazımi hükümetinin çabalarını desteklemeyi sabırsızlıkla beklediğini” belirtti. Kazımi Erbil’e ziyareti sırasında Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı Mesud Barzani ile de görüştü. Görüşme sırasında erken seçim yapma dosyasının yanı sıra ulusal arenadaki genel durumların tamamı, ülkenin yaşadığı en büyük zorluklar ve sergilenen tavırların ulusal düzeyde tek bir noktada toplanması ele alındı.
Diğer taraftan IKBY Sözcüsü Dr. Cotyar Adil Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:
“İki tarafın halihazırda Erbil ve Bağdat arasında çözüme kavuşturulmayı bekleyen meselelere ilişkin müzakerelerde bulunduğu gerçeğinden hareketle bu ziyaret, uygun ve önemli bir zamanda gerçekleşti. IKBY, federal hükümetle arasındaki sorunlara çözüm bulma isteğini her daim dile getirdi. IKBY Başkanı Mesrur Barzani hükümetini kurduğunda Dr. Adil Abdulmehdi’nin başkanlığındaki eski hükümet döneminde Bağdat’ı ziyaret etmişti. İki taraf önemli müzakerelerde bulunmuş ve bütçe kanununa ilişkin ortak işbirliği çerçevesi uzlaşma sağlamıştı. Ancak ne yazık ki önceki hükümet istifa etti ve ardından geçtiğimiz mayıs ayında Kazımi hükümeti kuruldu. IKBY bu hükümeti desteklediğini ifade etti. Bu ziyaret, özellikle Kazımi’nin IKBY’ye bağlı Duhok ilini ziyaret etmesi, Habur Sınır Kapısı’nı (İbrahim el Halil Sınır Kapısı) ve diğer yerleri denetlemesi ve buna ek olarak bugün Süleymaniye’yi ziyaret etmesi ve çözüme kavuşturulmayı bekleyen tüm sorunların ele alınması açısından bir ilk sayılıyor.”
Kazımi’nin IKBY liderliği ile incelediği dosyalar hakkında bilgi veren Adil “En öne çıkan dosyalar bütçe, ihtilaflı bölgeler, Peşmerge ve diğer dosyalar oldu. Müzakere dosyasında ilerleme kaydedildi ancak bütçe konusunda eski Başbakan Adil Abdulmehdi’nin ortak uzlaşma düzeyinde sonuca bağladığı noktadan başladığımız için önümüzde uzun bir yol var” dedi.
Adil “Bağdat ve Erbil arasındaki müzakerelerin gidişatına hakim olan ve ortak noktalar ile anlaşmalara ulaşılmasına yardımcı olacak pozitif atmosfer açısından” iyimserliğini dile getirdi. Adil bütçe kanunu ve yasama ile yürütme süreci hakkında “İki taraf arasında adaleti sağlamak için siyasi güçlerin desteğinin yanı sıra hala ortak bir payda bulunması ve koordinasyon sağlanması gerekiyor” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Adil IKBY’nin günde 250 bin varil petrolün gelirini Irak devletinin hazinesine yatırmaya hazır olduğunu belirtti. Aynı şekilde Adil, anayasaya göre federal hükümet ve IKBY arasındaki sınır kapılarının ortaklaşa yönetildiğini ve hala iki tarafı etkileyen ve finansal krizin devamı sayılan pek çok konunun bulunduğunu belirtti.
Adil “Söz konusu ziyaret sırasında pozitif bir hava hakimdi. Bunun da iki taraf arasında bütün dosyaların ele alındığı müzakerelerin seyrine yansıyacağını umuyoruz. Bizim için en önemli şey anayasaya bağlı kalmanın önemini vurgulamak çünkü anayasa her iki taraf için de adaletin sağlanmasında ana güvence sayılıyor” dedi.
Diğer taraftan KDP milletvekili Macid Şengali Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte “Kazımi’nin ziyareti her iki taraf içinde oldukça önemli bir kazanç. Kazımi’nin özellikle Irak hükümetinin çeşitli mali, siyasi, ekonomik ve güvenlik krizleri ile boğuşmasından hareketle IKBY’yi desteklemesi gerekiyor. Aynı şekilde benzer bir krizin içerisinden geçen IKBY de bu krizi çözmek için Bağdat ile işbirliği ve koordinasyon sağlamak istiyor. Bu ziyaret, mali meseleler ve ödeneklere ek olarak gerek anayasanın 140. maddesine tabi olan ihtilaflı bölgeler gerekse Bağdat, Erbil ve diğer valiliklerde yaşayan herkesin haklarını güvence altına alan bir kanun çıkarılmasını gerektiren petrol ve doğalgaz meselesi olsun 2005 yılından günümüze kadar iki taraf arasında çözüme kavuşturulmayı bekleyen tüm sorunları çözemez” dedi.
Şengali “Bu ziyarette en önemli şey,  çözüme kavuşturulmayan tüm problemlerin çözülmesi için herkesin arasında dürüst niyetlerin olduğu ve vatandaşın çıkarının ön sıraya konulduğu bir yol haritası çizmek. Sonuç olarak sorunları çözme isteği var ancak bu çözümler köklü olmayacaktır” dedi.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.