BAE ve Bahreyn Beyaz Seray’da İsrail ile tarihi barış anlaşmasını imzaladı

Beyaz Saray'da İsrail-BAE-Bahreyn arasındaki anlaşmanın imzaları atıldı (Reuters)
Beyaz Saray'da İsrail-BAE-Bahreyn arasındaki anlaşmanın imzaları atıldı (Reuters)
TT

BAE ve Bahreyn Beyaz Seray’da İsrail ile tarihi barış anlaşmasını imzaladı

Beyaz Saray'da İsrail-BAE-Bahreyn arasındaki anlaşmanın imzaları atıldı (Reuters)
Beyaz Saray'da İsrail-BAE-Bahreyn arasındaki anlaşmanın imzaları atıldı (Reuters)

İsrail ve iki Arap ülkesi arasında dün Beyaz Saray’dan barış dumanı yükseldi. ABD Başkanı Donald Trump bu gelişmeyi "yeni Orta Doğu'nun şafağı” diye niteledi. Trump, bu kervana 5 Arap ülkesinin daha katılacağını duyurdu.
Beyaz Saray’ın bahçesinde birkaç yüz kişinin toplandığı kalabalık karşısında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif bin Raşid ez-Zeyani ile anlaşma imzaladı.
Bu iki anlaşmayla birlikte, 1979’da Mısır ve 1994’te Ürdün’den sonra İsrail ile normalleşme adımı atan Arap ülkelerinin sayısı 4’e yükseldi.
Trump’ın ev sahipliğinde Beyaz Saray’ın güney bahçesinde düzenlenen imza töreninde anlaşma metni Arapça, İbranice ve İngilizce olmak üzere 3 dilde imzalandı. Metin başlangıçta BAE-İsrail tarafı daha sonra İsrail-Bahreyn tarafından imzalandı. Liderler salgın sebebiyle sağlık tedbirlerine uygun olarak el sıkışmaktan kaçındılar.
ABD yönetimi yetkilileri, Kongre’nin bazı üyeleri, eski yetkililer ve aralarında Sudan ile Umman Sultanlığı’nın ABD Büyükelçileri’nin de bulunduğu 700’den fazla misafirin katıldığı tarihi tören sırasında İsrail’i Başbakan Binyamin Netanyahu, BAE’yi Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve Bahreyn’i ise Dışişleri Bakanı Abdullatif bin Raşid ez-Zeyani temsil etti.

Trump: Yeni Ortadoğu
ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’ın balkonundan yaptığı konuşmada, “Tarihi bir dönüşüme ve yeni bir Ortadoğu'ya tanıklık ediyoruz. Bir ay içinde İsrail, BAE ve Bahreyn'in karşılıklı elçilikler kuracağı, sağlık, güvenlik ve ekonomi alanlarında işbirliği yapacağı iki barış anlaşması imzalandı. Abraham (İbrahim) Anlaşması Müslümanlara Mescid-i Aksa’da namaz kılmanın ve İslami mekanları ziyaret etmenin kapılarını açacak” dedi. Trump, ilk yurtdışı ziyaretini Ortadoğu’ya yaptığını ve Suudi Arabistan’da 54 devlet ile “uygarlık düşmanı ve aleyhtarına karşı birleşme ve bölge halklarının hayatın ve çocuklarının geleceğinin şekline kendileri karar vermesi” konusunda konuştuğunu söyledi. Trump konuşmanın sonunda “Bu, dünya için büyük bir gün” ifadesini kullandı.

Netanyahu: Çatışmanın sonu
Trump’ın ardından konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ve Filistinliler arasında barış için gerçek bir barış vizyonu sunmasından ve bu barışın gerçekleşmesi için yaptığı arabuluculuktan dolayı ABD yönetimine teşekkür etti. “Bugün barış için yeni bir şafak” diyen Netanyahu, BAE ve Bahreyn liderlerine selam gönderdi. Netanyahu, “Bugün gerçekleştirdiğimiz barış, Arap-İsrail çatışmasına bütünüyle son verecek ve bu ortaklıkların ekonomik faydaları herkese ulaşacak. Bu yalnızca liderler arasında yapılan bir anlaşma değil aynı zamanda çok sayıda sorunla ve koronavirüs salgınıyla mücadele etmek ve refah içinde yatırım isteyen halklar arasında yapılmış bir anlaşmadır” ifadelerini kullandı.
BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan ise konuşmasına imza töreninde bulunan tüm katılımcılara BAE halkının selamını ileterek başladı. Nahyan, “Bugün barış elini uzatmak ve barış elini tutmak için duruyorum. Barış arayışı sağlam bir ilkedir ve ilkeler onları eyleme dönüştürerek gerçekleştirilir. Bugün burada Ortadoğu'yu değiştirecek ve tüm dünyaya umut gönderecek bir olaya şahit oluyoruz” diye konuştu. Barış için cesarete, gelecek inşa etmek için bilgiye ihtiyaç olduğunu söyleyen Nahyan, anlaşmanın Ortadoğu’nun yüzünü değiştireceğini ve dünyaya umut vereceğini belirtti. “Bu girişim ABD Başkanı ve ekibinin çabaları olmadan mümkün olmazdı” diyen Nahyan, anlaşmanın meyvelerinin tüm bölgeye yansıyacağını belirterek, barış dışındaki bir seçeneğin yıkım, yoksulluk ve insani acılar anlamına geleceğini dile getirdi. Nahyan, “Genç enerjilerle dolu bir bölgenin geleceği için bugün bizi bir araya getiren yeni vizyon şekillenmeye başlıyor. BAE Devleti’nde bize göre, bu anlaşma, Filistin halkının daha çok yanında olmamızı, istikrarlı ve müreffeh bir bölgede bağımsız bir devlet umutlarını gerçekleştirmemizi mümkün kılacak. Bu anlaşma, Arapların İsrail Devleti ile daha önce imzaladığı barış anlaşmalarının üzerine inşa edildi. Zira bu anlaşmaların amacı istikrar ve sürdürülebilir kalkınma yolunda çalışmaktır. Barış için cesarete, gelecek inşa etmek için bilgiye, milletlerin kalkınması için sabır ve samimiyete ihtiyaç var. Bugün dünyaya bunun bizim yaklaşımımız olduğunu, barışın bizim ilkemiz olduğunu ve başlangıcı doğru olanın Allah’ın izniyle başarılarının parlak olacağını söylemeye geldik” diye konuştu.

Zeyani: Gerçek barış
Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif bin Raşid ez-Zeyani, konuşmasında, “Bahreyn ve İsrail arasındaki barışa destek ilanı, din, etnisite, mezhep ve ideolojiden bağımsız olarak gerçek barışa doğru tarihi bir adımdır. Ortadoğu çatışma ve güven kaybı nedeniyle bir gerilemeye tanıklık etti. Bu durum nesilleri refahtan mahrum bıraktı” dedi. Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Al Halife’nin “İşbirliği barışı sağlamanın yoludur ve barış ancak bölgedeki halkların haklarını koruyarak gerçekleşebilir” sözünü aktaran Zeyani, Halife’nin cesaretini takdir etti.

Filistinlilere mesaj ve İran’ın müzakere masasına getirilmesi
Trump, gazetecilerin, anlaşmanın Filistinlilere verdiği mesaj ile ilgili sorusuna, “Bence onlar olan biteni izliyorlar. Bir aşamada Filistinlilerin geldiğini göreceğiz ve kumun üzerinde kan olmadan barış olacak” yanıtını verdi. Trump ayrıca 5 ila 6 ülkenin daha İsrail ile barış anlaşması imzalamasını beklediğine işaret ederek, söz konusu ülkelerin isimlerini açıklamadı.
Trump, başkanlık seçiminin bitmesinin ardından bir hafta veya bir ay içinde İran’ı müzakere masasına getirmeyi ve İran’ı zengin bir ülke yapacak yeni ve adil bir anlaşma imzalamayı beklediğini söyledi.

İmza töreninden önce
Sabahın erken saatlerinden itibaren ABD Ulusal Muhafızları, Beyaz Saray girişinde düzenlenen resmi karşılama töreninde yolun her iki tarafına ABD, İsrail, BAE ve Bahreyn bayrakları astı. ABD Başkanı üç ülkenin temsilcisini kabul etti. Beyaz Saray’a ilk gelen Bahreyn Dışişleri Bakanı Zeyani oldu. Zeyani’yi BAE Dışişleri Bakanı Nahyan ve İsrail Başbakanı Netanyahu takip etti. İkili görüşmelere ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner da katıldı. Beyaz Saray’ın dışında ise birçok ABD ve Arap örgütünden çok sayıda Filistinli barış anlaşmasına karşı siya bayrak kaldırarak protesto eylemi düzenledi.

Beyaz Saray’ın anahtarı
Trump, Oval Ofis’te Netanyahu ile yaptığı görüşmede altın renginde bir anahtar hediye ederek, bunun ‘Beyaz Saray’ın anahtarını temsil ettiğini’ söyledi. Netanyahu da Trump’a “İsrail halkının kalbinin anahtarına sahipsiniz” diye yanıt verdi. Trump, gazetecilerin sorularına verdiği yanıtta, “İki barış anlaşmasının İsrail'in bölgedeki soyutlanmasını azaltacağını” belirtirken, Netanyahu ülkesinin soyutlanmadığını, güçlü bir ekonomiye ve Ortadoğu’da güçlü ilişkilere sahip olduğunu ifade etti. Netanyahu, “Şu anda kendini soyutlanmış hisseden İran” dedi.

F-35 savaş uçakları
Trump, imza töreninden önce Fox News televizyonuna yaptığı açıklamada, İsrail’in sahip olduğu silahlara benzer şekilde Ortadoğu’daki diğer ülkelere gelişmiş silahlar satmaya hazır olduğunu belirterek, BAE’nin F-35 savaş uçaklarını satın almasında bir engel olmadığını kaydetti.

Pompeo: 3 yılın meyvesi
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, barış anlaşmalarının ABD yönetiminin üç yıllık çalışmasının sonucu olduğuna işaret ederek, yakında başka ülkelerin de barış sürecine katılacağını vurguladı. Pompeo, bölgedeki istikrarsızlığın sebebinin İsrail-Filistin çekişmesi değil, İran olduğunu ve barış anlaşmalarını yalnızca Türkiye ve İran’ın eleştirdiğini söyledi.

İsrail’in güvenliği
Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, önceki akşam gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail ve BAE arasındaki anlaşma belgesinin İsrail ve Bahreyn arasında ilan edilen barış anlaşmasından daha büyük olacağını söyledi. Yetkili, bu durumun, 13 Ağustos’ta ilan edilen İsrail ve BAE arasındaki anlaşmanın tamamlanması için harcanan sürenin Bahreyn ile yapılan anlaşmadan daha uzun olmasından kaynaklandığını belirtti. Yetkili, İsrail’in Batı Şeria’nın bazı bölgelerini ilhak edip etmeyeceği sorusuna verdiği yanıtta, ortak açıklamada bu meselenin net bir şekilde ifade edildiğine işaret ederek, İsrail’in BAE ve Bahreyn ile diplomatik ilişkiler kurmasının karşılığında ilhak meselesini ‘askıya’ almayı kabul ettiğini ifade etti. ABD yönetiminin barış anlaşmalarına daha fazla ülkenin katılması için çalıştığını kaydeden yetkili, ABD’nin İsrail’in güvenliğini hiçbir şekilde tehlikeye atmama taahhüdünün altını çizdi.

Kushner: Canlı bir gelecek
Kushner, anlaşmanın imzalanmasından birkaç saat önce gazetecilere yaptığı açıklamada, anlaşmaların imzalanmasının Başkan Trump'ın güçlü liderliğinin ödülü olduğunu ve BAE, Bahreyn Krallığı ve İsrail Devleti liderlerinin vizyonunu yansıttığını söyledi. Anlaşmaların üç ülkenin ‘büyük başarısı’ olduğunu ve çatışmalara odaklanmak yerine bölgede iyimserlik ve umudu güçlendireceğini belirten Kushner, “Şu an herkes sınırsız imkanlarla dolu canlı bir gelecek oluşturmaya odaklanıyor” dedi. Analistler, Abraham (İbrahim) Anlaşması’nın özel bir önemi olduğuna dikkat çekerek, bu önemin Trump yönetiminin ‘pragmatik barış’ anlayışını kabul ettirmesinden kaynaklandığını ifade ediyorlar. Analistlere göre Trump yönetimi bu anlayış doğrultusunda ekonomik, güvenlik, askeri, sağlık, tarım ve bilimsel anlaşmalara kapı aralıyor ve aynı zamanda BAE ve Bahreyn gibi diğer Arap ülkeleri İsrail’in üstün teknolojisinden, savunma sisteminden ve tarım alanındaki ilerleyişinden faydalanmaya teşvik ediyor.



Masonik üyeliğin ifşası Londra polisiyle hukuki mücadelenin fitilini ateşledi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Masonik üyeliğin ifşası Londra polisiyle hukuki mücadelenin fitilini ateşledi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İngiltere'nin başkenti Londra'nın polis teşkilatı (Scotland Yard), soruşturmaların bütünlüğü ve kurumsal disiplin üzerindeki ‘gizli bağlılıkların’ etkisi konusunda yıllardır süren tartışmaların ardından, şeffaflığı artırmak ve halkın güvenini yeniden kazanmak amacıyla, polis teşkilatı içindeki Masonik bağlantılar dosyasını yeniden açtı. Londra polisi tarafından yapılan resmi bir açıklamada, polis departmanı içinde gerçekleştirilen bir ankete katılan memur ve personelin üçte ikisinin Masonik üyeliğin açıklanmasına ilişkin politikanın sıkılaştırılmasının ‘gerekli’ olduğuna inandığını gösterdi. Polis, halkın çoğunluğunun da bu görüşü paylaştığına inandığını belirtti.

Scotland Yard, güvenlik kurumunun bağımsızlığını ve dürüstlüğünü kanıtlamak için artan baskı altında olduğu bir dönemde, bu çağrıları görmezden gelmenin halkın güvenini ve hatta kendi çalışanlarının güvenini daha da zedeleyeceğini vurguladı.

Scotland Yard tarafından pazartesi günü yayınlanan açıklamada, mağdurların ihbar yaparken kendilerini güvende hissetmeleri ve soruşturma görevlilerinin olası çıkar çatışmalarını tam olarak açıkladıklarından emin olmaları gerektiği vurgulandı.

Aynı ilke, iç suistimalleri bildiren memurlar ve personel için de geçerlidir, çünkü şikayetler, gizli sadakatler veya beyan edilmemiş ağların etkisi olmadan, yalnızca mesleki gerekçelerle soruşturulmalı. Bu politika, Londra polisinin tutumunda açık bir değişimi yansıtıyor. Artık ‘kamunun güvenini korumak’, güvenlik kurumları içindeki gri alanlara tolerans gösterilme döneminin sona erdiğine dair üstü kapalı bir göndermeyle, kurumsal bağlılıklar ile ilgili gizlilik hususlarının üzerinde tutuluyor.

Masonluk İngiltere'de yasal bir örgüt olmasına rağmen, gizli ağların adalet ve hesap verebilirlik üzerindeki etkisiyle ilgili uzun süredir devam eden endişeler nedeniyle, kolluk kuvvetleri içindeki varlığı hassas bir konu olmaya devam ediyor. Polis teşkilatı, yeni önlemlerin amacının kimseyi hedef almak değil, yargı sisteminin kanun önünde eşitlik ilkesine dayandığı bir ülkede tam şeffaflık sağlamak ve polis çalışmalarının bütünlüğünü korumak olduğunu ısrarla vurguladı.

Masonlardan karara tepki

Öte yandan Masonlardan karara tepki gecikmedi. İngiltere'deki masonlar, polis memurlarının şu an yahut geçmişte üye olup olmadıklarını açıklamalarını gerektiren Scotland Yard’ın kararını durdurmak için derhal mahkeme kararı talep etti.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Guardian'dan aktardığı habere göre muhalifler bu önlemin dini ayrımcılık ve insan hakları ihlali olduğunu savunuyor.

Masonlar, Polis Komiseri Sir Mark Rowley'i yasal gerekçeler uydurmakla ve ‘komplo teorilerini körüklemekle’ suçlarken, Scotland Yard, bu kararın, çıkar çatışmaları ve polis teşkilatı içindeki olası etkilerle ilgili şikayetler ve soruşturmaların ardından halkın güvenini yeniden kazanma çabalarının bir parçası olduğunu savundu.

Scotland Yard, yeni politikanın polisin tarafsızlığı imajını etkilediği için memurlarının üçte ikisinin bu politikayı desteklediğini söylerken, masonlar kendiler katılmak için dini inanç şartı olduğunu ve bu nedenle yasal olarak korunan bir grup olduklarını savunuyor.

Mahkemenin, yargı denetimi sonuçlanana kadar önümüzdeki haftalarda kararı askıya alma talebini değerlendirmesi bekleniyor.

dfrgty
İngiliz Özel dedektif Daniel Morgan (AP)

Diğer taraftan Özel Dedektif Daniel Morgan'ın Ölümünü Araştırma Bağımsız Komisyonu'nun 2021 raporuna göre Londra polis teşkilatı, bu davayı ele almada kurumsal olarak başarısız oldu. Rapor, polis teşkilatını, hükümet kurumları içindeki yolsuzluk ve çıkar çatışmalarını gerekçe göstererek, gerçeği ortaya çıkarmak yerine itibarını korumakla suçladı.

Bu dava, polis teşkilatının şeffaflığı ve soruşturmaların bütünlüğünü etkileyebilecek her türlü örgütsel bağlantının açıklanması gerekliliği konusunda İngiltere'de yapılan tartışmalarda önemli bir referans haline geldi.


ABD'nin uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bazı teknelere düzenlediği saldırıda sekiz kişi öldü

Trump'ın 2 Eylül 2025 tarihinde sosyal medya platforumu Truth Social'da paylaştığı bir videodan alınan görüntü. Trump, görüntüdeki teknenin Venezuela'dan uyuşturucu taşıdığını iddia etmişti.
Trump'ın 2 Eylül 2025 tarihinde sosyal medya platforumu Truth Social'da paylaştığı bir videodan alınan görüntü. Trump, görüntüdeki teknenin Venezuela'dan uyuşturucu taşıdığını iddia etmişti.
TT

ABD'nin uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bazı teknelere düzenlediği saldırıda sekiz kişi öldü

Trump'ın 2 Eylül 2025 tarihinde sosyal medya platforumu Truth Social'da paylaştığı bir videodan alınan görüntü. Trump, görüntüdeki teknenin Venezuela'dan uyuşturucu taşıdığını iddia etmişti.
Trump'ın 2 Eylül 2025 tarihinde sosyal medya platforumu Truth Social'da paylaştığı bir videodan alınan görüntü. Trump, görüntüdeki teknenin Venezuela'dan uyuşturucu taşıdığını iddia etmişti.

ABD ordusu dün, uyuşturucu kaçakçılığı yaptığından şüphelenilen tekneleri hedef alan yeni saldırılarında sekiz kişinin öldürüldüğünü açıkladı. Böylece Washington'ın uyuşturucu kaçakçılarına karşı yürüttüğü kampanyada ölenlerin sayısı en az 115'e yükseldi.

ABD Güney Komutanlığı, salı ve çarşamba günleri gerçekleştirilen iki saldırı olduğunu, salı günü gerçekleşen saldırılarda ‘konvoy halinde seyreden üç uyuşturucu kaçakçılığı teknesinin’ hedef alındığını duyurdu. Komutanlığa göre ölenlerin üçü de aynı teknedeydi.

Saldırıların tam yeri açıklanmadı, ancak önceki saldırılar Karayipler veya Doğu Pasifik'te gerçekleştirilmişti. ABD ordusu, hedef alınan teknelerin kimliği belirtilmeyen ‘terör örgütleri’ tarafından kullanıldığını belirtti.

Sosyal medya platformu X üzerinden yayınlanan açıklamada, üç teknenin birlikte seyrettiği ve ardından peş peşe patlamaların meydana geldiğini gösteren bir videoda yer aldı. Açıklamada, “İlk teknedeki üç uyuşturucu kaçakçısı ilk saldırıda öldürüldü. Kalan uyuşturucu kaçakçıları denize atlayarak birbirlerinden uzaklaştılar, ardından sonraki iki saldırı tekneleri batırdı” denildi.

ABD ordusu, diğer iki teknedeki kişilerin akıbeti hakkında daha fazla ayrıntı vermeden, sahil güvenliğe ‘arama ve kurtarma çalışmalarının başlatılması’ talimatını verdiğini açıkladı. Birkaç saat sonra ordu, dün diğer iki tekneye de saldırı düzenlediğini ve beş kişiyi öldürdüğünü duyuran ikinci bir açıklama yaptı. Saldırıların yeri de belirsizdi.

Trump yönetimi aylardır, geniş çaplı bir uyuşturucu kaçakçılığı ağını yönettiği iddiasıyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro üzerindeki baskıyı artırıyor ve yaptırımlara tabi olan petrol tankerlerinin Venezuela'ya gitmesini ve Venezuela'dan yola çıkmasını ‘tamamen yasakladığını’ duyurdu.

ABD ordusu, geçtiğimiz eylül ayından bu yana, Karayipler ve Doğu Pasifik'te Washington'ın uyuşturucu kaçakçılığına karıştığından şüphelendiği gemilere 30'dan fazla saldırı düzenledi ve yaklaşık 110 kişiyi öldürdü.

ABD bugüne kadar, hedef alınan gemilerin uyuşturucu taşıdığına dair herhangi bir kanıt sunmadı.

Washington, Karayipler'e önemli miktarda askeri takviye gönderirken Karakas, Trump yönetiminin Maduro'yu devirmek ve ülkenin büyük petrol kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek için uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin asılsız suçlamalara başvurduğuna inanıyor.


Washington, Venezuela’nın petrol sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketlere yaptırım uygulayacak

Venezuela devlet petrol şirketi Petróleos de Venezuela'ya (PDVSA) ait petrol depolama tankı (X)
Venezuela devlet petrol şirketi Petróleos de Venezuela'ya (PDVSA) ait petrol depolama tankı (X)
TT

Washington, Venezuela’nın petrol sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketlere yaptırım uygulayacak

Venezuela devlet petrol şirketi Petróleos de Venezuela'ya (PDVSA) ait petrol depolama tankı (X)
Venezuela devlet petrol şirketi Petróleos de Venezuela'ya (PDVSA) ait petrol depolama tankı (X)

ABD dün, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya uyguladığı baskı çerçevesinde son olarak, Venezuela petrol sektöründe faaliyet gösteren dört şirkete yaptırım uygulayacağını duyurdu.

ABD Hazine Bakanlığı, söz konusu dört şirketi ‘bloke edilmiş mülk’ olarak belirledi.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Bu gemilerin bazıları Venezuela'ya hizmet eden gölge filonun bir parçası olup, uyuşturucu ticaretine dayanan Maduro'nun gayri meşru terörist rejimine finansal kaynak sağlamaya devam ediyor” denildi.

Öte yandan Venezuela ile petrol ticaretine dahil olan tarafların ‘önemli yaptırımların uygulanması riskiyle’ karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu.

Hazine Bakanı Scott Bessent yaptığı açıklamada, “Bakanlık, Maduro rejimine baskı uygulamak için Başkan Trump'ın kampanyasını uygulamaya devam edecek” dedi.

Washington salı günü, İran'ın Venezuela ile yaptığı insansız hava aracı (İHA) ticaretini hedef alan yaptırımlarını açıkladı. Venezuela ve İran'da bulunan on kişi ve kuruluşu İran yapımı İHA’lar satın aldıkları, balistik füze üretiminde kullanılan kimyasalları temin etmeye çalıştıkları ve diğer endişeler nedeniyle kara listeye aldı.

Trump yönetimi, aylardır geniş bir uyuşturucu kaçakçılığı ağını yönettiği iddiasıyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya baskı yapıyor.

Trump yönetimi, Venezuela'ya giden veya Venezuela'dan gelen petrol tankerlerinin hareket etmesini ‘tamamen yasakladığını’ duyurdu.

Öte yandan Karakas, Trump yönetiminin Maduro'yu devirip ülkenin devasa petrol kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek için uyuşturucu kaçakçılığı konusunda asılsız suçlamalara başvurduğuna inanıyor.