Rusya Esed’in ‘bencil’ tavrından rahatsız

Esed ve Lavrov geçen ay Şam’da bir araya geldi (AFP)
Esed ve Lavrov geçen ay Şam’da bir araya geldi (AFP)
TT

Rusya Esed’in ‘bencil’ tavrından rahatsız

Esed ve Lavrov geçen ay Şam’da bir araya geldi (AFP)
Esed ve Lavrov geçen ay Şam’da bir araya geldi (AFP)

Rus kaynaklar, Şam rejimi lideri Beşşar Esed’in Rusya’nın resmi haber ajansı Ria Novosti’ye verdiği demecini “bencillik” “siyasi faturadan ve Suriye içindeki temel önceliklerden kaçma çabası” olarak değerlendirdi.
Esed’in, Suriye’deki savaş sürecinde ve dönüm noktalarında Rusya’nın 2015’teki müdahalesini görmezden gelmesi, İran’ın Suriye’deki varlığına ilişkin ifadeleri ve savaşın Fırat’ın doğusu ile İdlib’e doğru devam edeceğinin işaretini vermesi dikkat çekti. Esed’in bu açıklamaları, Rusya’nın Suriye konusundaki pozisyonuyla açık bir şekilde çelişiyor. Nitekim Esed, Moskova’nın özel önem verdiği Suriye Anayasa Komitesi’nin gidişatını küçümseyen ifadeler kullandı.
Beşşar Esed, Rusya’nın Suriye’deki rolü ve Suriye savaşının en önemli dönüm noktalarına ilişkin soruya, “Bahsedebileceğim bir sürü dönüm noktası var, sadece bir nokta değil. Birinci dönüm noktası 2013’te Suriye’nin orta kesimleri başta olmak üzere çok sayıda bölgeyi kurtarmaya başlamamızla gerçekleşti. Sonraki yıl ABD’nin desteğiyle DEAŞ ortaya çıktı” diye yanıt verdi.
Rusya’nın Suriye savaşına müdahalesine de değinen Esed, “Bir diğer nokta ise Rusların gelişiydi. Rusların Suriye ordusuna destek için gelmesinin ardından o süreçte birlikte çok sayıda bölgeyi kurtarmaya başladık. Bu, Halep’in doğu kısmının kurtarılmasında bir dönüm noktasını temsil ediyor. Suriye'nin diğer bölgelerinin kurtuluşu bu noktadan başlayarak burada başlamıştır” dedi.

Esed: Savaş bitmedi Rusya: Savaş bitti
Beşşar Esed’in, Suriye’deki savaşın bitmesine ilişkin soruya verdiği yanıt, Rusya’nın Suriye’deki gelişmelere bakış açısıyla çelişki oluşturan bir diğer noktayı temsil ediyor. Esed, Suriye’de savaşın bitip bitmediği sorusuna, “Hayır, kesinlikle hayır. Suriye’de bazı bölgeleri işgal eden ve çeşitli suçlar işleyen ve suikastlar düzenleyen teröristler olduğu müddetçe, savaş bitmedi. (Savaş) ağalarının uzun süre devam ettirmeye istekli olduğuna inanıyorum. Bizim düşündüğümüz bu” şeklinde cevap verdi. Esed ayrıca “Türk ve Amerikan işgaliye mücadelede halk direnişinden” bahsetti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, son dönemde “Suriye’de hükümet ile muhalefet arasındaki mücadelenin bittiğini” ve “Suriye’nin kuzeydoğusu ile İdlib’de iki gerilim hattı olduğunu” ifade eden üst düzey Rus yetkililer arasında yer alıyor. Bununla birlikte Lavrov, bu iki gerilim hattı için “askeri çözüm olmadığını” belirtmişti.
Esed, İdlib’deki duruma değinerek, “Rusya-Türkiye anlaşması etkili değil. Zira Ankara ve Moskova anlaşması etkili olsaydı, son zamanlarda Halep ve İdlib’deki pek çok bölgede çatışmalara girmek zorunda kalmazdık. Çünkü Türk rejiminin o bölgedeki teröristleri bölgeyi terk etmeye ikna etmesi ve Suriye ordusu, hükümeti ve kurumlarının bölgeyi kontrol etmesinin önünü açması gerekiyordu. Ancak bunu yapmadılar” ifadelerini kullandı.

“Cenevre siyasi oyun”
Esed’in konuşmasında Rusya tarafı ile bir diğer ihtilaf noktasını ise anayasal reform dosyası oluşturuyor. Nitekim Moskova bu sürece özel önem veriyor. Esed, konuyla ilgili olarak, “2012’de anayasayı değiştirdik. Şimdi de Cenevre görüşmelerinde anayasayı tartışıyoruz (…) En nihayetinde Cenevre müzakereleri siyasi bir oyundan ibaret, Suriyelilerin çoğunun odaklandığı şey değil. Suriye halkı anayasa hakkında düşünmüyor ve kimse onun hakkında konuşmuyor. Halkın endişeleri, yapmamız gereken reformlar ve ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak için değiştirmemiz gereken politikalarla ilgili. Şu anda tartıştığımız konu bu” diye konuştu.

“Suriye’de İran güçleri yok”
Esed’in, Suriye’deki İran güçlerinin varlığını reddetmesi ve iki yıl önce İranlıların Suriye’nin güneyinden uzaklaştırılmasını öngören anlaşmayı yalnızca “ABD tarafının Ruslara bildirmesi” şeklinde niteleyerek küçümsemesi, Moskova’nın tutumu ile çeliştiği bir başka noktayı temsil ediyor. Esed, bu konuda “Bizde İran güçleri yok. Onlar Suriye’yi destekliyorlar, askeri uzmanlar gönderiyorlar ve sahadaki güçlerimizle çalışıyorlar ve Suriye ordusuyla birlikteler. İran askerleri olmamasına rağmen, yaklaşık bir yıl önce Amerikalılar Ruslara, İranlıları İsrailliler tarafından işgal edilen Golan Tepeleri ile sınırlardan 80 kilometre uzakta olmaları gerektiğine ikna etmeleri için haber verdiler. Ancak İranlılar çok esnek davrandılar” dedi. Esed, ‘İran varlığı’ meselesinin ABD’liler açısından Suriye topraklarını işgal etmek ve teröristleri destekleme bahanesinden ibaret olduğunu ve bu meseleyi “gerçek amaçlarını gizlemek için” kullandıklarını söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Rus kaynaklar, Esed’in açıklamasını, Rus heyetin geçen ay Suriye’deki temasları sırasında sunduğu Rusya’nın vizyonuna ‘pratik bir yanıt’ olarak değerlendirdiler. Kaynaklar, Esed’in açıklamasının “Suriye yönetimin siyasi çözüm sürecini ilerletmeye dönük herhangi bir adım atmaya ve Moskova’nın Suriye’deki işini kolaylaştırmaya hazır olmadığının” kanıtı olduğunu ifade ettiler.
Bir başka Rus kaynak ise, Esed’in ifadelerini “İç krizden kaçma ve pozisyonuna bağlı olduğu hususunda destekçilerine güvence verme çabası” diye nitelendirdi. Kaynak, “Esed’in bazı gerçekleri tersine çevirme çabası güven verici değil. Çünkü bu çaba, Esed’in, ülkesindeki iç sorunun özünü ve büyüklüğünü kabul etmek istemediğini ve siyasi çözüm sürecinde yürümeye hazır olmadığını bir kez daha gösteriyor” ifadesini kullandı.
Esed’in iki gün önce kullandığı “Anayasa Komitesi Türkiye tarafının yarattığı bir sorun” ifadesini hatırlatan kaynak, “Suriye lideri, Rusya’nın pozisyonunun aksine, daima Anayasa Komitesi çalışmalarının ilerletilmesine önem vermediği izlenimi vermeye çalışıyor” dedi.
Kaynak, Rusya’nın, Suriye’deki ekonomik durumu kurtarmak için Komite çalışmalarının ilerletilmesi gerektiğine dair bir pozisyon benimsediğini ve Moskova’yı en son ziyaret eden Suriyeli üst düzey hükümet heyetinin görüşmelerinin merkezinde bu meselenin yer aldığını dile getirdi. Kaynak, “Suriye hükümeti tarafından belirli siyasi adımlar atılmadan ekonomik düzeyde veya diğer düzeylerde elle tutulur sonuçlardan söz etmek mümkün değil” dedi.
Suriye’den üst düzey bir heyet, son iki gün Moskova’daki temasları kapsamında ekonomi ajandasına odaklanarak, Şam’ın ekonomideki kötü gidişat ile mücadelesinde acil ve güçlü bir desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti. İki heyetin görüşmelerinde, Moskova ve Şam arasında ekonomik işbirliği güçlendirmenin, karşılıklı ticaret hacmini artırmanın ve ABD’nin Ceaser Yasası kapsamında Suriye’ye uyguladığı ekonomik ablukanın yaşam koşulları üzerinde oluşturduğu etkileri hafifletmenin yolları ele alındı. Ancak bu görüşmelerin asıl gündemi, Şam’ın Rusya’dan acil kredi talep etmesidir.
Rusya Dışişleri Bakanlığı’na yakın diplomatik çevreler, daha önceki açıklamalarında, Şam’ın son iki aydır Moskova’yı acil kredi vermesi konusunda ikna etmeye çalıştığını belirterek, Rusların bunun için uygun zamanı beklediğini çünkü Rusya’nın Suriye’deki ekonomik iklimin iyileştirilmesini ve ülkedeki mevcut durumla mücadeleyi, siyasi sürecin hızlandırılması şartına bağlamayı umduğunu belirtmişlerdi. Yani Rusya, Suriye’nin bu şartı kabul edip etmemesine bağlı olarak bölgesel ve uluslararası aktörleri yardım için seferber etmeyi düşünüyor. Nitekim bu mesele, Rus heyetin geçen ay Şam’da gerçekleştirdiği görüşmelerde de gündeme gelmişti.



Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Hizbullah arasında, Lübnan’ı temsilen müzakereleri kimin yürüteceğine ilişkin artan gerilim ve İsrail’in yoğunlaşan saldırıları, Avn’ın Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevaf Selam ile planladığı görüşmenin ertelenmesine neden oldu. Taraflar, tansiyonun düşürülmesi ve uygun bir zemin oluşturulması amacıyla toplantıyı ileri bir tarihe bırakırken, bu süreçte iletişimi kesmeyerek temaslarını sürdürme kararı aldı. ABD’nin saldırıları durdurma yönünde ilerleme sağlaması halinde görüşmenin kısa sürede yeniden yapılması öngörülüyor.

Ancak yüksek siyasi tonla yürütülen bu medya savaşı, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, İsrail ile doğrudan müzakereleri reddetme gerekçelerini açıkladığı bildiride yer alan mesajların önemini gölgelemiyor.

Kasım’ın, “Yetkililer bilsin ki performansları ne Lübnan’a ne de kendilerine fayda sağlar. İsrail-Amerikan tarafının onlardan istediği onların elinde değil, sizin ondan istediklerinizi de size vermeyecek” sözleri, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere seçeneğini destekleyen siyasi çoğunlukta şaşkınlıkla karşılandı.

İran mesajı

Lübnanlı kaynaklara göre, Kasım’ın dile getirmediği hususlar açıklamalarından daha fazla önem taşıyor. Bu çerçevede Hizbullah’ın sahada tek başına “etki ve güç sahibi” olduğu mesajını vermeyi amaçladığı belirtiliyor. Kaynaklar, bunun İran’ın Lübnan adına müzakere yürütme konusunda en yetkin taraf olduğu yönünde dolaylı bir işaret taşıdığını ifade ediyor. Kasım’ın, İran ile ABD arasında Pakistan’da yapılan görüşmeler sonrası sağlanan ateşkese teşekkür etmesi de bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor.

vfeve
Güney Lübnan’da, İsrail sınırına yakın bölgede UNIFIL güçlerine ait bir devriye (AP)

Kasım’ın, dolaylı müzakereleri kimin yürüteceğini özellikle belirtmemesi dikkat çekerken, “Ateşkes herhangi bir arabulucudan gelirse kabul etmeliyiz” demesi de soru işaretlerine yol açtı.

Beyrut kulislerinde dolaşan iddialara göre Hizbullah, İran’ın ABD ile Pakistan’da yürüttüğü müzakerelere dolaylı biçimde dahil oluyor. Partiyle bağlantılı danışmanların masada yer almadığı, ancak yakın bir odada bulunarak gerektiğinde görüş aktardığı öne sürülüyor. Diplomatik kaynaklar ise bu senaryonun doğru olması halinde Hizbullah’ın Lübnan dosyasını İran’a devretme ısrarının Washington tarafından kabul edilmeyeceğini belirtiyor. ABD’nin, Lübnan’ın İran’a bağlanmasına karşı çıktığı ve doğrudan müzakere yetkisinin anayasal olarak cumhurbaşkanına ait olduğunu savunduğu ifade ediliyor.

Hizbullah neden doğrudan müzakereleri reddediyor?

Kaynaklar, Hizbullah’ın askeri sahadaki gücüne dayanarak son sözün kendisinde kalmasını istediğini ve müzakereleri yürütecek tarafı da kendisinin belirlemek istediğini öne sürüyor. Ancak İsrail’in köyleri yıkmaya ve operasyonlarını sürdürmeye devam ettiği bir ortamda, bu tutumun Lübnan halkına nasıl anlatılacağı sorusu gündeme geliyor.

sdtgrt
Güney Lübnan’da, İsrail topçu atışlarının hedef aldığı bölgede yükselen duman (EPA)

Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri reddederek zaman kazanmaya çalıştığı, bunun ise İsrail’e saldırılarını sürdürmek için gerekçe sunduğu ifade ediliyor. Saldırıların yalnızca sınır hattıyla sınırlı kalmayıp Litani Nehri’nin kuzeyine kadar uzandığı belirtiliyor.

Kaynaklar, zamanın Lübnan’ın aleyhine işlediğini vurgulayarak Hizbullah’ın silahlarını devlete devretmesi ve müzakere koşullarını güçlendirecek cesur bir adım atması gerektiğini dile getiriyor.

Avn’a siyasi destek çağrısı

Krizin aşılması için Cumhurbaşkanı Avn’a siyasi destek sağlanması gerektiğini belirten kaynaklar, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere çağrısından geri adım atmayacağını ifade ediyor. Avn’ın, müzakerelerin başlaması için İsrail’in saldırılarını durdurmasını şart koştuğu ve ulusal ilkelerden taviz vermeyeceğini vurguladığı aktarılıyor.

Ülkedeki gerginliğin azaltılması için siyasi söylemlerde daha ılımlı bir dil benimsenmesi gerektiği, aksi halde iç barışın riske girebileceği uyarısı yapılıyor.

Güneyde geri dönüş zor

Kaynaklar, savaşın sürmesi halinde güneyde yerinden edilenlerin geçici göçünün kalıcı hale gelebileceği uyarısında bulunuyor. İsrail’in geniş çaplı yıkımı nedeniyle birçok köyün yaşanamaz hale geldiği, bu nedenle geri dönüşün zorlaştığı ifade ediliyor.

Diplomatik çözümün tek çıkış yolu olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın savaş politikalarının ülkeye ağır bedeller yüklediği ve uluslararası toplumun silahların devlet kontrolüne alınması yönündeki baskısının arttığı kaydediliyor. Ayrıca güneyin yeniden inşası için uluslararası destekli bir planın zorunlu olduğu, bunun da Hizbullah üzerinde siyasi baskı oluşturabileceği ifade ediliyor.


Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
TT

Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl, bu yıl Iraklı hacı sayısının yaklaşık 41 bin olduğunu ve kafilelerin Suudi topraklarına günde ortalama bin 500 hacı olacak şekilde, ülkenin kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısından giriş yaptığını söyledi. Süheyl, sürecin entegre bir hizmet sistemiyle yürütüldüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Süheyl, Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyonun en üst düzeyde sürdüğünü, iki ülkede hac ve umre ile içişleri bakanlıkları arasında güvenlik düzenlemeleri ve hacıların ibadetlerini huzur içinde yerine getirmeleri için gerekli organizasyonların ele alındığını ifade etti.

Büyükelçi, Irak’ın bu yıl yalnızca kara yoluyla sevk seçeneğini tercih etmesinin, mevcut bölgesel koşullar çerçevesinde hacıların güvenliğini sağlama amacı taşıdığını ve olası aksaklıkların önüne geçmeyi hedeflediğini vurguladı. Süheyl ayrıca Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapı ve donanımına övgüde bulundu.

41 bin hacı

Safiye Talib es-Suheyl, mevcut bilgilere göre Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin kişi olduğunu, ayrıca 200 doktorun da kafilelere eşlik ettiğini belirtti. Bu sayının Irak’ın tüm vilayetleri ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden gelen hacıları kapsadığını, idari, sağlık, rehberlik ve medya ekiplerinin de sürece dahil olduğunu kaydetti.

Kara yolu tercih edildi

Büyükelçi, Bağdat’ın bu sezon yalnızca kara yolu seçeneğini benimsediğini ve sevkin Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısı üzerinden gerçekleştirildiğini belirterek, bunun mevcut saha koşullarıyla uyumlu ve güvenlik öncelikli bir karar olduğunu söyledi.

fdfvfe
Safiye es-Suheyl, Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin Iraklı hacı olduğunu açıkladı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Süheyl, “Iraklı hacıların ilk kafilesi 26 Nisan Pazar akşamı yola çıktı. İlk gruplar, Kuzey Sınır Bölgesi Emiri Prens Faysal bin Halid’in gözetiminde karşılandı. Kendisi bu konuya özel önem veriyor. Arar’daki yetkililerle birlikte Iraklı hacılara en üst düzeyde misafirperverlik ve hizmet sunulması için yoğun çaba gösterildi” dedi.

Cedide Arar sınır kapısı

Süheyl, Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapısına dikkat çekerek, “Bizzat inceleme fırsatı bulduk. 9 bin metrekareyi aşan hac terminali, günlük 20 bin hacı kapasitesi, 68 pasaport gişesi, 6 kontrol noktası ve 24 saat hizmet veren entegre sağlık ve güvenlik sistemi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

evfev
Kuzey Suudi Arabistan’daki Cedide Arar sınır kapısına varan bir Iraklı hacı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Sevkiyatın günlük yaklaşık 1500 hacı olacak şekilde sürdüğünü belirten büyükelçi, modern ve klimalı turistik otobüslerle taşınan hacılar için Suudi Arabistan topraklarında güzergâh boyunca dinlenme noktaları oluşturulduğunu, Hac ve Umre Bakanlığı tarafından kurulan çadır kentlerde konaklama, yemek, sağlık hizmetleri ve ibadet alanlarının sağlandığını aktardı.

Suudi tarafıyla koordinasyon

Süheyl, Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin köklü ve çok boyutlu olduğunu, iki ülke arasında din, coğrafya ve ortak çıkar bağlarının bulunduğunu vurguladı. Hac dosyasının bu ilişkilerde özel bir yere sahip olduğunu belirten büyükelçi, bunun dini ve insani bir boyut taşıdığını ifade etti.

Irak’ın, 1447 Hac sezonu düzenlemelerine ilişkin anlaşmayı Suudi Arabistan ile imzalayan 150’den fazla ülke arasında ilk ülke olduğunu kaydeden Süheyl, bunun iki ülke arasındaki koordinasyonun derinliğini gösterdiğini söyledi.

rhttyh
Iraklı büyükelçiye göre Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyon en üst düzeyde yürütülüyor (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Bu sezon hazırlıkların Irak Yüksek Hac ve Umre Kurumu ile Suudi Hac ve Umre Bakanlığı arasında en üst düzeyde yürütüldüğünü belirten büyükelçi, aynı zamanda iki ülkenin içişleri bakanlıkları arasında da güvenlik koordinasyonunun sağlandığını, Irak İçişleri Bakanı’nın geniş kapsamlı toplantılar düzenlediğini ve bu sürecin Suudi muhataplarla eşgüdüm içinde yürütüldüğünü aktardı.

Süheyl, koordinasyonun Irak içindeki kara yollarının güvenliğinden başlayarak Arar sınır kapısına kadar sürdüğünü, buradan itibaren güvenlik sorumluluğunun Suudi tarafına geçtiğini ve kutsal bölgelere kadar entegre bir sistem içinde devam ettiğini söyledi.

Hacılar için çadır kent

Büyükelçi, Suudi Arabistan’ın Kral Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara sunduğu hizmetleri takdir ederek, gümrük ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırıldığını, 24 saat sağlık ve acil hizmetlerin sağlandığını, lojistik destek, ulaşım ve rehberlik hizmetlerinin sunulduğunu ifade etti. Hacılar için kurulan çadır kentlerin de bu hizmetlerin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Süheyl, Irak diplomatik misyonunun Cidde Başkonsolosluğu ve Irak Hac Heyeti ile koordinasyon içinde çalışarak hacıların tüm ihtiyaçlarını takip ettiğini ve gerekli konsolosluk ile idari desteği sağladığını söyledi.

dserfg
Süheyl, Suudi Arabistan’ın Kral ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara yönelik hizmetlerini takdir etti (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Konuşmasında kara yolu güzergâhına da değinen Süheyl, İslam tarihinin en önemli hac yollarından biri olan ve Abbasi Halifesi Harun Reşid’in eşi Zübeyde bint Cafer’in adıyla anılan “Darb Zübeyde”yi hatırlattı. Bu yolun, Kufe ile Mekke arasında hacılar için su ve altyapı imkânları sağlamak amacıyla geliştirildiğini ifade etti.

Süheyl, açıklamasının sonunda, Irak’ın hükümeti, halkı ve dini otoriteleriyle birlikte hac yolculuğuna büyük önem verdiğini, Suudi Arabistan ile iş birliği içinde bu yılki hac sezonunun güvenli ve sorunsuz geçmesi için çalıştıklarını vurguladı.


İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
TT

İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)

Gazze Şeridi’nin kuzeyine bugün (Çarşamba) İsrail güçlerince düzenlenen hava saldırısında bir Filistinli sağlık görevlisi hayatını kaybetti, bir kadın da yaralandı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, sağlık görevlisi İbrahim Sakr, Gazze Şeridi’nin kuzeybatısında yer alan et-Tevam kavşağı yakınlarında düzenlenen saldırıda yaşamını yitirdi.

Kaynaklar ayrıca, Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya beldesinde bir kadının İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını aktardı.

Son 24 saat içinde aralarında naaşı enkaz altından çıkarılan bir kişinin de bulunduğu beş kişinin hayatını kaybettiği, yedi kişinin ise yaralandığı bildirildi.

Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesten bu yana can kaybı 823’e, yaralı sayısı ise 2 bin 308’e yükseldi. Aynı dönemde 763 kişinin cansız bedeninin enkaz altından çıkarıldığı kaydedildi.