Libyalılar Fas anlaşmasına yönelik temkinli iyimserlik içerisinde

Bingazi’de meydana gelen yıkım. (Reuters)
Bingazi’de meydana gelen yıkım. (Reuters)
TT

Libyalılar Fas anlaşmasına yönelik temkinli iyimserlik içerisinde

Bingazi’de meydana gelen yıkım. (Reuters)
Bingazi’de meydana gelen yıkım. (Reuters)

Zayid Hediye
Libya krizinin karmaşık dosyalarının birbiri ardına çözülmesi, ülkede yıllardır süren ve devlet kurumlarında tam bir bölünmeye, hizmetlerin gerilemesine ve ekonomik krize yol açan siyasi ve askeri çekişmelerin ardından çatışan taraflar arasında kapsamlı bir anlaşmaya ulaşma konusunda olumlu işaretler veriyor.
Devlet Yüksek Konseyi ile Temsilciler Meclisi heyetlerinin Fas’taki zorlu müzakereler neticesinde egemenliği ilgilendiren makamların bölüşülmesine dair anlaşma imzalaması sonrasında taraflar, özellikle servetlerin paylaştırılması ve petrol gelirlerinin yönetimi gibi yıllardır siyasi çözüm yolunda gerçek engeller oluşturan bazı ihtilaflar üzerinde uzlaşmaya yakınlaştılar. Yürütme organının Libya’nın 3 tarihi bölgesi arasında paylaşımı ise başta Mısır’da yapılan görüşmeler olmak üzere diğer müzakerelere bırakıldı.
Bunun karşılığında Libya’nın doğusundaki halk hareketi, Abdullah es-Seni başkanlığındaki geçici hükümetin performansına karşı protesto gösterilerini sürdürüyor. Nitekim Seni hükümetinin temel hizmetler ve yaşam koşullarını iyileştirme konusunda mevcut krizle mücadelede başarılı olamaması yönetimi Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih aracılığıyla istifasını sunmaya zorladı.
Libya’nın doğusundaki kentlerde protestolar üç gün üst üste devam etti. Bingazi, Beyda ve Tobruk’taki gösteriler daha sonra Bingazi’nin doğusundaki El-Merec ve batısındaki İcdabiya kentlerine de sıçradı. Libya’da tüm çevrelerin çağrısını yaptığı yarınki barışçıl protestoların düzenlenmesinin gerginliğin daha da tırmanmasına ve olayların tamamen kontrolden çıkmasına yol açabileceği belirtiliyor.
Söz konusu gerginlik, göstericilerin Bingazi’deki geçici hükümet binasının bir kapısını ateşe vermesinin ardından geldi. Ordunun ve polisin müdahalesi sonrasında durum yeniden kontrol altına alındı. Göstericiler, hükümetin vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalması ve bazı bakanların yolsuzluğa bulaştığı şüphesiyle Meclis binasına saldırmıştı.

Geçici hükümetin istifası ve istifanın reddi
Temsilciler Meclisi Başkanı Salih bu gelişmelerin ardından hükümet ile olağanüstü bir toplantı düzenledi. Hükümet toplantıda istifasını sundu ancak Salih istifayı önümüzdeki günlerde Meclis’te düzenlenecek resmi oturuma erteleme talebiyle reddetti.
Meclis’in basın ofisinden yapılan açıklamada istifa talebinin Meclis Başkanı’nın halkın elektrik ve su kesintileri başta olmak üzere hizmetlerin ve yaşam koşullarının kötüleşmesine karşı dile getirdiği talepleri ele almak ve bu krizleri çözerek vatandaş üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla 13 Eylül’de bazı yetkililerle düzenlediği olağanüstü toplantıda geldiği bildirildi.

Ordu, gösterilerin amacından sapmasına karşı uyardı
Libya Ordusu Genel Komutanlığı’ndan protestolarla ilgili pazar günü bir açıklama yayınlandı. Libya Ulusal Ordu (LUO) Sözcüsü Ahmed Mismari’nin okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Gösteri düzenleme Libya halkının hakkıdır. Libya Ordu Komutanlığı başta olmak adil taleplerin karşılanması konusunda halkın yanındadır. Ordu, protestocuları koruma ve protestoları amacından saptırma fırsatına izin vermeme taahhüdünde bulunuyor.”
Açıklamanın devamında, Ordu Genel Komutanlığı’nın Libya krizinin siyasi, güvenlik, askeri ve ekonomi alanlarındaki gelişmeleri ve özellikle koronavirüs salgınının patlak vermesi, likidite eksikliği, yüksek fiyatlar ve yolsuzluğun yaygınlaşması gibi vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen bu krizleri protesto etmek için ortaya çıkan halk hareketini büyük bir dikkatle takip ettiği kaydedildi.
Bu krizlerin ‘suni’ olduğu belirtilen açıklamada ayrıca halkın gösteri düzenleme hakkına sahip olduğunun altı çizilerek komplocuların, ajanların ve hainlerin ülkeyi bu durumu soktukları ve Libyalıların gayretini devşirdikleri konusundaki acı gerçeğin reddedildiği ifade edildi.

Petrol tesislerine yönelik ablukayı kaldırma sözü
ABD’nin Trablus Büyükelçiliği, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Halife Hafter’in ülkenin enerji sektörünü eski haline getirme ve petrol tesislerine yönelik aylardır devam eden ablukaya son verme sözü verdiğini bildirdi.
Büyükelçilik tarafından yapılan açıklamada “LUO, Hafter'in tüm enerji sektörünün en geç 12 Eylül’e kadar yeniden açılmasına izin verme konusundaki kişisel taahhüdünü ABD hükümetine iletti” denildi.
ABD’nin petrol ve gaz gelirlerinin şeffaf bir şekilde dağıtılacağının ve Libya halkının yararına kullanılacağının garantisi olacak finans modelini desteklediğinin ifade edildiği açıklamada “Büyükelçilik, enerji sektörünü yeniden açma zamanının geldiğine dair Libyaların görüş birliğine varmasını memnuniyetle karşılıyor” ifadeleri kullanıldı.
Büyükelçilik, Ulusal Petrol Kurumu’nun siyasi olmayan hayati çalışmasına yeniden başlamasına imkan tanıyacak anlaşmaya yakınlaşmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Temkinli iyimserlik
ABD Büyükelçiliği’nin açıklaması, Devlet Yüksek Konseyi ile Temsilciler Meclisi heyetlerinin günü Fas’ta uzun süren zor görüşmelerin ardından cumartesi ulaştıkları nihai anlaşma belgesini imzalaması ülke geneline hakim olan iyimserliği güçlendirdi.
Müzakereler, tarafların Libya Devleti’nin egemenliğini temsil eden makamların başına geçecek isimlerin belirlenmesinde ve bu makamlarda yolsuzlukla mücadelede izlenecek mekanizmalar oluşturma ve kurumların inşasında uluslararası tecrübelerden faydalanma konusunda uzlaşıya varmasıyla sonuçlandı.
Temsilciler Meclisi’nden İdris Umran’ın okuduğu ortak sonuç bildirgesinde “iki tarafın ayrıca bu anlaşmanın uygulanmasını ve aktifleştirilmesini sağlamak için gerekli prosedürleri tamamlamak amacıyla diyalogları sürdürme ve eylül ayının sonunda bu görüşmeleri yeniden başlatma konusunda anlaştığı” bildirildi.

4 temel nokta üzerinde uzlaşıldı
Temsilciler Meclisi Başkanı Salih, “Ülkedeki krizin bitirilmesi için Temsilciler Meclisi ile Trablus’taki Devlet Konseyi arasında 4 temel nokta üzerine anlaşma sağlandı” dedi.
Salih, açıklamasının devamında şunları kaydetti:
“Anlaşmada, ülkenin her üç bölgesinin seçim grupları aracılığıyla bir başkan ve iki yardımcıdan oluşacak yeni Başkanlık Konseyi temsilcisi seçmesi, aynı şekilde ülkenin orta kesimindeki Sirte kentinin yeni hükümetin, merkez bankasının ve yasama meclislerinin merkezi olması öngörülüyor. İlgili tüm kurumlar, parlamento ve devlet başkanlığı seçimlerinin belirlenen vaktinde düzenlenmesi için başta hukuki ve anayasal önlemlerin alınması olmak üzere belirtilen süre içinde görevlerini yerine getirmelidir.”
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Cemal Şatşat, konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Söz konusu iyimserlik doğaldır. Ancak Libya krizinin son yıllarda izlediği dolambaçlı ve karmaşık yollara alışkınız. Bu yüzden daima temkinli olmalı ve eylemleri beklemeliyiz. Çünkü eylemler daha doğru ve daha güvenilirdir. Şu anki anlaşma bence, siyasiler arasında makam pastasını bölüşme anlaşmasıdır. Ancak diğer taraflar henüz sözlerini söylemediler. Bu sözler belirleyici olabilir. Yani tüm tarafların askeri kollarını kastediyorum. Onlar şu an anlaşmaların akıbetini görmek ve buna göre pozisyon almak için olan biteni sessizce takip ediyorlar. Aynı şey aşağı yukarı dış aktörler için de geçerli. Zira söz konusu aktörler bu anlaşmalara çıkar gözüyle bakıyorlar. Eğer çıkarlarına hizmet ederse desteklerler, aksi takdirde desteklemezler. Uzun yıllardır krize dahil olan eden büyükleri kastediyorum. Bu büyükler, çatışmanın taraflarına önemli destek verdi ve çıkarlarına ulaşmadan bunları çıkarmak mümkün değil.”



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”