Trump’ın yeniden seçilmemesi halinde Ortadoğu’yu bekleyenler

“Biden’ın 2021'de izleyeceği politikanın nasıl olacağını anlamanın en iyi yolu, Bayan Clinton'ın 2016 seçimlerinde başkanlığı kazanması halinde yerine getirme vaadinde bulunduklarına bakmaktır.”

Clinton’ın seçim ekibi başarılı olsaydı, Obama’nın üçüncü dönemi başlayacaktı. Biden seçilirse de aynısı olacak (Reuters)
Clinton’ın seçim ekibi başarılı olsaydı, Obama’nın üçüncü dönemi başlayacaktı. Biden seçilirse de aynısı olacak (Reuters)
TT

Trump’ın yeniden seçilmemesi halinde Ortadoğu’yu bekleyenler

Clinton’ın seçim ekibi başarılı olsaydı, Obama’nın üçüncü dönemi başlayacaktı. Biden seçilirse de aynısı olacak (Reuters)
Clinton’ın seçim ekibi başarılı olsaydı, Obama’nın üçüncü dönemi başlayacaktı. Biden seçilirse de aynısı olacak (Reuters)

Velid Faris
Araplar, Levantenler ve Afrikalıların yer aldığı büyük Ortadoğu'daki akiller ve karar vericiler, ülkeleri, halkları ve sorunları üzerindeki etkisi nedeniyle 3 Kasım’daki ABD başkanlık seçimlerinin sonuçlarını merakla bekliyorlar. Mevcut başkan Cumhuriyetçi Donald Trump’ın ya da Demokrat aday Joe Biden’ın seçilmesi, kimileri için hayal kırıklığı kimileri için ise sevinç kaynağı olsa da sonuçların etkisinin herkes için büyük olacağı bir gerçektir.
Geleceğe yönelik tahminlerin yapıldığı analizler arasında bulunan ve 3 Kasım sonrasına ilişkin olacaklara dair aşağıda yer alan analizler, geçmiş deneyimlere dayanmaktadır. Bu analizler, siyaset biliminde her zaman gelişmelerden etkilenmeyebilir. Ancak gelişmelere hazırlanmaya yardımcı olan değerlendirmeler için çerçeveler sunarlar. Haftalar önce yayımlanan “The Choice” (Seçim) adlı kitabımda, eski ABD Başkanı Barack Obama ve yardımcısı Biden'ın 2009-2016 yılları arasında, sekiz yıl boyunca Ortadoğu'ya yönelik izledikleri politikaları ve ardından Trump'ın dört yıllık yönetimi boyunca izlediği politikaları ana hatlarıyla ele aldım. Ayrıca Biden’ın kazanması veya Trump’ın yeniden seçilmesi halinde iki durumda da olacakları karşılaştırdım.
Bu hafta eski başkan adayı Hillary Clinton'ın e-postalarının yayınlanması, belki de Obama’nın başkanlık günlerinde ABD’nin Ortadoğu politikasının, Arap ülkelerine, İran’a ve Müslüman Kardeşler’e karşı nasıl olduğuna dair büyük ve aynı zamanda korkutucu bir işaretti. Kitabımda ve son on altı yıldır kaleme aldığım makalelerimde, Obama, Clinton ve (eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John) Carey’nin Ortadoğu politikasını açıklarken nettim. İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma, ABD’nin ılımlı müttefiklerini kaybetmesi pahasına İran'ın güçlendirilmesine ve Müslüman Kardeşler’le büyük bir ortaklığa kadar uzanıyor. Obama dönemindeki bu eğilimlerin, talihsiz sonuçlarına ve hatta bazı yıkıcı etkilerine Trump’ın başkanlık günlerinde tanık olduk. Ancak burada sorulması gereken asıl soru; “Trump’ın 3 Kasım’da yapılması planlanan başkanlık seçimlerini kaybetmesi halinde Obama’nın ekibinin fiilen etkileyeceği Biden’ın politikasının geleceğini nasıl biliriz?” sorusudur.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Biden’ın 2021'de izleyeceği politikanın nasıl olacağını anlamanın en iyi yolu, Bayan Clinton'ın 2016 yılındaki seçimlerde başkanlığı kazanması halinde yerine getirme vaadinde bulunduklarına bakmaktır. O zamanlar Trump'ın danışmanı olarak Clinton’ın danışmanlarıyla çeşitli medya tartışmalarına çıktığım için, Trump’ın kazanamaması halinde ‘Obamaizm’ politikasının neleri uygulamaya çalışacağı konusunda bilgi sahibiyim ve tüm bunlar bildiklerimin sadece bir özetidir.

Clinton kazansaydı
Eğer Clinton’ın seçim ekibi başarılı olsaydı, bu Obama’nın üçüncü kez başkan olması demekti. Biden seçilirse de aynısı olacak. Öncelikle Obama'nın ekibi nükleer anlaşmanın uygulanmasını tamamlamak için durmaksızın çalışıyor olacaktı. Eğer Clinton başarılı olsaydı, ‘Obama dönemini’ tamamlamak için İran ekonomisini genelde uluslararası ekonomiye, özelde ise ABD ekonomisine bağlayarak ve Tahran üzerindeki tüm yaptırımları kaldırarak anlaşmayı güçlendirecekti.
Sonuç olarak İran’ın ayakları, Irak, Suriye ve Lübnan'da sonsuza dek sağlam bir şekilde basacaktı. Peki ya ne karşılığında? İran'ın küresel petrol piyasasının istikrarına, El Kaide ile savaşmaya ve aynı zamanda Müslüman Kardeşler ile bölgedeki nüfuz paylaşımını kabul etmeye razı olması karşılığında. Çünkü nükleer anlaşmanın diğer bir yönü, bölgenin (Ortadoğu) İran ve Müslüman Kardeşler arasında paylaşılması demekti. Bu da pratikte Suriye ve Yemen'i iki eksen arasında paylaşılması ve diğer ülkelerin aralarında dağıtılması anlamına geliyordu. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Clinton ile ekibinin gazetecilerle ve diğer kişilerle aralarındaki yazışmaların geçtiği e-postalara baktığımızda, 2009-2012 yılları arasında böyle bir politikanın yürürlükte olduğunu anlıyoruz.
Ancak Mısır devrimi, sahadaki denklemi değiştirdi. Bunu Tunus'taki laik sıçrama, Suudi Arabistan'ın Müslüman Kardeşler'e karşı Mısır'a ve Yemen hükümetine Husilere karşı 2016 seçimlerine kadar verdiği destek ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) aşırılık yanlısı örgütlere karşı attığı adımlar izledi. Arap ülkelerinin teröre karşı kurduğu ittifak, yaklaşık on yıldır bölgenin iki radikal güç arasında bölünmesini engelliyor. Fakat ‘Obama dönemi’ Clinton aracılığıyla Trump'a karşı seçimi kazanmış olsaydı, ABD politikası, Arap ittifakını ya kırardı ya da kırılma üzerine getirirdi.

Üçüncü dönem
Clinton aracılığıyla Obama’nın üçüncü dönemi başlasaydı, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetimini ‘diktatörlükle mücadele’ sloganı altında izole ederek Müslüman Kardeşler'in Mısır'da yeniden iktidara dönmesine yardımcı olabilirdi. Tunus'ta, İslami eğilimli Nahda Hareketi’nin iktidara gelmesini destekleyebilirdi. Obama-Clinton ekibi, Libya Ulusal Ordusu'nu  (LUO) yenmek ve Mareşal Halife Hafter'i denklemden çıkarmak için Müslüman Kardeşler'in uzantısı Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçlerini destekleyebilirdi.
Bununla birlikte Obama siyasetinin üçüncü dönemi, Irak’ta Haşdi Şabi milisleriyle anlaşmayı, (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed ile müzakereleri ve Suriye’deki İslamcı milisleri ‘meşru devrimciler’ oldukları gerekçesiyle destekleyecekti. Clinton yönetimi Lübnan’da ise, Hizbullah'ın ülkeyi kontrol etmesine izin vermeye devam edecekti.

Denklem değişti
Trump’ın seçilmesi bu politikaların çoğunu maksimum seviyede olmasa da minimum seviyede değiştirdi. ABD, İran’a karşı koydu, nükleer anlaşmadan çekildi, İranlı milislerle mücadele için Körfez, Irak ve Suriye’nin doğusu dahil olmak üzere bölgede büyük caydırıcı güçler konuşlandırdı ve Amerikalılara saldırdıklarında milis güçlere karşılık verdi. Trump yönetimi birçok ülkede İran’ın finans sistemine üst düzey yaptırımlar uyguladı. Öte yandan Trump, DEAŞ’ın askeri varlığını sona erdirdi, tekfirci DEAŞ milislerine (Batı'da cihatçı olarak adlandırılıyorlar) karşı mücadele etti ve yönetiminin Müslüman Kardeşler dosyasını ele alacağına söz verdi. Ancak bu dosyayı henüz tamamlayamadı.
Trump'ın yaptıklarıyla Clinton'ın uygulamaya hazırladıkları arasındaki bu karşılaştırma, 3 Kasım’daki seçimlerin önemini anlamak için başlıca ölçüdür. Çünkü eğer Trump, 2016 seçimlerini kazanamamış olsaydı, İran ve Müslüman Kardeşler bölgeyi yutardı. Yani 3 Kasım seçimlerinde Trump kazanamazsa Washington, Biden yönetimi ve Obama ekibine bağlı olacak. İran ve Müslüman Kardeşler, tüm rakiplerini acımasızca devirmek için stratejik bir işgal gerçekleştirecek.  Bu yüzden, Amerikalı seçmenler Ortadoğu'da savaşın ve barışın geleceğini ellerinde tutuyorlar.
Bu nedenle ABD’deki seçmen pusulalarının oy sandıklarına ulaşmasını sağlamak, 3 Kasım'a kadar dünyadaki en önemli konudur.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.