Jimi Hendrix’in ölümü: Cevaplanmamış sorular

Kız arkadaşı ve rodiler uyuşturucuları olay yerinden kaldırırken dahi gitarist saatlerce baygın mıydı? Birisi, o ölene dek üstüne şarap mı boşalttı? Ölmesini isteyenler mi vardı? Suçlu sevgilisi miydi? Mark Beaumont yeni kitabında delilleri inceliyor

ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
TT

Jimi Hendrix’in ölümü: Cevaplanmamış sorular

ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)

Kaybedilen saatler ve ortadan yok olan uyuşturucular. Mafya borçları ve CIA’in ölüm listeleri. Polis gözetimi ve şüpheli tanıklıklar. Her süperstar trajedisi sorulara ve komplo teorilerine yol açar ama kötü ünlü 27’ler kulübüne 50 yıl önce bugün (18 Eylül) katılan Jimi Hendrix’in ölümü hâlâ tartışmalara boğulmuş durumda: Ona yakın bazı isimler ölümünün intihar, bazıları korkunç bir kaza olduğunu, bazıları da onun yeraltı dünyasından figürler ya da gizli servis ajanları tarafından öldürüldüğünü iddia etmekte. 18 Eylül 1970’te yaşanan olaylar sonsuza dek kafa karıştıran kızıl bir pusun içinde kaldı.
Şüphe götürmeyen şeyse onun üstün yeteneği. 1970’e kadar, Hendrix’in üç stüdyo albümü olan Are You Experienced (1967), Axis: Bold as Love (1968) ve Electric Ladyland (1968) Seattle doğumlu gitar kahramanını sadece 4 yıllık bir zaman diliminde 1960’ların karşı kültür döneminde merkezi ve etkili bir figür olarak konumlandırmıştı. Pek çok taklitçisi havalı maço bir stili, onun şık ‘dandy’ estetiğine tercih etse de Hendrix’in ham kentsel cazın saykodelik ve funkla buluştuğu, Cream’in sesini kesen şimşekten bir ok gibi gitar çalışıyla dolu plakları gelecek olan hard rock’ın potasıydı. Onun totemik, çatışmacı şovmenlik becerisi (Woodstock’taki savaşta yara almış “Star Spangled Banner” ve Monterey’deki yanan gitar gibi) o dönemin bazı dönüm noktalarını oluşturdu.
Aynı zamanda, 1970 yazının sonlarında onu tehlikeli bir değişime sürükleyen hazcılık ve aşırılık eğilimleri bulunuyordu. Çok sayıda kız arkadaşı vardı, uyuşturucu kullanma kapasitesi dile düşmüştü, ruh hali özellikle de çok içtiği zaman öngörülemez ve şiddetliydi. Sorunlar peşini bırakmadı. Önceki yıl, New York’taki bir gece kulübünde uyuşturucu alırken alt düzeydeki mafya tarafından kaçırılmış ve yalnızca çete liderinin emirleriyle zarar görmeden serbest bırakılmıştı. Jimi Hendrix Experience grubunun dağılmasıyla birlikte büyük festival şovları uyuşturucu kullanımıyla gölgelendi. Sağlığı bozuldu. Hendrix’i tükenmişliğin eşiğine getirene dek çalıştıran ve gitaristin mali durumunun kaydını en iyi ihtimalle şeffaf olmayan bir şekilde tutan kontrolcü ve çete bağlantılı menajeri Michael Jeffery’le iş ilişkisi çöküşün eşiğindeydi. Arkadaşlarına ve gazetecilere kendisini amaçsız hissettiğini, izlendiğini ve etrafındaki kimseye güvenemeyeceğini söylüyordu.
Kadercilik hissi çökmüştü. 1969’da Fas’a yaptığı bir yolculukta, bir falcı tarot falı bakarken ölüm kartını çektiğinde, Hendrix bu tahmini ciddiye aldı. Bir arkadaşına, “30 yaşından önce öleceğim” dedi. Son yılında kalan aylarını saymaya başladı ve ölümünden iki gün önce, Eric Burdon’un grubu War’da planlanan şekilde konuk sanatçı olarak çalamayacak kadar alkollüyken, Sharon Lawrence isimli gazeteci arkadaşıyla Ronnie Scott’un Soho’daki caz kulübünde karşılaştı ve ona “Ölmek üzereyim” dedi.
Son haftaları bir çılgınlık ve talihsizlik düğümüydü. Isle of Wight Festival’daki 600 bin  kişilik güçlü kalabalık onun son gerçek efsanevi performansını yakaladığı için şanslıydı çünkü bundan sonraki Avrupa turu devamlı bir keskin düşüştü. İsveç’in Göteborg kentine bir gösteri için gelen Hendrix, önceki yıl bir Stockholm şovundan sonra oğlu James’in babasının Jimi olduğu konusunda ısrar eden eski öğrenci Eva Sundquist tarafından karşılandı. (Bu Hendrix’e yönelik ikinci babalık iddiasıydı.) O geceki şov tam bir karmaşaydı. Kafayı bulan Hendrix solo performansın ortasında şarkıları unutuyordu ve diğer şarkılara savruluyordu. Danimarka’daki bir sonraki konserinde ateşten muzdaripti, sahneye çıkmasına Danimarkalı model ve oyuncu olan yeni nişanlısı Kirsten Nefer’in yardım etmesi gerekmişti ve sadece üç şarkı çalabilmişti. 6 Eylül’de Almanya’daki Fehmarn Adası’nda bulunan Open Air Love&Peace Festivali’ndeki son gösterisi hiç de aşk dolu ve barışçıl değildi. Bir fırtına, Hendrix’in bir önceki gece planlanan zamanda çalmasını engelledi. Sonunda sahneye çıktığı zaman yuhalandı ve onunla dalga geçildi. Setinin sonunda, yakan ve yağmalayan bir taşkınlıkla Hells Angels güvenliği, sahneye ateşe vermek için saldırdı ve bir rodiyi bacağından vurdu.
Londra’ya dönüp kalan randevularını iptal eden Hendrix çevresindeki destek ağının çöktüğünü hızla gördü. Nefer’in film setine geri dönmesi gerekiyordu. Woodstock ve 1970 turunda Hendrix’le beraber çalan başlıca koruyucusu basçı Billy Cox Göteborg şovunda LSD katılmış kokteyl içmişti, zehirlendiğine dair paranoyak sanrılar görüyordu ve Amerika’ya geri uçtu. Yeni bir Hendrix kitabı olan Wild Thing: The Short, Spellbinding Life of Jimi Hendrix (Vahşi Şey: Jimi Hendrix’in Kısa ve Büyüleyici Hayatı) adlı biyografinin yazarı Philip Norman “Eğer Billy Cox onun etrafında olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı” diyor. “Kendini tüketmişti ve Avrupa genelinde yaptığı bu korkunç turdan dolayı tamamen yıprandı.” 
Hendrix, Londra’da ilişkilerini keserek oradan oraya savruldu. Arkadaşları ve eski aşkları onu solgun, zayıf ve yorgun bir şekilde King’s Road’da alışveriş yaparken, sanat filmine giderken, sahneye son kez çıkarken (Ronnie Scott’ın kulübünde Burdon’ın War’ıyla ikinci denemesinde) ya da gizlice Jeffrey’le sözleşmesinden kendisini en iyi şekilde nasıl kurtarabileceğini tartışırken gördü. Ama Nefer’in yokluğunda son üç gününün büyük kısmını önceki yıl Düsseldorf’da ve Londra’da kısa kaçamaklar yaşadığı 25 yaşındaki eski Alman buz patencisi Monika Dannemann’la geçirdi. Daha sonra Danneman, birbirlerine derinden aşık olduklarını ve evlilik planlarının yolda olduğunu iddia edecekti. 
Norman “O, hayranlık duyduğu nesneye gerçekten zarar verebilecek takıntılı bir hayran gibi görünüyordu” diyor. “Hendrix’le nişanlı olduğu ve onun hayatının aşkı olduğu iddiası gayet sorgulanabilir görünüyordu.”
Hendrix, Notting Hill’deki bohem Samarkand Hotel’de küçük daire tarzı bir oda tutan Dannemann’ı Londra’da kendisini görmesi için davet etmişti. Dannemann, Hendrix’in son günlerini Samarkand’da cennet gibi romantizmle, yazılarla, resimlerle ve birbirlerine yaptıkları sonsuz aşk yeminleriyle çevrili olarak tanımlayacaktı. Son yaratıcı eseri “The Story of Life” adlı kader çizgisini öne çıkaran şiiri burada bestelendi: “Hayatın hikayesi göz açıp kapamaktan daha hızlıdır.”
Diğerleri daha sert bir resim çiziyor. 17 Eylül’de, Hendrix’in hayatta olduğu son gün, çift Muhafazakar Parti Milletvekili Arthur Vere Harvey’in sigortacı oğlu Philip Harvey tarafından trafikte rastlantı sonucu görüldü ve Harvey’in iyi döşenmiş dairesine içki içmek için davet edildi. Burada Dannemann, Harvey’nin iki flörtöz kadın arkadaşına ilgi göstermeye başlayan Hendrix’i avluda yarım saat boyunca azarladı. Samarkand’da gece geç saatteki yemekten sonra, 01.45’te Dannemann, Hendrix’i müzik yayıncısı Pete Kameron’ın evindeki bir partiye götürdü. Dannemann davetli değildi (Hendrix’in diğer kız arkadaşlarından birisi, Devon Wilson, orada olacaktı) ve gece 3’te onu almaya geldiğinde Dannemann “onu rahat bırakması için” pencereden azarlandı. 
Takip eden saatler, neredeyse tüm görgü tanıklarının ifadelerinin zamanla değişmesiyle konuya dair gerçeklerin unutulup gitmesi sonucu gizemini koruyor. Dannemann’a göre, o ve Hendrix Samarkand’a geri döndüler ve 07.15’e kadar uyanık kalıp konuştular ya da diğer ifadelere göre tartışmaya devam ettiler. Önceki aylarda uyumak için sıkça mücadele etmiş, bazen günlerce uyuyamamış Hendrix, Kameron’un partisinde “brown bomber” (kahverengi bombacı) denen bir amfetamin hapı kullanmıştı ve Dannemann’a alabileceği sakinleştiricisi olup olmadığını sormuştu. 
O da her tableti paten kariyerini engelleyen sakatlığını hafifletmek için iki doz içeren Vesparax adlı güçlü Alman uyku hapını Hendrix’e verdi. Hendrix’in kaç tablet aldığı bilinmiyor. Folk şarkıcısı arkadaşı Buzzy Linhart’a göre ölümünden bir gün önce Hendrix günlerce uyanık kalmaktan şikâyet etmişti ve New York’taki bir doktor onun bu tür ilaçlara toleransını düşünerek sıradan uyku haplarından üç doz almasını tavsiye etmişti. Çok daha güçlü Vesparax’ın üç ya da dört çift dozu onun zayıflamış durumunda tehlikeli olurdu. Dannemann 9 tane almış olabileceğine inanıyordu. 
Dannemann’ın ertesi sabahla ilgili zamanlamalar ve olaylarla ilgili öyküsü geçen yıllarda bir düzineden fazla kez değişti ve tutarsızlıkla delik deşik edildi. Bazılarına göre sabah 9 civarında, bazılarında 10.20’de veya 11’e doğru uyandı. En genel kabul gören beyanında Hendrix’i “uyurken” bulup sigara için dışarı çıktı. Döndüğünde ağzının etrafında kusmuk olduğunu fark etti ve onu uyandıramadı.
Dannemann, Hendrix’in Harley Sokağı’ndaki doktorunun numarasını bulma umuduyla, geceyi Eric Burdon’la Hotel Russell’da geçiren arkadaşı Alvenia Bridges’i aradı. Bridges, Hendrix’in bayıldığını ve kustuğunu söyleyen Dannemann’ın kendini kaybetmiş durumda olduğunu iddia edecekti. Boğulmasını önlemek için onu ters çevirmesini tavsiye etti ancak Dannemann bunu yapmayı beceremedi. Burdon’ın hikayesi de zamanla değişecekti ancak o Dannemann’ın, Bridges’i aradıktan sonra sigara almak için dışarı çıktığını, odayı dolduran uyuşturucu teçhizatlarından endişelendiği ve Hendrix’in hastane yatağında kelepçeli şekilde iyi hissederek uyanıp kızmasından korktuğu için ikinci telefon görüşmesinde ambulansı araması için ikna edilmesi gerektiğini çeşitli şekillerde iddia etti.
Sonunda ambulans 11.18’de çağrıldı; Samarkand’a, Dannemann’ın kalktığını iddia ettiği en erken saatten iki saat sonra 11.27’de ulaştı. Aradaki sürenin detayları en iyi ihtimalle karmaşık. Burdon olay yerine bazı beyanlarına göre Hendrix hâlâ oradayken, bazılarındaysa ambulans tam ayrılırken gitti. Hendrix’in uzun süreli kız arkadaşı ve Foxy Lady şarkısının ilham kaynağı Kathy Etchingham’a “Oraya vardığım zaman… Sanırım Jimi’yi yatakta gördüm” dedi. “Bilirsin, bakmak istemedim. Dağınıklığa bakmak istemedim. Daha önce orada olmalıydık. Gitarları dışarı çıkardık. Uyuşturucuları oradan dışarı çıkardık…” 
Bir noktada ya ambulans varmadan ya da öğleden sonra polis Dannemann’la görüşmeye gelmeden önce Burdon, çeşitli sahne görevlileri ve yardımcıların da dahil olduğu bir grup Samarkand’da bir temizlik yaptı. Terry “The Pill (Hap)” Slater, kamuya açık bir bahçeye uyuşturucuları gömerken polis tarafından filme alındı. (Bir sonraki gün onlar için geri döndüğünde, kayıplardı.) Bu durum, temizliğin günün ilerleyen saatlerinde, polisin Samarkand’ı potansiyel bir suç mahalli olarak belirlemesinden sonra gerçekleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Yine de Etchingham’ın Through Gypsy Eyes (Çingene Gözlerinden)  kitabına göre, Slater Hendrix’i yatakta “bitkin” gördüğünü hatırladı ve Burdon’ın kendisinin Samarkand’a arabaların üstünde hala sabah çiyi varken geldiğine dair iddiası Philip Norman’ın Burdon ve arkadaşlarının daireyi ambulansı çağırmadan önce, Hendrix’e hâlâ yardım edilebilecekken temizlediklerine inanmasına neden oldu.
Norman, “Çok güzel bir pastırma yazıydı bu yüzden bu sabahın erken saatlerinde, şafakta olurdu” diyor. “Kayıtların gösterdiği gibi sabah 11’e kadar ambulans çağrılmadı. İnsanların bodrum katındaki bu otel odasına gitmesiyle onun ambulansla hastaneye götürülmesi arasında birkaç kayıp saat vardı. Yeniden hayata döndürülüp kurtarılabileceği gayet açık olan birkaç saat geçti. Bunun yerine orada uyuşturucudan kurtulan ve ona yardım etmek için hiçbir şey yapmayıp etrafında panikleyen insanlar vardı.”
Hendrix’i tedavi eden sağlık ekiplerinin bile raporlarında çelişkiler vardı. Ambulans ekibi daireyi boş, Hendrix’i tepkisiz bulduklarını; boğazının kusmukla tamamen tıkandığını bildirdi. Ekipten Reginald Jones, Etchingham’a “Onu canlandırmaya çalıştık ama yapamadık” dedi. “Kusmuk tamamen kurumuştu. Uzun bir süredir orada yatıyor olmalıydı. Kalp atışı yoktu. Rengi maviydi, nefes almıyordu ve ışığa ya da acıya tepki vermiyordu.” 
Bununla birlikte, 1993’te eski bir Sussex polis şefi Dennis Care tarafından yürütülen gayriresmi bir soruşturma, Hendrix’in St Mary Abbot‘s (doğrudan morga gönderilmek yerine yeniden canlandırma odasına aceleyle götürüldüğü) hastanesine gelişinde, zar zor da olsa hâlâ hayatta olabileceğini ya da ambulansta öldüğünü öne sürdü. O gün Hendrix’e bakan nöbetçi asistan doktor Dr. John Bannister, onun saatlerdir ölü olduğuna inanıyordu ama her tarafının kırmızı şarapla kaplı olduğunu iddia edecekti. Bannister’ın şu sözleri 2009’da The Times’da alıntılandı: “Üzerindeki şarap miktarı sıra dışıydı. Sadece saçı ve gömleği değil ciğerleri ve midesi de tümüyle şarapla doluydu. İçinden çıkarmaya çalıştık ve kabarmaya devam etti. Gerçekten büyük miktarda kırmızı şarapla boğulmuştu.”
Hendrix’in otopsisi, sol akciğerinde 400 ml “serbest sıvı” olduğunu bildirmesine rağmen ciğerlerinde ya da midesinde şaraptan bahsetmedi ve kan dolaşımında az miktarda alkol olduğunu belirtti. Ölüm raporunda, “uyku hapı zehirlenmesinden dolayı kusmuk teneffüsü” ölüm nedeni olarak gösterildi. Ama Hendrix’in ölümüne dair neredeyse her açıklamanın tutarsız doğasıyla birleşen bu tür detaylar, hayali cinayet ve suikast planı teorilerinin kök salmasına yol açtı. Muhakkak, haklı nedenleri olan bazı insanlar ve kurumlar vardı. FBI’ın ilham veren siyahi figürleri etkisiz hale getirmek için tasarlanan Cointelpro (Karşı İstihbarat Programı) operasyonunun Hendrix hakkında dosyaları vardı ve ismi CIA tarafından MHCHAOS adı verilen bir izleme programının parçası olarak Amerika’nın en yıkıcı figürleri arasında listelenmişti.
Norman, “Erkek kardeşine (Leon) göre Hendrix, 11 Eylül’den sonraki Usame bin Ladin’le aynı seviyedeki bir listedeydi” diyor. “1970’lerin başında, aşırı paranoyanın yaşandığı bir zamanda tehdit olarak gördükleri insanları toplamak ve kamplara koymak için bu acil durum planları varken, Hendrix’in Amerikan hükümeti tarafından tehdit olarak görülüp öldürülmüş olabileceğine dair inandırıcı sebepler vardı. O, Kara Panterler gibi radikal siyahi gruplarla ilişki kurmaya başlamıştı… ve bu hükümeti ya da CIA’i çılgına çevirirdi çünkü onun beyaz dinleyiciler üzerinde büyük etkisi vardı.”
Yeraltı dünyasından tetikçilerin hikayeleri de ortaya çıktı. 1975’te Dannemann bir röportajda, Hendrix’in gangsterler tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Biyografi yazarı Caesar Glebbeek’e “Zehirlendiğine ve gerçekten öldürüldüğüne inanıyorum” dedi. “Bütün bunların arkasında gerçekten bir şeyler ve bütün bu şeylerin arkasında çok güçlü bir grup var. Bence bu mafya.” Daha sonra 2009’da The Animals’a bir defa rodilik yapan James “Tappy” Wright, Jeffery’nin 1973’te bir uçak kazasında ölmeden önce, Jimi’nin kiralık katil tarafından öldürüldüğünü kendisine sarhoşken itiraf ettiğini iddia eden bir anı yayımladı. Wright’ın doğruladığı üzere menajerin mafyaya 45 bin dolar borcu vardı ve Hendrix’in onunla bağlarını koparmaya hazırlanmasından korktuğu için Hendrix adına imzaladığı 2 milyon dolarlık hayat sigortası poliçesinden para kazanmaya çalışmaktan başka çaresi kalmamıştı. Wright’ın açıklamasına göre, Jeffrey o gece onu boğması için kuzeyden bazı kötü adamları tuttuğunu itiraf etti. 
Norman “Bunun gerçekten aslı astarı yok çünkü o asıl menajerlik sözleşmesi sona erdikten sonra da bu korkunç menajere bağlı kalmaya devam edecekti” diyor. Aslında Jeffrey, Hendrix’in 1970’li yıllardaki albüm avanslarından ve gelirlerinden önemli miktarda para kazanmaya devam edecekti ve Hendrix’in ABD’li menajeri Bob Levine’e göre aslında onun plak şirketi Warner Brothers tarafından alınan sigorta tazminatından hiçbir zaman tek kuruş kazanmadı.
2011’de Levine, musicradar.com’a Wright’ın kitabını satmak için hikâyeyi uydurduğunu özel olarak itiraf ettiğini söyledi. “Jimi Hendrix öldürülmedi. Her şey koca bir yalan. Tappy’ye ‘Bu hikâyeyi uydurarak ne yapıyorsun? Yani kitaplarını satmak istiyorsun. Neden böyle yalanları basmak zorundasın?’ dedim. O da bana dedi ki ‘Peki, kim bana karşı çıkacak? Herkes öldü, herkes gitti. Chas Chandler (Hendrix’in eş menajeri), Michael Jeffery, Mitch Mitchell (Jimi Hendrix Experience’ın bateristi), Noel Redding (Experience gitaristi). Hepsi gitti. Kimse yazdıklarımı sorgulayamaz.’”
Kırmızı şarabın varlığına dair mevcut en uygun açıklama 2005’te Jimi Hendrix: The Man, the Magic, the Truth (Jimi Hendrix: Adam, Büyü, Gerçek)  kitabını yazan Sharon Lawrance’dan geldi. 1996’daki bir telefon konuşmasında doğrudan Dannemann’a Hendrix’in boğazına şarap döküp dökmediğini sormuştu. Dannemann’ın cevabının “Her şey dağınıktı. O darmadağınıktı. Yardımcı olacağını düşündüm” olduğunu iddia etti. Lawrance, Hendrix’in ölümünün intihar olduğuna ikna olmuştu. 
Diğer yandan Norman bunun trajediye dönüşen bir kafa karışıklığı ve tedbirsizlik vakası olduğuna inanıyor. “Kazara çok fazla hap kullanmanın ve ona yardım edilebileceği zaman yardım edilmemesinin daha olağan bir açıklama olduğunu düşünüyorum” diyor. “Sanırım aklı yerinde değildi. Kafası güzel değildi ve pek sarhoş da değildi ama sadece biraz kafası karışmıştı ve aldığını sandığı dozun iki katını aldı. Uzun zaman sonra başka bir uzman, Hendrix’in aldığı tek dozun bile onun işini bitirebileceği kadar perişan durumda olduğunu söyledi çünkü sağlık durumu çok kötüydü... O zamanlar fiziksel olarak tamamen bitkin durumdaydı ve Londra ona sözde değer veren ve ona karşı bir tür sorumluluğu olan insanlarla doluydu. Ancak hiçbiri onu bu önlenebilir trajik ölümden kurtaracak gibi görünmüyordu.”
Dannemann’ın 1996’daki intiharıyla, Hendrix’in son saatlerine dair gerçekler onu büyük ihtimalle mezara kadar takip etti. Hendrix’in kendisi gibi ölümü de bir bilmece; rock’n roll kültürünün söylentilerle, rivayetlerle, yalanlarla ve efsanelerle gölgelenmiş erişilmez bir özü olarak kaldı. Ama onun cevheri, ihtişamı, tutkusu, meydan okuması ve ustalığı en iyi müziği günümüze dek getiriyor ve ona ilham veriyor. Bu anlamda, o hâlâ orada bir yerlerde gökyüzünü öpüyor.
Wild Thing: The Short, Spellbinding Life of Jimi Hendrix (Vahşi Şey: Jimi Hendrix'in Kısa ve Büyüleyici Hayatı) çıktı

 



Büyük köpeklerin küçük köpeklerden hızlı yaşlanmasının gizemi çözüldü

Araştırmacılar, büyük köpeklerin neden daha kısa yaşadığına dair ilk güçlü moleküler açıklamayı bulduklarını söylüyor (Charlie Leight / Arizona Devlet Üniversitesi)
Araştırmacılar, büyük köpeklerin neden daha kısa yaşadığına dair ilk güçlü moleküler açıklamayı bulduklarını söylüyor (Charlie Leight / Arizona Devlet Üniversitesi)
TT

Büyük köpeklerin küçük köpeklerden hızlı yaşlanmasının gizemi çözüldü

Araştırmacılar, büyük köpeklerin neden daha kısa yaşadığına dair ilk güçlü moleküler açıklamayı bulduklarını söylüyor (Charlie Leight / Arizona Devlet Üniversitesi)
Araştırmacılar, büyük köpeklerin neden daha kısa yaşadığına dair ilk güçlü moleküler açıklamayı bulduklarını söylüyor (Charlie Leight / Arizona Devlet Üniversitesi)

Bilim insanları, uzun süredir gizemini koruyan bir sorunun, büyük köpeklerin neden küçük köpeklere göre daha hızlı yaşlandığının yanıtını nihayet bulduğunu söylüyor.

Genellikle daha büyük canlıların daha uzun yaşadığı hayvanlar alemindeki genel eğilimin aksine, küçük köpeklerin büyük köpeklere kıyasla daha uzun ömürler sürmeye yatkın olduğu uzun zamandır görülüyor. Fakat bilim insanları, bu durumun köpeklerde neden farklı olduğunu bugüne kadar bilmiyordu.

Ancak yeni araştırma, her şeyin köpek DNA'sına ve LINE1 adlı "sıçrayan" bir genle ilgili olduğunu öne sürüyor.

Kendi kendilerini kopyalayabilen LINE1 genleri, bir köpeğin genetik sistemine kendini çoğaltarak ekleyebiliyor.

Bu genler "DNA metilasyonu" adı verilen ve gen aktivitesini düzenleyen bir süreçle genellikle kontrol altında tutuluyor. Ancak metilasyon kaybolduğunda bu genlerin aktivitesi artabiliyor ve bu süreçte DNA'ya zarar vererek yaşlanmayı hızlandırabiliyor.

En önemlisi, ABD çapında bir yıldan uzun süre yürütülen Köpek Yaşlanma Projesi'ne dahil edilen 864 köpek üzerindeki yeni analize göre, büyük köpekler küçük köpeklere kıyasla yüzde 35 daha fazla LINE1 gen metilasyonu kaybediyor.

Arizona Eyalet Üniversitesi'nden araştırmacı ve çalışmanın yazarlarından Blaise Mariner yaptığı açıklamada, "Bu, köpeklerde iyi bilinen boyut-yaşam süresi dengesiyle örtüştüğünü gördüğümüz en net moleküler işaretlerden biri" ifadelerini kullanıyor.

Bu durum, büyük köpeklerdeki daha hızlı yaşlanmanın, en azından kısmen bu 'sıçrayan genler' üzerindeki kontrolün azalmasından kaynaklanabileceğine işaret ediyor.

Çalışma ayrıca şaşırtıcı bir şekilde, erkek ve dişi büyük köpekler arasındaki farkları da ortaya çıkararak dişilerde  daha fazla LINE1 gen sıçraması yaşanabileceğini gösterdi.

Çalışmanın ortak yürütücülerinden Brianah McCoy, "Bu beklenmedik bir sonuçtu" diyor. 

Bu bulgu, X kromozomunun nasıl düzenlendiğine dair bazı varsayımlarımızı sorgulatıyor ve epigenetik yaşlanmanın karmaşıklığını vurguluyor.

Daha önce uzmanlar, insanın sadık dostu köpeklerdeki bu farkı incelerken, büyük köpeklerin yaşam süresindeki farkı daha hızlı yaşlanma oranları ve daha kısa ömürle ilişkilendirmiş ancak bunun nedenini tam olarak anlayamamıştı.

Arizona Üniversitesi'nin yakın tarihli bir araştırmasında büyük köpeklerin beyninin küçük köpeklerin beyinlerinden daha hızlı yaşlanmadığının tespit edilmesi, hayvanların bilişsel gerileme yaşamadan önce öldüğüne işaret ediyor.

erb
Noah Snyder-Mackler, Homer (ortada) ve Juno adlı iki köpeğiyle birlikte (Deanna Dent / Arizona Eyalet Üniversitesi)

LINE1 aktivitesinin yaşlanmanın bir nedeni mi yoksa sonucu mu olduğunu belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var. Ancak araştırmacılar, bulguların hem köpeklere hem de bize fayda sağlayarak bilim insanlarının büyük köpeklerin ömrünü uzatacak yöntemler geliştirmesine yardımcı olmasını umuyor.

Arizona Eyalet Üniversitesi'nden öğretim üyesi ve çalışmanın kıdemli yazarı Noah Snyder-Mackler, "Tek bir tür içinde yaşam süresi açısından çarpıcı farklılıklar sergilediği için köpekler yaşlanmayı anlama açısından olağanüstü bir model sunuyor" diyor.

Snyder-Mackler, "Çalışmamız, transpozonların memelilerde yaşlanma sürecinin temel bir parçası olabileceğine işaret ediyor" diye ekliyor.

Eğer durum böyleyse bu unsurları veya onları düzenleyen mekanizmaları hedef almak, insanlarda sağlıklı yaşam süresini uzatmaya yönelik gelecekteki tedavilerde umut verici bir yol olabilir.

Independent Türkçe


Ben Affleck, eski rol arkadaşından hâlâ korktuğunu söyledi

Ben Affleck, Rosamund Pike'ın 2014 yapımı Kayıp Kız'daki ürkütücü performansından "hâlâ korktuğunu" itiraf etti (20th Century Studios)
Ben Affleck, Rosamund Pike'ın 2014 yapımı Kayıp Kız'daki ürkütücü performansından "hâlâ korktuğunu" itiraf etti (20th Century Studios)
TT

Ben Affleck, eski rol arkadaşından hâlâ korktuğunu söyledi

Ben Affleck, Rosamund Pike'ın 2014 yapımı Kayıp Kız'daki ürkütücü performansından "hâlâ korktuğunu" itiraf etti (20th Century Studios)
Ben Affleck, Rosamund Pike'ın 2014 yapımı Kayıp Kız'daki ürkütücü performansından "hâlâ korktuğunu" itiraf etti (20th Century Studios)

Ben Affleck, birlikte oynadıkları filmin üzerinden 10 yıldan uzun süre geçmesine rağmen performansının etkisini hâlâ üzerinden atamadığı rol arkadaşının kim olduğunu açıkladı.

Can Dostum'un (Good Will Hunting) yıldızı, David Fincher'ın yönettiği 2014 yapımı gerilim filmi Kayıp Kız'da (Gone Girl), eşi Amy Dunne'ın gizemli bir şekilde kaybolmasıyla bağlantılı bir şüpheli olan Nick Dunne'ı canlandırmıştı.

Variety'ye verdiği röportajda Affleck, çekimlerden sonra aralarında geçen bazı konuşmaları anlatarak filmdeki eşini oynayan rol arkadaşı Rosamund Pike'tan "hâlâ korktuğunu” itiraf etti.

54 yaşındaki Affleck, kaydedilen video röportajda tedirginmiş gibi yaparak "Ona, 'Selam Rosamund. Nasılsın?' falan diyorum" dedi.

Sözlerine, "Hâlâ bir nevi öyle bakıyor. Neyden bahsettiğimi biliyorsunuz, değil mi?" diye devam eden aktör, ardından Pike'ın filmdeki soğuk performansını ve Britanya aksanını taklit etmeye çalıştı.

dfgh
Ben Affleck ve Rosamund Pike, gerilim filmi Kayıp Kız'da karıkoca rolündeydi (20th Century Studios)

Pike'ın karakterine bürünen Affleck gizemli bir ses tonuyla, "Merhaba Ben, seninle konuştuğuma sevindim" dedi. 

Affleck, "Ben de 'Ah, lanet olsun' falan oluyorum" diye şaka yaptı. 

Hâlâ o özelliğe sahip. Harika bir performanstı. Filmde muhteşemdi.

Gillian Flynn'in aynı adlı romanından uyarlanan Kayıp Kız, görünüşte mükemmel bir evliliğe sahip Nick ve Amy çiftini konu alıyor. Amy'nin evlilik yıldönümlerinde beklenmedik şekilde kaybolması ve Nick'in baş şüpheli haline gelmesiyle aşk hikayelerinde dönüm noktası yaşanıyor. Amy'nin, eşini suçlu göstermek için kendisine kayıp süsü verdiği ortaya çıkıyor.

Pike, 2015'te En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar'a aday gösterilmiş ancak ödül nihayetinde Unutma Beni'deki (Still Alice) rolüyle Julianne Moore'a gitmişti.

Hikayenin merkezindeki çifti canlandırmaları için ilk tercih edilen isimler Affleck ve Pike değildi. Başlangıçta rol için Jon Hamm düşünülmüştü ancak o sırada 6. sezonu yayımlanan Mad Men'deki sorumlulukları nedeniyle aktör çekimlere katılamamıştı.

2023'te Watch What Happens Live'a konuk olan Hamm, "Rol benim olacaktı ama Bay Draper'ın süregelen maceralarını çekmemiz gerekiyordu" demişti.

Pike'ın rolü de neredeyse Reese Witherspoon'a gidecekti ancak Fincher, onun bu role uygun olmadığına karar vermişti.

Witherspoon, Las Culturistas podcast'inde "[Fincher] beni karşısına oturttu ve bunun için onu suçlamıyorum ama David 'Bu rol için tamamen yanlışsın ve seni bu role almayacağım' dedi" diye anlatmıştı.

Rolü kaçırsa da geriye dönüp bakınca yönetmeni "tamamen haklı" bulduğunu söylemişti.

Fincher harika bir iş çıkardı, Rosamund Pike çok şeytani ve Ben Affleck ise bunun tam tersi bir avanak.

Kayıp Kız, dünya çapında 369,3 milyon dolar gişe hasılatı elde ederek büyük bir başarı yakalamıştı.

Independent Türkçe


İzleyiciler Netflix'in yeni gerilimini Emmy'li diziye benzetiyor

Josh Hartnett, Netflix’in yeni gerilim dizisi Below'da gizemli bir deniz yaratığıyla mücadele eden sert mizaçlı bir balıkçı rolünü üstleniyor (Netflix)
Josh Hartnett, Netflix’in yeni gerilim dizisi Below'da gizemli bir deniz yaratığıyla mücadele eden sert mizaçlı bir balıkçı rolünü üstleniyor (Netflix)
TT

İzleyiciler Netflix'in yeni gerilimini Emmy'li diziye benzetiyor

Josh Hartnett, Netflix’in yeni gerilim dizisi Below'da gizemli bir deniz yaratığıyla mücadele eden sert mizaçlı bir balıkçı rolünü üstleniyor (Netflix)
Josh Hartnett, Netflix’in yeni gerilim dizisi Below'da gizemli bir deniz yaratığıyla mücadele eden sert mizaçlı bir balıkçı rolünü üstleniyor (Netflix)

Yeni bir Netflix dizisinin, Apple TV'nin popüler doğaüstü komedisi Widow's Bay'le olumlu benzerliklerine dikkat çekiliyor.

6 bölümlük mini dizi Below'da Josh Hartnett, gizemli bir deniz yaratığının dehşet saçtığı küçük bir Newfoundland kasabasında yaşayan sert mizaçlı bir balıkçı rolünde.

Konusu nedeniyle dizi, doğaüstü olaylarla kuşatılmış New England'daki izole bir adada geçen ve kısa süre önce Emmy Ödülleri'nde rekorlar kıran Widow's Bay'e benzetiliyor.

Financial Times'tan bir eleştirmen yeni diziyi "Netflix'in Widow's Bay'e yanıtı" diye nitelerken, bir sosyal medya kullanıcısı da X'te şöyle yazdı: 

Bu biraz tartışmalı olabilir ama Below, Widow's Bay'den daha sürükleyici bir 'küçük topluluk odaklı gizem/gerilim' dizisi. Temposu daha iyi, karakterleri daha sempatik ve ortamı sıradan bir küçük kasabadan ziyade eşsiz bir yere benziyor. Ama sadece iki bölüm izledim, bakalım nihai karar ne olacak.

Öte yandan Below'un yaratıcısı Jesse McKeown ve yönetici yapımcısı Jessica Rhoades yakın zamanda The Hollywood Reporter'a verdikleri röportajda, iki dizinin tonunun çok farklı olduğuna dikkat çekti.

Yayın kuruluşuna konuşan Rhoades, "Dizilerin arkasındaki ekipler birbirinden çok farklı ve her iki dizi de yaratıcılarına özgü. Katie'nin [Widow's Bay'in yaratıcısı Dippold] senaryosunu yıllardır biliyordum; ona herkes bayıldı, muhteşemdi" dedi.

Rhoades sözlerine şöyle devam etti: 

Jesse'nin senaryoları ise çok farklı ve çok spesifikti. Bence bu dizileri genel anlamda ele alınca, tanıtım metninde anlatınca ya da belki fragmanı izleyince durum değişiyor. Ama senaryolar gerçekten çok farklıydı. Her ikisinin de çok farklı yol gösterici ilkeleri ve hedefleri vardı. Benim için bu bir endişe kaynağı değildi çünkü paralel bir yolda ilerlerken bile farklı diziler yaptığımızı biliyordum.

McKeown ise Widow's Bay'in fragmanını ilk gördüğünde diziler arasında benzerlikler olabileceğinden endişelendiğini kabul ederek şöyle dedi:

Çekimler bitene kadar bunun farkında değildim, bu yüzden ilk tepkim 'Kahretsin' oldu. Ama izleyen herkes bana bunun çok farklı olduğuna dair güvence verdi.

Widow's Bay'in yıldızı Kate O'Flynn önceki aylarda The Independent'a yaptığı açıklamada, ezilen karakteri Patricia'nın izleyiciye bu kadar yakın geleceğini tahmin etmediğini söylemişti.

O'Flynn, "İnsanların onunla bu kadar bağ kuracağını pek tahmin etmemiştim ve bunu yapmaları gerçekten içimi ısıtıyor. Çünkü sanki herkesin içinde bir Patricia var ya da içlerindeki Patricia'dan korkuyorlar gibi geliyor. Ancak Patricia, toplum içinde böyle olmaktan kendini alamıyor ve bu yüzden onun bu şekilde desteklendiğini görmek harika" demişti. 

Her şeyin bu şekilde gelişmesi resmen bir hayalin gerçekleşmesi oldu. Açıkçası aslında hâlâ çok inanılmaz geliyor ama çok heyecanlıyım.

Below, Netflix'te halen yayında.

Independent Türkçe