Jimi Hendrix’in ölümü: Cevaplanmamış sorular

Kız arkadaşı ve rodiler uyuşturucuları olay yerinden kaldırırken dahi gitarist saatlerce baygın mıydı? Birisi, o ölene dek üstüne şarap mı boşalttı? Ölmesini isteyenler mi vardı? Suçlu sevgilisi miydi? Mark Beaumont yeni kitabında delilleri inceliyor

ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
TT

Jimi Hendrix’in ölümü: Cevaplanmamış sorular

ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)

Kaybedilen saatler ve ortadan yok olan uyuşturucular. Mafya borçları ve CIA’in ölüm listeleri. Polis gözetimi ve şüpheli tanıklıklar. Her süperstar trajedisi sorulara ve komplo teorilerine yol açar ama kötü ünlü 27’ler kulübüne 50 yıl önce bugün (18 Eylül) katılan Jimi Hendrix’in ölümü hâlâ tartışmalara boğulmuş durumda: Ona yakın bazı isimler ölümünün intihar, bazıları korkunç bir kaza olduğunu, bazıları da onun yeraltı dünyasından figürler ya da gizli servis ajanları tarafından öldürüldüğünü iddia etmekte. 18 Eylül 1970’te yaşanan olaylar sonsuza dek kafa karıştıran kızıl bir pusun içinde kaldı.
Şüphe götürmeyen şeyse onun üstün yeteneği. 1970’e kadar, Hendrix’in üç stüdyo albümü olan Are You Experienced (1967), Axis: Bold as Love (1968) ve Electric Ladyland (1968) Seattle doğumlu gitar kahramanını sadece 4 yıllık bir zaman diliminde 1960’ların karşı kültür döneminde merkezi ve etkili bir figür olarak konumlandırmıştı. Pek çok taklitçisi havalı maço bir stili, onun şık ‘dandy’ estetiğine tercih etse de Hendrix’in ham kentsel cazın saykodelik ve funkla buluştuğu, Cream’in sesini kesen şimşekten bir ok gibi gitar çalışıyla dolu plakları gelecek olan hard rock’ın potasıydı. Onun totemik, çatışmacı şovmenlik becerisi (Woodstock’taki savaşta yara almış “Star Spangled Banner” ve Monterey’deki yanan gitar gibi) o dönemin bazı dönüm noktalarını oluşturdu.
Aynı zamanda, 1970 yazının sonlarında onu tehlikeli bir değişime sürükleyen hazcılık ve aşırılık eğilimleri bulunuyordu. Çok sayıda kız arkadaşı vardı, uyuşturucu kullanma kapasitesi dile düşmüştü, ruh hali özellikle de çok içtiği zaman öngörülemez ve şiddetliydi. Sorunlar peşini bırakmadı. Önceki yıl, New York’taki bir gece kulübünde uyuşturucu alırken alt düzeydeki mafya tarafından kaçırılmış ve yalnızca çete liderinin emirleriyle zarar görmeden serbest bırakılmıştı. Jimi Hendrix Experience grubunun dağılmasıyla birlikte büyük festival şovları uyuşturucu kullanımıyla gölgelendi. Sağlığı bozuldu. Hendrix’i tükenmişliğin eşiğine getirene dek çalıştıran ve gitaristin mali durumunun kaydını en iyi ihtimalle şeffaf olmayan bir şekilde tutan kontrolcü ve çete bağlantılı menajeri Michael Jeffery’le iş ilişkisi çöküşün eşiğindeydi. Arkadaşlarına ve gazetecilere kendisini amaçsız hissettiğini, izlendiğini ve etrafındaki kimseye güvenemeyeceğini söylüyordu.
Kadercilik hissi çökmüştü. 1969’da Fas’a yaptığı bir yolculukta, bir falcı tarot falı bakarken ölüm kartını çektiğinde, Hendrix bu tahmini ciddiye aldı. Bir arkadaşına, “30 yaşından önce öleceğim” dedi. Son yılında kalan aylarını saymaya başladı ve ölümünden iki gün önce, Eric Burdon’un grubu War’da planlanan şekilde konuk sanatçı olarak çalamayacak kadar alkollüyken, Sharon Lawrence isimli gazeteci arkadaşıyla Ronnie Scott’un Soho’daki caz kulübünde karşılaştı ve ona “Ölmek üzereyim” dedi.
Son haftaları bir çılgınlık ve talihsizlik düğümüydü. Isle of Wight Festival’daki 600 bin  kişilik güçlü kalabalık onun son gerçek efsanevi performansını yakaladığı için şanslıydı çünkü bundan sonraki Avrupa turu devamlı bir keskin düşüştü. İsveç’in Göteborg kentine bir gösteri için gelen Hendrix, önceki yıl bir Stockholm şovundan sonra oğlu James’in babasının Jimi olduğu konusunda ısrar eden eski öğrenci Eva Sundquist tarafından karşılandı. (Bu Hendrix’e yönelik ikinci babalık iddiasıydı.) O geceki şov tam bir karmaşaydı. Kafayı bulan Hendrix solo performansın ortasında şarkıları unutuyordu ve diğer şarkılara savruluyordu. Danimarka’daki bir sonraki konserinde ateşten muzdaripti, sahneye çıkmasına Danimarkalı model ve oyuncu olan yeni nişanlısı Kirsten Nefer’in yardım etmesi gerekmişti ve sadece üç şarkı çalabilmişti. 6 Eylül’de Almanya’daki Fehmarn Adası’nda bulunan Open Air Love&Peace Festivali’ndeki son gösterisi hiç de aşk dolu ve barışçıl değildi. Bir fırtına, Hendrix’in bir önceki gece planlanan zamanda çalmasını engelledi. Sonunda sahneye çıktığı zaman yuhalandı ve onunla dalga geçildi. Setinin sonunda, yakan ve yağmalayan bir taşkınlıkla Hells Angels güvenliği, sahneye ateşe vermek için saldırdı ve bir rodiyi bacağından vurdu.
Londra’ya dönüp kalan randevularını iptal eden Hendrix çevresindeki destek ağının çöktüğünü hızla gördü. Nefer’in film setine geri dönmesi gerekiyordu. Woodstock ve 1970 turunda Hendrix’le beraber çalan başlıca koruyucusu basçı Billy Cox Göteborg şovunda LSD katılmış kokteyl içmişti, zehirlendiğine dair paranoyak sanrılar görüyordu ve Amerika’ya geri uçtu. Yeni bir Hendrix kitabı olan Wild Thing: The Short, Spellbinding Life of Jimi Hendrix (Vahşi Şey: Jimi Hendrix’in Kısa ve Büyüleyici Hayatı) adlı biyografinin yazarı Philip Norman “Eğer Billy Cox onun etrafında olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı” diyor. “Kendini tüketmişti ve Avrupa genelinde yaptığı bu korkunç turdan dolayı tamamen yıprandı.” 
Hendrix, Londra’da ilişkilerini keserek oradan oraya savruldu. Arkadaşları ve eski aşkları onu solgun, zayıf ve yorgun bir şekilde King’s Road’da alışveriş yaparken, sanat filmine giderken, sahneye son kez çıkarken (Ronnie Scott’ın kulübünde Burdon’ın War’ıyla ikinci denemesinde) ya da gizlice Jeffrey’le sözleşmesinden kendisini en iyi şekilde nasıl kurtarabileceğini tartışırken gördü. Ama Nefer’in yokluğunda son üç gününün büyük kısmını önceki yıl Düsseldorf’da ve Londra’da kısa kaçamaklar yaşadığı 25 yaşındaki eski Alman buz patencisi Monika Dannemann’la geçirdi. Daha sonra Danneman, birbirlerine derinden aşık olduklarını ve evlilik planlarının yolda olduğunu iddia edecekti. 
Norman “O, hayranlık duyduğu nesneye gerçekten zarar verebilecek takıntılı bir hayran gibi görünüyordu” diyor. “Hendrix’le nişanlı olduğu ve onun hayatının aşkı olduğu iddiası gayet sorgulanabilir görünüyordu.”
Hendrix, Notting Hill’deki bohem Samarkand Hotel’de küçük daire tarzı bir oda tutan Dannemann’ı Londra’da kendisini görmesi için davet etmişti. Dannemann, Hendrix’in son günlerini Samarkand’da cennet gibi romantizmle, yazılarla, resimlerle ve birbirlerine yaptıkları sonsuz aşk yeminleriyle çevrili olarak tanımlayacaktı. Son yaratıcı eseri “The Story of Life” adlı kader çizgisini öne çıkaran şiiri burada bestelendi: “Hayatın hikayesi göz açıp kapamaktan daha hızlıdır.”
Diğerleri daha sert bir resim çiziyor. 17 Eylül’de, Hendrix’in hayatta olduğu son gün, çift Muhafazakar Parti Milletvekili Arthur Vere Harvey’in sigortacı oğlu Philip Harvey tarafından trafikte rastlantı sonucu görüldü ve Harvey’in iyi döşenmiş dairesine içki içmek için davet edildi. Burada Dannemann, Harvey’nin iki flörtöz kadın arkadaşına ilgi göstermeye başlayan Hendrix’i avluda yarım saat boyunca azarladı. Samarkand’da gece geç saatteki yemekten sonra, 01.45’te Dannemann, Hendrix’i müzik yayıncısı Pete Kameron’ın evindeki bir partiye götürdü. Dannemann davetli değildi (Hendrix’in diğer kız arkadaşlarından birisi, Devon Wilson, orada olacaktı) ve gece 3’te onu almaya geldiğinde Dannemann “onu rahat bırakması için” pencereden azarlandı. 
Takip eden saatler, neredeyse tüm görgü tanıklarının ifadelerinin zamanla değişmesiyle konuya dair gerçeklerin unutulup gitmesi sonucu gizemini koruyor. Dannemann’a göre, o ve Hendrix Samarkand’a geri döndüler ve 07.15’e kadar uyanık kalıp konuştular ya da diğer ifadelere göre tartışmaya devam ettiler. Önceki aylarda uyumak için sıkça mücadele etmiş, bazen günlerce uyuyamamış Hendrix, Kameron’un partisinde “brown bomber” (kahverengi bombacı) denen bir amfetamin hapı kullanmıştı ve Dannemann’a alabileceği sakinleştiricisi olup olmadığını sormuştu. 
O da her tableti paten kariyerini engelleyen sakatlığını hafifletmek için iki doz içeren Vesparax adlı güçlü Alman uyku hapını Hendrix’e verdi. Hendrix’in kaç tablet aldığı bilinmiyor. Folk şarkıcısı arkadaşı Buzzy Linhart’a göre ölümünden bir gün önce Hendrix günlerce uyanık kalmaktan şikâyet etmişti ve New York’taki bir doktor onun bu tür ilaçlara toleransını düşünerek sıradan uyku haplarından üç doz almasını tavsiye etmişti. Çok daha güçlü Vesparax’ın üç ya da dört çift dozu onun zayıflamış durumunda tehlikeli olurdu. Dannemann 9 tane almış olabileceğine inanıyordu. 
Dannemann’ın ertesi sabahla ilgili zamanlamalar ve olaylarla ilgili öyküsü geçen yıllarda bir düzineden fazla kez değişti ve tutarsızlıkla delik deşik edildi. Bazılarına göre sabah 9 civarında, bazılarında 10.20’de veya 11’e doğru uyandı. En genel kabul gören beyanında Hendrix’i “uyurken” bulup sigara için dışarı çıktı. Döndüğünde ağzının etrafında kusmuk olduğunu fark etti ve onu uyandıramadı.
Dannemann, Hendrix’in Harley Sokağı’ndaki doktorunun numarasını bulma umuduyla, geceyi Eric Burdon’la Hotel Russell’da geçiren arkadaşı Alvenia Bridges’i aradı. Bridges, Hendrix’in bayıldığını ve kustuğunu söyleyen Dannemann’ın kendini kaybetmiş durumda olduğunu iddia edecekti. Boğulmasını önlemek için onu ters çevirmesini tavsiye etti ancak Dannemann bunu yapmayı beceremedi. Burdon’ın hikayesi de zamanla değişecekti ancak o Dannemann’ın, Bridges’i aradıktan sonra sigara almak için dışarı çıktığını, odayı dolduran uyuşturucu teçhizatlarından endişelendiği ve Hendrix’in hastane yatağında kelepçeli şekilde iyi hissederek uyanıp kızmasından korktuğu için ikinci telefon görüşmesinde ambulansı araması için ikna edilmesi gerektiğini çeşitli şekillerde iddia etti.
Sonunda ambulans 11.18’de çağrıldı; Samarkand’a, Dannemann’ın kalktığını iddia ettiği en erken saatten iki saat sonra 11.27’de ulaştı. Aradaki sürenin detayları en iyi ihtimalle karmaşık. Burdon olay yerine bazı beyanlarına göre Hendrix hâlâ oradayken, bazılarındaysa ambulans tam ayrılırken gitti. Hendrix’in uzun süreli kız arkadaşı ve Foxy Lady şarkısının ilham kaynağı Kathy Etchingham’a “Oraya vardığım zaman… Sanırım Jimi’yi yatakta gördüm” dedi. “Bilirsin, bakmak istemedim. Dağınıklığa bakmak istemedim. Daha önce orada olmalıydık. Gitarları dışarı çıkardık. Uyuşturucuları oradan dışarı çıkardık…” 
Bir noktada ya ambulans varmadan ya da öğleden sonra polis Dannemann’la görüşmeye gelmeden önce Burdon, çeşitli sahne görevlileri ve yardımcıların da dahil olduğu bir grup Samarkand’da bir temizlik yaptı. Terry “The Pill (Hap)” Slater, kamuya açık bir bahçeye uyuşturucuları gömerken polis tarafından filme alındı. (Bir sonraki gün onlar için geri döndüğünde, kayıplardı.) Bu durum, temizliğin günün ilerleyen saatlerinde, polisin Samarkand’ı potansiyel bir suç mahalli olarak belirlemesinden sonra gerçekleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Yine de Etchingham’ın Through Gypsy Eyes (Çingene Gözlerinden)  kitabına göre, Slater Hendrix’i yatakta “bitkin” gördüğünü hatırladı ve Burdon’ın kendisinin Samarkand’a arabaların üstünde hala sabah çiyi varken geldiğine dair iddiası Philip Norman’ın Burdon ve arkadaşlarının daireyi ambulansı çağırmadan önce, Hendrix’e hâlâ yardım edilebilecekken temizlediklerine inanmasına neden oldu.
Norman, “Çok güzel bir pastırma yazıydı bu yüzden bu sabahın erken saatlerinde, şafakta olurdu” diyor. “Kayıtların gösterdiği gibi sabah 11’e kadar ambulans çağrılmadı. İnsanların bodrum katındaki bu otel odasına gitmesiyle onun ambulansla hastaneye götürülmesi arasında birkaç kayıp saat vardı. Yeniden hayata döndürülüp kurtarılabileceği gayet açık olan birkaç saat geçti. Bunun yerine orada uyuşturucudan kurtulan ve ona yardım etmek için hiçbir şey yapmayıp etrafında panikleyen insanlar vardı.”
Hendrix’i tedavi eden sağlık ekiplerinin bile raporlarında çelişkiler vardı. Ambulans ekibi daireyi boş, Hendrix’i tepkisiz bulduklarını; boğazının kusmukla tamamen tıkandığını bildirdi. Ekipten Reginald Jones, Etchingham’a “Onu canlandırmaya çalıştık ama yapamadık” dedi. “Kusmuk tamamen kurumuştu. Uzun bir süredir orada yatıyor olmalıydı. Kalp atışı yoktu. Rengi maviydi, nefes almıyordu ve ışığa ya da acıya tepki vermiyordu.” 
Bununla birlikte, 1993’te eski bir Sussex polis şefi Dennis Care tarafından yürütülen gayriresmi bir soruşturma, Hendrix’in St Mary Abbot‘s (doğrudan morga gönderilmek yerine yeniden canlandırma odasına aceleyle götürüldüğü) hastanesine gelişinde, zar zor da olsa hâlâ hayatta olabileceğini ya da ambulansta öldüğünü öne sürdü. O gün Hendrix’e bakan nöbetçi asistan doktor Dr. John Bannister, onun saatlerdir ölü olduğuna inanıyordu ama her tarafının kırmızı şarapla kaplı olduğunu iddia edecekti. Bannister’ın şu sözleri 2009’da The Times’da alıntılandı: “Üzerindeki şarap miktarı sıra dışıydı. Sadece saçı ve gömleği değil ciğerleri ve midesi de tümüyle şarapla doluydu. İçinden çıkarmaya çalıştık ve kabarmaya devam etti. Gerçekten büyük miktarda kırmızı şarapla boğulmuştu.”
Hendrix’in otopsisi, sol akciğerinde 400 ml “serbest sıvı” olduğunu bildirmesine rağmen ciğerlerinde ya da midesinde şaraptan bahsetmedi ve kan dolaşımında az miktarda alkol olduğunu belirtti. Ölüm raporunda, “uyku hapı zehirlenmesinden dolayı kusmuk teneffüsü” ölüm nedeni olarak gösterildi. Ama Hendrix’in ölümüne dair neredeyse her açıklamanın tutarsız doğasıyla birleşen bu tür detaylar, hayali cinayet ve suikast planı teorilerinin kök salmasına yol açtı. Muhakkak, haklı nedenleri olan bazı insanlar ve kurumlar vardı. FBI’ın ilham veren siyahi figürleri etkisiz hale getirmek için tasarlanan Cointelpro (Karşı İstihbarat Programı) operasyonunun Hendrix hakkında dosyaları vardı ve ismi CIA tarafından MHCHAOS adı verilen bir izleme programının parçası olarak Amerika’nın en yıkıcı figürleri arasında listelenmişti.
Norman, “Erkek kardeşine (Leon) göre Hendrix, 11 Eylül’den sonraki Usame bin Ladin’le aynı seviyedeki bir listedeydi” diyor. “1970’lerin başında, aşırı paranoyanın yaşandığı bir zamanda tehdit olarak gördükleri insanları toplamak ve kamplara koymak için bu acil durum planları varken, Hendrix’in Amerikan hükümeti tarafından tehdit olarak görülüp öldürülmüş olabileceğine dair inandırıcı sebepler vardı. O, Kara Panterler gibi radikal siyahi gruplarla ilişki kurmaya başlamıştı… ve bu hükümeti ya da CIA’i çılgına çevirirdi çünkü onun beyaz dinleyiciler üzerinde büyük etkisi vardı.”
Yeraltı dünyasından tetikçilerin hikayeleri de ortaya çıktı. 1975’te Dannemann bir röportajda, Hendrix’in gangsterler tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Biyografi yazarı Caesar Glebbeek’e “Zehirlendiğine ve gerçekten öldürüldüğüne inanıyorum” dedi. “Bütün bunların arkasında gerçekten bir şeyler ve bütün bu şeylerin arkasında çok güçlü bir grup var. Bence bu mafya.” Daha sonra 2009’da The Animals’a bir defa rodilik yapan James “Tappy” Wright, Jeffery’nin 1973’te bir uçak kazasında ölmeden önce, Jimi’nin kiralık katil tarafından öldürüldüğünü kendisine sarhoşken itiraf ettiğini iddia eden bir anı yayımladı. Wright’ın doğruladığı üzere menajerin mafyaya 45 bin dolar borcu vardı ve Hendrix’in onunla bağlarını koparmaya hazırlanmasından korktuğu için Hendrix adına imzaladığı 2 milyon dolarlık hayat sigortası poliçesinden para kazanmaya çalışmaktan başka çaresi kalmamıştı. Wright’ın açıklamasına göre, Jeffrey o gece onu boğması için kuzeyden bazı kötü adamları tuttuğunu itiraf etti. 
Norman “Bunun gerçekten aslı astarı yok çünkü o asıl menajerlik sözleşmesi sona erdikten sonra da bu korkunç menajere bağlı kalmaya devam edecekti” diyor. Aslında Jeffrey, Hendrix’in 1970’li yıllardaki albüm avanslarından ve gelirlerinden önemli miktarda para kazanmaya devam edecekti ve Hendrix’in ABD’li menajeri Bob Levine’e göre aslında onun plak şirketi Warner Brothers tarafından alınan sigorta tazminatından hiçbir zaman tek kuruş kazanmadı.
2011’de Levine, musicradar.com’a Wright’ın kitabını satmak için hikâyeyi uydurduğunu özel olarak itiraf ettiğini söyledi. “Jimi Hendrix öldürülmedi. Her şey koca bir yalan. Tappy’ye ‘Bu hikâyeyi uydurarak ne yapıyorsun? Yani kitaplarını satmak istiyorsun. Neden böyle yalanları basmak zorundasın?’ dedim. O da bana dedi ki ‘Peki, kim bana karşı çıkacak? Herkes öldü, herkes gitti. Chas Chandler (Hendrix’in eş menajeri), Michael Jeffery, Mitch Mitchell (Jimi Hendrix Experience’ın bateristi), Noel Redding (Experience gitaristi). Hepsi gitti. Kimse yazdıklarımı sorgulayamaz.’”
Kırmızı şarabın varlığına dair mevcut en uygun açıklama 2005’te Jimi Hendrix: The Man, the Magic, the Truth (Jimi Hendrix: Adam, Büyü, Gerçek)  kitabını yazan Sharon Lawrance’dan geldi. 1996’daki bir telefon konuşmasında doğrudan Dannemann’a Hendrix’in boğazına şarap döküp dökmediğini sormuştu. Dannemann’ın cevabının “Her şey dağınıktı. O darmadağınıktı. Yardımcı olacağını düşündüm” olduğunu iddia etti. Lawrance, Hendrix’in ölümünün intihar olduğuna ikna olmuştu. 
Diğer yandan Norman bunun trajediye dönüşen bir kafa karışıklığı ve tedbirsizlik vakası olduğuna inanıyor. “Kazara çok fazla hap kullanmanın ve ona yardım edilebileceği zaman yardım edilmemesinin daha olağan bir açıklama olduğunu düşünüyorum” diyor. “Sanırım aklı yerinde değildi. Kafası güzel değildi ve pek sarhoş da değildi ama sadece biraz kafası karışmıştı ve aldığını sandığı dozun iki katını aldı. Uzun zaman sonra başka bir uzman, Hendrix’in aldığı tek dozun bile onun işini bitirebileceği kadar perişan durumda olduğunu söyledi çünkü sağlık durumu çok kötüydü... O zamanlar fiziksel olarak tamamen bitkin durumdaydı ve Londra ona sözde değer veren ve ona karşı bir tür sorumluluğu olan insanlarla doluydu. Ancak hiçbiri onu bu önlenebilir trajik ölümden kurtaracak gibi görünmüyordu.”
Dannemann’ın 1996’daki intiharıyla, Hendrix’in son saatlerine dair gerçekler onu büyük ihtimalle mezara kadar takip etti. Hendrix’in kendisi gibi ölümü de bir bilmece; rock’n roll kültürünün söylentilerle, rivayetlerle, yalanlarla ve efsanelerle gölgelenmiş erişilmez bir özü olarak kaldı. Ama onun cevheri, ihtişamı, tutkusu, meydan okuması ve ustalığı en iyi müziği günümüze dek getiriyor ve ona ilham veriyor. Bu anlamda, o hâlâ orada bir yerlerde gökyüzünü öpüyor.
Wild Thing: The Short, Spellbinding Life of Jimi Hendrix (Vahşi Şey: Jimi Hendrix'in Kısa ve Büyüleyici Hayatı) çıktı

 



Japonya'da rekor seviyede nüfus düşüşü kaydedildi

(AFP)
(AFP)
TT

Japonya'da rekor seviyede nüfus düşüşü kaydedildi

(AFP)
(AFP)

Alisha Rahaman Sarkar 

Dün açıklanan nüfus sayımı verilerine göre Japonya'nın nüfusu 5 yıllık süre zarfında rekor bir düşüşle yüzde 2,5 azaldı.

Krizi çözmek için hükümet bir dizi önlem alsa da bu keskin düşüş, Japonya'nın hızla yaşlanan toplumunun karşı karşıya kaldığı demografik zorlukları bir kez daha gözler önüne serdi.

Japonya'nın 5 yılda bir yayımlanan nüfus sayımı verileri, ülkenin nüfusunun 2025'te 123 milyona düştüğünü ortaya koydu. Bu rakam, 2020'de yayımlanan önceki verilere kıyasla 3 milyondan fazla azalma anlamına geliyor.

Üst üste üç ankettir ülkenin toplam nüfusunun azaldığı görülüyor.

Yeni veriler, sayımın başladığı 1920'den bu yana en büyük nüfus düşüşünü gösterdi. Hükümet bu düşüşü ülkenin yaşlanan demografisine ve doğal azalmaya, yani ülkede ölüm sayısının doğumları aşmasına bağlıyor.

Daha önce Dünya Bankası, Japonya'yı Monako'dan sonra dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip ikinci ülkesi olarak tanımlamıştı.

Ayrıca dünyanın en düşük doğum oranlarından birine sahip olan Japonya, bu tür kayıtların tutmaya başlandığı 1950'lerden beri en düşük çocuk nüfusunu 2025'te kaydetti. Mayısın önceki haftalarında açıklanan verilere göre, çocukların toplam nüfus içindeki oranı yüzde 10,8'le kayıtlardaki en düşük seviyeye geriledi.

Kabine Baş Sekreteri Minoru Kihara gazetecilere yaptığı açıklamada, "Nüfus düşüşünün daha da ilerlediği bir kez daha teyit edildi" dedi. Kihara, azalan nüfusun getirdiği zorlukları aşmak amacıyla "çeşitli önlemleri kapsamlı bir şekilde teşvik edeceği" sözünü verdi.

Kyodo News'a göre Kihara, "Tokyo'daki aşırı yoğunlaşmayı düzeltmek" için halkın ve işletmelerin bölgesel alanlara yayılmasının teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

Nüfus sayımı, Tokyo'daki nüfusun yüzde 1,4, Okinawa'daki nüfusun ise yüzde 0,1 arttığını ortaya koyarken, geri kalan 45 prefektörlükte düşüş yaşandı.

Sayımda, yabancı uyruklu sakinlerin sayısının 2020'de kaydedilen yaklaşık 2,75 milyonluk önceki rekoru aşarak yaklaşık 3,21 milyona yükseldiği tespit edildi. Göçün, Japonya'nın azalan nüfusunun olası çözümü olabileceği öne sürülse de geçen yıl ülke, yabancıların ülkeye girişine karşı daha sert bir tutum sergileyeceğine söz veren Sanae Takaiçi'yi lider olarak seçmişti.

Çocuk yetiştiren hanelere mali desteğin artırılması gibi adımlar bugüne kadar işe yaramasa da hükümet, 2030'a kadarki dönemi "bu eğilimi tersine çevirmek için son fırsat" olarak belirledi.

Independent Türkçe, independent.co.uk/asia


The Pitt'in yıldızı, başrolle arasında husumet olduğuna dair söylentileri yanıtladı

Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
TT

The Pitt'in yıldızı, başrolle arasında husumet olduğuna dair söylentileri yanıtladı

Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)

The Pitt'in yıldızı Sepideh Moafi, rol arkadaşı Noah Wyle'yle arasında husumet olduğu yönündeki spekülasyonları yalanladı.

HBO Max'in Emmy ödüllü tıp dramasının ikinci sezonunda diziye katılan 40 yaşındaki Moafi, hastanenin uzman doktoru Dr. Michael "Robby" Robinavitch'in (Wyle) uzun süreli izni süresince onun yerine geçici olarak atanan Dr. Baran Al-Hashimi'yi canlandırıyor.

İki doktor, hasta tedavisi ve çalışma tarzları konusunda sürekli çatışırken bu durum, Dr. Robby'nin acil servisini Dr. Al-Hashimi'ye devretmekte tereddüte kapılmasına yol açıyor. İkinci sezonun finalinde Dr. Al-Hashimi'nin nöbet bozukluğuyla mücadele ettiğini açıklaması, Dr. Robby'yi ona bir ültimatom vermeye zorluyor: Ya hastalığını hastane yönetim kuruluna açıklayacak ya da Dr. Robby onu ihbar edecek.

Karakterlerin gergin ilişkisi, oyuncular arasında da bir anlaşmazlık olduğu yönünde hararetli hayran söylentilerine yol açtı. Hatta Moafi'nin karakterinin gidişatının, Wyle'yle ekran dışında yaşadığı söylenen rekabetin cezası olduğu yönünde asılsız bir teori bile dolaşıyor.

Variety'ye verdiği yeni röportajda Moafi, husumet söylentilerine noktayı koyarak şöyle dedi:

Kesinlikle hayır. Bende öyle bir güç yok. Biz gerçekten harika iş arkadaşlarıyız. Noah ve benim her zaman harika bir iş ilişkimiz oldu, bu yüzden 15. bölümdeki daha karanlık, daha muzır sahneleri çekmek güvenli geldi; özellikle de sahne hazırlıkları arasında geyik yapıp gülüp eğlendiğimiz için.

The L Word: Generation Q oyuncusu "Yani aramızda kişisel bir husumet ya da rekabet olduğu iddiası tamamen yanlış" diyerek sözlerini yineledi. 

En azından benim bildiğim kadarıyla. Noah'ya sorabilirsiniz ama ben bu konuda bir şey bilmiyorum.

Moafi ayrıca bu yaz çekimlerine başlanması ve Ocak 2027'de prömiyer yapması beklenen üçüncü sezonda geri döneceğini doğruladı. Ancak dizide "ne dereceye kadar" yer alacağına halihazırda emin değil.

Oyuncu "Geri döneceğimden eminim yani galiba?" dedi gülerek.

Hikayede neler yaşanacağı, kaç bölüm olacağı gibi konularda benim için hiçbir şey net değil ama geri döneceğim.

dbrgftb
Noah Wyle, The Pitt'teki Dr. Robby rolünde sergilediği başrol performansıyla oyunculuk dalındaki ilk Emmy ödülünü kazandı (HBO)

Hayranların en sevdiği karakterlerden kıdemli asistan doktor Samira Mohan'in (Supriya Ganesh) diziye veda edeceği geçen ay duyurulmuştu. Mohan'in ayrılışı pek çok hayranın kalbini kırsa da ikinci sezonun büyük bir bölümünü geleceğini sorgulayarak ve farklı uzmanlık alanlarındaki diğer asistanlık programlarına başvurarak geçirdiği için bu durum muhtemelen pek sürpriz olmadı.

2025'te başlayan The Pitt, o zamandan beri televizyonda en çok izlenen dizilerden biri haline geldi. Her bölümün, Pittsburgh'deki bir acil servisin 15 saatlik vardiyasının bir saatini kapsadığı benzersiz formatı izleyicileri ve eleştirmenleri kendine bağlarken, gerçekçiliği ve Amerikan toplumunun yaşadığı en büyük sorunlardan bazılarını ele alan hikayeleriyle geniş çapta övgü topluyor.

2025 Emmy Ödülleri'ni silip süpüren dizi, En İyi Drama Dizisi ve Wyle'nin eve götürdüğü Drama Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu ödülleri de dahil 5 dalda galip gelmişti.

Independent Türkçe


Fırtına estiren korku filminin yönetmenine 10 milyon dolarlık teklif

Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
TT

Fırtına estiren korku filminin yönetmenine 10 milyon dolarlık teklif

Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)

Saplantı'nın (Obsession) yönetmeni Curry Barker, Hollywood'da öyle bir yankı uyandırdı ki bir stüdyonun, henüz ortada bir proje olmamasına rağmen Baker'ın sonraki filmi için 10 milyon dolar teklif etmeye kalktığı bildiriliyor.

Bu hafta sonu gişesinde Saplantı, açılış hafta sonuna kıyasla ikinci hafta sonunda yaklaşık yüzde 30 daha yüksek bir hasılat elde ederek son derece nadir bir başarıya imza attı.

Barker'ın ilk filmi, gösterime girdiğinde 17,2 milyon dolar, geçtiğimiz hafta sonu ise 22 milyon dolar hasılat elde etti.

Ancak The Hollywood Reporter'a göre Barker'ın Saplantı'nın gösterime girmesinden önce Universal Pictures/Focus Features'la imzaladığı anlaşma, yapım şirketi Blumhouse-Atomic Monster'a yönetmenin bir sonraki filmi için öncelik hakkı tanıdığından, Barker'ın bir sonraki filmine yapılan 10 milyon dolarlık teklif beklemek zorunda kalacak. 

Çok konuşulan korku filmi Saplantı, uzun soluklu "ne dilediğine dikkat et" temasına yeni bir yorum getiriyor.

Barker'ın filminin ana karakteri Bear (Michael Johnston), sahibine bir dileğini yerine getirmeyi vaat eden lanetli bir "Tek Dilek Söğüdü" satın alıyor ve bunu, uzun süredir hoşlandığı iş arkadaşı Nikki'yi (Inde Navarrette), "kendisini dünyadaki her şeyden daha çok sevmeye" zorlamak için kullanıyor. Nikki'nin adama korkutucu derecede saplantılı hale gelmesi ve ölümcül sonuçlar doğmasıyla Bear dilediği şeyden pişman olmaya başlıyor.

Yönetmen, senaryonun Simpsonlar'ın (The Simpsons) dizisinin bir bölümünden esinlendiğini açıklamıştı. Bu bölümde Lisa Simpson, babası Homer'ın bir esnafın uyarısını önemsemeyip lanetli bir maymun pençesi satın almasıyla ilgili bir kabus görüyor.

The Independent'tan eleştirmen Clarisse Loughrey, filme 4 yıldız verdiği incelemesinde şöyle yazıyor: 

Saplantı, mizah unsurlarını kullanmaktan çekinmeyen, incelikle işlenmiş bir yapım. Ölüm kalım meselesi olsa bile müşteri hizmetleri komik derecede beceriksiz. Ancak hem senarist hem de yönetmen olan Barker, Bear'le Nikki arasındaki dinamiklerin gerçek hayattaki toksik ilişkileri yansıtmaya başlamasıyla da ilgilenirken, asıl önemli noktalarda asla çok pervasız davranmıyor… Ancak Saplantı, nihayetinde bu ibretlik hikayeden iki canavar yaratmadaki ısrarıyla zafer kazanıyor. Güneşe biraz fazla yakın olmayı arzulayan aşık Bear'e, bu büyük dileğinde rızanın bulunmadığı defalarca hatırlatılıyor (bazen kelimenin tam anlamıyla, şoke edici bir şekilde) ve yine de tepkileri, herhangi bir sonuçla karşılaşmayacağına kanaat getirdiği zaman bu rızayı ihlal etmeye ne kadar hazır olduğunu ele veriyor. Öyleyse kozmik cezalandırma çağında ele alınması gereken doğru konu kesinlikle bu. Saplantı, bu adamı er ya da geç hesap vermeye zorluyor.

Independent Türkçe