Lübnan’da ‘İntifada’nın kazanımları ve zaafları neler?

Aktivistler, karşılaştıkları zor koşullara rağmen gösterilerin devam ettiğini belirtiyor (AFP)
Aktivistler, karşılaştıkları zor koşullara rağmen gösterilerin devam ettiğini belirtiyor (AFP)
TT

Lübnan’da ‘İntifada’nın kazanımları ve zaafları neler?

Aktivistler, karşılaştıkları zor koşullara rağmen gösterilerin devam ettiğini belirtiyor (AFP)
Aktivistler, karşılaştıkları zor koşullara rağmen gösterilerin devam ettiğini belirtiyor (AFP)

Tony Boulos
Lübnan halk hareketinin ilk günlerinde uluslararası kuruluşlar, sokaklardaki eylemci sayısını yaklaşık 2 milyon kişi, yani Lübnan halkının üçte biri olarak tahmin ediyordu.
Grupların, “İntifada” yani kitlesel halk ayaklanması olarak tanımladıkları halk ayaklanması birbirinden ideolojik farklılıklar taşıyan irili ufaklı pek çok gruptan ve apolitik gençlerin bileşiminden oluşuyor.
Araştırmalar, 6 milyonluk ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 3,5’inin sokaklara döküldüğünü belirtse de bunu kitlesel bir devrim olarak görüyor ve yönetimi devirebileceğini kabul ediyordu. Ancak bu olmadı ve tam tersine 17 Ekim 2019 halk hareketinin üzerinden 1 yıl sonra aynı siyasi elitler, sanki hiçbir şey olmamış gibi ve geçmiş yılların bir kopyasıymış gibi yeni bir hükümet kurmak için geri döndüler. Bu da son aylarda Lübnan halk hareketinin gücündeki düşüşün nedenlerini ve iktidar yolunda köklü bir değişiklik sağlayamamasının sorgulanmasına yol açtı.
Halk hareketine bağlı birkaç grup, mevcut tablodaki trajediyi kabul ederken, orta ve uzun vadede büyük bir değişikliğin yaşanacağı konusunda ısrarcı. İç ve bölgesel koşulların bunun projesini yansıttığını, durumun ekonomik kriz ve birkaç ay boyunca hareket etme kabiliyetini felce uğratan koronavirüs salgınıyla daha da kötüleştiğini kaydetti.

Zulüm ve saldırı
Sokak protestoları geçen yıl olduğu gibi halkı meydanlarda ve yollarda seferber etme yeteneklerinde bir düşüş yaşanıyor.
Eylemcilerin Beyrut’ta statükoya bağlı gruplar ve silahlı unsurlar tarafından saldırıya maruz kaldığı belirtiliyor. Bu çerçevede Baalbek, Sur ve Nebatiye’de yaşananların yanı sıra Beyrut’un Ring Köprüsü’nde Şehitler ve Riyad es-Sulh meydanlarında sokaklarda bir iç savaşa yol açabilecek bir çekişmenin yaşadığı kaydedildi.
Eylemciler, iktidar yandaşı saldırganların yüzlerinin medya organları ve güvenlik kameraları tarafından görüntülenmesine ve adlarının herkes tarafından bilinmesine rağmen yakalanmadığını, devletin ve Hizbullah’ın karşısındaymışlar gibi bir görüntünün oluşması nedeniyle devrimcilerin darp, taciz ve tutuklamalara maruz kaldığını aktarıyor.
Bu çerçevede siyasi aktivist ve gruplardan birinin koordinatörü olan Behçet Selame, intifadanın, İran’ın Lübnan üzerinde Hizbullah olarak somutlaşan vesayetinin devlet üzerinden kaldırılmadıkça başarılı olunamayacağını söylüyor. Selame, “Deneyimler, Hizbullah’ın, devleti halk karşısında baskıcı bir araç olarak kullandığını ispatlıyor. Ayaklanan halk bir devlet inşa edip eskiyi yok etmek isterken, durum ise o derece ileriye gitti ki Hizbullah kenara çekilip halkla devletin çatışmasına izin vermesine yol açtı” ifadelerini kullandı. Grupların egemen siyasi başlıklar etrafında bir araya gelmesi gerektiğini söyleyen Behçet Selame, meydana gelen çöküşün, Hizbullah silahlarının Lübnan’a hakimiyetinin bir sonucu olduğunu vurguladı.

İntifadanın başarısı, gücünü arenaya dayatmakla bağlantılıdır
17 Ekim intifadasına güçlü şekilde katılan gruplar arasında, Lübnan Komünist Partisi liderliğindeki sol partiler de var. Bu gruplar, ‘dünyada egemen sınıfın karşısına çıkan kahramanların kanıyla taçlandırılmamış hiçbir devrimin başarılı olmadığına’ inanıyor. Aynı şekilde bu gruplar, “Siyasi sınıf, bir ülkeyi kontrol ettiğinde tüm sistem, birbirini korumak için tek  vücut olarak entegre olur” teorisini savunuyor.
Sol gruplar, devrimin başarısının gücünü arenada empoze etmekle bağlantılı olduğu teorisi etrafında bir araya gelen radikal gruplarla bütünleşirken, bu grupların liderlerinden biri de “Bu siyasi sınıf, kendisinden daha güçlü bir güç arenaya çıkmadıkça teslim olmayacak. Lübnanlıların çoğunluğu tarafından desteklenen devrim, gücünü mevcut partileri ayrılmaya zorlamak ve ülkenin kaderini halkın belirlemesine izin vermek için kullanmalıdır” dedi. İsminin verilmesini istemeyen söz konusu lider, bu iktidar sisteminin halkı rehin alan işgalci bir güç haline geldiğini ve buna direnmekten başka yol olmadığını vurguladı.

‘Casus’ devrimciler ve ‘mezhepçi’ solcular
İntifadadaki çeşitli gruplara yakın çevreler, sol grupların faaliyetlerine itiraz ederken, onları, özellikle bankacılık sektörüne düşmanlıkları, ekonomik krizin yükünü taşımaları ve bazı banka şubelerini parçalamaya başvurmaları açısından Hizbullah’ın gündemine uygun hareket etmekle suçluyor. Aynı şekilde sol grupların, Hizbullah’ın silahlarının İsrail’e karşı ve Lübnan iç çatışmasının dışında olduğu gerekçesiyle Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’a ve partisinin silahlarına karşı ‘devrimciler’ tarafından ortaya koyulan her türlü slogana itiraz ettikleri belirtildi.
Aynı çevreler, özellikle Temsilciler Meclisi çevresinde çeşitli şiddet eylemlerine katılan bazı radikal grupları da iktidar siteminin ‘casusları’ olarak suçluyor. Bu çerçevede söz konusu casusların görevlerinin, her gösteriden önce güvenlik güçleri ile ortamı germek olduğu, böylelikle eylemcilerin imajlarını zedeleyerek, onları soruşturulmak zorunda bıraktıkları, sık sık gözaltına alınmaları için bir bahane türettikleri ifade edildi.
Lübnan Komünist Partisi kaynakları, intifada hususunda Hizbullah ile koordinasyon sağladıkları yönündeki suçlamaları yalanlıyor. Kaynaklar, İsrail’e karşı ‘direniş’ davasında Hizbullah ile aynı fikirde olduklarını, ama siyasi konularda farklılıkları bulunduğunu vurguluyor.

Devrimin gerçek yüzü
Öte yandan aktivist Rola Talac, halk intifadasının hezimete uğramadığına ve karşılaştığı zor koşullara rağmen devam ettiğine inanıyor. İktidar partilerinin gizli yüzlerinden başka bir şey olmayan birçok ‘hilekar’ grubun ifşa edildiğini söyleyen Talac, intifadanın gerçek yüzünün, ‘barışçıl ve sivil karakteriyle ilk aylarında tanık olunan durum’ olduğuna dikkati çekti.
Aktivist, intifadanın, mezhep liderlerinin ve yolsuzluk ‘kartellerinin’ kafasını karıştırmayı başardığını belirtirken, bu unsurların suçlarını dünya kamuoyuna ifşa ettiklerini ve hırsızlıkları açığa çıktıktan sonra halka açık alanlarda olmaktan korkana kadar onları kovalamayı başardıklarını vurguladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Rola Talac ayrıca, Lübnan’ın, yeni Lübnan’ın doğuşundan önce zor ve kaçınılmaz bir sancı yaşadığını kaydetti.
İntifadaya öncülük eden gençlik gruplarının ilk kez, kendilerini statükoyu değiştirmeye adayarak, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını talep etmeye cesaret ettiklerini belirten Talac, “İntifadanın birinci yıldönümünde, geri dönüşe yer yok. Çünkü eski rejimin sayılı günleri kaldı. Bazı hilekar insanlar aracılığıyla intifadanın seyrini değiştirmeye ne kadar teşebbüs ederlerse etsinler, gerçek devrim doğacak ve daha sonra yeni, özgür ve bağımsız bir Lübnan’a ulaşacağız” ifadelerini kullandı.



Hizbullah İran ile dayanışma içinde... Caca: Lübnan krizinin sona ermesi, İran tarafından verilen desteğin sona ermesiyle başlar

 Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
TT

Hizbullah İran ile dayanışma içinde... Caca: Lübnan krizinin sona ermesi, İran tarafından verilen desteğin sona ermesiyle başlar

 Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)

Bölgenin yaşadığı bekleyiş atmosferi içinde Lübnan’daki tutumlar, özellikle İran’ın rolü başta olmak üzere bölgesel dosyalara yaklaşımda mevcut çelişkiyi yansıtıyor. Bu durum, Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca’nın, “İran, Hizbullah’a verdiği desteği kestiği zaman Lübnan’daki sorun çözülür” sözlerinde açıkça görülürken, Hizbullah’ın meclis grubu ise Genel Sekreter Naim Kasım’ın tarafsız kalınmayacağını vurgulamasının ardından Tahran ile ‘dayanışma’ ifade etmekle yetindi.

Bu gelişmeler, İsrail’in Lübnan’ın güneyi ve doğusuna yönelik hava saldırılarına yeniden başladığı bir dönemde yaşandı. Dün öğleden sonra güneyde Mahmudiye beldesi ve Vadi Burguz’u hedef alan saldırılar, daha sonra güneyde Cebel er-Reyhan’daki el-Vaziyye bölgesi ile doğuda Hermel-Zegrin tepelerine yöneldi.

İsrail Ordu Sözcüsü Ella Waweya, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “İsrail ordusu, Lübnan’ın çeşitli bölgelerinde Hizbullah terör örgütüne ait hedeflere saldırılar düzenliyor” ifadesini kullandı.

 İsrail’in Lübnan’ın doğusundaki Hermel bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman (Sosyal medya)İsrail’in Lübnan’ın doğusundaki Hermel bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman (Sosyal medya)

Hizbullah, İran’la dayanışma içinde olduğunu ifade etti

Hizbullah’ın meclis grubu yayımladığı açıklamada, “ABD’nin saldırgan tehditleri karşısında İran İslam Cumhuriyeti ile liderliği, hükümeti ve halkıyla tam dayanışma içinde olduğunu” ifade ederken, ‘İran’ın liderliği ve halkıyla sergilediği kararlı ve dirençli tutumun, olası bir saldırıyı püskürtebileceğini’ belirtti.

Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabası Ayta eş-Şaab’da İsrail güçleri tarafından havaya uçurulan bir evin enkazı (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabası Ayta eş-Şaab’da İsrail güçleri tarafından havaya uçurulan bir evin enkazı (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)

Lübnan iç siyasetine ilişkin olarak da açıklamalarda bulunan blok, ‘günlük suikastlardan sivil tesislerin yoğun şekilde hedef alınmasına kadar uzanan suç niteliğindeki saldırıları’ kınadığını belirtti. Açıklamada, ‘ekili alanlara ve tarım arazilerine zehirli maddeler atılması ve Lübnanlıların sağlığının tedavisi zor hastalıklar riskiyle karşı karşıya bırakılmasına’ dikkat çekilerek, bunun ‘ön cephe bölgelerini çölleştirerek halkından arındırmayı amaçladığı’ ifade edildi. Blok, ‘uluslararası sessizliği’ ve ‘bu açık terör suçları karşısındaki ihmali’ de kınarken, uluslararası toplum kuruluşlarını bu ihlallerin sürmesinden tamamen sorumlu tuttu.

Caca: İran Hizbullah’a desteğini keserse sorun çözülecek

Buna karşılık Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, “İran, Hizbullah’a verdiği desteği kestiğinde tüm sorun çözülecek” görüşünü dile getirdi.

Bir radyo programında konuşan Caca, “Dünyadaki tüm ülkeler cuma günü (bugün) Umman’da yapılacak toplantıyı bekliyor” diyerek, ‘ihtilaf noktalarının son derece büyük olduğunu’ vurguladı. Sorunun müzakereler yoluyla çözülmesini temenni ettiğini belirten Caca, “Ancak bunun bir sonuca ulaşacağını görmüyorum” ifadesini kullandı.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, (Arşiv)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, (Arşiv)

Umman’da yaşanacak gelişmelerin Lübnan’a yansımalarına da değinen Caca, “Ne yazık ki Lübnan ve İran dosyaları arasında bir bağlantı var” değerlendirmesinde bulundu. Caca sözlerini şöyle sürdürdü: “İran, son kırk yıl içinde Lübnan devletinin tüm işleyişini sekteye uğratan bir nüfuz alanı oluşturmayı başardı. İran, Hizbullah’a verdiği desteği durdurduğunda tüm sorun çözülecek.”

Caca, ‘ateşkes anlaşmasının Lübnan’da belirli bir bölgeyi değil, ülkenin tamamını kapsadığını’ vurgulayarak, 1559 sayılı kararın ‘Lübnan topraklarının tamamında tüm gayrimeşru silahlı örgütlerin tasfiye edilmesini talep ettiğini’ hatırlattı. Meclis seçimlerine ilişkin olarak ise ‘seçimlerin zamanında yapılacağını’ ve ‘tüm sürecin yüzde 100 anayasal ve yasal çerçevede ilerlediğini’ ifade etti.


ABD Genelkurmay Başkanı, Lübnan Ordu Komutanı ile görüştü

General Rudolph Heykel (Rehberlik Müdürlüğü)
General Rudolph Heykel (Rehberlik Müdürlüğü)
TT

ABD Genelkurmay Başkanı, Lübnan Ordu Komutanı ile görüştü

General Rudolph Heykel (Rehberlik Müdürlüğü)
General Rudolph Heykel (Rehberlik Müdürlüğü)

ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, Pentagon'da Lübnan Ordu Komutanı General Rudolph Heykel ile görüştükten sonra, ABD'nin Ortadoğu'daki savunma ilişkilerinin önemini vurguladı.

Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü Joseph Holstead, Keane'in salı günü Lübnan ordu komutanı ve bir önceki gün Katarlı bir savunma yetkilisiyle yaptığı görüşmenin ardından "ABD'nin Ortadoğu'daki kalıcı savunma ilişkilerinin önemini yeniden teyit ettiğini" söyledi. Heykel'in Kasım 2025'te Washington'u ziyaret etmesi planlanmıştı, ancak o dönemdeki bir askeri kaynağa göre, ABD'li siyasi ve askeri yetkililer Lübnan'dan ayrılmadan saatler önce onunla yapacakları görüşmeleri iptal etmeleri nedeniyle ziyaret iptal edilmişti.

Ziyareti iptal edenler arasında önde gelen Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham da vardı. Graham o dönemde yaptığı açıklamada, Heykel'in "Hizbullah'ı silahsızlandırmak için neredeyse hiçbir çaba göstermemesini" eleştirmişti. Graham, dün X.com'da yaptığı paylaşımda, Heykel'e Lübnan ordusunun Hizbullah'ı "terör örgütü" olarak görüp görmediğini sorduktan sonra onunla yaptığı görüşmeyi aniden sonlandırdığını söyledi. Graham, Heykel'in "Hayır, Lübnan bağlamında değil" diye yanıt verdiğini ifade etti.

Lübnan ordusu ocak ayında, Hizbullah'ı silahsızlandırma planının ilk aşamasını tamamladığını ve bu aşamanın Lübnan'ın güneyinde Litani Nehri ile İsrail sınırı arasındaki bölgeyi kapsadığını duyurdu. İsrail ile Hizbullah arasında yaklaşık bir yıl süren çatışmaların ardından Kasım 2025'in sonlarında varılan ateşkes anlaşmasına göre, İran destekli grubun Litani Nehri'nin kuzeyindeki güçlerini geri çekmesi ve boşaltılan bölgelerdeki askeri altyapısını ortadan kaldırması, İsrail güçlerinin ise Lübnan'dan çekilmesi gerekiyor.

Ancak Hizbullah silahlarını teslim etme çağrılarını reddederken, İsrail Hizbullah üyelerini ve tesislerini hedef aldığını söylediği düzenli Lübnan baskınlarına devam etti ve stratejik olarak gördüğü Lübnan toprakları içindeki ve sınırlarına yakın beş noktada güçlerini konuşlandırdı.

Lübnan ordusunun planı beş aşamadan oluşuyor. İkinci aşama, Litani Nehri'nin kuzeyinden, Sayda’nın (Sidon) kuzeyinden geçen ve sınırdan yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Avali Nehri'ne kadar olan bölgeyi kapsıyor. Hükümetin, uygulamaya geçmeden önce şubat ayında bu ikinci aşamayı görüşmesi bekleniyor.


İsrail, "7 Ekim" olaylarına katılan Gazzelileri hedef alıyor

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İslami Cihad lideri Ali el-Razayna'nın cenaze töreninde Filistinli bir kadın oldukça duygulanmış halde görüntülendi (Reuters)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İslami Cihad lideri Ali el-Razayna'nın cenaze töreninde Filistinli bir kadın oldukça duygulanmış halde görüntülendi (Reuters)
TT

İsrail, "7 Ekim" olaylarına katılan Gazzelileri hedef alıyor

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İslami Cihad lideri Ali el-Razayna'nın cenaze töreninde Filistinli bir kadın oldukça duygulanmış halde görüntülendi (Reuters)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İslami Cihad lideri Ali el-Razayna'nın cenaze töreninde Filistinli bir kadın oldukça duygulanmış halde görüntülendi (Reuters)

İsrail, 7 Ekim 2023 saldırısına katılan ve Filistinliler tarafından intikam eylemi olarak nitelendirilen operasyonlarda İsrailli rehinelerin (canlı veya ölü) ele geçirilmesinde rol oynayan Gazze Şeridi'ndeki önde gelen aktivistleri takip etmeye devam ediyor. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre bu durum, daha önce birkaç kez olduğu gibi, olaya karışanların ailelerine karşı da gerçekleşti.

İsrail ordusu çarşamba günü, Hamas ve İslami Cihad'ın silahlı kanatlarındaki önde gelen aktivistleri hedef aldığını ve saldırıya karışmakla suçladığını açıklayan bir dizi bildiri yayınladı.

Öte yandan, İsrail Savcılığı, Tel Aviv Bölge Mahkemesi'ne bazı savunma tanıklarını sorgulamaktan vazgeçtiğini ve böylece İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun üç yolsuzluk davasındaki yargılama süresinin kısaltıldığını bildirdi. Bu durum, savcılığın artık onu mahkum etmek için yeterli kanıta sahip olduğu anlamına mı geldiği, yoksa affın bir öncüsü mü olduğu konusunda soruları gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Savcılık, sorgulamayı on dört oturum yerine dört veya beş oturumda tamamlayacağını vurguladı; bu da davanın yıl sonundan önce bitebileceği anlamına geliyor.