Suriyeli mezar kazıcının verdiği ifadeler Nazilerin işlediği suçları hatırlattı

Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
TT

Suriyeli mezar kazıcının verdiği ifadeler Nazilerin işlediği suçları hatırlattı

Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)

Almanya'nın batısındaki Koblenz kentinde, Suriyeli yetkililerin savaş suçları nedeniyle yargılandığı davanın geçen hafta görülen 31’inci oturumunda Suriyeli ‘mezar kazıcının’ verdiği ifadeler mahkeme salonunda bulunanlar ve Alman gazeteciler arasında büyük bir şok etkisi yarattı. Mezar kazıcının verdiği ifade, halen Nazilerin işledikleri suçların etkisinin hissedildiği ülkede akıllara birçok tanıdık görüntüyü getirdi.
Suriyeli mezar kazıcının aklından çıkaramadığı görüntülerde Şam'da bir toplu mezara gömülmek üzere taşıdığı cesetlerin arasındaki çocuğunun cansız bedenine sarılı bir kadın cesedi yer alıyor. O ana kadar kendini tutan fakat o görüntüyü hatırladığında gözyaşlarına boğulan mezar kazıcı ifadesine devam edemeyince hakim tanığın kendini toparlaması için oturuma ara vermek zorunda kaldı. Çocuğuna sarılan annenin görüntüsünün zihnine diğerlerinden daha fazla takıldığını belirten mezar kazıcı, zihninde yer eden bir diğer görüntünün de yüzlerce, belki de binlerce ceset arasında halen nefes alan bir adama ait olduğunu aktardı. Mezar kazıcının ifadesine göre adamın halen canlı olduğu anlaşıldığında Suriyeli bir subay, toplu mezar kazmakla görevli dozere adamın üzerinden geçmesi emri verdi.
Mahkeme tarafından adı ve kimliği gizli tutulan adam, mahkeme duruşmaya kılık değiştirerek katıldı. Mezar kazıcı, üç saat süren duruşmada yüzünü hiç çıkarmadığı bir maskeyle gizledi.
Almanya’daki davada, Suriyeli eski subay Enver Raslan ve yine eski bir asker olan İyad el-Garib, 2011'deki devrimin ardından Suriye'de işledikleri insanlığa karşı suçlardan yargılanıyorlar. Yaklaşık dört ay önce başlayan bu dava, Suriye rejimindeki güvenlik görevlilerinin savaş suçlarından yargılandığı ilk dava. Dava, Suriyeli ve Avrupalı ​​avukat ve aktivistlerin şuana kadar haklarında yeterince dosya toplamayı başardığı iki sanık Enver Raslan ve İyad el-Garib’e açıldı. Raslan, Şam’daki el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde yaklaşık 4 bin kişiye işkence yapmakla ve 58 kişiyi öldürmekle suçlanıyor. Garib ise göstericileri tutuklamak, onları işkence gördükleri, bazılarının ise öldürüldüğü el-Hatib Gözaltı Merkezi’ne teslim etme suçlarıyla yargılanıyor.
Almanya'nın Koblenz kentinde 23 Nisan'da görülmeye başlanan duruşmalarda dünya ilk kez Suriyelilerin yıllardır yaşadıklarına tanıklık etmeleri karşısında büyük bir şok yaşadı. Suriyeliler yıllardır keyfi tutuklamalara, dayanılmaz işkencelere maruz kalırken öldürülerek Suriye rejimi tarafından açılan toplu mezarlara gömülüyorlardı. Dava için tanık toplayan ve kendisi de eski bir tutuklu olarak mahkeme karşısında ifade veren Suriyeli avukat Enver el-Bunni, Almanların hissettiği şokun ‘sadece bu suçların Suriye'de işlendiğini bilmelerinden değil, bazılarının bunu Nazilerin işlediği suçlarlarla ve Auschwitz davaları günleriyle karşılaştırmalarından’ kaynaklandığını söyledi.
En büyük şokun ise bu suçların Suriye'de halen işleniyor olmasından kaynaklandığını belirten Bunni, mahkemede tanıklık yapan mezar kazıcının 2017 yılına kadar gözaltında ve hapishanelerde ölenleri gömme işinde çalıştığını aktardı. Suriye hapishanelerinde bu suçların işlendiğine dair şimdiye kadar bazı kanıtların olduğunu ifade eden Bunni ancak mezar kazıcının tanıklığının bunlar arasındaki en önemli ‘kayıp halka’ olan ‘Ölen tutukluların cesetleri nerede?’ sorusuna yanıtını verdiğini vurguladı. “Artık bu sorunun cevabını biliyoruz” dedi. Ancak Bunni'ye göre mezar kazıcının ifadesinin en önemli yanı, toplu katliam metodunun Suriye'deki tüm güvenlik birimlerinde uygulandığının ve rejimin tamamen bu işin içinde bulunduğunun doğrulaması olduğunu belirtti.
Suriyeli kayıpların aileleri, yakınlarını ‘Caesar’ kod adlı askeri polis tarafından Suriye’den kaçırılan ve üzerlerinde işkence izleri olan cesetlere ait yaklaşık 27 bin yayınlanmamış fotoğraf arasında buldular.  Bu fotoğraflar, halen devam eden Koblenz davasında iddia makamının kullandığı kanıtların bir parçası.

Toplu mezarlar
Mezar kazıcının bahsettiği, tüm güvenlik birimi şubelerinden, askeri hastanelerden ve hatta sivil hastanelerden gelen soğutmalı kamyonlara yüklenmiş cesetler bununda ötesine geçiyor. Bir istihbarat görevlisinin 2011 yılında kendisini nasıl ‘işe aldığını’ anlatan mezar kazıcı istihbarat görevlisinin kendisinden haftada dört kez toplu mezarlara gidecek olan ceset yüklü kamyonlara eşlik edecek 10-15 kişilik bir ekip oluşturmasını istediğini söyledi. Bununla birlikte istihbarat teşkilatının kendisine üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in resimlerinin bulunduğu plakasız küçük bir kamyon temin ettiğini belirten mezar kazıcı, her defasında üst üste yığılmış yüzlerce ceset taşıyan bir ila üç kamyonun toplu mezarlara doğru hareket ettiğini anlattı. Her defasında cesetlerin geldiği güvenlik merkezlerinden isimlerin bir listesinin de getirildiğini söyleyen mezar kazıcı, bu isimlerin arasında el-Hatib Gözaltı Merkezi’nin de olduğunu aktardı.
Cesetlerin isimlerinin ise olmadığını söyleyen mezar kazıcı, hatta bazılarının yüzlerinin tanınmaz halde olduğunu, belki de asitle bu hale getirilmiş olabileceğini söyledi. Cesetler üzerinde sadece rakamlar olduğunu belirten mezar kazıcı, bu rakamlarla birlikte bazı sembollerin cesetlerin alnına veya göğsüne kazındığını kaydetti. Bazılarının ellerinin halen arkadan bağlı olduğunu vurgulayan mezar kazıcı, hepsinin bedenlerinin morluklar ve kan izleriyle dolu olduğunu ve tırnaklarının sökülmüş olduğunu aktardı. Her seferinde toplu mezarlara 300 ila 700 ceset taşıdıklarını tahmininde bulunan adam,  toplu mezarlara giden kamyonların rotasının da sabaha karşı saat dört ile beş arasında belirlendiğini söyledi. Mezar kazıcı, Tişrin, Harasta ve Mezze’deki askeri hastanelerden, Şam'ın kuzeyindeki Kuteyfe ve Şam'ın güneyindeki Necha'daki iki toplu mezara götürdükleri cesetleri rastgele açılan 6 metre derinliğinde, 100 metre genişliğindeki çukurlara boşalttıklarını ve her çukura 150 sefer gidebildiklerini belirtti.
Mezar kazıcı, 2011 yılından 2017'ye kadar bu işte çalışamaya devam etti. Savunma avukatlarının tüm taleplerine rağmen mahkeme mezar kazıcının ailesinin halen Suriye'de olması ve hayatlarından endişe etmesi nedeniyle kimliğini açıklamadı. Aralarında beş eski tutuklunun da bulunduğu çok sayıda tanığın dinlendiği davanın 31’inci oturumu böylece sona erdi.

Raslan'ın sesi ve yüzü
Gözaltına alınanların gözleri el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde sorgulandıkları sırada bağlı olması dolayısıyla Raslan'ı tanımamasına rağmen Raslan'ın bu merkezi bildiği, işkence emri verdiği ve Şube 251’de sorgulayıcı olduğunu kanıtlayan başka kanıtlar ortaya çıktı. Mahkemede konuşmayı reddeden ve sadece avukatı aracılığıyla konuşan sanık Raslan, duruşma başlamadan önce bir Alman müfettişe verdiği ifadede mahkemenin ana tanıklarından biri olan ve Almanya'ya mülteci olarak gelen ünlü Suriyeli müzisyen Vesim el-Mikdad’ı sorguya çektiğini itiraf etmişti.
Raslan’ın Mikdad’ı sorgulamasına ilişkin Alman müfettişe verdiği ifade tanığın ifadesinden farklı olsa da sorgulayan ve işkence emrini verenin kendisi olduğunu üstü kapalı da olsa itiraf etmişti. Mahkeme önünde ifade veren Mikdad, el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde tutuklu kaldığı süre boyunca kendisini sorgulayan kişinin sesini duyması halinde onu hemen tanıyabileceğini söyledi. Ancak tüm Suriyeli tutuklularda olduğu gibi sorgu görevlisini tanımaması için gözleri bağlı olduğundan kendisini sorgulayanın yüzünü görmediğini vurguladı. Mikdad, diğer tanıklarla birlikte, Raslan'ın kendilerine işkence emri veren soruşturmacı olup olmadığını anlamak için bir ses örneği talep etti. Ancak Raslan’ın avukatı bu talebe itiraz etti.
Tanıklar henüz Raslan'ın yüzünü görmemiş olsa da Şarku’l Avsat’a konuşan Bunni,  sonraki duruşmalarda Suriye'deki gözaltı merkezinde gördükleri için Raslan'ın yüzünü tanıyan tanıkların ortaya çıkacağına inanıyor. Bunni, Mayıs 2021’e kadar tamamlanması planlanan davanın ihtiyaç duyulması halinde uzatılabileceğini ve daha fazla tanığın dinlenebileceğini aktardı. Savunma avukatları şu ana kadar mahkemeye tanık olarak sadece Berlin'de yaşayan tanınmış Suriyeli muhalif Riyad Seyf’i sundu. Ancak Seyf, Raslan lehine ifade vermedi. Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu eski üyesi olan Seyf, Raslan’ın Türkiye'den Almanya'ya sığınma başvurusunda bulunduğunda kendisini Almanya Dışişleri Bakanlığı'na tavsiye ettiğini söylemesine rağmen Raslan’ı daha önce şahsen tanıdığı iddialarını reddetti. Seyf, Almanya Dışişleri Bakanlığı’na Raslan için gönderdiği tavsiye mektubunu gönderme sebebini, damadının başka bir tavsiyesine ve bir sığına yardım etme isteğine dayanmasının yanı sıra tutukluların akıbetiyle ilgili bilgi alabilme umuduyla gerekçelendirdi.
Seyf ayrıca Raslan'ın rejimle diyalog için Cenevre’de düzenlenen müzakerelere katılan ilk muhalif heyet üyeleri içinde olduğunu da söyledi. Ancak Seyf, geçmişini kontrol etmeden Raslan için tavsiyede bulunmasının bir hata olduğunu da kabul etti. Avukat Enver el-Bunni'ye göre Seyf’in ifadesi davacıların lehine olurken Raslan, Seyf’in ifadeleri karşısında şok yaşadı.
Raslan rejimden ayrıldıktan sonra Türkiye'ye kaçtı. Oradan da Almanya’nın Amman Büyükelçiliği’nden aldığı vizeyle 2015 yılında Almanya'ya geldi. Raslan, Riyad Seyf’in Almanya Dışişleri Bakanlığı'na yaptığı yazılı bir tavsiyesi üzerine Berlin'de sığınma başvurusunda bulundu.
Raslan, kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor. Avukatlarının katıldığı duruşmanın ikinci haftasında mahkemeye gönderdiği bir mektupta Raslan, El-Hatip Gözaltı Merkezi’nde gözaltındakilere işkence yapıldığından haberdar olmadığını, hatta tutuklulardan bazılarına yardım ettiğini iddia etti. Raslan, Suriyeliler tarafından yakalanmak ve yargılanmak korkusuyla Berlin'de polise gittikten sonra tutuklandı. Polise verdiği bilgiler sırasında Suriye ordusunda bir subay olduğunu itiraf etti. Bu itiraf sonrası polis, Raslan’ın suçlu olabileceğini düşünerek dosyasını hakkında soruşturma başlatılması için cinayet şubeye iletti.
Almanya'ya 2018 yılında gelen İyad el-Garib ise Göçmen Bürosu’nda ifade verdikten sonra tutuklandı ve Suriye istihbaratı için çalıştığını itiraf etti. Kendisi yöneltilen suçlamaları reddediyor. Bununla birlikte Garib’in Raslan ile aynı davada yargılandığı son duruşmada hakim, Garib'in dosyasının önümüzdeki aylarda Raslan'ın davasından ayrılacağını duyurdu. Zira Garib’e yapılan suçlamalar, Raslan ile aynı düzeyde değil. Raslan çok daha ağır suçlamalarla yargılanıyor.



Yemen genel seferberlik ilan etti

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
TT

Yemen genel seferberlik ilan etti

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Alimi, Birleşmiş Milletler’de konuşmasını yaparken (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, halka genel seferberlik ve ulusal teyakkuz çağrısında bulunarak silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerine katılmalarını, Husi milislerine karşı cumhuriyetlerini ve ulusal kurumlarını savunmaya katkı sağlamalarını istedi.

El-Alimi, 26 Eylül Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla halka hitaben yaptığı konuşmada, kandırılarak Husilerin saflarına katılanların cumhuriyet ve anayasal meşruiyet saflarına güvenli şekilde dönmelerinin önünü açtığını açıkladı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Alimi, dün itibarıyla Husiler safında savaşmayı veya onlar adına çalışmayı bırakanların anayasa ve yasalar uyarınca aftan yararlanacağını belirtti.

Yemen Cumhurbaşkanı, Yemen ve Kızıldeniz’de güvenlik ve istikrar isteyen ülkelere “halkımızın, hükümetimizin ve silahlı kuvvetlerimizin yanında durmaları ve ülkemizi milislerden kurtarmak amacıyla Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona destek vermeleri” çağrısında bulundu.

El-Alimi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesinin “yalnızca Yemen’in değil, bölgedeki ve dünyadaki bütün ülkelerin çıkarına olduğunu” belirterek, “Husi projesinin topraklarımızı ve kıyılarımızı Yemen’in ve tüm bölgenin güvenliğine yönelik sürekli bir tehdide dönüştürmeyi amaçladığını” söyledi.

Cumhurbaşkanı, devletin hedefinin herkes için açık olduğunu vurgulayarak, bunun “devlet kurumlarını yeniden tesis etmek, ulusal toprakların tamamında egemenliği yeniden sağlamak ve nihayetinde Sana’ya ulaşmak” olduğunu ifade etti.


İtirazlar ve boş oy pusulaları... Gazze’deki Hamas başkanlık seçimlerinde neler oluyor?

(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
TT

İtirazlar ve boş oy pusulaları... Gazze’deki Hamas başkanlık seçimlerinde neler oluyor?

(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)
(Soldan sağa) Hamas’ın liderlik konseyi üyeleri Nizar Avadallah, Halil el-Hayye ve Muhammed Derviş, Şubat 2025’te İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirilen görüşmede. (Hamaney’in internet sitesi – AFP)

Gazze Şeridi’nin içinden ve dışından dört Hamas kaynağı, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, üç hafta önce gerçekleştirilen ilk turda sonuç alınamamasının ardından, hareketin Gazze Siyasi Büro Başkanı seçimi için planlanan ikinci turun durdurulduğunu açıkladı.

Kaynakların ifadeleri, ilk turun ‘oy hakkına sahip kişilerin boş oy kullanması nedeniyle sonuçlanamadığı’ yönünde birleşti. Bu durumun, geçtiğimiz mayıs ayında Siyasi Büro Genel Başkanı seçimi sırasında yaşanan ve Halid Meşal’e karşı Halil el-Hayye’nin galibiyetiyle sonuçlanan ikinci tur seçimdeki sürecin bir tekrarı olduğu belirtildi.

Gazze ve yurt dışından üç kaynak, Gazze’deki Hamas bürosu liderliği için yapılacak ikinci turun durdurulmasının; yurt dışında ikamet eden Nizar Avadallah ile Gazze’de bulunan Ali el-Amudi (her ikisi de Siyasi Büro üyesi) arasındaki yarışta, Avadallah’ın ikinci turda uygulanan bazı prosedürlere itiraz etmesi üzerine gerçekleştiğini aktardı.

vfbgf
Hamas hareketinin askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim 2023’teki saldırı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)

Gazze dışındaki dördüncü kaynak ise ‘seçimlerin geçici olarak dondurulmasına ve açıklanmayan bazı düzenlemelerin ardından yakın zamanda tamamlanmasına yol açan başka görüş ayrılıklarının da bulunduğunu’ ifade etti. Kaynak, bu durumun ‘hareket içindeki her seçim sürecini düzenleyen yasa ve tüzükler çerçevesinde doğal bir süreç olduğunu’ değerlendirmesinde bulundu.

Bazı kaynaklar, seçimin ertelenmesini kısmen ‘güvenlik durumuna, Gazze Şeridi’nin içinden geçtiği süreç ile savaş sonrası seçim gerçekliğiyle başa çıkma koşullarına’ bağladı. Bir diğer kaynak ise seçimlerin ‘İsrail’in seçimlere veya diğer faaliyetlere katılan kişilere ulaşmayı amaçlayan yoğun istihbarat takibi altında yürütüldüğüne’ dikkat çekerek, tüm bu nedenlerin mevcut duruma yol açan hukuki açıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını belirtti.

Beyaz kağıtlar neden geri geldi?

Yine boş oy kullanılmasına ilişkin olarak Gazze içindeki iki kaynak, bu durumun doğal olduğunu, adayların fikir ayrılıklarından ve izleyecekleri yaklaşımın bazı üyelerce mevcut dönem için uygun görülmemesinden kaynaklandığını; nitekim genel seçimlerde de benzer bir tablonun yaşandığını belirtti.

Kaynaklar, Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye’nin adaylardan Ali el-Amudi veya Nizar Avadallah’ı destekleyip desteklemediğine dair bilgi vermedi.

Hamas, 7 Ekim 2023’te İsrail’in Gazze sınırındaki mevzilerine ve yerleşim yerlerine yönelik başlattığı ve İsrail’in uzun süreli, kesintisiz bir savaş açmasına yol açan saldırıların ardından, 1987’deki kuruluşundan bu yana en karmaşık süreçten geçiyor.

Ali el-Amudi hakkında ne biliyoruz?

Geçtiğimiz aralık ayında Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, eski bir tutuklu ve Siyasi Büro üyesi olan, savaştan önce de hareketin medya dairesi sorumluluğunu yürüten el-Amudi’nin; Hamas’ın hayatını kaybeden lideri Yahya Sinvar’a yakın ve çoğu Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta ikamet eden bazı isimlerle birlikte Gazze’deki hareketin yönetimiyle görevlendirilmesinin ardından, Gazze Şeridi Siyasi Büro Başkan Vekilliği görevini üstlendiğini aktarmıştı.

2011 yılındaki İsrail askeri Gilad Şalit takas anlaşmasıyla serbest bırakılan el-Amudi, yaklaşık bir yıldır Gazze’nin yönetiminde merkezi ve kilit bir figür haline gelmişti. İsrail hapishanelerindeki tutukluluk süreçlerinde ve serbest kaldıktan sonra Sinvar’a oldukça yakın isimler arasında yer alan el-Amudi, birçok toplantı ve etkinlikte de kendisine eşlik etmişti. Gazze’nin yönetimi için el-Amudi’nin görevlendirilmesi uzlaşı ve istişare yoluyla gerçekleşmiş, ancak o dönemde bazı kaynaklar bu adımı iç tüzüğün etrafından dolaşma olarak değerlendirmişti. Gazze’deki iç seçimlerin yapılması da bu durumla açıklanıyor.

Geçtiğimiz dönemde el-Amudi’nin Gazze’de aldığı kararlar, yaptığı değişiklikler ve bazı yetkilileri görevden alması geniş tartışmalara yol açmış, Gazze’deki yerel lider kadro arasında huzursuzluk yaratmıştı. Bu durum, yurt dışındaki bazı Siyasi Büro üyelerinin müdahale ederek krizleri çözme arayışına girmesine neden olmuştu.

Nizar Avadallah hakkında ne biliyoruz?

Nizar Avadallah, Hamas’ta 2004 sonlarından 2007 başlarına kadar olan dönemde Siyasi Büro yönetimini gizlice yürüten tarihi kuşak liderleri arasında yer alıyor. Avadallah, Şalit takası müzakerelerinin sorumluluğunu üstlenmesinin yanı sıra son savaştaki müzakerelerde aktif ve önemli bir rol oynamış; hareketin 2007’de Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirmesinin ardından çeşitli başkentlerde yürütülen Filistin uzlaşma turlarında da kritik görevler üstlenmişti.

Avadallah, Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin, Abdulaziz Rantisi ve hareketin birinci kuşak diğer tarihi liderleriyle oldukça yakın bir ilişkiye sahipti.

Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde ikamet eden ve evi daha önceki savaşlarda birkaç kez bombalanan 68 yaşındaki mimar Avadallah’ın yıldızı bu süreçte parladı.

2021 yılında düzenlenen son iç seçimlerde Gazze Şeridi Siyasi Büro liderliği için Yahya Sinvar ile yarışan Avadallah, o dönemde yapılan ikinci tur seçimlerin ardından liderliği Sinvar’a kaybetmişti.


Fas seçimleri parlamentoda yeni bir tablo ortaya koydu

“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
TT

Fas seçimleri parlamentoda yeni bir tablo ortaya koydu

“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)

Fas’ta çarşamba günü gerçekleştirilen parlamento seçimleri, parlamentoda yeni bir siyasi tablo ortaya çıkardı. “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi (PAM) birinci sıraya yükselirken, 2021 seçim sonuçlarıyla kıyaslandığında “Ulusal Bağımsızlar Birliği” (RNI) ve “İstiklal” Partisi geriledi. Buna karşılık “Adalet ve Kalkınma Partisi” (PJD) güçlü bir dönüş yaparak yeniden siyasi gündemin ön sıralarına çıktı.

Sonuçlara göre “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi 97 sandalye kazanırken, onu 66 sandalyeyle “Ulusal Bağımsızlar Birliği”, 65 sandalyeyle “İstiklal” Partisi ve 54 sandalyeyle “Adalet ve Kalkınma Partisi” izledi. Kalan sandalyeler ise “Halk Güçleri Sosyalist Birliği”, “Halk Hareketi”, “İlerleme ve Sosyalizm Partisi” ile “Anayasal Birlik” arasında dağıldı. Seçime katılım oranı yüzde 38,02 olarak gerçekleşti.

Oylama başlamadan önce de “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi içerisinde, bir sonraki hükümetin başbakanlığı konusunda gayri resmi tartışmalarda iki isim öne çıkmıştı: Fouzi Lekjaa ve Fatima ez-Zehra el-Mansuri.