Çevre felaketleri artıyor ve dünya tüm bu olanlara seyirci kalıyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/2507511/%C3%A7evre-felaketleri-art%C4%B1yor-ve-d%C3%BCnya-t%C3%BCm-bu-olanlara-seyirci-kal%C4%B1yor
Çevre felaketleri artıyor ve dünya tüm bu olanlara seyirci kalıyor
Çevre onlarca yıldır art arda darbe alıyor bu da çevresel felaketlerin habercisi demek (Reuters)
İstanbul/Şarku’l Avsat
TT
TT
Çevre felaketleri artıyor ve dünya tüm bu olanlara seyirci kalıyor
Çevre onlarca yıldır art arda darbe alıyor bu da çevresel felaketlerin habercisi demek (Reuters)
Büşra er-Rabia
Dünya, Avustralya’daki orman yangınları, tanker gemilerinden petrol sızması, Beyrut Limanı’nda yaşanan patlamaların tekrarlanması gibi çeşitli bölgelerde peş peşe gelen çevresel felaketlere tanık oluyor. Öyle ki Beyrut’ta yaşanan patlama başta nitrojen dioksit olmak üzere havayı kirleten kötü gazların salınmasına ve aynı şekilde akciğer kanserine neden olan asbest maddesinin yayılmasına yol açtı. Patlamanın yakındaki bazı bölgelerde yıkılan eski evlerin yapımında asbest kullanılmıştı.
Tarih uyarıyor ve içerisinde ders çıkaracak kişiler için ibret bulunuyor
Çevre onlarca yıldır peş peşe darbe alıyor. Petrol sızıntıları, petrol felaketleri ile dolu çevresel bir tarih oluşturuyor. Bu felaketlerin en göze çarpanı 1989 yılında Alaska’da bulunan Prens William Boğazı’nda meydana gelen Exxon Valdez felaketiydi. Kazada 36 bin tondan fazla ham petrol denize yayılmış ve temizlik faaliyetleri 3 yıldan fazla sürmüştü. Bölgede yaşanan çevre kirliliği 250 binden fazla deniz kuşunu ve binlerce deniz hayvanını etkilemişti.
Bir örgütün 2019 Petrol Sızıntılarına Hızlı Müdahaleyi Güçlendirme Raporu’na göre son 50 yılda yaşanan toplam 20 kazanın sonucunda petrol tankerlerinden sızan petrolün miktarı 86,5 milyon tondan fazla. 1979 yılında Atlantic Empress ile Aegean Captain petrol tankerinin Karayip Denizi’nde çarpışması sonucu 287 bin tondan fazla petrol denize dökülmüştü. Bu olay tarihe en büyük petrol sızıntısı olarak geçti.
Aynı rapora göre, en yaygın nedenler göz önüne alındığında, kayıt altına alınan olaylarda sızıntıların sebebinin yüzde 26’sını zemine çarpma, yüzde 31’ini çarpışma, yüzde 13’ünü tanker gövdesindeki arızalar, yüzde 11’ini ekipmanlardaki arızalar ve yüzde 4’ünü ise yangınlar ve patlamalar oluşturuyor.
Tanker kazaları her gün birbirini takip ediyor
Eylül ayı başlarında Kuveyt’ten gelen ve iki milyon varil petrol taşıyan Sri Lanka’nın dev tankeri New Diamond’ın durumu kötüleşti. Sri Lanka Donanması bu haftanın başlarında yaptığı açıklamada Sri Lanka’nın ekonomik bölgesinde bir çevresel felaket yaşanma endişesi ile daha derin sulara çekmeye çalıştığı tankerde çıkan yeni bir yangının söndürüldüğünü duyurmuştu.
Sri Lanka Donanması, tankerin bir kilometre uzağında petrol sızıntısı sonucu bir küme oluştuğunu vurguladı. Bu da Hint Okyanusu’nda iki kilometre uzunluğunda bir alanda kirliliğe neden oluyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Sri Lanka Deniz Çevresini Koruma Komitesi Başkanı Darshani Lahandapur malzeme ve imkanların kısıtlı olması sebebiyle ülkesinin böyle büyük bir felaketle mücadele etmek için yeterli gücünün olmadığını söyleyerek bölge ülkelerine yardım etmeleri çağrısında bulundu.
Diğer yandan Japonya bandıralı The MV Wakashio yük gemisi geçtiğimiz Temmuz ayında Mauritius Adası’nın yakınlarındaki mercan resifinde karaya oturmuştu. Bu da Hint Okyanusu’na bin tondan fazla petrol sızmasına sebep olmuştu. Mauritius ada ülkesindeki yetkililer, tankerin geçtiğimiz Ağustos ayında ikiye bölündüğünü duyurmuştu.
Reuters haber ajansına göre uzmanlar geminin kaldırılma sürecinin aylarca sürebileceğini düşünüyor. Bu da geçimini esas olarak turizm ve denizcilikten sağlayan Mauritius ülkesinin ekonomisinin ve çevresinin etkilenmesi anlamına geliyor.
İki milyon varil petrol taşıyan Sri Lanka gemisi iki kilometrelik bir alanda kirlilik oluşmasına sebep oldu (Reuters)
Kızıldeniz hazineleri kritik noktaya yaklaşıyor
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na göre (UNEP) Kızıldeniz, en az 125 bin Yemenli balıkçı da dahil olmak üzere 30 milyondan fazla insanın istifade ettiği su altı zenginliği ile biliniyor. Ancak, Yemen’in Ras Isa Limanı yakınlarına demirleyen Safer adlı tankerin petrol sızdırma tehlikesi bulunuyor. Böyle bir durumda bölgenin ekosistemi tahrip olabilir.
Tanker, Husi milislerinin 2014 yılında meşru hükümete yaptığı darbeden beri hizmet kapsamının dışında bulunuyor. Aynı şekilde 2014 yılında 1,1 milyon varilden fazla ham petrol taşıyan tankın belirli aralıklarla yapılan bakım çalışmaları askıya alınmıştı. Bu da deniz suyunun tuzlu olmasından ötürü tankın iskeletinin aşınmasına sebep oldu.
Aynı bağlamda, İnsan Hakları İzleme Örgütü daha önce yaptığı bir açıklamada herhangi bir petrol sızıntısı oluşmasından Husileri sorumlu tutarak “Yemen’deki Husi yetkilileri, milyonlarca varil ham petrolün Kızıldeniz’e sızma tehlikesinden ötürü BM uzmanlarının Yemen kıyılarına demirleyen dev petrol tankerine çıkmasına derhal izin vermeli” ifadelerini kullandı.
Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışmahttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5233486-davosta-%E2%80%9Ctrump%C4%B1n-d%C3%BCnyas%C4%B1%E2%80%9D-ile-eski-bat%C4%B1-d%C3%BCnyas%C4%B1-aras%C4%B1ndaki-sert-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma
Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışma
Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
Kifaye Euler
Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu onlarca yıldır, siyasi ve ekonomik liderlerin Batı dünyasının ve uluslararası sistemin ortak geleceğini tartışmak için bir araya geldiği yıllık bir toplantı olageldi.
Ancak ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz çarşamba günü, İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı uzun konuşmada, bu geleneği alt üst ederek, platformu kendi dünya görüşü ile ABD'nin geleneksel müttefiklerinin dünya görüşü arasında doğrudan bir çatışma sahnesine dönüştürdü. Trump, Batı sisteminin bazı temellerini yeniden şekillendirme olasılığını ortaya attığında, siyasi ve ekonomik elitlerden bir dizi katılımcı şaşkın bir sessizlik içinde oturdu, bazıları onaylamadıklarını belirten sesler çıkardı, diğerleri ise şok belirtileri gösterdi. Konuşmanın sonunda, Avrupa'nın en önde gelen karar vericilerinden biri olan Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ayağa kalktı. Solgun yüzüyle, ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'a dönerek Trump'ın gerçek tutumunu ve ABD'nin dünyadaki yerini anlamaya çalıştı.
Trump'ın yakın müttefiki Graham, Stubb ile görüştükten sonra alaycı bir şekilde, “Avrupa'daki herkes uyandıklarında ve uyuduklarında endişeli” dedi.
Bu sahne, foruma hakim olan genel şoku özetliyordu. Her zaman ekonomik ve siyasi gelecekle ilgili benzer vizyonları paylaşan politikacıları, iş adamlarını, yatırımcıları ve ünlüleri bir araya getiren Davos, bir saati aşkın bir süre boyunca, Batı'nın önde gelen gücü ile kendilerinden giderek uzaklaştığını düşünen müttefikleri arasında dramatik bir kopuşu gözler önüne serdi.
Avrupalı liderlerle alay ettikten birkaç gün sonra, Trump karlı Alpler'e gelerek Batı ittifakına, onun değerlerine, ekonomik modeline ve küresel ticaret çerçevesine doğrudan eleştirdi. Günün sonunda Trump, en şiddetli tehditlerinden bazılarını geri çekti, Danimarka'dan satın almak istediği Grönland'ın geleceği konusunda NATO ile ön anlaşmaya varıldığını duyurdu ve bu hamleye karşı çıkan müttefiklere yeni gümrük vergileri uygulama tehdidinden vazgeçti.
Yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair artan inanç
Bazı Avrupalı liderler bu adımları bir umut ışığı olarak görse de Davos'ta ABD'nin güvenilir bir müttefik olup olmadığına dair hakim olan derin endişeleri gidermeye yetmedi. O günün erken saatlerinde Trump, liderlere ticaret ve çevre politikaları ile göçmenlik konusundaki yaklaşımlarını hedef alan bir dizi eleştiri yağdırmıştı. Trump, Grönland'ın kontrolünü talep etmek ve NATO'ya saldırmak için geri döndüğünde, dağınık kahkahalar endişeli bir sessizliğe, ardından da duyulabilir bir şaşkınlığa dönüştü. Avrupalı liderler, ABD başkanının müttefik olarak hükümetlerinin güvenilirliğini sorgulamasını ve Avrupa ile Kanada'nın Washington'a siyasi ve tarihi borçları olduğunu ilan etmesini şaşkın bir sessizlik içinde dinlediler. Konuşmanın ardından, bazı katılımcılar Trump'ın düşüncesini ve ABD ile ortaklığın geleceğini anlamaya çalışmak için mevcut ve eski ABD yetkililerini aramaya koştu. ABD’li eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Phil Gordon, The New York Times'a yaptığı açıklamada, yabancı yetkililerin kendisine Trump'ın tutumunun ‘nihai’ olup olmadığını sorduklarını söyledi.
Gordon, "Şöyle soruyorlardı: Artık Amerika bu mu? İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem tamamen sona erdi mi, yoksa geri dönmesi için hala umut var mı?
Ancak, yıllardır eski düzenin sembolü olan bir konferansın merkezinde, yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair giderek artan bir inanç oluşmaya başladı. Gordon, Trump yönetiminde bunun yeni bir dünya düzeni olduğunu, kimsenin inkar edemeyeceğini ve hatta inkar eden Avrupalıların bile artık bunu kabul ettiğini söyledi.
Yeni bir dünya düzeninin şekillenmekte olduğuna dair inanç giderek güçleniyor (AFP)
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Trump konuşmasında, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan dünya düzenini açıkça hiçe sayarak bu yeni vizyonun özünü net bir şekilde ortaya koydu ve Avrupalı müttefiklerin Grönland için ABD’ye ‘borçlu’ olduklarını ima etti. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD’nin oynadığı rol olmasaydı, ‘hepiniz Almanca ve belki biraz da Japonca konuşuyor olurdunuz’ dedi, bu da salonda bariz bir hoşnutsuzluk yarattı.
Grönland'ı elde etmek için güç kullanma niyetinde olmadığını temin etmesine rağmen, konuyu geri ödenmesi gereken bir borç olarak göstermeye devam etti ve “Evet diyebilirsiniz, biz de minnettar oluruz, ya da hayır diyebilirsiniz, biz de bunu unutmayız” dedi.
Dünya Ekonomik Forumu’nun ev sahibi ülkesi İsviçre'ye de sert eleştirilerde bulunan Trump, “Onlar sadece bizim sayemizde başarılılar” diyerek İsviçreli yetkilileri şaşırttı ve ABD'nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri övdü.
Buna yanıt olarak İsviçreli Milletvekili Elisabeth Schneider, “Gerçekten şok oldum. Vergi mükelleflerinin parasıyla havaalanından Davos'a kadar güvenliğini sağlıyoruz ve ticaret anlaşmazlığını çözdüğümüzü sanıyordum” dedi.
En kötüsü önlendi
Katılımcılar Trump'ın konuşmasını beğenmiş olsun ya da olmasın, bu konuşmanın forumun en çok konuşulan konusu olduğuna şüphe yok. Şirketler, toplantıları salonun dışında canlı olarak takip etti. Katılımcılar konuşmayı kaçırmamak için toplantı tarihlerini yeniden düzenlerken bazıları da koridorlarda yürürken canlı yayınla konuşmayı takip etti. Öte yandan özellikle Trump NATO müttefikine karşı güç kullanma seçeneğinin söz konusu olmadığını vurguladıktan sonra bazıları en kötüsünün önlendiğini düşündü. Demokrat Senatör Chris Coons, bunun sebebini “Avrupalı yetkililer daha sonra ona durumun daha kötü olabileceğini söylediler” diyerek açıkladı.
Bu gerginlik, ABD’nin küresel ekonomik sistemdeki konumunu tehdit ediyor. Ekonomik ve finansal açıdan da durum çok farklı değil. ABD, belirsizlik dönemlerinde her zaman bir güvenlik ışığı olmuştur, ancak bu kez durum değişmeye başladı.
Grönland gerilimleri, halihazırda devam etmekte olan ve ABD’yi küresel ekonominin merkezine yerleştiren küresel ekonomik sistemdeki değişim sürecini hızlandırıyor.
ABD, dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılar için derin ve yüksek likiditeli finansal piyasaları ve sermayenin birincil varış noktası olması sayesinde, on yıllardır kargaşa dönemlerinde güvenli bir liman olmuştur. Ayrıca, uluslararası işlemlerin ortak dili olan bir para birimini benimsemiştir. Ancak bu durum da değişiyor.
Bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın çatışmacı ekonomi ve dış politika yaklaşımı, ülkeleri yatırımlarını başka yerlere yöneltmeye, savunma harcamalarını artırmaya, yeni ticaret ittifakları kurmaya ve ekonomilerin, güvenliğin ve geleceğin temelini oluşturan ekonomik güç olarak ABD'nin rolünü yeniden değerlendirmeye itiyor. Geçtiğimiz salı günü piyasalardaki hareketlilik önümüzdeki dönemde neler olabileceğine dair bir fikir verdi. Dünya genelinde hisse senetlerinin değerleri düştü. Ancak en ağır kayıpları ABD yaşadı. Dow Jones Endüstriyel Ortalaması endeksi 871 puan, yani yüzde 1,8 geriledi. S&P 500 yüzde 2,1, teknoloji ağırlıklı Nasdaq ise yüzde 2,4 değer kaybetti. Tahviller de küresel çapta satışlara maruz kaldı ve 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi yüzde 4,3'ün biraz altına inerken, dolar düşmeye devam etti.
Hazine tahvillerindeki sert düşüş ve doların değer kaybetmesi özellikle dikkati çekti. Çünkü kriz zamanlarında yatırımcılar genellikle güvenli liman olarak ABD'ye yönelirler, ancak o seansta tam tersi yönde hareket ettiler. Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Sean Osborne, The Wall Street Journal'a (WSJ) verdiği demeçte, “Birçok uluslararası yatırımcı için ABD, iş yapmak için daha az dostane bir yer haline geldi ve bu durum gelecekteki yatırım kararlarını etkileyebilir” dedi.
“Trump'ın politikaları küresel istikrarın temellerinden birini sarsabilir”
ABD’li ekonomist ve Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) Başkanı Adam Posen, mevcut koşulların geçtiğimiz yıldan farklı olduğunu düşünüyor. Bu durum, Grönland üzerindeki gerginliğin tırmanmasıyla sınırlı değil, aynı zamanda ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesini, Adalet Bakanlığı'nın ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) Başkanı Jerome Powell'a hakkında başlattığı soruşturmayı ve ABD yönetiminin önceki anlaşmalara rağmen Avrupa ülkelerine yeni gümrük vergileri uygulama tehdidini de içeriyor.
WSJ’ye konuşan Posen, “Geriye dönüp baktığımızda bunun bir dönüm noktası olduğunu söyleme olasılığımızın çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum” dedi. ABD’li ekonomist, ABD'nin on yıllardır düşük maliyetli finansman, güçlü yabancı yatırımlar ve ABD dolarının hakimiyeti karşılığında küresel ticareti kolaylaştırmaya ve güvenlik sağlamaya yardımcı olduğu için, yönetimin politikalarının küresel istikrarın temellerinden birini zayıflatabileceğine inanıyor.
Küresel ekonominin merkezi olarak ABD'nin gerilemesi, çok kutuplu bir dünya düzenine yol açabilir (AFP)
Uzun vadeli etkileri ciddi olabilir. Eğer dünya çapındaki yatırımcılar alternatif güvenli limanlar ararsa, ABD yabancı yatırımların azalması, enflasyonist baskıların artması ve kamu borcunu finanse etme kapasitesinin azalmasıyla karakterize bir gelecekle karşı karşıya kalabilir ve bu da yaşam standartlarını olumsuz etkileyebilir.
Ayrıca, ABD'nin küresel ekonominin merkezi olarak gerilemesi, Çin, Rusya ve ABD'nin kendi ekonomi ve güvenlik alanlarında hakimiyet kurduğu, daha tehlikeli ve daha eşitsiz bir dünya olan çok kutuplu bir dünyaya yol açabilir.
ABD’nin güvenli liman statüsünün kademeli olarak aşınması
Öte yandan Johns Hopkins Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Robert Barbiera, ABD’nin güvenli liman statüsünün aşınmasının kademeli olabileceğini, ancak önceki gümrük vergileri ve artan borç seviyeleri gibi uyarı işaretlerinin bir süredir mevcut olduğunu söyledi. Piyasaların hızlı hareket ettiğini ve hisse senetlerinin tarihteki standartlara göre pahalı görünmesinin yardımcı olmadığını belirten Prof. Barbiera, “Bu piyasa, kimse ‘Aman Tanrım, fiyatlar çok cazip’ demeden önce çok düşebilir” dedi.
ABD’li ekonomist Robert Shiller'in, S&P 500 fiyatlarını son 10 yıldaki enflasyona göre düzeltilmiş ortalama kazançlarla karşılaştıran değerleme ölçütü, Dot-com balonundan bu yana en yüksek seviyesinde.
Bu dönem hariç, 145 yıllık veri tarihinde değerlemeler hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Bank of America (BOfA) Yüksek Getirili Tahvil Endeksi'ne göre kurumsal borç değerlemeleri de yüksektir ve yüksek riskli tahvil getirileri ile karşılaştırılabilir hazine tahvillerinin arasındaki fark 2007'den bu yana en düşük seviyesine yaklaşıyor.
Bu yüksek değerlemeler göz önüne alındığında, yatırımcıların ABD varlıklarına olan güvenindeki herhangi bir düşüşün, ABD ekonomisi için geniş kapsamlı etkileri olan geniş çaplı bir satış dalgasını tetikleyebileceği endişesi söz konusu.
Geçtiğimiz yıl hisse senetlerindeki güçlü artışlar, özellikle yüksek gelirli kesimde tüketici harcamalarını artırdı ve yatırımlar, borç finansmanı ve ilgili şirketlerin hisselerinin yüksek değerlemeleriyle desteklenen yapay zeka projelerine akın etti, bu da gayrisafi yurt içi hasılayı (GSYİH) desteklemeye yardımcı oldu.
ABD tahvillerinin satışı
CrossMark Global Investments Yatırım Direktörü Bob Doll, “Hisse senetleri neredeyse mükemmel bir şekilde fiyatlandırılıyor” değerlendirmesinde bulundu. Şirket kazançlarının beklentileri aşmaya devam ettiğini ve FED faiz oranlarını düşürdüğü sürece bunun bir sorun olmadığını belirten Doll, ancak, yüksek riskli olan tarafın herhangi bir hata yapma lüksünüzün olmaması olduğunu vurguladı.
Spectra Markets'ın başkanı Brent Donnelly ise akademisyenlere ve öğretmenlere hizmet veren bir Danimarka emeklilik fonunun ABD Hazine tahvillerini satma niyetini açıklamasının, piyasaların karşı karşıya olduğu risklerin türünü gösterdiğini belirtti. Donnelly’ye göre fonun büyüklüğü tek başına piyasaları etkilemek için yeterli olmasa da İsveç ve Hollanda'daki daha büyük fonlar benzer kararlar alırsa ne olabileceğinin sinyalini veriyor.
Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Osborne, “ABD sermaye piyasalarının derinliği ve likiditesi ile sunduğu getiriler göz önüne alındığında, bu piyasalardan vazgeçmek için çok güçlü bir neden gerekir” yorumunda bulundu. Ancak Osborne’a göre eski küresel düzen ve geleneksel ilişkiler zayıflamaya devam ettikçe ‘yatırımcılar paralarının daha azını ABD'ye yönlendirmek için daha büyük bir motivasyona ihtiyaç duyabilirler.
Yıldız ismin yeni filmi Sundance'te ayakta alkışlandıhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5233481-y%C4%B1ld%C4%B1z-ismin-yeni-filmi-sundancete-ayakta-alk%C4%B1%C5%9Fland%C4%B1
Rashida Jones ve Will McCormack'in senaryosundan Olivia Wilde'ın yönettiği The Invite, Joe ve Angela çiftinin kırılgan evliliğini merkezine alıyor (Sundance Film Festival)
Yıldız ismin yeni filmi Sundance'te ayakta alkışlandı
Rashida Jones ve Will McCormack'in senaryosundan Olivia Wilde'ın yönettiği The Invite, Joe ve Angela çiftinin kırılgan evliliğini merkezine alıyor (Sundance Film Festival)
Olivia Wilde, Sundance Film Festivali'nde yeni filmiyle alkış topladı.
Wilde'ın hem yönetmen koltuğunda oturduğu hem de başrolde yer aldığı The Invite, dün (24 Ocak) Sundance'te ilk kez seyirciyle buluştu.
San Francisco'daki bir dairede geçen ve komediyle dramı harmanlayan film, Utah eyaletinin Park City kentindeki Eccles salonunda, sektörün ağır isimlerinin de izlediği tıklım tıklım gösterimde büyük beğeni topladı.
"Hayalimiz, filmi tam da burada, sizlerin karşısında ilk kez göstermekti" diyen Wilde, festivalin geçen yıl hayatını kaybeden kurucusu Robert Redford'u da anmayı ihmal etmedi.
Filmde 41 yaşındaki Wilde'ın yanı sıra Seth Rogen, Penelope Cruz ve Edward Norton da rol alıyor.
107 dakikalık film, beceriksiz ve birbirine ince ince bilenmiş bir çiftin (Wilde ve Rogen), özgür ruhlu yeni komşularını (Cruz ve Norton) ağırlamasını konu alıyor. Pasif-agresif atışmalar, yiyecek alerjileri, bir "swinger" sürprizi, halı fetişlerine uzanan tuhaflıklar salonu kahkahaya boğdu. Öte yandan evlilikten tanıdık anları yakalayan sahneler, aynı anda duygusal bir karşılık da buldu.
Jeneriklerin ardından Wilde yeniden sahneye çıktı; salon onu ayakta alkışladı. Gözyaşlarını silen Wilde, seyirciden oturmasını rica etti, ardından sahneye Rogen'ı, Norton'ı, görüntü yönetmenini, teknik ekibini ve senaryo ortak yazarı Will McCormack'i çağırdı.
Kapanış söyleşisinde program direktörü Kim Yutani, "Komediyle doğal duyguyu nasıl dengeliyorsunuz?" diye sordu. Wilde'ın yanıtı şöyleydi:
Bilge birinin şöyle söylediğini duymuştum: 'İnsan, gülerken en savunmasız halindedir.' Bence bu ekibin en güzel yanı da insanları o yolculuğa çıkarabilmek; onları güldürmek, rahatlatmak ve sonra bir anda midenize yumruk gibi oturan bir duyguya götürmek.
Edward Norton ise Wilde'ın Ezberci İnekler (Booksmart) ve Dert Etme Sevgilim'den (Don't Worry Darling) sonraki üçüncü yönetmenlik çalışmasını övdü:
Seth'le ben de oynadığımız filmleri yönetmiş insanlarız. İster istemez bir noktada 'Bu berbat bir karardı' dediğiniz anlar olur. Olivia'nın hem o performansı verip hem de bizi yönetirken sergilediği zarafet ve bilgeliği abartmadan anlatmak zor.
Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter
Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5233480-almanya-sald%C4%B1r%C4%B1-haz%C4%B1rl%C4%B1%C4%9F%C4%B1ndaki-bir-hamas-%C3%BCyesini-daha-tutuklad%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1-duyurdu
Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurdu
Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
Alman polisi, Avrupa'da terör saldırıları hazırlığında bulunduğu iddiasıyla bir kişiyi cuma akşamı tutukladı.
Beyrut'tan Berlin'deki Brandenburg Havalimanı'na inince durdurulan Lübnan yurttaşı Muhammed S.'nin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiği aktarıldı.
Federal savcılar, şüphelinin Ağustos 2025'te 300 mermi tedarik ettiğini ve Yahudilere ya da İsrail'e ait olan kurumlara saldırı komplosuna karıştığını öne sürüyor.
Alman yetkililer, Muhammed S.'nin ekimde tutuklanan Abed el G.'yle işbirliği yaparak terör eylemi hazırlığında olduğunu da iddia ediyor.
Ekimde silah temin etmeye çalışan üç kişinin benzer suçlamalarla tutuklandığı açıklanırken bunlardan ikisinin Alman, üçüncüsününse Lübnan vatandaşı olduğu bildirilmişti.
O dönem Leipzig ve Oberhausen'da polis operasyonları düzenlenmişti.
Kasımda da Alman yetkililer, yine bir Lübnan yurttaşını Çekya sınırı yakınlarında tutuklarken bu kişinin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiğini ifade etmişti.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Hamas'ı destekleyen kişilerin vatandaşlıktan çıkarılması gerektiğini kasımda yaptığı açıklamada savunmuştu.
Önceki ay sosyal medyada Hamas'ı "Filistin'in kahramanları" diye niteleyen bir paylaşım yaptığı gerekçesiyle Filistinli bir göçmenin vatandaşlığının iptal edilmesinin ardından konuşan Dobrindt şu ifadeleri kullanmıştı:
Çifte vatandaşlık dahil olmak üzere Alman vatandaşlığı almış kişiler, değerler sistemimize bağlılıklarını beyan etmişlerdir. Bunun kasıtlı bir yanlış beyan olduğu ve bu değerler sistemini paylaşmadıkları ortaya çıkarsa, vatandaşlıklarının geri alınması mümkün olmalıdır.
Hamas, Almanya ve İsrail'in yanı sıra ABD ve Birleşik Krallık gibi pek çok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul görüyor.
Örgütün 7 Ekim 2023'te 1200'e yakın kişinin öldürüldüğü, 250'yi aşkın kişinin de rehin alındığı saldırıları düzenlemesinin ardından başlayan Gazze savaşında çoğu kadın ve çocuk 70 bini aşkın Filistinli yaşamını yitirdi.
Independent Türkçe, BBC, Jerusalem Post, AP
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة