Kafkasya, Ankara ile Moskova arasında çatışma veya uzlaşma sahası mı oluyor?

Dağlık Karabağ Bölgesi, eski Sovyetler Birliği'ndeki etnik gruplar arasında yaşanan ilk çatışmaya tanık oldu

Askerlik için gönüllü olan Ermeniler Erivan'da toplandı (Reuters)
Askerlik için gönüllü olan Ermeniler Erivan'da toplandı (Reuters)
TT

Kafkasya, Ankara ile Moskova arasında çatışma veya uzlaşma sahası mı oluyor?

Askerlik için gönüllü olan Ermeniler Erivan'da toplandı (Reuters)
Askerlik için gönüllü olan Ermeniler Erivan'da toplandı (Reuters)

Basil el-Hac Casim
Dünya dün, Ermenistan ile Azerbaycan arasında yeni bir askeri gerilimin yankılarıyla güne uyanırken her iki taraf da gerginlik nedeniyle bir birilerini suçladılar. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Ermenistan ve Azerbaycan’a acil ateşkes ilan etmek ve gerginliği azaltmak için doğrudan müzakerelerin başlatılması çağrısında bulunulurken, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ‘Azerbaycan'a yönelik son Ermeni saldırısı’ olarak nitelendirdiği gerilimi kınadı ve Ankara'nın Bakü'ye bu konuda tam destek verdiğini duyurdu.
Ermenistan ile Azerbaycan arasında 1994 yılında yapılan ateşkes anlaşması, 1988 yılında Dağlık Karabağ Bölgesi’nde başlayan savaşı sona erdirirken savaşı Ermenistan tarafı kazandı.  Ancak iki ülke arasında bugüne kadar bir barış anlaşmasına varılamadı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) Minsk Grubu (Rusya, ABD ve Fransa) himayesinde yürütülen müzakerelere rağmen Bakü ve Erivan, Dağlık Karabağ Bölgesi’nin statüsü konusunda bir anlaşmaya varamazken bölgede ateşkes ihlal edilmeye devam ediyor.
Nüfusunun 145 bin civarında olduğu tahmin edilen Dağlık Karabağ Bölgesi, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'nün batısında yaklaşık 270 kilometre uzaklıkta ve yaklaşık 4 bin 800 kilometrekarelik bir alanda bulunuyor. Bu (uluslararası olarak tanınmayan) ülke, Azerbaycan ile Ermenistan arasında dört yılı aşkın bir süre devam eden ve 30 binden fazla ölüme neden olan şiddetli bir savaşa sahne oldu. Savaş, çoğunluğu Azerbaycanlı olmak üzere yüz binlerce insanı yerlerinden ederken bölgede çoğunluğu oluşturan Ermeniler, altı Azeri vilayetinin yanı sıra Dağlık Karabağ topraklarının kontrolünü ele geçirdi.
Dağlık Karabağ Bölgesi, eski Sovyetler Birliği’ndeki etnik gruplar arasındaki ilk çatışmaya tanık oldu. Ermenistan ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ Bölgesi nedeniyle yaşanan çatışma, bölgeden yaklaşık 300 bin Ermeni ve 600 bin Azerinin yerlerinden edilmesine yol açtı. Bu da bazılarının çatışmayı ‘etnik bir çatışma’ olarak tanımlamasına neden oldu.
İki ülke sürekli olarak kapsamlı bir savaşın eşiğine geliyor. Ancak, kısa süre sonra arabulucuların müdahalesiyle durum sakinleşiyor ve gerilim azalıyor. Böylece bölgesel ve muhtemelen uluslararası bir çatışmaya dönüşebilecek bir savaşın patlak vermesi engelleniyor.
Kafkasya'da gerilim her alevlendiğinde gözler her zaman Rusya-Batı ilişkilerine çevrildi. Bu durum, 2011'de Suriye’deki çatışmaların patlak vermesine kadar devam etti. Bununla birlikte eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi, Türkiye’nin bölgedeki diğer taraflarla mücadelede Batı’nın çıkarlarını korumaya öncülük etmesi nedeniyle NATO ülkelerinden birinin çıkarlarına aykırı bir politika benimsedi. Ardından özel olarak Moskova ve Ankara arasındaki ilişkilere odaklanıldı. Aralarında bir takım zorluklar vardı. Çünkü Güney Kafkasya'daki çatışmanın tarafları olan Azerbaycan ile Türkiye’nin, Ermenistan ile de Rusya’nın özel bağları bulunuyordu.
Türkiye’nin Batı sisteminin bir parçası olduğu doğru, ancak Suriye'de Ankara ile Moskova arasında son zamanlarda (doğrudan çatışmalar, vekâlet savaşları ve bu durumu Libya'da körüklemek için girişimlerde bulunulan pazarlıklardan sonra) ortaya çıkan uzlaşı hali bazı Batılı tarafları rahatsız etti. Bugün Moskova ile Ankara arasındaki herhangi bir anlaşmazlığın, Batı'nın çıkarına olduğu herkesçe biliniyor.
Bununla birlikte Rusya'nın geleneksel müttefiki Ermenistan’ın yanı sıra Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ve diğer bölgesel ekonomik ittifaklara dahil olmaya ve Gürcistan-Rusya çatışması çerçevesinde önemli bir jeopolitik konuma sahip bir olan Azerbaycan'a da ihtiyacı var.
Öte yandan Moskova ve Bakü arasında, sınır ötesi güvenliğinden Hazar Denizi kaynaklarının kullanımına ve ulaşım projelerine kadar birçok işbirliği var ve Kremlin, Azerbaycan’ın veya Ermenistan’ın Gürcistan veya Ukrayna gibi olmalarını istemiyor. Sonuç olarak Moskova, Bakü'yle kendi elleriyle karşı karşıya gelmeyecek ve bu da dış güçlere Rusya'yı bölgenin dışına itme fırsatı verecektir.
Moskova, Erivan'ın Rusya'ya, Rusya'nın ise Ermenistan'a daha çok ihtiyacı olduğunun farkında. Yani onu kaybetmek, eski Sovyetler Birliği’nin arka bahçelerinden birini kaybetmek anlamına geliyor. Böyle bir kaybın, manevra kabiliyeti üzerinde uzun soluklu bir etkisi olabilir. Zira Rusya, genel olarak dünya sahnesine ve özel olarak da eski Sovyetler Birliği ülkelerine, uluslararası bir güç olduğu fikrini dayatıyor.
Aslında, Rusya'nın Ermenistan ile bir ittifak kurduğunu görüyoruz. Azerbaycan ile de bir ortaklık durumu var. Bu da, Ermenistan-Azerbaycan sorununun çözümünde (her iki taraf için de kabul edilebilir) bir arabulucu rolü oynamasına izin veriyor. Erivan'ın askeri olarak Rusya'ya neredeyse tamamen bel bağlamasına rağmen, Azeriler arasında Moskova'ya karşı bir düşmanlık durumu öz konusu değil. Moskova, Ermenistan'a yapılan silah ithalatının yüzde 94'ünü karşılarken Rusya’dan Ermenistan’a yapılan silahlar arasında Suhoy Su-30 savaş uçaklarının da bulunuyor. Ayrıca Ermenistan topraklarının çeşitli noktalarında Rus askeri üslerine ev sahipliği yapıyor. Bununla birlikte Azerbaycan'a yapılan silah ithalatının yüzde 31'ini de Moskova karşılıyor.
 Azerbaycan ve Ermenistan, nüfusunun çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu bir Azerbaycan yerleşim bölgesi olan ‘Dağlık Karabağ’ topraklarında geçtiğimiz yüzyıldan bu yana yaşanan bir çatışmaya tanık oluyorlar. Türkiye de ‘işgal edilmiş topraklarını’ geri kazanması için ‘kardeş ülke’ Azerbaycan'ın yanında yer alıyor. Beş yıl süren savaşın ardından Ermeniler1993 yılında, Azerbaycan topraklarında Dağlık Karabağ ile Ermenistan sınırında bulunan ve yaklaşık 8 bin kilometre karelik bir alana (yani Azerbaycan'ın yaklaşık yüzde 20'sine) sahip ‘güvenli bölgenin’ kontrolünü ele geçirdiler.
Öte yandan Ankara ile Bakü arasındaki işbirliği sadece askeri, ticari ve ekonomik alanlarla sınırlı değil. Enerji ve madencilik sektörlerinde de aralarında çeşitli işbirlikleri bulunuyor. Azerbaycan'ın Türkiye’ye sağlanan doğalgaz piyasasındaki konumunu önemli ölçüde güçlendirmesini sağlayan Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin (TANAP) inşası 2019 yılında tamamlandı.  Bakü, 2020’nin ilk yarısının sonunda Türkiye’ye ‘mavi yakıt’ tedarikinde geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 23,4 (yaklaşık 5,5 milyar metreküp) artışla birinci sırada yer aldı.
Azerbaycan'da, Türkiye’nin askeri varlığı, son dönemlerde Moskova ile Ankara arasındaki ilişkilerin soğukluğu veya sıcaklığıyla bağlantılı olarak tartışma konusu oluyor. Konu, özellikle Ermenistan ile Azerbaycan çatışması her alevlendiğinde bu ülkelerdeki siyasi ve medya çevreleri, Güney Kafkasya'da Azerbaycan topraklarında bir Türk askeri üssü kurulması konusunu tartışmaya başlıyorlar.
Rusya, Türkiye’nin bölgedeki en büyük rakibi olarak görülüyor. Türkiye'nin NATO üyeliği göz önüne alındığında Azerbaycan'da askeri ve siyasi dengeyi sağlamak ve Ermenistan'daki Rus askeri üssüne karşı ağırlık oluşturmak için bir Türk askeri üssünün kurulması, Rusya-Azerbaycan ilişkilerini zora sokmaktan başka bir işe yaramayacak ve İran için de bir endişe kaynağı olacaktır.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki savunma işbirliği, ilki 1990'ların başlarında oluşturulan iki yasal çerçeveye dayanıyor. Birinci çerçeve, Azerbaycan askeri personeli, Türk askeri kuruluşlarında eğitim alabilmesidir. İkinci çerçeve ise Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını talep etmesi halinde iki ülkenin birbirine yardım edeceğini açıkça belirten ‘stratejik ortaklık’ anlaşmasıdır.  Bu ‘yardımın’ niteliği ikili istişarelere bağlı olmakla birlikte, anlaşma acil durumlarda askeri araçların kullanılabileceğini de açıkça belirtiyor.
Azerbaycan basınına göre, Azerbaycan ile Türkiye arasında birkaç hafta önce üst düzey heyetler arasında Bakü’ye ve Ankara'ya yapılan karşılıklı ziyaretler sırasında çok önemli belgeler hazırlandı. Bu ziyaretler sırasında iki taraf, Azerbaycan'ın Nahçivan ve daha sonra Abşeron şehirlerinde birer adet Türk askeri üssü kurulması konusunu ele aldılar.
Ermenistan ile İran arasındaki yakın işbirliği çerçevesinde Ermeniler, bu senaryodan korkuyorlar.  Tahran'ın Erivan ile ilişkileri, Müslüman bir çok ülkeyle olanlardan daha güçlüdür. Ermenistan'da ayrıca Türkiye'nin Dağlık Karabağ bölgesindeki müzakere sürecine katılabileceğine ilişkin bir endişe hakim.
Moskova'daki karar alıcılara yakınlığı ile tanınan Rusya merkezli Valday Tartışma Kulübü tarafından Türkiye'nin Azerbaycan ve Orta Asya ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve askeri işbirliğini güçlendirmeye ilişkin yayınlanan rapor dikkate değerdi. Rapora göre Ankara'nın muhtemel hedefi, yabancı basın organlarında ‘Moskova ile Ankara arasındaki yeni cephe: Kafkasya’ gibi manşetlerin yer almasının ardından Moskova ile uzlaşmak.



Netanyahu'nun BM konuşması: İsrail'in itibarı ciddi zarar gördü

Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
TT

Netanyahu'nun BM konuşması: İsrail'in itibarı ciddi zarar gördü

Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)
Netanyahu'nun konuşması sırasında protesto gösterileri düzenlendi (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'ndaki konuşmasında salonun boşalması gündem oldu.

Netanyahu'nun konuşması sırasında farklı ülkelerden onlarca temsilci salondan ayrıldı. Bazı delegeler yuhalayarak lidere tepki gösterirken, Netanyahu'nun beraberindeki heyet ayağa kalkarak siyasetçiyi alkışladı.

İsrail lideri ise "Bu salonu henüz terk etmemiş başka ahlaki korkaklar varsa, lütfen şimdi bunu yapsınlar" dedi.

Netanyahu'nun konuşması, 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine az süre kalmışken ülkedeki siyasi tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde geldi.

İsrail gazetesi Haaretz, Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasının uluslararası kamuoyuna hitap etmekten çok İsrail'deki seçmenlere yönelik olduğuna dikkat çekiyor.

Ayrıca Netanyahu'nun, konuşmasında dünya genelindeki Yahudilerin karşı karşıya olduğu tehlikelerden bahsetmesine rağmen ikinci yıl üst üste ABD'deki Yahudi liderlerle görüşmediğine işaret ediliyor.

Netanyahu'nun Türkiye, Suriye, Katar, Birleşik Krallık ve Fransa yönetimlerini sert şekilde eleştirdiği konuşmasının diplomatik ilişkileri onarmaktan ziyade İsrail'deki seçmenlere siyasi mesaj verme kaygısı taşıdığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda 71 yaşındaki liderin BM Genel Kurul kürsüsünü “seçim kampanyası sahnesine" dönüştürdüğü yazılıyor.

Netanyahu konuşmasında, "Yahudi karşıtı yalanları geniş çapta yayan bir diğer ülke de Türkiye. Erdoğan da bir tiran. Kendisi aynı zamanda Hamas'ın terör elebaşlarına da ev sahipliği yapıyor" iddialarını ortaya attı.

Ankara ise açıklamaya sert tepki gösterdi. İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Netanyahu için "hadsiz ve alçak" dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de açıklamaları en güçlü şekilde kınadıklarını söyledi.

Ben Samuels'ın analizinde Netanyahu'nun İsrail'in uluslararası itibarına ciddi zarar verdiği ve bunu yeniden tesis etmenin liderin öncelikleri arasında görünmediği yorumu yapılıyor.

Times of Israel'deki analizdeyse Netanyahu'nun Gazze savaşındaki tutumunu güçlü biçimde savunduğu ileri sürülürken, liderin 7 Ekim 2023'te çatışmaları başlatan Hamas saldırılarındaki sorumluluğunu gündeme getirmediği yazılıyor.

David Horovitz imzalı yazıda, Netanyahu'nun İsrail'deki toplumsal bölünmelerden de bahsetmediği belirtiliyor. Ayrıca liderin radikal sağcı Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik uyguladığı şiddeti önemsizleştirmeye çalıştığı vurgulanıyor.

Wall Street Journal da Netanyahu'nun bu hafta Trump'la görüşmek için randevu almaya çalıştığını ancak çabalarının sonuçsuz kaldığını yazıyor.

ABD'li ve İsrailli yetkililer, Trump'ın takviminin yoğunluğu nedeniyle görüşmenin yapılamadığını söylüyor.

Netanyahu'nun hem ülkesinde zorlu bir seçim sürecine girdiği hem de uluslararası arenada giderek daha fazla yalnızlaştığı ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Wall Street Journal


BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, cuma günü Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik devam eden saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Saldırıların sivilleri ve enerji altyapısını etkilediğine, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu sivillerin yaralanmasına yol açtığına dikkat çeken Konsey, Husilerin Yemen'deki askeri tırmanışından duyduğu derin endişeyi dile getirerek grubun bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik tehdidinden kaygı duyduğunu bildirdi.

Açıklama, Fransa'nın BM Daimi Temsilcisi Jérôme Bonnafont tarafından okundu. Konsey üyeleri, Suudi Arabistan'ın topraklarındaki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılar karşısında ülkeyle dayanışma içinde olduklarını ifade ederken, Suudi Arabistan'ın uluslararası hukuk uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu vurguladı.

Bu ay Konsey başkanlığını yürüten Fransa'nın BM Daimi Temsilcisi Bonnafont, üyelerin Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'de deniz taşımacılığına yönelik saldırı ve tehditleri kınadığını yineledi. Bonnafont, ticari gemilerin ve mürettebatlarının güvenliğinin sağlanmasının önemine dikkat çekti.

Konsey, başta Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuka uygun hareket edilmesinin yanı sıra uluslararası insancıl hukuka ve seyrüsefer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesinin önemini vurguladı. Konsey, Husilerden askeri tırmanışı derhal durdurmalarını ve sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarına son vermelerini istedi.

Üyeler, 2216 sayılı karar ve sonraki kararların eksiksiz uygulanmasının önemini vurgulayarak Husilerin silah ve ilgili ekipman, teknik yardım, eğitim ve finansman dahil askeri faaliyetlerle bağlantılı her türlü desteği elde etmesini engellemek için Yemen hükümetiyle iş birliği de dahil olmak üzere somut adımlar atılması çağrısında bulundu.

Konsey, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin verilerine göre, bu ayın başından bu yana Yemen genelinde en az 125 bin sivilin öldüğü, yaralandığı veya yerinden edildiğine ilişkin haberlerden derin endişe duyduğunu bildirdi. Konsey ayrıca Husilerin saldırıları nedeniyle sivil yerleşimlerin ve altyapının zarar görmesinden kaygı duyduğunu belirtti.

Konsey üyeleri, Husilerin Yemen'deki askeri tırmanışının, Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını sürdürmesinin, Kızıldeniz'de uluslararası deniz taşımacılığına yönelik saldırı ve tehditlerinin ve Bab el-Mendeb'deki ilerleyişinin "çatışmanın daha da tırmanması, deniz güvenliği ve uluslararası ticaretin tehdit edilmesi ve Yemen'de barışın sağlanmasına yönelik bölgesel ve uluslararası çabaların sekteye uğraması" riskini taşıdığını ifade etti.

Üyeler, devam eden tırmanışın Yemen'de zaten ağır olan insani durumu daha da kötüleştireceğini ve daha fazla sivilin yerinden edilmesine yol açabileceğini vurguladı. Ayrıca tüm üye devletlerin hedefli silah ambargosu kapsamındaki yükümlülüklerine uyması gerektiğine dikkat çekti.

BM Güvenlik Konseyi, ihtiyaç sahibi tüm sivillere insani yardımın eksiksiz, güvenli, hızlı ve herhangi bir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasının sağlanması gerektiğini vurguladı. Konsey ayrıca insani yardım çalışanlarının, BM personelinin ve BM ile bağlantılı çalışanların güvenlik ve emniyetinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Üyeler, aralarında 73 BM çalışanının yanı sıra ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, sivil toplum temsilcileri ve diplomatik misyonlarda görev yapanların bulunduğu tüm tutuklu ve alıkonulan kişilerin derhal, koşulsuz ve güvenli şekilde serbest bırakılması çağrısını yineledi.

Konsey üyeleri, Yemen hükümetine desteklerini ve ülkenin birliği, egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelik sarsılmaz bağlılıklarını yineledi. Üyeler, Yemen'de kalıcı barışın şiddet, zor kullanma veya güç yoluyla sağlanamayacağını vurguladı.

Konsey ayrıca BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'e ve onun üzerinde mutabık kalınan referanslara dayanan, ilgili Güvenlik Konseyi kararlarıyla uyumlu, kapsamlı ve müzakereye dayalı bir siyasi çözüme ulaşma çabalarına desteğini yineledi. Konsey, taraflara bu doğrultuda BM'nin yürüttüğü çabalara yapıcı şekilde katılma çağrısında bulundu.


ABD, Çin'i İran'a destek vermemesi konusunda uyardı

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
TT

ABD, Çin'i İran'a destek vermemesi konusunda uyardı

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında hız kazanan diplomatik temaslarda İran dosyası, ABD, Çin, Rusya ve Katar'ı kapsayan uluslararası görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri oldu. Tahran üzerindeki savaş ve Hürmüz Boğazı krizi kaynaklı baskının arttığı bir dönemde Washington, Pekin'i İran'a herhangi bir destek sağlamaması konusunda doğrudan uyarırken iki ülke arasında boğazın deniz trafiğine açık tutulması gerektiği konusunda görüş birliği ortaya çıktı.

ABD'nin Çin Büyükelçisi David Perdue, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gerçekleşen görüşmenin bazı ayrıntılarını paylaşarak İran dosyasının iki lider arasındaki zirvede gündeme geldiğini doğruladı.

Perdue, cuma günü CNBC'nin aktardığı açıklamasında Trump'ın Şi'ye, Çin'in İran'a sağlayacağı herhangi bir yardımın “kesinlikle kabul edilemez” olduğunu açıkça ifade ettiğini söyledi.

Bu mesaj, Çin'in İran açısından önemli bir ekonomik rol oynadığı bir dönemde geldi. Pekin ise aynı zamanda kendisini gerilimin düşürülmesine ve diplomatik sürecin ilerletilmesine katkı sağlayabilecek bir aktör olarak konumlandırmaya çalışıyor.

Zirvenin ardından iki taraf İran dosyasında herhangi bir ilerleme sağlandığını açıklamadı. Ancak Şi, ABD ile İran'ın daha önceki mutabakatlara dönmesi ve diyaloğu yeniden başlatmasına destek verdiğini belirtti. Perdue'nun açıklamaları ise Washington'ın görüşmeyi İran'a yönelik olası Çin desteğinin sınırlarını net biçimde çizmek için de kullandığını gösterdi.

Hürmüz konusunda görüş birliği

Krize ilişkin bir diğer başlıkta Perdue, Washington ile Pekin'in Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine açık tutulması gerektiği konusunda hemfikir olduğunu söyledi.

Büyükelçi, küresel enerji ticaretinin başlıca güzergâhlarından biri olan boğazdan geçişlerin sürmesinin önemi konusunda Çin'in ABD ile aynı görüşü paylaştığını belirtti.

xcsdvdfv
Ortadoğu’da gerilimin sürdüğü bir dönemde Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Arşiv - Reuters)

Washington ile Pekin'in İran'a yaklaşım biçimleri farklı olsa da Hürmüz konusunda ortaya çıkan bu ortak tutum, iki ülke arasında önemli bir kesişme noktası oluşturuyor. Bu görüş birliği, boğazın savaşın sona erdirilmesi ve bölgedeki gerilimin düşürülmesi çabalarında başlıca pazarlık kozlarından biri haline geldiği bir dönemde ortaya çıktı.

İran dosyası, Pekin ile Tahran arasındaki yakın ekonomik ilişkiler ve Çin'in krizde diplomatik bir rol üstlenme çabaları nedeniyle Trump ile Şi arasında ele alınması beklenen başlıca konulardan biriydi.

Diplomasinin alternatifi yok

New York'ta Rusya ve İran da Hürmüz krizinin diplomatik yollarla çözülmesine bağlılıklarını teyit etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi'nin gerçekleştirdikleri görüşmede bölgesel ve uluslararası gelişmeleri, özellikle İran'la ilgili durumu ele aldıklarını bildirdi. Bakanlık, iki tarafın krize ilişkin “diplomatik çözümün alternatifi olmadığı” konusunda mutabık kaldığını açıkladı. Moskova ve Tahran krizin ABD ve İsrail'in “yasa dışı eylemlerinden” kaynaklandığını savundu.

Görüşmede ayrıca ikili ilişkiler ile farklı düzeylerde gerçekleştirilmesi planlanan Rusya-İran temaslarının takvimi ele alındı. Bu durum, bölgesel gerilimin tırmandığı bir dönemde Moskova ile Tahran arasındaki koordinasyonun sürdüğüne işaret ediyor.

Diyalog için uygun koşullar oluşturulması

Katar da paralel olarak arabuluculuk ve gerilimi düşürme çabaları kapsamında Tahran'la temaslarını yoğunlaştırdı.

Katar Dışişleri Bakanlığı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani'nin New York'ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile “diyalog için uygun koşulların oluşturulmasını” görüştüğünü açıkladı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirilen görüşmede taraflar, Katar'ın açıklamasına göre “bölgedeki son gelişmeleri, gerilimi düşürmek ve diyalog için uygun koşulları oluşturmak amacıyla yürütülen çabaları” ele aldı. Bu çabaların bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

Katar'ın girişimleri, krizin tarafları arasında siyasi kanallar açılmasına yardımcı olma yönündeki Doha çabalarının bir parçası. Ancak daha kapsamlı bir mutabakata ulaşma ihtimali, Washington ve Tahran'ın uzlaşma şartlarına ilişkin tutumlarına bağlılığını koruyor.

Kolombiya Tahran'la ilişkilerini kesti

İran üzerindeki siyasi baskının genişlediğini gösteren bir diğer gelişmede Kolombiya, Tahran'la diplomatik ilişkilerini kesti. Böylece Kolombiya, Latin Amerika'da Washington'ın bir diğer müttefiki olarak bu yönde adım atan son ülkelerden biri oldu.

Kolombiya hükümetinin perşembe günü açıkladığı karar 19 Eylül'de yürürlüğe girdi. Bogota, kararın “Batı Yarımküre'nin ulusal güvenliği” ile ilgili değerlendirmelere dayandığını bildirdi.

xs
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi (Arşiv - Reuters)

Kolombiya hükümeti İran'ı “uyuşturucu ticaretine karışan ve ülkenin güvenliğini tehdit eden terörist gruplarla ilişkiler kurmakla” suçladı ancak bu iddialara ilişkin herhangi bir kanıt sunmadı.

Bogota ayrıca İran'ı Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini engellemek ve Orta Doğu'daki diğer ülkelere saldırmakla eleştirdi. Açıklamalar, İran ile ABD ve İsrail arasındaki devam eden çatışma bağlamında yapıldı.

Kolombiya hükümeti bununla birlikte İran'la konsolosluk ilişkilerini sürdüreceğini bildirdi.