Suriyeli mezar kazıcının verdiği ifadeler Nazilerin işlediği suçları hatırlattı

Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
TT

Suriyeli mezar kazıcının verdiği ifadeler Nazilerin işlediği suçları hatırlattı

Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)
Sanık İyad el-Garib, nisan ayındaki duruşmada yüzünü gizlemeye çalışmıştı. (Getty)

Almanya'nın batısındaki Koblenz kentinde, Suriyeli yetkililerin savaş suçları nedeniyle yargılandığı davanın geçen hafta görülen 31’inci oturumunda Suriyeli ‘mezar kazıcının’ verdiği ifadeler mahkeme salonunda bulunanlar ve Alman gazeteciler arasında büyük bir şok etkisi yarattı. Mezar kazıcının verdiği ifade, halen Nazilerin işledikleri suçların etkisinin hissedildiği ülkede akıllara birçok tanıdık görüntüyü getirdi.
Suriyeli mezar kazıcının aklından çıkaramadığı görüntülerde Şam'da bir toplu mezara gömülmek üzere taşıdığı cesetlerin arasındaki çocuğunun cansız bedenine sarılı bir kadın cesedi yer alıyor. O ana kadar kendini tutan fakat o görüntüyü hatırladığında gözyaşlarına boğulan mezar kazıcı ifadesine devam edemeyince hakim tanığın kendini toparlaması için oturuma ara vermek zorunda kaldı. Çocuğuna sarılan annenin görüntüsünün zihnine diğerlerinden daha fazla takıldığını belirten mezar kazıcı, zihninde yer eden bir diğer görüntünün de yüzlerce, belki de binlerce ceset arasında halen nefes alan bir adama ait olduğunu aktardı. Mezar kazıcının ifadesine göre adamın halen canlı olduğu anlaşıldığında Suriyeli bir subay, toplu mezar kazmakla görevli dozere adamın üzerinden geçmesi emri verdi.
Mahkeme tarafından adı ve kimliği gizli tutulan adam, mahkeme duruşmaya kılık değiştirerek katıldı. Mezar kazıcı, üç saat süren duruşmada yüzünü hiç çıkarmadığı bir maskeyle gizledi.
Almanya’daki davada, Suriyeli eski subay Enver Raslan ve yine eski bir asker olan İyad el-Garib, 2011'deki devrimin ardından Suriye'de işledikleri insanlığa karşı suçlardan yargılanıyorlar. Yaklaşık dört ay önce başlayan bu dava, Suriye rejimindeki güvenlik görevlilerinin savaş suçlarından yargılandığı ilk dava. Dava, Suriyeli ve Avrupalı ​​avukat ve aktivistlerin şuana kadar haklarında yeterince dosya toplamayı başardığı iki sanık Enver Raslan ve İyad el-Garib’e açıldı. Raslan, Şam’daki el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde yaklaşık 4 bin kişiye işkence yapmakla ve 58 kişiyi öldürmekle suçlanıyor. Garib ise göstericileri tutuklamak, onları işkence gördükleri, bazılarının ise öldürüldüğü el-Hatib Gözaltı Merkezi’ne teslim etme suçlarıyla yargılanıyor.
Almanya'nın Koblenz kentinde 23 Nisan'da görülmeye başlanan duruşmalarda dünya ilk kez Suriyelilerin yıllardır yaşadıklarına tanıklık etmeleri karşısında büyük bir şok yaşadı. Suriyeliler yıllardır keyfi tutuklamalara, dayanılmaz işkencelere maruz kalırken öldürülerek Suriye rejimi tarafından açılan toplu mezarlara gömülüyorlardı. Dava için tanık toplayan ve kendisi de eski bir tutuklu olarak mahkeme karşısında ifade veren Suriyeli avukat Enver el-Bunni, Almanların hissettiği şokun ‘sadece bu suçların Suriye'de işlendiğini bilmelerinden değil, bazılarının bunu Nazilerin işlediği suçlarlarla ve Auschwitz davaları günleriyle karşılaştırmalarından’ kaynaklandığını söyledi.
En büyük şokun ise bu suçların Suriye'de halen işleniyor olmasından kaynaklandığını belirten Bunni, mahkemede tanıklık yapan mezar kazıcının 2017 yılına kadar gözaltında ve hapishanelerde ölenleri gömme işinde çalıştığını aktardı. Suriye hapishanelerinde bu suçların işlendiğine dair şimdiye kadar bazı kanıtların olduğunu ifade eden Bunni ancak mezar kazıcının tanıklığının bunlar arasındaki en önemli ‘kayıp halka’ olan ‘Ölen tutukluların cesetleri nerede?’ sorusuna yanıtını verdiğini vurguladı. “Artık bu sorunun cevabını biliyoruz” dedi. Ancak Bunni'ye göre mezar kazıcının ifadesinin en önemli yanı, toplu katliam metodunun Suriye'deki tüm güvenlik birimlerinde uygulandığının ve rejimin tamamen bu işin içinde bulunduğunun doğrulaması olduğunu belirtti.
Suriyeli kayıpların aileleri, yakınlarını ‘Caesar’ kod adlı askeri polis tarafından Suriye’den kaçırılan ve üzerlerinde işkence izleri olan cesetlere ait yaklaşık 27 bin yayınlanmamış fotoğraf arasında buldular.  Bu fotoğraflar, halen devam eden Koblenz davasında iddia makamının kullandığı kanıtların bir parçası.

Toplu mezarlar
Mezar kazıcının bahsettiği, tüm güvenlik birimi şubelerinden, askeri hastanelerden ve hatta sivil hastanelerden gelen soğutmalı kamyonlara yüklenmiş cesetler bununda ötesine geçiyor. Bir istihbarat görevlisinin 2011 yılında kendisini nasıl ‘işe aldığını’ anlatan mezar kazıcı istihbarat görevlisinin kendisinden haftada dört kez toplu mezarlara gidecek olan ceset yüklü kamyonlara eşlik edecek 10-15 kişilik bir ekip oluşturmasını istediğini söyledi. Bununla birlikte istihbarat teşkilatının kendisine üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in resimlerinin bulunduğu plakasız küçük bir kamyon temin ettiğini belirten mezar kazıcı, her defasında üst üste yığılmış yüzlerce ceset taşıyan bir ila üç kamyonun toplu mezarlara doğru hareket ettiğini anlattı. Her defasında cesetlerin geldiği güvenlik merkezlerinden isimlerin bir listesinin de getirildiğini söyleyen mezar kazıcı, bu isimlerin arasında el-Hatib Gözaltı Merkezi’nin de olduğunu aktardı.
Cesetlerin isimlerinin ise olmadığını söyleyen mezar kazıcı, hatta bazılarının yüzlerinin tanınmaz halde olduğunu, belki de asitle bu hale getirilmiş olabileceğini söyledi. Cesetler üzerinde sadece rakamlar olduğunu belirten mezar kazıcı, bu rakamlarla birlikte bazı sembollerin cesetlerin alnına veya göğsüne kazındığını kaydetti. Bazılarının ellerinin halen arkadan bağlı olduğunu vurgulayan mezar kazıcı, hepsinin bedenlerinin morluklar ve kan izleriyle dolu olduğunu ve tırnaklarının sökülmüş olduğunu aktardı. Her seferinde toplu mezarlara 300 ila 700 ceset taşıdıklarını tahmininde bulunan adam,  toplu mezarlara giden kamyonların rotasının da sabaha karşı saat dört ile beş arasında belirlendiğini söyledi. Mezar kazıcı, Tişrin, Harasta ve Mezze’deki askeri hastanelerden, Şam'ın kuzeyindeki Kuteyfe ve Şam'ın güneyindeki Necha'daki iki toplu mezara götürdükleri cesetleri rastgele açılan 6 metre derinliğinde, 100 metre genişliğindeki çukurlara boşalttıklarını ve her çukura 150 sefer gidebildiklerini belirtti.
Mezar kazıcı, 2011 yılından 2017'ye kadar bu işte çalışamaya devam etti. Savunma avukatlarının tüm taleplerine rağmen mahkeme mezar kazıcının ailesinin halen Suriye'de olması ve hayatlarından endişe etmesi nedeniyle kimliğini açıklamadı. Aralarında beş eski tutuklunun da bulunduğu çok sayıda tanığın dinlendiği davanın 31’inci oturumu böylece sona erdi.

Raslan'ın sesi ve yüzü
Gözaltına alınanların gözleri el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde sorgulandıkları sırada bağlı olması dolayısıyla Raslan'ı tanımamasına rağmen Raslan'ın bu merkezi bildiği, işkence emri verdiği ve Şube 251’de sorgulayıcı olduğunu kanıtlayan başka kanıtlar ortaya çıktı. Mahkemede konuşmayı reddeden ve sadece avukatı aracılığıyla konuşan sanık Raslan, duruşma başlamadan önce bir Alman müfettişe verdiği ifadede mahkemenin ana tanıklarından biri olan ve Almanya'ya mülteci olarak gelen ünlü Suriyeli müzisyen Vesim el-Mikdad’ı sorguya çektiğini itiraf etmişti.
Raslan’ın Mikdad’ı sorgulamasına ilişkin Alman müfettişe verdiği ifade tanığın ifadesinden farklı olsa da sorgulayan ve işkence emrini verenin kendisi olduğunu üstü kapalı da olsa itiraf etmişti. Mahkeme önünde ifade veren Mikdad, el-Hatib Gözaltı Merkezi’nde tutuklu kaldığı süre boyunca kendisini sorgulayan kişinin sesini duyması halinde onu hemen tanıyabileceğini söyledi. Ancak tüm Suriyeli tutuklularda olduğu gibi sorgu görevlisini tanımaması için gözleri bağlı olduğundan kendisini sorgulayanın yüzünü görmediğini vurguladı. Mikdad, diğer tanıklarla birlikte, Raslan'ın kendilerine işkence emri veren soruşturmacı olup olmadığını anlamak için bir ses örneği talep etti. Ancak Raslan’ın avukatı bu talebe itiraz etti.
Tanıklar henüz Raslan'ın yüzünü görmemiş olsa da Şarku’l Avsat’a konuşan Bunni,  sonraki duruşmalarda Suriye'deki gözaltı merkezinde gördükleri için Raslan'ın yüzünü tanıyan tanıkların ortaya çıkacağına inanıyor. Bunni, Mayıs 2021’e kadar tamamlanması planlanan davanın ihtiyaç duyulması halinde uzatılabileceğini ve daha fazla tanığın dinlenebileceğini aktardı. Savunma avukatları şu ana kadar mahkemeye tanık olarak sadece Berlin'de yaşayan tanınmış Suriyeli muhalif Riyad Seyf’i sundu. Ancak Seyf, Raslan lehine ifade vermedi. Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu eski üyesi olan Seyf, Raslan’ın Türkiye'den Almanya'ya sığınma başvurusunda bulunduğunda kendisini Almanya Dışişleri Bakanlığı'na tavsiye ettiğini söylemesine rağmen Raslan’ı daha önce şahsen tanıdığı iddialarını reddetti. Seyf, Almanya Dışişleri Bakanlığı’na Raslan için gönderdiği tavsiye mektubunu gönderme sebebini, damadının başka bir tavsiyesine ve bir sığına yardım etme isteğine dayanmasının yanı sıra tutukluların akıbetiyle ilgili bilgi alabilme umuduyla gerekçelendirdi.
Seyf ayrıca Raslan'ın rejimle diyalog için Cenevre’de düzenlenen müzakerelere katılan ilk muhalif heyet üyeleri içinde olduğunu da söyledi. Ancak Seyf, geçmişini kontrol etmeden Raslan için tavsiyede bulunmasının bir hata olduğunu da kabul etti. Avukat Enver el-Bunni'ye göre Seyf’in ifadesi davacıların lehine olurken Raslan, Seyf’in ifadeleri karşısında şok yaşadı.
Raslan rejimden ayrıldıktan sonra Türkiye'ye kaçtı. Oradan da Almanya’nın Amman Büyükelçiliği’nden aldığı vizeyle 2015 yılında Almanya'ya geldi. Raslan, Riyad Seyf’in Almanya Dışişleri Bakanlığı'na yaptığı yazılı bir tavsiyesi üzerine Berlin'de sığınma başvurusunda bulundu.
Raslan, kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor. Avukatlarının katıldığı duruşmanın ikinci haftasında mahkemeye gönderdiği bir mektupta Raslan, El-Hatip Gözaltı Merkezi’nde gözaltındakilere işkence yapıldığından haberdar olmadığını, hatta tutuklulardan bazılarına yardım ettiğini iddia etti. Raslan, Suriyeliler tarafından yakalanmak ve yargılanmak korkusuyla Berlin'de polise gittikten sonra tutuklandı. Polise verdiği bilgiler sırasında Suriye ordusunda bir subay olduğunu itiraf etti. Bu itiraf sonrası polis, Raslan’ın suçlu olabileceğini düşünerek dosyasını hakkında soruşturma başlatılması için cinayet şubeye iletti.
Almanya'ya 2018 yılında gelen İyad el-Garib ise Göçmen Bürosu’nda ifade verdikten sonra tutuklandı ve Suriye istihbaratı için çalıştığını itiraf etti. Kendisi yöneltilen suçlamaları reddediyor. Bununla birlikte Garib’in Raslan ile aynı davada yargılandığı son duruşmada hakim, Garib'in dosyasının önümüzdeki aylarda Raslan'ın davasından ayrılacağını duyurdu. Zira Garib’e yapılan suçlamalar, Raslan ile aynı düzeyde değil. Raslan çok daha ağır suçlamalarla yargılanıyor.



Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
TT

Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)

Bilgi sahibi iki kaynak, ABD’li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’in, Gazze Şeridi başta olmak üzere bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere bugün İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmek için ülkede bulunduğunu bildirdi. Aynı gün Gazze’de iki yeni şiddet olayı yaşandığı açıklandı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, bölgedeki gelişmeler uluslararası kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor.

ABD, perşembe günü, sıfırdan inşa edilecek ‘yeni bir Gazze’ planını duyurdu. Planın, konutlar, veri merkezleri ve sahil şeridinde tatil tesislerini kapsadığı belirtildi. Bu girişimin, İsrail ile Hamas arasında, sık sık ihlallerle sekteye uğrayan ateşkes anlaşmasını ilerletme amacı taşıyan ABD Başkanı Donald Trump’ın çabaları kapsamında gündeme geldiği ifade edildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, bugün yaptığı açıklamada, biri kuzeyde olmak üzere iki ayrı olayda, aralarında iki çocuğun da bulunduğu üç kişinin İsrail ateşi sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlığın verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bin 654’e ulaştı.

Netanyahu’nun ofisinden bir sözcü, taraflar arasında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

İsrail’in yürüttüğü savaş nedeniyle Gazze Şeridi’nin büyük bölümü yıkıma uğradı. ABD destekli Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta açılacağını söyledi. Kapı, nüfusu iki milyonu aşan Gazze halkı için fiilen bölgeye giriş ve çıkışın tek yolu konumunda bulunuyor.

Reuters’a konuşan üç kaynağa göre İsrail, Mısır üzerinden Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze’ye dönecek Filistinlilerin sayısını sınırlamak istiyor. Bu çerçevede, Gazze Şeridi’nden çıkan Filistinlilerin sayısının, bölgeye girenlerden fazla olması hedefleniyor.

Refah Sınır Kapısı’nın, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik planının ilk aşamasında açılması öngörülüyordu. ABD, bu ay planın ikinci aşamasına geçildiğini açıklamıştı. Söz konusu aşamada İsrail’in Gazze’den asker çekmesi ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesi bekleniyor. İsrail ordusu, 2024 yılından bu yana sınır kapısının Filistin tarafını kontrol ediyor.


Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
TT

Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı

Hala en-Naci

Bugün ‘Gazze Rivierası’ ya da ‘Yeni Gazze” adıyla tanıtımı yapılan proje, sadece bir kentsel konsept veya ertelenmiş bir kalkınma hayali değil, Filistin bağlamını açıkça dışlayan, toprak, insan ve kentleşmeyi yeniden tanımlayan eksiksiz bir siyasi projedir. Zarif sunumlarla tanıtılan ve kendisini ‘Barış Konseyi’nin başkanı ilan eden ABD Başkanı Donald Trump tarafından ‘deniz kenarında harika bir mülk’ olarak tanımlanan ve damadı Jared Kushner’in iş çevrelerinde pazarladığı bu proje, “Filistinliler nasıl yaşayacak?” sorusuna yanıt aramak yerine, “Gazze nasıl verimli bir yatırım projesine dönüştürülebilir?” sorusunun cevabına odaklanıyor.

Gazze'yi soyup yatırım amaçlı bir mülk haline getirmek

Bu projede Gazze, tarihi zengin, sosyal ilişkilere, çatışma geçmişine ve hatıralara sahip kalabalık bir şehir olarak değil, bir yatırım yeri olarak görülüyor. Bu yeni kent inşa etme fantezisine göre Gazze, orada yaşayanlar silinip, yeniden şekillendirilebilecek boş bir alan olarak lanse ediliyor. Sanki son birkaç ayda yaşananlar sistematik bir imha değil de gelecek için zemin hazırlayan gerekli bir yıkım ve boşaltma süreciymiş gibi.

Gazze siyasi, kültürel, sosyal ve insani tüm sahip olduklarından arındırılıp otellere, mali fırsatlara, sahil şeridine ve gayrimenkul geliştirmeye indirgendiğinde, orijinal sakinleri dışlayan ve onları potansiyel yararlanıcılar ve tüketiciler olarak soyut bir şekilde sunan bir piyasa dili ve ticari eylem ortaya çıkıyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor. Bu çerçevede insanlıklarından ve iradelerinden mahrum bırakılan Filistinliler, sınıflandırma, nakil, kontrol ve idare gibi otoriter önlemlere tabi bir nüfusa indirgeniyor.

Söz konusu projenin duyurusunda verilen ayrıntılara göre İsrail tarafından Filistinlilerin, inşa edilmesi planlanan köylerde ve kapalı topluluklar olarak ikamet etmeye hak kazananların belirlendiği bir tarama sürecine tabi tutulmaları kararlaştırıldı. Bu, yerli nüfusun, kimin kalmasına izin verileceği ve kimin dışlanacağına ilişkin kendi kaderini belirleme sürecinden sistematik olarak dışlanması anlamına geliyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere, siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor.

Ayrıca, kapalı ve izlenen konut kompleksleri fikri, sıkı konut düzenlemeleri, izinler ve şartlı hizmetler yoluyla yönetilecek olan Gazze'nin modern bir hapishane biçimidir. Bu anlamda, şehir Filistinliler için değil, onların üzerine inşa edilmektedir. Filistinliler, kendilerinin tasarlamadığı bir forma, seçmedikleri bir yaşam tarzına ve kendilerine benzemeyen bir şehre uyum sağlamak zorunda bırakılıyor.

Buradaki planlama, “İnsanlar nasıl yaşıyor? Nasıl çalışıyorlar? Nasıl bir arada bulunuyorlar?” gibi günlük yaşama dair sorularla ilgilenmiyor. Daha ziyade “Nerede olmalılar? Nasıl kontrol edilebilirler? Nasıl susturulabilirler? Nasıl tekrar siyasi bir sorun haline gelmelerini engelleyebiliriz?” gibi kontrolle ilgili sorulardan yola çıkıyor.

Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)

Proje, ne bu yerin tarihine, ne kültürüne, ne de kolektif hafızasına dayanıyor. Yok edilen mahallelerin, isimlerin, akrabalık bağlarının, on yıllarca süren kuşatma sonucu şekillenen geçim ekonomisinin hiçbir izi yok. Projede yer alan bu şehir, anlamından arındırılmış bir araziye yapıştırılmış, hazır fikir olarak ithal edilmiş bir şehir. Bu şehir, Filistin gerçekliğine değil, sahil şeridi, kuleler, oteller ve tüketim alanları gibi yatırımcıların hayal gücüne dayalı olarak tasarlanmış bir şehir.

Dolayısıyla Yeni Gazze projesi, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünmektedir. Bu şehir, arkasında derin bir boşluğu gizleyen cilalı  cephedir: anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu. Bu şehir, sakinlerini varlığının bir koşulu değil, kalkınmanın önünde bir engelmiş gibi görüyor. Bu da özünde, günümüz dilinde yeniden üretilen eski bir sömürge mantığını, yani ‘halkı olmayan bir toprak ya da toprağın yatırım yapılabilir hale gelmesi için görünmez kılınması gereken bir halk’ düşüncesini yansıtıyor.

Vatandaşlıktan nüfus yönetimine

Yeni Gazze projesinin en tehlikeli yönü, gelecekteki şekli veya pazarlama dili değil, politikasında yer alan, vatandaşlık fikrinden nüfus yönetimi mantığına geçişi simgeleyen egemenlik mantığıdır. Bu vizyonda Filistinliler, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip bir siyasi grup olarak ya da toprak ve şehirlerin sahipleri olarak değil, hareket ve varoluşları açısından organize edilmesi, dağıtılması ve kontrol edilmesi gereken bir insan kitlesi olarak görülüyor. Kullanılan dil bu değişimi açıkça ortaya koyuyor. Konuşma mahalleler, açık şehirler veya yaşayabilir bir kentsel doku hakkında değil, kapalı konut kompleksleri, model köyler ve bölge sakinlerinin İsrail makamları tarafından sınıflandırıldıktan sonra burada kalıp kalmayacaklarının kararlaştırılması hakkında yapılıyor.

Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)

Bu terimler, genel olarak, sivil ve kentsel planlama sözlüğüne ait olmaktan çok, kontrol sözlüğüne aittir. Bunlar, nüfusun izole edildiği, yerlerinin belirlendiği ve hayatlarının dışarıdan yönetildiği kamplar, rezervler ve kontrol bölgeleri gibi askeri bağlamlarda tarihsel olarak kullanılan kelimeleri yeniden üretir.

Kentsel eylem bağlamında bile, bu kentsel planlama değildir, çünkü planlama esasen sakinlerin katılımını, yaşam tarzlarının tanınmasını ve sosyal ve ekonomik ağlarının üzerine inşa edilmesini gerektirir. Ancak burada, önceden tasarlanmış ve daha sonra insanlara dayatılan zorlayıcı bir sosyal mühendislikle karşı karşıyayız. Şehir içinden büyümez, yukarıdan dayatılır. Günlük deneyimlerle şekillenmez, nüfusun tasarımla çözülebilecek teknik bir sorun olduğunu varsayan hazır planlarla şekillenir.

Planın en tehlikeli yönü ise, bu şiddetin şiddet olarak sunulmaması, aksine yumuşak insani bir dil ile örtbas edilmesi: yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak bu dilin ardında, Filistinlilerin yaşamı, siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak ve kontrol ve gözetim altında tutulan idari bir meseleye indirgenecek şekilde yeniden düzenleniyor.

Cezalandırma aracı olarak şehir: itaat et hayatta kal

Yeni Gazze projesinin arkasındaki üstü kapalı denklem açıkça belirtilmemiş olsa da bu, olayların dışında kalanların belirlediği bir modele göre yaşamayı kabul etmek demek ve bu kabul, hayat karşılığında elde edilir. Sadece boyun eğmek Filistinlileri ölümden, yerinden edilmeden ve yavaş yavaş yok olmaktan kurtarabilir.

Yeni Gazze, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünüyor. Arkasında anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu gibi derin bir boşluğu gizleyen cilalı cephe.

Bu bağlamda proje, bölge sakinleri için doğal bir hak ya da önceki yaşamlarının bir uzantısı olarak değil, hayatta kalmak için şartlı bir alternatif olarak sunuluyor. Burada hayatta kalmak, onurlu bir yaşam anlamına gelmiyor, sadece hayatta kalmak anlamına gelir. Böylece konut, yaşam alanı olmaktan çıkıp bir disiplin mekanizmasına dönüşür. Ev artık mahremiyet, hatıralar veya felaket sonrası kendini yeniden inşa etme yeri değil, hareketleri izleyen, sosyal toplantıları sınırlayan ve özgürlüğü değil, asgari istikrarı sağlamak için sosyal ilişkileri yeniden şekillendiren daha büyük bir sistem içinde kontrol edilen bir konut birimidir.

Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)

Bu mantığa göre, şehir başka yollarla şiddeti sürdürmek için bir araç olarak kullanılıyor. Zorla yıkıldıktan sonra, halkın siyasi veya sosyal olarak geri kazanmasını engelleyecek şekilde yeniden inşa ediliyor. Buradaki şehir yarayı iyileştirmiyor, aksine zorla kapatıyor ve adaleti sağlamak yerine sakinlerinden minnettarlık bekliyor.

Burada cezanın baskı dilinde değil, bakım dilinde sunulması asıl tehlikeyi arz ediyor. Filistinlilere ‘size barınma, güvenlik ve hizmetler sağlıyoruz’ deniyor. Ancak bu barınmanın sessizlik şartına, bu güvenliğin itaat şartına ve bu hizmetlerin, yeri veya geleceğini yeniden tanımlama hakkından vazgeçme şartına bağlı olduğu söylenmiyor.

Şu anda olanlar sömürge tarihinde yeni bir şey değil. Sadece görünüşü yeni. Kampları, kolonileri ve yeniden yerleşim şehirlerini yöneten mantık, bugün yatırım araçları ve daha iyi bir yaşam vaadiyle çağdaş bir dilde yeniden üretiliyor.

Filistinlilere değil, yatırımcılara yönelik bir proje

“Gazze Rivierası” projesinin öncelikle Filistinlilere yönelik olmadığının açıkça belirtilmesi gerekiyor. Sadece fiziksel olarak orada bulunmadıkları için değil, aynı zamanda söylemden yapısal olarak dışlandıkları için de bu böyle. Projenin sunulduğu dil, ortam ve mekan, hedeflenen kitlenin; iş adamları, yatırım fonları ve genellikle Dünya Ekonomik Forumu gibi platformlarda bir araya gelen küresel ekonomik elit olduğunu ortaya koyuyor. Burada Filistinliler hedef kitle değil, konu olarak ele alınmaktadır. Onlar bu vizyonun ortakları değil, yatırımın mümkün olabilmesi için aşılması veya yönetilmesi gereken engellerdir. Proje, Gazze'de yaşayan insanların sorularına cevap vermek için değil, sermaye sahiplerinin ve yatırımcıların ‘Burası güvenli mi? Sakinleri kontrol edilebilir mi? Siyasi riskler kontrol altında mı?’ şeklindeki sorularına cevap vermek için tasarlanmış görünüyor.

Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)

Bu tehlikeli gelişmeler, sorunu sömürgecilik, soykırım savaşı ve ihlal edilen haklar meselesinden yönetilebilir bir ekonomi meselesine dönüştürüyor. Bu söylemde Filistin, adalet meselesi olarak değil, felaketin ardından ortaya çıkan bir pazar olarak görülüyor. Bu yüzden Filistinlilerin yokluğu, projenin bir kusuru değil, başarısının şartıdır. Siyasi talepleri, hafızası ve tarihi hakları olan bir halkın varlığı, yatırımı bozuyor.

Bu şiddet, şiddet olarak sunulmuyor, yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam gibi ifadelerin kullanıldığı yumuşak insani bir dil ile örtülüyor.

Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Soykırımdan kalkınmaya: Dil değişiyor ama öz değişmiyor

Son yıllarda soykırımla ilgili açık söylemlerin azaldığı doğru olsa da sadece dil değişti, mantık değil. Artık Gazze'nin sakinlerinin boşaltılması gerektiği açıkça ifade edilmiyor, bunun yerine Filistinlilerin ya gereksiz oldukları ya da bu yer için yeni bir vizyona hizmet etmek üzere yeniden şekillendirilebilecekleri varsayımıyla bir kalkınma modeli öneriliyor. Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)

Artık silahlar tek araç değil; şehirlerin kendisi bir araç haline geldi. Planlama tankların yerini aldı, yatırımlar askerlerin yerini aldı ve insani dil açık ırkçı söylemlerin yerini aldı. Devam eden dilsel aldatmaca, kalkınma, yeniden inşa, istikrar ve daha iyi bir yaşam gibi kelimeleri kullanarak, önerilenin Filistinlilerin siyasi konumlarına geri dönmelerini engelleyecek şekilde bölgenin yeniden düzenlenmesi olduğu gerçeğini gizliyor. Burada kalkınma, toplumu güçlendirmek ve yıkılanları yeniden inşa etmek anlamına gelmiyor, aksine başka bir halk için ya da en azından orijinal sakinlerin bu yerle olan ilişkilerini geri kazanmalarına izin vermeyen bir mantığa göre başka bir şey inşa etmek anlamına geliyor. Bu bağlamda kalkınma, gelişmiş bir kontrol biçimine dönüşüyor. Dışlama niyetini açıkça beyan etmesine de gerek yok, sonuçlar bunu kendiliğinden halledecektir. Geri dönülmesi imkansız bir şehir, sakinlerine benzemeyen mahalleler, Gazze'deki Filistinlilerin yaşam tarzıyla bağdaşmayan yaşam koşulları ve insanlar için yeniden inşa edilmesi gereken yerden yavaş yavaş dışlayan bir ekonomi söz konusu.

Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)

Bu değişimin en tehlikeli yanı, şiddetin rasyonel, teknik ve tarafsız olarak sunulmasına olanak tanımasıdır. İnsanlar suçtan bahsetmek yerine çözümlerden bahsediyorlar. Sorumluluğu sorgulamak yerine ekonomik uygulanabilirliği tartışıyorlar. Bu şekilde, etnik temizlik adından sıyrılıyor, ancak etkisinden sıyrılmıyor. Gazze Rivierası, sakinlerinden boşaltma mantığından kopuş değil, daha çok onun gelişmiş bir versiyonudur. Yaşam koşullarının kendisinin itici hale gelmesi nedeniyle, doğrudan sürgün gerektirmeyen bir gerçeklik yaratma girişimidir. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş, halkını geri getirmek değil, onların nazikçe dışlanmasını sistematik hale getirmek amacıyla kurulmuş bir şehir.

Ancak bu söylemin arkasında, Filistinlilerin yaşamları siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak şekilde yeniden düzenleniyor. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilen bu proje, halkını geri getirmeyi değil, onların kademeli olarak dışlanmasını sistematik hale getirmeyi amaçlıyor.

Dolayısıyla söz konusu proje, dili ne kadar değişmiş olursa olsun, yok etme savaşının bağlamından ayrı düşünülemez. Şiddet, Filistinlilere fazlalık, bir koşul veya bir anıdan başka bir yerin olmadığı gelecek vaat eden planlar, yatırımlar ve sözlerle sessizce yönetilen aşamayı sona erdirmiyor, yeni bir aşamaya geçiyor.


Bazı Hamas liderlerinin Gazze Şeridi'nden ‘güvenli çıkışının’ önündeki engeller

Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Han Yunus'ta bir pazarda çikolata satan Filistinli kız çocuğu, 23 Ocak 2026 (AP)
Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Han Yunus'ta bir pazarda çikolata satan Filistinli kız çocuğu, 23 Ocak 2026 (AP)
TT

Bazı Hamas liderlerinin Gazze Şeridi'nden ‘güvenli çıkışının’ önündeki engeller

Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Han Yunus'ta bir pazarda çikolata satan Filistinli kız çocuğu, 23 Ocak 2026 (AP)
Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Han Yunus'ta bir pazarda çikolata satan Filistinli kız çocuğu, 23 Ocak 2026 (AP)

Gazze Şeridi’nden bazı Hamas yöneticileri ve aktivistlerinin başka ülkelere ‘güvenli çıkış’ yapabilmesi meselesi, bir dizi zorluk ve engelle karşı karşıya bulunuyor. Bu engellerin bir bölümünü İsrail’in şartları oluştururken, diğer kısmı ise özellikle ikinci aşama maddelerinin eksiksiz uygulanmasına, başta silahsızlanma ve teknokratlardan oluşacak bir komitenin Gazze’nin yönetimini fiilen devralması konularına bağlı bulunuyor.

Hamas’tan üç kaynak, birkaç gün önce Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, aralarında 2011 yılında Gilad Şalit takasıyla serbest bırakılan esirlerin de bulunduğu bazı üst düzey yönetici ve öne çıkan isimler için, Gazze’den ayrılmaya yönelik seyahat listelerinin hazırlanması konusunda fiili bir hareketlilik olduğunu belirtmişti. Kaynaklar, bunun arabulucular ve ABD ile varılan bir anlaşma çerçevesinde gündeme geldiğini ifade etmişti. Buna karşılık, üst düzey bir Hamas yetkilisi söz konusu iddiaları yalanlayarak, böyle bir konunun fiilen gündeme gelmediğini savunurken, başka bir kaynak ise bu konuda herhangi bir bilgisinin olmadığını söylemişti.

Gazze şehrinin güneyinde aynı yöne bakan Filistinliler, 23 Ocak 2026 (EPA)Gazze şehrinin güneyinde aynı yöne bakan Filistinliler, 23 Ocak 2026 (EPA)

Zorluklar ve engeller

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Hamas’ın farklı kademelerindeki yöneticiler, aktivistler ve serbest bırakılmış esirleri kapsayan listelerin hazırlanmasının ardından, bu adımın hayata geçirilmesine ilişkin ciddi engel ve zorlukların ortaya çıkmaya başladığını belirtti. Kaynaklar, İsrail’in, Hamas’tan herhangi bir yöneticinin Gazze Şeridi’nden çıkışına izin verilmesi için silahsızlanma ve hareketin tamamen tasfiye edilmesini şart koştuğunu aktardı.

Kaynakların aktardığına göre, Gazze’deki Hamas liderliğinden bir heyetin, hareketin silahları ve güvenlik yapılanmalarıyla ilgili bazı dosyaları görüşmek üzere Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitmesi planlanıyordu. Ancak söz konusu ziyaretin iptal edildiği, ilgili bilgilerin hareketin yurt dışındaki liderliğine iletilerek arabuluculara aktarılacağı ifade edildi. Aynı kaynaklar, Gazze içinden oluşturulacak heyetin, ikinci aşamayla bağlantılı çözüm bekleyen dosyalar ile Gazze’de bulunan son İsrailli esirin cesedi konularında ayrıntılı ve derinlemesine görüşmeler yapmasının öngörüldüğünü de kaydetti.

Gazze şehrinin güneyinde ATV kullanan iki Filistinli, 23 Ocak 2026 (EPA)Gazze şehrinin güneyinde ATV kullanan iki Filistinli, 23 Ocak 2026 (EPA)

Bazı kaynaklar ise tüm bu gelişmelere rağmen, Şalit takası kapsamında serbest bırakılan bazı eski tutukluların, önümüzdeki dönemde Gazze’den Mısır’a, oradan da doğrudan üçüncü bir ülkeye geçme ihtimali için fiilen hazırlık yaptıklarını belirtiyor.

Yaklaşan toplantı

Bu konudaki anlaşmazlık, ABD’nin Gazze’ye ilişkin planının gündeme geldiği bir dönemde yaşanıyor. Jared Kushner tarafından hazırlanan plan, Hamas’ın bazı aktivistlerine af çıkarılmasını, ya da İsrail veya ABD tarafından yapılacak kapsamlı bir güvenlik incelemesinin ardından yeni kurulacak polis gücüne entegre edilmelerini, ya da Gazze Şeridi’nden güvenli çıkışlarına izin verilmesini öngörüyor.

i24 News kanalının aktardığına göre ise ikinci aşamaya ilişkin kapsamlı bir anlaşma taslağının, kısa süre içinde ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Hamas liderlerinden Halil el-Hayye arasında ele alınması bekleniyor. Taslağın, Hamas’ın silahlarıyla ilgili düzenlemeleri kapsadığı; ağır ve hafif silahlar arasında ayrım yapılmasını, silahını teslim eden savaşçılara af verilmesini, buna karşılık hareketin tünel ağlarına ve silah üretim noktalarına ilişkin haritaları teslim etmesini içerdiği belirtiliyor. Sürecin ardından ise Hamas’ın önde gelen liderleri ve bazı aktivistlerinin Gazze Şeridi’nden ayrılmasının gündeme geleceği ifade ediliyor.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta kurulan bir pazar, 23 Ocak 2026 (AP)Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta kurulan bir pazar, 23 Ocak 2026 (AP)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bugüne kadar bu tür bir görüşmenin yapılmasına yönelik herhangi bir planın bulunmadığını bildirdi. Kaynaklar, silah meselesi ile ikinci aşamanın gerekliliklerine ilişkin tüm başlıkların, arabulucular ile Hamas liderliği arasında halen müzakere aşamasında olduğunu belirtti.

Saha durumu

Gazze Şeridi’ndeki saha gelişmeleri kapsamında, İsrail ihlallerinin sürdüğü bildirildi. Bu çerçevede, kuzeydeki Beyt Lahiya beldesinde düzenlenen bombardımanda ez-Zevariğa ailesinden iki çocuk hayatını kaybetti. Cibaliye’ye yönelik benzer bir saldırıda ise bir genç yaşamını yitirirken, iki kişi yaralandı. Han Yunus’un güneyinde insansız hava araçlarından (İHA) açılan ateş sonucu bir kişinin daha yaralandığı kaydedildi.

Verilere göre, 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 481’i aştı. 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybının ise 71 bin 654’e ulaştığı bildirildi.

Diğer yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, 3 aylık Ali Ebu Zur’un şiddetli soğuk nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Bu vakayla birlikte, mevcut kış mevsiminde soğuk kaynaklı ölümlerin sayısının 10’a yükseldiği belirtildi.