Erdoğan, BM ülkelerine seslendi: Hangi ülkede üretilirse üretilsin, kullanıma hazır hale getirilecek aşılar, insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır

Erdoğan, BM ülkelerine seslendi: Hangi ülkede üretilirse üretilsin, kullanıma hazır hale getirilecek aşılar, insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır
TT

Erdoğan, BM ülkelerine seslendi: Hangi ülkede üretilirse üretilsin, kullanıma hazır hale getirilecek aşılar, insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır

Erdoğan, BM ülkelerine seslendi: Hangi ülkede üretilirse üretilsin, kullanıma hazır hale getirilecek aşılar, insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Salgının başlarında, ülkelerin kendi hallerine terk edildiği bir manzara ortaya çıktı. Böylece, yıllardan beri bu kürsüden ısrarla dile getirdiğim ‘Dünya Beşten Büyüktür’ tezinin haklılığını bir kez daha görmüş olduk. İnsanlığın kaderi sınırlı sayıdaki ülkenin keyfine bırakılamaz” dedi.
75. BM Genel Kurul genel görüşmeleri kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM ülkelerine seslendi. Mutat olarak ilk sıradaki Brezilya ve ev sahibi ülke ABD’nin ardından Genel Kurul Başkanlığını yürüten ülkenin heyet başkanı olarak üçüncü sırada konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul Başkanlığını devralan Büyükelçi Volkan Bozkır’ı tebrik etti. Erdoğan, “Büyükelçi Bozkır’ın ülkelerin ezici çoğunluğunun desteğiyle bu göreve seçilmesi, tecrübeli bir diplomat ve siyasetçi olarak şahsi meziyetlerinin yanı sıra, Türkiye’ye duyulan güvenin de işaretidir. Birleşmiş Milletler sistemindeki en üst düzeyli görevi üstlenen ilk Türk vatandaşı olarak Büyükelçi Bozkır’ın, uluslararası toplumun sesi ve vicdanı olacağına inanıyorum. Kendisinin görevini adil ve şeffaf bir şekilde yürüteceğinden şüphe duymuyorum. Birleşmiş Milletlerin kuruluşunun 75’inci yıldönümü gibi anlamlı bir tarihte üstlendiği görevinde, Sayın Bozkır’a başarılar diliyorum” diye konuştu.

“Israrla dile getirdiğim ‘Dünya Beşten Büyüktür’ tezinin haklılığını bir kez daha görmüş olduk”
Genel Kurul’un “Kovid-19’la mücadele ve çok taraflılık” temasıyla düzenlenmesini isabetli bulduğunun altını çizen Erdoğan, “Türkiye olarak bu konudaki taahhütlerimize bağlıyız ve Kovid-19’la mücadeleye destek vermekte kararlıyız. Salgın, dünyayı çeşitli sınamalarla baş etmekte zorlandığı bir dönemde yakaladı. Zaten tartışılan küreselleşme, kurallara dayalı uluslararası sistem ve çok taraflılık, salgının etkisiyle şimdi daha da çok sorgulanıyor. Karşımızdaki fotoğrafa bakarak, bardağın dolu ve boş taraflarını doğru ve samimi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Bardağın boş kısmında, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çok taraflı örgütlerin reform ihtiyacı bulunuyor. Mevcut küresel mekanizmaların bu krizde ne kadar etkisiz kaldığını gördük. Öyle ki, Birleşmiş Milletlerin en temel karar alma organı olan Güvenlik Konseyi’nin salgını gündemine alması haftalar, hatta aylar sürdü.
Salgının başlarında, ülkelerin kendi hallerine terk edildiği bir manzara ortaya çıktı. Böylece, yıllardan beri bu kürsüden ısrarla dile getirdiğim ‘Dünya Beşten Büyüktür’ tezinin haklılığını bir kez daha görmüş olduk. İnsanlığın kaderi sınırlı sayıdaki ülkenin keyfine bırakılamaz. Uluslararası örgütlerdeki itibar kaybının önüne geçmek için öncelikle zihniyetimizi, kurumlarımızı ve kurallarımızı gözden geçirmeliyiz. Etkin çok taraflılık, etkin çok taraflı kurumların varlığını gerektirir. Güvenlik Konseyi’nin yeniden yapılandırılmasından başlayarak, kapsamlı ve anlamlı reformları süratle uygulamaya sokmalıyız. Konseyi daha etkin, demokratik, şeffaf, hesap verebilir bir yapıya ve işleyişe kavuşturmalıyız. Aynı şekilde, uluslararası toplumun ortak vicdanını yansıtan Genel Kurul’u da güçlendirmeliyiz. Bardağın dolu tarafında ise, Birleşmiş Milletlerin insanlığın barış, adalet ve refah arayışında bir dönüm noktası olma potansiyelini sürdürmesi bulunuyor. Henüz salgın krizinin üstesinden gelemediğimizi de göz önünde bulundurarak, çok taraflı işbirliği için elimizdeki kurumları ve mekanizmaları en etkin şekilde kullanmaya çalışmalıyız” diye konuştu.

“Kullanıma hazır hale getirilecek aşılar, insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır”
Sorunların küresel olduğu durumlarda, yerel çözümlerin ancak günü kurtarabileceğini söyleyen Erdoğan, “Uzun vadeli çözümler için uluslararası dayanışma şarttır. Türkiye olarak, salgın krizinin ilk günlerinden itibaren, tüm uluslararası platformlarda işbirliği çağrısında bulunduk. G-20’de, Türk Konseyi’nde, MİKTA’da, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda ve diğer platformlarda salgınla mücadele amaçlı çalışmaların en önünde yer aldık. ‘Dost kara günde belli olur’ anlayışıyla, tıbbi malzeme yardımı talep eden 146 ülkeye ve 7 uluslararası kuruluşa elimizi uzattık. Yürüttüğümüz tahliye operasyonlarıyla, 141 ülkedeki 100 binden fazla vatandaşımızın evlerine dönüşünü sağladık. Aynı seferlerle 67 ülkeden 5 bin 500’den fazla yabancıyı da vatanlarına kavuşturduk. Tüm bunları ‘Korona virüs diplomasisi’ niyetiyle yapmadık. Yardım ve tahliye çalışmalarımız için kimseden herhangi bir karşılık beklemedik, beklemiyoruz. Mağdurların ve mazlumların yanında olmak, milletimizin mayasında ve girişimci ve insani dış politikamızın özünde vardır. Buradan bir kez daha, tıbbi malzeme ve ilaç tedariki ile aşı geliştirme çalışmalarının rekabet konusu yapılmaması çağrısında bulunuyorum. Hangi ülkede üretilirse üretilsin, kullanıma hazır hale getirilecek aşılar, insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır. Salgınla birlikte, devlet kapasitesi, etkin yönetişim ve dayanıklılık gibi unsurların ne kadar hayati role sahip olduğunu hep birlikte bir kez daha tecrübe ettik. Türkiye’nin başarı hikâyesinin arkasında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birlikte tesis ettiğimiz etkin yönetişim mekanizmaları, sağlık alanındaki altyapı yatırımlarımızın geliştirdiği yüksek kapasite ve yetişmiş insan kaynağı vardır” şeklinde konuştu.

“Suriye’ye güvenli ve gönüllü geri dönüşlerin temin edilmesi şarttır”
Salgının dünya genelindeki çatışma dinamiklerini olumsuz etkilediğini ve kırılganlıkları artırdığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin, bizim de desteklediğimiz, küresel insani ateşkes çağrısının somut sonuçlar doğurmamış olmasından üzüntü duyuyoruz. Türkiye olarak, ülkemize ve insanlığa yönelen tehditleri, gerektiğinde her türlü inisiyatifi alarak, bertaraf etmenin yollarını arıyoruz. Suriye’de onuncu yılına giren ihtilaf, bölgemizin güvenlik ve istikrarı için tehdit oluşturmaya devam ediyor. Bölgede DEAŞ’a karşı ilk ve en ciddi darbeyi vuran ülke olarak, PKK-YPG terör örgütüyle de mücadeleyi sürdürüyoruz. Uluslararası toplum olarak, tüm terör örgütlerine karşı aynı ilkeli tutumu takınmadan ve kararlı duruşu göstermeden, Suriye meselesine kalıcı çözüm bulamayız. Bu yaklaşım, Suriye’ye güvenli ve gönüllü geri dönüşlerin temin edilmesi için de şarttır.
Suriye’de terör örgütlerinden kurtardığımız bölgelere 411 binin üzerinde Suriyeli kardeşimizin dönmesi bunun en açık göstergesidir. Aynı şekilde, güvenli hale getirdiğimiz bölgeler sayesinde, İdlib başta olmak üzere, ülkenin çeşitli yerlerinden milyonlarca Suriyelinin de vatanlarından ayrılmalarının önüne geçtik. Türkiye yıllardır, 4 milyona yakın Suriyeli sığınmacıyı, tüm ihtiyaçlarını karşılayarak kendi topraklarında barındırıyor. Bir o kadar Suriyelinin ihtiyaçlarını da, sınırımıza yakın yerler başta olmak üzere, kontrol altında tuttuğumuz bölgelerde, yerinde karşılıyoruz. Son olarak bu kardeşlerimiz için İdlib’te ve diğer yerlerde onbinlerce briket konut inşa ediyoruz. Bütün bu faaliyetleri, uluslararası toplumdan ve uluslararası kuruluşlardan kayda değer bir destek almadan, kendi imkanlarımızla ve halkımızın desteğiyle yürütüyoruz. Suriye’deki ihtilafın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı Kararı’ndaki yol haritası temelinde çözülmesi, hepimizin önceliği olmalıdır. Bunun için Birleşmiş Milletlerin himayesinde başlatılan, Suriyeliler tarafından da sahiplenilen ve yönlendirilen siyasi sürecin başarıyla sonuçlandırılması gerekiyor. Suriye’nin, toprak bütünlüğü ve siyasi birliği korunmuş olarak kalıcı bir barışa ulaşabilmesi, ancak bu şekilde mümkündür. Bu hedef gerçekleşene kadar, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü ile milli güvenliğimize kasteden terör örgütlerini engellemekte kararlıyız. Bugün dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye gibi ülkeler, yaptıkları fedakârlıkla tüm insanlığın onurunu kurtarıyor. Buna karşılık, aralarında bazı Avrupa ülkelerinin de yer aldığı kimi devletler, maalesef, sığınmacıların ve göçmenlerin haklarını ihlal ediyor. Cenevre Sözleşmesi’ni ve uluslararası insan hakları sistemini aşındıran bu ihlaller karşısında Birleşmiş Milletlerin güçlü bir tavır almasının vakti gelmiştir. Libya’da, darbecilerin geçen yıl meşru Milli Mutabakat Hükümeti’ni devirmek için başlattığı saldırılar, bu ülkeye sadece acı ve yıkım getirmiştir. Uluslararası toplum, yapılan katliamların, insan hakları ihlallerinin ve özellikle Tarhuna şehrinde bulunan toplu mezarların hesabını ne darbecilerden, ne de destekçilerinden sorabilmiştir.
Libya’nın meşru hükümetinin yardım çağrısına somut cevap veren ve destek sağlayan tek ülke Türkiye olmuştur. Libya’da kalıcı siyasi çözümün, Libyalılar tarafından yürütülecek kapsayıcı ve kapsamlı diyalog yoluyla tesis edilebileceğine inanıyoruz. Yemen’de beş yılı aşkın süredir akan kanın durdurulması ve insani krizin önüne geçilmesi de, uluslararası toplumun sorumluluğundadır. Bölgede nüfuz kazanma niyetiyle, Yemen’in egemenliğine, siyasi birliğine ve toprak bütünlüğüne göz dikenleri ve Yemenlilerin ıstırabının sürmesine göz yumanları tarih affetmeyecektir. Irak’ın dış güçlerin çatışma sahasına dönüşmemesi, bölgemiz için istikrar ve refah üreten bir konuma gelmesi samimi arzumuzdur. Komşumuz Irak’a her alanda destek olurken, özellikle terörle mücadelede daha yakın işbirliği yapmak istiyoruz. Tıpkı DEAŞ gibi, Irak’ta yuvalanan PKK terör örgütünün kökünü kazıma konusunda, uluslararası toplumdan ve bu ülkeden samimi işbirliği bekliyoruz. Bölgenin terör örgütlerinden temizlenmesi, insanlığın en kadim coğrafyasına evsahipliği yapan Irak’ın geleceğinin aydınlanmasına katkı sağlayacaktır. İran’ın nükleer programıyla ilgili hususların uluslararası hukuk dikkate alınarak, diplomasi ve diyalog yoluyla çözülmesinden yanayız. Tüm tarafların, bölgesel ve küresel güvenliğe ciddi katkılar sağlayan Kapsamlı Ortak Eylem Planındaki yükümlülüklerine riayet etmeleri çağrımızı tekrarlıyorum. İnsanlığın kanayan yarası olan Filistin’deki işgal ve zulüm düzeni, vicdanları acıtmaya devam ediyor. Üç büyük dinin kutsallarına ev sahipliği yapan Kudüs’ün mahremiyetine uzanan kirli el, cüretini giderek artırıyor. Filistin halkı, İsrail’in tüm baskı, şiddet ve yıldırma politikalarına yarım asırdan uzun bir süredir göğüs geriyor. ‘Asrın Anlaşması’ adı altında Filistin tarafına dayatılmaya çalışılan teslimiyet belgesi reddedilince, İsrail bu kez işbirlikçilerinin yardımıyla ‘kaleyi içeriden fethetme’ girişimlerine hız vermiştir. Türkiye olarak, Filistin halkının rıza göstermediği hiçbir plana destek vermeyeceğiz. Kimi bölge ülkelerinin bu oyuna ortak olması, İsrail’in temel uluslararası parametreleri aşındırma çabalarına hizmet etmenin ötesinde anlam taşımıyor.
Birleşmiş Milletler kararları ve uluslararası hukukun hilafına Kudüs’te büyükelçilik açma niyetini beyan eden ülkeler, bu tavırlarıyla sadece ihtilafın daha da çetrefil hale gelmesine hizmet ediyor. Filistin meselesi ancak, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi devamlılık içinde bir Filistin Devleti’nin kurulmasıyla çözülebilir. Bunun dışındaki çözüm arayışları beyhudedir, tek taraflıdır, adaletsizdir. Temmuz ayında Azerbaycan topraklarına saldıran Ermenistan, Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın önündeki en büyük engel olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Yukarı Karabağ sorunu başta olmak üzere bölgedeki ihtilafların Azerbaycan ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği ile Birleşmiş Milletler ve AGİT kararları doğrultusunda bir an evvel çözülmesinden yanayız. Güney Asya’nın istikrar ve barışı için de kilit önem taşıyan Keşmir sorunu halen çözüm bekliyor. Cammu-Keşmir’in özel statüsünün ilgasının ardından atılan adımlar sorunu daha da karmaşıklaştırdı. Bu meselenin, diyalog yoluyla, Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve özellikle Keşmir halkının beklentileri doğrultusunda çözülmesinden yanayız” ifadelerini kullandı.

“Bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz”
Doğu Akdeniz’de bir süredir yaşanan gerilimin gerisinde, “kazanan hepsini alır” anlayışıyla hareket eden ülkeler bulunduğunun altını çizen Erdoğan, “Ülkemizi dışlama amaçlı nafile adımların başarı şansı kesinlikle yoktur. Bizim ne Doğu Akdeniz’de, ne de başka bir bölgede, kimsenin hakkında, hukukunda, meşru çıkarlarında gözümüz bulunmuyor. Ancak, ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarının çiğnenmesine, çıkarlarının yok sayılmasına da göz yumamayız. Bölgede bugün yaşanan sıkıntıların sebebi, Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesiminin 2003’ten beri maksimalist taleplerle attıkları tek yanlı adımlardır. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki her türlü olumsuz gelişmenin yükünü tek başına omuzlamak durumunda bırakılan bir ülkedir. Buna karşılık, bölgedeki doğal kaynaklar sözkonusu olduğunda ülkemizin yok sayılması ne akıl ve vicdanla, ne de uluslararası hukukla izah edilebilir.
Anlaşmazlıkların samimi bir diyalogla, uluslararası hukuk temelinde, hakkaniyete uygun biçimde çözümü öncelikli tercihimizdir. Ancak, aksi yöndeki hiçbir dayatmaya, tacize, saldırıya asla müsamaha göstermeyeceğimizi de açıkça ifade etmek istiyorum. Doğu Akdeniz’deki kıyıdaş ülkeler arasında diyalog ve işbirliğini tesis etmeye yönelik çağrımızı burada tekrarlamak istiyorum. Bu amaçla, tüm bölge ülkelerinin hak ve çıkarlarının göz önünde bulundurulduğu, içinde Kıbrıs Türklerinin de yer aldığı bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz. Bölgedeki krizin sebeplerinden biri de, 1968 yılından bu yana aralıklarla devam eden müzakerelerde Kıbrıs meselesine adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulunamamasıdır. Çözümün önündeki yegâne engel, Rum tarafının uzlaşmaz, hak tanımaz, şımarık yaklaşımıdır. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayan Rum tarafı, Kıbrıs Türklerini kendi yurtlarında azınlık yapmayı, hatta tümüyle adadan tasfiye etmeyi amaçlıyor. Garantör ülke sıfatıyla, Kıbrıs Türk halkını haklı davasında hiçbir zaman yalnız bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız. Kıbrıs meselesinde çözüm, ancak Kıbrıs Türk halkının Ada’nın ortak sahibi olduğu gerçeğinin kabul edilmesiyle mümkündür. Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ile Ada’daki tarihsel ve siyasi haklarını kalıcı biçimde teminat altına alacak her çözümü destekleyeceğiz” dedi.

“Uluslararası toplumun kitle imha silahlarının tamamını ortadan kaldırması gerekiyor”
Bu sene, Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atılmasının 75’inci yıldönümü olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Silahsızlanma, küresel barış ve güvenliğin sağlanması bakımından hayati öneme sahip. Buna karşılık silahların kontrolü mimarisi, son yıllarda önemli hasarlar aldı. Uluslararası toplumun bu konuda eşitlik ve adalet temelinde ilerleyerek, kitle imha silahlarının tamamını ortadan kaldırması gerekiyor. Hep birlikte hareket etme mecburiyetimizin bulunduğu bir diğer önemli konu iklim değişikliğidir. İnsanoğlunun tabiatın dengelerine müdahale etmesinin nasıl ağır bedellere yol açabileceğini görüyoruz. Bu kötü gidişatı durdurmak ve tersine çevirmek mecburiyetindeyiz. Türkiye olarak, gelinen noktadaki tarihi mesuliyetimiz yok denecek kadar az olmasına rağmen, bu mücadeleye samimiyetle destek veriyor ve yükümlülüklerimizi yerine getiriyoruz. Yakın geçmişte, Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Taraflar Konferansı’na evsahipliği yaptık. Afrika başta olmak üzere pek çok bölge ve ülkeyle verimli bir işbirliği yürüttük. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 2022’de yapılacak 16’ncı Taraflar Konferansının da ev sahipliğini üstlendik. Şimdi de, insanlığı tehdit eden ancak nedense görünmez sayılan bir soruna dikkatinizi çekmek istiyorum. Irkçılık, yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı ve nefret söylemi vahim boyutlara ulaştı. Salgın sürecinde, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık iyice artarken, göçmenler ve sığınmacılar başta olmak üzere, savunmasız kişilere yönelik şiddet eylemleri hız kazandı. Önyargılardan ve cehaletten beslenen bu tehlikeli eğilimlere en çok da Müslümanlar maruz kalıyor. Bu tehlikeli gidişin en önemli sorumluları, oy uğruna popülist söylemlere yönelen siyasetçiler ile ifade özgürlüğünü suiistimal ederek nefret söylemini meşrulaştıran marjinal kesimlerdir. Tüm uluslararası kuruluşları acilen bu zihniyete karşı mücadelede daha somut adımlar atmaya davet ediyorum. Yeni Zelanda’da Müslümanlara yönelik terör saldırısının yıldönümü olan 15 Mart tarihinin, Birleşmiş Milletler tarafından “İslam Düşmanlığına Karşı Uluslararası Dayanışma Günü” olarak ilan edilmesi çağrımı tekrarlıyorum. Birleşmiş Milletlerden sonra en büyük ikinci uluslararası kuruluş olan İslam İşbirliği Teşkilatı, bu günü resmen kabul etmiştir” diye konuştu.

“Dijitalleşmenin dönüştürücü gücünden yararlanmalıyız”
Salgın ve onunla bağlantılı olarak tırmanan ekonomik krizin sürdürülebilir kalkınma ve 2030 hedefleri bakımından da olumsuz etkilere yol açtığının altını çizen Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Gelişmekte olan ülkeler ile düşük gelir düzeyine sahip ülkeler, bu krizden daha fazla etkileniyorlar. Esasen, salgın döneminde yaşananlar bize, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin her türlü küresel krizle mücadelede önemli bir yol gösterici olabileceğini gösterdi. Krizden çıkışın ekonomik reçetelerini tasarlarken, dijitalleşmenin dönüştürücü gücünden de yararlanmalıyız. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Dijital İşbirliği Haritasını destekliyoruz. Küresel ve bölgesel meseleleri ele almak üzere tasarladığımız ilk ‘Antalya Diplomasi Forumu’nun temasını da, dijital çağda diplomasi olarak belirledik. Ayrıca, en az gelişmiş ülkeler için Birleşmiş Milletler Teknoloji Bankası’na da evsahipliği yapıyoruz. En doğudaki Avrupalı ve en batıdaki Asyalı olmak, her alanda Türkiye’nin özgül ağırlığını artırıyor. Tarihin sarkacının yeniden Asya’ya doğru kaydığı bu dönemde, ‘Yeniden Asya’ girişimimizle, ilişkilerimize yeni bir dinamizm kazandıracağız. Coğrafi yakınlığımızı perçinleyen beşeri ve tarihi bağlara sahip olduğumuz Afrika ile ilişkilerimizde de ciddi ivme yakaladık. Önümüzdeki yıl Türkiye’de düzenlemek istediğimiz Türkiye-Afrika Birliği Ortaklık Zirvesi’nin üçüncüsünde, Afrika’nın kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan projeleri hayata geçirmeyi planlıyoruz. Sözlerime son verirken, içinden geçtiğimiz bu hassas dönemde çok taraflılığa verdiğimiz güçlü desteğin süreceğini belirtmek istiyorum. Salgına karşı elbette mesafeyi korumalıyız, ancak, uluslararası toplumu tehdit eden tüm imtihanlara karşı ortaklaşa mücadele ve işbirliğinde safları sıkılaştırmak mecburiyetindeyiz. Tarih boyunca dünyanın en gözde şehirlerinden olan İstanbul’un, Birleşmiş Milletler merkezi haline gelmesi yönündeki gayretlerimizi sürdüreceğiz.”



Dünya ısındıkça bazı ağaçların hava kalitesini düşürdüğü ortaya çıktı

Pekin'de bulunan yüksek izopren seviyeleri, mevcut ağaç türlerine atfedilebilir (Xianjun He)
Pekin'de bulunan yüksek izopren seviyeleri, mevcut ağaç türlerine atfedilebilir (Xianjun He)
TT

Dünya ısındıkça bazı ağaçların hava kalitesini düşürdüğü ortaya çıktı

Pekin'de bulunan yüksek izopren seviyeleri, mevcut ağaç türlerine atfedilebilir (Xianjun He)
Pekin'de bulunan yüksek izopren seviyeleri, mevcut ağaç türlerine atfedilebilir (Xianjun He)

Şehirlerdeki yeşil alanların tasarlanma biçimini değiştirebilecek yeni bir araştırmaya göre bazı ağaçlar, kentsel ozon kirliliğini artırabilecek ve zehirli olabilecek buharlar yayıyor.

Şehirlerdeki yeşil örtü gaz halindeki kirleticileri emebilir ve kentsel mahalleleri serinletebilirken, bazı ağaçlar aynı zamanda yer seviyesinde ozon kirliliğine katkıda bulunabilecek, zehirli olabilecek uçucu bileşikler de yayıyor.

Çin'deki Jinan Üniversitesi'nden araştırmacılar, bu uçucu bileşiklerin çözücülerde, boyalarda, temizlik ürünlerinde ve yakıt buharlarında bulunanlara benzer olduğunu söylüyor.

Bilim insanları, küresel iklim ısındıkça, ağaçlardan kaynaklanan bu göz ardı edilen emisyonların önemini anlamanın daha da gerekli hale geldiğini belirtiyor.

Son çalışmada araştırmacılar, Pekin'deki meteoroloji kulesinde yerden 102 metre yükseklikte bulunan bir platforma ve kulenin tabanındaki laboratuvara doğrudan emisyon izleme sistemleri kurdu.

Bilim insanları, atmosferdeki kimyasal sinyalleri saniyede birkaç kez izleyerek şehrin kimyasal "nefesini" gerçek zamanlı olarak kaydetti.

Araştırmacılar, özellikle uçucu organik bileşik (VOC) emisyonlarının miktarını ölçerek bunların ağaçlar, trafik, kimyasal ürünler, yemek pişirme ve ev içi faaliyetler gibi hangi kaynaklardan geldiğini belirledi.

Doğal kauçukta bulunan izopren kimyasalının, tespit edilen temel reaktif bileşiklerden biri olduğu ve çoğunun ağaçlardan kaynaklandığı bulundu.

Sıcak havanın da şehirlerdeki VOC emisyonlarını artırdığı görüldü.

Bilim insanları, 20'yle 35 santigrat derece arasında, kentlerdeki ağaçlar tarafından yayılan uçucu bileşiklerin kimyasal reaktivitesinin 7 ila 8 kat arttığını buldu.

Çalışma, Pekin'deki izopren emisyonlarının gözlemlenen şehirler arasında en yüksek olduğunu ve ılıman iklimli ormanlarda bulunan seviyelere yaklaştığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, bunun esas olarak Pekin'de dikilen ağaç türlerinden kaynaklandığını söylüyor.

scdfgthyj
Pekin'deki meteoroloji kulesinin 102 metre yüksekliğindeki platformuna kurulan doğrudan emisyon ölçüm sistemi (Xianjun He)

Pekin'deki yerel ağaçların büyük bir bölümünün, salkım söğüt (Salix babylonica) ve Çin beyaz kavağı (Populus tomentosa) dahil izopren yayıcı olarak bilindiği belirtiliyor.

Bilim insanları, "Bu bulgu, Kuzey Çin'deki diğer şehirler için de geçerli olabilir. Nitekim onlarca yıldır yoğun biçimde söğüt ve kavak dikilen Harbin ve Çangçun'daki ortalama emisyon potansiyelinin Pekin'e benzer, hatta daha yüksek olduğu tahmin ediliyor" diye yazdı.

Araştırmacılar, Asya ve Okyanusya'daki birçok diğer şehrin de ağaç emisyonlarından kaynaklanan benzer hava kalitesi baskılarıyla karşı karşıya kalabileceğini söylüyor.

Çalışmanın yazarlarından Thomas Karl, "Avrupa şehirlerinde, izopren salan ağaç türlerinin sayısının önemli ölçüde daha az olduğunu görüyoruz. Yerel ağaç türleri genellikle ozon oluşturan ancak izoprenden daha az miktarda salınan monoterpenler yayar" dedi.

Ancak bilim insanları, bulguların kentsel yeşillendirmenin azaltılması veya olgun ağaçların kaldırılması anlamına gelmediği konusunda uyarıda bulunuyor.

Bunun yerine, uçucu bileşik emisyon potansiyeli daha düşük ağaçların seçilmesini öneriyorlar.

Araştırmacılar, Pekin'deki toplam ağaç popülasyonunun 10'da birini oluşturan yüksek VOC salımlı ağaçların, düşük emisyonlu türlerle değiştirilmesi halinde izopren emisyonlarının en az yüzde 29 azaltılabileceğini söylüyor.

Bilim insanları, "Bulgularımız, ısınan iklime karşı koymak için yeşillendirme programlarında seçici kentsel planlamanın kritik önemini vurguluyor" diye yazdı.

Independent Türkçe


Suriye ve İsrail’den gerilimi düşürmeye yönelik hamleler

Şeybani ile ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın arasında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Paris’te (SANA)
Şeybani ile ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın arasında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Paris’te (SANA)
TT

Suriye ve İsrail’den gerilimi düşürmeye yönelik hamleler

Şeybani ile ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın arasında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Paris’te (SANA)
Şeybani ile ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın arasında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Paris’te (SANA)

İsrailli ve Suriyeli üst düzey yetkililer, iki ülke arasındaki gerilimi düşürmek amacıyla bugün (Pazar) bir araya geldi. ABD merkezli Axios haber sitesine konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynağa göre görüşme, İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan son saldırısının ardından gerçekleşti. Kaynaklar, toplantının nerede yapıldığını belirtmedi.

Görüşmede Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın Başkanı Roman Gofman bir araya geldi. Toplantı, İsrail’in Suriye’deki bir hava üssüne düzenlediği ve iki ülke arasındaki gerilimin ciddi biçimde tırmanmasına yol açan saldırıdan günler sonra gerçekleşti.

İsrail Başbakanlık Ofisi konuya ilişkin yorum yapmazken, Şeybani’nin sözcüsü de yorum talebine hemen yanıt vermedi.

Bu çerçevede i24NEWS kanalına konuşan konuya yakın bir kaynak, İsrail ile Suriye arasında gerilimi azaltmak amacıyla üst düzey bir toplantı gerçekleştirildiğini belirterek görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

fvghyj
Suriye Hava Kuvvetleri’ne ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgenin kontrolünü ele geçirmesinin ardından İdlib’in doğusundaki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nde (AP)

Şeybani de İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü bombalamasından günler sonra bugün yayımlanan bir Reuters röportajında, Şam’ın önceliğinin İsrail saldırılarının durdurulması olduğunu vurguladı. Şeybani, bu yönde güven tesis edecek adımlar atılmasının gerekli olduğunu söyledi.

Suriye Dışişleri Bakanı, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini belirtti. Söz konusu anlaşmanın İsrail’in Suriye topraklarından çekilmesini sağlamasını umduklarını ifade eden Şeybani, İsrail’e “tarihî bir fırsatı değerlendirme” çağrısında bulundu ve diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler dondu. Bu konuyu tamamlayabilmek için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” dedi.


Filistin seçimlerinin sürprizleri: Abbas'a karşı Dahlan - Hamas Cephesi

Batı Şeria'da daha önce yapılan seçimlerde oy kullanan Filistinli bir genç (AFP)
Batı Şeria'da daha önce yapılan seçimlerde oy kullanan Filistinli bir genç (AFP)
TT

Filistin seçimlerinin sürprizleri: Abbas'a karşı Dahlan - Hamas Cephesi

Batı Şeria'da daha önce yapılan seçimlerde oy kullanan Filistinli bir genç (AFP)
Batı Şeria'da daha önce yapılan seçimlerde oy kullanan Filistinli bir genç (AFP)

Halil Musa

Eski Fetih Hareketi (El Fetih) yöneticisi Nasır el-Kudva, yaklaşan seçimlere katılmak üzere ‘geniş kapsamlı bir ulusal seçim listesi’ oluşturulması yönünde istişarelerin yürütüldüğünü kabul etmekle birlikte, bu girişimlerin listede yer alacak nihai katılımcılar kesinleşmeksizin halen devam ettiğini vurguladı.

Söz konusu liste, Hamas ve İslami Cihad hareketlerinin, Muhammed Dahlan liderliğindeki Demokratik Reform Akımı'nın ve Nasır el-Kudva liderliğindeki Ulusal Demokratik Forum'un katılımıyla Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın politikalarına ‘tepkili olan kesimleri’ bir araya getirirken, diğer siyasi yelpazelerin katılımına da kapıyı açık bırakıyor.

“Hamas Hareketi geçtiğimiz pazartesi günü, Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye'nin Kahire'de Muhammed Dahlan liderliğindeki Fetih Hareketi bünyesindeki Demokratik Ulusal Akım heyetiyle bir araya geldiğini açıkladı. Açıklamada, Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına dair yol haritasının kabul edilmesiyle sonuçlanan müzakerelerdeki gelişmelerin ele alındığı kaydedildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Nasır el-Kudva,  yaptığı açıklamada, seçim listesine katılmaları konusunda Mervan el-Bergusi akımından, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nden ve Demokratik Cephe'den yanıt beklediklerini söylese de bunun ‘siyasi bir ittifak değil, bir seçim listesi’ olduğunun altını çizdi.

Bu listenin hedefinin ‘Filistin siyasi sistemini değiştirmek’ olduğunu açıkça belirten Kudva, listenin oluşturulması çabalarının Fetih Hareketi içindeki uzlaşı arayışlarının çıkmaza girmesinin ardından geldiğine dikkati çekti.

Listenin ‘herkesin katılımıyla geniş kapsamlı, herhangi bir kota olmaksızın, ulusal şahsiyetleri barındıran ve herkesin katılımına kapıyı açık tutan’ bir yapıda olacağını vurguladı.

Kudva, geniş tabanlı bu listenin kurulmasının, önümüzdeki 28 Kasım'da yapılması planlanan seçimlerin ertelenmesine veya iptal edilmesine yol açabileceği ihtimalini de dışlamadı.

Hamas Hareketi ise geçtiğimiz pazartesi günü, Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye'nin Kahire'de Muhammed Dahlan liderliğindeki Fetih Hareketi bünyesindeki Demokratik Ulusal Akım heyetiyle bir araya geldiğini ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik yol haritasının onaylanmasıyla sonuçlanan müzakerelerdeki gelişmelerin ele alındığını bildirmişti.

cdfvghyju
Gözlemciler, Kahire'de birleşik ulusal bir liste oluşturulmasına ilişkin konuşmaları ‘yalnızca bir deneme balonu’ olarak değerlendiriyor (Hamas Hareketi)

Hamas Hareketi’ne göre her iki taraf, Filistin iç düzenini ortaklık ve demokrasi temelleri üzerinde yeniden tanzim etme, ulusal kararlardaki tek adam/tekelleşme durumunu sona erdirme ve mevcut sınamalarla yüzleşip ulusal davayı ileriye taşımak adına kapsamlı bir ulusal strateji oluşturma yollarını ele aldı.

Hamas Siyasi Büro üyesi Husam Bedran, hareketin seçimlere ‘mümkün olan en geniş ulusal koalisyon çatısı altında’ katılacağını vurgulayarak, seçimlerin ‘ulusal kararlardaki yirmi yıldır süregelen tekelleşme durumunu sona erdirmek için tarihi bir fırsat’ olduğuna işaret etti.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Kurulu üyesi Ahmed Mecdelani ise bu listenin ortak paydasının ‘Fetih Hareketi’nin ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Filistin siyasi sistemi üzerindeki hegemonyasını sona erdirmek’ olduğunu söyledi.

Mecdelani'ye göre güç dengelerini değiştirmek amacıyla gerek siyasi gerekse mali destekleriyle bölgesel tarafların himayesinde Filistin siyasi sistemini yeniden dizayn etmeye yönelik bölgesel bir karar bulunuyor. Mecdelani ayrıca listenin oluşturulmasının, Filistin siyasi sistemini önümüzdeki bölgesel gelişmelere ve değişkenlere uyumlu olacak şekilde yeniden şekillendirmeye yönelik bölgesel rolden bağımsız olmadığını sözlerine ekledi.

Sözlerini şöyle sürdüren Mecdelani, “Dahlan meşruiyet kazanmak istiyor. Hamas ise siyasi bir partiye dönüşmek üzere silahını teslim etme konusunda Washington ile uzlaştıktan sonra siyasi sisteme dahil olmayı hedefliyor” ifadelerini kullandı.

Seçimlerin ertelenme ihtimaline ilişkin olarak Mecdelani, seçim sürecinden kaçmanın ulusal duruşu güçlendirmeyeceğini, aksine krizini daha da derinleştirebileceğini vurguladı. Genişletilmiş listenin karşısında durmanın, ancak Filistin ulusal hareketi içindeki ulusal demokratik akımın imkanlarını güçlendirmek, farklı toplumsal kesimlere daha fazla açılmak ve Filistin halkının cezalandırıcı oy verme eğilimini hesaba katmakla mümkün olacağını belirtti.

Mecdelani'ye göre Gazze Şeridi'ndeki Filistinli seçmen 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşananlar nedeniyle Hamas'ı, Batı Şeria'daki seçmen ise kendisi ile Filistin Yönetimi arasındaki ayrımı netleştirememesi sebebiyle Fetih Hareketini cezalandıracak.

Mecdelani son olarak, Hamas ile Demokratik Reform Akımı arasındaki ittifakın, Hamas’ın Gazze'deki kaybını telafi edeceğini ve buna karşılık olarak Dahlan'ın Batı Şeria'daki yokluğunu dengeleyeceğini sözlerine ekledi.

Ancak FKÖ Yürütme Kurulu'nun Demokratik Cephe üyesi Remzi Rabah, Demokratik Cephe'ye genişletilmiş listeye katılması yönünde bir teklif sunulduğunu yalanladı. Rabah, “Kahire’de ve Ramallah'ta tüm gruplar arasında yürütülen görüşmeler ve diyaloglar var” dedi. Yaşananların istişarelerden ibaret olduğunu, Fetih Hareketi’nin bile ulusal bir liste oluşturmak istediğini ifade ettiğini vurguladı.

Kahire'de birleşik ulusal bir liste oluşturulmasına dair söylemleri ‘sadece birer deneme balonu’ olarak nitelendiren Rabah, yaklaşan seçimlerin herkesin katılımıyla gerçekleşmesini, ortak bir şekilde yönetilmesi üzerinde uzlaşılmasını ve seçilecek kurumlarda daha sonra kurulacak koalisyonlar için uygun bir iklim ve zemin inşa edilmesini talep etti.

Rabah ayrıca, ulusal projemizi ve ulusal kurumlarımızı korumak, Filistin topraklarını savunmak, Filistin halkının ve kurumlarının birliğini sağlamak adına ortak bir siyasi yönelim üzerinde uzlaşıya varma çağrısında bulundu.

Öte yandan Tekaddum (İlerleme) Politikaları Merkezi Müdürü Muhammed Meşarika, Filistin Yönetimi'nin mevcut duruma ulusal çıkış yolları bulmaya yönelik ciddi bir katkı sunmaktan geri durmasının ve diğerlerini dışlamasının, bölgesel aktörleri bile alternatifler aramaya ittiğini değerlendirdi.

Meşarika'ya göre Washington, Hamas ile uzlaşmanın gerekliliği sonucuna vardı, onunla masaya oturdu, çözümler üretilmesine katkıda bulundu ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu köşeye sıkıştırdı. Meşarika ayrıca, bu gelişmelerin Gazze ve Hamas dosyasının ABD-İran müzakere masasından çıkarılmasına yol açtığını, bunun da en büyük başarı olduğunu ve Hamas'ın hanesine yazılacağını ifade etti.

Meşarika'ya göre Dahlan'ın oynadığı rol, Hamas ile Washington arasında bir çözüm üretilmesine ve Demokratik Akım'ın masada etkin ve karar alıcı bir aktöre dönüşmesine katkı sağladı.

Yine Meşarika'ya göre Fetih Hareketi'nin sekizinci kongresinin ardından Muhammed Dahlan liderliğindeki Demokratik Reform Akımı'nda Fetih ile uzlaşı arayışını sonlandırmayı, yalnızca harekete değil, tüm Filistin tablosuna ve siyasi sistemin geneline odaklanmayı içeren bir dönüşüm yaşandı. Meşarika, Demokratik Reform Akımı’nın Hamas'ın müttefikleri de dahil olmak üzere geniş Arap ve uluslararası ilişkileri sayesinde, genişletilmiş listeye liderlik etmenin tüm unsurlarına ve imkanlarına sahip olduğunu ifade etti.

Mervan el-Bargusi'nin genişletilmiş listedeki rolüne de değinen Meşarika, ulusal sembolizmi sebebiyle kendisine sunulan formülün ‘başkanlık seçimlerinde adaylığının desteklenmesi karşılığında onun bu listeyi desteklemesi’ olduğuna işaret etti. Meşarika ayrıca, Fetih Hareketi Merkez Komitesi'ndeki bazı tarafların dahi Demokratik Reform Akımı ile iletişim kanalları açtığını ve Merkez Komite çerçevesi dışında birleşik bir ulusal listeye dahil olmaya hazır olduklarını belirttiklerini sözlerine ekledi.

Seçimlerin zamanında yapılma ihtimaline ilişkin olarak Meşarika, bu ihtimalin yüzde 50'ye yüzde 50 olduğunu belirterek seçimlerin yapılabilmesinin ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İsrail'i özellikle Gazze Şeridi'nde seçimlerin yapılmasına izin vermeye zorlamasını gerektirdiğini ifade etti.

Siyasi araştırmacı Cihad Harb ise, ‘Dahlan’ın Demokratik Reform Akımı ile Hamas Hareketi arasındaki zorunluluk ittifakı’ olarak nitelendirdiği birlikteliğin Hamas'a Gazze Şeridi içindeki üyeleri ve lider kadrosu için dokunulmazlık sağlayacağını ve -merkezi figürler olmasa dahi- siyasi sisteme dahil olmasına imkan tanıyacağını değerlendirdi. Harb, Dahlan'ın özellikle Trump yönetimi ve Gazze Barış Konseyi ile iletişim kurabilen, dolayısıyla harekete bu dokunulmazlığı sağlama kabiliyetine sahip kişi olduğunu ifade etti.

Harb'a göre genişletilmiş listenin oluşturulması Filistin Devlet Başkanı Abbas'ı rahatsız edecek. Çünkü Fetih Hareketi içindeki çözülmeyle birlikte tüm rakipleri onun karşısında birleşmiş durumda. Aynı zamanda, bu durumun seçimlerin önümüzdeki aylara ertelenmesine yol açabileceğine de işaret eden Harb, “Seçim tarihinin İsrail seçimlerinin yapılmasından bir ay sonrasına belirlenmesi, oylamanın gerçekleştirilmesine ilişkin nesnel koşulları gözetmedi. Çünkü o tarihte İsrail'de henüz istikrarlı bir hükümet bulunmayacak, dolayısıyla hiç kimse ona baskı uygulayamayacak” ifadelerini kullandı.

Harb sözlerini, seçimlerin yapılmasına dair kararnamenin Gazze Şeridi'nde oylamanın gerçekleştirilememesi sebebiyle Merkezi Seçim Komisyonu'nun teknik tavsiyesi doğrultusunda Filistin Devlet Başkanı'na seçimleri erteleme imkânı tanıdığını belirterek sonlandırdı.