İran, ekonomik krize rağmen silah pazarına girmeye kararlı

İran riyali, rekor düşüşünü sürdürürken, 14 Ekim’de Tahran’daki döviz kurlarını gösteren bir tablo (EPA)
İran riyali, rekor düşüşünü sürdürürken, 14 Ekim’de Tahran’daki döviz kurlarını gösteren bir tablo (EPA)
TT

İran, ekonomik krize rağmen silah pazarına girmeye kararlı

İran riyali, rekor düşüşünü sürdürürken, 14 Ekim’de Tahran’daki döviz kurlarını gösteren bir tablo (EPA)
İran riyali, rekor düşüşünü sürdürürken, 14 Ekim’de Tahran’daki döviz kurlarını gösteren bir tablo (EPA)

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2231 sayılı kararı uyarınca silah ambargosunun sona ermesinden üç gün önce İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, bu durumu reddeden ABD’nin tavrına meydan okudu. Ruhani, ülkesinin silah pazarına gireceğini ve istediği her ülkeyle silah alışverişi yapabileceğini açıklarken, İran Merkez Bankası Başkanı ise ülkesinin Irak’taki 5 milyar dolarlık kaynağını iade alabileceği yönündeki umudunu dile getirdi.
İran Cumhurbaşkanlığı internet sitesine göre Ruhani, 14 Ekim’de Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basın açıklaması yaptı. İran Cumhurbaşkanı, “Nükleer anlaşma bize ne getirdi?’ diye soranlar var. işte silah ambargosunun kalkması nükleer anlaşmanın bir sonucudur. Artık istediğimiz ülkeye silah satabiliriz, istediğimiz yerden de silah alabiliriz” ifadelerini kullandı.
Ruhani, ABD’nin silah ambargosunun sonlanmasına karşı muhalefeti ve Avrupa’nın Rusya ile Çin’in desteğine sahip şekilde, BM ambargosunu uzatma hususundaki isteksizliği ortasında ülkesinin, gelecek hafta bu yönde bir ilk anlaşma ilan edip etmeyeceğine ilişkin yorum yapmadı.
“Bu, hükümetin adımlarından biridir. Düşündüğümüz programlara ulaşabilmemiz için sabırlı ve yavaş olmalıyız” diyen Ruhani, “Halka, gelecek pazar günü İran’ın silahlanmasına yönelik 10 yıllık yaptırımların sona ereceği müjdesi veriyorum. ABD, bu mesele için 4 yıl savaştı ve bunun olmasını önlemek için ellerinden geleni yaptı. Ama halkın kararlılığı, yetkililerin ve diplomatların çabaları nedeniyle bu yaptırımları aşıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Cumartesi günü ABD Başkanı Donald Trump’ın sert uyarılarını eleştirmeden önce İran Cumhurbaşkanı, ABD’nin Ortadoğu’nun farklı alanlarında mağlup edildiğini belirtti ve “Bu, İran halkının onlara kızdığını gösteriyor” dedi.
Geçen pazar günü İran rejim lideri Hamaney’e yakınlığıyla bilinen Keyhan gazetesi, Ruhani’yi sert bir dille eleştirerek onu, nükleer anlaşmanın geride bıraktığı ağır hasardan sorumlu tuttu.
Gazete, 20 dakikalık bir oylama oturumundan önce İran Dışişleri Bakanı’nı da nükleer anlaşma hususunda parlamentonun sorduğu 40 soruta yanıt vermekten kaçınmakla suçladı. O sıralarda anlaşmayı destekleyen milletvekillerini de ‘nükleer anlaşmayı güzel göstererek ve kusurlarını örterek’ hükümete ortaklık etmekle suçladı. Gazete, nükleer anlaşmanın 36’ıncı ve 37’inci paragraflarının varlığını da ‘en büyük kusur’ olarak değerlendirdi.
İki paragraf, nükleer anlaşmayı imzalayan tarafların, yükümlülüklerini yerine getirmeyen herhangi bir tarafa karşı eylemde bulunmasında izin veriyor. Bu çerçevede geçen ay ABD, Tahran’a yönelik BM silah ambargosunu uzatma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından 2231 sayılı karar uyarınca askıya alınan, İran’a kapsamlı yaptırımlar uygulayan 6 BM kararını yeniden gündeme getirdi.
ABD, İran’a yönelik BM yaptırımlarının ihlal edilmemesi uyarısı yaparken, uyarıyı görmezden gelen ülkelere, oluşumlara ve partilere de yaptırımların imasında bulundu.
Keyhan’ın haberinin ardından rejim lideri “Devrim Rehberi” Ali Hamaney, geçen pazartesi günü yaptığı açıklamada, mevcut sorunların çözümünün ‘ülkenin ve bölgesel sorunların doğru bir görünümü ve hesaplanması’ olduğunu söyledi. “Ekonomi alanındaki ve ekonomi dışındaki tüm yetkililer ve aktörlerin, tüm sorunların tedavisinin içeride olduğunu anlamaları için önceki bir sözlerimi tekrarlıyorum” diyen Hamaney, “Sorunlarımızın çoğu dışarıdan, ancak çözümleri içsel. Kimse yurtdışında tedavi aramıyor” ifadelerini kullandı.
Ruhani, bu ayın başlarında ‘hükümetinin yurtdışına bakmakla suçlanmasından’ şikayet etmişti.
Aynı şekilde Ali Hamaney, ‘doğru ve akıllıca hesap verebilirlik’ ile ‘düşman korkusu ve çatışma alanından çekilme’ arasında ayrım yapmakta ısrar ederken, “Akılcılık, doğru hesaplamalar ve adil aritmetik birimler demektir. Bazıları rasyonellikten bahsederken, korkuyu kastediyorlar. ‘Mantıklı olun’ derlerken de korku, kafa karışıklığı ve düşmanlardan kaçmayı kastediyorlar” dedi.
Hamaney, ses tonunu daha da yükselterek, “Sıradan olanların, rasyonellik adını anma hakkı yoktur. Korku, kaçma ve savaş alanını terk etme akılcılık değildir; bunlar korku, kaçış ve benzerleridir. Rasyonellik, elbette doğru hesaplamalar demektir. Düşman yanlış anlam önermeye çalışır ve bazıları da bilmeden bazen düşmanların sözlerini tekrar eder” ifadelerini kullandı.
İran Cumhurbaşkanı’nın, 14 Ekim’de bu hafta dini olayları savaş ve barış vizyonunu savunmak için kullanması ve İslam tarihindeki barışla ilgili olaylara değinmesi dikkat çekiciydi. Ruhani ayrıca, barış, tedbir ve ılımlılık seçeneğini savunmasını güçlendirmek için gelecek hafta ölüm yıldönümünü alacakları 2’inci ve 8’inci imamların hayat hikayelerine değindi.
Öte yandan ülkedeki kötü ekonomik yönetimle ilgili açıklamalardan alıntı yapılarak Hamaney’in Twitter hesabı üzerinden, “Ülkenin ekonomik kısımlarındaki idari kapasiteler zayıf. Yönetim güçlü ve verimli olmalı, kesintisiz yürütülmelidir. Yorulmak bilmeyen, aktif ve verimli bir yönetimle karşı karşıya kaldığımızda, işin ilerlediğini göreceğiz ve bunu yitirdiğimizde de sorunları göreceğiz” ifadelerine yer verildi.
Ruhani ise 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, İranlıların karşı karşıya olduğu ekonomik sorunların kötüleştiğine dikkati çekerken, hükümetin para ve temel ihtiyaçları sağlamak için çaba sarf ettiğini söyledi.
Geçen birkaç gün içerisinde İran riyali rekor seviyelerde düşüş kaydetti. ABD yönetiminin finansal sistemini izole etmek amacıyla 18 İran bankasına yaptırım uygulama kararının ilk doğrudan etkisi olarak dolar, 320 bin riyale ulaştı. Bununla ilgili olarak İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmet, 14 Ekim’de Bağdat’taki Iraklı yetkililerle 5 milyar dolarlık kaynakla ilgili son anlaşmaya değindi.
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından İran’daki ajanslara göre Himmet, İran'ın parasının bloke edildiği ülkelerle müzakerelerin sürdüğünü söylerken, ABD seçimlerine de dikkati çekerek ülkesinin, gelecek 3 hafta içerisinde artan bir baskı ile karşı karşıya kalabileceğini kaydetti.
Aynı şekilde İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Japon mevkidaşı Toshimitsu Motegi ile yaptığı telefon görüşmesinde, Japonya’daki İran varlıklarını ele aldı ve ABD’nin mali borsalar üzerindeki kısıtlamalarını kınadı.
İran medya organları, Japonya’da bloke edilen İran varlıklarının on milyar dolar olduğunu tahmin ediyor.
Zarif, ABD’yi ilaç ve gıda alımını engellemekle suçlarken, bu durumun ‘insanlığa karşı bir suç’ olduğunu vurguladı. İranlı Bakan, “Japonya hükümetinin, ülkelerin BMGK tarafından yayınlanan 2231 sayılı kararı uygulama taahhüdü çerçevesinde ABD’nin yasadışı hareketinden kaçınmasını bekliyoruz” dedi.
Ülkesinin rolünü de savunurken, ‘bölgede istikrar ve barışın tesis edilmesi için yapıcı ve etkili olma’ taahhüdünde bulunan Zarif, “Yabancı güçlerin varlığı, sadece herhangi bir yardım sağlamakla kalmaz, bölgede karışıklıklara neden olur ve bölgenin sorunlarını şiddetlendirir” dedi.
Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, iki bakanın bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ve ikili ilişkileri görüştüğünü belirtti. Açıklamada, yeni Japonya Başbakanı Yoshihide Suga da görevi dolayısıyla tebrik edilirken, İran’ın koronavirüs salgınıyla mücadelesinde Japonların yardımları takdir edildi.
İran Dışişleri Bakanlığına göre Japon Bakan, ülkesinin bölgesel istikrar konusundaki tutumunun değişmediğini söylerken, nükleer anlaşmaya verdiği desteği bir kez daha  dile getirdi. Aynı şekilde Reuters’ın haberine göre ön gümrük verileri, Güney Kore’nin geçen Eylül ayında ve geçen yıl hiçbir düzeyde İran’dan ham petrol ithal etmediğini ortaya koydu.
Rakamlara göre dünyanın en büyük beşinci ham petrol ithalatı, bir önceki yıldaki 10,5 milyon tona kıyasla geçen ay 10,6 milyon ton ham petrole ulaştı.
Bu ayın ilerleyen vakitlerinde Kore Ulusal Petrol Şirketi, Güney Kore’nin geçen ayki ham petrol ithalatına ilişkin nihai verileri yayınladı.
Irak ve Japonya’daki bloke edilmiş kaynaklarına paralel olarak İran, 7 milyar dolar olarak tahmin edilen bloke edilmiş fonlar elde etmek için, Güney Kore ile temaslarını sürdürüyor.



İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti
TT

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran Büyükelçiliği’nde görevli askeri ve güvenlik ataşeleri ile ataşeliklerde çalışan personelin Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edildiğini ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerinin talep edildiğini duyurdu.

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kişilere resmi bir nota teslim edildiği belirtilerek, “Katar Devleti, askeri ve güvenlik ataşesi ile ataşeliklerde görevli çalışanları istenmeyen kişiler olarak kabul etmekte ve en geç 24 saat içinde ülke topraklarını terk etmelerini istemektedir” denildi.

Bakanlık, bu kararın İran tarafına, Dışişleri Bakanlığı Törenler Müdürü İbrahim Yusuf Fakhro ile  İran'ın Doha Büyükelçisi Ali Salih Abadi arasında Çarşamba günü yapılan görüşmede iletildiğini açıkladı.

Kararın Gerekçesi: İran’ın tekrarlayan saldırıları

Bakanlık, kararın “Katar’ı hedef alan İran saldırıları ve saldırgan eylemlerinin, Katar’ın egemenliği ve güvenliğini ihlal etmesi” gerekçesiyle alındığını belirtti. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğu vurgulandı.

Bakanlık ayrıca, İran’ın saldırgan tutumunu sürdürmesi durumunda Katar’ın egemenlik, güvenlik ve ulusal çıkarlarını korumak için ek önlemler alacağını bildirdi. “Katar, uluslararası hukuka uygun şekilde gerekli tüm adımları atma hakkını saklı tutmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Doha, gaz tesislerine yapılan saldırıyı kınadı

Katar, İran’ın Ras Laffan Endüstri Bölgesi’ni hedef alan saldırısını da kınayarak, tesiste çıkan yangınlar nedeniyle ciddi maddi hasar oluştuğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı “ciddi bir tırmanış ve ülke egemenliğine açık bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Katar’ın savaşın başından itibaren çatışmalardan uzak durduğunu ve tırmanışa katılmadığını vurgularken, İran’ın kendisini ve komşu ülkeleri hedef almaya devam ettiğini ifade etti. Bu tutumun bölgesel güvenliği zayıflattığı ve uluslararası barışı tehdit ettiği kaydedildi.

Bakanlık, İran’a defalarca sivil ve enerji tesislerine saldırılmaması çağrısında bulunduklarını belirterek, “İran tarafı bölgeyi uçuruma sürükleyen ve bu krizin tarafı olmayan ülkeleri çatışma içine çeken tırmanmacı politikalarına devam ediyor” dedi.

Saldırının, BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının ihlali olduğu vurgulandı ve Katar, Konsey’i uluslararası barış ve güvenliği koruma sorumluluğunu yerine getirmeye çağırdı.

Bakanlık, Katar’ın BM Antlaşması’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliğini, güvenliğini ve vatandaşlarının korunmasını sağlamak için gerekli tüm adımları atacağını vurguladı.