Vaka sayıları yükselmeye devam ederken Avrupa kısıtlamalarını artırıyor

Dün İngiltere’nin Blackpool kentinde otobüs beklerken salgına karşı önlem olarak maske takan kadınlar (AFP)
Dün İngiltere’nin Blackpool kentinde otobüs beklerken salgına karşı önlem olarak maske takan kadınlar (AFP)
TT

Vaka sayıları yükselmeye devam ederken Avrupa kısıtlamalarını artırıyor

Dün İngiltere’nin Blackpool kentinde otobüs beklerken salgına karşı önlem olarak maske takan kadınlar (AFP)
Dün İngiltere’nin Blackpool kentinde otobüs beklerken salgına karşı önlem olarak maske takan kadınlar (AFP)

Sağlık verileri dün öğleden sonra dünya çapında yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısının 39 milyonu aştığını, Kovid-19 yüzünden hayatını kaybeden kişi sayısının ise 1 milyon 98 bin 378’e ulaştığını ortaya koydu.
Dünya genelinde Kovid-19 vaka sayısının 39 milyonu aşması ile birlikte salgının hızla yayıldığı diğer Avrupa ülkeleri de kısıtlayıcı önlemlerini arttırdı. Reuters haber ajansına göre İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab dün yaptığı açıklamada İngiltere’yi ulusal düzeyde tekrar bir genel karantinaya sokmaktan ve bunun ekonomiye verdiği zarardan kaçınmak amacıyla bölgesel kısıtlamalar getirdikleri için Kovid-19 vaka sayılarındaki sıçrayışla mücadele etmek için belirli bölgeleri hedef alan bir yaklaşım benimsediklerini söyledi. Raab İngiliz Radyo Televizyon Kurumu’na (BBC) yaptığı açıklamada “Ulusal düzeyde başka bir karantinadan kaçınmak için bu yaklaşımı uyguluyoruz” ifadelerini kullandı. Başkent Londra’nın ve İngiltere’nin diğer bölgelerinin bugün itibariyle salgın ile mücadele kapsamında daha sıkı kısıtlamalara tabi tutulacağı bildirildi.

Fransa’da 10 şehirde sokağa çıkma yasağı geldi
Paris dahil olmak üzere Fransa’nın 10 şehrinde dün gece geç saatlerde sokağa çıkma yasağı yürürlüğe girdi. İrlanda ise Kovid-19 salgınının yayılmasını yavaşlatmak için özel ziyaretleri askıya aldı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) “büyük bir endişe kaynağı” olarak gördüğü salgının daha fazla yayılması ile karşı karşıya olan çeşitli Avrupa ülkelerinde kısıtlamaların artırılması ile birlikte İrlanda, kararı dün uygulamaya koyarak Londra ve diğer bölgelerinde benzer tedbirler alan İngiltere’ye katılmış oldu.
Fransız haber ajansına (AFP) göre bu önlemlerin yanı sıra İrlanda-Kuzey İrlanda sınır hattında bulunan bölgelere yeni kısıtlamalar getirildi. Kısıtlamalar uyarınca 300 bin nüfusu olan bölgelerde temel ihtiyaçlara yönelik satış yapmayan mağazalar, eğlence merkezleri, yüzme havuzları ve spor salonları kapatılacak.
Fransa’da bugün itibariyle Paris, Lyon ve Marsilya başta olmak üzere sekiz büyük şehirde yerel saatle 21.00-06.00 saatlerinde sokağa çıkma yasağı uygulanacak. Fransa Başbakanı Jean Castex perşembe günü yaptığı açıklamada “Saat 21.00 itibariyle herkes evlerine dönmeli. Halka hizmet veren tüm mekanlar, mağazalar ve tesisler kapanacak” ifadelerini kullandı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron “Fransa’daki tüm restoranların sıkı bir sağlık protokolü uygulaması şartıyla Fransa’nın bütün bölgelerinde çok amaçlı salonlarda ya da diğer kuruluşlarda düzenlenen tüm özel partilerin de yasaklanacağını” duyurdu. Bu önlemler ile Fransa hükümeti, geniş kapsamlı testlerin yapılmaya başlandığı günden beri günlük vaka sayısının ilk kez 30 bin sınırını aşmasıyla salgının yayılmasını yavaşlatmak istiyor.
Bu yeni önlemler özellikle restoran sahiplerini ve öğrencileri etkiliyor. Montpellier’de (güney) Hukuk Fakültesi birinci sınıfta okuyan Agate, çocuk bakıcısı olarak iş bulamayacağından endişe duyuyor. Agate konu ile ilgili yaptığı açıklamada “Ebeveynler restoranlara yemeğe gittiğinde haftada bir ya da iki kez çocuklara bakardım. Umarım bu uzun sürmez çünkü kazancımı kaybediyorum” ifadelerini kullandı.

BfV yönetim ekibinin tamamı virüse yakalandı
Diğer taraftan Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Federal Dairesi (BfV) Sözcüsü dün yaptığı açıklamada BfV yönetim ekibinin tamamının virüse yakalandığını duyurdu. Alman haber ajansına (DPA) göre Der Spiegel dergisi, başkan Thomas Haldenwang’ın, iki yardımcısının ve testten geçen diğer bazı çalışanların testlerinin pozitif çıktığını söyledi. BfV’den kaynaklar “BfV yönetimi resmi görevlerini evden sürdürüyor… BfV’nin çalışma gücü tamamen garanti altında. BfV, pandeminin başlangıcından bu yana zaten bir kriz yönetimi ekibi kurmuştu” dedi.
BfV geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı bir açıklamada Haldenwang’ın pazartesi günü test yaptırdığını ve sonuçların pozitif geldiğini duyurdu. Haldenwang’ın yanı sıra başka bir önde gelen yetkilinin yaptırdığı test de pozitif çıktı. 60 yaşındaki Haldenwang yaklaşık iki yıldan beri BfV’yi yönetiyor.
Aynı zamanda BfV, virüs testi pozitif çıkanların sayısının rekor seviyelere çıkmasıyla birlikte yaklaşık bin 100 Alman federal polis memurunun karantinaya girdiğini kaydetti.
Avrupa kıtasının genelinde durumun kötüleştiğinin bir göstergesi olarak, Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) tarafından perşembe günü yayınlanan yeni seyahat kısıtlamaları haritası, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin yarısından fazlasının ve İngiltere’nin kırmızı listede olduğunu ortaya koydu. Yalnızca Norveç, Finlandiya ve Yunanistan’ın büyük bir kısmı yeşilken, İtalya, Kıbrıs, Estonya, Litvanya ve Letonya olmak üzere beş ülkenin büyük bir kısmının turuncu olduğu görülüyor. Almanya, Avusturya, İsveç, Danimarka ve İzlanda ise henüz belirli olmayan bir sebepten ötürü “testlerle ilgili veri eksikliğinden” herhangi bir renge göre sınıflandırılmadılar.
STA’nın haberine göre Slovenya dün itibariyle Kovid-19 vaka sayılarındaki artışın önüne geçmek için kısmi sokağa çıkma yasağı uygulamaya başladı. Ülkede 10’dan fazla kişinin bir araya gelmesine kısıtlama getirildi ve grup olarak en fazla 6 kişinin çalışmasına müsaade edileceği bildirildi. Üst sınıflarda okuyan öğrenciler pazartesi gününden itibaren en az bir hafta uzaktan eğitim alacak ve ardından bir hafta tatil yapacaklar. Üniversiteler mümkün olduğunca online eğitimde kalacak.
Roma’da Corriere della Sera gazetesi, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte’nin ülkesinin genel bir karantina uygulamasına geri dönmesini istemediğini bildirdi. İtalya hükümetinin, akşam 22.00’dan itibaren sokağa çıkma yasağı getirme ve ortaöğretimlerin online eğitime geçmesi de dahil olmak üzere Fransa’da alınan bazı önlemlere benzer önlemler almayı planladığına dair haberler ortalıkta dolaşıyor.
Arjantin’de Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı son verilere göre, perşembe günü itibariyle ülke genelinde Kovid-19 kaynaklı ölü sayısı 25 bini aşarken vaka sayısı 950 bine yaklaştı. AFP istatistiklerine göre Arjantin vaka sayısı açısından dünyada beşinci, ölü sayısı açısından ise 12. sırada bulunuyor.

Virüs siyasi hayatı da sekteye uğratmaya devam ediyor
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ekibindeki bir kişinin virüse yakalanması üzerine kendisini karantinaya almak için Brüksel’deki AB Liderler Zirvesinden ayrılmak zorunda kaldı. Aynı şekilde Finlandiya Başbakanı Sanna Marin de, ülkesinde Kovid-19 testi pozitif çıkan bir milletvekili ile temasta bulunmasının ardından AB Liderler Zirvesinden ayrılıp karantinaya girmek zorunda kaldı.
ABD’de Demokratik Başkan Yardımcısı Adayı Kamala Harris, çevresindeki bir kişinin virüse yakalanması sebebiyle seyahatlerini yarına kadar ertelemek zorunda kaldı. Harris iki tane Kovid-19 testi yaptırdı ve ikisinin de sonuçları negatif çıktı. Genel olarak, günlük vaka sayılarının artmaya devam ettiği ABD ile Avrupa’da durumun kötüleşmesi ve dünyanın en büyük ekonomisini canlandırma planı için bir uzlaşma sağlanamaması, perşembe günü düşüşe geçen mali piyasaları kötü etkiliyor.
İngiltere merkezli The Lancet Tıp Dergisi son 30 yılda hava kirliliğinin yanı sıra kronik hastalıklar ve bunlara bağlı obezite ve diyabet gibi risk faktörlerinde devam eden küresel artışın, Kovid-19 bilançosunu ağırlaştıran “sıkıntılı” koşulları artırdığını öne sürdü.
Ancak durumun kötüleşmesine rağmen bazı ülkeler kısıtlamaları hafifletmeye çalışıyor. Peru hükümeti iki gün önce, Machu Picchu kalesinden başlayarak, Cusco bölgesi (güney) sakinleri, diğer bölgelerdeki Peru sakinleri ve yabancılar için Kasım ayının başından beri aylardır kapalı olan müzeleri ve arkeolojik alanları kademeli olarak yeniden açmaya başladı.



Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME


Rusya’nın gizli nakit operasyonu: “İran’a 2,5 milyar dolar gönderildi”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le İran'ın dini lideri Ali Hamaney, en son 2022'de Tahran'da görüşmüştü (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le İran'ın dini lideri Ali Hamaney, en son 2022'de Tahran'da görüşmüştü (AFP)
TT

Rusya’nın gizli nakit operasyonu: “İran’a 2,5 milyar dolar gönderildi”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le İran'ın dini lideri Ali Hamaney, en son 2022'de Tahran'da görüşmüştü (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le İran'ın dini lideri Ali Hamaney, en son 2022'de Tahran'da görüşmüştü (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump ilk döneminde İran'a yaptırım uyguladıktan sonra Rusya, Tahran yönetimine gizlice 2,5 milyar dolar göndermiş.

Telegraph'ın haberinde bu miktarın, Rus devletine ait Promsvyazbank tarafından 2018'de Tahran yönetimine gönderildiği savunuluyor. 

Küresel ticaret ve gümrük verilerini derleyen ImportGenius'un sağladığı bilgileri inceleyen gazete, bankanın nakit paraları 4 ay boyunca tren ve gemi yoluyla İran'a ulaştırdığını yazıyor.

Her biri 57 milyon ile 115 milyon dolar arasında değişen nakit para transferlerinin toplamda 34 sevkıyatla tamamlandığı aktarılıyor. 

Bu kapsamda Rusya'dan İran'a yaklaşık 5 tonluk banknot taşındığı iddia ediliyor. 

İlk sevkıyat 13 Ağustos 2018'de, Trump'ın yaptırım kararından bir hafta sonra yapılmış.  Yaklaşık 57,3 milyon dolar değerindeki toplam 110 kilogramlık banknotlar, trenle Rusya'nın Astrahan limanına gönderilip gemiye yüklenmiş. Hazar Denizi üzerinden İran'ın Emirabad limanına varan gemideki banknotlar, tekrar trenle Tahran'a ulaştırılmış. 

Ağırlık ve değer hesaplarına göre paranın büyük olasılıkla 500 euroluk banknotlar halinde taşındığı ancak kayıtların dolar cinsinden tutulduğu ifade ediliyor.

Trump'ın selefi Joe Biden'ın yönetiminde İran özel temsilciliğinde görev yapan Ariane Tabatabai, ödemelerin İran Devrim Muhafızları'ndan askeri teçhizat alımlarıyla bağlantılı olabileceğine dikkat çekiyor: 

İlk tahminim bu paranın ekipman ve silah, füze sistemleri ya da askeri bileşenler için gönderildiği yönünde. Her iki ülkeye uygulanan kapsamlı yaptırımlar ve İran'ın Swift'ten büyük ölçüde çıkarılmış olması da göz önüne alındığında nakit kullanmaları şaşırtıcı değil.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Washington Enstitüsü'nden Anna Borshchevskaya, Moskova'nın kriz dönemlerinde Tahran'ı desteklemek için "yaratıcı yollar" bulduğunu söylüyor: 

Moskova, rejimin desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüyor. Rusya askeri müdahalede tereddüt edebilir ancak bir rejimi ayakta tutmak için yapabilecekleri pek çok başka şey var.

Eskiden özel bir banka olan Promsvyazbank, 2017'de Kremlin tarafından devralınmıştı. Rusya Merkez Bankası, kurumu "askeri-sanayi kompleksine hizmet edecek özel amaçlı banka" diye tanımlamıştı.

Bankanın CEO'su Petr Fradkov, eski Rusya Başbakanı ve Rusya Dış İstihbarat Servisi Direktörü Mihail Fradkov'un oğlu. Petr ve Promsvyazbank, 2022'deki Ukrayna işgalinin ardından Birleşik Krallık ve ABD tarafından yaptırım listesine alınmıştı. 

Öte yandan Biden yönetiminde Dışişleri Bakanlığı'nda Ortadoğu danışmanı olarak görev yapan Asha Castleberry-Hernandez, İran'daki rejim karşıtı eylemlere ve ülkenin yaşadığı ekonomik zorluklara işaret ederek, benzer nakit transferlerinin hâlâ sürüyor olabileceğini savunuyor: 

Bu spekülatif olarak mümkün. Rusya mevcut rejimin çöküşünü ciddi bir kayıp olarak görür. Bu onları büyük bir jeopolitik dezavantaja sokabilir.

ABD, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırırken, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, RT'ye verdiği röportajda olası bir askeri müdahalenin sadece İran'ı değil tüm bölgeyi tehlikeye atacağını söylemişti. 

Independent Türkçe, Telegraph, TASS