Jimi Hendrix’in ölümü: Cevaplanmamış sorular

Kız arkadaşı ve rodiler uyuşturucuları olay yerinden kaldırırken dahi gitarist saatlerce baygın mıydı? Birisi, o ölene dek üstüne şarap mı boşalttı? Ölmesini isteyenler mi vardı? Suçlu sevgilisi miydi? Mark Beaumont yeni kitabında delilleri inceliyor

ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
TT

Jimi Hendrix’in ölümü: Cevaplanmamış sorular

ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)

Kaybedilen saatler ve ortadan yok olan uyuşturucular. Mafya borçları ve CIA’in ölüm listeleri. Polis gözetimi ve şüpheli tanıklıklar. Her süperstar trajedisi sorulara ve komplo teorilerine yol açar ama kötü ünlü 27’ler kulübüne 50 yıl önce bugün (18 Eylül) katılan Jimi Hendrix’in ölümü hâlâ tartışmalara boğulmuş durumda: Ona yakın bazı isimler ölümünün intihar, bazıları korkunç bir kaza olduğunu, bazıları da onun yeraltı dünyasından figürler ya da gizli servis ajanları tarafından öldürüldüğünü iddia etmekte. 18 Eylül 1970’te yaşanan olaylar sonsuza dek kafa karıştıran kızıl bir pusun içinde kaldı.
Şüphe götürmeyen şeyse onun üstün yeteneği. 1970’e kadar, Hendrix’in üç stüdyo albümü olan Are You Experienced (1967), Axis: Bold as Love (1968) ve Electric Ladyland (1968) Seattle doğumlu gitar kahramanını sadece 4 yıllık bir zaman diliminde 1960’ların karşı kültür döneminde merkezi ve etkili bir figür olarak konumlandırmıştı. Pek çok taklitçisi havalı maço bir stili, onun şık ‘dandy’ estetiğine tercih etse de Hendrix’in ham kentsel cazın saykodelik ve funkla buluştuğu, Cream’in sesini kesen şimşekten bir ok gibi gitar çalışıyla dolu plakları gelecek olan hard rock’ın potasıydı. Onun totemik, çatışmacı şovmenlik becerisi (Woodstock’taki savaşta yara almış “Star Spangled Banner” ve Monterey’deki yanan gitar gibi) o dönemin bazı dönüm noktalarını oluşturdu.
Aynı zamanda, 1970 yazının sonlarında onu tehlikeli bir değişime sürükleyen hazcılık ve aşırılık eğilimleri bulunuyordu. Çok sayıda kız arkadaşı vardı, uyuşturucu kullanma kapasitesi dile düşmüştü, ruh hali özellikle de çok içtiği zaman öngörülemez ve şiddetliydi. Sorunlar peşini bırakmadı. Önceki yıl, New York’taki bir gece kulübünde uyuşturucu alırken alt düzeydeki mafya tarafından kaçırılmış ve yalnızca çete liderinin emirleriyle zarar görmeden serbest bırakılmıştı. Jimi Hendrix Experience grubunun dağılmasıyla birlikte büyük festival şovları uyuşturucu kullanımıyla gölgelendi. Sağlığı bozuldu. Hendrix’i tükenmişliğin eşiğine getirene dek çalıştıran ve gitaristin mali durumunun kaydını en iyi ihtimalle şeffaf olmayan bir şekilde tutan kontrolcü ve çete bağlantılı menajeri Michael Jeffery’le iş ilişkisi çöküşün eşiğindeydi. Arkadaşlarına ve gazetecilere kendisini amaçsız hissettiğini, izlendiğini ve etrafındaki kimseye güvenemeyeceğini söylüyordu.
Kadercilik hissi çökmüştü. 1969’da Fas’a yaptığı bir yolculukta, bir falcı tarot falı bakarken ölüm kartını çektiğinde, Hendrix bu tahmini ciddiye aldı. Bir arkadaşına, “30 yaşından önce öleceğim” dedi. Son yılında kalan aylarını saymaya başladı ve ölümünden iki gün önce, Eric Burdon’un grubu War’da planlanan şekilde konuk sanatçı olarak çalamayacak kadar alkollüyken, Sharon Lawrence isimli gazeteci arkadaşıyla Ronnie Scott’un Soho’daki caz kulübünde karşılaştı ve ona “Ölmek üzereyim” dedi.
Son haftaları bir çılgınlık ve talihsizlik düğümüydü. Isle of Wight Festival’daki 600 bin  kişilik güçlü kalabalık onun son gerçek efsanevi performansını yakaladığı için şanslıydı çünkü bundan sonraki Avrupa turu devamlı bir keskin düşüştü. İsveç’in Göteborg kentine bir gösteri için gelen Hendrix, önceki yıl bir Stockholm şovundan sonra oğlu James’in babasının Jimi olduğu konusunda ısrar eden eski öğrenci Eva Sundquist tarafından karşılandı. (Bu Hendrix’e yönelik ikinci babalık iddiasıydı.) O geceki şov tam bir karmaşaydı. Kafayı bulan Hendrix solo performansın ortasında şarkıları unutuyordu ve diğer şarkılara savruluyordu. Danimarka’daki bir sonraki konserinde ateşten muzdaripti, sahneye çıkmasına Danimarkalı model ve oyuncu olan yeni nişanlısı Kirsten Nefer’in yardım etmesi gerekmişti ve sadece üç şarkı çalabilmişti. 6 Eylül’de Almanya’daki Fehmarn Adası’nda bulunan Open Air Love&Peace Festivali’ndeki son gösterisi hiç de aşk dolu ve barışçıl değildi. Bir fırtına, Hendrix’in bir önceki gece planlanan zamanda çalmasını engelledi. Sonunda sahneye çıktığı zaman yuhalandı ve onunla dalga geçildi. Setinin sonunda, yakan ve yağmalayan bir taşkınlıkla Hells Angels güvenliği, sahneye ateşe vermek için saldırdı ve bir rodiyi bacağından vurdu.
Londra’ya dönüp kalan randevularını iptal eden Hendrix çevresindeki destek ağının çöktüğünü hızla gördü. Nefer’in film setine geri dönmesi gerekiyordu. Woodstock ve 1970 turunda Hendrix’le beraber çalan başlıca koruyucusu basçı Billy Cox Göteborg şovunda LSD katılmış kokteyl içmişti, zehirlendiğine dair paranoyak sanrılar görüyordu ve Amerika’ya geri uçtu. Yeni bir Hendrix kitabı olan Wild Thing: The Short, Spellbinding Life of Jimi Hendrix (Vahşi Şey: Jimi Hendrix’in Kısa ve Büyüleyici Hayatı) adlı biyografinin yazarı Philip Norman “Eğer Billy Cox onun etrafında olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı” diyor. “Kendini tüketmişti ve Avrupa genelinde yaptığı bu korkunç turdan dolayı tamamen yıprandı.” 
Hendrix, Londra’da ilişkilerini keserek oradan oraya savruldu. Arkadaşları ve eski aşkları onu solgun, zayıf ve yorgun bir şekilde King’s Road’da alışveriş yaparken, sanat filmine giderken, sahneye son kez çıkarken (Ronnie Scott’ın kulübünde Burdon’ın War’ıyla ikinci denemesinde) ya da gizlice Jeffrey’le sözleşmesinden kendisini en iyi şekilde nasıl kurtarabileceğini tartışırken gördü. Ama Nefer’in yokluğunda son üç gününün büyük kısmını önceki yıl Düsseldorf’da ve Londra’da kısa kaçamaklar yaşadığı 25 yaşındaki eski Alman buz patencisi Monika Dannemann’la geçirdi. Daha sonra Danneman, birbirlerine derinden aşık olduklarını ve evlilik planlarının yolda olduğunu iddia edecekti. 
Norman “O, hayranlık duyduğu nesneye gerçekten zarar verebilecek takıntılı bir hayran gibi görünüyordu” diyor. “Hendrix’le nişanlı olduğu ve onun hayatının aşkı olduğu iddiası gayet sorgulanabilir görünüyordu.”
Hendrix, Notting Hill’deki bohem Samarkand Hotel’de küçük daire tarzı bir oda tutan Dannemann’ı Londra’da kendisini görmesi için davet etmişti. Dannemann, Hendrix’in son günlerini Samarkand’da cennet gibi romantizmle, yazılarla, resimlerle ve birbirlerine yaptıkları sonsuz aşk yeminleriyle çevrili olarak tanımlayacaktı. Son yaratıcı eseri “The Story of Life” adlı kader çizgisini öne çıkaran şiiri burada bestelendi: “Hayatın hikayesi göz açıp kapamaktan daha hızlıdır.”
Diğerleri daha sert bir resim çiziyor. 17 Eylül’de, Hendrix’in hayatta olduğu son gün, çift Muhafazakar Parti Milletvekili Arthur Vere Harvey’in sigortacı oğlu Philip Harvey tarafından trafikte rastlantı sonucu görüldü ve Harvey’in iyi döşenmiş dairesine içki içmek için davet edildi. Burada Dannemann, Harvey’nin iki flörtöz kadın arkadaşına ilgi göstermeye başlayan Hendrix’i avluda yarım saat boyunca azarladı. Samarkand’da gece geç saatteki yemekten sonra, 01.45’te Dannemann, Hendrix’i müzik yayıncısı Pete Kameron’ın evindeki bir partiye götürdü. Dannemann davetli değildi (Hendrix’in diğer kız arkadaşlarından birisi, Devon Wilson, orada olacaktı) ve gece 3’te onu almaya geldiğinde Dannemann “onu rahat bırakması için” pencereden azarlandı. 
Takip eden saatler, neredeyse tüm görgü tanıklarının ifadelerinin zamanla değişmesiyle konuya dair gerçeklerin unutulup gitmesi sonucu gizemini koruyor. Dannemann’a göre, o ve Hendrix Samarkand’a geri döndüler ve 07.15’e kadar uyanık kalıp konuştular ya da diğer ifadelere göre tartışmaya devam ettiler. Önceki aylarda uyumak için sıkça mücadele etmiş, bazen günlerce uyuyamamış Hendrix, Kameron’un partisinde “brown bomber” (kahverengi bombacı) denen bir amfetamin hapı kullanmıştı ve Dannemann’a alabileceği sakinleştiricisi olup olmadığını sormuştu. 
O da her tableti paten kariyerini engelleyen sakatlığını hafifletmek için iki doz içeren Vesparax adlı güçlü Alman uyku hapını Hendrix’e verdi. Hendrix’in kaç tablet aldığı bilinmiyor. Folk şarkıcısı arkadaşı Buzzy Linhart’a göre ölümünden bir gün önce Hendrix günlerce uyanık kalmaktan şikâyet etmişti ve New York’taki bir doktor onun bu tür ilaçlara toleransını düşünerek sıradan uyku haplarından üç doz almasını tavsiye etmişti. Çok daha güçlü Vesparax’ın üç ya da dört çift dozu onun zayıflamış durumunda tehlikeli olurdu. Dannemann 9 tane almış olabileceğine inanıyordu. 
Dannemann’ın ertesi sabahla ilgili zamanlamalar ve olaylarla ilgili öyküsü geçen yıllarda bir düzineden fazla kez değişti ve tutarsızlıkla delik deşik edildi. Bazılarına göre sabah 9 civarında, bazılarında 10.20’de veya 11’e doğru uyandı. En genel kabul gören beyanında Hendrix’i “uyurken” bulup sigara için dışarı çıktı. Döndüğünde ağzının etrafında kusmuk olduğunu fark etti ve onu uyandıramadı.
Dannemann, Hendrix’in Harley Sokağı’ndaki doktorunun numarasını bulma umuduyla, geceyi Eric Burdon’la Hotel Russell’da geçiren arkadaşı Alvenia Bridges’i aradı. Bridges, Hendrix’in bayıldığını ve kustuğunu söyleyen Dannemann’ın kendini kaybetmiş durumda olduğunu iddia edecekti. Boğulmasını önlemek için onu ters çevirmesini tavsiye etti ancak Dannemann bunu yapmayı beceremedi. Burdon’ın hikayesi de zamanla değişecekti ancak o Dannemann’ın, Bridges’i aradıktan sonra sigara almak için dışarı çıktığını, odayı dolduran uyuşturucu teçhizatlarından endişelendiği ve Hendrix’in hastane yatağında kelepçeli şekilde iyi hissederek uyanıp kızmasından korktuğu için ikinci telefon görüşmesinde ambulansı araması için ikna edilmesi gerektiğini çeşitli şekillerde iddia etti.
Sonunda ambulans 11.18’de çağrıldı; Samarkand’a, Dannemann’ın kalktığını iddia ettiği en erken saatten iki saat sonra 11.27’de ulaştı. Aradaki sürenin detayları en iyi ihtimalle karmaşık. Burdon olay yerine bazı beyanlarına göre Hendrix hâlâ oradayken, bazılarındaysa ambulans tam ayrılırken gitti. Hendrix’in uzun süreli kız arkadaşı ve Foxy Lady şarkısının ilham kaynağı Kathy Etchingham’a “Oraya vardığım zaman… Sanırım Jimi’yi yatakta gördüm” dedi. “Bilirsin, bakmak istemedim. Dağınıklığa bakmak istemedim. Daha önce orada olmalıydık. Gitarları dışarı çıkardık. Uyuşturucuları oradan dışarı çıkardık…” 
Bir noktada ya ambulans varmadan ya da öğleden sonra polis Dannemann’la görüşmeye gelmeden önce Burdon, çeşitli sahne görevlileri ve yardımcıların da dahil olduğu bir grup Samarkand’da bir temizlik yaptı. Terry “The Pill (Hap)” Slater, kamuya açık bir bahçeye uyuşturucuları gömerken polis tarafından filme alındı. (Bir sonraki gün onlar için geri döndüğünde, kayıplardı.) Bu durum, temizliğin günün ilerleyen saatlerinde, polisin Samarkand’ı potansiyel bir suç mahalli olarak belirlemesinden sonra gerçekleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Yine de Etchingham’ın Through Gypsy Eyes (Çingene Gözlerinden)  kitabına göre, Slater Hendrix’i yatakta “bitkin” gördüğünü hatırladı ve Burdon’ın kendisinin Samarkand’a arabaların üstünde hala sabah çiyi varken geldiğine dair iddiası Philip Norman’ın Burdon ve arkadaşlarının daireyi ambulansı çağırmadan önce, Hendrix’e hâlâ yardım edilebilecekken temizlediklerine inanmasına neden oldu.
Norman, “Çok güzel bir pastırma yazıydı bu yüzden bu sabahın erken saatlerinde, şafakta olurdu” diyor. “Kayıtların gösterdiği gibi sabah 11’e kadar ambulans çağrılmadı. İnsanların bodrum katındaki bu otel odasına gitmesiyle onun ambulansla hastaneye götürülmesi arasında birkaç kayıp saat vardı. Yeniden hayata döndürülüp kurtarılabileceği gayet açık olan birkaç saat geçti. Bunun yerine orada uyuşturucudan kurtulan ve ona yardım etmek için hiçbir şey yapmayıp etrafında panikleyen insanlar vardı.”
Hendrix’i tedavi eden sağlık ekiplerinin bile raporlarında çelişkiler vardı. Ambulans ekibi daireyi boş, Hendrix’i tepkisiz bulduklarını; boğazının kusmukla tamamen tıkandığını bildirdi. Ekipten Reginald Jones, Etchingham’a “Onu canlandırmaya çalıştık ama yapamadık” dedi. “Kusmuk tamamen kurumuştu. Uzun bir süredir orada yatıyor olmalıydı. Kalp atışı yoktu. Rengi maviydi, nefes almıyordu ve ışığa ya da acıya tepki vermiyordu.” 
Bununla birlikte, 1993’te eski bir Sussex polis şefi Dennis Care tarafından yürütülen gayriresmi bir soruşturma, Hendrix’in St Mary Abbot‘s (doğrudan morga gönderilmek yerine yeniden canlandırma odasına aceleyle götürüldüğü) hastanesine gelişinde, zar zor da olsa hâlâ hayatta olabileceğini ya da ambulansta öldüğünü öne sürdü. O gün Hendrix’e bakan nöbetçi asistan doktor Dr. John Bannister, onun saatlerdir ölü olduğuna inanıyordu ama her tarafının kırmızı şarapla kaplı olduğunu iddia edecekti. Bannister’ın şu sözleri 2009’da The Times’da alıntılandı: “Üzerindeki şarap miktarı sıra dışıydı. Sadece saçı ve gömleği değil ciğerleri ve midesi de tümüyle şarapla doluydu. İçinden çıkarmaya çalıştık ve kabarmaya devam etti. Gerçekten büyük miktarda kırmızı şarapla boğulmuştu.”
Hendrix’in otopsisi, sol akciğerinde 400 ml “serbest sıvı” olduğunu bildirmesine rağmen ciğerlerinde ya da midesinde şaraptan bahsetmedi ve kan dolaşımında az miktarda alkol olduğunu belirtti. Ölüm raporunda, “uyku hapı zehirlenmesinden dolayı kusmuk teneffüsü” ölüm nedeni olarak gösterildi. Ama Hendrix’in ölümüne dair neredeyse her açıklamanın tutarsız doğasıyla birleşen bu tür detaylar, hayali cinayet ve suikast planı teorilerinin kök salmasına yol açtı. Muhakkak, haklı nedenleri olan bazı insanlar ve kurumlar vardı. FBI’ın ilham veren siyahi figürleri etkisiz hale getirmek için tasarlanan Cointelpro (Karşı İstihbarat Programı) operasyonunun Hendrix hakkında dosyaları vardı ve ismi CIA tarafından MHCHAOS adı verilen bir izleme programının parçası olarak Amerika’nın en yıkıcı figürleri arasında listelenmişti.
Norman, “Erkek kardeşine (Leon) göre Hendrix, 11 Eylül’den sonraki Usame bin Ladin’le aynı seviyedeki bir listedeydi” diyor. “1970’lerin başında, aşırı paranoyanın yaşandığı bir zamanda tehdit olarak gördükleri insanları toplamak ve kamplara koymak için bu acil durum planları varken, Hendrix’in Amerikan hükümeti tarafından tehdit olarak görülüp öldürülmüş olabileceğine dair inandırıcı sebepler vardı. O, Kara Panterler gibi radikal siyahi gruplarla ilişki kurmaya başlamıştı… ve bu hükümeti ya da CIA’i çılgına çevirirdi çünkü onun beyaz dinleyiciler üzerinde büyük etkisi vardı.”
Yeraltı dünyasından tetikçilerin hikayeleri de ortaya çıktı. 1975’te Dannemann bir röportajda, Hendrix’in gangsterler tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Biyografi yazarı Caesar Glebbeek’e “Zehirlendiğine ve gerçekten öldürüldüğüne inanıyorum” dedi. “Bütün bunların arkasında gerçekten bir şeyler ve bütün bu şeylerin arkasında çok güçlü bir grup var. Bence bu mafya.” Daha sonra 2009’da The Animals’a bir defa rodilik yapan James “Tappy” Wright, Jeffery’nin 1973’te bir uçak kazasında ölmeden önce, Jimi’nin kiralık katil tarafından öldürüldüğünü kendisine sarhoşken itiraf ettiğini iddia eden bir anı yayımladı. Wright’ın doğruladığı üzere menajerin mafyaya 45 bin dolar borcu vardı ve Hendrix’in onunla bağlarını koparmaya hazırlanmasından korktuğu için Hendrix adına imzaladığı 2 milyon dolarlık hayat sigortası poliçesinden para kazanmaya çalışmaktan başka çaresi kalmamıştı. Wright’ın açıklamasına göre, Jeffrey o gece onu boğması için kuzeyden bazı kötü adamları tuttuğunu itiraf etti. 
Norman “Bunun gerçekten aslı astarı yok çünkü o asıl menajerlik sözleşmesi sona erdikten sonra da bu korkunç menajere bağlı kalmaya devam edecekti” diyor. Aslında Jeffrey, Hendrix’in 1970’li yıllardaki albüm avanslarından ve gelirlerinden önemli miktarda para kazanmaya devam edecekti ve Hendrix’in ABD’li menajeri Bob Levine’e göre aslında onun plak şirketi Warner Brothers tarafından alınan sigorta tazminatından hiçbir zaman tek kuruş kazanmadı.
2011’de Levine, musicradar.com’a Wright’ın kitabını satmak için hikâyeyi uydurduğunu özel olarak itiraf ettiğini söyledi. “Jimi Hendrix öldürülmedi. Her şey koca bir yalan. Tappy’ye ‘Bu hikâyeyi uydurarak ne yapıyorsun? Yani kitaplarını satmak istiyorsun. Neden böyle yalanları basmak zorundasın?’ dedim. O da bana dedi ki ‘Peki, kim bana karşı çıkacak? Herkes öldü, herkes gitti. Chas Chandler (Hendrix’in eş menajeri), Michael Jeffery, Mitch Mitchell (Jimi Hendrix Experience’ın bateristi), Noel Redding (Experience gitaristi). Hepsi gitti. Kimse yazdıklarımı sorgulayamaz.’”
Kırmızı şarabın varlığına dair mevcut en uygun açıklama 2005’te Jimi Hendrix: The Man, the Magic, the Truth (Jimi Hendrix: Adam, Büyü, Gerçek)  kitabını yazan Sharon Lawrance’dan geldi. 1996’daki bir telefon konuşmasında doğrudan Dannemann’a Hendrix’in boğazına şarap döküp dökmediğini sormuştu. Dannemann’ın cevabının “Her şey dağınıktı. O darmadağınıktı. Yardımcı olacağını düşündüm” olduğunu iddia etti. Lawrance, Hendrix’in ölümünün intihar olduğuna ikna olmuştu. 
Diğer yandan Norman bunun trajediye dönüşen bir kafa karışıklığı ve tedbirsizlik vakası olduğuna inanıyor. “Kazara çok fazla hap kullanmanın ve ona yardım edilebileceği zaman yardım edilmemesinin daha olağan bir açıklama olduğunu düşünüyorum” diyor. “Sanırım aklı yerinde değildi. Kafası güzel değildi ve pek sarhoş da değildi ama sadece biraz kafası karışmıştı ve aldığını sandığı dozun iki katını aldı. Uzun zaman sonra başka bir uzman, Hendrix’in aldığı tek dozun bile onun işini bitirebileceği kadar perişan durumda olduğunu söyledi çünkü sağlık durumu çok kötüydü... O zamanlar fiziksel olarak tamamen bitkin durumdaydı ve Londra ona sözde değer veren ve ona karşı bir tür sorumluluğu olan insanlarla doluydu. Ancak hiçbiri onu bu önlenebilir trajik ölümden kurtaracak gibi görünmüyordu.”
Dannemann’ın 1996’daki intiharıyla, Hendrix’in son saatlerine dair gerçekler onu büyük ihtimalle mezara kadar takip etti. Hendrix’in kendisi gibi ölümü de bir bilmece; rock’n roll kültürünün söylentilerle, rivayetlerle, yalanlarla ve efsanelerle gölgelenmiş erişilmez bir özü olarak kaldı. Ama onun cevheri, ihtişamı, tutkusu, meydan okuması ve ustalığı en iyi müziği günümüze dek getiriyor ve ona ilham veriyor. Bu anlamda, o hâlâ orada bir yerlerde gökyüzünü öpüyor.
Wild Thing: The Short, Spellbinding Life of Jimi Hendrix (Vahşi Şey: Jimi Hendrix'in Kısa ve Büyüleyici Hayatı) çıktı

 



Merakla beklenen filme övgü yağıyor: Yılın IMAX deneyimi

Godzilla Minus Zero'nun Japonya'daki gösterim tarihi, ilk Godzilla filminin 1954'te vizyona girdiği günün 72. yıldönümüne denk geliyor (TOHO)
Godzilla Minus Zero'nun Japonya'daki gösterim tarihi, ilk Godzilla filminin 1954'te vizyona girdiği günün 72. yıldönümüne denk geliyor (TOHO)
TT

Merakla beklenen filme övgü yağıyor: Yılın IMAX deneyimi

Godzilla Minus Zero'nun Japonya'daki gösterim tarihi, ilk Godzilla filminin 1954'te vizyona girdiği günün 72. yıldönümüne denk geliyor (TOHO)
Godzilla Minus Zero'nun Japonya'daki gösterim tarihi, ilk Godzilla filminin 1954'te vizyona girdiği günün 72. yıldönümüne denk geliyor (TOHO)

Godzilla geri döndü, üstelik her zamankinden daha öfkeli! 

Godzilla Minus Zero'nun bu haftaki basın gösterimlerinin ardından sosyal medyada peş peşe ilk yorumlar paylaşılmaya başladı. İlk tepkiler, seriye bir iddialı filmin daha katıldığına işaret ediyor.

Dünya prömiyerini 26 Eylül'de New York Film Festivali'nde yapan film, Tokyo Uluslararası Film Festivali'nin bugünkü (1 Kasım) özel gala gösterimi öncesinde bu hafta yeniden basınla buluştu. Köklü Japon stüdyosu Toho'nun yapımı, 3 Kasım'da Japonya'da, 6 Kasım'da Kuzey Amerika'da sinemalarda gösterime girecek. Film, Türkiye'deki sinemaseverlerle 13 Kasım'da buluşacak.

Takashi Yamazaki'nin yazıp yönettiği Godzilla Minus Zero, 2023 yapımı Godzilla Minus One'ın doğrudan devamı. 

İlk film, 15 milyon dolarlık bütçesine karşılık dünya çapında 100 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve 2024'te En İyi Görsel Efekt Oscar'ını kazanmıştı.

Toho'nun yayımladığı konu özeti şöyle:

Savaş Japonya'yı sıfıra indirmiş, Godzilla ise eksiye sürüklemişti. Aradan iki yıl geçti. Ülke, toparlanmak ve sonunda gündelik hayatına dönebilmek için sancılı bir mücadele verdi. İnsanlık, güçlükle sağlanan barışa tutunmayı başarmışken yeni bir tehdit ortaya çıkıyor ve umutları bir anda yerle bir ediyor. Üçüncü kez olmayacak. Her şey burada sona erecek.

Ryunosuke Kamiki, Minami Hamabe, Hidetaka Yoshioka ve Kuranosuke Sasaki, devam filminde rollerine dönüyor. Min Tanaka ve Masami Nagasawa da oyuncu kadrosuna katılıyor.

Çekimlerinin tamamı Japonya'da yapılan Godzilla Minus Zero, IMAX için çekilen ilk Japon yapımı.

Filmi New York Film Festivali'nde izleyen Hollywood Reporter eleştirmeni David Rooney, Godzilla Minus Zero'yu "radyoaktif bir patlama" diye nitelendirdi. Övgü dolu eleştirisinde Yamazaki'nin ilk filmin görkemini aştığını belirten Rooney, şunları yazdı:

Efsanevi dev canavarlar nefes kesen bir kapışmada karşı karşıya geliyor. Film, heyecan verici aksiyonuyla seyirciyi hayrete düşürüyor ve her yeni çatışmada kendini aşıyor. Godzilla'nın aceleyle havalanmaya çalışan bir deniz uçağının üzerine yürüdüğü gerilim dolu sahnede nefes almayı bıraktığıma neredeyse eminim.

Godzilla Minus Zero için Rotten Tomatoes'da yer alan 52 eleştirinin yüzde 92'si olumlu. Filmin Metacritic puanı 78, Letterboxd ortalamasıysa 4 yıldız.

Sosyal medyadaki ilk yorumlar, filmin daha büyük çaplı canavar mücadeleleri sunarken insan hikayelerini de ihmal etmediğini vurguluyor.

Bir değerlendirmede, "Filmin merkezinde yine duygu yüklü bir insan hikayesi var. Bu hikayeyi de bu yıl göreceğiniz en büyük ve en tatmin edici kapışma çevreliyor" deniyor. Aynı yorumda, senarist ve yönetmen Yamazaki'nin seriye duyduğu sevginin filme yansıdığı belirtiliyor.

Devam filmini başka ünlü yapımlarla karşılaştıranlar da var. Bir izleyici, "Minus One, Godzilla filmlerinin Oppenheimer'ıysa Minus Zero da Kara Şövalye'si (The Dark Knight). Duygusal, yoğun ve dev canavar aksiyonu açısından kesinlikle hayal kırıklığına uğratmıyor" ifadelerini kullanıyor. Aynı yorumda Ghidorah'ın belki de bugüne kadarki en iyi haliyle karşımıza çıktığı söyleniyor ve film "yılın IMAX deneyimi" diye tanımlanıyor.

Bir başka değerlendirmedeyse Godzilla Minus Zero, serinin bugüne kadarki en iyi devam filmi diye nitelendiriliyor: 

En iyi karşılaştırma şu olur: Godzilla Minus One, Baba (The Godfather) ise bu film de Baba 2 (The Godfather Part II).

Bazı yorumlara göre devam filmi, ilk filme kıyasla duyguya ve melodrama daha az, yıkıma daha fazla yer veriyor:

Yanlış anlaşılmasın, bu tam anlamıyla görsel bir şölen. Müziklerden efektlere ve canavarlara kadar üzerine konuşulacak çok şey var. Beni resmen sarstı.

Bir başka yoruma göre film, savaş sonrası travmaya biraz daha az, dev canavar aksiyonuna daha fazla odaklanıyor. Buna rağmen dramatik sahnelerle canavarların yer aldığı sahneler arasında denge kurmayı başarıyor.

Diğer değerlendirmelerde, filmin Godzilla Minus One'daki karakterleri geliştirdiği ve temaları daha kapsamlı işlediği vurgulanıyor. Yapım, insanların savaş sonrası travmaya verdiği farklı tepkileri ele alırken İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen bir insan hikayesini dev canavarların mücadelesiyle birleştiriyor.

Bir yorumda devam filmi, "görsel açıdan daha da baş döndürücü bir boyuta ulaşan, savaşın beraberinde getirdiği duygusal sarsıntıları, yerinden edilmeyi ve travmayı ele alarak duygusal kapsamını da genişleten, şaşırtıcı derecede tatmin edici bir yapım" diye tanımlanıyor.

İlk filmin ardından beklentilerin çok yüksek olduğuna dikkat çeken bir başka değerlendirmedeyse şu ifadeler yer alıyor:

Minus One'ın ardından beklentileri karşılamak hiç kolay değildi ama bunu başarıyor. Bambaşka bir film bu. Gerçekten önemsediğiniz, derinlikli insan karakterleriyle ve nefes kesen dev canavar aksiyonuyla dolu.

Görsel efektlere yönelik övgüler de dikkat çekiyor. Bir yorumda, filmdeki canavar efektleri "Winston ve Tippett'ın 1993'teki çalışmalarından bu yana en iyileri" diye nitelendiriliyor. Aynı değerlendirmede bu efektlerin, çatışmalarda sorumluluk temasını işleyen ve günümüzün sorunlarla dolu dünyasına ayna tutan bir hikayeye hizmet ettiği belirtiliyor.

Ghidorah'ın bütün sahnelerinin gündüz geçmesi de beğenilen ayrıntılardan biri. Bir izleyici, canavarın her seferinde farklı açılardan net biçimde görülebildiğini vurguluyor.

Metal Gear Solid serisinin yaratıcısı Hideo Kojima da filmi Tokyo'daki TOHO Cinemas Hibiya'da izlemiş. Ünlü oyun tasarımcısı, üç yıldır beklediği yapımı IMAX'te görmenin heyecanını paylaşıyor.

Başka bir izleyiciyse salonun tepkisini şöyle anlatıyor:

Film çılgıncaydı. Hepimiz nefesimizi tutmuş izliyor, sık sık sesli tepki veriyorduk. Sizin de filmi izlemeniz için sabırsızlanıyorum. Bulabildiğiniz en büyük perdede izleyin!

Büyük ekranda izleme çağrısı, yorumların ortak noktalarından biri. Filmi "gürültülü, duygusal ve destansı bir canavar filmi" diye tanımlayan bir değerlendirme şu sözlerle bitiyor:

Hayranlar bayılacak. Mutlaka büyük perdede izlenmesi gereken, olağanüstü güzellikte bir iki aksiyon sahnesi var.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, HeadTopics


İzleyiciler Netflix'in sevilen dizisi için planlarını iptal ediyor

Can Dostum'la da (Intouchables) tanınan 38 yaşındaki Fransız oyuncu Omar Sy, Lupin'de haksız yere suçlanan babasının intikamını peşinde koşan zeki ve yetenekli hırsız rolünde (Netflix)
Can Dostum'la da (Intouchables) tanınan 38 yaşındaki Fransız oyuncu Omar Sy, Lupin'de haksız yere suçlanan babasının intikamını peşinde koşan zeki ve yetenekli hırsız rolünde (Netflix)
TT

İzleyiciler Netflix'in sevilen dizisi için planlarını iptal ediyor

Can Dostum'la da (Intouchables) tanınan 38 yaşındaki Fransız oyuncu Omar Sy, Lupin'de haksız yere suçlanan babasının intikamını peşinde koşan zeki ve yetenekli hırsız rolünde (Netflix)
Can Dostum'la da (Intouchables) tanınan 38 yaşındaki Fransız oyuncu Omar Sy, Lupin'de haksız yere suçlanan babasının intikamını peşinde koşan zeki ve yetenekli hırsız rolünde (Netflix)

Netflix'in sevilen dizisi Lupin, üç yıllık bekleyişin ardından 4. sezonuyla ekranlara döndü. Bazı izleyiciler, yeni bölümleri peş peşe izlemek için planlarını iptal ettiklerini söylüyor.

Fransız dizisi, Maurice Leblanc'ın yarattığı centilmen hırsız Arsène Lupin'den esinleniyor. Kılık değiştirme ustası bu karakter, ilk kez 1905'te yayımlanan kısa öykülerde okurla buluşmuştu. Ancak Netflix yapımı, bu hikayeleri doğrudan uyarlamak yerine onları başkarakterinin ilham kaynağına dönüştürüyor.

Dünya çapında ilgi gören dizide Omar Sy, Assane Diop rolüne geri dönüyor. Assane, varlıklı bir ailenin babasına yaptığı haksızlığın intikamını almak için Lupin'den ilham alarak kılık değiştirme becerisini ve cazibesini kullanıyor.

Lupin'in 4. sezonunda neler oluyor?

Yeni bölümler, üçüncü sezonun finalinden 4 yıl sonra başlıyor. Assane hâlâ cezaevinde. Yeni sezonun konu özeti şöyle:

Assane için Lupin artık geçmişte kaldı. Cezasını tamamlamak ve oğluna verdiği sözü tutup onunla birlikte Senegal'e, aileleriyle buluşmaya gitmek istiyor. Ancak 'Lupin' imzalı gizemli bir duyuru planlarını altüst ediyor: Birden fazla müze eşzamanlı olarak soyulacak. Artırılan güvenlik önlemlerine rağmen soygunlar planlandığı gibi gerçekleşiyor. Assane masum olduğunu söylüyor ancak her şey onun suçlu olduğuna işaret ediyor. Hatta bir kamera kaydı, Yüzbaşı Belkacem'in ağır yaralandığı soygun sırasında Assane'ı müzelerden birinde gösteriyor. Assane'ın masumiyetini kanıtlamak ve kendisini taklit eden kişiyi ortaya çıkarmak için hapisten kaçıp yeniden Lupin kimliğine bürünmesi gerekiyor.

İzleyiciler yeni sezon için ne diyor?

Yeni sezon, sosyal medyada övgü dolu yorumlar alıyor. Bazı izleyiciler Lupin'i "Netflix'in en iyi dizisi" diye nitelendiriyor.

Sosyal medyada bir izleyici, "Lupin, Netflix'in en iyi dizisi. 4. sezonun daha ikinci bölümündeyim ve kendimi tamamen kaptırdım" diye yazdı.

Yeni bölümleri peş peşe izlemek için planlarını iptal eden bir başka izleyici de "Çok iyiydi. Cuma akşamı planlarından vazgeçtiğime kesinlikle değdi" yorumunu yaptı.

Bir izleyici, "Şu an izliyorum, aman Tanrım, kendimi kaptırdım" derken bir başkası diziyi "başyapıt" diye tanımladı.

Dizinin başrolünde Assane Diop'u canlandıran Omar Sy yer alıyor. Claire Laurent'ı Ludivine Sagnier, Benjamin Férel'i Antoine Gouy, Youssef Guédira'yı Soufiane Guerrab, Sofia Belkacem'i ise Shirine Boutella canlandırıyor.

Théo Christine ve Laïka Blanc-Francard da oyuncu kadrosunda yer alıyor.

Lupin'in 4. sezonundaki 8 bölümün tamamı Netflix'te izlenebiliyor.

Independent Türkçe, HELLO!, CBR.com


Sevilen polisiye 20. sezonuyla ekranlara veda ediyor

Criminal Minds, FBI'ın Virginia eyaletindeki Quantico'da bulunan Davranış Analizi Birimi'nde (BAU) görev yapan, suçluların psikolojisini, davranış kalıplarını ve geçmişini analiz eden özel profil uzmanlarının maceralarını konu alıyor (CBS)
Criminal Minds, FBI'ın Virginia eyaletindeki Quantico'da bulunan Davranış Analizi Birimi'nde (BAU) görev yapan, suçluların psikolojisini, davranış kalıplarını ve geçmişini analiz eden özel profil uzmanlarının maceralarını konu alıyor (CBS)
TT

Sevilen polisiye 20. sezonuyla ekranlara veda ediyor

Criminal Minds, FBI'ın Virginia eyaletindeki Quantico'da bulunan Davranış Analizi Birimi'nde (BAU) görev yapan, suçluların psikolojisini, davranış kalıplarını ve geçmişini analiz eden özel profil uzmanlarının maceralarını konu alıyor (CBS)
Criminal Minds, FBI'ın Virginia eyaletindeki Quantico'da bulunan Davranış Analizi Birimi'nde (BAU) görev yapan, suçluların psikolojisini, davranış kalıplarını ve geçmişini analiz eden özel profil uzmanlarının maceralarını konu alıyor (CBS)

Criminal Minds: Evolution, 20. sezonuyla sona erecek.

Uzun soluklu polisiye dizi, 2022'de Paramount+'ta 16. sezonuyla ekranlara dönmüştü. 19. sezonu bu yıl mayıs ve temmuz arasında yayımlanan dizinin 20. sezonu için henüz kesin bir başlangıç tarihi açıklanmadı ancak sezon 2027'de izleyiciyle buluşacak.

Dizinin yaratıcı sorumlusu ve yürütücü yapımcısı Erica Messer şu açıklamayı yaptı:

Önce CBS'te 15 sezon, ardından Paramount+'ta 5 sezon süren bu olağanüstü yolculuğa katılma şansını yakalayan bizler için Criminal Minds'ın ne ifade ettiğini kelimelere dökmek zor. Bu dönemin ansızın sona ermesine uyum sağlamaya çalışırken diziye yüreğini koyan muhteşem oyuncularımıza, senaristlerimize, yönetmenlerimize ve ekibimize minnet duyuyorum. Sarsılmaz bağlılıklarıyla Criminal Minds'ı 20 yıldır ayakta tutan dünyanın dört bir yanındaki harika hayranlarımıza da minnettarım. 20. sezonu herkesle paylaşmak ve hep birlikte yarattığımız bu özel dizinin bıraktığı mirası kutlamak için sabırsızlanıyoruz.

Dizi, FBI'ın Davranış Analizi Birimi'nin (BAU) çalışmalarını konu alıyor. Birim, "ülkenin en tehlikeli suçlularını analiz etmek ve yeniden harekete geçmelerinden önce yakalamakla görevli profil uzmanlarından oluşan bir ekip" diye tanımlanıyor. Evolution, CBS'te 15 sezon boyunca yayımlanan Criminal Minds'ın hikayesini sürdürüyor.

Evolution'ın oyuncu kadrosunda, seride uzun süredir rol alan Joe Mantegna, A.J. Cook, Kirsten Vangsness ve Aisha Tyler'ın yanı sıra ekibe yeni katılan RJ Hatanaka da bulunuyor.

Messer, dizinin yaratıcı sorumluluğunu ve yönetici yapımcılığını üstleniyor. Breen Frazier, Chris Barbour, Glenn Kershaw, Stacey Hardt ve Mark Gordon da yönetici yapımcılar arasında yer alıyor. Dizinin yapımını 20th Television ve CBS Studios üstleniyor.

Criminal Minds: Evolution, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter