Hizbullah takipçilerini nasıl konsolide ediyor?

Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
TT

Hizbullah takipçilerini nasıl konsolide ediyor?

Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)

Fidel Sebiyti*
Lübnan Hizbullah Hareketi, Şii toplumunun parçası olarak veya Hareketin tanımıyla ‘koruyucu çevre’nin sinir uçlarına ‘acının’ ulaşmasını engellemek için tüm araç gereçleri kullandı.
Tıp çevrelerinde bilinen bir durumdur; anestezinin sık bir şekilde uygulanması, vücut anesteziye karşı koymayı bırakana kadar hastanın ilave dozlar istemesine yol açar. Ancak hastalık çok fazla. Bu hastalıklar arasında, halkın Hizbullah’ın İsrail direnişiyle ilgili propagandasına olan inancının azalmasından tutun da Suriye’deki savaşa müdahil olma gerekçesine, koronavirüs krizinin etkileriyle mücadeleye ve onun arkasından Lübnan’ı kasıp kavuran mali ve ekonomik krize, Hareket’e uygulanan ekonomik ambargoya ve bunun ‘koruyucu çevreye’ etkilerine, Lübnan halkının 17 Ekim 2019’dan bu yana iktidar elitlerine karşı kararlı direnişine, Uluslararası Mahkeme’nin Refik Hariri davasında verdiği karara (bu kararın ucu Hizbullah’ın saha yöneticilerinden birine uzanmış, ancak Hizbullah bu kişi hiç yokmuş gibi davranmıştı), Lübnanlıların çoğunun Hizbullah’ı sorumlu tuttuğu Beyrut Limanı’ndaki büyük patlamaya, Maruni Patriği Beşara Butrus er-Rai’nin Lübnan’ı  ‘tarafsızlaştırma’ çağrısına (Hizbullah’ın koruyucu çevre içindeki siyasi mezhepçi tayfa buna tepki göstermişti) varana dek liste uzayıp gidiyor.
Ancak Hizbullah’ın koruyucu çevrede safları sıklaştırma ve dağılmayı önlemek için uyguladığı ilaçlar, artık Hizbullah’ın çekirdek kadrosuna yakın kesimleri ve Hareket’ten doğrudan nemalananların dışındakileri çoğu zaman ikna edemiyor. Hizbullah, bu durum karşısında direniş propagandası, mezhepçi ve etnik kesimlerin son on yıllarda kazandığı kazanımları kaybetmekle ve Hizbullah’ın ekseni etrafında dönen koruyucu çevreye doğrudan ulaşan maddi ve nakit para yardımlarını kesmekle korkutma (bu yardımlardan Hizbullah’a yakın olanların dışındaki Lübnanlı Şiiler faydalanmıyor) gibi araçlara başvuruyor.

Yeni denklemler
Lübnan’ın güneyindeki köy ve kasabalardan geçerken, en son 14 yıl önce Temmuz 2006 savaşında İsrail'le yaşanan çatışmalarda ölenlerin posterlerinin uzun süre ihmal edilmesi dikkat çekiyor. İsrail karşısında oturan güney Lübnanlılarda İsrail ile ‘ebedi direniş’ konusunda cesaret uyandıran direniş silahının önemine dair sloganlar ve afişler ve bunun dışındaki ‘direniş ekseni’ sloganların ideolojik gücü azalmış olsa da inşa niteliğini koruyor. Bazı köylerin girişlerinde de eskilerinin yerini Suriye’deki savaşça ölenlere ait fotoğrafların yer aldığı yeni ve parlak afişler almış. Çünkü halihazırda ana savaş, Suriye’deki yeni savaş ve ABD ile İsrail’in bölgeyle ilgili projeleriyle mücadeledir. Koruyucu çevre içinde Şii grubu tehdit eden iki ülkenin varlığının tehlikesi fikri dillendiriliyor veya halka hitaben yapılan konuşmalarda Lübnan’ın teröre karşı savunulması yönündeki söylemler tekrar ediliyor.
Hizbullah, geçtiğimiz 9 yılda Suriye savaşını gerekçelendirmek için kullandığı sloganlar ve ideolojilerin yanı sıra savaşçılara ve ölenlerin ailelerine daimi maaş bağlayarak, koruyucu çevrenin bu savaşın önemi ve ölen evlatlarının ciddiyeti konusunda yaşadığı can sıkıntısını bir nebze olsun bastırabildi. Ancak Hizbullah bugün bu ikna çabalarını sürdürebilme sorunuyla karşı karşıya.
Bunun birinci sebebi, Suriye savaşının uzaması ve koruyucu çevreye yapılan finansal kaynak ve ayni yardımların azalmasıdır. Güneydeki Lübnanlılar Suriye’deki savaşı bir ‘varlık’ meselesi olarak görürken, üst üste gelen krizler, bu kesimlerin, direnişçi partilerinin ‘varlık savaşını’ bizzat Lübnan’ın içine taşıdığını düşünmesine yol açtı ve kendileriyle aynı düşünceleri paylaşmayan diğer Lübnanlılarla karşı karşıya gelirken buldular. İsrail’in raporları, İran’ın Suriye’deki güçlerini azalttığını ve bu durumun Hizbullah için de geçerli olabileceğini vurguluyor.
Suriye rejimi hamilerinin yaşadığı siyasi ve ekonomik çalkantılar ile Şam’da iktidar çevresindeki ana aktörler arasında çatışmaların derin mali ihtilaflara dönüşmesi arasında bir bağlantı olabileceğine dikkat çekilen raporlarda, İran’ın finans sağlayamamasına neden olan hammadde eksikliğinin rejimin finansör krizin iyice gün yüzüne çıkmasına neden olduğu belirtiliyor.

Fiziksel kutuplaşma ve fonların kısıtlı oluşu
Bu makalenin oluşturulması esnasında görüştüğümüz tüm partililer, destekçiler ve yandaşlar, Hizbullah’ın Suriye savaşı boyunca güneydeki kentlerde 500’den fazla kişiye aylık sabit maaşlar ödediğini söylediler. Savaşta ölenlerin yakınlarına aylık olarak ödenen maaşların Hareket’e bağlı askeri veya eğitim, kültürel, üniversite, okullar veya kurumlara yapılan harcamalar gibi gösteriliyordu. Bu yandaşlar yalnızca aylık sabit maaşla sınırlı kalmıyor bunun yanı sıra partili olmayanlara, dul ve yetimlere gönderilen sosyal yardımlardan da faydalanıyordu. Bu yardımlar nakdi veya ayni yardımlar şeklinde gerçekleşiyordu. Ancak şimdi bu yardımlar büyük ölçüde azaldı ve nemalanan ‘koruyucu çevre’ daraldı. Söz konusu yardımlar artık savaşçılara, ailelerine, partili çalışanlara ve parti kurumlarıyla sınırlandırıldı. Yandaşlar bu çerçeveden çıkarıldı. Bu durum, koruyucu çevrenin içinde bulunduğu krize bir yenisini ekledi yani bizzat Hizbullah’ın omuzlarına yüklendi. Hizbullah, diğer Lübnanlılar gibi genel mali krizden ve koronavirüsün yansımalarından etkilenen Şiiler tarafından eleştiriliyor. Virüsün yayılımı, Lübnan’ın diğer bölgelerinin yanı sıra Hizbullah’ın kontolündeki bölgelerinde daha yüksek bir şekilde seyrediyor.

17 Ekim ve yanıt
Hizbullah’ın çevresinde mali sıkıntılarına ışık tutulmasına rağmen, mali yardımlar, maaşlar ve sosyal yardımların sosyal ağlarından gelen desteği pekiştiren ana araçlardan biri olması nedeniyle Hareket’i koruyor. Bu esas üzerine Hizbullah, Şii gruplar içindeki fakir kesimleri, Lübnanlıların yolsuzluk ve kota sistemini düşürmek için başlattığı 17 Ekim ayaklanmasından uzak tuttu. Hareket’in kontrolündeki medya, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın protestolarla ilgili açıklamasından sonra eylemleri yakından takip etti. Nasrallah, söz konusu konuşmasında göstericilerin ‘büyükelçilikler’ tarafından finanse edildiğini ve yönlendirildiğini söylemesinin hemen ardından protestoların merkezinde bulunan Şiiler ayrılmaya başladı.
Hizbullah’ın yayın organı Al-Manar TV kanalında protestoların siyasileştirildiği yönünde işaretler veriliyor ve bu protestoların daha da büyüyerek mezhepçi bir yapıya dönüşmesine dair endişeler dile getiriliyordu.
Al-Manar TV, yollarda eylem yapan protestocuları “haydutlar” diye niteleyerek, koruyucu çevredeki birçok kişinin nezdinde gösterilerin imajını ve hedeflerini çarpıtmaya çalıştı. Gösterilerin ivme kazanmasıyla birlikte, boyun eğdirme kültürüne alan açılmaya çalışıldığı iddiasıyla ‘hainlik’ söylemleri dolaşıma koyuldu.
Hizbullah, Şii kesimlerin genelini 17 Ekim Devrimin’den uzaklaştırmayı başardı. Ancak bunda yalnızca sözlü saldırıların değil, Hareket destekçilerinin göstericilerin çadırlarını yakmasıyla veya aktivistlere düzenlediği saldırıların da payı var. Ancak Lübnan’daki Şiilerin tamamı, ülkedeki yolsuzluğa karşı kayıtsız kalmıyor. Zira bazı bölgelerde uzun süren elektrik kesintileri, elektrik faturalarının ve gıda fiyatlarının 4 kata ulaşan artışlara tepki olarak gösteriler düzenleniyor. Can sıkkınlığının düzeyi arttı ve Hizbullah’ın kontrolündeki bölgelerde iç gösteriler düzenlendi. Ancak Hizbullah ‘lokal anesteziye’ yani retorik söylemlere başvurarak ve insanları hayat memat meselelerinin (İsrail ile savaş, içerdeki şiddeti artırmakla tehdit) karşısına koyarak bu protestoları kendi içinde halletmeyi başarabildi. Nitekim farklı etnik grupların bir arada yaşadığı bölgelerde olaylar çıkmış ve bu olaylarda bazı kişiler hayatlarını kaybetmişti. İç savaşla tehdit etmek genellikle itirazları bastırma ve ağızları kapatma noktasında işe yarıyor. Hizbullah bunların yanı sıra Hareket’in silahsızlandırılması, ABD’nin ülkeyi ele geçirmesi, Filistin ve Kudüs’ün özgürlüğü gibi klişe söylemelere başvuruyor, ülkenin tarafsızlaştırılmasını talep eden Lübnanlıları ihanet ve ajanlıkla suçluyor. Bu faktörler Hizbullah’ın, destekçilerini konsolide etmesine katkı sağlıyor. Hizbullah bunu kendisine bağlı dar çevrede başarmış durumda. Ancak Şiilerin büyük bir kısmı da dahil diğer etnik ve mezhep mensupları artık bu tür sözlere güvenmiyor. Hatta Hizbullah ve Genel Sekreteri Nasrallah ile dalga geçiyor.
Nitekim Nasrallah’ın koronavirüsün ekonomik etkileriyle mücadelede ‘tarım cihadı’ çağrısı yapması ve bunun öncesinde Amir el-Fahuri’nin ABD’ye teslim etme işlemi hakkında bilgisinin bulunduğunu söylemesi ve Beyrut Limanı’nda amonyum nitrat depolandığından haberdar olmadığını ve hatta Liman ile ilgili hiçbir şey bilmediğini ifade etmesi de dalga konusu olmuştu. Zira, Liman’ın Hizbullah’ın kontrolü altında olduğu bilinen bir durum. Avrupa’da ikamet eden Lübnanlı gazeteci Faris Haşşan, Hizbullah’a doğrudan veya dolaylı olarak bağlı medya kuruluşlarının artık kamuoyunu Hareket’in istediği propagandalarla ikna edemediğini belirtti.
Sosyal medyada ise Hizbullah karşıtlığı daha önce hiç olmadığı kadar üst seviyelere çıktı. Daha önce kullandığı İsrail düşmanlığı da bir fayda etmiyor ve bu dosyayı kaybetti. Çünkü Lübnan’da birçok kişi, Hizbullah’ın ülkedeki yasadışı silahların kullanımını meşrulaştırmak amacıyla İsrail düşmanlığı için yalvarmakta olduğunu ve çoğu zaman da Lübnan’da yetkisini genişletmek konusunda sinyal verdiğini görüyor.



Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.


Mısır: Sisi'ye suikast düzenlemeyi planlamakla suçlanan Hasm Örgütü üyeleri gözaltına alındı

Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
TT

Mısır: Sisi'ye suikast düzenlemeyi planlamakla suçlanan Hasm Örgütü üyeleri gözaltına alındı

Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)

Mısır İçişleri Bakanlığı, Mısır tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler Örgütü’ne bağlı terör hareketi ‘Hasm’ üyelerinin, ‘devletin güçlerine zarar vermeyi amaçlayan terör eylemleri planlamak ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye suikast girişiminde bulunmak’ suçlamasıyla gözaltına alındığını duyurdu.

Bakanlık tarafından dün yapılan açıklamada, Hasm Hareketi üyelerine yönelik operasyonlar kapsamında Müslüman Kardeşler Örgütü liderlerinden Mahmud Muhammed Abdulvunis'i gözaltına aldığını duyurdu.

Bakanlık, bunun devlete zarar vermeyi amaçlayan eylemlere karışan Hasm Hareketi üyelerinin takibi kapsamında gerçekleştiğini ve bu eylemler arasında, 7 Temmuz'da Mısır güvenlik güçlerinin baskınlarından önce, hareketin iki üyesi olan Ahmed Muhammed Abdurezzak ve İhab Abdulatif Muhammed'in güvenlik ve ekonomik tesislerin yanı sıra başkanlık uçağını hedef alan operasyonlar gerçekleştirmeye zorlanmasının da yer aldığını ekledi. Açıklamaya göre hareket üyelerine ait bir sığınağa yapılan baskın sonucunda iki Hasm üyesi öldürüldü.

Bakanlığın açıklamasında, terörist Ali Mahmud Abdulvunis'in birçok terör davasında müebbet hapis cezasına çarptırıldığını belirtildi. Bu davalardan başlıcaları arasında, ‘başkanlık uçağını hedef almaya teşebbüs’ ve ‘Şehit Yarbay Macid Abdurrazık suikastı’ ile ilgili 2022 yılına ait 120 numaralı dava yer alıyor.

vvf
2013 yazında yanan Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Kahire'deki merkezi (Getty)

İçişleri Bakanlığı'nın açıklaması, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyesinin planladığı terör eylemleri ve Hasm Hareketi’ne mensup diğer üyeler hakkındaki itiraflarına eşlik etti.

Abdulvunis, aralarında Menufiye vilayetindeki el-Acezi Kontrol Noktası’na düzenlenen saldırı, Tanta şehrindeki polis eğitim merkezine düzenlenen bombalı saldırı (bu saldırıda çok sayıda polis memuru şehit oldu ve yaralandı) ve el-Obur şehrinde evinin önünde öldürülen Tuğgeneral Adil Ragai'nin suikastı da dahil olmak üzere birçok terör eylemine katıldığını itiraf etti.

Ayrıca, Müslüman Kardeşlerin kaçak liderlerinden Yahya Musa’nın (Hasm Hareketi’nin kurucusu) talimatıyla 2016 yılında komşu ülkelerden birine sızdığını, Hişam Aşmavi (idam edildi) tarafından kurulan el-Murabitun Örgütü’nün liderleriyle temas kurduğunu ve Hasm Hareketi üyelerini uçaksavar füzeleri, ağır silahlar ve patlayıcıların kullanımı konusunda eğitmek üzere komşu ülkelerden birinde bir kamp kurduğunu da anlattı.

Abdulvunis, yurtdışına kaçan Hasm Hareketi liderleri Yahya Musa, Muhammed Refiqk İbrahim Menna, Alaa Ali Ali el-Samahi ve Muhammed Abdulhafız Abdullah Abdulhafiz ile birlikte 2019 yılı boyunca ülkede bazı terör eylemleri gerçekleştirmeyi planladıklarını ve hareketin eğitimli unsurlarını bomba yüklü araçlar hazırlamaya yönlendirdiklerini, bunlardan birinin Kahire’nin orta kesimlerindeki Onkoloji Enstitüsü önünde patladığını açıkladı. Ayrıca 2025 yılında, yurtdışında bulunan teröristler Mahmud Şehte Ali el-Ced ve Mustafa Ahmed Muhammed Abdulvehhab'ı, saldırı eylemleri gerçekleştirmek üzere ülkeye dönmeye cesaretlendirdiklerini itiraf eden Abdulvunis, ancak güvenlik güçleri tarafından tespit edilip yakalandıkları için bunu başaramadıklarını ifade etti.

scds
Mısır'da Müslüman Kardeşler üyelerinin yargılandığı, daha önce yapılan bir duruşmadan bir kare (AFP)

Hasm Hareketine atfedilen son operasyonlar 2019 yılında gerçekleşti. Mısırlı yetkililer, o yıl Hasm Hareketi’ni Kahire’deki Onkoloji Enstitüsü çevresinde 22 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açan bir araba bombalamasına karışmakla suçlamıştı. Ayrıca, hareketin 2016 yılında, Mısır'ın eski Müftüsü Ali Cuma ve Başsavcı Yardımcısına saldırı hazırlığında olduğu ve Fayum ilindeki Tamiya Emniyet Müdürü'ne suikast düzenlediği iddia ediliyor. Hasm Hareketi 2019 yılında kendisini resmi olarak ilan etmişti.

Uluslararası terörle mücadele uzmanı Hatem Sabir’e göre Mısır İçişleri Bakanlığı'nın Hasm Hareketi üyelerinin gözaltına alındığını duyurması, Müslüman Kardeşlerin Mısır'ı terör eylemleriyle hedef almaya devam ettiğini gösterdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Sabir, Müslüman Kardeşler örgütünün artan bölgesel zorluklara rağmen Mısır'ı hedef almaya devam ettiğini söyledi.

Başta Genel Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii olmak üzere Müslüman Kardeşler liderlerinin çoğu, 2013 yılında İhvan’ın iktidardan ayrılmasının ardından Mısır'da meydana gelen ‘şiddet ve cinayet’ davaları nedeniyle Mısır hapishanelerinde tutulurken, diğer üyeler ise ülke dışında ikamet ediyor.

Sabir, yakalanan teröristin, aralarında başkanlık uçağının hedef alınması da dahil olmak üzere itiraf ettiği terör eylemlerinin, ‘bazı istihbarat teşkilatlarının örgütü desteklediğini yansıttığını’ belirtti, ancak bu istihbarat teşkilatlarının adı açıklamaktan kaçındı. Bu tür operasyonların planlanmasının herhangi bir örgüt veya hareketin kapasitesini aştığını söyleyen Sabir, bu operasyonların temel amacının Mısır devletinin siyasi ve ekonomik kapasitesine zarar vermek olduğunu vurguladı.

Öte yandan Mısır İçişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, ülkenin güvenliğini ve istikrarını sarsmayı hedefleyen Müslüman Kardeşler örgütü ve destekçilerinin planlarına karşı kararlılıkla mücadeleye devam edeceğini teyit etti.


Şera, Esed’in devrilmesinden bu yana ilk kez Almanya’yı ziyaret ediyor

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı kabul etti. (AP)
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı kabul etti. (AP)
TT

Şera, Esed’in devrilmesinden bu yana ilk kez Almanya’yı ziyaret ediyor

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı kabul etti. (AP)
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı kabul etti. (AP)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera bugün Almanya’da Alman yetkililerle görüşmeler gerçekleştiriyor. Bu ziyaret, Şera’nın ülkeye ilk ziyareti olurken, temaslarda Ortadoğu’daki savaş, Suriye’nin yeniden inşası ve Berlin yönetiminin Suriyeli mültecilerin geri dönüşüne yönelik çabalarının ele alınması bekleniyor.

Beşşar Esed’in 2024 yılında devrilmesinin ardından Almanya’ya ilk kez giden Şera, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile bir araya geldi. Şera’nın günün ilerleyen saatlerinde Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile görüşmesi planlanıyor.

Geçtiğimiz yıl, 14 yıl süren yıkıcı çatışmanın ardından yeniden inşa sürecini desteklemek amacıyla Suriye’ye yönelik birçok uluslararası yaptırım kaldırılmıştı.

Almanya Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, Merz ile Şera arasındaki görüşmelerde Ortadoğu’daki savaş, Suriye’deki siyasi durum, yeniden inşa çabaları ve Suriyelilerin ülkelerine dönüşü konularının ele alınacağını açıkladı.

Şera ayrıca Berlin’de, Suriye’nin ekonomik toparlanma ve yeniden inşa perspektiflerinin ele alınacağı bir foruma katılacak. Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Esed rejiminin sona ermesinin ardından Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere birçok yaptırımın kaldırıldığını ve bunun ekonomik toparlanmanın temellerini oluşturduğunu ifade etti.

ergfrt
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin’deki Bellevue Sarayı önünde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı kabul etti. (AP)

Ziyaret öncesinde Almanya İçişleri Bakanlığı, Suriye Afet Yönetimi Bakanlığı’na destek sağlanması ve acil durum birimlerinin eğitilmesine yardımcı olunmasını öngören yeni bir girişim açıkladı. Öte yandan Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Suriye’de kaybolan Alman gazeteci Eva Maria Michelmann konusunun da görüşmelerde ele alınıp alınmayacağı yönündeki soruya, Berlin yönetiminin meseleyi değerlendirdiği yanıtını verdi.

Sığınma talebinin gerekçeleri

Suriye’deki çatışma yıllarında yaklaşık 1 milyon Suriyeli Almanya’ya sığındı. Bu kişilerin önemli bir bölümü, 2015-2016 yıllarında göç akınının zirve yaptığı dönemde ülkeye ulaştı. Suriye’deki çatışmalar, 2011 yılında eski yönetimin protestolara yönelik kanlı müdahalesi sonrası başlamıştı.

Almanya’da geçtiğimiz yıl mayıs ayında göreve gelen muhafazakâr Başbakan Friedrich Merz ise aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin yükselişiyle mücadele ederken düzensiz göçü sınırlama çabalarını artırdı.

Merz, geçen yıl yaptığı açıklamada, Suriye’de savaşın sona ermesiyle birlikte Suriyelilerin Almanya’ya sığınma talebinde bulunmaları için ‘artık herhangi bir gerekçe kalmadığını’ ifade etmişti.

gthyju
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin’deki Bellevue Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın yanında duruyor. (AP)

Alman hükümeti geçtiğimiz aralık ayında, suç işleyen bazı Suriyelilerin ülkelerine geri gönderilmesi uygulamasını yeniden başlattı. Ancak bu uygulama şu ana kadar yalnızca çok sınırlı sayıda vaka için gerçekleştirildi.

Başbakan Friedrich Merz, birçok Suriyelinin gönüllü olarak ülkelerine dönmesi gerektiğini vurguladı. Bu açıklama, ülkede devam eden hak ihlalleri ve güvensiz koşullara dikkat çeken aktivistler tarafından eleştirildi.

Şera’nın Almanya ziyareti, başlangıçta ocak ayında planlanmıştı. Ancak ziyaret, Suriye hükümet güçleri ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmaları sonlandırma çabaları nedeniyle ertelenmişti.

Bu arada, Suriye’deki Süryani Hristiyan azınlığın temsilcileri, ‘ülkenin tarihi çeşitliliğini tanıyan ve kurumsal olarak güçlendiren kapsayıcı bir siyasi yaklaşım’ çağrısında bulundu. Öte yandan Berlin’de mültecilerin Suriye’ye geri gönderilmesi planına karşı bir gösteri düzenlendi.