Şarku’l Avsat’a konuşan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin: Topraklarımız başkalarının hesaplaşma sahasına dönüştürülemez

Bağdat’tın Riyad ile ilişkilerini ‘en iyi seviyeye çıkarmak’ istediğini ifade eden HüseyinTürkiye'nin ülkesinin egemenliğini ihlal etmesini de eleştirdi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, geçtiğimiz Çarşamba günü Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde yetkililerle bir araya geldi (DPA)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, geçtiğimiz Çarşamba günü Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde yetkililerle bir araya geldi (DPA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin: Topraklarımız başkalarının hesaplaşma sahasına dönüştürülemez

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, geçtiğimiz Çarşamba günü Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde yetkililerle bir araya geldi (DPA)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, geçtiğimiz Çarşamba günü Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde yetkililerle bir araya geldi (DPA)

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Avrupa gezisinin üçüncü durağı olarak Paris’i ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında Hüseyin, ağırlıklı olarak Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ve diğer yetkililerle görüştü. Hüseyin’in, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ‘Irak’ın egemenliğini destekleme girişimi’ ile gerçekleştirdiği Bağdat ziyaretinden üç haftadan kısa bir süre sonra Paris’i ziyaret etmesi dikkat çekti. Macron, Bağdat ziyaretinde, ülkesinin, yeniden yapılanması sürecinde Irak'ın yanında olmaya, ona siyasi, savunma, güvenlik ve ekonomik destek sağlamaya, ikili ilişkileri ilerletmeye ve Fransız vatandaşlığına sahip veya Fransız topraklarında ikamet etmiş olan ve şuan SDG'nin elinde bulunan DEAŞ’lılar için bir çıkış yolu bulmak amacıyla çalışmaya hazır olduğunu ifade etmişti.
Irak Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Avrupa turunun hedeflerini anlattı. Avrupa Parlamentosu’ndan önümüzdeki Haziran ayında Irak'ta yapılması planlanan parlamento seçimleri için gözlemci göndermesini ve anı şekilde AB’den ülkesinin adını terörü finanse eden veya kara para aklamaya izin veren ülkeler listesinden çıkarmasını talep ettiğini açıkladı. Fuad Hüseyin, Paris ziyaretinin hedeflerinden birinin, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi'nin Ekim ayı ortalarında gerçekleşmesi muhtemel olan Fransa ziyaretine hazırlık yapmak olduğunu belirtti. Hüseyin’in açıklamasına göre bu ziyaret sırasında ele alınacak konulardan biri de Irak'ın Fransa’dan Irak ordusunun ihtiyaçlarına göre çeşitli silahlar satın alma talebi olacak. Diğer yandan Iraklı bakan ziyareti sırasında ülkesinin tutuklanan DEAŞ üyelerinin ‘yükünü tek başına kaldıramayacağını’ vurguladığını da kaydetti. Irak topraklarında ya da Suriye'nin doğusunda SDG'nin elinde tutuklu bulunan DEAŞ üyelerinin vatandaşları oldukları ülkelerin onları almayı reddettiklerinin ve şuan bulundukları yerlerde kalmalarını istedikleri biliniyor. Bakan Hüseyin, Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerle ilgili olarak ise, Bağdat'ın Riyad ile ‘daha ​​iyi ilişkiler kurmayı’ ‘bir görev’ olarak nitelendirdiğini vurgulayarak, yakında Suudi Arabistan'ı ziyaret etmeyi planladığını belirtti. Hüseyin, Suudi Arabistan'ın ülkesine birçok sektörde yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi. Irak'ın Türkiye ile ilişkilerine gelince, Bakan Hüseyin Türkiye'nin Irak’ın egemenliğini ihlal etmesini eleştirirken, ülkesinin ‘Türkiye ile çatışma peşinde olmadığını’, egemenliğine saygı duyulması halinde diyalogu tercih ettiğini ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nu Bağdat'ı ziyaret etmeye davet ettiğini belirtti. Bakan Hüseyin ayrıca ‘Irak topraklarının başkalarının hesaplaşma ve sorunlarını çözme sahasına dönüştürülemeyeceğini’ çünkü bunun ‘bölgede bir felakete’ yol açacağını vurguladı.
İşte Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ile yapılan röportajın tam metni:

*Irak Dışişleri Bakanı olarak ilk kez Berlin, Brüksel ve Paris’i kapsayan bir Avrupa turu gerçekleştiriyorsunuz. Bu turun hedefleri nelerdir? Irak içindeki karşılığı nedir?
İkili düzeydeki temel hedefler, üç Avrupa ülkesiyle ilişkilerin güçlendirilmesine dayanıyor. Brüksel ziyaretinin amacı ise, AB ile işbirliğini güçlendirmek ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile istişarelerde bulunmaktır.  Bazıları ekonomik ve ticari anlaşmalarla ilgili faydalı görüşmelerde bulunduk. Elbette Irak'ta Avrupalı ​​şirketlerin yardım ve desteğine ihtiyacımız var. Bu yüzden Avrupa'ya gidiyoruz. Amacımız, bu ilişkileri güçlendirmenin yanı sıra gerek Irak'taki gerek bölgedeki siyasi ve güvenlik durumunu ve Avrupa’nın bu durumla nasıl başa çıkılacağını gözden geçirmektir.
Brüksel’de Belçika Dışişleri Bakanı ile yapılan görüşmenin yanı sıra NATO Genel Sekreteri, AB Dış Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Parlamentosu temsilcileri ile görüşmeler yapıldı. Avrupa Parlamentosu’nda önümüzdeki yıl Haziran ayında Irak'ta yapılması planlanan seçim süreçlerinin izlemesi için gözlemciler gönderilmesini talep ettik. AB ile bir işbirliği ve ortaklık anlaşmamız var. Bu temelde anlaşmayı somut eylemlere ve projelere dönüştürmeye çalışıyoruz. Ticaret, enerji ve insan hakları alanlarında çeşitli ortak komisyonlar kuruldu. Söz konusu komisyonlar, iki taraf arasındaki anlaşmayı girişimlere ve eylemlere dönüştürmek için çalışmalarına başladılar. Paris'te Fransa Dışişleri Bakanı ile yaptığımız görüşmede çeşitli konuları ele aldık. Bunlardan bazıları bölgedeki son durum, ikili ilişkiler, Cumhurbaşkanı Macron'un Bağdat ziyaretinin sonuçları ve Başbakan Mustafa el-Kazimi'nin önümüzdeki ay Paris'e yapacağı ziyaretin hazırlıklarıyla ilgiliydi. Bakan Le Drian ile bölgedeki son gelişmelerin ve Washington ile ilişkilerin yanı sıra Irak'taki güvenlik sorunları, DEAŞ ve üyelerinin durumu ve Fransa'nın rolü hakkında görüştük. Tüm bu sorunlar gündeme getirildi.

*Başbakan Kazimi’nin Paris’i ziyaret edeceği tarih kesinleşti mi?
Ziyaret büyük olasılıkla Ekim ayı ortalarında gerçekleşecek. Tarihi kesinleştirmeye çalışıyoruz.

*Cumhurbaşkanı Macron, bu ayın başlarında Irak’ı ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında ‘Irak’ın egemenliğini destekleyecek’ bir girişim duyurdu.  Bu ne demek? Macron'un ziyareti öncesinde, Fransa’nın Dışişleri ve Savunma Bakanları tarafından ziyaret edildiniz. Bu ziyaretler, Fransızların Irak ile tüm siyasi, güvenlik, savunma ve ekonomik düzeylerde kapsamlı ilişkiler kurma arzusunu yansıtıyordu. Bu arzuya pratiğe dökebilecek ve Irak'a faydalı olabilecek özel projeler var mı?
Fransa'nın Irak ile ilişkileri güçlendirme arzusu, Irak'ın Fransa ile ilişkileri güçlendirme arzusuyla örtüşüyor. Fransız şirketlerin, Irak'a yardım etmek amacıyla ortaya attıkları ve prensipte onaylanan bir takım projeler var. Bunlar, güvenlik ve askeri konuların yanı sıra altyapı, hizmet, enerji ve petrol sektörüyle ilgili projeler.

*Fransızların Uluslararası Koalisyon çerçevesinde Irak Özel Kuvvetleri’nin eğitimine katıldığını ve Paris'in Irak'ın savunma ihtiyaçları için tedarikçi olmak istediğini biliyoruz. Bu eğilimi nasıl görüyorsunuz? Bu konuda bir arzunuz var mı?
Elbette. Fransa’nın, ister Hava Kuvvetleri, isterse de Fransız Özel Kuvvetleri veya topçu birlikleri ile olsun Uluslararası Koalisyon çerçevesinde DEAŞ’a karşı mücadelede önemli bir rolü var. Ayrıca Fransız kuvvetleri, ‘terörle mücadele konusunda uzmanlaşmış’ Irak Özel Kuvvetleri’nin eğitimine de katıldılar.

*Peki ya savunma alanında işbirliği ve Fransa’dan Irak'a silah tedariki konusunda neler söyleyeceksiniz? Satın almak istediğiniz silahların kaynaklarını çeşitlendirme gibi bir arzunuz var mı?
Askeri durumumuz nedeniyle ve DEAŞ’la mücadeleyi sürdürmemiz gerektiğinden iyi bir askeri güce ihtiyacımız var. Bugün bu alandaki uzmanlığa sahibiz, ancak Irak ordusu ve silahları, hazırlık ve eğitim kalitesi bunun için yeterli değil. Bunun için Savunma Bakanlığı ve Silahlı Kuvvetlerin eğitilmesi ve hazırlanmasının yanı sıra silahları da olması gerekiyor. Bu nedenle silah kaynaklarının çeşitlendirilmesi meselesi, stratejik ve hassas olup üzerinde çalışılması gereken bir konudur. Irak Silahlı Kuvvetleri envanterinde Fransız yapımı silahların bol olduğu biliniyor. Bu yüzden Irak’ın Fransa’dan silah satın almak istemesi şaşırtıcı bir durum değil. Fakat bu konu Irak Savunma Bakanlığı’nın sorumluluğundadır.

*Fransa, Fransız vatandaşlığına sahip olan ve şu anda SDG'nin elinde bulunan terör unsurlarının kaderiyle ilgili bir sorun yaşıyor.  Fransa, tıpkı daha önce Fransız vatandaşı olan 13 terör unsurunun Irak’a teslim edilip orada yargılanmasında olduğu gibi Irak’ın yine bu kişilerin en azından bir kısmını teslim almasını ve burada yargılanmasını kabul etmesini istiyor. Bugün Fransızların bu talebini yine kabul etmeye hazır mısınız? Bu konuyu Fransız meslektaşınızla görüştünüz mü?
Bu sorunla karşı karşıyayız. Birçok ülke bunlarla karşı karşıya. Iraklılar ve Suriyeliler dışında, farklı milletlerden (52 millet) kişilerin DEAŞ saflarında yer aldığı biliniyor. Bu da DEAŞ’ın küresel bir örgüt olduğu anlamına geliyor. Sonuç olarak bu tutukluların çoğu Irak’taki veya Suriye’deki hapishanelerde tutuluyor.  Bir de SDG’nin kontrolündeki hapishanelerde kalanlar var. SDG ayrıca, DEAŞ liderleri ve üyelerinin ailelerinin kaldığı kampları kontrol ediyor. Yani bu var olmaya devam eden bir sorun.
Bu, sorunun birinci boyutu. İkinci boyutu ise konunun, gerek Irak'ta ve Suriye'de, gerekse geldikleri ülkelerde hukuk sistemleriyle ilgili olması nedeniyle karmaşık bir hale gelmesidir. Yargı geleneğinde suçlu, suçun işlendiği yerde yargılanır. Bu kişilerin çoğu suçlarını ya Irak topraklarında işlediler ya da Suriye'de aktif olsalar dahi merkezi Irak'ta olan bir örgütün parçası ve üyeleriydiler. Bu yüzden onları, Irak yargısı yargılayabilir.

*Peki, bu kişileri teslim alıp mahkemelerde yargılamak ve haklarında verilebilecek kararları uygulamak istiyor musunuz?
Ortak bir anlayışa ulaşmak için konunun ilgili ülkelerle tartışılması gerektiğine inanıyorum. Karmaşık başka bir konu daha var. DEAŞ üyesi kadınların ve erkeklerin yanında DEAŞ bölgelerine gelen kadınlar ve erkekler de var.  Çeşitli evlilikler oldu ve bu evliliklerden çocuklar doğdu. Soru şu; yasal olarak bu çocuklarla nasıl ilgilenebiliriz? DEAŞ üyelerinin geldikleri ülkelerin bu konudaki sorumlulukları nelerdir? Aynı zamanda siyasi, mali ve hukuki sorumluluklar neler? Çeşitli sorularda ortak sonuçlara ulaşmak için yoğun görüşmeler yapılması gerektirdiğine inanıyoruz. Irak bu meselelerin yükünü tek başına kaldıramaz. Irak bir kurbandı, ancak DEAŞ’lı militanların büyük çoğunluğu Iraklı veya Suriyeli olsa da, çok sayıda insan bu iki ülkenin dışından gelip DEAŞ’a katıldı.

*Peki, bugün Irak-Suudi Arabistan ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı geçtiğimiz günlerde Bağdat'taydı. Siz de Riyad'ı ziyaret etmeyi planlıyor musunuz? Daha üst düzey ziyaretler planlanıyor mu? Kısacası, Suudi Arabistan ile Irak ilişkilerinden beklentileriniz neler?
Öncelikle dış politikamızın tüm komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurmaya dayandığını ve Suudi Arabistan'ın komşu bir ülke olduğunu vurgulamak, isterim. Bununla birlikte Suudi Arabistan petrol üreten önemli bir ülke ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) önemli bir üyesidir. Ayrıca Suudi Arabistan ile aramızda coğrafi yakınlığın yanı sıra dilsel ve dini boyutlarda köklü ilişkiler bulunuyor.
Suudi Arabistan ile ilişkilerimizin Irak için önemli olduğunu düşünüyoruz. İyi ilişkilere ihtiyacımız var ve onları inşa etme sürecindeyiz. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan bin Abdullah Al Suud’a Bağdat ziyareti için teşekkür ettim. Tabii ki bizim de Riyad'ı ziyaret etme niyetimiz var. Ancak ilişkiler yalnızca ziyaretlere değil, aynı zamanda ticari ve ekonomik bağlar kurmaya ve karşılıklı çıkarlar ağı oluşturmaya da dayanıyor.
Çıkarlar bir birini desteklediğinde ilişkiler de doğru ve sağlıklı olmaya başlar. Biz de bu doğrultuda iki ülke arasındaki ilişkileri inşa etme sürecindeyiz. Suudi Arabistan'ın bize çeşitli alanlarda yardımcı olabileceğinin farkındayız. Suudi Arabistan merkezli şirketler, özellikle petrokimya üreten firmalar bize yardımcı olabilir. Suudi Arabistanlı yatırımcılar, Irak'a, özellikle güneydeki tarım alanlarında veya diğer verimli alanlarda yatırım yapabilirler.

*Peki ya siyasi düzeyde ilişkiler ne durumda?
Siyasi düzeyde de ilişkilerin en iyi seviyede olmasını hedefliyoruz. Suudi Arabistan'ın petrol sektöründe oynadığı kilit rolü kabul etmeliyim. Petrol üretiminde listenin başında gelen Suudi Arabistan, OPEC'de etkili bir rolü bulunuyor. Listenin ikinci sırasında ise Irak geliyor. Bu nedenle, Suudi Arabistan ile petrol sektöründe, güvenlik ve sınır konuları da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda tam ve kapsamlı bir koordinasyona ihtiyacımız var. Suudi Arabistan ile iyi ilişkilere ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Bu iyi ilişkileri inşa etmek için çalışıyoruz.

*Türkiye'nin Irak topraklarındaki askeri operasyonlarını protesto etmek için Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’nin üçüncü kez Dışişleri Bakanlığı’na çağrılıp protesto notası verilmesi, Türkiye ile bir takım sorunlar yaşadığınıza işaret ediyor. Türkiye ile aranızdaki sorunun temeli neye dayanıyor ve buna bir çözüm bulmak için neler yapıyorsunuz? Türkiye’den ne isteniyor? Türkiye neden Irak’ın egemenliğine saygı göstermiyor?
Türkiye, PKK'nın terör faaliyetlerine müdahale ettiği gerekçesiyle yaptıklarını haklı gösteriyor.

Sizce haklı mı?
PKK’nın faaliyetlerini desteklemiyoruz. PKK, 1991 yılında Irak dağlarına girdi. Türk ordusu o tarihten bugüne Irak dağlarında PKK ile savaşmaya çalışıyor. Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlıyoruz. Fakat, askeri operasyonlarını anlamak zor. Irak topraklarına girilip büyük askeri operasyonlar düzenlediğinde, bazen sivillerin yaşadığı köyler bombaladığında ve üst düzey iki subay öldürüldüğünde bunu anlamak daha da zorlaşıyor. Yine de Türkiye ile iletişim kurmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Çünkü Türkiye ile çatışma peşinde değiliz. Diyaloga ihtiyacımız var, ancak diğerini anlamak ve somut sonuçlara ulaşmak için Irak’ın egemenliğine saygı duyulması ve Irak’ın iç işlerine karışılmaması, PKK meselesinin başka bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Her halükarda Türkiye ile diyalog başlatmaya hazırız.

*Sayın Kazimi’ye, Ankara'yı ziyaret etmesi için bir davette bulunuldu. Öyle değil mi?
Evet. Davet edildi. Bu davete icabet için gerekli atmosferi hazırlıyoruz. Türkiye Dışişleri Bakanı'nı tüm bu konularla ilgili istişarede bulunmak üzere Bağdat'a davet edeceğim.

*Brüksel'de gazetecilere yaptığınız açıklamada, “Komşu ülkelerden Irak'ın egemenliğine saygı göstermelerini ve Irak'ın iç işlerine karışmamalarını istiyoruz” dediniz. Önümüzdeki Kasım ayında yapılması planlanan ABD’de başkanlık seçimleri öncesinde Tahran üzerindeki baskıların artmasıyla ABD-İran gerginliği Irak’ı daha fazla etkiler mi?
Çoğu insan Irak’ın egemenliğinin nasıl korunabileceğini söylüyor. Şuan Irak topraklarında askeri bir müdahale söz konusu. ABD-İran çatışması Irak'ın iç durumuna bağlıyken bu, nasıl mümkün olabilir? Fakat Irak’ın egemenliğine saygı duyulması ilkesine bağlı kalıyor ve bu temel üzerinde çalışıyoruz. Komşu ülkelerin Irak'ın içişlerine karışması doğru ve sağlıklı değildir. Çünkü bu durum sonunda bölgede bir felakete yol açacaktır. Bizden değil, fakat başkalarından gelen tepkiler olacaktır. İster Irak'tan uzak olsunlar, ister Irak'ın komşuları olsunlar hiçbir ülke, Irak topraklarını başkalarının hesaplaşma ve sorunlarını çözme sahasına dönüştüremeyecekler.
Peki, pratikte işler bu doğrultuda mı ilerliyor?
Bu sorunlarla yüzleşecek askeri gücümüz yok. Bunların askeri güçle çözüleceğine de inanmıyoruz. Uluslararası ilişkilerde yumuşak güce başvuruyoruz, diplomasiye güveniyoruz, medya aracılığıyla da kamuoyuna hitap ediyoruz. İlişkiler kurarak, dünyanın birçok yerinden dostlarımıza farklı tutumları açıklamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla ‘askeri araçların dışında’ kendimizi savunacağımız başka araçlarımız var. Bu yönde ilerliyoruz ve Irak'ın tutumlarına karşı büyük bir sempati ve anlayış söz konusu.  Söz konusu sempatinin bu ülkeler üzerindeki siyasi kararlara ve baskılara dönüştürülebileceğini ve böylece farklı araçlar edinebileceğimizi düşünüyorum.
*Brüksel’de AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyon Başkan Yardımcısı Josep Borrell’den Irak'ın adının terörü finanse eden veya kara para aklamaya izin eden ülkeler listesinden çıkarmalarını istediniz. Bu talebinize cevap verildi mi? Anlayışla karşılandınız mı? Yoksa sadece sözler mi verildi?
Bize göre Irak'ın, terörün sponsorları listesine koyulması tuhaf bir adım. Avrupa turu sırasında konuyu görüştüğüm bakanlara özellikle de AB dönem başkanı olan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ve Josep Borrell’e konuyu ilettim. Ayrıca bu konuyla ilgili tüm Avrupalı ​​bakanlara bir yazı yazdım. Bana sözler verdiler. Fakat Irak Merkez Bankası ile ilgili teknik bir sorunu gündeme getirdiler. Dosyayı kapatmak için bir takım çalışmalar olacak.
*ABD Başkanı’nın, Irak’taki ABD askerlerini, sayılar 3 bine düşecek şekilde geri çekmek istediği düşünüldüğünde, bugün Irak'taki ABD askeri varlığının doğası ve geleceği hakkında net bir vizyonunuz var mı?
ABD’nin Irak topraklarındaki askeri varlığı, ülkenin güvenlik ve askeri ihtiyaçlarına dayanıyor. ABD ile yapılan görüş alışverişinde bu konudaki çalışmanın boyutları belirlenecek. Ancak Irak toplumunun isteklerini ve Irak Meclisi’nin ‘ABD askerlerinin çekilmesini talep eden’ kararını dikkate aldığımızı belirtmek isterim. ‘Ortak’ teknik komisyonun önce Irak’ın askeri ve güvenlik ihtiyaçlarını belirlemesi ve ardından atılacak ortak adımları tanımlaması gerektiğine inanıyorum. Ancak başka bir biçimde ortak çalışma olacaktır. İleride, Irak için tehdit oluşturmaya devam eden DEAŞ’a yönelik operasyonların sona ermesinin ardından ABD güçleri ile askeri ve güvenlik ilişkileri başka bir şekil alacaktır.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.