Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu bölgedeki kalıcı barışın yolu Ermenilerin işgal ettikleri her karış Azerbaycan toprağından geri çekilmelerinden geçiyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu bölgedeki kalıcı barışın yolu Ermenilerin işgal ettikleri her karış Azerbaycan toprağından geri çekilmelerinden geçiyor
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu bölgedeki kalıcı barışın yolu Ermenilerin işgal ettikleri her karış Azerbaycan toprağından geri çekilmelerinden geçiyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu bölgedeki kalıcı barışın yolu Ermenilerin işgal ettikleri her karış Azerbaycan toprağından geri çekilmelerinden geçiyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Azerbaycanlı kardeşlerimize tüm imkanlarımızla ve tüm kalbimizle destek vermeyi sürdüreceğiz. Bu bölgedeki kalıcı barışın yolu Ermenilerin işgal ettikleri her karış Azerbaycan toprağından geri çekilmelerinden geçiyor. Ermenistan yönetimini her şeyi bir kenara bırakıp ısrarla Türkiye’ye iftira atma gayreti de kurtaramayacak. Bu haydut devlete destek verenleri, kendilerine insanlığın ortak vicdanı önünde hesap sorulacağı konusunda ikaz ediyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 27. dönem 4. yasama yılı açılış programında konuştu. TBMM’nin 27. dönem 4. yasama yılının hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, “Tarihimizi ne kadar iyi bilir ona ne kadar iyi sahip çıkarsak geleceğimize o derece güvenle bakabiliriz. Tüm adımlarımızı bu anlayışla atıyoruz. Henüz birkaç asırlık geçmişe sahip toplulukların ve devletlerin kendilerine köklü tarihler uydurma gayretlerinin gerisinde işte bu hakikat vardır. Türkiye, gerisinde kesintisiz ve çok geniş bir coğrafyaya yayılmış 2 bin 200 yılı aşkın devlet geleneği olan dünyadaki nadir ülkelerden biridir. Böyle bir ülke, kökü de, geleneği de, ahlakı da olmayan, gücünü sömürgecilikten ve aç gözlülükten alan devletlerle aynı yöntemleri kullanamaz. TBMM’nin yasama alanında temsilcisi olduğu kadim ve asil duruş evlatlarımıza bırakacağımız en kıymetli hazinedir. Ülkemizin teröre mücadelesinde ve uluslararası alanda haklarını korumak gayretlerinde net tutum sergileyen meclisimizin tüm mensuplarına şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde Kıbrıs ve Azerbaycan Türklerinden, Balkanlar ve Kuzey Afrika’ya kadar her yerde kardeşlerimize samimi destek veren Meclisimiz, milletimizle birlikte tüm dostlarımızın da umut kaynağı olduğunu göstermiştir. Bu yıl Büyük Millet Meclisimizin dualarla, tekbirlerle, heyecanla, coşkuyla açılışının 100. yıl dönümüydü. Korona virüs salgınının yayılma günlerine denk gelmesi sebebiyle bu önemli yıl dönümünü maalesef arzu ettiğimiz görkemde kutlayamadık. İnşallah Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümünü hedeflerimize de ulaşmış olarak şanına layık kutlamalarla karşılayacağız” ifadelerini kullandı.
“Bizim meclisimiz herhangi bir meclis değildir” diyerek sözlerini sürdüren Erdoğan, “Burası ‘hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesiyle milli iradenin tecelligahı olmuş yerdir. Burası, ‘ya istiklal ya ölüm’ şiarıyla ülkemizin istiklal harbini bizzat yönetmiş gazi bir meclistir. Burası, ‘hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım’ meydan okuyuşuyla istiklaline ve istikbaline sahip çıkan bir milletin evidir. Burası, coğrafyamızdaki son sığınağımız, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran meclistir. Türkiye’nin çok partili siyasi hayata geçmesiyle başlayan demokratik dönüşümlerde hep TBMM tarafından gerçekleştirilmiştir. Nice darbelere ve darbe girişimlerine, muhtıralara, vesayetin sinsi oyunlarına rağmen bu kutlu çatı daima temsilcisi olduğu milletin onurunu korumuştur. Burada hatırlamak istemediğimiz kimi müessif hadiselerde yaşanmıştır ama bu durum meclisimizin temsil ettiği değerlerin yüceliğine halel getirmez. Özellikle, 15 Temmuz gecesi bu meclisin ortaya koyduğu cesur ve kararlı duruş dünya demokrasi tarihine geçmiştir. Türkiye’yi demokrasiye bedel ödemeden sahip olmuş bir ülke diye itham edenler, umarız, 15 Temmuz gecesi bu bühtanlarından dolayı utanç duymuşlardır. Milletimizin yaşadığı veya savuşturduğu her sıkıntının ardından milli iradenin tecelligahı olan meclisimiz, üstlendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyi bilmiştir. Ülkemizin elde ettiği tüm kazanımlarda en büyük pay sahibi meclisimizdir. Sadece son 18 yılda bu çatı altında gerçekleştirilen reformlar, yapılan düzenlemeler, alınan kararlar, sergilenen tutumlar özellikle hayranlık verici bir başarı hikayesidir. İnşallah önümüzdeki dönemde meclisimiz çok daha büyük başarılarla tarihi yazmayı sürdürecektir” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşma yolculuğunda meclise düşen daha çok görevlerin olduğunu vurgulayan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin diğer kurumlar gibi Meclisin de kendi alanına yoğunlaşabilmesine imkan sağladığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Elbette böylesine köklü yönetim sistemi değişikliklerinin ideal uygulama seviyesine gelmesi vakit alacaktır. Eski alışkanlıklarla yeni bir sistemi sürdürmenin zorluklarını her alanda yaşıyoruz ama her geçen gün yasama, yürütme ve yargının yeni sistem doğrultusunda kendini geliştirdiğini görüyoruz. Yeni reformlarla hukuki ve icrai olarak tespit ettiğimiz aksaklıkları gideriyor, çıtayı sürekli yukarıya taşıyoruz. İnşallah, Türkiye bu konuda da dünyaya örnek olacak başarılara da imza atacaktır. Meclisimizin yeni yasama yılında bu çerçevede çok önemli çalışmalar gerçekleştireceğine inanıyorum. Siyasi rekabet ile ülkeye ve millete hizmet yarışı arasındaki çizginin en iyi konduğu ve korunduğu yerin meclisimiz olması gerektiğini düşünüyorum. Yeni dönemde meclis çalışmalarına katkı verecek her partiden milletvekillerimize teşekkür ediyorum.”
Mevcut küresel düzenin işleyişinin değişmesinin gerekliliğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin de dikkatini çekmiştir. Millet olarak son dönemde her yılımızı geçmişte on yıllar boyunca yaşanan gelişmelere ve daha fazlasına şahit olduğumuz bir kesafette geçiriyoruz. Bu durumun iki önemli sebebi vardır. Birincisi; Türkiye’nin istikrarsızlıklar, çekişmeler, kavgalar, krizler sebebiyle uzunca bir süre ihmal ettiği demokratik ve ekonomik atılımları bu dönemde hayata geçirmiş olmasıdır. Bu atılımların her biri içerde ve dışarda çıkarları zarar görenlerin çok büyük direnişleri ve saldırılarıyla karşılaştı. Milletimizin ve meclisimizin desteği ile karşımıza çıkan engelleri birer birer aşarak bugünlere geldik. Gelişmelerin bu derece hızlanmasının ikinci sebebi dünyanın geldiği yeni yol ayrımıdır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında galipler tarafından kurulan siyasi ve ekonomik uluslararası düzen artık her alanda çatırdıyor. Salgın döneminde yaşananlar bu yıkılışın çok daha açık şekilde görülmesini sağlamıştır. BM’den başlayarak mevcut küresel düzenin tüm insanlığı kucaklayacak şekilde işleyişinden sorumlu kurumların tamamı tıkanmıştır. Dünyanın karşılaştığı yeni sınamalar, krizler, ihtiyaçlar karşısında etkisiz kalan bu kurumlar kırılganlığı daha da artırıyor. Gelişmiş denen ülkelerin gerçek bir kriz durumunda kendi vatandaşlarına dahi hayırlarının dokunamadığı görülmüştür. Koskoca yerkürenin bir avuç muhterisin ipoteği altına alındığı bu çarpık düzenin aynı şekilde devam etme şansı kalmamıştır. Bir süredir her platformda dile getirdiğimiz dünya beşten büyüktün tespiti işte bu gerçeğin ifadesidir. Ya, mevcut kurumlar güvenliği, istikrarı ve refahı insanlığın tamamına yansıtacak şekilde yeniden yapılanacak ya da bu ihtiyacı karşılayacak yeni kurumlar inşa edilecek. Biz her şeye rağmen mevcut kurumların hakkaniyete uygun şekilde yeniden yapılanmasıyla bu ihtiyacın karşılanabileceğini düşünüyoruz. Küresel düzenin işleyişinin değişmesi gerektiği tespitimizi ilk söylediğimizde konuya mesafeli yaklaşanlar bulunuyordu. Salgın sürecinde ortaya çıkan tablonun ardından bu kesimlerin de bize destek vermeye başladıklarını görüyoruz. Dünyanın doğusu ve batısı ile kuzeyi ve güneyi ile her köşesinin güvenliğe ihtiyacı vardır. Dünyanın nerede yaşarsa yaşasın tüm insanların huzuruna ihtiyacı vardır. Dünyanın herkese yetecek kaynaklarının adaletli şekilde dağılımına ihtiyacı vardır. Dünyanın rabbimizin bize emaneti olan havasının suyunun ağacının tüm güzelliklerinin korunmaya ihtiyacı vardır. Bunları sağlayacak bir küresel yönetim düzeni kurmamız şarttır. Aksi taktirde dünyanın dört bir yanında ucu gelişmiş ülkelere de dokunacak şekilde çatışmaların, acıların, zulümlerin, yağmaların, yeniden başlaması kaçınılmaz hale gelecektir. Türkiye olarak insanlığı işte böyle bir tehditten kurtaracak çözümleri gündeme getirmenin tartışmanın ve neticeye ulaştırmanın gayreti içindeyiz” dedi.

Azerbaycan'a destek
Türkiye’nin küresel krizlerin en çok yaşandığı coğrafyanın tam merkezinde yer aldığına dikkat çeken Erdoğan, “Balkanlar'da yaklaşık 30 yıl önce yaşanan trajik katliamların ve çatışmaların izleri hala tazedir. Bölgenin kalıcı barışa ve huzura kavuşamadığı da ortadadır. Karadeniz’de Kırım’ın işgali ile başlayan kriz her an yeniden tırmanma potansiyeline sahiptir. Kafkasya her karış toprağı ile yeni çatışma potansiyelini bünyesinde barındıran bir kriz alanı olma vasfını sürdürüyor. Nitekim Dağlık Karabağ’ı işgal eden Ermenilerin, Azerbaycan’a saldırısıyla başlayan çatışmalar bunun en somut örneğidir. Buradan bir kez daha Azerbaycanlı kardeşlerimizin işgal altındaki topraklarını kurtarma ve vatanlarını koruma mücadelelerinde yanlarında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Özellikle, Minsk Üçlüsü denilen Amerika, Rusya, Fransa ve bunların hala 30 yıla yakın zamandır bu sorunu ihmal ettikleri için bugünlere yansıyan bu olumsuz gelişmeler karşısında ateşkes arayışı içinde bulunmaları her şeyden önce kabul edilebilir bir şey değildir. Ha, bir şey mi isteniyor, o zaman işgalcilerin bu topraklardan çıkmaları gerekiyor ki burada bir çözüme ulaşılsın. Bir milyon kilometrekarelik alandan ayrılmış olan Azeri kardeşlerimiz şu anda topraklarına dönecekleri günü bekliyor, onun hasreti içerisindeler. Buna kimse yanaşmıyor. Önce bir defa bunu bir masaya yatırın. Bunları biz Sayın Putin, Sayın Macron ile görüştük ama hep oturdular konuştular, netice yok. İşte şimdi netice zamanı ve Azeri kardeşlerimiz de kendi göbeklerini kesmenin adımını attılar. Türkiye olarak kendimizi iki devlet tek millet olarak gördüğümüz Azerbaycanlı kardeşlerimize tüm imkanlarımızla ve tüm kalbimizle destek vermeyi sürdüreceğiz. Bu bölgedeki kalıcı barışın yolu Ermenilerin işgal ettikleri her karış Azerbaycan toprağından geri çekilmelerinden geçiyor. Ermenistan yönetimini her şeyi bir kenara bırakıp ısrarla Türkiye’ye iftira atma gayreti de kurtaramayacak. Bu haydut devlete destek verenleri, kendilerine insanlığın ortak vicdanı önünde hesap sorulacağı konusunda ikaz ediyorum. Rabbim, Azerbaycanlı kardeşlerimizin yar ve yardımcısı olsun” açıklamasında bulundu.

Azerbaycan Ankara Büyükelçisi özel davetli olarak katıldı
TBMM 27. dönem 4. yasama yılı açılış programı için korona virüs nedeniyle büyükelçilere davet gönderilmezken, Azerbaycan Ankara Büyükelçisi Hazar İbrahim tek davetli olarak yeni yasama yılı açılışını kordiplomatik locadan takip etti.
2 aylık aranın ardından çalışmalarına bugün yeniden başlayan TBMM'de partilerin hazır bulunduğu yasama yılı açılış programına katılmayan HDP ise, Meclis bahçesinde oturma eylemi yaptı.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.