Jimi Hendrix’in ölümü: Cevaplanmamış sorular

Kız arkadaşı ve rodiler uyuşturucuları olay yerinden kaldırırken dahi gitarist saatlerce baygın mıydı? Birisi, o ölene dek üstüne şarap mı boşalttı? Ölmesini isteyenler mi vardı? Suçlu sevgilisi miydi? Mark Beaumont yeni kitabında delilleri inceliyor

ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
TT

Jimi Hendrix’in ölümü: Cevaplanmamış sorular

ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)
ABD'li müzisyen, saykodelik rock'la cazı buluşturan tarzıyla ve unutulmaz gitar sololarıyla rock tarihinin efsanevi isimleri arasında yerini aldı (AFP)

Kaybedilen saatler ve ortadan yok olan uyuşturucular. Mafya borçları ve CIA’in ölüm listeleri. Polis gözetimi ve şüpheli tanıklıklar. Her süperstar trajedisi sorulara ve komplo teorilerine yol açar ama kötü ünlü 27’ler kulübüne 50 yıl önce bugün (18 Eylül) katılan Jimi Hendrix’in ölümü hâlâ tartışmalara boğulmuş durumda: Ona yakın bazı isimler ölümünün intihar, bazıları korkunç bir kaza olduğunu, bazıları da onun yeraltı dünyasından figürler ya da gizli servis ajanları tarafından öldürüldüğünü iddia etmekte. 18 Eylül 1970’te yaşanan olaylar sonsuza dek kafa karıştıran kızıl bir pusun içinde kaldı.
Şüphe götürmeyen şeyse onun üstün yeteneği. 1970’e kadar, Hendrix’in üç stüdyo albümü olan Are You Experienced (1967), Axis: Bold as Love (1968) ve Electric Ladyland (1968) Seattle doğumlu gitar kahramanını sadece 4 yıllık bir zaman diliminde 1960’ların karşı kültür döneminde merkezi ve etkili bir figür olarak konumlandırmıştı. Pek çok taklitçisi havalı maço bir stili, onun şık ‘dandy’ estetiğine tercih etse de Hendrix’in ham kentsel cazın saykodelik ve funkla buluştuğu, Cream’in sesini kesen şimşekten bir ok gibi gitar çalışıyla dolu plakları gelecek olan hard rock’ın potasıydı. Onun totemik, çatışmacı şovmenlik becerisi (Woodstock’taki savaşta yara almış “Star Spangled Banner” ve Monterey’deki yanan gitar gibi) o dönemin bazı dönüm noktalarını oluşturdu.
Aynı zamanda, 1970 yazının sonlarında onu tehlikeli bir değişime sürükleyen hazcılık ve aşırılık eğilimleri bulunuyordu. Çok sayıda kız arkadaşı vardı, uyuşturucu kullanma kapasitesi dile düşmüştü, ruh hali özellikle de çok içtiği zaman öngörülemez ve şiddetliydi. Sorunlar peşini bırakmadı. Önceki yıl, New York’taki bir gece kulübünde uyuşturucu alırken alt düzeydeki mafya tarafından kaçırılmış ve yalnızca çete liderinin emirleriyle zarar görmeden serbest bırakılmıştı. Jimi Hendrix Experience grubunun dağılmasıyla birlikte büyük festival şovları uyuşturucu kullanımıyla gölgelendi. Sağlığı bozuldu. Hendrix’i tükenmişliğin eşiğine getirene dek çalıştıran ve gitaristin mali durumunun kaydını en iyi ihtimalle şeffaf olmayan bir şekilde tutan kontrolcü ve çete bağlantılı menajeri Michael Jeffery’le iş ilişkisi çöküşün eşiğindeydi. Arkadaşlarına ve gazetecilere kendisini amaçsız hissettiğini, izlendiğini ve etrafındaki kimseye güvenemeyeceğini söylüyordu.
Kadercilik hissi çökmüştü. 1969’da Fas’a yaptığı bir yolculukta, bir falcı tarot falı bakarken ölüm kartını çektiğinde, Hendrix bu tahmini ciddiye aldı. Bir arkadaşına, “30 yaşından önce öleceğim” dedi. Son yılında kalan aylarını saymaya başladı ve ölümünden iki gün önce, Eric Burdon’un grubu War’da planlanan şekilde konuk sanatçı olarak çalamayacak kadar alkollüyken, Sharon Lawrence isimli gazeteci arkadaşıyla Ronnie Scott’un Soho’daki caz kulübünde karşılaştı ve ona “Ölmek üzereyim” dedi.
Son haftaları bir çılgınlık ve talihsizlik düğümüydü. Isle of Wight Festival’daki 600 bin  kişilik güçlü kalabalık onun son gerçek efsanevi performansını yakaladığı için şanslıydı çünkü bundan sonraki Avrupa turu devamlı bir keskin düşüştü. İsveç’in Göteborg kentine bir gösteri için gelen Hendrix, önceki yıl bir Stockholm şovundan sonra oğlu James’in babasının Jimi olduğu konusunda ısrar eden eski öğrenci Eva Sundquist tarafından karşılandı. (Bu Hendrix’e yönelik ikinci babalık iddiasıydı.) O geceki şov tam bir karmaşaydı. Kafayı bulan Hendrix solo performansın ortasında şarkıları unutuyordu ve diğer şarkılara savruluyordu. Danimarka’daki bir sonraki konserinde ateşten muzdaripti, sahneye çıkmasına Danimarkalı model ve oyuncu olan yeni nişanlısı Kirsten Nefer’in yardım etmesi gerekmişti ve sadece üç şarkı çalabilmişti. 6 Eylül’de Almanya’daki Fehmarn Adası’nda bulunan Open Air Love&Peace Festivali’ndeki son gösterisi hiç de aşk dolu ve barışçıl değildi. Bir fırtına, Hendrix’in bir önceki gece planlanan zamanda çalmasını engelledi. Sonunda sahneye çıktığı zaman yuhalandı ve onunla dalga geçildi. Setinin sonunda, yakan ve yağmalayan bir taşkınlıkla Hells Angels güvenliği, sahneye ateşe vermek için saldırdı ve bir rodiyi bacağından vurdu.
Londra’ya dönüp kalan randevularını iptal eden Hendrix çevresindeki destek ağının çöktüğünü hızla gördü. Nefer’in film setine geri dönmesi gerekiyordu. Woodstock ve 1970 turunda Hendrix’le beraber çalan başlıca koruyucusu basçı Billy Cox Göteborg şovunda LSD katılmış kokteyl içmişti, zehirlendiğine dair paranoyak sanrılar görüyordu ve Amerika’ya geri uçtu. Yeni bir Hendrix kitabı olan Wild Thing: The Short, Spellbinding Life of Jimi Hendrix (Vahşi Şey: Jimi Hendrix’in Kısa ve Büyüleyici Hayatı) adlı biyografinin yazarı Philip Norman “Eğer Billy Cox onun etrafında olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı” diyor. “Kendini tüketmişti ve Avrupa genelinde yaptığı bu korkunç turdan dolayı tamamen yıprandı.” 
Hendrix, Londra’da ilişkilerini keserek oradan oraya savruldu. Arkadaşları ve eski aşkları onu solgun, zayıf ve yorgun bir şekilde King’s Road’da alışveriş yaparken, sanat filmine giderken, sahneye son kez çıkarken (Ronnie Scott’ın kulübünde Burdon’ın War’ıyla ikinci denemesinde) ya da gizlice Jeffrey’le sözleşmesinden kendisini en iyi şekilde nasıl kurtarabileceğini tartışırken gördü. Ama Nefer’in yokluğunda son üç gününün büyük kısmını önceki yıl Düsseldorf’da ve Londra’da kısa kaçamaklar yaşadığı 25 yaşındaki eski Alman buz patencisi Monika Dannemann’la geçirdi. Daha sonra Danneman, birbirlerine derinden aşık olduklarını ve evlilik planlarının yolda olduğunu iddia edecekti. 
Norman “O, hayranlık duyduğu nesneye gerçekten zarar verebilecek takıntılı bir hayran gibi görünüyordu” diyor. “Hendrix’le nişanlı olduğu ve onun hayatının aşkı olduğu iddiası gayet sorgulanabilir görünüyordu.”
Hendrix, Notting Hill’deki bohem Samarkand Hotel’de küçük daire tarzı bir oda tutan Dannemann’ı Londra’da kendisini görmesi için davet etmişti. Dannemann, Hendrix’in son günlerini Samarkand’da cennet gibi romantizmle, yazılarla, resimlerle ve birbirlerine yaptıkları sonsuz aşk yeminleriyle çevrili olarak tanımlayacaktı. Son yaratıcı eseri “The Story of Life” adlı kader çizgisini öne çıkaran şiiri burada bestelendi: “Hayatın hikayesi göz açıp kapamaktan daha hızlıdır.”
Diğerleri daha sert bir resim çiziyor. 17 Eylül’de, Hendrix’in hayatta olduğu son gün, çift Muhafazakar Parti Milletvekili Arthur Vere Harvey’in sigortacı oğlu Philip Harvey tarafından trafikte rastlantı sonucu görüldü ve Harvey’in iyi döşenmiş dairesine içki içmek için davet edildi. Burada Dannemann, Harvey’nin iki flörtöz kadın arkadaşına ilgi göstermeye başlayan Hendrix’i avluda yarım saat boyunca azarladı. Samarkand’da gece geç saatteki yemekten sonra, 01.45’te Dannemann, Hendrix’i müzik yayıncısı Pete Kameron’ın evindeki bir partiye götürdü. Dannemann davetli değildi (Hendrix’in diğer kız arkadaşlarından birisi, Devon Wilson, orada olacaktı) ve gece 3’te onu almaya geldiğinde Dannemann “onu rahat bırakması için” pencereden azarlandı. 
Takip eden saatler, neredeyse tüm görgü tanıklarının ifadelerinin zamanla değişmesiyle konuya dair gerçeklerin unutulup gitmesi sonucu gizemini koruyor. Dannemann’a göre, o ve Hendrix Samarkand’a geri döndüler ve 07.15’e kadar uyanık kalıp konuştular ya da diğer ifadelere göre tartışmaya devam ettiler. Önceki aylarda uyumak için sıkça mücadele etmiş, bazen günlerce uyuyamamış Hendrix, Kameron’un partisinde “brown bomber” (kahverengi bombacı) denen bir amfetamin hapı kullanmıştı ve Dannemann’a alabileceği sakinleştiricisi olup olmadığını sormuştu. 
O da her tableti paten kariyerini engelleyen sakatlığını hafifletmek için iki doz içeren Vesparax adlı güçlü Alman uyku hapını Hendrix’e verdi. Hendrix’in kaç tablet aldığı bilinmiyor. Folk şarkıcısı arkadaşı Buzzy Linhart’a göre ölümünden bir gün önce Hendrix günlerce uyanık kalmaktan şikâyet etmişti ve New York’taki bir doktor onun bu tür ilaçlara toleransını düşünerek sıradan uyku haplarından üç doz almasını tavsiye etmişti. Çok daha güçlü Vesparax’ın üç ya da dört çift dozu onun zayıflamış durumunda tehlikeli olurdu. Dannemann 9 tane almış olabileceğine inanıyordu. 
Dannemann’ın ertesi sabahla ilgili zamanlamalar ve olaylarla ilgili öyküsü geçen yıllarda bir düzineden fazla kez değişti ve tutarsızlıkla delik deşik edildi. Bazılarına göre sabah 9 civarında, bazılarında 10.20’de veya 11’e doğru uyandı. En genel kabul gören beyanında Hendrix’i “uyurken” bulup sigara için dışarı çıktı. Döndüğünde ağzının etrafında kusmuk olduğunu fark etti ve onu uyandıramadı.
Dannemann, Hendrix’in Harley Sokağı’ndaki doktorunun numarasını bulma umuduyla, geceyi Eric Burdon’la Hotel Russell’da geçiren arkadaşı Alvenia Bridges’i aradı. Bridges, Hendrix’in bayıldığını ve kustuğunu söyleyen Dannemann’ın kendini kaybetmiş durumda olduğunu iddia edecekti. Boğulmasını önlemek için onu ters çevirmesini tavsiye etti ancak Dannemann bunu yapmayı beceremedi. Burdon’ın hikayesi de zamanla değişecekti ancak o Dannemann’ın, Bridges’i aradıktan sonra sigara almak için dışarı çıktığını, odayı dolduran uyuşturucu teçhizatlarından endişelendiği ve Hendrix’in hastane yatağında kelepçeli şekilde iyi hissederek uyanıp kızmasından korktuğu için ikinci telefon görüşmesinde ambulansı araması için ikna edilmesi gerektiğini çeşitli şekillerde iddia etti.
Sonunda ambulans 11.18’de çağrıldı; Samarkand’a, Dannemann’ın kalktığını iddia ettiği en erken saatten iki saat sonra 11.27’de ulaştı. Aradaki sürenin detayları en iyi ihtimalle karmaşık. Burdon olay yerine bazı beyanlarına göre Hendrix hâlâ oradayken, bazılarındaysa ambulans tam ayrılırken gitti. Hendrix’in uzun süreli kız arkadaşı ve Foxy Lady şarkısının ilham kaynağı Kathy Etchingham’a “Oraya vardığım zaman… Sanırım Jimi’yi yatakta gördüm” dedi. “Bilirsin, bakmak istemedim. Dağınıklığa bakmak istemedim. Daha önce orada olmalıydık. Gitarları dışarı çıkardık. Uyuşturucuları oradan dışarı çıkardık…” 
Bir noktada ya ambulans varmadan ya da öğleden sonra polis Dannemann’la görüşmeye gelmeden önce Burdon, çeşitli sahne görevlileri ve yardımcıların da dahil olduğu bir grup Samarkand’da bir temizlik yaptı. Terry “The Pill (Hap)” Slater, kamuya açık bir bahçeye uyuşturucuları gömerken polis tarafından filme alındı. (Bir sonraki gün onlar için geri döndüğünde, kayıplardı.) Bu durum, temizliğin günün ilerleyen saatlerinde, polisin Samarkand’ı potansiyel bir suç mahalli olarak belirlemesinden sonra gerçekleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Yine de Etchingham’ın Through Gypsy Eyes (Çingene Gözlerinden)  kitabına göre, Slater Hendrix’i yatakta “bitkin” gördüğünü hatırladı ve Burdon’ın kendisinin Samarkand’a arabaların üstünde hala sabah çiyi varken geldiğine dair iddiası Philip Norman’ın Burdon ve arkadaşlarının daireyi ambulansı çağırmadan önce, Hendrix’e hâlâ yardım edilebilecekken temizlediklerine inanmasına neden oldu.
Norman, “Çok güzel bir pastırma yazıydı bu yüzden bu sabahın erken saatlerinde, şafakta olurdu” diyor. “Kayıtların gösterdiği gibi sabah 11’e kadar ambulans çağrılmadı. İnsanların bodrum katındaki bu otel odasına gitmesiyle onun ambulansla hastaneye götürülmesi arasında birkaç kayıp saat vardı. Yeniden hayata döndürülüp kurtarılabileceği gayet açık olan birkaç saat geçti. Bunun yerine orada uyuşturucudan kurtulan ve ona yardım etmek için hiçbir şey yapmayıp etrafında panikleyen insanlar vardı.”
Hendrix’i tedavi eden sağlık ekiplerinin bile raporlarında çelişkiler vardı. Ambulans ekibi daireyi boş, Hendrix’i tepkisiz bulduklarını; boğazının kusmukla tamamen tıkandığını bildirdi. Ekipten Reginald Jones, Etchingham’a “Onu canlandırmaya çalıştık ama yapamadık” dedi. “Kusmuk tamamen kurumuştu. Uzun bir süredir orada yatıyor olmalıydı. Kalp atışı yoktu. Rengi maviydi, nefes almıyordu ve ışığa ya da acıya tepki vermiyordu.” 
Bununla birlikte, 1993’te eski bir Sussex polis şefi Dennis Care tarafından yürütülen gayriresmi bir soruşturma, Hendrix’in St Mary Abbot‘s (doğrudan morga gönderilmek yerine yeniden canlandırma odasına aceleyle götürüldüğü) hastanesine gelişinde, zar zor da olsa hâlâ hayatta olabileceğini ya da ambulansta öldüğünü öne sürdü. O gün Hendrix’e bakan nöbetçi asistan doktor Dr. John Bannister, onun saatlerdir ölü olduğuna inanıyordu ama her tarafının kırmızı şarapla kaplı olduğunu iddia edecekti. Bannister’ın şu sözleri 2009’da The Times’da alıntılandı: “Üzerindeki şarap miktarı sıra dışıydı. Sadece saçı ve gömleği değil ciğerleri ve midesi de tümüyle şarapla doluydu. İçinden çıkarmaya çalıştık ve kabarmaya devam etti. Gerçekten büyük miktarda kırmızı şarapla boğulmuştu.”
Hendrix’in otopsisi, sol akciğerinde 400 ml “serbest sıvı” olduğunu bildirmesine rağmen ciğerlerinde ya da midesinde şaraptan bahsetmedi ve kan dolaşımında az miktarda alkol olduğunu belirtti. Ölüm raporunda, “uyku hapı zehirlenmesinden dolayı kusmuk teneffüsü” ölüm nedeni olarak gösterildi. Ama Hendrix’in ölümüne dair neredeyse her açıklamanın tutarsız doğasıyla birleşen bu tür detaylar, hayali cinayet ve suikast planı teorilerinin kök salmasına yol açtı. Muhakkak, haklı nedenleri olan bazı insanlar ve kurumlar vardı. FBI’ın ilham veren siyahi figürleri etkisiz hale getirmek için tasarlanan Cointelpro (Karşı İstihbarat Programı) operasyonunun Hendrix hakkında dosyaları vardı ve ismi CIA tarafından MHCHAOS adı verilen bir izleme programının parçası olarak Amerika’nın en yıkıcı figürleri arasında listelenmişti.
Norman, “Erkek kardeşine (Leon) göre Hendrix, 11 Eylül’den sonraki Usame bin Ladin’le aynı seviyedeki bir listedeydi” diyor. “1970’lerin başında, aşırı paranoyanın yaşandığı bir zamanda tehdit olarak gördükleri insanları toplamak ve kamplara koymak için bu acil durum planları varken, Hendrix’in Amerikan hükümeti tarafından tehdit olarak görülüp öldürülmüş olabileceğine dair inandırıcı sebepler vardı. O, Kara Panterler gibi radikal siyahi gruplarla ilişki kurmaya başlamıştı… ve bu hükümeti ya da CIA’i çılgına çevirirdi çünkü onun beyaz dinleyiciler üzerinde büyük etkisi vardı.”
Yeraltı dünyasından tetikçilerin hikayeleri de ortaya çıktı. 1975’te Dannemann bir röportajda, Hendrix’in gangsterler tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Biyografi yazarı Caesar Glebbeek’e “Zehirlendiğine ve gerçekten öldürüldüğüne inanıyorum” dedi. “Bütün bunların arkasında gerçekten bir şeyler ve bütün bu şeylerin arkasında çok güçlü bir grup var. Bence bu mafya.” Daha sonra 2009’da The Animals’a bir defa rodilik yapan James “Tappy” Wright, Jeffery’nin 1973’te bir uçak kazasında ölmeden önce, Jimi’nin kiralık katil tarafından öldürüldüğünü kendisine sarhoşken itiraf ettiğini iddia eden bir anı yayımladı. Wright’ın doğruladığı üzere menajerin mafyaya 45 bin dolar borcu vardı ve Hendrix’in onunla bağlarını koparmaya hazırlanmasından korktuğu için Hendrix adına imzaladığı 2 milyon dolarlık hayat sigortası poliçesinden para kazanmaya çalışmaktan başka çaresi kalmamıştı. Wright’ın açıklamasına göre, Jeffrey o gece onu boğması için kuzeyden bazı kötü adamları tuttuğunu itiraf etti. 
Norman “Bunun gerçekten aslı astarı yok çünkü o asıl menajerlik sözleşmesi sona erdikten sonra da bu korkunç menajere bağlı kalmaya devam edecekti” diyor. Aslında Jeffrey, Hendrix’in 1970’li yıllardaki albüm avanslarından ve gelirlerinden önemli miktarda para kazanmaya devam edecekti ve Hendrix’in ABD’li menajeri Bob Levine’e göre aslında onun plak şirketi Warner Brothers tarafından alınan sigorta tazminatından hiçbir zaman tek kuruş kazanmadı.
2011’de Levine, musicradar.com’a Wright’ın kitabını satmak için hikâyeyi uydurduğunu özel olarak itiraf ettiğini söyledi. “Jimi Hendrix öldürülmedi. Her şey koca bir yalan. Tappy’ye ‘Bu hikâyeyi uydurarak ne yapıyorsun? Yani kitaplarını satmak istiyorsun. Neden böyle yalanları basmak zorundasın?’ dedim. O da bana dedi ki ‘Peki, kim bana karşı çıkacak? Herkes öldü, herkes gitti. Chas Chandler (Hendrix’in eş menajeri), Michael Jeffery, Mitch Mitchell (Jimi Hendrix Experience’ın bateristi), Noel Redding (Experience gitaristi). Hepsi gitti. Kimse yazdıklarımı sorgulayamaz.’”
Kırmızı şarabın varlığına dair mevcut en uygun açıklama 2005’te Jimi Hendrix: The Man, the Magic, the Truth (Jimi Hendrix: Adam, Büyü, Gerçek)  kitabını yazan Sharon Lawrance’dan geldi. 1996’daki bir telefon konuşmasında doğrudan Dannemann’a Hendrix’in boğazına şarap döküp dökmediğini sormuştu. Dannemann’ın cevabının “Her şey dağınıktı. O darmadağınıktı. Yardımcı olacağını düşündüm” olduğunu iddia etti. Lawrance, Hendrix’in ölümünün intihar olduğuna ikna olmuştu. 
Diğer yandan Norman bunun trajediye dönüşen bir kafa karışıklığı ve tedbirsizlik vakası olduğuna inanıyor. “Kazara çok fazla hap kullanmanın ve ona yardım edilebileceği zaman yardım edilmemesinin daha olağan bir açıklama olduğunu düşünüyorum” diyor. “Sanırım aklı yerinde değildi. Kafası güzel değildi ve pek sarhoş da değildi ama sadece biraz kafası karışmıştı ve aldığını sandığı dozun iki katını aldı. Uzun zaman sonra başka bir uzman, Hendrix’in aldığı tek dozun bile onun işini bitirebileceği kadar perişan durumda olduğunu söyledi çünkü sağlık durumu çok kötüydü... O zamanlar fiziksel olarak tamamen bitkin durumdaydı ve Londra ona sözde değer veren ve ona karşı bir tür sorumluluğu olan insanlarla doluydu. Ancak hiçbiri onu bu önlenebilir trajik ölümden kurtaracak gibi görünmüyordu.”
Dannemann’ın 1996’daki intiharıyla, Hendrix’in son saatlerine dair gerçekler onu büyük ihtimalle mezara kadar takip etti. Hendrix’in kendisi gibi ölümü de bir bilmece; rock’n roll kültürünün söylentilerle, rivayetlerle, yalanlarla ve efsanelerle gölgelenmiş erişilmez bir özü olarak kaldı. Ama onun cevheri, ihtişamı, tutkusu, meydan okuması ve ustalığı en iyi müziği günümüze dek getiriyor ve ona ilham veriyor. Bu anlamda, o hâlâ orada bir yerlerde gökyüzünü öpüyor.
Wild Thing: The Short, Spellbinding Life of Jimi Hendrix (Vahşi Şey: Jimi Hendrix'in Kısa ve Büyüleyici Hayatı) çıktı

 



Boksörler ne kadar kazanıyor?

Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
TT

Boksörler ne kadar kazanıyor?

Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta boksörlerin ne kadar kazandığını inceliyoruz.

Profesyonel boksta para her zaman ringin çevresinde dönüyor ama bu hafta gündemi asıl hareketlendiren gelişme finansal tablonun kendisi değil, o tabloyu değiştirme potansiyeli taşıyan bir imza oldu. 

Britanyalı boksör Conor Benn, UFC'nin sahibi TKO grubunun yeni boks yapılanması Zuffa Boxing'le 15 milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attı. Bu sadece yüksek bir kontrat değil; aynı zamanda boks ekonomisinin geleceğine dair güçlü bir sinyal.

UFC Başkanı Dana White'ın savunduğu bu yatırım, MMA'de başarıyla uygulanan merkezi organizasyon modelinin boksa taşınmak istendiğini gösteriyor. UFC'de dövüşçüler tek bir çatı altında sözleşmeli olarak yer alıyor; gelir paylaşımı ve organizasyon kontrolü daha net. 

Bokstaysa yapı dağınık. Farklı organizatörler, yayıncılar ve menajerler üzerinden ilerleyen bir sistem var. Zuffa'nın hamlesi, tam da bu dağınık yapı sürerken geliyor.

Peki bütün bu tartışmanın merkezindeki soru ne? Boksörler gerçekten ne kadar para kazanıyor?

Manşetlerde gördüğümüz dev rakamlar, sektörün tamamını temsil etmiyor. Floyd Mayweather veya Canelo Álvarez gibi isimlerin tek gecede onlarca milyon dolar kazanması, sporun tabanını değil, zirvesini gösteriyor.
 

sdvfgr
Floyd Mayweather'ın ünlü para masası pozu (X/Floyd Mayweather)

Fight.tv'nin sektör analizine göre orta seviye profesyonel boksörlerin maç başına kazancı genellikle birkaç binle 10 bin dolar arasında değişiyor. 

Kariyerinin başındaki birçok sporcuysa bin ila 4 bin dolar aralığında ücret alıyor. Üstelik bu rakamdan kamp masrafları, antrenör payı, menajer komisyonu ve vergi düştüğünde elde kalan miktar daha da azalıyor.

Boksun ekonomik lokomotifiyse hâlâ öde-izle, yani pay-per-view sistemi. Büyük gecelerde ana maçın yıldızları sabit ücretin yanında yayın gelirinden pay alıyor. 

Eğer bir organizasyon milyonlarca satın alma rakamına ulaşırsa, sporcuların kazancı katlanıyor. Elit seviyedeki boksörler öde-izle gelirleri sayesinde UFC şampiyonlarından çok daha yüksek kazanç elde edebiliyor.

Ancak burada kritik bir detay var: Öde-izle pastası herkese açık değil. Bu gelir modeli genellikle ana maç sporcularına ve birkaç büyük isme sunuluyor. 

Alt kartta dövüşen boksörler çoğu zaman sabit ücretle yetiniyor. Yani boks ekonomisi, zirvede astronomik; ortalamadaysa epey dalgalı bir tablo çiziyor.

Organizasyon yapısı da gelir dağılımını doğrudan etkiliyor. Sporcular genellikle organizatör, yayıncı ve menajer arasında yapılan üçlü anlaşmalarla ringe çıkıyor. 

Bu durum yıldızlara pazarlık gücü sağlasa da tanınmayan sporcular için belirsizlik yaratıyor. Büyük isim kendi markasını büyütüp gelirini artırabiliyor. Daha az bilinen isimlerse teklif edilen şartları kabul etmek zorunda kalabiliyor.

Gelirin bir diğer önemli ayağı sponsorluk. Ring şortu üzerindeki logo, basın toplantısındaki arka pano, sosyal medya paylaşımları ve kişisel marka işbirlikleri ciddi gelir üretebiliyor. 

Özellikle Birleşik Krallık ve ABD pazarında popüler olan boksörler için sponsorluk kontratları maç ücretine yaklaşabiliyor. 

Bu anlaşmalar çoğu zaman kamuya açıklanmadığı için sporcuların gerçek kazancı resmi açıklanan ücretlerin üzerine çıkıyor.

Dijital platformlar da son yıllarda tabloyu değiştirdi. YouTube üzerinden yayımlanan antrenman videoları, özel içerik abonelikleri ve fenomen boksu olarak adlandırılan organizasyonlar yeni bir ekonomi yarattı.

Gösteri maçları da bu sistemin parçası. Resmi kemer mücadelesi olmayan ancak büyük isimleri bir araya getiren gösteri maçları, bazen klasik şampiyonluk gecelerinden daha fazla gelir üretiyor.

Dijital görünürlük artık sporcuların pazarlık gücünü doğrudan etkiliyor.

İşte Conor Benn'in Zuffa Boxing anlaşması bu yüzden önemli. Eğer Zuffa, boksta daha merkezî bir model kurmayı başarırsa, sporcular için daha öngörülebilir sözleşmeler ve maaş yapıları ortaya çıkabilir. 

Ancak bu durum öde-izle sisteminin yarattığı dev zirve gelirlerini sınırlayabilir mi? Asıl tartışma burada başlıyor.

Boks, yalnızca yumrukların konuştuğu bir spor değil; aynı zamanda büyük bir finansal ekosistem. 

Ringde 3 dakika süren bir raundun arkasında aylarca süren pazarlıklar, yayın anlaşmaları ve sponsorluk görüşmeleri var. Kimi sporcu için bir gece hayatını değiştiriyor, kimi içinse kariyerini sürdürebilmenin yolu yeni bir kontrat bulmaktan geçiyor.

Boksörler ne kadar kazanıyor sorusunun tek bir cevabı yok. Zirve için cevap: Çok. Ortalama için cevap: Tahmin edilenden az. Ama kesin olan bir şey var: Ringdeki her yumruğun ekonomik bir karşılığı bulunuyor.

Kaynaklar: MMA Weekly, FightTV, Yahoo Sports


Yapay zeka şirketi Pentagon'un tehdidine direniyor

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
TT

Yapay zeka şirketi Pentagon'un tehdidine direniyor

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti.

Bu yılın başında eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun başarılı bir şekilde yakalanmasında kullanılan Claude adlı model, halihazırda ordunun gizli sistemlerinde çalışan tek model.

Ancak Anthropic'in, Claude'un güvenlik önlemlerini kaldırıp "yasaların izin verdiği tüm amaçlar" için kullanımına izin vermeyi reddetmesi nedeniyle bakanlık, büyük yükleniciler Boeing ve Lockheed Martin'den modele olan bağımlılıklarını değerlendirmelerini istedi.

Bu tür değerlendirmeler genellikle yabancı teknoloji şirketlerine yapılır ve "tedarik zinciri riski" diye tanımlanmanın ilk adımını teşkil eder.

Anthropic CEO'su Dario Amodei perşembe günü yaptığı açıklamada, şirketin "vicdanen" bu hamleyi kabul edemeyeceğini söyledi.

Amodei yaptığı açıklamada, "Bakanlığın vizyonuna en uygun yüklenicileri seçme ayrıcalığı var" diye yazdı.

Ancak Anthropic'in teknolojisinin silahlı kuvvetlerimize sağladığı büyük değer göz önüne alındığında, bu kararı gözden geçirmelerini umuyoruz.

Lockheed Martin'in sözcüsü, Pentagon'un "potansiyel bir tedarik zinciri riski beyanı" öncesinde Anthropic'in kullanımı ve maruz kalma durumu hakkında şirketle iletişime geçtiğini Axios'a doğruladı.

Yayın kuruluşuna konuşan bir Boeing sözcüsü, "[Daha önce] onlarla ortaklık kurmak istedik ancak nihayetinde bir anlaşmaya varamadık. Savunma sanayiiyle çalışmaya biraz isteksizdiler" dedi.

Axios'a konuşan bir kaynak ise Savunma Bakanlığı'nın tüm büyük askeri yüklenicileriyle Claude'un kullanımıyla ilgili görüşmeyi planladığını söyledi.

Anthropic, güvenlik önlemlerini kaldırmayı reddederek özellikle Amerikalıların kitlesel gözetimi veya insan müdahalesi olmadan ateş eden silahlar geliştirmek için Claude'un kullanılmasına izin vermeyi kabul etmemiş oldu. Pentagon'un üst düzey yetkilileri ise böyle bir şey olmayacağını savunuyor.

Salı günkü gergin toplantının ardından Savunma Bakanı Pete Hegseth, şartlarını kabul edip etmeyeceğine karar vermesi için şirkete cuma günü saat 17.00'ye kadar süre tanımıştı.

sxdvdfv
(AP)

Hükümet, Anthropic'i tedarik zinciri riski olarak belirlemenin yanı sıra sözleşmesini iptal edebilir veya Soğuk Savaş döneminden kalma Savunma Üretim Yasası adlı yasayı devreye sokarak şirketin onayı olmasa bile orduya ürünlerini kullanmada daha geniş yetkiler verebilir.

Pentagon'un üst düzey sözcüsü Sean Parnell perşembe günü X'te, bakanlığın "Anthropic'in modelini yasaların izin verdiği tüm amaçlar için kullanmak" istediğini söylemiş ancak bunun neyi kapsadığına dair ayrıntı vermemişti. Teknolojinin kullanımının sınırlarının kaldırılmasının, şirketin kritik askeri operasyonları tehlikeye atmasını" önleyeceğini belirtmişti.

Parnell "HİÇBİR şirketin operasyonel kararlarımızı nasıl alacağımızla ilgili şartları dikte etmesine izin vermeyeceğiz" demişti.

The Independent cevap hakkı için Pentagon ve Anthropic'le temasa geçti.

Independent Türkçe


Yaşayan her 200 erkekten biri gerçekten Cengiz Han'ın torunu mu?

Moğol fatih Cengiz Han (AP)
Moğol fatih Cengiz Han (AP)
TT

Yaşayan her 200 erkekten biri gerçekten Cengiz Han'ın torunu mu?

Moğol fatih Cengiz Han (AP)
Moğol fatih Cengiz Han (AP)

Günümüzde yaşayan insanların sanılandan çok daha azının Cengiz Han'ın akrabası olduğunu öne süren yeni bir araştırma, modern erkeklerin 200'de birinin Moğol fatihinin soyundan geldiği yönündeki yaygın efsaneyi çürütüyor.

Han, Moğol kabilelerini birleştirmiş, Çin'in kuzeyindeki ve Orta Asya'daki engin bölgeleri fethetmiş, topraklarını doğuda Kore'den batıda Hazar Denizi'ne kadar genişletmişti. Halefleri daha sonra imparatorluğu İran, Rusya ve Ortadoğu'yla Avrupa'nın bazı bölgelerine kadar yaymıştı.

Tarihin en büyük kesintisiz kara imparatorluğunun kurucusu olan Han'ın birçok eşi ve cariyesi vardı ve onlardan düzinelerce çocuğu olmuştu. Bazı tahminlere göre çocuklarının sayısı 100'e ulaşıyor.

Araştırmacılar, Asya'nın büyük bir bölümündeki erkeklerin yaklaşık yüzde 8'inin, muhtemelen bin yıl önce Cengiz Han'ın yaşadığı dönemde Moğolistan'da ortaya çıkan çok benzer bir Y kromozomu soyuna sahip olduğunu 20 yıl önce saptamıştı.

2003 tarihli araştırma, bunu küresel ölçekte genişletince dünyadaki tüm erkeklerin yaklaşık yüzde 0,5'inin (yani her 200 erkekten birinin) Moğol İmparatoru'nun torunu olabileceğini tahmin etmişti.

Ancak yeni araştırma daha karmaşık bir olasılığı ortaya koyuyor.

Bugünkü Kazakistan'daki yerel folklor ve genetik kanıtları inceleyen arkeologlar, Moğol İmparatorluğu'nun kuzeybatı uzantısı olan Altın Orda'nın yönetici elitlerinin kalıntılarına odaklandı.

İmparatorluğun bu uzantısını Cengiz Han'ın en büyük oğlu Cuci kurmuş ve onun soyundan gelenler yönetmişti.

Yerel folklora göre yeni çalışmada analiz edilen 4 mezardan birindeki kalıntılar Cuci'ye ait olabilir.

Hakemli dergi PNAS'te yayımlanan çalışmanın başyazarı Ayken Askapuli şu ifadeleri kullanıyor: 

Bunun, Altın Orda'daki yönetici elitlerin genomik kökenini destekleyen ilk antik DNA kanıtı olduğuna inanıyoruz.

Bilim insanları, gömülü bireylerin gerçekten aynı Y kromozomu soyunu taşıdığını ancak "daha büyük dal kadar yaygın olmayan" özel bir alt dalda yer aldığını keşfetti.

Bu, günümüzde yaşayan erkeklerde görülen Y kromozomu soyunun doğrudan Han'dan gelmiyor olabileceğine işaret ediyor.

Araştırmacılar bu soyun, Han imparatorluğunu kurmadan muhtemelen bin yıl önce ortaya çıktığını düşünüyor.

Ancak Cengiz Han'ın kendi mezarı bulunana kadar araştırmacılar kesin bir şey söyleyemiyor.

Bu da başlı başına zorlu bir iş.

İmparator, yüzlerce at tarafından çiğnenerek dümdüz edilen ve yabani otlaklarla karışması için tohumlar ekilen bir bölgedeki işaretsiz bir mezara gizlice gömülmüştü.

Folklora göre Han'ın mezarını hazırlayan köleler ve onları mezar yerine götüren askerler daha sonra katledilmişti.

Araştırmacılar, "Bu çalışma esasen Moğol elitlerinin genetik geçmişi ve Orta Avrasya'daki nüfus dinamikleri hakkındaki anlayışımızı geliştiren antik DNA kanıtları sunuyor" diyor.

Independent Türkçe