Orhan Pamuk’un İstanbul hakkındaki yazıları ve anıları üzerine

Orhan Pamuk şehrinde. (Getty İmages)
Orhan Pamuk şehrinde. (Getty İmages)
TT

Orhan Pamuk’un İstanbul hakkındaki yazıları ve anıları üzerine

Orhan Pamuk şehrinde. (Getty İmages)
Orhan Pamuk şehrinde. (Getty İmages)

İbrahim el-Aris
2003, aykırı Türk yazar Orhan Pamuk'un hayatında ve eserlerinde olağanüstü hareketliliğin yaşandığı bir yıl oldu. Hatta Kürtlerin haklarını savunması ve Osmanlılar ile Osmanlı İmparatorluğu’nun halefleri tarafından Ermenilerden ciddi bir özür dilenmesini talep etmesi nedeniyle ülkesindeki yetkililerle arasında tartışmaların yaşandı. Buna rağmen 2003, yaratıcılığının zirveye ulaştığı bir yıldı. Söz konusu dönemdeki itibarı onu ceza almaktan korudu. Pamuk, yurt dışındaki faaliyetlerini artırdı, dünyayı hayrete düşüren edebi eserleriyle içinde bulunduğu durum arasında hassas bir denge kurdu. Böylece üç yıl sonra, yani 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk (şu ana kadar kazanan başka vatandaşı olmadı) Türk oldu. Bu hiç de şaşırtıcı değildi. ABD’deki ve Avrupa’daki üniversitelerde konferanslar verdi. Ülkesinde peş peşe iktidara gelen hükümetlerin kendisine karşı öfkelerinin arttığı bir dönemde dünyaya kendisine saygı duyulmasını sağlayan siyasi tutumunu anlatmayı sürdürdü.

Verimli yıl
Pamuk 2003 yılında, o zamana kadar yayımlanan ‘Sessiz Ev’, ‘Benim Adım Kırmızı’, ‘Beyaz Kale’, ‘Kara Kitap’, ‘Yeni Hayat’ ve özellikle başyapıtı sayılan ‘Kar’ gibi romanlarının diğer dillere çevrilmesinden memnun olsa da henüz piyasaya sürülen ilk uzun romanı ‘Cevdet Bey ve Oğulları’nı yeniden yayımlamakta tereddüt etti. Uzun bir süre unutulduktan sonra yeniden canlanmasını istemedi. Tüm bu gelişmelerin ortasında aynı yıl basılacak, kurgusal olmayan yeni bir kitabın son rötuşlarını yaptı. Konusu, yazılarında, hayatında ve anılarında sıkça yer alan ‘İstanbul’du  ve kitapta İstanbul’u kendi gözünden anlattı. ‘İstanbul - Hatıralar ve Şehir’, en sübjektif kitabıydı. Bu nedenle en sevdiği kitaplardan biri olmaya devam etti. Nihayet İstanbul’un kendine ait bir kitaba sahip olmasının zamanının geldiğini düşündü.
Bir hatıralar kitabı olarak tanımlanan ‘İstanbul - Hatıralar ve Şehir’in aslında basıldığı yıl gecikmeden birçok dile çevrilmesi gerektiği ve aktarıldığı tüm dillerde çok iyi tepkiler alacağı biliniyordu. Kitabın, Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü almasına büyük bir katkısı olduğu söylenebilir. O şehirde (İstanbul) kültürel hayata olan ilginin yeniden duyulmaya başlanmasındaki rolünden bahsetmiyorum bile...
Bununla birlikte belki de Fransızların bu kitaba diğer milletlerden daha fazla ilgi gösterdiklerini söyleyebiliriz. Çünkü kitap Fransızca olarak ilk kez 2007 yılında basıldığında ince ve sade bir yapısı vardı. Ancak Gallimard Yayınevi tarafından daha sonraki basımlarında kitaba, şehri tarihi boyunca çizenlerin veya fotoğraflayanların eserleri, Pamuk'un hatıraları, bazen anlatımları ve temalarıyla olan ilişkilendirilen çalışmaları eklendi. Daha kaliteli kağıt kullanıldı. Elbette kitap İstanbul’a dair Batı'daki en güzel eserlerden biri oldu.
81FGZq5x9DL.jpg
Kitabın İngilizce versiyonunun kapağı. (Faber & Faber Yayınevi)
İngilizler de kitabın İngilizceye çevrilmesini kutladılar

İngiltere’nin kültür sahnesinde de kitabın İngilizceye çevrilip yayınlanması kutlandı. Kutlamalar arasında BBC tarafından özel programlar yayınlandı. Söz konusu dönemde haftalık olarak yayınlanan ve büyük beğeniyle izlenen edebiyat programlarından birinde sunucular, Pamuk’tan Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasından üç yıl sonra çıkan yeni kitabından ve İstanbul’dan bahsetmesini istediler. Pamuk o gün programda, yıllar önce kaleme aldığı ve 3-4 asır öncesinin İstanbul’unda geçen ‘Benim Adım Kırmızı’ romanını yazarken aklına gelenlerden de bahsetti.
Pamuk, kitabı yazarken aklına eleştirmenlerin bir gün bu kitap hakkında konuşurken neler yazabilecekleri de dahil birçok düşünce geldiğini söyledi. Pamuk bu kitapta James Joyce'un ‘Ulysses’ kitabında Dublin için yaptığını İstanbul için yapmıştı. Pamuk kitabı yazarken ve onu modern, iddialı bir kitap olarak hayal ederken, kafasında çok fazla düşünce olduğunu, James Joyce'un şehri için yaptıklarını düşündüğünü belirtti. Pamuk burada Joyce’u  anlayabilmek için kendisinin de şehrine Avrupa'nın kenarlarında bir şehir gözüyle baktığını kaydetti.
Pamuk sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın bu köşesinde yaşadığınızda, milliyetçiliğin tüm kaygı ve endişelerine takılıp kalmanız ve kendinize ülkenizin ve şehrinizin çok önemli olduğunu söylemeniz gayet doğaldır. Yani bu duyguyu hissettiğinizde, şehrinizi hemen marjinal köşesinden çekip sanki Balzac’ın Paris’i ya da Charles Dickens’ın Londra’sıymış gibi görünmesini ve okunmasını sağlarsınız. Yani, edebiyat dünyası haritasında yerini hemen bulacaktır.”

“Şehir hayatı bir galakside yaşamaya benzer”
Şehirdeki hayatın aslında önemsiz, kararsız, aptal ve absürt imgelerden oluşan bir galakside yaşamak gibi olduğunu söyleyen Pamuk ancak sokaklara, asfalta ya da taş döşeli yollara, reklam panolarına, mağaza vitrinlerine, otobüs duraklarına, bacalara, pencerelere ve buralardaki küçük detaylara tuhaf ve gizemli bir anlam verenin bakış açısı olduğunu vurguladı. Küçük ya da büyük bütün bunların şehrin dokusunu oluşturduğunu ve bu bağlamda her şehrin diğerlerinden farklı göründüğünü belirten Pamuk, “Belki de tüm bunları şehrin kartpostalında vermenizi imkansız kılan da budur. Şehrin görüntüsü, bu dokunun verdiği zevkten geliyor. Benim de İstanbul'da yaptığım buydu” ifadelerini kullandı.
Pamuk sözlrine şöyle devam etti:
“Fransız şair ve yazar Gérard de Nerval’in İstanbul’a ‘Doğu'ya Yolculuk’ adını verdiği kocaman, kalın ve garip bir kitap yazmaya geldiğini hatırlıyorum. Hırslı bir kitaptı. Zaman zaman renkli ve birçok bölümü harikaydı. Nerval’in ardından arkadaşı Théophile Gautier de İstanbul hakkında ilginç bir kitap yazmak için buraya geldi. Ancak bugüne kadar bir yabancının İstanbul hakkında yazdığı en iyi eser, İtalyan yazar Edmondo De Amicis’in kitabıdır. Bu, gençlere yönelik kaleme alınmış bir seyahatnameydi. Kitap o kadar başarılıydı ki birçok dile çevrildi. Örneğin İstanbul'un sokaklarından veya sokak köpeklerinden bahseden bölümler benzersizdir.”

Şehirlerin kokuları ve sesleri
Pamuk’a göre çok sayıda insan İstanbul’u ziyaret etti ve onun hakkında eserler kaleme aldı. Ancak içlerinden sadece birkaçı hedefine ulaştı. Geriye kalanlar ise İstanbul'un egzotik, heyecan verici bir resmini çizmekle yetindiler. Şehrin gerçek dokusunu anlayamadılar. Anıtlara ve binalara, tuhaf olan ne varsa onlara dikkat kesildiler ve gerçek İstanbul’da yerleri olmayan tüm bu renkleri eserlerine eklediler.
Pamuk konuya dair şunları söyledi:
“Burada önemli bir şeyden, şehrin gerçek bir ziyaretçisinin veya yazarının duyabileceği seslerden bahsetmeliyim. Bu sesler genellikle o şehre özeldir ve onun karakterini yansıtır. Örneğin Batı’daki şehirlerde derinden gelen metronun sesi çok özeldir. Her an ruhunuzu ve zihninizi doldurmaya devam eder ve bunu yaparken bir filmden bir sahne hatırlatır. Hatta bir noktada zihninizde şehrin bir hatırası belirir. İstanbul'daki en belirgin sesler vapur düdüğünün, bacalardan dumanı tüten yanan kömürün, kaldırımlara çarpan Boğaz’ın dalgalarının, uçan martıların ve denizdeki küçük teknelerin sesleridir. Bunların hepsi gözlerimi kapatır kapatmaz hayalimde canlanır. Dünyanın öbür ucunda dahi olsam, İstanbul birden gözümün önünde belirir.”



Düşmanlara zarar verme büyüsü içeren Roma tableti keşfedildi

Mısır üslubunda Antik Yunanca yazılmış Heerlen lanet tableti, tanrılara ve iblislere sesleniyor (Elke Fuchs/Papiroloji Enstitüsü/Heidelberg Üniversitesi)
Mısır üslubunda Antik Yunanca yazılmış Heerlen lanet tableti, tanrılara ve iblislere sesleniyor (Elke Fuchs/Papiroloji Enstitüsü/Heidelberg Üniversitesi)
TT

Düşmanlara zarar verme büyüsü içeren Roma tableti keşfedildi

Mısır üslubunda Antik Yunanca yazılmış Heerlen lanet tableti, tanrılara ve iblislere sesleniyor (Elke Fuchs/Papiroloji Enstitüsü/Heidelberg Üniversitesi)
Mısır üslubunda Antik Yunanca yazılmış Heerlen lanet tableti, tanrılara ve iblislere sesleniyor (Elke Fuchs/Papiroloji Enstitüsü/Heidelberg Üniversitesi)

Hollanda'da keşfedildikten sonra çözümlenen bir Roma tabletinin, düşmanlara zarar vermek amacıyla tanrıları ve iblisleri çağırmaya yönelik "sihirli" büyüler içerdiği ortaya çıktı.

Eser, Hollanda'nın Heerlen belediyesindeki Aşağı Germania adlı Roma eyaletine ait bir arkeolojik kazı alanında bulundu.

Yaklaşık 9,3'e 4,8 santimetre boyutlarındaki tablette, o dönemde yaygın olan Latince değil, Mısır üslubuyla yazılmış Antik Yunanca metinler yer aldığı tespit edildi.

Heidelberg Üniversitesi Papiroloji Enstitüsü'nden araştırmacılar, tablette üç farklı karakter grubunun kullanıldığını saptadı.

Bu tür lanet tabletleri genellikle ağır, dokununca serin bir his veren, işlenmesi kolay ve "bağlayıcı" özellikler barındırdığına inanılan bir malzeme olan kurşundan yapılır.

Daha küçük lanet tabletlerine büyüler veya bağlayıcı tılsımlar yazılarak daha sonra bunlar mahkemedeki rakiplerini, atletik veya romantik rakipleri etkilemek ya da "bağlamak" amacıyla toprağa gömülürdü.

Araştırmacılar Heerlen tabletini, 2. yüzyılda eski Roma askeri yerleşimi Coriovallum'un bulunduğu Belediye Binası meydanının altındaki bir çukurda keşfetti.

Bilim insanları yazıyı açığa çıkarmak için değişken ışıklandırma kullanarak yazıtın çok sayıda fotoğrafını çeken bilgisayar destekli bir fotoğraf tekniği kullandı.

Daha sonra tek tek çekilen fotoğraflar dijital ortamda tek bir görüntü haline getirilerek yüzeydeki en küçük ayrıntıların bile net bir şekilde ortaya çıkması sağlandı.

Tabletin, çeşitli tanrılara ve iblislere Mısır tarzında seslendiği ancak Antik Yunanca yazıldığı tespit edildi.

Bu, Kuzey Avrupa'da bulunan Latince yazılmış diğer lanet tabletlerinin çoğundan belirgin şekilde ayrılıyor.

Heerlen tabletinde köleler diye anılan iki erkek ve iki kadının isimleri de yer alıyordu.

Heidelberg'den papirolog Rodney Ast, "Bu tablet ya bu 4 köleye yönelik bir lanet ya da onların adına adı belirtilmeyen bir kişiye yönelik bir lanet olarak kullanıldı" diyor.

Kölelerin ismi yazılırken erkeklerde Latince, kadınlarda ise Yunanca gibi farklı dillerin kullanılması da araştırmacıların ilgisini çekti.

Papiroloji Enstitüsü'nden araştırma görevlisi Julia Lougovaya şu ifadeleri kullanıyor:

İki kadından birinin yazıtın yazarı olduğu ve bu tür lanetler aracılığıyla ilahi güçlerle iletişim kurulabildiğine dair inancı Roma Mısırı'ndan getirdiği ihtimali elenemez.

Lanet tableti, Roma Mısırı'nda büyünün önemli bir rol oynadığının da göstergesi.

Koruma ve şifayla ilgili bazı uygulamalar resmen tanınıp dini yaşamın parçası kabul edilirken, kişinin kendi çıkarları için ve başkalarının zararına gerçekleştirdiği uygulamalar ise gizlice yapılıyordu.

Heidelberg Üniversitesi'nden Mısırbilimci Joachim Quack şunları söylüyor: 

Milattan sonraki ilk yüzyıllarda Yakın Doğu, Mısır, Yahudi ve hatta bazen Hıristiyan gelenekleri giderek birbirine karışarak o dönemin tüm Roma İmparatorluğu'na yayıldı. Heerlen'deki bu keşif, bu gelişmeyi etkileyici bir şekilde vurguluyor.

Independent Türkçe


The Walking Dead'de bir devir kapanıyor: Daryl'dan duygusal veda

Norman Reedus'ın The Walking Dead evreninde hayat verdiği ikonik Daryl Dixon karakteri çizgi romanda yer almasa da oyuncunun performansıyla dizinin en sevilen ve en uzun süre hayatta kalan figürlerinden biri oldu (AMC)
Norman Reedus'ın The Walking Dead evreninde hayat verdiği ikonik Daryl Dixon karakteri çizgi romanda yer almasa da oyuncunun performansıyla dizinin en sevilen ve en uzun süre hayatta kalan figürlerinden biri oldu (AMC)
TT

The Walking Dead'de bir devir kapanıyor: Daryl'dan duygusal veda

Norman Reedus'ın The Walking Dead evreninde hayat verdiği ikonik Daryl Dixon karakteri çizgi romanda yer almasa da oyuncunun performansıyla dizinin en sevilen ve en uzun süre hayatta kalan figürlerinden biri oldu (AMC)
Norman Reedus'ın The Walking Dead evreninde hayat verdiği ikonik Daryl Dixon karakteri çizgi romanda yer almasa da oyuncunun performansıyla dizinin en sevilen ve en uzun süre hayatta kalan figürlerinden biri oldu (AMC)

The Walking Dead evreninde bir devir kapanıyor. Norman Reedus, Instagram'da paylaştığı duygusal mesajla 16 yıldır canlandırdığı Daryl Dixon karakterine veda etti.

Moğolistan'daki motosiklet turunun ve Hong Kong Comic Con ziyaretinin ardından sosyal medyada sessizliğini bozan Reedus, hayranlarına ve arkasındaki dev ekibe hitaben uzun bir teşekkür mesajı paylaştı.

57 yaşındaki Reedus, çekimlerin son gününden kareleri de paylaştığı gönderisinde şu ifadelere yer verdi:

Moğolistan dönüşü nihayet son bölüme ait fotoğraflara bakma fırsatı buldum. Ekipten herhangi birini geride bırakmak gerçekten çok zordu. O anlara ait fotoğrafları buraya yüklemedim ama insanların bu sezonu görmesi için sabırsızlanıyorum. Şimdiye kadar çalıştığım en iyi set ekibiydi. İş bittiğinde hissettiğimiz o başarma duygusu kelimelerle tarif edilemez. Çok büyük bir emek ve yürek koyduk ortaya, bunu izlerken siz de hissedeceksiniz. Çok özel bir sezon oldu. Bu seferki veda çok farklı geliyor.

Reedus'ın paylaştığı 6 set fotoğrafında, evrenin bir diğer ikonik karakteri Carol Peletier'i canlandıran Melissa McBride da dikkat çekiyor. McBride, dizinin 4 sezonunda da Reedus'a eşlik etmişti.

Final sezonu ne zaman?

The Walking Dead: Daryl Dixon'ın İspanya'da çekilen 4. ve final sezonunun prodüksiyonu aslında geçen yılın sonlarında tamamlanmıştı. Çekimlerin tamamlanmasının ardından uzun süre sessiz kalan Reedus, kişisel hesabından ilk kez bu kadar uzun ve detaylı bir final açıklaması yaptı.

AMC, final sezonunun kesin yayın tarihi konusunda şimdilik sessiz kalmayı tercih etse de dizinin bu yılın sonlarına doğru ekrana geleceği biliniyor. 

Serinin önceki tüm sezonlarının eylülde prömiyer yaptığı göz önüne alınırsa ve evrenin bir diğer yan projesi Dead City'nin üçüncü sezonunun 26 Temmuz'da başlayacağı düşünülürse, Daryl Dixon'ın gelişi ekim ayına kayabilir. Bu gerçekleşirse hayranlar sonbaharda iki farklı The Walking Dead dizisini art arda izleme fırsatı bulacak.

Rick Grimes sürprizi gelecek mi?

Kamera arkası fotoğraflarında hayranların gözü hemen bir ismi aradı. Sosyal medyada, Andrew Lincoln'ün efsanevi Rick Grimes karakteriyle final sezonunda sürpriz bir şekilde boy göstereceğine dair çok güçlü iddialar dolaşıyor. Henüz resmi bir açıklama yapılmasa da izleyicilerin beklentisi bu yönde.

Final sezonuna dair teoriler ise bir hayli heyecan verici. Kendilerini zombi salgınının başladığı Fransa'da bulan Daryl ve Carol'ın, yeni sezonda nihayet ABD'ye dönmesi bekleniyor.

Geçen ekimde New York Comic Con'da konuşan McBride, 4. sezonun "üçüncüden çok daha iyi olacağını" belirtirken, Reedus da final bölümleri için "Ortalığı kasıp kavuruyoruz" diyerek çıtayı yükseğe koymuştu.

Reedus'ın vedası, dizinin sadık takipçilerini de duygulandırdı. Gönderinin altına yorum yapan hayranlardan biri, "Nasıl bir iş çıkardığınızı görmek için sabırsızlanıyorum. Ekibe ve bu sezona duyduğun sevgi her kelimenden okunuyor, her şey için teşekkürler" yazarken, bir diğeri geri sayıma başladıklarını söyledi: 

Melissa'yla verdiğiniz tüm bu emeklerin karşılığını göreceğimiz için çok heyecanlıyız, kesinlikle özel bir sezon olacak.

Norman Reedus'ın yeni rotası

Peki, Daryl Dixon defterini kapatan Norman Reedus’ı bundan sonra neler bekliyor? Başarılı aktörün kariyerindeki yeni adımlar da netleşmeye başladı. Reedus, 7 Ocak 2027'de vizyona girecek Pendelum adlı yeni bir korku filminde başrolü üstlenecek. 

Ayrıca kült film serisinin devamı niteliğindeki Şehrin Azizleri 3 (The Boondock Saints 3) üzerindeki çalışmalar hızla sürüyor.

The Walking Dead: Daryl Dixon'ın ilk üç sezonu Türkiye'de TV+ üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Deadline, Radio Times, Undead Walking


Oscar adayı yıldız milyar dolarlık seriye katılıyor

1977'de askeri diktatörlük altındaki Brezilya'da geçen Gizli Ajan'ın (O Agente Secreto) yıldızı Wagner Moura (solda), Netflix'in Narcos dizisiyle meşhur oldu (Netflix)
1977'de askeri diktatörlük altındaki Brezilya'da geçen Gizli Ajan'ın (O Agente Secreto) yıldızı Wagner Moura (solda), Netflix'in Narcos dizisiyle meşhur oldu (Netflix)
TT

Oscar adayı yıldız milyar dolarlık seriye katılıyor

1977'de askeri diktatörlük altındaki Brezilya'da geçen Gizli Ajan'ın (O Agente Secreto) yıldızı Wagner Moura (solda), Netflix'in Narcos dizisiyle meşhur oldu (Netflix)
1977'de askeri diktatörlük altındaki Brezilya'da geçen Gizli Ajan'ın (O Agente Secreto) yıldızı Wagner Moura (solda), Netflix'in Narcos dizisiyle meşhur oldu (Netflix)

Gizli Ajan'ın (O Agente Secreto) Oscar adayı yıldızı Wagner Moura, Margot Robbie ve Bradley Cooper'ın başrollerini paylaşacağı yeni Ocean's öncülüne katılmak için Warner Bros.'la masaya oturdu.

Yönetmen koltuğunda aynı zamanda filmin senaryosunu da kaleme alan Cooper'ın oturacağı yapım, 25 Haziran 2027'de sinemaseverlerle buluşacak. 

Yapımcılığı Cooper'ın yanı sıra Tom Ackerley, Josey McNamara ve Milan Popelka üstleniyor. Robbie'nin şirketi LuckyChap da projede yer alıyor.

Danny Ocean'ın anne ve babasıyla 1962 Monaco Grand Prix'sine yolculuk

Filmin hikayesi hâlâ gizliliğini koruyor. Ancak Robbie, CinemaCon'da proje hakkında ilk detayları paylaşmıştı.

Filmin, Danny Ocean'ın (George Clooney) azılı birer hırsız olan anne ve babasını konu alacağını nisanda doğrulayan Robbie, stüdyonun 2027 vizyon takvimi tanıtımında şu ifadeleri kullanmıştı:

Danny Ocean daha Las Vegas'a adımını bile atmadan önce, ona bildiği her şeyi öğreten iki dahi vardı: Anne ve babası. Yeni filmimizde onları en parlak dönemlerinde izleyecek ve 1962 Monaco Grand Prix'sinde gerçekleştirdikleri destansı bir soyguna tanıklık edeceğiz.

Milyar dolarlık seri

Ocean's serisinin kökenleri, başrollerinde Frank Sinatra, Sammy Davis Jr. ve Dean Martin gibi Rat Pack grubu üyelerinin yer aldığı 1960 yapımı ilk Ocean's 11 filmine dayanıyor. 

Steven Soderbergh'in yönettiği 2001 yapımı yeniden çevrimde George Clooney, Brad Pitt, Matt Damon ve Julia Roberts başrolleri paylaşmıştı. Film iki devam halkası doğururken, 2018'de Sandra Bullock, Cate Blanchett, Anne Hathaway ve Rihanna'nın yer aldığı Ocean's Eight'in de önünü açmıştı.

Wagner Moura'nın yükselişi

Kariyerinde dönüm noktası yaşayan Wagner Moura, bu yıl Kleber Mendonça Filho imzalı Gizli Ajan'daki performansıyla sinema tarihine geçti. 

49 yaşındaki Moura, bu rolle En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar'a aday gösterilen ilk Brezilyalı oldu.

Başarılı oyuncu ayrıca bu performansıyla Cannes Film Festivali ve New York Sinema Eleştirmenleri Birliği tarafından da En İyi Erkek Oyuncu ödüllerine layık görüldü. 

Netflix'in Narcos dizisindeki Pablo Escobar portresi ve Alex Garland imzalı İç Savaş'taki (Civil War) rolüyle dünya çapında tanınan aktörün sıradaki projeleri dikkat çekiyor.

Moura, Louis Leterrier'nin Netflix için çektiği gerilim filmi Son Ev'de (The Last House) Greta Lee'yle başrolü paylaşıyor.

Ayrıca Alicia Vikander'la rol aldığı ve prömiyerini Tribeca Film Festivali'nde yapan Rachel Rose imzalı The Last Day'de izleyici karşısına çıkacak. 

Moura ayrıca Last Night at the Lobster'ı yönetecek ve filmde Elisabeth Moss ve Brian Tyree Henry'yle birlikte rol alacak. Oyuncunun gündeminde Kristen Stewart'la kamera karşısına geçeceği Flesh of the Gods ve Ralph Fiennes'le Colin Farrell'ı buluşturan Art da bulunuyor.
Independent Türkçe, Deadline, Variety