Libya sorunu hem savaşın eşiğinde hem barışın kıyısında

Bölgesel güçler, meselelerin askeri yoldan çözülemeyeceğini anladılar

Fas'ın Bouznika kentinde bir araya gelen Libyalı tarafların temsilcileri (AFP)
Fas'ın Bouznika kentinde bir araya gelen Libyalı tarafların temsilcileri (AFP)
TT

Libya sorunu hem savaşın eşiğinde hem barışın kıyısında

Fas'ın Bouznika kentinde bir araya gelen Libyalı tarafların temsilcileri (AFP)
Fas'ın Bouznika kentinde bir araya gelen Libyalı tarafların temsilcileri (AFP)

Nebil Fehmi (Mısır eski Dışişleri Bakanı)
Bundan birkaç ay önce Libya, ülkenin batısı ile doğusunu yöneten Libyalı taraflar arasında, bölgesel tarafların desteğini alan güneyli haydutların da karıştığı silahlı bir çatışmanın eşiğindeydi. Bir yandan da çıkarları ve hırsları olan çeşitli bölgesel güçler arasında doğrudan çatışmaların da dahil olmasıyla genişlemek üzere olan çatışmalar vardı.
Türkiye bir yandan, Mareşal Halife Hafter'in batı kanadındaki askeri kontrolünü ve nüfuzunu genişletme çabalarını engellemek için Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac’ın yönelik doğrudan desteğini yoğunlaştırırken diğer yandan attığı adımlar, Mısır'ın ulusal güvenliği için Sirte ve Cufra’yı ‘kırmızı çizgisi’ olarak duyurmasına ve bu çizginin aşılması halinde Türkiye’nin kendisiyle karşı karşıya gelebileceğini belirtmesine neden olan bir noktaya ulaştı. Bu esnada, Türkiye Genelkurmay Başkanı'nın, Libya'da Türk askerinin bulunduğu Vatiyye Hava Üssü’nü ziyaretinin hemen ardından üssü hedef alan bir hava saldırısı gerçekleşti.
O tarihten itibaren birden bire, uluslararası ve bölgesel düzeylerde yoğun diplomatik faaliyetlere tanık olmaya başladık. Libyalı taraflar arasında görüşmelerin gerçekleşmesini sağlayacak uygun bir atmosfer yaratmak ve yabancı güçlerin müdahalesini sonlandırmak için yapılan Libya konulu Berlin 1 ve Berlin 2 konferanslarının yanı sıra Kahire'de Libya'nın doğusunu yöneten Tobruk Temsilciler Meclisi’nden (TM) bir heyeti, siyasi eylemde bulunmaya ve diğer tarafların baskısına karşı koymaya teşvik etmek için gerçekleşen görüşmeler gibi siyasi eylemleri takip ettik. Ardından Kızıldeniz'de alınacak güvenlik önlemleri ve siyasi diyaloglar hakkında görüşmeler gerçekleşti. Siyasi mekanizmaları müzakere etmek ve Libyalı tarafların geçiş döneminde eşit şekilde temsil edilmesine yönelik bir plan hazırlamak için İsviçre'nin Cenevre kenti yakınlarındaki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’nde BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) himayesinde toplantılar yapıldığına şahit olduk. Yine, Fas'ın Bouznika kentinde, bir sonraki aşamada Libya’nın üst düzey kurumlarının dağılımına ve genel seçimlerde dikkate alınacak ilkelere ilişkin Libya Devlet Yüksek Konseyi ve Tobruk Temsilciler Meclisi arasında yapılan müzakereleri gözlemledik.
Uluslararası ve bölgesel tarafların, savaşı askeri yoldan çözemeyeceklerini anlamalarının ardından büyük bir diplomatik ve siyasi girişim başladı. Bununla birlikte, ülkenin batısında ve doğusunda ortak bir siyasi fikir birliği olmadan çözüme ulaşılamayacağına dair inanç da arttı.
Özellikle Libya halkının karşı karşıya kaldıkları kötü hayat şartları ve ülkede yolsuzluğun yayılmasıyla ilgili halkın artan şikayetleriyle birlikte Libyalı diğer tarafların uluslararası ve bölgesel çatışmaların kurbanı olmalarını engelleyecek anlaşmalara varmak için diyalogdan başka seçenekleri yoktu.
Bu çerçevede ülkenin doğusunda Halife Hafter ile TM Başkanı Akile Salih arasında siyasi bir uzlaşmaya varıldığını gördük. Ülkenin batısında ise bazı önemli isimlerin görevlerini bırakma niyetinde olduklarına dair açıklamalarını duyduk. Diğerleri de UMH’nin müzakere tarafı olarak karşısına çıkmasına itiraz ettiği Hafter de dahil olmak üzere doğudaki tüm taraflarla müzakereye hazır olduklarını açıkladılar.
Eğer Libya, bölgesel bir askeri çatışmanın eşiğinden yavaş yavaş çekilip siyaset ve diplomasi aktifleşirse bu önemli ve olumlu bir gelişme olacaktır. Fakat tehlikenin geçtiği ve siyasi bir çözüme ulaşılabileceği sonucuna varmak için henüz çok erken.  Evet, bölgesel güçler, yerel güçlere askeri destek vermelerine rağmen, meselelerin askeri olarak çözülemeyeceğini anladılar. Libyalı taraflar da siyasi çözümün, farklı bir siyasi bakış açısına sahip diğer taraflarla diyaloga girilmesi ve ulusal uzlaşılara varılması anlamına geldiğini fark ettiler.
Evet, BM Libya Özel Temsilcisi Vekili Stephanie Williams’ın Fas, Mısır ve Tunus'ta gerçekleşen siyasi toplantıları desteklemeye yönelik faaliyetleri de artıyor. Bununla birlikte ABD yönetiminin son aylarda Libya’ya yönelik ilgisinin arttığına tanık olurken Rusya'nın özellikle ülkenin doğusunda artan nüfuzundan ve hırsından da çekiniyoruz.
Evet, Rusya’nın Libya sahnesindeki rolünü pekiştirmek için bir takım hırsları ve arzuları var ve Libya’nın siyasi geleceğinin çizilmesine katkıda bulunmak için yüzlerce Libyalı ismin bir araya geleceği toplantılar için çağrıda bulunuyor. Libya sahnesinin diğer tarafında yer alan Türkiye ile Rusya arasında da bir uzlaşı söz konusu. Aralarındaki uzlaşı, sertlik ile yumuşaklık arasında değişkenlik gösterirken Rusya'nın Türkiye’ye yönelik bazen Libya’daki bazen de Suriye’deki tutumuna hizmet ediyor.
Evet, herkesin çözüme askeri yoldan ulaşılamayacağını anladığını gösteren bir iç ve dış siyasi hareketliliğe tanık oluyoruz. Geçiş dönemindeki görevlerin dağılımıyla ilgili daha önce karşı kendilerine çıkılan kişilerin de dahil olduğu çeşitli isimlerin, geçiş döneminin bitmesinin ardından kurulacak siyasi yönetimde yer alacaklarına dair senaryoların dikkate alınması gerektiğine dair bir inanç da oluşmuş durumda. Bazıları şu anda önemli görevlerdeler, fakat üst düzey kurumların başında değiller. Bununla birlikte eski rejimde görev almış bir takım isimlerin dışlanmaması çağrısında bulunanlar da ortaya çıktı.
Öte yandan siyasi çözüme doğru ilerleme umutları halen devam ediyor. Libya istikrarlı bir şekilde istikrarlı bir müzakere yoluna doğru ilerliyor olsa da askeri çatışmanın eşiğinden çekildiğini düşünmek için henüz çok erken. Halen Libya’nın, jeo-stratejik uluslarası bir soruna dönüşmesine ve iç siyasetinin çöküşüne izin veriliyor. Henüz ülkenin dümenini kontrol edebilecek, istikrarını sağlayabilecek, siyasi ve diplomatik yolları yönlendirebilecek uluslararası veya yerel siyasi bir liderlik bulunmuyor.
Rusya ile ABD arasındaki Kuzey Afrika’da yaşanan rekabetin gidişatı halen belirsizliğini koruyor. ABD’de 3 Kasım’daki başkanlık seçimlerinin ardından önümüzdeki yılın başlarında yeni yönetimin görevi devralması öncesinde ABD’nin Rusya’nın faaliyetlerine ne ölçüde karşı koyabileceğini belirlemek mümkün olmayacaktır.
Libya’da siyasal İslamcıların kabul edilebilir bir rolü olup olmadığı da net değil. Bu, sadece onları değil, başta Türkiye ve Mısır olmak üzere bir dizi Ortadoğu ülkesini de ilgilendiren bir konudur.
Ne var ki, Libya bu yılın ilk yarısında en şiddetli fırtınalara kapılmaktan ve zorluklardan kaçınmış olsa da siyasi çözümden ve güvenliğin tam olarak sağlamasından çok uzağız. Bu, ancak birçok uluslararası ve bölgesel gelişme arasında kurulacak bir denge ile sağlanacaktır. Bunlar, Ortadoğu'da Rusya ve ABD arasında bir denge kurulması, Rusya veya ABD aracılığıyla ya da uluslararası toplumun himayesinde Mısır ve Türkiye arasında uzlaşı ve işbirliği amacıyla değil, daha ziyade aralarındaki güveni yeniden inşa etmenin ilk adımı olarak çatışmalardan kaçınmak için diyalog başlatılması gibi gelişmelerdir.
Ayrıca Libyalı tarafların ve bölgedeki ılımlı devletlerin, siyasal İslamcıların siyasi çözümde belirleyici bir yüzdeye sahip olmalarını veya üst düzey kurumlarda göreve getirilmelerini kabul etmeyecekleri ve Libya'nın gelecekte bu akımı diğer bölgelere taşıyacak bir üs haline gelmesinden korktukları göz önüne alındığında Libyalı taraflar arasındaki diyaloglarında siyasal İslamcı eğilim için net sınırların belirlenmesi de gerekiyor.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.