Libyalılar, Serrac'a bağlı güçlerin petrol anlaşmasını bozacağından endişe ediyor

Libyalılar, Serrac'a bağlı güçlerin petrol anlaşmasını bozacağından endişe ediyor
TT

Libyalılar, Serrac'a bağlı güçlerin petrol anlaşmasını bozacağından endişe ediyor

Libyalılar, Serrac'a bağlı güçlerin petrol anlaşmasını bozacağından endişe ediyor

Libya'da bazı siyasetçiler, Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri General Halife Hafter ve Libya Başbakan Yardımcısı Ahmed Muaytik arasında imzalanan ülkede petrol üretimi ve ihracatına yeniden başlanması konusundaki anlaşmanın iptal olma olasılığından endişe ediyor. 
LUO'ya bağlı Ahlaki Rehberlik İdaresi Başkanı Tuğgeneral Halid el-Mahcub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, anlaşmayı reddeden bu eğilim karşısında şaşkınlığını dile getirerek şu ifadeleri kullandı:
"Libya’da petrol sahalarının kapatılmasını ve bunun ülkeye ve vatandaşlara yansıyan ekonomik etkilerini her zaman kınayanlar Libya’nın batısındaki liderleri değil mi? Şuan petrol sahaları yeniden açıldı ve gelirlerinin adil bir şekilde dağıtılması ve ülke ve vatandaşın yararına yönlendirilmesi için harcanacağına dair bir açıklama yapılmasına rağmen anlaşmayı kabul etmediklerini dile getirdiler. Bu sesler, Müslüman Kardeşler Örgütü ve Türkiye’nin ve onlarla birlikte Batı'daki silahlı milislerin anlaşmayı kınayan ve gelirlerini denetlemeyi reddeden sesleri."
Mahcup açıklamasında, “Bu milislerin ve ‘Trablus'taki yozlaşmış liderlerinin’ birincil amacının, varlıkları orada bitmeden parayı yağmalamak" olduğunu söyledi. Geçmiş senelerdeki petrol gelirlerine ne olduğu hakkında sorgulamalarda bulunan Mahcub, belki de milyarlarca doların  Trablus’taki Merkez Bankası’na aktarıldığını belirterek, "Bu gelirler, maaşlarını almak için uzun süre bankaların önünde bekleyen Libyalıların cebine girmedi, geçim kaynaklarını iyileştirmeyi de hedeflemedi" dedi.
Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Kültür Genel Komisyonu Başkanı Hasan Onis, petrol anlaşmasının önemini hafife alan seslerin yükselmesi karşısında tüm Libyalıları, "Petrol anlaşmasına ihanet gözüyle bakmamaya" çağırdı. Onis, konuyla alakalı yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Çatışmanın uzamasından yararlananlar ve fırsatçılar tarafından anlaşmanın karşılaştığı kötü niyetli saldırılar Libya'nın varlığını korumanın önlenebileceğini gösterdi. Onlar, tek bir yürütme otoritesi ve tek bir merkez bankası başkanlığında kurumları birleştiren bir anlaşmaya dil uzatıyorlar. Seçmenlerinin onların yönelimlerini ve fikirlerini kabul etmeyeceğini çok iyi bildikleri yasama seçimlerine doğru ilerlerken nihai çözüme giden yolu lanetliyorlar. Ancak şimdi tüm endişeleri, geçiş aşamasını yanlış çözümlerle uzatmak ve Libya-Libyalı bir iradenin dayattığı pratik bir çözüme göz yummaktır.”
Trablus'taki Libya Temsilciler Meclisi Ekonomi, Ticaret ve Yatırım Komitesi Başkanı Muhammed er-Raid ise Muaytik’e atıfta bulunarak, petrolü yeniden üretme anlaşmasını "Yeni bir pozisyon getirmek isteyen kişisel çabalar, başka bir şey değil" şeklinde nitelendirdi.
Raid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu anlaşmanın ancak Muaytik tarafından tanınabileceğini ve Ulusal Petrol Kurumu’nun "Rus (Wagner) unsurlarının ve milislerinin ayrılmasının ardından, ki bu doğal olarak gerçekleşmedi, petrol sahalarından ve limanlarından yıkıcı gücün kaldırılmasını taahhüt ettiğini" belirtti.
Raid açıklamasında, Batı Libya’nın özellikle de Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne sadık askeri oluşumların liderlerinin, petrol anlaşmasını reddetmesinin temel nedeninin, önceki yıllarda olduğu gibi Libya petrol gelirlerinin tamamından yararlanmaya devam etme arzusundan kaynaklandığı yönündeki iddiaları da reddetti.
Petrol gelirlerinin Trablus ve Batı için yüzde 60, Doğu ve Güney için yüzde 40 oranında paylaşılması konusundaki görüşlerle ilgili açıklamalarda bulunan Raid, "Evet, anlaşma tarafımızdan reddedildi. Ancak dedikleri gibi daha fazlasını istediğimiz için değil, ülkenin bölünmesini derinleştirdiği için reddedildi" dedi. Petrol gelirlerinin paylaşılmasının üç bölgedeki kalkınma projelerinin desteklenmesine katkıda bulunacağı yönündeki görüşleri eleştiren Raid, “Önceki yılların gelirleri 24 milyar doları aşmazken, devletin genel bütçesi 30 milyar doları aştı. Bu da kalkınmanın tüm ülkede fon yetersizliği nedeniyle neredeyse durduğu anlamına geliyor" diye konuştu.
Diğer taraftan, Doğu bölgesinin borçlarının anlaşma şartlarına uygun olarak ödenmesi için petrol gelirlerinin kullanılmasını eleştiren Raid şu ifadeleri kullandı:
“Nihayetinde petrol gelirlerinden ödenecek bu borç, yerel kamu borcu kapsamında değerlendirileceği için 50 milyar dinar olarak tahmin edilen Doğu'nun borçlarının doğru hesaplanması ve herkesin ne zaman ve nasıl harcandığını bilmesi gerekiyor. Meselenin borcun geri ödenmesi karşılığında petrol sahasının açılması takası şeklinde olması asla gerekmiyordu. Çünkü petrolün açılması için uluslararası baskı vardı.”
Ancak bu öneri, Tobruk'taki Libya Temsilciler Meclisi üyesi Ali es-Saidi tarafından, "Yerel borç Libya devletine aittir, tek başına Doğu’nun borcu veya bazılarının iddia ettiği gibi Ulusal Ordu’nun değil” sözleriyle reddedildi. Saidi açıklamasında, “Trablus ve Libya’nın batısına ait olan ve genellikle 60 milyar Libya dinarı olarak belirlenen bir borç söz konusu. Bu borçlar yerel devlet borcuna dahil edilecektir” diye konuştu.
Saidi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Doğu'daki kamu ihtiyaçlarının ve harcamalarının çoğunun, geçmiş yıllarda petrol gelirlerinden para elde etmeyi reddeden bankalardan borçlanarak yönetildiğini belirtti. Saidi, "Son anda mevcut durumu her zaman bozmaya çalışan Kardeşlik hareketinin manevraları” olarak nitelendirdiği duruma karşı uyarmasına rağmen, anlaşmanın belirlenen süreye kadar bunlara karşı direnerek devam edeceği konusundaki iyimserliğini dile getirdi. Saidi sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:
“Evet, Kardeşler hareketi ve askeri oluşumların liderleri mevcut sahneyi bozmak için uğraşıyor. Ancak milislerin tasfiye edilmesi gerekliliğine dair uluslararası direktifler ve ayrıca müttefikleri olan Türkiye’nin petrol anlaşmasına itiraz etmeyen ABD’nin izni dışında hareket etmemesi doğrultusunda bunu başarma imkanına sahip değiller. Türkiye'nin Libya'daki büyükelçiliği, anlaşmanın uygulandıktan sonra memnuniyetini ifade eden bir açıklama yaptı.”



Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışını gerçekleştirdi. Bu adımın, kadınların polis ve güvenlik alanındaki rolünü güçlendirmeyi ve farklı uzmanlık alanlarında daha geniş katılımını sağlamayı hedeflediği belirtildi.

Enstitünün açılışına paralel olarak Suriye İçişleri Bakanlığı, “el-Anud” lakabıyla bilinen ve daha önce rejimden ayrılan subay Yüsra Diyab el-Kata’na’nın albay rütbesine terfi ettirildiğini duyurdu. Kata’na’nın kökeninin Dera kırsalındaki el-Lecat bölgesine dayandığı ve Suriye devriminin ilk dönemlerinde eski rejim ordusundan ayrıldığını açıklayan ilk subaylar arasında yer aldığı ifade edildi.

İçişleri Bakanı Enes Hattab, cumartesi günü açılışta yaptığı konuşmada, enstitünün donatılması ve eğitim programlarının hazırlanmasının yaklaşık bir yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda tamamlandığını söyledi. Hattab, bu süreçte uzman bir ekibin modern polislik gereksinimlerine uygun bir eğitim ortamı oluşturmak ve kursiyerler için öğrenme ile mesleki eğitim imkânlarını sağlamak amacıyla büyük çaba harcadığını belirtti.

gth
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü yöneticileri İçişleri Bakanı’nı karşılarken (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitünün güvenlik alanında görev alacak kadın kadroların yetiştirilmesi ve eğitilmesi için uzmanlaşmış bir merkez olacağını vurguladı. Ayrıca kursiyerlere görevlerini etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilmeleri için gerekli bilgi, disiplin ve mesleki becerilerin kazandırılacağını ifade etti.

Hattab, İçişleri Bakanlığı’nın “kurtuluştan” sonraki ilk günden itibaren kadınların güvenlik ve polislik çalışmalarına ile toplumsal hizmetlere katılımını güçlendirmeyi görev edindiğini belirterek, bunun kadınların haklarını ve mahremiyetini koruyacak şekilde, toplumsal değerler ve mesleki standartlarla uyumlu biçimde yürütüleceğini söyledi.

gh
Albay rütbesine terfi ettirilen muhalif subay Yüsra Diyab el-Kata’na (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan ayrıca, halkının yanında yer almayı seçen, özgürlük ve adalet değerlerini destekleyerek eski rejimden ayrılan kadın subayları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Bu subayların bugün kuruma katılmasının kurumun deneyimine önemli katkı sağladığını ve ülke çıkarlarını ve topluma hizmeti her şeyin üzerinde tutan herkese kapı açan ulusal bir sürecin somut göstergesi olduğunu ifade etti.

Enstitü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi ise enstitünün kurulmasının, polislik çalışmalarını geliştirmeyi ve mevcut dönemin ihtiyaçlarıyla uyumlu şekilde modernize etmeyi amaçlayan ulusal bir vizyonun parçası olduğunu söyledi. Sercavi, enstitünün çeşitli toplumsal meselelerle başa çıkabilecek kadın polis kadrolarının yetiştirilmesi için uzmanlaşmış bir eğitim platformu olacağını kaydetti.

vfgbh
Kadın Polis Enstitüsü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Sercavi ayrıca enstitünün, devletin kadınların yeteneklerine ve toplumun korunması ile istikrarın güçlendirilmesindeki rollerine duyduğu inancı yansıtan kurumsal bir model oluşturma yolunda önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Açılış törenine çok sayıda güvenlik ve idari yetkili katıldı. Etkinliğin, polis kurumlarının geliştirilmesi ve en yüksek mesleki standartlara göre eğitilmiş kadın kadrolarla güçlendirilmesi çabalarının bir parçası olduğu ifade edildi. Bu adımın güvenlik sisteminin desteklenmesine ve topluma hizmetin güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

İçişleri Bakanı ayrıca enstitünün çeşitli bölümlerinde incelemelerde bulundu. Ziyaret sırasında eğitim ve hazırlık salonları ile yönetim ofisleri ve idari birimler gezildi.

67ı
İçişleri Bakanı Enes Hattab ile birlikte Kadın Polis Enstitüsü’nde inceleme yapan bazı Suriye güvenlik yetkilileri (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitü yöneticilerinden uygulanan eğitim programları ile kursiyerlerin polislik görevine hazırlanması ve eğitilmesine ilişkin mekanizmalar hakkında bilgi aldı. Tuğgeneral Sercavi de enstitüde yürütülecek çalışma planları hakkında kapsamlı bir sunum yaptı.

Enstitünün, kursiyerleri polis ve hukuk bilimleri ile saha becerilerini kapsayan uzmanlaşmış eğitim programları aracılığıyla yetiştirmeyi hedeflediği belirtildi. Ayrıca kadın polis varlığının gerekli olduğu toplumsal meselelerle başa çıkmaya yönelik yöntemler konusunda da eğitim verileceği ifade edildi.


Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
TT

Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde bir Filistinli erkek, eşi ve iki küçük çocuğunun bugün İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı.

Filistin Kızılayı da ekiplerinin, Tubas’ın güneyindeki Tamun beldesinde İsrail güçlerinin ateş açtığı bir araçtan iki yetişkin ile iki çocuğun cansız bedenlerini çıkardığını bildirdi.

İsrail ordusu ise AFP’ye olaya ilişkin haberleri soruşturduğunu açıkladı.

Ramallah merkezli Filistin Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada, ‘Tamun’da açılan ateş sonucu aynı aileden dört şehidin Tubas’taki Türk Devlet Hastanesi’ne ulaştığını’ belirtti.

Açıklamada hastaneye 37 yaşındaki bir erkek, 35 yaşındaki bir kadın ile 5 ve 7 yaşlarında iki çocuğun cenazelerinin getirildiği, hepsinin kurşun yaraları bulunduğu ifade edildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise çiftin diğer iki çocuğunun, 8 ve 11 yaşlarında olduklarını ve kurşun parçalarıyla yaralandıklarını aktardı. Ajans, İsrail güçlerinin bugün erken saatlerde ailenin bulunduğu araca ateş açtığını bildirdi.

İsrail, Batı Şeria’yı 1967 yılından bu yana işgal altında tutuyor. Bölgede şiddet, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşından bu yana artış gösterdi.

Yerleşimci şiddeti de artış gösterdi. Özellikle İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olarak nitelendirilen mevcut hükümetin, yerleşim faaliyetlerini hızlandırmasıyla bu artış dikkat çekti. Hükümetin 2025 yılında 54 yeni yerleşim biriminin inşasına onay verdiği, bunun da rekor bir sayı olduğu belirtildi.

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim’den bu yana yürürlükte olan ateşkes anlaşmasına rağmen şiddetin seviyesi düşmedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Gazze savaşının başlamasından bu yana Batı Şeria’da bazıları savaşçı olmak üzere bin 45’ten fazla Filistinli, İsrail askerleri veya yerleşimciler tarafından öldürüldü.

Aynı dönemde resmi İsrail verilerine göre, Filistin saldırılarında ya da İsrail askeri operasyonları sırasında aralarında siviller ve askerlerin de bulunduğu en az 45 İsrailli hayatını kaybetti.


El-Hamidavi… İran’ın Irak’taki gizemli adamı

El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
TT

El-Hamidavi… İran’ın Irak’taki gizemli adamı

El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.

Irak’ta Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi’nin akıbetine ilişkin çelişkili haberler gelmeye devam ediyor. Bazı kaynaklar, dün sabaha karşı Bağdat’ın Kerade semtinde örgüte ait bir evi hedef alan saldırıda Hamidavi’nin öldürüldüğünü ileri sürerken, bazıları ise saldırıdan kurtulduğunu belirtti. Olayın ardından sosyal medyada paylaşılan bir videoda, Hamidavi olduğu düşünülen bir kişinin başından yaralandığı görüldü. Peki yıllardır ‘İran’ın Irak’taki gizemli adamı’ olarak anılan bu isim kim?

Eski Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından kurulan Ketaib Hizbullah, Irak’ta önemli bir nüfuza sahip. 2021 yılında Bağdat Havalimanı yakınlarında düzenlenen ABD saldırısında öldürülen el-Mühendis’in kurduğu örgüt, hem Haşdi Şabi içindeki ana silahlı yapılardan birini oluşturması hem de Irak’taki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırılardaki rolüyle dikkat çekiyor. Buna karşın örgütün önde gelen isimleri, medyada görünmemeleri ve üst düzey kadrolar için uygulanan sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle uzun süredir büyük bir gizlilik ve belirsizlik perdesiyle çevrili bulunuyor.

İran’ın gizemli adamı

Ahmed Muhsin Ferec el-Hamidavi’nin adı, son yıllarda Irak’ta meydana gelen birçok olayla ilişkilendiriliyor. ‘Ebu Hüseyin’ lakabıyla bilinen bu isim hakkında dolaşan bilgilerin çoğu ise kişiliğine dair kesin bir tablo ortaya koymuyor. Babası Muhsin el-Hamidavi’ye ait olduğu belirtilen fotoğraflar zaman zaman dolaşıma girse de, Ebu Hüseyin’in görüntüsü yıllardır medyada yer almıyor.

frgbth
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Hamidavi hakkında paylaşılan bilgilere göre 1971 yılında Bağdat’ta doğdu. Ailesinin Irak’ın güneyindeki Meysan vilayetinden geldiği, 1950’li ya da 1960’lı yıllarda başkent Bağdat’a göç etmiş olabileceği belirtiliyor.

Bazı rapor ve analizler ise Hamidavi’nin örgüt içinde etkili bir aileye mensup olduğunu öne sürüyor. Buna göre oğlu Zeyd el-Hamidavi’nin, örgütün X platformu üzerinden yayımlanan açıklamalarını paylaşan ve ‘Ebu Ali el-Askeri’ adıyla bilinen hesabı yöneten kişi olduğu düşünülüyor. Kardeşlerinin de silahlı grupta üst düzey görevlerde bulunduğu ifade ediliyor.

Haşdi Şabi’ye yakın kaynaklar, Hamidavi’nin son derece güçlü bir güvenlik hassasiyetine sahip olduğunu belirtiyor. Bu kaynaklara göre Hamidavi cep telefonu veya elektronik cihazları doğrudan kullanmıyor; yalnızca güvendiği yardımcıları aracılığıyla iletişim kuruyor. Hareketlerini ise genellikle çok dar bir çevre dışında kimse bilmiyor.

gtrhbtg
4 Mart 2026’da Irak’ın güneyinde düzenlenen bir hava saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesi için Bağdat’ta düzenlenen cenaze töreninden (AFP)

Hamidavi hakkındaki gizemli tabloya rağmen, birçok çevrede ‘İran’ın Irak’taki gizemli adamı’ olarak nitelendiriliyor. Yıllardır yürüttüğü askeri faaliyetler de onu ABD’nin hedef listesine sokmuş durumda. ABD Dışişleri Bakanlığı, Hamidavi’yi Şubat 2020’de ‘özel olarak belirlenmiş küresel terörist’ (SDGT) olarak listeye aldı. Bu kararın, Washington tarafından 2009’dan bu yana terör örgütü olarak sınıflandırılan Ketaib Hizbullah’ın liderliğindeki rolü nedeniyle alındığı belirtiliyor.

Ketaib Hizbullah’ın sicili

Ketaib Hizbullah ve lideri Ebu Hüseyin el-Hamidavi, 2019 yılında Irak’ta düzenlenen protesto hareketlerine katılan bazı gruplar tarafından, bazı aktivistlere yönelik cinayet ve suikastlara karışmakla suçlanıyor.

Örgütün, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ile Amerikan güçlerinin bulunduğu bölgeler ve askeri kamplara yönelik çok sayıda saldırının arkasında olduğu yönünde yaygın bir kanaat bulunuyor. Bazı Şii çevreler ise Ketaib Hizbullah’ı İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) talimatlarına bağlı hareket eden en güçlü Iraklı silahlı gruplardan biri olarak nitelendiriyor.

ABD Hazine Bakanlığı Kasım 2023’te Iraklı silahlı grupların bazı liderlerini hedef alan ek yaptırımlar uyguladı ve örgütün bir numaralı sorumlusu olarak görülen Hamidavi’ye yönelik kısıtlamaların sürdüğünü duyurdu.

Benzer bir adım Ocak 2024’te de atıldı. Bu kapsamda örgüt mensupları arasında yer alan kişiler yaptırım listesine alındı. Listede Hamidavi’nin kardeşi Ukad el-Hamidavi de yer aldı. Söz konusu kişilerin, örgüte lojistik destek sağlamak ve operasyonel faaliyetlerin yürütülmesini kolaylaştırmakla suçlandığı belirtildi.