Libyalı ‘eski’ yüzlerin geri dönüşü uzlaşı için bir adım mı yoksa kazançların hasadı mı?

Ebu Suheymin ve Kaddafi destekçileri ‘ülkenin geleceğinin çizilmesinde’ yer almak istiyorlar.

Nuri Ebu Suheymin
Nuri Ebu Suheymin
TT

Libyalı ‘eski’ yüzlerin geri dönüşü uzlaşı için bir adım mı yoksa kazançların hasadı mı?

Nuri Ebu Suheymin
Nuri Ebu Suheymin

Libyalı eski siyasi isimler ve güçler, gerek yeni siyasi oluşumlar kurarak, gerek halkın ülkede yaşam koşullarının kötüleşmesine olan öfkesini sömürerek, gerekse Libya krizi ile ilgili düzenlenen tüm etkinliklere ve toplantılara katılmanın yanı sıra medyada ve sosyal ağlarda boy göstererek Libya’nın mevcut siyaset sahnesinde kendilerine yer bulmaya çalışıyorlar. 
Gözlemciler bu girişimleri, ülkede başkanlık ve genel seçimlerin düzenlenmesinin önünü açmak için yeni bir icra otoritesi kurulmasına yönelik uluslararası çağrılarla ilişkilendiriyorlar. Burada, söz konusu kişilerin Libya siyaset sahnesine dönmeyi başarmalarıyla ve bir sonraki yönetimde yer edinme ihtimaliyle sınırlı olmayan birçok soru ortaya çıkıyor. Bu soruların başında ise “Libyalı ‘eski’ yüzlerin geri dönüşünün uzlaşı için bir adım mı yoksa kazançların meyvesi mi?” olduğu var.
Tobruk'taki Temsilciler Meclisi’nin üyelerinden Sabah Cuma el-Hac yaptığı açıklamada, Libya'ya yönelik dış müdahalenin, bu kişilerin önceki yönetimdeki pozisyonlarından daha düşük seviyeli pozisyonlarla sınırlı olsa bile iktidara dönme hayali kurma nedenlerinin başında geldiğini söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan TM üyesi el-Hac, “Bu kişilerden bazılarına Türkiye'den yeşil ışık yakıldı. Katar'dan da mali destek aldılar. Bununla birlikte Müslüman Kardeşler (İhvan) veya benzeri ideolojik örgütlerden de kendilerine halkın desteğini alacakları sözü verildi” açıklamasında bulundu.
Daha da ileriye giden el-Hac, tüm bunların başlıca amacının ‘devletin tüm eklemlerini kontrol edebilecek, ülkeye ve iç işlerine müdahale eden talimatları uygulayabilecek siyasetçiler yaratmak’ olduğunu öne sürdü. Ancak bazılarının, kişisel çıkarlar elde etmek için kendilerini pazarlamak amacıyla ülkeler arasında seyahat etmek ve büyükelçilerle tanışmaktan başka hedefleri olmadığını da vurguladı.
Eski Meclis Başkanı Nuri Ebu Suheymin, yaklaşık beş yıl boyunca gözlerden uzak kaldıktan sonra ‘Ey Ülkem’ adlı siyasi bir hareket oluştuğunu duyurdu. Ebu Suheymin, Ey Ülkem Hareketi’nin ‘halkın tüm kesimlerine bir hizmet olduğunu’ belirterek ‘kapılarının katılmak veya hareketin programı hakkında daha fazla bilgi almak isteyen herkese açık’ olduğunu vurguladı.
Libya siyaset sahnesinde yer almış, görev yapmış fakat başarısız olmuş herkesin olay yerinden uzaklaşması ve yeni yüzlere fırsat vermesi gerektiğini belirten TM üyesi el-Hac sözlerinin devamında “Libya halkı bundan bıkmış durumda. Halk, coşkulu sloganlar atarak eski isimlerin yeniden siyaset sahnesine dönmeleri fikrinden de hüsrana uğradı” dedi.
Libya, son zamanlarda Muammer Kaddafi rejiminin destekçilerinin yoğunlaşan hareketliliğine tanık oluyor. Kaddafi’yi iktidara taşıyan Fetih Devrimi’nin 51’inci yıl dönümü kutlamaları için Libya'nın güney ve kuzeybatısındaki kentlerde Kaddafi ve oğlu Seyfulislam'ın posterlerinin yer aldığı güçlü mitingler düzenlendi. 41 yıllık Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından muhalifleri tarafından ‘ülkenin geleceğinin çizilmesine katılmaya yetkili olmamakla’ eleştirilen Kaddafi rejiminden eski yüzler, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde İsviçre'nin Montrö kentindeki İnsani Diyalog Merkezi tarafından düzenlenen Libya-Libya diyaloguna katılabildiler.
Libya Devlet Yüksek Konseyi üyesi Muhammed Muazzib ise eski siyasetçilerin yönetime geri dönebilecekleri ancak her birinin destek ve popülerlik açısından farklı statülere sahip oldukları görüşünde. Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Muazzib, “Ebu Suheymin, Libya İslami Mücadele Örgütü’nün bazı üyeleri ve Libya Büyük Müftüsü Sadık el-Giryani tarafından destekleniyor. Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüklerine dair haberlerin ortaya çıkması nedeniyle son dönemde dışarıya odaklanarak durumu iyileştirmeye çalışsa da Libya içindeki ilişkileri sınırlı kaldı” diye konuştu.
Libya Büyük Müftüsü’nün oğlu ve Türkiye’den yayın yapan Tanasuh televizyon kanalının sahibi Suheyl el-Giryani, Ebu Suheymin’in Libya’daki mevcut krizi çözmeyi amaçlayan her türlü siyasi diyalogda temsilcisi olması için çağrıda bulunan ‘17 Şubat Devrimcileri’ adlı topluluk ile dayanışma içinde olduğunu söylemişti.
Libya Devlet Yüksek Konseyi eski Başkanı Abdurrahman Suveyhili de, ‘iktidar yarışına girmek için çok sayıda Batılı büyükelçiyle sayısız temaslarda ve toplantılarda bulunanlardan bazılarının bu hareketlilikten faydalanacağına’ inandığını belirtti.
Buna karşın Muazzib, geçmişte Kaddafi'ye karşı bir mücadele veren Suveyhili’nin olumlu bir popülariteye sahip olduğunu ancak başta Müslüman Kardeşler başta olmak üzere birçok düşmanının bulunduğunu söyledi. Muazzib, söz konusu düşmanların Libya'nın batısındaki uydu kanallarının çoğuna hakim olduklarını ve Misrata içinde de Suveyhili’yi hoş karşılamayabilecek akımlar bulunduğunu kaydetti.
Twitter hesabından açıklamalarda bulunan Suveyhili, bir önceki mesajında TM ile Libya Devlet Yüksek Konseyi arasında Fas’da gerçekleşen görüşmeleri, ‘üst düzey kurumların dağılımı sürecinde çirkin bir bölgesel kota sistemi benimsemek’ olarak nitelendirdi.
Diğer yandan Muazzib, Seyfulislam Kaddafi'nin başını çektiği akımın iki faktör tarafından zayıflatıldığı inancında. Bunlardan ilkinin Seyfulislam’ın yıllarca ortalarda görünmemesi, yani adamın hayatta olup olmadığının bilmemesi olduğunu söyleyen Muazzib ikincisinin ise babasının 2011'de devrimcilere savurduğu intikam tehditlerine katılmasının bıraktığı ‘acı hatıra’ olduğunu vurguladı.
 
Muazzib, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Seçimler yapılırsa, şu anki halk desteğine göre bu isimlerin yeniden siyaset sahnesine çıkması pek olası değil. Siyaset sahnesinde boy göstermelerini sağlayacak başlıca unsur, kendilerine tüm kapıları açacak olan mali destektir. Bununla birlikte son dönemde siyaset sahnesine çıkan gençlik hareketinin, kendi aralarında bir aday üzerinde anlaşmakta yetersiz kalması da eski yüzlerin ekmeğine yağ sürüyor.”
‘23 Ağustos Hareketi'nin liderlerinden biri olan siyasi aktivist Muhanned el-Kufi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Libyalılar, devrimden (Şubat Devrimi) bu yana geçmiş yıllarda herhangi bir üst düzey görevde bulunan bir isme dikkatlerini veremeyecek kadar kötü ekonomik koşullara tanık oldular” dedi. Seyfulislam'ın başını çektiği akımın, ‘mevcut yönetimin başarısızlığı çerçevesinde şansı olduğuna’ inanan Kufi “Ancak bu akım, belirli bir vizyona sahip olmaması ve çeşitli kurumlar arasında çok fazla rekabet olması nedeniyle bu şansa yatırım yapmayı başaramadı” ifadesini kullandı. Kufi, 23 Ağustos Hareketi’ne katılan gençlerin ve herkesin, kendilerini temsil eden isimleri bir araya getirmek için safları daha da sıkılaştırmaya çalışacaklarına işaret etti.
Diğer yandan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) İçişleri Bakanı Fethi Başağa, geçtiğimiz günlerde Beni Velid kentinin ileri gelenleri, alimleri ve şeyhlerinden oluşan bir heyetle bir araya gelerek şehirlerinin ‘Libya'daki tüm şehirler ve bölgeler arasında kapsamlı bir uzlaşmaya varılmasında en büyük role sahip olacağına’ dair güvence verdi.



İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyine düzenlenen bir İsrail hava saldırısında dört kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını bildirdi. Bakanlığa bağlı Acil Sağlık Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan basın açıklamasında, ‘İsrail’in Sur kentine bağlı er-Remadiye beldesini hedef aldığı, saldırıda dört sivilin yaşamını yitirdiği ve üç kişinin yaralandığı’ ifade edildi.

Açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan’daki çeşitli bölgelere yönelik hava saldırılarını sürdürdüğü, bunun sınır hattındaki günlük çatışmaların bir parçası olduğu aktarıldı. Saldırılar sonucunda ölü ve yaralıların olduğu belirtilirken, Güney Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine doğru roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının da devam ettiği, buna karşılık İsrail ordusunun karşılık verdiği kaydedildi. Sınır köylerinde çatışmaların sürdüğü ve operasyonların Litani Nehri’nin kuzeyine doğru genişleyebileceğine dair işaretler bulunduğu belirtildi.

Diğer yandan Hizbullah bugün yaptığı açıklamada, savaşçılarının İsrail’in kuzeyine İHA ve roket saldırıları düzenlediğini duyurdu. İsrail ordusuna bağlı İç Cephe Komutanlığı’na göre sınır hattı boyunca sirenler devreye girdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hizbullah, sınır bölgelerindeki İsrail güçlerini hedef alan roket saldırıları düzenlediğini ve İsrail’de bir köyü hedef alan İHA saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

İç Cephe Komutanlığı’na göre, söz konusu bölgelerde sirenler çalarken, herhangi bir can kaybı ya da hasara ilişkin resmi bir bildirim yapılmadı.

İsrail’in yoğun hava saldırıları, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün yaptığı açıklamalarla eş zamanlı gerçekleşti. Katz, “Operasyonun tamamlanmasının ardından İsrail ordusu, tanksavar füzelere karşı savunma hattı olarak Lübnan içinde bir güvenlik bölgesi oluşturacak ve Litani Nehri’ne kadar olan tüm alan üzerinde güvenlik kontrolünü sağlayacak” ifadesini kullandı. Söz konusu hattın, sınırdan yaklaşık 30 kilometre derinliğe uzanacağı belirtildi. Lübnanlı yetkililere göre, saldırılar ve İsrail’in uyarıları nedeniyle bir milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Lübnan Savunma Bakanı Michel Menassa ise yazılı açıklamasında, İsrailli mevkidaşının sözlerini kınayarak, “Bu açıklamalar artık yalnızca tehdit değil, Lübnan topraklarında yeni bir işgal dayatma niyetini açıkça yansıtıyor” değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in artan saldırıları karşısında Lübnan ordusu, Güney Lübnan’da ‘yeniden konuşlanma ve konuşlandırma’ operasyonu gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu adımın özellikle sınır kasabaları çevresinde ‘düşman ilerlemesinin görüldüğü bölgelerde artan İsrail saldırganlığı’ nedeniyle atıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün paylaştığı verilere göre, 2 Mart’ta Hizbullah ile başlayan çatışmalardan bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı bin 300’ü aştı.

Bakanlık açıklamasında, 1 Nisan itibarıyla toplam can kaybının bin 318’e yükseldiği, hayatını kaybedenler arasında 53 sağlık çalışanı ve 125 çocuğun bulunduğu bildirildi. Yaralı sayısının ise 3 bin 935’e ulaştığı kaydedildi.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
TT

SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)

Dün Suriye’nin başkenti Şam'da Kürtlerden oluşan Kadın Koruma Birlikleri’nden (YPJ) bir heyet ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra arasında bir görüşme gerçekleşti. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürt kaynaklar, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı YPJ'nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonuyla ilgili mekanizmalara ilişkin görüşmelerin ‘henüz olgunlaşmadığını’ ve bu konuda uzlaşmanın ‘daha fazla diyalog ve biraz sabır’ gerektirdiğini belirtti.

Bu gelişme öncesinde Şam'ın Suriye ordusunun yapısında kadın birliklerine yer verilmeyeceği yönündeki açıklamaları ve YPJ’den gönüllü olanların İçişleri Bakanlığı'na bağlı kadın polis teşkilatına katılmaları önerilmişti.

Kürtçe yayın yapan Hawar Haber Ajansı ANHA’nın haberine göre heyetin kadrosunda Suzdar Haci ve Ruhlat Afrin'in yanı sıra Kamışlı Tugayı’na bağlı Kadın Taburu’nun komutanı Halise Ayid ve YPJ Sözcüsü Roksan Muhammed yer alıyordu. ANHA, heyetin YPJ’nin devlet kurumlarına entegrasyonu süreciyle ilgili görüşmelerin ardından dün Şam'dan döndüğünü bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra

SDG ile Suriye hükümeti arasında imzalanan ‘29 Ocak 2026 Anlaşması’ kapsamında gerçekleştirilen görüşme, entegrasyon sürecinin uygulanmasına yönelik mekanizmaların oluşturulmasını amaçlıyor.

ANHA’nın YPJ heyetindeki kaynaklardan aktardığına göre görüşmenin ana gündem maddesinin YPJ'nin orduya katılım şekliydi. YPJ heyetinin, görüşmenin ayrıntılarını ve sonuçlarını içeren resmi bir açıklama yapması bekleniyor.

SDG'nin Suriye resmi kurumlarına entegrasyon süreci devam ederken, erkek komutanlar Savunma Bakanlığı ve yerel yönetimde atanmış olsa da kadın unsurların entegrasyonu konusu belirsizliğini koruyor.

Kürtlerden oluşan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) yetkilisi Muhammed Aybaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, YPJ'nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusundaki tartışmaların henüz olgunlaşmadığını söyledi. Aybaş, “Çünkü Şam tarafında bir ret var, buna karşılık ise YPJ'nin İçişleri Bakanlığı ve sivil dairelere entegre edilmesi önerisi var” diye ekledi.

Görsel kaldırıldı.
YPJ Sözcüsü Roksan Mohammad (solda), iç güvenlik güçlerinden kadın savaşçılarla birlikte Kamışlı Havalimanı yakınlarında beklerken, 8 Şubat 2026 (AFP)

Şam, daha önce, yapısında kadınlara özel tugaylar bulunmadığı için YPJ'nin Suriye Arap Ordusu’na entegre edilemeyeceğini, ‘ancak hizmetlerine devam etmek isteyenler, iç güvenlik alanındaki deneyimlerinden yararlanmak üzere İçişleri Bakanlığı'na gönüllü olarak başvurabileceklerini’ açıklamıştı.

Şam ile SDG arasında varılan anlaşmanın uygulanmasını denetlemekle görevli Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali, Şarku’l Avsat’a, Suriye hükümetinin Haseke-Şam yolu üzerinde heyete güvenlik koruması sağladığını söyledi.

Dün Savunma Bakanlığı ile yapılan görüşmelerin bir anlaşmaya varıp varmadığı sorusuna ise, “Görüşmeler, belirli bir konuda anlaşmaya varıldığı anlamına gelmez. Görüşmenin sonuçlarının resmi olarak açıklanmasını bekliyoruz” yanıtını verdi.

Şarku’l Avsat, görüşmenin ayrıntılarını öğrenmek için Savunma Bakanlığı'nın Halkla İlişkiler ve Medya Ofisi ile iletişime geçmeye çalıştı, ancak yanıt alamadı.