İran, ekonomik krize rağmen silah pazarına girmeye kararlı

İran riyali, rekor düşüşünü sürdürürken, 14 Ekim’de Tahran’daki döviz kurlarını gösteren bir tablo (EPA)
İran riyali, rekor düşüşünü sürdürürken, 14 Ekim’de Tahran’daki döviz kurlarını gösteren bir tablo (EPA)
TT

İran, ekonomik krize rağmen silah pazarına girmeye kararlı

İran riyali, rekor düşüşünü sürdürürken, 14 Ekim’de Tahran’daki döviz kurlarını gösteren bir tablo (EPA)
İran riyali, rekor düşüşünü sürdürürken, 14 Ekim’de Tahran’daki döviz kurlarını gösteren bir tablo (EPA)

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2231 sayılı kararı uyarınca silah ambargosunun sona ermesinden üç gün önce İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, bu durumu reddeden ABD’nin tavrına meydan okudu. Ruhani, ülkesinin silah pazarına gireceğini ve istediği her ülkeyle silah alışverişi yapabileceğini açıklarken, İran Merkez Bankası Başkanı ise ülkesinin Irak’taki 5 milyar dolarlık kaynağını iade alabileceği yönündeki umudunu dile getirdi.
İran Cumhurbaşkanlığı internet sitesine göre Ruhani, 14 Ekim’de Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basın açıklaması yaptı. İran Cumhurbaşkanı, “Nükleer anlaşma bize ne getirdi?’ diye soranlar var. işte silah ambargosunun kalkması nükleer anlaşmanın bir sonucudur. Artık istediğimiz ülkeye silah satabiliriz, istediğimiz yerden de silah alabiliriz” ifadelerini kullandı.
Ruhani, ABD’nin silah ambargosunun sonlanmasına karşı muhalefeti ve Avrupa’nın Rusya ile Çin’in desteğine sahip şekilde, BM ambargosunu uzatma hususundaki isteksizliği ortasında ülkesinin, gelecek hafta bu yönde bir ilk anlaşma ilan edip etmeyeceğine ilişkin yorum yapmadı.
“Bu, hükümetin adımlarından biridir. Düşündüğümüz programlara ulaşabilmemiz için sabırlı ve yavaş olmalıyız” diyen Ruhani, “Halka, gelecek pazar günü İran’ın silahlanmasına yönelik 10 yıllık yaptırımların sona ereceği müjdesi veriyorum. ABD, bu mesele için 4 yıl savaştı ve bunun olmasını önlemek için ellerinden geleni yaptı. Ama halkın kararlılığı, yetkililerin ve diplomatların çabaları nedeniyle bu yaptırımları aşıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Cumartesi günü ABD Başkanı Donald Trump’ın sert uyarılarını eleştirmeden önce İran Cumhurbaşkanı, ABD’nin Ortadoğu’nun farklı alanlarında mağlup edildiğini belirtti ve “Bu, İran halkının onlara kızdığını gösteriyor” dedi.
Geçen pazar günü İran rejim lideri Hamaney’e yakınlığıyla bilinen Keyhan gazetesi, Ruhani’yi sert bir dille eleştirerek onu, nükleer anlaşmanın geride bıraktığı ağır hasardan sorumlu tuttu.
Gazete, 20 dakikalık bir oylama oturumundan önce İran Dışişleri Bakanı’nı da nükleer anlaşma hususunda parlamentonun sorduğu 40 soruta yanıt vermekten kaçınmakla suçladı. O sıralarda anlaşmayı destekleyen milletvekillerini de ‘nükleer anlaşmayı güzel göstererek ve kusurlarını örterek’ hükümete ortaklık etmekle suçladı. Gazete, nükleer anlaşmanın 36’ıncı ve 37’inci paragraflarının varlığını da ‘en büyük kusur’ olarak değerlendirdi.
İki paragraf, nükleer anlaşmayı imzalayan tarafların, yükümlülüklerini yerine getirmeyen herhangi bir tarafa karşı eylemde bulunmasında izin veriyor. Bu çerçevede geçen ay ABD, Tahran’a yönelik BM silah ambargosunu uzatma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından 2231 sayılı karar uyarınca askıya alınan, İran’a kapsamlı yaptırımlar uygulayan 6 BM kararını yeniden gündeme getirdi.
ABD, İran’a yönelik BM yaptırımlarının ihlal edilmemesi uyarısı yaparken, uyarıyı görmezden gelen ülkelere, oluşumlara ve partilere de yaptırımların imasında bulundu.
Keyhan’ın haberinin ardından rejim lideri “Devrim Rehberi” Ali Hamaney, geçen pazartesi günü yaptığı açıklamada, mevcut sorunların çözümünün ‘ülkenin ve bölgesel sorunların doğru bir görünümü ve hesaplanması’ olduğunu söyledi. “Ekonomi alanındaki ve ekonomi dışındaki tüm yetkililer ve aktörlerin, tüm sorunların tedavisinin içeride olduğunu anlamaları için önceki bir sözlerimi tekrarlıyorum” diyen Hamaney, “Sorunlarımızın çoğu dışarıdan, ancak çözümleri içsel. Kimse yurtdışında tedavi aramıyor” ifadelerini kullandı.
Ruhani, bu ayın başlarında ‘hükümetinin yurtdışına bakmakla suçlanmasından’ şikayet etmişti.
Aynı şekilde Ali Hamaney, ‘doğru ve akıllıca hesap verebilirlik’ ile ‘düşman korkusu ve çatışma alanından çekilme’ arasında ayrım yapmakta ısrar ederken, “Akılcılık, doğru hesaplamalar ve adil aritmetik birimler demektir. Bazıları rasyonellikten bahsederken, korkuyu kastediyorlar. ‘Mantıklı olun’ derlerken de korku, kafa karışıklığı ve düşmanlardan kaçmayı kastediyorlar” dedi.
Hamaney, ses tonunu daha da yükselterek, “Sıradan olanların, rasyonellik adını anma hakkı yoktur. Korku, kaçma ve savaş alanını terk etme akılcılık değildir; bunlar korku, kaçış ve benzerleridir. Rasyonellik, elbette doğru hesaplamalar demektir. Düşman yanlış anlam önermeye çalışır ve bazıları da bilmeden bazen düşmanların sözlerini tekrar eder” ifadelerini kullandı.
İran Cumhurbaşkanı’nın, 14 Ekim’de bu hafta dini olayları savaş ve barış vizyonunu savunmak için kullanması ve İslam tarihindeki barışla ilgili olaylara değinmesi dikkat çekiciydi. Ruhani ayrıca, barış, tedbir ve ılımlılık seçeneğini savunmasını güçlendirmek için gelecek hafta ölüm yıldönümünü alacakları 2’inci ve 8’inci imamların hayat hikayelerine değindi.
Öte yandan ülkedeki kötü ekonomik yönetimle ilgili açıklamalardan alıntı yapılarak Hamaney’in Twitter hesabı üzerinden, “Ülkenin ekonomik kısımlarındaki idari kapasiteler zayıf. Yönetim güçlü ve verimli olmalı, kesintisiz yürütülmelidir. Yorulmak bilmeyen, aktif ve verimli bir yönetimle karşı karşıya kaldığımızda, işin ilerlediğini göreceğiz ve bunu yitirdiğimizde de sorunları göreceğiz” ifadelerine yer verildi.
Ruhani ise 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, İranlıların karşı karşıya olduğu ekonomik sorunların kötüleştiğine dikkati çekerken, hükümetin para ve temel ihtiyaçları sağlamak için çaba sarf ettiğini söyledi.
Geçen birkaç gün içerisinde İran riyali rekor seviyelerde düşüş kaydetti. ABD yönetiminin finansal sistemini izole etmek amacıyla 18 İran bankasına yaptırım uygulama kararının ilk doğrudan etkisi olarak dolar, 320 bin riyale ulaştı. Bununla ilgili olarak İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmet, 14 Ekim’de Bağdat’taki Iraklı yetkililerle 5 milyar dolarlık kaynakla ilgili son anlaşmaya değindi.
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından İran’daki ajanslara göre Himmet, İran'ın parasının bloke edildiği ülkelerle müzakerelerin sürdüğünü söylerken, ABD seçimlerine de dikkati çekerek ülkesinin, gelecek 3 hafta içerisinde artan bir baskı ile karşı karşıya kalabileceğini kaydetti.
Aynı şekilde İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Japon mevkidaşı Toshimitsu Motegi ile yaptığı telefon görüşmesinde, Japonya’daki İran varlıklarını ele aldı ve ABD’nin mali borsalar üzerindeki kısıtlamalarını kınadı.
İran medya organları, Japonya’da bloke edilen İran varlıklarının on milyar dolar olduğunu tahmin ediyor.
Zarif, ABD’yi ilaç ve gıda alımını engellemekle suçlarken, bu durumun ‘insanlığa karşı bir suç’ olduğunu vurguladı. İranlı Bakan, “Japonya hükümetinin, ülkelerin BMGK tarafından yayınlanan 2231 sayılı kararı uygulama taahhüdü çerçevesinde ABD’nin yasadışı hareketinden kaçınmasını bekliyoruz” dedi.
Ülkesinin rolünü de savunurken, ‘bölgede istikrar ve barışın tesis edilmesi için yapıcı ve etkili olma’ taahhüdünde bulunan Zarif, “Yabancı güçlerin varlığı, sadece herhangi bir yardım sağlamakla kalmaz, bölgede karışıklıklara neden olur ve bölgenin sorunlarını şiddetlendirir” dedi.
Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, iki bakanın bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ve ikili ilişkileri görüştüğünü belirtti. Açıklamada, yeni Japonya Başbakanı Yoshihide Suga da görevi dolayısıyla tebrik edilirken, İran’ın koronavirüs salgınıyla mücadelesinde Japonların yardımları takdir edildi.
İran Dışişleri Bakanlığına göre Japon Bakan, ülkesinin bölgesel istikrar konusundaki tutumunun değişmediğini söylerken, nükleer anlaşmaya verdiği desteği bir kez daha  dile getirdi. Aynı şekilde Reuters’ın haberine göre ön gümrük verileri, Güney Kore’nin geçen Eylül ayında ve geçen yıl hiçbir düzeyde İran’dan ham petrol ithal etmediğini ortaya koydu.
Rakamlara göre dünyanın en büyük beşinci ham petrol ithalatı, bir önceki yıldaki 10,5 milyon tona kıyasla geçen ay 10,6 milyon ton ham petrole ulaştı.
Bu ayın ilerleyen vakitlerinde Kore Ulusal Petrol Şirketi, Güney Kore’nin geçen ayki ham petrol ithalatına ilişkin nihai verileri yayınladı.
Irak ve Japonya’daki bloke edilmiş kaynaklarına paralel olarak İran, 7 milyar dolar olarak tahmin edilen bloke edilmiş fonlar elde etmek için, Güney Kore ile temaslarını sürdürüyor.



İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.


Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.


Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.