Hizbullah takipçilerini nasıl konsolide ediyor?

Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
TT

Hizbullah takipçilerini nasıl konsolide ediyor?

Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)
Bugün Hizbullah tabanını ikna sürecini sürdürme sorunuyla karşı karşıya (AFP)

Fidel Sebiyti*
Lübnan Hizbullah Hareketi, Şii toplumunun parçası olarak veya Hareketin tanımıyla ‘koruyucu çevre’nin sinir uçlarına ‘acının’ ulaşmasını engellemek için tüm araç gereçleri kullandı.
Tıp çevrelerinde bilinen bir durumdur; anestezinin sık bir şekilde uygulanması, vücut anesteziye karşı koymayı bırakana kadar hastanın ilave dozlar istemesine yol açar. Ancak hastalık çok fazla. Bu hastalıklar arasında, halkın Hizbullah’ın İsrail direnişiyle ilgili propagandasına olan inancının azalmasından tutun da Suriye’deki savaşa müdahil olma gerekçesine, koronavirüs krizinin etkileriyle mücadeleye ve onun arkasından Lübnan’ı kasıp kavuran mali ve ekonomik krize, Hareket’e uygulanan ekonomik ambargoya ve bunun ‘koruyucu çevreye’ etkilerine, Lübnan halkının 17 Ekim 2019’dan bu yana iktidar elitlerine karşı kararlı direnişine, Uluslararası Mahkeme’nin Refik Hariri davasında verdiği karara (bu kararın ucu Hizbullah’ın saha yöneticilerinden birine uzanmış, ancak Hizbullah bu kişi hiç yokmuş gibi davranmıştı), Lübnanlıların çoğunun Hizbullah’ı sorumlu tuttuğu Beyrut Limanı’ndaki büyük patlamaya, Maruni Patriği Beşara Butrus er-Rai’nin Lübnan’ı  ‘tarafsızlaştırma’ çağrısına (Hizbullah’ın koruyucu çevre içindeki siyasi mezhepçi tayfa buna tepki göstermişti) varana dek liste uzayıp gidiyor.
Ancak Hizbullah’ın koruyucu çevrede safları sıklaştırma ve dağılmayı önlemek için uyguladığı ilaçlar, artık Hizbullah’ın çekirdek kadrosuna yakın kesimleri ve Hareket’ten doğrudan nemalananların dışındakileri çoğu zaman ikna edemiyor. Hizbullah, bu durum karşısında direniş propagandası, mezhepçi ve etnik kesimlerin son on yıllarda kazandığı kazanımları kaybetmekle ve Hizbullah’ın ekseni etrafında dönen koruyucu çevreye doğrudan ulaşan maddi ve nakit para yardımlarını kesmekle korkutma (bu yardımlardan Hizbullah’a yakın olanların dışındaki Lübnanlı Şiiler faydalanmıyor) gibi araçlara başvuruyor.

Yeni denklemler
Lübnan’ın güneyindeki köy ve kasabalardan geçerken, en son 14 yıl önce Temmuz 2006 savaşında İsrail'le yaşanan çatışmalarda ölenlerin posterlerinin uzun süre ihmal edilmesi dikkat çekiyor. İsrail karşısında oturan güney Lübnanlılarda İsrail ile ‘ebedi direniş’ konusunda cesaret uyandıran direniş silahının önemine dair sloganlar ve afişler ve bunun dışındaki ‘direniş ekseni’ sloganların ideolojik gücü azalmış olsa da inşa niteliğini koruyor. Bazı köylerin girişlerinde de eskilerinin yerini Suriye’deki savaşça ölenlere ait fotoğrafların yer aldığı yeni ve parlak afişler almış. Çünkü halihazırda ana savaş, Suriye’deki yeni savaş ve ABD ile İsrail’in bölgeyle ilgili projeleriyle mücadeledir. Koruyucu çevre içinde Şii grubu tehdit eden iki ülkenin varlığının tehlikesi fikri dillendiriliyor veya halka hitaben yapılan konuşmalarda Lübnan’ın teröre karşı savunulması yönündeki söylemler tekrar ediliyor.
Hizbullah, geçtiğimiz 9 yılda Suriye savaşını gerekçelendirmek için kullandığı sloganlar ve ideolojilerin yanı sıra savaşçılara ve ölenlerin ailelerine daimi maaş bağlayarak, koruyucu çevrenin bu savaşın önemi ve ölen evlatlarının ciddiyeti konusunda yaşadığı can sıkıntısını bir nebze olsun bastırabildi. Ancak Hizbullah bugün bu ikna çabalarını sürdürebilme sorunuyla karşı karşıya.
Bunun birinci sebebi, Suriye savaşının uzaması ve koruyucu çevreye yapılan finansal kaynak ve ayni yardımların azalmasıdır. Güneydeki Lübnanlılar Suriye’deki savaşı bir ‘varlık’ meselesi olarak görürken, üst üste gelen krizler, bu kesimlerin, direnişçi partilerinin ‘varlık savaşını’ bizzat Lübnan’ın içine taşıdığını düşünmesine yol açtı ve kendileriyle aynı düşünceleri paylaşmayan diğer Lübnanlılarla karşı karşıya gelirken buldular. İsrail’in raporları, İran’ın Suriye’deki güçlerini azalttığını ve bu durumun Hizbullah için de geçerli olabileceğini vurguluyor.
Suriye rejimi hamilerinin yaşadığı siyasi ve ekonomik çalkantılar ile Şam’da iktidar çevresindeki ana aktörler arasında çatışmaların derin mali ihtilaflara dönüşmesi arasında bir bağlantı olabileceğine dikkat çekilen raporlarda, İran’ın finans sağlayamamasına neden olan hammadde eksikliğinin rejimin finansör krizin iyice gün yüzüne çıkmasına neden olduğu belirtiliyor.

Fiziksel kutuplaşma ve fonların kısıtlı oluşu
Bu makalenin oluşturulması esnasında görüştüğümüz tüm partililer, destekçiler ve yandaşlar, Hizbullah’ın Suriye savaşı boyunca güneydeki kentlerde 500’den fazla kişiye aylık sabit maaşlar ödediğini söylediler. Savaşta ölenlerin yakınlarına aylık olarak ödenen maaşların Hareket’e bağlı askeri veya eğitim, kültürel, üniversite, okullar veya kurumlara yapılan harcamalar gibi gösteriliyordu. Bu yandaşlar yalnızca aylık sabit maaşla sınırlı kalmıyor bunun yanı sıra partili olmayanlara, dul ve yetimlere gönderilen sosyal yardımlardan da faydalanıyordu. Bu yardımlar nakdi veya ayni yardımlar şeklinde gerçekleşiyordu. Ancak şimdi bu yardımlar büyük ölçüde azaldı ve nemalanan ‘koruyucu çevre’ daraldı. Söz konusu yardımlar artık savaşçılara, ailelerine, partili çalışanlara ve parti kurumlarıyla sınırlandırıldı. Yandaşlar bu çerçeveden çıkarıldı. Bu durum, koruyucu çevrenin içinde bulunduğu krize bir yenisini ekledi yani bizzat Hizbullah’ın omuzlarına yüklendi. Hizbullah, diğer Lübnanlılar gibi genel mali krizden ve koronavirüsün yansımalarından etkilenen Şiiler tarafından eleştiriliyor. Virüsün yayılımı, Lübnan’ın diğer bölgelerinin yanı sıra Hizbullah’ın kontolündeki bölgelerinde daha yüksek bir şekilde seyrediyor.

17 Ekim ve yanıt
Hizbullah’ın çevresinde mali sıkıntılarına ışık tutulmasına rağmen, mali yardımlar, maaşlar ve sosyal yardımların sosyal ağlarından gelen desteği pekiştiren ana araçlardan biri olması nedeniyle Hareket’i koruyor. Bu esas üzerine Hizbullah, Şii gruplar içindeki fakir kesimleri, Lübnanlıların yolsuzluk ve kota sistemini düşürmek için başlattığı 17 Ekim ayaklanmasından uzak tuttu. Hareket’in kontrolündeki medya, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın protestolarla ilgili açıklamasından sonra eylemleri yakından takip etti. Nasrallah, söz konusu konuşmasında göstericilerin ‘büyükelçilikler’ tarafından finanse edildiğini ve yönlendirildiğini söylemesinin hemen ardından protestoların merkezinde bulunan Şiiler ayrılmaya başladı.
Hizbullah’ın yayın organı Al-Manar TV kanalında protestoların siyasileştirildiği yönünde işaretler veriliyor ve bu protestoların daha da büyüyerek mezhepçi bir yapıya dönüşmesine dair endişeler dile getiriliyordu.
Al-Manar TV, yollarda eylem yapan protestocuları “haydutlar” diye niteleyerek, koruyucu çevredeki birçok kişinin nezdinde gösterilerin imajını ve hedeflerini çarpıtmaya çalıştı. Gösterilerin ivme kazanmasıyla birlikte, boyun eğdirme kültürüne alan açılmaya çalışıldığı iddiasıyla ‘hainlik’ söylemleri dolaşıma koyuldu.
Hizbullah, Şii kesimlerin genelini 17 Ekim Devrimin’den uzaklaştırmayı başardı. Ancak bunda yalnızca sözlü saldırıların değil, Hareket destekçilerinin göstericilerin çadırlarını yakmasıyla veya aktivistlere düzenlediği saldırıların da payı var. Ancak Lübnan’daki Şiilerin tamamı, ülkedeki yolsuzluğa karşı kayıtsız kalmıyor. Zira bazı bölgelerde uzun süren elektrik kesintileri, elektrik faturalarının ve gıda fiyatlarının 4 kata ulaşan artışlara tepki olarak gösteriler düzenleniyor. Can sıkkınlığının düzeyi arttı ve Hizbullah’ın kontrolündeki bölgelerde iç gösteriler düzenlendi. Ancak Hizbullah ‘lokal anesteziye’ yani retorik söylemlere başvurarak ve insanları hayat memat meselelerinin (İsrail ile savaş, içerdeki şiddeti artırmakla tehdit) karşısına koyarak bu protestoları kendi içinde halletmeyi başarabildi. Nitekim farklı etnik grupların bir arada yaşadığı bölgelerde olaylar çıkmış ve bu olaylarda bazı kişiler hayatlarını kaybetmişti. İç savaşla tehdit etmek genellikle itirazları bastırma ve ağızları kapatma noktasında işe yarıyor. Hizbullah bunların yanı sıra Hareket’in silahsızlandırılması, ABD’nin ülkeyi ele geçirmesi, Filistin ve Kudüs’ün özgürlüğü gibi klişe söylemelere başvuruyor, ülkenin tarafsızlaştırılmasını talep eden Lübnanlıları ihanet ve ajanlıkla suçluyor. Bu faktörler Hizbullah’ın, destekçilerini konsolide etmesine katkı sağlıyor. Hizbullah bunu kendisine bağlı dar çevrede başarmış durumda. Ancak Şiilerin büyük bir kısmı da dahil diğer etnik ve mezhep mensupları artık bu tür sözlere güvenmiyor. Hatta Hizbullah ve Genel Sekreteri Nasrallah ile dalga geçiyor.
Nitekim Nasrallah’ın koronavirüsün ekonomik etkileriyle mücadelede ‘tarım cihadı’ çağrısı yapması ve bunun öncesinde Amir el-Fahuri’nin ABD’ye teslim etme işlemi hakkında bilgisinin bulunduğunu söylemesi ve Beyrut Limanı’nda amonyum nitrat depolandığından haberdar olmadığını ve hatta Liman ile ilgili hiçbir şey bilmediğini ifade etmesi de dalga konusu olmuştu. Zira, Liman’ın Hizbullah’ın kontrolü altında olduğu bilinen bir durum. Avrupa’da ikamet eden Lübnanlı gazeteci Faris Haşşan, Hizbullah’a doğrudan veya dolaylı olarak bağlı medya kuruluşlarının artık kamuoyunu Hareket’in istediği propagandalarla ikna edemediğini belirtti.
Sosyal medyada ise Hizbullah karşıtlığı daha önce hiç olmadığı kadar üst seviyelere çıktı. Daha önce kullandığı İsrail düşmanlığı da bir fayda etmiyor ve bu dosyayı kaybetti. Çünkü Lübnan’da birçok kişi, Hizbullah’ın ülkedeki yasadışı silahların kullanımını meşrulaştırmak amacıyla İsrail düşmanlığı için yalvarmakta olduğunu ve çoğu zaman da Lübnan’da yetkisini genişletmek konusunda sinyal verdiğini görüyor.



Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, yaptığı açıklamada, hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış konusunda karar yetkisinin devlete ait olması olduğunu belirterek, silahların anayasal kurumların elinde bulunması gerektiğini vurguladı.

Zeydi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada, “Silahların kontrol altına alınması ve savaş ile barış kararının devlete ait olması alanındaki uygulama adımları doğru yönde ilerliyor. Bu, kurumlar devletinin inşasının, egemenliğin korunmasının ve istikrarın tesis edilmesinin temelidir” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesinin stratejik ortaklarla ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdığını belirterek, askeri iş birliğinden ekonomik ve kalkınma odaklı iş birliğine geçileceğini ifade etti. Zeydi, Irak’ı korumak amacıyla güvenlik ve askeri kapasitenin geliştirilmeye devam edeceğini söyledi.

Irak Başbakanı ayrıca sınırların kontrol altına alınması, açıkların giderilmesi ve aşırılığın gelişebileceği ortamların oluşmasını önlemek için sürekli teyakkuz halinde olunması çağrısında bulundu. Zeydi, Irak’ın diyalog ve diplomasiyi, krizlerin yatıştırılmasını, egemenliğe saygı gösterilmesini, içişlerine müdahale edilmemesini ve iyi komşuluk ilişkilerini destekleyen tutumunu yineledi. Çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesi ve savaşların yeniden patlak vermesinin önlenmesi çağrısı yaptı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)

Zeydi, dünyaya Irak’a daha fazla açılma çağrısında bulunarak ülkesinin güvenlik ve istikrara katkı sunabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin önemine dikkat çekerek bunu, “Büyük Fav Limanı’nı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan, ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor” olarak nitelendirdi.

Zeydi, “Irak hiçbir zaman kenarda kalmadı; tarihin kalbi ve bugünün nabzıdır. Geleceğe doğru ortaklık kurmayı hak ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak, “Irak’ın Lübnanlaşmasını önlemek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Irak hükümeti üzerindeki silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskının arttığı bir dönemde yapıldı.

Rubio, ABD’nin Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini belirtti.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırıları durduracağı 90 günlük bir sürecin başlatılmasını ve silahların devlete devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Yemen genel seferberlik ilan etti

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
TT

Yemen genel seferberlik ilan etti

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, halka genel seferberlik ve ulusal teyakkuz çağrısında bulunarak silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerine katılmalarını, Husi milislerine karşı cumhuriyetlerini ve ulusal kurumlarını savunmaya katkı sağlamalarını istedi.

El-Alimi, 26 Eylül Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla halka hitaben yaptığı konuşmada, kandırılarak Husilerin saflarına katılanların cumhuriyet ve anayasal meşruiyet saflarına güvenli şekilde dönmelerinin önünü açtığını açıkladı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Alimi, dün itibarıyla Husiler safında savaşmayı veya onlar adına çalışmayı bırakanların anayasa ve yasalar uyarınca aftan yararlanacağını belirtti.

Yemen Cumhurbaşkanı, Yemen ve Kızıldeniz’de güvenlik ve istikrar isteyen ülkelere “halkımızın, hükümetimizin ve silahlı kuvvetlerimizin yanında durmaları ve ülkemizi milislerden kurtarmak amacıyla Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona destek vermeleri” çağrısında bulundu.

El-Alimi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesinin “yalnızca Yemen’in değil, bölgedeki ve dünyadaki bütün ülkelerin çıkarına olduğunu” belirterek, “Husi projesinin topraklarımızı ve kıyılarımızı Yemen’in ve tüm bölgenin güvenliğine yönelik sürekli bir tehdide dönüştürmeyi amaçladığını” söyledi.

Cumhurbaşkanı, devletin hedefinin herkes için açık olduğunu vurgulayarak, bunun “devlet kurumlarını yeniden tesis etmek, ulusal toprakların tamamında egemenliği yeniden sağlamak ve nihayetinde Sana’ya ulaşmak” olduğunu ifade etti.


İtirazlar ve boş oy pusulaları... Gazze’deki Hamas başkanlık seçimlerinde neler oluyor?

(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
TT

İtirazlar ve boş oy pusulaları... Gazze’deki Hamas başkanlık seçimlerinde neler oluyor?

(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)

Gazze Şeridi’nin içinden ve dışından dört Hamas kaynağı, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, üç hafta önce gerçekleştirilen ilk turda sonuç alınamamasının ardından, hareketin Gazze Siyasi Büro Başkanı seçimi için planlanan ikinci turun durdurulduğunu açıkladı.

Kaynakların ifadeleri, ilk turun ‘oy hakkına sahip kişilerin boş oy kullanması nedeniyle sonuçlanamadığı’ yönünde birleşti. Bu durumun, geçtiğimiz mayıs ayında Siyasi Büro Genel Başkanı seçimi sırasında yaşanan ve Halid Meşal’e karşı Halil el-Hayye’nin galibiyetiyle sonuçlanan ikinci tur seçimdeki sürecin bir tekrarı olduğu belirtildi.

Gazze ve yurt dışından üç kaynak, Gazze’deki Hamas bürosu liderliği için yapılacak ikinci turun durdurulmasının; yurt dışında ikamet eden Nizar Avadallah ile Gazze’de bulunan Ali el-Amudi (her ikisi de Siyasi Büro üyesi) arasındaki yarışta, Avadallah’ın ikinci turda uygulanan bazı prosedürlere itiraz etmesi üzerine gerçekleştiğini aktardı.

vfbgf
Hamas hareketinin askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim 2023’teki saldırı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)

Gazze dışındaki dördüncü kaynak ise ‘seçimlerin geçici olarak dondurulmasına ve açıklanmayan bazı düzenlemelerin ardından yakın zamanda tamamlanmasına yol açan başka görüş ayrılıklarının da bulunduğunu’ ifade etti. Kaynak, bu durumun ‘hareket içindeki her seçim sürecini düzenleyen yasa ve tüzükler çerçevesinde doğal bir süreç olduğunu’ değerlendirmesinde bulundu.

Bazı kaynaklar, seçimin ertelenmesini kısmen ‘güvenlik durumuna, Gazze Şeridi’nin içinden geçtiği süreç ile savaş sonrası seçim gerçekliğiyle başa çıkma koşullarına’ bağladı. Bir diğer kaynak ise seçimlerin ‘İsrail’in seçimlere veya diğer faaliyetlere katılan kişilere ulaşmayı amaçlayan yoğun istihbarat takibi altında yürütüldüğüne’ dikkat çekerek, tüm bu nedenlerin mevcut duruma yol açan hukuki açıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını belirtti.

Beyaz kağıtlar neden geri geldi?

Yine boş oy kullanılmasına ilişkin olarak Gazze içindeki iki kaynak, bu durumun doğal olduğunu, adayların fikir ayrılıklarından ve izleyecekleri yaklaşımın bazı üyelerce mevcut dönem için uygun görülmemesinden kaynaklandığını; nitekim genel seçimlerde de benzer bir tablonun yaşandığını belirtti.

Kaynaklar, Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye’nin adaylardan Ali el-Amudi veya Nizar Avadallah’ı destekleyip desteklemediğine dair bilgi vermedi.

Hamas, 7 Ekim 2023’te İsrail’in Gazze sınırındaki mevzilerine ve yerleşim yerlerine yönelik başlattığı ve İsrail’in uzun süreli, kesintisiz bir savaş açmasına yol açan saldırıların ardından, 1987’deki kuruluşundan bu yana en karmaşık süreçten geçiyor.

Ali el-Amudi hakkında ne biliyoruz?

Geçtiğimiz aralık ayında Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, eski bir tutuklu ve Siyasi Büro üyesi olan, savaştan önce de hareketin medya dairesi sorumluluğunu yürüten el-Amudi’nin; Hamas’ın hayatını kaybeden lideri Yahya Sinvar’a yakın ve çoğu Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta ikamet eden bazı isimlerle birlikte Gazze’deki hareketin yönetimiyle görevlendirilmesinin ardından, Gazze Şeridi Siyasi Büro Başkan Vekilliği görevini üstlendiğini aktarmıştı.

2011 yılındaki İsrail askeri Gilad Şalit takas anlaşmasıyla serbest bırakılan el-Amudi, yaklaşık bir yıldır Gazze’nin yönetiminde merkezi ve kilit bir figür haline gelmişti. İsrail hapishanelerindeki tutukluluk süreçlerinde ve serbest kaldıktan sonra Sinvar’a oldukça yakın isimler arasında yer alan el-Amudi, birçok toplantı ve etkinlikte de kendisine eşlik etmişti. Gazze’nin yönetimi için el-Amudi’nin görevlendirilmesi uzlaşı ve istişare yoluyla gerçekleşmiş, ancak o dönemde bazı kaynaklar bu adımı iç tüzüğün etrafından dolaşma olarak değerlendirmişti. Gazze’deki iç seçimlerin yapılması da bu durumla açıklanıyor.

Geçtiğimiz dönemde el-Amudi’nin Gazze’de aldığı kararlar, yaptığı değişiklikler ve bazı yetkilileri görevden alması geniş tartışmalara yol açmış, Gazze’deki yerel lider kadro arasında huzursuzluk yaratmıştı. Bu durum, yurt dışındaki bazı Siyasi Büro üyelerinin müdahale ederek krizleri çözme arayışına girmesine neden olmuştu.

Nizar Avadallah hakkında ne biliyoruz?

Nizar Avadallah, Hamas’ta 2004 sonlarından 2007 başlarına kadar olan dönemde Siyasi Büro yönetimini gizlice yürüten tarihi kuşak liderleri arasında yer alıyor. Avadallah, Şalit takası müzakerelerinin sorumluluğunu üstlenmesinin yanı sıra son savaştaki müzakerelerde aktif ve önemli bir rol oynamış; hareketin 2007’de Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirmesinin ardından çeşitli başkentlerde yürütülen Filistin uzlaşma turlarında da kritik görevler üstlenmişti.

Avadallah, Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin, Abdulaziz Rantisi ve hareketin birinci kuşak diğer tarihi liderleriyle oldukça yakın bir ilişkiye sahipti.

Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde ikamet eden ve evi daha önceki savaşlarda birkaç kez bombalanan 68 yaşındaki mimar Avadallah’ın yıldızı bu süreçte parladı.

2021 yılında düzenlenen son iç seçimlerde Gazze Şeridi Siyasi Büro liderliği için Yahya Sinvar ile yarışan Avadallah, o dönemde yapılan ikinci tur seçimlerin ardından liderliği Sinvar’a kaybetmişti.