Fas halkı, daha fazla caminin açılması ve cuma namazlarının camilerde kılınmasını istiyor

16 Haziran’da II. Hasan Camii'nde koruyucu önlemlere ve sosyal mesafe kurallarına riayet ederek namaz kılan insanlar (AFP)
16 Haziran’da II. Hasan Camii'nde koruyucu önlemlere ve sosyal mesafe kurallarına riayet ederek namaz kılan insanlar (AFP)
TT

Fas halkı, daha fazla caminin açılması ve cuma namazlarının camilerde kılınmasını istiyor

16 Haziran’da II. Hasan Camii'nde koruyucu önlemlere ve sosyal mesafe kurallarına riayet ederek namaz kılan insanlar (AFP)
16 Haziran’da II. Hasan Camii'nde koruyucu önlemlere ve sosyal mesafe kurallarına riayet ederek namaz kılan insanlar (AFP)

Fas’ta bazı topluluklar daha fazla caminin açılması ve cuma namazlarının camilerde kılınmasına izin verilmesi için imza kampanyası başlattı. Alınan kararlara tepki gösteren vatandaşlar, “tüm camilerin kapalı tutulmaya devam edilmesinin, cuma namazların askıya alınmasının sürdürülmesinin ve anayasal hakları olan dini ibadetlerini yerine getirmelerinin yasaklandığını” belirterek hükümete eleştiride bulundu.
İmza kampanyasına aralarında üniversite görevlileri, doktorlar ve akademisyenlerin de bulunduğu 158 üst düzey isim katıldı. Karantinanın kaldırılmasının ardından birkaç cami açılırken, Vakıflar ve İslami İşler Bakanlığı, geri kalan camilerin de kademeli olarak açılmaya devam edeceğinin sözünü vermişti.
İmza kampanyasına katılan kişiler, resmi kurumlar, pazarlar, fabrikalar, işletmeler, üniversiteler ve okulların açılmasına rağmen camilerin kapalı kalmasını, özellikle de diğer Müslüman olan veya Müslüman olmayan ülkelerde camilerin açılmaya devam etmesi nedeniyle vatandaşları endişelendirdiğini ifade etti.
İmza kampanyasına katılanlar, “açılan camilerde sağlık önlemlerine uyulduğunu, ibadet için camilere gelen kişilerin kendi seccadelerini ve ayakkabı poşetlerini getirdiklerini, cemaatle namaz kılındığında sosyal mesafe kuralına uyulduğunu” belirttiler.
Katılımcılar, camilerin açılmasına yönelik isteklerinin, “ihtiyati tedbirlerden kaçınılması anlamı taşımadığını, aksine prosedürlere saygı duyulması, yorgun ruhların iyileşmesi, ruhların ve kalplerin sakinleşmesi, karantinanın ve camilerin kapatılmasının olumsuz psikolojik etkilerinin engellenmesi için” olduğunu ifade ettiler.
Kampanya kapsamında, eğitim kurumları ve diğer tesislerde olduğu gibi, din işlerinden sorumlu kişilere, sağlık kurumlarıyla istişare halinde camilerin kademeli olarak açılması için yetki verilmesi ve insanlara cuma namazları için cami avlularının kullanmalarına izin verilmesi talep edildi. Katılımcılar “Hepsinin anlamadığı, tüm önlemlerin bırakılmasının gerekmediği... Birçok köy ve şehir salgına karşı güvende durumda olduğu halde hala camileri ve minberleri kapalı” ifadelerini kullandılar.
İmza atan kişiler, “Koronavirüs salgınının yayılmaya başlaması ile dünya çapında tüm ülkeler salgının yayılmasını engellemek için bir dizi önlem almak girişiminde bulundu. Fas da ülke genelinde karantina uygulayarak bu önlemlere katıldı ve imanın korunması için bedenlerin güvenliğini hedefleyen kurallarımızdan yola çıkarak camilerde cemaat namazlarını durdurdu. Kamuoyu, camilerin kapatılması, toplantıların ve cemaat namazları dahil olmak üzere bu önlemlerin amaçlarını anladı ve diğer kurumlarda benzeri çok az olan bir şekilde sağlıklı bir farkındalık ve organizasyon ruhu gösterdiler” ifadelerini kullandı.
Vakıflar ve İslami İşler Bakanlığı, sağlık otoriteleri ile gerçekleştirdikleri istişarelerin ardından Kovid-19 salgını ile mücadele önlemleri kapsamında Mart ayından bu yana kapalı tutulan camilerin 15 Temmuz’da açılmasına karar verildiğini duyurmuştu.
Bakanlık, sadece 5 vakit namazın camilerde kılınmasına izin vermiş ancak daha çok sayıda kişinin katıldığı cuma namazlarının camilerde kılınmamasına ilişkin yasağın sürdürülmesine kadar vermişti.
Bakanlık, ibadet için camilere gelen kişilerin “özellikle maske takılması, saflar arasında bir buçuk metre mesafe bırakılması, ellerin, camilerin kapılarında bulunan bir solüsyon ile dezenfekte edilmesi, görevli bir kişi tarafından ateş ölçümünün yapılması ve herkesin kendi seccadesini kullanması” gerektiğini belirterek önlemlere uyulması gerektiğini vurguladı.
Bakanlık “başkalarının salgından zarar görmemesi için, hastalık belirtileri hisseden kişilerin camilere gitmemeleri gerektiğini” duyurdu.
Fas’ta koronavirüs vakalarında yüksek rakamlar kaydedilmeye devam ediyor. Sağlık Bakanlığı son 24 saatte, 2 bin 470 yeni koronavirüs vakasının kaydedildiğini, 2 bin 462 kişinin sağlığına kavuştuğunu ve 42 kişinin daha hayatın kaybettiğini duyurdu.
Bakanlık, 2 Mart’ta ilk vakanın kaydedildiğinin duyurulmasından bu yana kaydedilen toplam vaka sayısının 123 bin 653’e yükseldiğini, iyileşen 102 bin 715 kişi ile iyileşme oranının yüzde 83,1’e yaklaştığını ve toplam 2 bin 194 kakanın hayatını kaybetmesi ile ölüm oranının 2,8’de sabit kaldığını açıkladı.



Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
TT

Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)

Bazı savaş ve çatışmalar uluslararası medya kuruluşlarının gündeminde üst sıralarda yer alırken, bazıları çok daha yıkıcı insani sonuçlar doğurmasına rağmen görünmez kalabiliyor. Uzmanlara göre bu durumun arkasında; Batı’nın medya üzerindeki hâkimiyeti, yoksul ülkelerdeki çatışmalara düşük ilgi, çatışmaların karmaşıklığı ve uzun sürmesi gibi çeşitli nedenler bulunuyor.

Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü’nün yakın zamanda yayımladığı bir raporda, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışmalar dışında diğer savaşların uluslararası medya tarafından geniş ölçüde takip edilme ihtimalinin düşük olduğu belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Barış ve Ekonomi Enstitüsü verilerinden aldığı bilgilere göre 2025 itibarıyla dünya genelinde 59 aktif devletler arası çatışma bulunduğu ve bunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek sayı olduğu ifade edildi

Rapora göre Burkina Faso, Uganda ve Etiyopya’dan çatışma haberciliği yapmış üç gazeteciyle yapılan görüşmelerde, ciddi insani etkileri olan birçok hikâyenin yeterince haberleştirilmemesinden duyulan hayal kırıklığı dile getirildi.

Ayrıca, özellikle Afrika’daki yoksul ülkelerde yaşanan krizlerin daha az ilgi gördüğü vurgulandı. Norveç Mülteci Konseyi’nin 2024 verilerine göre en az haber yapılan büyük yerinden edilme krizlerinin sekizi Afrika’da yaşandı; Kamerun, Etiyopya ve Mozambik bu listenin başında yer aldı.

Jeopolitik öncelikler

Raporda, çatışma haberlerinin çoğunlukla insani aciliyet yerine jeopolitik önem tarafından şekillendirildiği belirtildi. Avrupa Gazetecilik Gözlemevi’nin bir çalışmasına göre Almanya, İsviçre ve Avusturya’daki ana haber bültenlerinde yayın süresinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’u Küresel Güney ülkelerine ayrılıyor.

Sudanlı gazeteci ve eski uluslararası haber editörü Muhammed Abdülhamid Abdurrahman, medya, siyaset ve kamuoyu arasında karmaşık bir ilişki bulunduğunu belirterek savaş dönemlerinde medyanın gerçeği olduğu gibi yansıtmak yerine “önemli görülen veya anlatıya uygun olanı” aktardığını söyledi. Abdurrahman’a göre büyük güçlerin ve müttefiklerinin jeopolitik çıkarları, savaşların nasıl ve ne ölçüde haberleştirileceğini belirliyor.

Abdurrahman ayrıca uluslararası medyada savaşların görünürlüğünün, büyük güçlerin çıkarlarına etkisiyle doğru orantılı olduğunu ifade etti. Buna örnek olarak Sudan’daki savaşın Gazze çatışması nedeniyle geri plana düşmesini, Gazze’nin ise Ukrayna savaşının gölgesinde kalmasını gösterdi.

Gazeteci, coğrafi uzaklık ve erişim zorluklarının da haber seçiminde önemli rol oynadığını belirterek, karmaşık çatışmaların çoğu zaman basitleştirilemediği için haber değerinin düştüğünü söyledi.

Yeni olayların takibi ve uzayan savaşların göz ardı edilmesi

Abdurrahman’a göre medya kuruluşları genellikle “yeni olanı” takip ederken uzun süren savaşları gündemden düşürüyor. Her yeni kriz, bir öncekini gölgede bırakıyor. Ancak buna rağmen medya, kamuoyu oluşumu ve uluslararası baskı açısından kritik bir rol oynuyor.

Öte yandan, yoğun medya ilgisinin her zaman savaşların sona ermesine yol açmadığı; hatta bazı durumlarda “haber yorgunluğu” nedeniyle kamuoyunun ilgisinin azaldığı ifade ediliyor. Bu durumun özellikle Filistin-İsrail çatışmasında net biçimde görüldüğü belirtildi.

Rapora göre devletler arası çatışmalar, iç savaşlara kıyasla daha fazla haberleştiriliyor çünkü küresel siyaset ve ekonomik istikrar üzerinde daha geniş etkiye sahipler. Ekonomik etkisi düşük bölgelerdeki çatışmalar ise şiddet düzeyinden bağımsız olarak daha az görünür oluyor.

vefv
Gazze’de yıkım (AFP)

ABD’li medya araştırmacısı Joshua Eko, Batı’nın medya ve iletişim alanındaki hâkimiyetinin bu dengesizliği artırdığını, medya içeriklerinin büyük ölçüde tek tipleştiğini ve küresel eşitsizliği derinleştirdiğini belirtiyor.

Eko ayrıca 1977’de kurulan ve “McBride Raporu” olarak bilinen uluslararası iletişim komisyonuna atıfta bulunarak, Küresel Kuzey ile Güney arasındaki medya dengesizliğinin bugün hâlâ devam ettiğini vurguluyor.

1991’de yaptığı bir çalışmaya göre Batı medyası, özellikle CNN ve BBC, savaşlara ilişkin küresel anlatıyı büyük ölçüde belirliyordu ve bu durum günümüzde de önemli ölçüde değişmedi.

Gazze Savaşı ve Medya eşitsizliği

Reuters Enstitüsü raporuna göre Gazze savaşı yoğun biçimde haberleştirilmesine rağmen, bazı ölümler diğerlerine göre çok daha fazla görünürlük kazanıyor. BBC içeriklerinde bir İsrailli ölü için yapılan haber yoğunluğunun, bir Filistinli için yapılan haberden yaklaşık 33 kat fazla olduğu belirtildi.

Ürdün Gazeteciler Sendikası üyesi Halid el-Kudat ise medya tarafsızlığının pratikte tam anlamıyla mümkün olmadığını, birçok medya kuruluşunun uluslararası siyasi pozisyonlarla uyumlu yayın yaptığını ifade etti.

El-Kudat ayrıca çatışma haberlerinin hem yerel hem uluslararası düzeyde farklı şekillerde çerçevelendiğini, bu nedenle haber dilinde ve yaklaşımlarında daha fazla çeşitliliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.


Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı. Öte yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, 10 günlük ateşkesin ilan edilmesinin ardından ilk kez Beyrut’a dönüşü kapsamında Avn ve Berri ile bir araya geldi. Ancak Issa herhangi bir basın açıklaması yapmadı. Berri ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Washington’ın ateşkesi uzatma yönünde bir çaba içinde olduğunu belirtti, ancak Avn’ın planladığı ‘doğrudan İsrail ile müzakere sürecine’ ilişkin tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Lübnan’ın taleplerine tam anlayış ve destek gösterdiğini belirtti. Avn, Trump’ın İsrail nezdinde girişimde bulunarak ateşkesin sağlanması ve mevcut ‘anormal durumun’ sona erdirilmesine yönelik bir müzakere sürecinin başlatılması için adım attığını, bu sürecin Lübnan devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney bölgeler dahil olmak üzere ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini hedeflediğini ifade etti. Avn, temasların ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması amacıyla süreceğini, bu sürecin geniş bir ulusal destekle yürütülmesi gerektiğini ve böylece müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabileceğini vurguladı.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.


Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, müzakere seçeneğinin savaşın sona erdirilmesi, İsrail işgalinin bitirilmesi ve ülkede istikrarın sağlanması amacı taşıdığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Trump’ın Lübnan’ın taleplerine anlayışla yaklaştığını ve ateşkesin sağlanması ile müzakere sürecinin başlatılması için İsrail nezdinde girişimde bulunduğunu söyledi. Avn, bu sürecin ‘mevcut anormal durumu sona erdirerek devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney başta olmak üzere, ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini’ hedeflediğini dile getirdi.

Avn, ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması için temasların süreceğini belirterek, müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabilmesi için geniş bir ulusal desteğin gerekli olduğunu ifade etti.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.