Rusya'nın, Sputnik V aşısına bilim adamları şüpheyle bakıyor

Aşının testleri Rusya Savunma Bakanlığı ve N.F. Gamaley Ulusal Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Araştırma Merkezi tarafından yapıldı (Arşiv-Reuters)
Aşının testleri Rusya Savunma Bakanlığı ve N.F. Gamaley Ulusal Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Araştırma Merkezi tarafından yapıldı (Arşiv-Reuters)
TT

Rusya'nın, Sputnik V aşısına bilim adamları şüpheyle bakıyor

Aşının testleri Rusya Savunma Bakanlığı ve N.F. Gamaley Ulusal Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Araştırma Merkezi tarafından yapıldı (Arşiv-Reuters)
Aşının testleri Rusya Savunma Bakanlığı ve N.F. Gamaley Ulusal Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Araştırma Merkezi tarafından yapıldı (Arşiv-Reuters)

Uzmanlar, İngiltere’nin aşı geliştirme çalışmalarına gösterdiği özene övgüde bulunurken 26 bilim adamı, Rusya'nın elde ettiği sonuçlara şüpheyle bakıyor
Oxford Üniversitesi ve ilaç şirketi AstraZeneca'nın ortak olarak geliştirdikleri aşının test edildiği deneklerden birinde ‘açıklanamayan bir hastalığın’ ortaya çıkmasının ardından üçüncü aşama klinik testlerin durdurulduğu duyurmasından günler sonra geçtiğimiz Cumartesi günü ‘aşı ile bu hastalık arasında bir ilişki olmadığının’ tespit edilmesinden sonra, İngiltere'deki aşı testleri yeniden başladı. Uzmanlara göre bu durum, ‘aşı yarışında Oxford'un desteklenmesinin yanı sıra aşının Rusya tarafından geliştirilen ve kullanıma sunulan muadilinin yoksun olduğu güveni kazanmasını’ sağladı.
Dünya genelinde yaşanan koronavirüse karşı aşı geliştirme yarışında, çoğunluğu henüz klinik denemelere başlamamış 170'den fazla araştırma ekibi bulunuyor. Şuana kadar sadece dokuz ekip, denemelerin üçüncü (son) aşamasına ulaştı. Eğer bu aşama aşılırsa, aşı insanlar arasında yayın olarak kullanıma uygun hale geliyor. Bu yarışta, Oxford Üniversitesi’nin geliştirdiği aşı, dtestlerin üçüncü aşamasına erken girerek başı çekerken, Rusya'nın, ‘Sputnik V’ adlı aşısını, klinik denemelerin üçüncü aşamasına geçmeden onayladığını açıklaması dünyayı şaşkına çevirdi.
Oxford Üniversitesi tarafından geliştirilen aşıyı üreten AstraZeneca ilaç şirketinin geçtiğimiz Salı günü, ‘bağımsız bir komisyon, güvenlik verilerini gözden geçirinceye kadar’ üçüncü aşama klinik testlerin askıya alındığını duyurmuştu. Ancak şirket, geçtiğimiz Cuma günü testlerin yeniden başladığını açıkladı. Rusya’nın geliştirdiği aşının birinci ve ikinci aşama klinik çalışmalarının sonuçlarının ‘The Lancet’ tıp dergisinde yayımlanmasının ardından tüm koronavirüs aşı projelerinin aynı derecede şeffaflığa sahip olması ve siyasetin bilimin dışında tutulması gerektiği vurgulandı.
Çoğu İtalya’daki üniversitelerden olmak üzere 26 bilim insanı, geçtiğimiz Cuma günü The Lancet dergisi tarafından yayımlanan Rusya’nın geliştirdiği aşının henüz erken aşamadaki test sonuçlarının güvenilirliğini sorgulayan açık bir mektup yazdılar.
Bilim insanları, ünlü tıp dergisine gönderdikleri mektupta şu ifadelere yer verdiler:
“Birinci ve ikinci aşama testlerde elde edilen sonuçlar, pek çok katılımcının aynı antikor düzeylerini rapor ettiğini gösteriyor ki bu pek olası bir durum değil.”
Ancak aşıyı geliştiren Gamaleya Enstitüsü bu eleştiriyi reddederken ve enstitü müdür yardımcısı Denis Lugunov yaptığı açıklamada, "Yayınlanan sonuçlar doğru ve doğrudur ve (The Lancet) 'de 5 hakem tarafından incelendi. Gamaleya Enstitüsü Müdür Yardımcısı Denis Logunov yaptığı açıklamada, “Yayınlanan sonuçlar, kesin ve doğrudur. Sonuçlar, The Lancet'de 5 eleştirmen tarafından incelendi. Klinik deneylerde elde edilen sonuçları sunduk. Sonuçların özellikle İtalyan uzmanları tatmin etmesi germiyor” ifadelerini kullandı.
İtalyan uzmanlar, eleştirilerinde haksızlık yapıyor olsalar bile, üçüncü aşama klinik denemelerin sonuçları elde edilmeden aşının diğer aşamalardaki sonuçlarının yayınlanması daha önce benzerine rastlanılmamış bir durumdur. Özellikle de AstraZeneca şirketinin adımı, üçüncü aşama denemelerin önemini ortaya koyarken bu aşamayı es geçerek elde edilen verilerin yayımlanması şüpheli bir durum olmaya devam ediyor.
ABD’nin Birmingham şehrinde bulunan Alabama Üniversitesi Patoloji ve Laboratuvar Tıbbı Bölümü Başkanı Dr. George Netto, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bilimsel gerekliliklere bağlı kalmanın ve hız için bundan ödün vermemenin önemini gösterdikleri için AstraZeneca ilaç şirketi ve Oxford Üniversitesi'ne saygı ve takdirlerini bildirdi.
Koronavirüs aşıları üzerinde çalışan çok sayıdaki araştırma ekibi, salgın zamanlarında aşı üretim sürecini hızlandırmak için birinci ve ikinci aşama testlerini birleştirmek gibi kabul edilebilir adımlar atmıştır. Tıpkı Oxford Üniversitesi tarafından geliştirilen aşıda veya Almanya merkezli Biontech ilaç şirketi ile ABD merkezli Pfizer ilaç şirketinin aşı geliştirme çalışmalarında ikinci ve üçüncü aşamaları birleştirmesi gibi. Ancak Dr. Netto’ya göre bu aşamalardan herhangi birinin göz ardı edilmesi, ‘kabul edilemez’.
Aşı testlerinde ilk aşama, aşının güvenilirliğine yöneliktir. İkinci aşamada, bağışıklık sisteminin verdiği tepki ölçülür. Üçüncü aşamada ise aşı en fazla sayıda gönüllü üzerinde denenir. Bu aşamada, aşının ne kadar koruma sağladığı incelenirken önceki iki aşama da gözden geçirilir.
Dr. Netto değerlendirmesinde şunları söyledi:
“AstraZeneca şirketi, gönüllülerden birinde görülen hastalığın aşı ile ilgili olmadığının doğrulanması ve bu doğrulamanın bilimsel olarak kabul edilmesi için üçüncü aşama testlerini durdurdu. Bu tür vakaları bulmak için üçüncü aşama deneylerine çok sayıda gönüllünün katılmasının önemini bir kez daha görüldü. Ancak Rusya’nın geliştirdiği aşıda bu aşama göz ardı edildi.”
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) eski çalışanı olan Mısırlı virüs uzmanı Dr. Eşref el-Feki ise Dr. Netto gibi AstraZeneca şirketinin attığı adıma övgüde bulunarak “AstraZeneca'nın yaptığı, herhangi bir aşının üretimi için tüm güvenlik prosedürlerinin dikkate alınmasıdır” dedi.
Dr. Feki şöyle devam etti:
“Güvenlik önlemleri, yüksek ateş gibi gönüllüde beklenmedik yan etkiler ortaya çıktığında testlerin  askıya alınmasını şart koşar. Bu, hastalığın aşıdan mı yoksa başka bir sebepten mi kaynaklandığını belirlemek içindir. Ortaya çıkan bu durumun nedeninin doğrulanmasının ardından testlere kaldığı yerden veya eğer gerekliyse aşı uygulama protokolünde bir değişiklik yapıldıktan sonra devam edilebilir.”
Edward Jenner Aşı Araştırmaları Enstitüsü’nde immünoloji ve aşı alanında doktora sonrası araştırma görevlisi ve Oxford Üniversitesi’ndeki aşı geliştirme çalışmalarında yardımcı araştırmacı olan Dr. Ahmed Selman Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Testlerin askıya alındığının duyurulması, yeni gönüllülerin klinik çalışmalara katılmaya davet edilmemesi ve klinik çalışmalarda on binlerce gönüllüden yalnızca bir kişide görülen bir takım semptomların nedeni ortaya çıkıncaya kadar aşının insanlara enjekte edilmemesi anlamına geliyordu” şeklinde konuştu.
Oxford Üniversitesi tarafından geliştirilen aşının üçüncü aşama testleri, İngiltere, ABD, Brezilya, Güney Afrika, Hindistan ve diğer ülkelerden yaklaşık elli bin gönüllüyü kapsarken bugüne kadar bu gönüllülerin yarısından fazlasının katıldığı testlerde aşı başarılı sonuçlar verdi.
Dr. Selman, “Herhangi bir gönüllünün hastaneye kaldırılmasını gerektiren semptomların ortaya çıkmasının ardından denemeleri durdurmak rutin bir prosedürdür. Bu çalışmanın sonu veya aşının başarısız olduğu anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.
Aşının geliştirilmesinde yer alan araştırmacı, gönüllülerden birinin rahatsızlandığının duyurulmasının, bilimsel prosedürlere olan bağlılığı açısından Oxford Üniversitesi’nin geliştirdiği aşının güvenilirliğini desteklediğini düşünüyor.
Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü (WHO), aşı geliştirme yarışında bazılarının, hız için güvenlik ve güvenilirlikten ödün vermesinden duyduğu endişeyi dile getirdi. WHO Sözcüsü Dr. Margaret Harris, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “WHO, bu aceleci tutumla Kovid-19’a karşı geliştirilen bir aşıyı, güvenli ve etkili olduğu kanıtlanıncaya kadar asla onaylamayacaktır” dedi.
WHO, dünya çapında koronavirüse karşı geliştirilen aşılarda hızlı, adil ve eşit erişim sağlamak için 75 ülkeden oluşan küresel bir koalisyona liderlik ediyor. Dr. Harris'in açıklaması, güvenlik ve etkinlik önlemlerine uymayan herhangi bir aşının, söz konusu koalisyon aracılığıyla dağıtılmayacağı anlamına geliyor.



Boksörler ne kadar kazanıyor?

Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
TT

Boksörler ne kadar kazanıyor?

Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta boksörlerin ne kadar kazandığını inceliyoruz.

Profesyonel boksta para her zaman ringin çevresinde dönüyor ama bu hafta gündemi asıl hareketlendiren gelişme finansal tablonun kendisi değil, o tabloyu değiştirme potansiyeli taşıyan bir imza oldu. 

Britanyalı boksör Conor Benn, UFC'nin sahibi TKO grubunun yeni boks yapılanması Zuffa Boxing'le 15 milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attı. Bu sadece yüksek bir kontrat değil; aynı zamanda boks ekonomisinin geleceğine dair güçlü bir sinyal.

UFC Başkanı Dana White'ın savunduğu bu yatırım, MMA'de başarıyla uygulanan merkezi organizasyon modelinin boksa taşınmak istendiğini gösteriyor. UFC'de dövüşçüler tek bir çatı altında sözleşmeli olarak yer alıyor; gelir paylaşımı ve organizasyon kontrolü daha net. 

Bokstaysa yapı dağınık. Farklı organizatörler, yayıncılar ve menajerler üzerinden ilerleyen bir sistem var. Zuffa'nın hamlesi, tam da bu dağınık yapı sürerken geliyor.

Peki bütün bu tartışmanın merkezindeki soru ne? Boksörler gerçekten ne kadar para kazanıyor?

Manşetlerde gördüğümüz dev rakamlar, sektörün tamamını temsil etmiyor. Floyd Mayweather veya Canelo Álvarez gibi isimlerin tek gecede onlarca milyon dolar kazanması, sporun tabanını değil, zirvesini gösteriyor.
 

sdvfgr
Floyd Mayweather'ın ünlü para masası pozu (X/Floyd Mayweather)

Fight.tv'nin sektör analizine göre orta seviye profesyonel boksörlerin maç başına kazancı genellikle birkaç binle 10 bin dolar arasında değişiyor. 

Kariyerinin başındaki birçok sporcuysa bin ila 4 bin dolar aralığında ücret alıyor. Üstelik bu rakamdan kamp masrafları, antrenör payı, menajer komisyonu ve vergi düştüğünde elde kalan miktar daha da azalıyor.

Boksun ekonomik lokomotifiyse hâlâ öde-izle, yani pay-per-view sistemi. Büyük gecelerde ana maçın yıldızları sabit ücretin yanında yayın gelirinden pay alıyor. 

Eğer bir organizasyon milyonlarca satın alma rakamına ulaşırsa, sporcuların kazancı katlanıyor. Elit seviyedeki boksörler öde-izle gelirleri sayesinde UFC şampiyonlarından çok daha yüksek kazanç elde edebiliyor.

Ancak burada kritik bir detay var: Öde-izle pastası herkese açık değil. Bu gelir modeli genellikle ana maç sporcularına ve birkaç büyük isme sunuluyor. 

Alt kartta dövüşen boksörler çoğu zaman sabit ücretle yetiniyor. Yani boks ekonomisi, zirvede astronomik; ortalamadaysa epey dalgalı bir tablo çiziyor.

Organizasyon yapısı da gelir dağılımını doğrudan etkiliyor. Sporcular genellikle organizatör, yayıncı ve menajer arasında yapılan üçlü anlaşmalarla ringe çıkıyor. 

Bu durum yıldızlara pazarlık gücü sağlasa da tanınmayan sporcular için belirsizlik yaratıyor. Büyük isim kendi markasını büyütüp gelirini artırabiliyor. Daha az bilinen isimlerse teklif edilen şartları kabul etmek zorunda kalabiliyor.

Gelirin bir diğer önemli ayağı sponsorluk. Ring şortu üzerindeki logo, basın toplantısındaki arka pano, sosyal medya paylaşımları ve kişisel marka işbirlikleri ciddi gelir üretebiliyor. 

Özellikle Birleşik Krallık ve ABD pazarında popüler olan boksörler için sponsorluk kontratları maç ücretine yaklaşabiliyor. 

Bu anlaşmalar çoğu zaman kamuya açıklanmadığı için sporcuların gerçek kazancı resmi açıklanan ücretlerin üzerine çıkıyor.

Dijital platformlar da son yıllarda tabloyu değiştirdi. YouTube üzerinden yayımlanan antrenman videoları, özel içerik abonelikleri ve fenomen boksu olarak adlandırılan organizasyonlar yeni bir ekonomi yarattı.

Gösteri maçları da bu sistemin parçası. Resmi kemer mücadelesi olmayan ancak büyük isimleri bir araya getiren gösteri maçları, bazen klasik şampiyonluk gecelerinden daha fazla gelir üretiyor.

Dijital görünürlük artık sporcuların pazarlık gücünü doğrudan etkiliyor.

İşte Conor Benn'in Zuffa Boxing anlaşması bu yüzden önemli. Eğer Zuffa, boksta daha merkezî bir model kurmayı başarırsa, sporcular için daha öngörülebilir sözleşmeler ve maaş yapıları ortaya çıkabilir. 

Ancak bu durum öde-izle sisteminin yarattığı dev zirve gelirlerini sınırlayabilir mi? Asıl tartışma burada başlıyor.

Boks, yalnızca yumrukların konuştuğu bir spor değil; aynı zamanda büyük bir finansal ekosistem. 

Ringde 3 dakika süren bir raundun arkasında aylarca süren pazarlıklar, yayın anlaşmaları ve sponsorluk görüşmeleri var. Kimi sporcu için bir gece hayatını değiştiriyor, kimi içinse kariyerini sürdürebilmenin yolu yeni bir kontrat bulmaktan geçiyor.

Boksörler ne kadar kazanıyor sorusunun tek bir cevabı yok. Zirve için cevap: Çok. Ortalama için cevap: Tahmin edilenden az. Ama kesin olan bir şey var: Ringdeki her yumruğun ekonomik bir karşılığı bulunuyor.

Kaynaklar: MMA Weekly, FightTV, Yahoo Sports


Yapay zeka şirketi Pentagon'un tehdidine direniyor

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
TT

Yapay zeka şirketi Pentagon'un tehdidine direniyor

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti.

Bu yılın başında eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun başarılı bir şekilde yakalanmasında kullanılan Claude adlı model, halihazırda ordunun gizli sistemlerinde çalışan tek model.

Ancak Anthropic'in, Claude'un güvenlik önlemlerini kaldırıp "yasaların izin verdiği tüm amaçlar" için kullanımına izin vermeyi reddetmesi nedeniyle bakanlık, büyük yükleniciler Boeing ve Lockheed Martin'den modele olan bağımlılıklarını değerlendirmelerini istedi.

Bu tür değerlendirmeler genellikle yabancı teknoloji şirketlerine yapılır ve "tedarik zinciri riski" diye tanımlanmanın ilk adımını teşkil eder.

Anthropic CEO'su Dario Amodei perşembe günü yaptığı açıklamada, şirketin "vicdanen" bu hamleyi kabul edemeyeceğini söyledi.

Amodei yaptığı açıklamada, "Bakanlığın vizyonuna en uygun yüklenicileri seçme ayrıcalığı var" diye yazdı.

Ancak Anthropic'in teknolojisinin silahlı kuvvetlerimize sağladığı büyük değer göz önüne alındığında, bu kararı gözden geçirmelerini umuyoruz.

Lockheed Martin'in sözcüsü, Pentagon'un "potansiyel bir tedarik zinciri riski beyanı" öncesinde Anthropic'in kullanımı ve maruz kalma durumu hakkında şirketle iletişime geçtiğini Axios'a doğruladı.

Yayın kuruluşuna konuşan bir Boeing sözcüsü, "[Daha önce] onlarla ortaklık kurmak istedik ancak nihayetinde bir anlaşmaya varamadık. Savunma sanayiiyle çalışmaya biraz isteksizdiler" dedi.

Axios'a konuşan bir kaynak ise Savunma Bakanlığı'nın tüm büyük askeri yüklenicileriyle Claude'un kullanımıyla ilgili görüşmeyi planladığını söyledi.

Anthropic, güvenlik önlemlerini kaldırmayı reddederek özellikle Amerikalıların kitlesel gözetimi veya insan müdahalesi olmadan ateş eden silahlar geliştirmek için Claude'un kullanılmasına izin vermeyi kabul etmemiş oldu. Pentagon'un üst düzey yetkilileri ise böyle bir şey olmayacağını savunuyor.

Salı günkü gergin toplantının ardından Savunma Bakanı Pete Hegseth, şartlarını kabul edip etmeyeceğine karar vermesi için şirkete cuma günü saat 17.00'ye kadar süre tanımıştı.

sxdvdfv
(AP)

Hükümet, Anthropic'i tedarik zinciri riski olarak belirlemenin yanı sıra sözleşmesini iptal edebilir veya Soğuk Savaş döneminden kalma Savunma Üretim Yasası adlı yasayı devreye sokarak şirketin onayı olmasa bile orduya ürünlerini kullanmada daha geniş yetkiler verebilir.

Pentagon'un üst düzey sözcüsü Sean Parnell perşembe günü X'te, bakanlığın "Anthropic'in modelini yasaların izin verdiği tüm amaçlar için kullanmak" istediğini söylemiş ancak bunun neyi kapsadığına dair ayrıntı vermemişti. Teknolojinin kullanımının sınırlarının kaldırılmasının, şirketin kritik askeri operasyonları tehlikeye atmasını" önleyeceğini belirtmişti.

Parnell "HİÇBİR şirketin operasyonel kararlarımızı nasıl alacağımızla ilgili şartları dikte etmesine izin vermeyeceğiz" demişti.

The Independent cevap hakkı için Pentagon ve Anthropic'le temasa geçti.

Independent Türkçe


Yaşayan her 200 erkekten biri gerçekten Cengiz Han'ın torunu mu?

Moğol fatih Cengiz Han (AP)
Moğol fatih Cengiz Han (AP)
TT

Yaşayan her 200 erkekten biri gerçekten Cengiz Han'ın torunu mu?

Moğol fatih Cengiz Han (AP)
Moğol fatih Cengiz Han (AP)

Günümüzde yaşayan insanların sanılandan çok daha azının Cengiz Han'ın akrabası olduğunu öne süren yeni bir araştırma, modern erkeklerin 200'de birinin Moğol fatihinin soyundan geldiği yönündeki yaygın efsaneyi çürütüyor.

Han, Moğol kabilelerini birleştirmiş, Çin'in kuzeyindeki ve Orta Asya'daki engin bölgeleri fethetmiş, topraklarını doğuda Kore'den batıda Hazar Denizi'ne kadar genişletmişti. Halefleri daha sonra imparatorluğu İran, Rusya ve Ortadoğu'yla Avrupa'nın bazı bölgelerine kadar yaymıştı.

Tarihin en büyük kesintisiz kara imparatorluğunun kurucusu olan Han'ın birçok eşi ve cariyesi vardı ve onlardan düzinelerce çocuğu olmuştu. Bazı tahminlere göre çocuklarının sayısı 100'e ulaşıyor.

Araştırmacılar, Asya'nın büyük bir bölümündeki erkeklerin yaklaşık yüzde 8'inin, muhtemelen bin yıl önce Cengiz Han'ın yaşadığı dönemde Moğolistan'da ortaya çıkan çok benzer bir Y kromozomu soyuna sahip olduğunu 20 yıl önce saptamıştı.

2003 tarihli araştırma, bunu küresel ölçekte genişletince dünyadaki tüm erkeklerin yaklaşık yüzde 0,5'inin (yani her 200 erkekten birinin) Moğol İmparatoru'nun torunu olabileceğini tahmin etmişti.

Ancak yeni araştırma daha karmaşık bir olasılığı ortaya koyuyor.

Bugünkü Kazakistan'daki yerel folklor ve genetik kanıtları inceleyen arkeologlar, Moğol İmparatorluğu'nun kuzeybatı uzantısı olan Altın Orda'nın yönetici elitlerinin kalıntılarına odaklandı.

İmparatorluğun bu uzantısını Cengiz Han'ın en büyük oğlu Cuci kurmuş ve onun soyundan gelenler yönetmişti.

Yerel folklora göre yeni çalışmada analiz edilen 4 mezardan birindeki kalıntılar Cuci'ye ait olabilir.

Hakemli dergi PNAS'te yayımlanan çalışmanın başyazarı Ayken Askapuli şu ifadeleri kullanıyor: 

Bunun, Altın Orda'daki yönetici elitlerin genomik kökenini destekleyen ilk antik DNA kanıtı olduğuna inanıyoruz.

Bilim insanları, gömülü bireylerin gerçekten aynı Y kromozomu soyunu taşıdığını ancak "daha büyük dal kadar yaygın olmayan" özel bir alt dalda yer aldığını keşfetti.

Bu, günümüzde yaşayan erkeklerde görülen Y kromozomu soyunun doğrudan Han'dan gelmiyor olabileceğine işaret ediyor.

Araştırmacılar bu soyun, Han imparatorluğunu kurmadan muhtemelen bin yıl önce ortaya çıktığını düşünüyor.

Ancak Cengiz Han'ın kendi mezarı bulunana kadar araştırmacılar kesin bir şey söyleyemiyor.

Bu da başlı başına zorlu bir iş.

İmparator, yüzlerce at tarafından çiğnenerek dümdüz edilen ve yabani otlaklarla karışması için tohumlar ekilen bir bölgedeki işaretsiz bir mezara gizlice gömülmüştü.

Folklora göre Han'ın mezarını hazırlayan köleler ve onları mezar yerine götüren askerler daha sonra katledilmişti.

Araştırmacılar, "Bu çalışma esasen Moğol elitlerinin genetik geçmişi ve Orta Avrasya'daki nüfus dinamikleri hakkındaki anlayışımızı geliştiren antik DNA kanıtları sunuyor" diyor.

Independent Türkçe