Ortadoğu’daki ‘tarihi’ barış anlaşmalarının imza töreni bugün Trump’ın himayesinde gerçekleşiyor

Dün İsrail'in Netanya kentinde BAE, Bahreyn, İsrail ve ABD bayraklarının önünden geçen bir  adam (Reuters)
Dün İsrail'in Netanya kentinde BAE, Bahreyn, İsrail ve ABD bayraklarının önünden geçen bir  adam (Reuters)
TT

Ortadoğu’daki ‘tarihi’ barış anlaşmalarının imza töreni bugün Trump’ın himayesinde gerçekleşiyor

Dün İsrail'in Netanya kentinde BAE, Bahreyn, İsrail ve ABD bayraklarının önünden geçen bir  adam (Reuters)
Dün İsrail'in Netanya kentinde BAE, Bahreyn, İsrail ve ABD bayraklarının önünden geçen bir  adam (Reuters)

Beyaz Saray bugün İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında barış anlaşması imza törenine ev sahipliği yapacak. Tören, söz konusu ülkeler arasında atılan barış anlaşması adımını ‘tarihi’ olarak niteleyen ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde gerçekleşecek.
İmza töreni, ABD yönetiminden çok sayıda yetkilinin yanı sıra BAE ve Bahreyn’den heyetler ile bazı yabancı ülke temsilcileri, büyükelçileri ve çok sayıda ABD Kongresi üyesinin katılımıyla sabah saat 11:00’da Beyaz Saray bahçesinde düzenlenecek.
Dün Beyaz Saray bahçesinin farklı noktalarında ve ana podyumun arkasında, ABD bayrağının yanına İsrail, BAE ve Bahreyn bayraklarının yerleştirildiği görüldü. Anlaşma, BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed, Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif bin Raşid ez-Zeyyani ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından imzalanacak.
Anlaşmanın imzalanmasıyla BAE ve Bahreyn, İsrail ile Mısır (1979) ve Ürdün'den (1994) sonra ‘barış için barış’ ilkesi temelinde diplomatik ilişkiler kurmaya karar veren üçüncü ve dördüncü Arap ülkeleri olacaklar. Bu arada Umman Sultanlığı, Fas ve Sudan başta olmak üzere İsrail ile barış anlaşması imzalamak için diğer birkaç Arap ülkesiyle Beyaz Saray arasında görüşmeler yapıldığına dair bilgiler sızmaya devam ediyor.
Şartları ve detayları henüz tam olarak açıklanmayan anlaşmaya çerçevesinde BAE ve Bahreyn, daha önce kendileriyle savaşa girmemiş olan İsrail ile diplomatik, ticari ve ekonomik ilişkiler kuracaklar. Söz konusu anlaşmalar, bölgede İran'ın tehditlerine ve Türkiye’nin hırslarına karşı gayrı resmi bir ittifakı güçlendirecek. Bununla birlikte BAE'nin ABD’den gelişmiş silahlar satın alması için gerekli anlaşmaların yapılmasının önünü açacak.
Öte yandan Beyaz Saray yetkilileri tören sırasında sosyal mesafe kurallarının uygulanması için gerekli tedbirleri almaya çalıştılar. Bu arada törene Avrupa Birliği’ni (AB) temsil etmek üzere katılacak olan Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, Avrupa ülkelerinin söz konusu ülkeler arasında barış anlaşmalarının imzalanmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. AB Komisyonu ise anlaşmaları, ‘bölgede istikrarın sağlanması için önemli birer adım’ olarak niteledi.
İsrail, BAE ve Bahreyn’den heyetler Pazar ve Pazartesi günleri boyunca Washington’a akın ettiler. Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’in başkanlık ettiği BAE heyetinde, BAE Ekonomi Bakanı, Sanayi Bakanı ile BAE'nin Birleşmiş Milletler (BM) Temsilcisi ve Washington Büyükelçisi yer aldı. Bahreyn heyetine ise Dışişleri Bakanı ez-Zeyyani başkanlık ediyor.
Diğer yandan dün başkent Manama’da Bahreyn Veliaht Prensi Selman bin Hamad Al Halife başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, ‘İsrail Devleti ile barışa destek ilanına’ övgüde bulundu. Bakanlar Kurulu, Bahreyn ile İsrail arasındaki barış anlaşmasının, ‘Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Al Halife'nin Ortadoğu bölgesinde uluslararası işbirliğini, istikrarı, barışı ve refahı artırmaya yönelik girişimleri çerçevesinde yapılan stratejik bir seçim olarak barışa bağlı kalma yaklaşımını teyit ettiğini’ vurguladı. Bakanlar Kurulu’ndan yapılan açıklamada ayrıca, “Barışa destek ilanı, kardeş Filistin halkının haklarını güvence altına almak için uluslararası meşru kararlar ve Arap Barış Girişimi çerçevesinde adil ve kapsamlı bir çözüm bulmaya yönelik çabaları güçlendirmeye yöneliktir” ifadeleri yer aldı.
Bahreyn Haber Ajansı (BNA), Pazartesi sabahı Bahreyn Sanayi Bakanı Zayed Raşid ez-Zeyani ile İsrail Bölgesel İş birliği Bakanı Ofir Akunis arasında bir telefon görüşmesi yapıldığını ve iki taraf arasında barışın ilan edilmesi vesilesiyle karşılıklı tebrikleşme olduğunu bildirdi. BNA görüşmede, iki ülke arasındaki işbirliğinin birçok yönünün barış şemsiyesi altında ele alındığını, bunun da başta ticaret, sanayi ve turizm sektörleri olmak üzere iki ülkenin ekonomilerini olumlu yönde etkileyeceğini söyledi.
Aynı şekilde Bahreyn Savunma Bakanı Korgeneral Abdullah bin Hüseyin en-Naimi ile İsrailli mevkidaşı Benny Gantz arasında yapılan telefon görüşmesinde, iki bakanlık arasında ‘iki ülkenin yeteneklerinin artırılmasına ve bölgede güvenliğin korunmasına katkıda bulunacak’ yakın bir ortaklık kurulması konusu ele alındı. İki bakan görüşmede, Bahreyn ile İsrail arasındaki ‘İbrahim Anlaşması’nın Ortadoğu'nun bölgesel istikrarı açısından önemini dile getirdiler. Görüşmenin sonunda İsrail Savunma Bakanı, Bahreynli mevkidaşını İsrail'e resmi bir ziyarette bulunması için ülkesine davet ederken bakanlar iki ülke arasındaki diyalogu sürdürme konusunda fikir birliğine vardılar.
Öte yandan BAE Uluslararası İşbirliği Bakanı Rim el-Haşimi CNN’e verdiği röportajda, BAE ve İsrail'in ilişkilerini normalleştirme kararı almalarının, Ortadoğu'da olup bitenleri değiştirmek için önemli bir adım olduğunu vurguladı. Bu adımın, ülkesinin umut ve refah dolu, diyalog ve müzakerelerin olduğu yeni bir gelecek oluşturma konusundaki arzusunun bir göstergesi olduğunu söyleyen Haşimi, bununla birlikte Filistin meselesinin BAE’nin endişelerinin başında yer aldığını ve İsrail'in hava sahası için Batı Şeria'daki bazı bölgeleri ilhak etme kararını askıya almayı kabul ettiğini söyledi. Anlaşmanın daha fazla diyalog için bir fırsat sağlayacağını belirten Haşimi, “Barış girişiminin, özelde Arap dünyasında ve genelde Ortadoğu bölgesinde müzakere masasına geri dönülmesini sağlamasını umuyoruz” dedi.
Bu arada BAE Dışişleri Bakanlığı Stratejik İletişim Direktörü Hend Mana el-Otayba, dün sabah İsrail gazetesi Haaretz’de yayınlanan, BAE’nin İsrail ile sıcak ve samimi bir barış istediğini vurgulayan bir makale kaleme aldı. Otayba makalesinde, İsrailli öğrencilerin Muhammed bin Zayed Yapay Zeka Üniversitesi’nde (MBZUAI) okumak üzere BAE’ye gelmeleri ve BAE’li öğrencilerin de İsrail üniversitelerinde okumak için İsrail’e gitmelerinden duydukları memnuniyeti ifade etti. Anlaşmayı Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler tarafından memnuniyetle karşılanan diplomatik bir zafer olarak nitelendiren Otayba, BAE'nin tarih boyunca Filistin halkını, iki devletli çözümü ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkını desteklediğini, güven içinde ve onurlu bir hayat sürme ilkesine olan derin ve kararlı bağlılığını vurguladı.
Bir diğer gelişmede ise BAE merkezli ‘Group 42’ adlı şirket, anlaşmanın imzalanmasından hemen sonra İsrail'de bir ofis açacaklarını, BAE’li ve İsrailli çalışanların işe alınacağını duyurdu. Şirket, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile enfekte olmuş kişileri teşhis etmek için bilimsel işbirliği ve teknolojik çözümler bulmaya odaklı çalışmalarda bulunacaklarını ve bu doğrultuda İsrail merkezli Nanosat şirketi ile teknoloji ve ilaç endüstrileri alanında işbirliği yapacaklarını belirtti.
Diğer yandan İsrail Başbakanı Netanyahu, Pazar akşamı Washington’a ulaştı. Netanyahu ülkesinden ayrılmadan önce resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Barış karşılığında barış için yola çıkıyorum. Sadece bir ay içinde iki barış anlaşması yaptık. Bu yeni bir çağ. Bu anlaşmalar diplomatik barışı ekonomik barışla birleştirecek ve yatırımlar, işbirliği ve ortak girişimlerle ekonomimize milyarlarca dolarlık getirisi olacak” yazdı.
Öte yandan Trump yönetimi, Filistinlilere, on yılı aşkın bir süredir askıda olan barış müzakerelerine geri dönmeleri için baskı yapmaya çalışıyor. ABD eski Başkanı Barack Obama yönetiminde ABD'nin İsrail büyükelçisi olarak görev yapan Daniel Shapiro, normalleşmenin Filistinlilerle barış umutlarını artırabilecek olumlu bir adım olduğunu söyledi. Şu anda İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde araştırmacı olarak çalışan Shapiro, barış anlaşmalarının iki devletli çözümü etkili bir şekilde desteklemeye yönelik yenilenen çabaların temeli olarak kullanılabileceğini belirtti.
Şuan Carnegie Endowment bünyesinde çalışan ve daha önce ABD’nin Ortadoğu müzakerecisi olarak görev yapan Aaron David Miller ise Trump yönetiminin eski ABD yönetimlerinin İsrail-Filistin çatışmasını çözmek için gerçekleştirdikleri müzakerelerde yaptıklarından tamamen farklı davrandığını düşünüyor. Miller ayrıca Filistinlileri ciddi barış müzakerelerine dahil etmenin kolay olamayacağına inanıyor.



Küba’nın turizm sektörü çökmenin eşiğinde: “Pandemiden daha kötü”

Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
TT

Küba’nın turizm sektörü çökmenin eşiğinde: “Pandemiden daha kötü”

Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın uyguladığı tam abluka nedeniyle Küba'nın turizm sektörü çöküşün eşiğine geldi.

Küba yönetiminin istatistiklerine göre yılın ilk çeyreğinde ülkeye yaklaşık 298 bin yabancı turist gitti. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 48'lik bir düşüşe işaret ediyor.

Turizmin canlı olduğu 2017-2018'de adayı ayda ortalama 400 bin yabancı turist ziyaret ediyordu.

Wall Street Journal'ın görüş aldığı Kübalı ekonomist Pavel Vidal Alejandro, turizmin ülkenin yaklaşık 30 milyar dolarlık ekonomisinin yüzde 8'ini oluşturduğunu, yüzbinlerce kişiye istihdam sağladığını ve önemli bir döviz kaynağı olduğunu vurguluyor.

Derinleşen ekonomik kriz ve yakıt sıkıntısı, son dönemde Air France ve Air Canada'nın da aralarında bulunduğu birçok havayolu şirketini Küba'ya seferlerini askıya almaya zorladı.

Sokaklarda biriken çöp yığınları ve çökmekte olan sağlık sistemi de turizmi olumsuz etkiliyor.

Eski Havana'da eşiyle bir otel işleten İtalyan girişimci Andrea Gallina, 1 Nisan'da kapılarını kapatmak zorunda kaldıklarını söylüyor.

Gallina, yakıt krizi derinleştikçe ve elektrik kesintileri kötüleştikçe otelin halihazırda düşük seviyedeki doluluk oranının yüzde 20'den yüzde 5'e kadar gerilediğini belirtiyor:

Pandemi döneminde gibiyiz ama durum daha da kötü. Eski Havana bir çöl gibi. Hiç turist yok.

Havana sahilinde deniz ürünleri restoranı işleten Alejandro Herrera da gelirinin yüzde 90 oranında düşmesi nedeniyle lokantayı kapatmayı düşündüğünü söylüyor:

Ekonomik durum nedeniyle bu günlerde birçok kişi keyifsiz. İnsanlar çok özel durumlar dışında harcamalarını kısıyor.

Amerikan ordusu, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya baskın düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı.

Trump, Venezuela baskınının ardından tam abluka uygulamaya başladığı Küba'daki komünist rejimi devirme tehditleri de savurmuştu.

Washington ve Havana yönetimleri müzakerelere başlamasına rağmen ABD'nin, Fidel Castro'nun kardeşi Raul Castro hakkında iddianame hazırlandığını geçen hafta duyurması gerginliği tekrar tırmandırmıştı.

94 yaşındaki Raul Castro ve 4 kişinin 1996'daki uçak düşürme olayıyla ilgili "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmaktan" suçlandığı bildirilmişti.

Rusya ve Çin ise insani krizle boğuşan ada halkının yardımına koştu.

ABD, yaklaşık 730 bin varil petrol taşıyan Rus tankeri Anatoly Kolodkin'in Küba limanına mart sonunda yanaşmasına müsaade etmişti.

Ayrıca Çin de ülkeye toplamda 60 bin ton pirinç gönderileceğini açıkladı. Küba lideri Miguel Diaz-Canel, 15 bin tonu 25 Mayıs'ta ulaşan pirinci "asil bir dayanışma jesti" diye niteleyip Pekin'e teşekkür etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Granma


Trump'ın İran'la diplomasisi: Siyasi bir gösteri ve belirsiz bir gelecek

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump'ın İran'la diplomasisi: Siyasi bir gösteri ve belirsiz bir gelecek

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)

Brian Katulis

Müzakereler bir anlaşmayla sonuçlanır mı? Bu soru, 8 Nisan'da ABD ile İran arasında kırılgan bir ateşkesin ilan edilmesinin ve ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın tek taraflı kararıyla süresiz olarak uzatılmasının üzerinden bir buçuk ayı aşkın süredir iki ülke arasındaki geriliminin gölgesinde cevap aramaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta sonu yoğun bir diplomatik hareketlilik yaşandı. Bu süreç, önce Pakistan ardından en son aşamada Katar arabuluculuğuyla yürütülen İran-ABD görüşmelerine ilişkin birbiriyle çelişen sızıntılarla iç içe geçti. ABD Dışişleri Bakanlığının Ortadoğu'dan sorumlu üst düzey diplomatı Barbara Leaf, hafta sonu yaşanan bu kafa karıştırıcı atışmalı süreci ‘kakofoni’ olarak nitelendirdi.

Bu diplomasinin nereye varacağını ya da bunun 2025 baharındaki görüşmelerin ve bu yılın başlarında gerçekleştirilen turların bir tekrarından ibaret olup olmayacağını -yani bir sonraki savaş turunun öncesinde yaşanan geçici bir ateşkesten ibaret kalıp kalmayacağını- kestirmek güç. Bununla birlikte, İran içinde ve dünyanın dört bir yanında derinleşen ekonomik tahribat, mevcut müzakere turunu sürdürme yönündeki en önemli itici gücü oluşturuyor. Bunun yanı sıra enerji üretim tesisleri ve su arıtma istasyonları dahil bölgesel altyapıya yönelik daha kapsamlı saldırı tehditleri de tarafları masada tutmaya zorlayan unsurlar arasında yer alıyor.

Bu ağır bedeller, çatışan tarafların yeniden savaşa sürüklenmesinin önünde bir engel oluşturduysa da İran ile ABD arasında kalıcı bir uzlaşının sağlanıp sağlanamayacağı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Washington'da gösteriş diplomasisi

Müzakerelerin iki temel tarafı arasındaki güvensizlik ve karşılıklı güvence eksikliği, sürecin önündeki en temel engeli oluşturuyor. On yıllardır iki ülke arasındaki ilişkiyi kemiren dosyalarda kalıcı diplomatik uzlaşı arayışı neredeyse ‘imkânsız bir görev’ niteliği taşıyor. Bu dosyalar arasında İran'ın nükleer programı, balistik füzeleri, Hizbullah ve Husiler gibi bölgesel müttefiklerine verdiği destek ile Tahran'ın yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş mal varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik talepleri yer alıyor. Üstelik son savaştan önce gündemde bulunmayan yeni bir mesele olan İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik denetimi, süreci daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bütün bunlar müzakere gündemini son derece ağırlaştırıyor.

Hafta sonu sızdırılan bilgiler, eksik ve parçalı verilere dayalı yorum selini de beraberinde getirdi. Bunlar, gerçekleri aydınlatmaktan çok gürültü yarattı ve siyasi tartışmalardaki köklü cephe hatlarını pekiştirdi. ABD cephesinde ise yeni çatlaklar gün yüzüne çıktı. Trump'ın birinci döneminin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile mevcut Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung arasında sert bir söz düellosu yaşandı.

Pompeo, basına sızdırılan olası bir ABD-İran anlaşmasının ayrıntılarına öfkeyle tepki gösterirken, Cheung, kamuoyu önünde Pompeo'ya ‘ahmakça konuşmayı kesip susmasını’ söyleyerek karşılık verdi.

Bu tablo, Amerikan kamuoyundaki söylemin nezaket ve vakardan giderek uzaklaştığına işaret eden olaylar zincirine yeni bir halka ekledi.

Bir binanın cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın tasvir edildiği ve üzerinde “Sonsuza kadar İran'ın elinde... Trump hiçbir şey yapamadı... İran, Hürmüz Boğazı'nı sonsuza kadar kontrol edecek” yazan reklam panosu. Tahran'daki Vank Meydanı, 25 Mayıs 2025 (AFP)

Bir binanın cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın tasvir edildiği ve üzerinde “Sonsuza kadar İran'ın elinde... Trump hiçbir şey yapamadı... İran, Hürmüz Boğazı'nı sonsuza kadar kontrol edecek” yazan reklam panosu. Tahran'daki Vank Meydanı, 25 Mayıs 2025 (AFP)

“Bu diplomasinin nereye varacağını ya da bunun 2025 baharındaki görüşmelerin ve bu yılın başlarındaki turların bir tekrarından -yani bir sonraki savaş turunun öncesinde yaşanan geçici bir ateşkesten- ibaret kalıp kalmayacağını kestirmek güç.

Daniel Drezner gibi bazı ABD’li yorumcular, İran'la varılabilecek herhangi bir anlaşmanın fiili ayrıntıları kamuoyuyla paylaşılmadan önce analiz etmenin gerçek anlamda bir faydası olmadığı görüşünde.

İran rejiminin ve Trump yönetiminin bu krizin pek çok boyutunda -hatta daha geniş anlamda yönetim anlayışı ve kamuoyu davranışında- alışkanlık haline gelen yalan söyleme eğilimi, diplomatik bir uzlaşıya ulaşmayı daha da güçleştiriyor.

Büyük güce sahip liderler zaman zaman söylemle gerçeği dönüştürmeye çalışır, güç dengelerini ve çıkarlar bütününü doğru biçimde yansıtmayan açıklamalar yaparlar.

Bu durum, Donald Trump'ta çarpıcı biçimde kendini gösteriyor. Trump, çıkar sağlamak amacıyla yoğun biçimde gösterişe dayalı bir performans diplomasisine başvurdu. Cesur iddialar ve kışkırtıcı tehditler bunun başlıca araçları oldu.

Bu tür diplomasi, somut kazanımlar yerine mesajı; kapalı kapılar ardındaki müzakereler yerine fotoğraf fırsatlarını ön plana çıkarıyor. Oysa kalıcı büyük anlaşmaların özü genellikle kamuoyundan uzakta, sessiz sedasız yürütülen müzakerelerde şekillenir.

Bu diplomasi öncelikle iç kamuoyuna sesleniyor; zira Trump'ın onay oranları gerilemiş durumda. İran dosyasında ise bir diğer kritik kitleye, yani ABD'nin Ortadoğu'daki ortaklarına da göz kırpıyor.

Trump, Beyaz Saray'da İran'a yönelik saldırı hakkında ulusa sesleniş konuşması yapmadan önce, 1 Nisan 2026 (Reuters)Trump, Beyaz Saray'da İran'a yönelik saldırı hakkında ulusa sesleniş konuşması yapmadan önce, 1 Nisan 2026 (Reuters)

İran rejimi de benzer bir çizgide ilerliyor. Coşkulu açıklamalar, tehditler ve kendi söylemine olan güveni zedeleyen adımları alışkanlık haline getirmiş durumda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu yöntem, her iki temel taraf açısından da kalıcı bir anlaşma inşa etme çabalarını katmerli biçimde güçleştiriyor.

Gösteriş diplomasisine odaklanmak, Trump'ın neden Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Pakistan, Türkiye ve Ürdün'den oluşan altı büyük ülkeyi Abraham Anlaşmaları’na katılmaya ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye davet ettiğini anlamlandırmaya da yardımcı oluyor.

Trump, bu tutumunun gerekçesini sosyal medya paylaşımında daha ayrıntılı biçimde açıkladı. Bu ülkelerin İsrail ile normalleşmesinin, İran'la varılabilecek olası anlaşmayı ‘aksi takdirde olacağından çok daha tarihi bir olaya’ dönüştürmek istedikleri takdirde, atabilecekleri ‘iyi’ bir adım olduğunu yazdı. Trump'ın bakış açısına göre bu tür cesur iddialar ve talepler, gerçekliği daha önce görülmemiş bir biçimde yeniden şekillendirme imkânı sunuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (sağda) ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir kare, 23 Mayıs 2026 (İran Cumhurbaşkanlığı)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (sağda) ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir kare, 23 Mayıs 2026 (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ancak bu düşüncenin temel açmazı, yaşanan gerçekleri ve ABD’nin Ortadoğu'daki en yakın ortaklarından bazılarının bakış açısını göz ardı etmesinde yatıyor. Bunun başlıca örneği Suudi Arabistan. Öyle ki Suudi Arabistan, Trump'ın ilk döneminin büyük bölümünü iki devletli çözümü ve bağımsız bir Filistin devleti kurulması fikrini savunmaya ayırdı.

İran meselesinde de İsrail meselesinde de kalıcı bir uzlaşıya giden en güvenilir yol ve formül, kışkırtıcı açıklamalar savurarak pek çok Amerikalının kavramakta güçlük çektiği karmaşık bir Ortadoğu gerçekliğini zorla değiştirmeye çalışmaktan değil, ABD'nin yakın ortaklarını dinlemekten geçiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Elon Musk’la Pentagon arasında Starlink zammı tartışması

ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
TT

Elon Musk’la Pentagon arasında Starlink zammı tartışması

ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)

Elon Musk'ın SpaceX firmasıyla ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında Starlink terminalleriyle ilgili ücret anlaşmazlığı yaşanmış.

Reuters, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırıları başlatmasından birkaç hafta sonra SpaceX yöneticilerinin Pentagon yetkilileriyle görüştüğünü yazıyor.

Amerikan ordusu, İran'daki saldırılarda LUCAS drone'larından kullanıyor. İran'ın Şahid'lerine benzeyen bu insansız hava araçları (İHA) SpaceX'in uydu terminallerine bağlı çalışıyor.

Toplantıda SpaceX yöneticileri, Pentagon'un her bir terminal bağlantısı için aylık yaklaşık 5 bin dolar ödediğini ancak gerçekte kullanılan hizmetin aylık yaklaşık 25 bin dolarlık "havacılık sınıfı" aboneliğine denk geldiğini savundu.

Musk'ın firması, Starlink bağlantısının devam etmesi için paketin yükseltilmesini istedi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklara göre Pentagon ise hizmetin bu tarifeden ücretlendirilmesine karşı çıktı.

Ancak Savunma Bakanlığı'nın, İran'a yönelik saldırıları yoğunlaştırdığı dönemde bu artışı kabul etmek zorunda kaldığı savunuluyor. Bu da LUCAS drone'larının maliyetini yaklaşık iki katına çıkarmış.

Haberde, Pentagon'un SpaceX'e bağımlılığının giderek arttığına, Musk'ın da ABD ulusal güvenliğinin kritik bir alanındaki nüfuzunu artırdığına dikkat çekiliyor. Üstelik bu durumun, SpaceX'in tarihin en büyük halka arzlarından birine hazırlanırken gelirlerini artırmaya çalıştığı bir dönemde yaşandığına işaret ediliyor.

Musk, X'teki paylaşımında Amerikan ordusunun Starlink'leri değil, 2023'te SpaceX'le yapılan anlaşma kapsamında "Starshield" terminallerini kullandığını belirtti. Ancak ücret tarifesiyle ilgili anlaşmazlıklar hakkında yorum yapmadı.

Reuters'ın aktardığına göre Starshield, hem ticari Starlink uydularına hem de yine Starshield diye adlandırılan ayrı ve daha güvenli bir uydu ağına bağlanabiliyor.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell de X'ten yaptığı açıklamada iddiaları yalanlarken herhangi bir detay paylaşmadı. Musk'ın firmasının Pentagon'un "önemli bir ortağı olmayı sürdürdüğünü" ifade etti.

Independent Türkçe, Reuters, ABC