Suriyeli mezar kazıcının verdiği ifadeler Nazilerin işlediği suçları hatırlattı

Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
TT

Suriyeli mezar kazıcının verdiği ifadeler Nazilerin işlediği suçları hatırlattı

Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)

Almanya'nın batısındaki Koblenz kentinde, Suriyeli yetkililerin savaş suçları nedeniyle yargılandığı davanın geçen hafta görülen 31’inci oturumunda Suriyeli ‘mezar kazıcının’ verdiği ifadeler mahkeme salonunda bulunanlar ve Alman gazeteciler arasında büyük bir şok etkisi yarattı. Mezar kazıcının verdiği ifade, halen Nazilerin işledikleri suçların etkisinin hissedildiği ülkede akıllara birçok tanıdık görüntüyü getirdi.
Suriyeli mezar kazıcının aklından çıkaramadığı görüntülerde Şam'da bir toplu mezara gömülmek üzere taşıdığı cesetlerin arasındaki çocuğunun cansız bedenine sarılı bir kadın cesedi yer alıyor. O ana kadar kendini tutan fakat o görüntüyü hatırladığında gözyaşlarına boğulan mezar kazıcı ifadesine devam edemeyince hakim tanığın kendini toparlaması için oturuma ara vermek zorunda kaldı. Çocuğuna sarılan annenin görüntüsünün zihnine diğerlerinden daha fazla takıldığını belirten mezar kazıcı, zihninde yer eden bir diğer görüntünün de yüzlerce, belki de binlerce ceset arasında halen nefes alan bir adama ait olduğunu aktardı. Mezar kazıcının ifadesine göre adamın halen canlı olduğu anlaşıldığında Suriyeli bir subay, toplu mezar kazmakla görevli dozere adamın üzerinden geçmesi emri verdi.
Mahkeme tarafından adı ve kimliği gizli tutulan adam, mahkeme duruşmaya kılık değiştirerek katıldı. Mezar kazıcı, üç saat süren duruşmada yüzünü hiç çıkarmadığı bir maskeyle gizledi.
Almanya’daki davada, Suriyeli eski subay Enver Raslan ve yine eski bir asker olan İyad el-Garib, 2011'deki devrimin ardından Suriye'de işledikleri insanlığa karşı suçlardan yargılanıyorlar. Yaklaşık dört ay önce başlayan bu dava, Suriye rejimindeki güvenlik görevlilerinin savaş suçlarından yargılandığı ilk dava. Dava, Suriyeli ve Avrupalı ​​avukat ve aktivistlerin şuana kadar haklarında yeterince dosya toplamayı başardığı iki sanık Enver Raslan ve İyad el-Garib’e açıldı. Raslan, Şam’daki el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde yaklaşık 4 bin kişiye işkence yapmakla ve 58 kişiyi öldürmekle suçlanıyor. Garib ise göstericileri tutuklamak, onları işkence gördükleri, bazılarının ise öldürüldüğü el-Hatib Gözaltı Merkezi’ne teslim etme suçlarıyla yargılanıyor.
Almanya'nın Koblenz kentinde 23 Nisan'da görülmeye başlanan duruşmalarda dünya ilk kez Suriyelilerin yıllardır yaşadıklarına tanıklık etmeleri karşısında büyük bir şok yaşadı. Suriyeliler yıllardır keyfi tutuklamalara, dayanılmaz işkencelere maruz kalırken öldürülerek Suriye rejimi tarafından açılan toplu mezarlara gömülüyorlardı. Dava için tanık toplayan ve kendisi de eski bir tutuklu olarak mahkeme karşısında ifade veren Suriyeli avukat Enver el-Bunni, Almanların hissettiği şokun ‘sadece bu suçların Suriye'de işlendiğini bilmelerinden değil, bazılarının bunu Nazilerin işlediği suçlarlarla ve Auschwitz davaları günleriyle karşılaştırmalarından’ kaynaklandığını söyledi.
En büyük şokun ise bu suçların Suriye'de halen işleniyor olmasından kaynaklandığını belirten Bunni, mahkemede tanıklık yapan mezar kazıcının 2017 yılına kadar gözaltında ve hapishanelerde ölenleri gömme işinde çalıştığını aktardı. Suriye hapishanelerinde bu suçların işlendiğine dair şimdiye kadar bazı kanıtların olduğunu ifade eden Bunni ancak mezar kazıcının tanıklığının bunlar arasındaki en önemli ‘kayıp halka’ olan ‘Ölen tutukluların cesetleri nerede?’ sorusuna yanıtını verdiğini vurguladı. “Artık bu sorunun cevabını biliyoruz” dedi. Ancak Bunni'ye göre mezar kazıcının ifadesinin en önemli yanı, toplu katliam metodunun Suriye'deki tüm güvenlik birimlerinde uygulandığının ve rejimin tamamen bu işin içinde bulunduğunun doğrulaması olduğunu belirtti.
Suriyeli kayıpların aileleri, yakınlarını ‘Caesar’ kod adlı askeri polis tarafından Suriye’den kaçırılan ve üzerlerinde işkence izleri olan cesetlere ait yaklaşık 27 bin yayınlanmamış fotoğraf arasında buldular.  Bu fotoğraflar, halen devam eden Koblenz davasında iddia makamının kullandığı kanıtların bir parçası.

Toplu mezarlar
Mezar kazıcının bahsettiği, tüm güvenlik birimi şubelerinden, askeri hastanelerden ve hatta sivil hastanelerden gelen soğutmalı kamyonlara yüklenmiş cesetler bununda ötesine geçiyor. Bir istihbarat görevlisinin 2011 yılında kendisini nasıl ‘işe aldığını’ anlatan mezar kazıcı istihbarat görevlisinin kendisinden haftada dört kez toplu mezarlara gidecek olan ceset yüklü kamyonlara eşlik edecek 10-15 kişilik bir ekip oluşturmasını istediğini söyledi. Bununla birlikte istihbarat teşkilatının kendisine üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in resimlerinin bulunduğu plakasız küçük bir kamyon temin ettiğini belirten mezar kazıcı, her defasında üst üste yığılmış yüzlerce ceset taşıyan bir ila üç kamyonun toplu mezarlara doğru hareket ettiğini anlattı. Her defasında cesetlerin geldiği güvenlik merkezlerinden isimlerin bir listesinin de getirildiğini söyleyen mezar kazıcı, bu isimlerin arasında el-Hatib Gözaltı Merkezi’nin de olduğunu aktardı.
Cesetlerin isimlerinin ise olmadığını söyleyen mezar kazıcı, hatta bazılarının yüzlerinin tanınmaz halde olduğunu, belki de asitle bu hale getirilmiş olabileceğini söyledi. Cesetler üzerinde sadece rakamlar olduğunu belirten mezar kazıcı, bu rakamlarla birlikte bazı sembollerin cesetlerin alnına veya göğsüne kazındığını kaydetti. Bazılarının ellerinin halen arkadan bağlı olduğunu vurgulayan mezar kazıcı, hepsinin bedenlerinin morluklar ve kan izleriyle dolu olduğunu ve tırnaklarının sökülmüş olduğunu aktardı. Her seferinde toplu mezarlara 300 ila 700 ceset taşıdıklarını tahmininde bulunan adam,  toplu mezarlara giden kamyonların rotasının da sabaha karşı saat dört ile beş arasında belirlendiğini söyledi. Mezar kazıcı, Tişrin, Harasta ve Mezze’deki askeri hastanelerden, Şam'ın kuzeyindeki Kuteyfe ve Şam'ın güneyindeki Necha'daki iki toplu mezara götürdükleri cesetleri rastgele açılan 6 metre derinliğinde, 100 metre genişliğindeki çukurlara boşalttıklarını ve her çukura 150 sefer gidebildiklerini belirtti.
Mezar kazıcı, 2011 yılından 2017'ye kadar bu işte çalışamaya devam etti. Savunma avukatlarının tüm taleplerine rağmen mahkeme mezar kazıcının ailesinin halen Suriye'de olması ve hayatlarından endişe etmesi nedeniyle kimliğini açıklamadı. Aralarında beş eski tutuklunun da bulunduğu çok sayıda tanığın dinlendiği davanın 31’inci oturumu böylece sona erdi.

Raslan'ın sesi ve yüzü
Gözaltına alınanların gözleri el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde sorgulandıkları sırada bağlı olması dolayısıyla Raslan'ı tanımamasına rağmen Raslan'ın bu merkezi bildiği, işkence emri verdiği ve Şube 251’de sorgulayıcı olduğunu kanıtlayan başka kanıtlar ortaya çıktı. Mahkemede konuşmayı reddeden ve sadece avukatı aracılığıyla konuşan sanık Raslan, duruşma başlamadan önce bir Alman müfettişe verdiği ifadede mahkemenin ana tanıklarından biri olan ve Almanya'ya mülteci olarak gelen ünlü Suriyeli müzisyen Vesim el-Mikdad’ı sorguya çektiğini itiraf etmişti.
Raslan’ın Mikdad’ı sorgulamasına ilişkin Alman müfettişe verdiği ifade tanığın ifadesinden farklı olsa da sorgulayan ve işkence emrini verenin kendisi olduğunu üstü kapalı da olsa itiraf etmişti. Mahkeme önünde ifade veren Mikdad, el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde tutuklu kaldığı süre boyunca kendisini sorgulayan kişinin sesini duyması halinde onu hemen tanıyabileceğini söyledi. Ancak tüm Suriyeli tutuklularda olduğu gibi sorgu görevlisini tanımaması için gözleri bağlı olduğundan kendisini sorgulayanın yüzünü görmediğini vurguladı. Mikdad, diğer tanıklarla birlikte, Raslan'ın kendilerine işkence emri veren soruşturmacı olup olmadığını anlamak için bir ses örneği talep etti. Ancak Raslan’ın avukatı bu talebe itiraz etti.
Tanıklar henüz Raslan'ın yüzünü görmemiş olsa da Şarku’l Avsat’a konuşan Bunni,  sonraki duruşmalarda Suriye'deki gözaltı merkezinde gördükleri için Raslan'ın yüzünü tanıyan tanıkların ortaya çıkacağına inanıyor. Bunni, Mayıs 2021’e kadar tamamlanması planlanan davanın ihtiyaç duyulması halinde uzatılabileceğini ve daha fazla tanığın dinlenebileceğini aktardı. Savunma avukatları şu ana kadar mahkemeye tanık olarak sadece Berlin'de yaşayan tanınmış Suriyeli muhalif Riyad Seyf’i sundu. Ancak Seyf, Raslan lehine ifade vermedi. Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu eski üyesi olan Seyf, Raslan’ın Türkiye'den Almanya'ya sığınma başvurusunda bulunduğunda kendisini Almanya Dışişleri Bakanlığı'na tavsiye ettiğini söylemesine rağmen Raslan’ı daha önce şahsen tanıdığı iddialarını reddetti. Seyf, Almanya Dışişleri Bakanlığı’na Raslan için gönderdiği tavsiye mektubunu gönderme sebebini, damadının başka bir tavsiyesine ve bir sığına yardım etme isteğine dayanmasının yanı sıra tutukluların akıbetiyle ilgili bilgi alabilme umuduyla gerekçelendirdi.
Seyf ayrıca Raslan'ın rejimle diyalog için Cenevre’de düzenlenen müzakerelere katılan ilk muhalif heyet üyeleri içinde olduğunu da söyledi. Ancak Seyf, geçmişini kontrol etmeden Raslan için tavsiyede bulunmasının bir hata olduğunu da kabul etti. Avukat Enver el-Bunni'ye göre Seyf’in ifadesi davacıların lehine olurken Raslan, Seyf’in ifadeleri karşısında şok yaşadı.
Raslan rejimden ayrıldıktan sonra Türkiye'ye kaçtı. Oradan da Almanya’nın Amman Büyükelçiliği’nden aldığı vizeyle 2015 yılında Almanya'ya geldi. Raslan, Riyad Seyf’in Almanya Dışişleri Bakanlığı'na yaptığı yazılı bir tavsiyesi üzerine Berlin'de sığınma başvurusunda bulundu.
Raslan, kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor. Avukatlarının katıldığı duruşmanın ikinci haftasında mahkemeye gönderdiği bir mektupta Raslan, El-Hatip Gözaltı Merkezi’nde gözaltındakilere işkence yapıldığından haberdar olmadığını, hatta tutuklulardan bazılarına yardım ettiğini iddia etti. Raslan, Suriyeliler tarafından yakalanmak ve yargılanmak korkusuyla Berlin'de polise gittikten sonra tutuklandı. Polise verdiği bilgiler sırasında Suriye ordusunda bir subay olduğunu itiraf etti. Bu itiraf sonrası polis, Raslan’ın suçlu olabileceğini düşünerek dosyasını hakkında soruşturma başlatılması için cinayet şubeye iletti.
Almanya'ya 2018 yılında gelen İyad el-Garib ise Göçmen Bürosu’nda ifade verdikten sonra tutuklandı ve Suriye istihbaratı için çalıştığını itiraf etti. Kendisi yöneltilen suçlamaları reddediyor. Bununla birlikte Garib’in Raslan ile aynı davada yargılandığı son duruşmada hakim, Garib'in dosyasının önümüzdeki aylarda Raslan'ın davasından ayrılacağını duyurdu. Zira Garib’e yapılan suçlamalar, Raslan ile aynı düzeyde değil. Raslan çok daha ağır suçlamalarla yargılanıyor.



Irak, Suriye'den getirilen DEAŞ mahkumlarını yargılayacak

Irak sınır muhafızları, dün Irak'ın kuzeyindeki Sincar'da Suriye sınırında devriye geziyor (AP)
Irak sınır muhafızları, dün Irak'ın kuzeyindeki Sincar'da Suriye sınırında devriye geziyor (AP)
TT

Irak, Suriye'den getirilen DEAŞ mahkumlarını yargılayacak

Irak sınır muhafızları, dün Irak'ın kuzeyindeki Sincar'da Suriye sınırında devriye geziyor (AP)
Irak sınır muhafızları, dün Irak'ın kuzeyindeki Sincar'da Suriye sınırında devriye geziyor (AP)

Irak yargısı, uluslararası koalisyonla koordineli olarak yürütülen bir operasyonla Suriye'nin kuzeydoğusundan transfer edilen DEAŞ üyelerinin ilk grubuna yönelik soruşturmaya başladı.

Yüksek Yargı Konseyi dün yaptığı açıklamada, tutukluların Adalet Bakanlığına bağlı cezaevlerine yerleştirildiğini ve mağdurların haklarının güvence altına alınması amacıyla anayasa ve ilgili yasalara uygun olarak yargı süreçlerine tabi tutulduklarını vurguladı.

Resmi kaynaklar, ilk grubun yaklaşık 150 Iraklı ve yabancı uyruklu kişiden oluştuğunu, sonraki grupların ise güvenlik değerlendirmelerine göre belirleneceğini ifade etti.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, tüm sanıkların "sadece Irak yargısının yetkisine tabi olacağını, ailelerinin savaşçılardan ayrı tutulmasına ve şehirlerden uzakta, tam adli gözetim altında, özel kamplar ve merkezlerde barındırılmalarına karar verildiğini, böylece onaylanmış insani ve güvenlik standartlarına uyularak hesap vermekten kaçmalarının önleneceğini" belirtti.


Lübnan yargısı, Hizbullah'ın Avn'a karşı yürüttüğü kampanyayla yüzleşiyor

Lübnan'ın güneyindeki Kanarit kasabasına çarşamba günü İsrail'in düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir binanın önündeki çocuk (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Kanarit kasabasına çarşamba günü İsrail'in düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir binanın önündeki çocuk (EPA)
TT

Lübnan yargısı, Hizbullah'ın Avn'a karşı yürüttüğü kampanyayla yüzleşiyor

Lübnan'ın güneyindeki Kanarit kasabasına çarşamba günü İsrail'in düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir binanın önündeki çocuk (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Kanarit kasabasına çarşamba günü İsrail'in düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir binanın önündeki çocuk (EPA)

Lübnan yargısı dün, Hizbullah destekçilerinin Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a karşı yürüttüğü kampanyaya karşılık olarak, çarşamba günü İsrail'in güneydeki kasabaları bombalamasının ardından, Avn'a hakaret ve iftira atmakla suçlanan aktivistlere celp gönderdi.

Avn'ın silahlanmayı sınırlama konusundaki tutumu ve devlet otoritesini tüm topraklarına yayma kararlılığı zemininde, çarşamba günkü bombalamanın ardından Avn'a karşı yürütülen kampanya artarken, parti, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin "İsrail saldırganlığına" "ulusal birlik" ile karşı koyma çağrısıyla çelişen bu kampanyalara karşı herhangi bir açıklama yapmadı.

Ayrıca Maliye Bakanı Yasin Cabir, Lübnan'ın geçen aralık ayında harap olmuş güney bölgesini ekonomik bölgeye dönüştürme yönündeki Amerikan teklifini reddettiğini ve bu teklifin "daha doğmadan öldüğünü" söyledi.


Mazlum Abdi: Suriye'deki ateşkesi korumak için yoğun çaba sarf ediyoruz

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Mazlum Abdi'nin X hesabı)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Mazlum Abdi'nin X hesabı)
TT

Mazlum Abdi: Suriye'deki ateşkesi korumak için yoğun çaba sarf ediyoruz

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Mazlum Abdi'nin X hesabı)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Mazlum Abdi'nin X hesabı)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi dün yaptığı açıklamada, "gerçek bir entegrasyonu sağlamak ve mevcut ateşkesi korumak için tüm mevcut araçlarla ve ciddiyetle çalışacağını" söyledi.

Abdi, X platformunda yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan bir telefon aldığını ve Macron'un "bizim ve Suriye'de ateşkesin sağlanması ile diyalog ve müzakerelere geri dönülmesi için çalışan tarafların çabalarına destek verdiğini, bunun amacının tüm bölgenin çıkarlarına hizmet eden kalıcı bir çözüm bulmak olduğunu" ifade ettiğini belirtti.

Abdi, "X" platformundaki bir başka paylaşımında, Irak Kürdistan'ında ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile görüştüğünü ifade etti.

“ABD’nin ve Başkan Trump’ın ateşkes sürecine yönelik politikasının yanı sıra Büyükelçi Barrack’ın Suriye hükümeti ile aramızdaki diyaloğu ve müzakereleri yeniden başlatma çabaları da ciddi, önemli ve memnuniyet vericidir” ifadelerini kullandı.

Suriye Savunma Bakanlığı salı günü, devlet tarafından açıklanan mutabakatlar doğrultusunda ve “yapılan ulusal çabaların başarısına duyulan endişe nedeniyle” SDG ile dört günlük bir ateşkes ilan etti.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara, pazar günü SDG ile ateşkesi ve hükümet ile SDG arasında tam entegrasyonu öngören yeni bir anlaşma imzaladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre anlaşma, "gerekli güvenlik incelemelerinin ardından, SDG'nin tüm askeri ve güvenlik unsurlarının Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının yapısına bireysel olarak entegre edilmesini, askeri rütbelerin verilmesini, mali hakların ve gerektiği gibi lojistik desteğin sağlanmasını ve Kürt bölgelerinin özerkliğinin korunmasını" öngörüyor.