Gazze'den kaçan İsrail muhbirlerinin akıbetleri

İsrail adına casusluk yapmakla suçlananların yargılanma veya Tel Aviv'e kaçma seçenekleri sınırlı. (Independent Arabia- Ahmed Hasiballah)
İsrail adına casusluk yapmakla suçlananların yargılanma veya Tel Aviv'e kaçma seçenekleri sınırlı. (Independent Arabia- Ahmed Hasiballah)
TT

Gazze'den kaçan İsrail muhbirlerinin akıbetleri

İsrail adına casusluk yapmakla suçlananların yargılanma veya Tel Aviv'e kaçma seçenekleri sınırlı. (Independent Arabia- Ahmed Hasiballah)
İsrail adına casusluk yapmakla suçlananların yargılanma veya Tel Aviv'e kaçma seçenekleri sınırlı. (Independent Arabia- Ahmed Hasiballah)

İzzedin Ebu Ayşe
İsrail ile Gazze Şeridi'ndeki muhbirlerin hayatları, ifşa olmalarının ardından tehlikeye girdi. Önlerinde iki seçenek var: Ya güvenlik güçlerinin eline düşüp yargılanacaklar ya da vaat edilen yardımı almak üzere Tel Aviv’e kaçacaklar. İkinci seçeneği tercih ettikleri takdirde onları birçok zorluk bekliyor.
‘Muhbirlik’ olarak adlandırılan İsrail’le iş birliği, kanunlara aykırı. Filistin yasalarına göre bu suçu işleyenlerin cezası duruma göre hapis veya idam. Buna ek olarak söz konusu kişi ve ailesi de mimleniyor.

Yalnızca vaat
Muhbirlere İsrail’le iş birliğine girmeden önce birçok vaatte bulunuluyor. Güvenlik Bilimleri Uzamanı Muhammed Ebu Herbiyd, İsrail’de güvenlik güçlerinin muhbirlere güvence verdiğini, onlarla ilgilendiğini, ifşa olmaları halinde topraklarına kaçış yolunun açık olduğunu belirtti. Ayrıca toplumsal ve ekonomik anlamda yaşam şartlarının iyileştirilmesi yönünde güvence verildiğine dikkat çekti.
Gerçekte ise Tel Aviv’le iş birliği içinde olan muhbirlerden çok azı Gazze’deki güvenlik güçleri tarafından ifşa edilmelerinin ardından kaçmayı başarmış durumda. Sadi takma ismini kullanan bir muhbirin anlattıklarına göre vaat edilenleri elde edemedikleri gibi yaşamlarına oldukça zor şartlar altında devam ediyorlar.
Sadi konuya dair şunları söyledi:
“İsrail’le iş birliği yaptığım ortaya çıktıktan sonra istihbarat yetkilisinden güvenle kaçmamı sağlamasını talep ettim. Önce bunu reddetti. Ancak maruz kaldığı baskı ve liderleriyle gerçekleştirdiği birçok istişarenin ardından kaçış yolumu güvence altına aldı. Oraya ulaştığımda ise şoka uğradım.”

Herhangi bir açıklama yapılmıyor
Sadi başlangıçta İsrail istihbarat güçleri (Shin Bet) memurları tarafından sorgulandı. Beş günden fazla gözaltında kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra ise İsrail’de yalnızca 5 ay ikamet etmesine izin verildi.
İsrail genellikle Filistinlilere dört türde izin veriyor. Birincisi bölgelere giriş izni. Bu, Filistin topraklarından İsrail’e geçişle sınırlı. Bu izin ağırlıklı olarak hastalara ve ya heyetlere veriliyor. İkincisi geçici ikamet izini. Bu, muhbirlere birden çok kez verilen ve 6 ayı aşmayan kısa sürelik bir izin. Üçüncüsü ikamet izni. Genellikle bir yıldan uzun bir süre için veriliyor. Sonuncusu ise çalışma izni. Tel Aviv bunu topraklarında çalışmak isteyen Filistinliler için çıkartıyor. Bu izin de belirli bir süreyle sınırlı tutuluyor. İşçiler ve tüccarlar genellikle bu izni alıyor.
İnsan Hakları İçin Doktorlar Göçmenlik Dairesi Direktörü (sivil toplum kuruluşu olan insan hakları örgütü ve uzmanlık alanı sağlık hizmetleriyle sınırlı değil) Zoe Gutzeit, İsrail topraklarına izinsiz giriş yapan Filistinlilerin Gazze Şeridi ve ya Filistin topraklarına iade edildiklerini aktardı. Muhbirlerin büyük çoğunluğu da bundan endişe ediyor.

Birçoğu hasta ve bakıma muhtaç
Sadi, başından geçenleri anlatırken beş aylık sürenin sona ermesinin ardından güvenlik birimlerinin kendisine izin vermeyi reddettiğini söyledi. Kendisiyle kesinlikle muhatap olunmadığını ve yaşam şartlarının orada daha da kötüleştiğine dikkat çekti. Kanser olduğunu belirten Sadi sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail’deki hiçbir hastanede tedavi görmeme müsaade edilmedi. Bunun ardından tedavi görmek üzere Batı Şeria’ya gitmeyi düşündüm. Orada da akıbetim tutuklanıp yargılanmak. Ancak yine de muhbirliğe bulaştıktan sonra tedavisiz kalmaktan daha iyidir.”
Sadi iki sebepten ötürü doktora gidip tedavi alamadığını işaret etti. Bunlardan ilki tedavi olabilmek için gerekli olan izin belgesi ve resmi evrakları olmaması, ikincisi ise maddi durumunun yetersizliği.
Maddi durumunun oldukça kötü olduğu belirten Sadi, İsrail’de gece gündür çalıştığını ancak tüm elde ettiğinin boğaz tokluğu olduğunu, bunun da kendisini oldukça yorduğunu kaydetti. Sadi, geçici ikamet iznin sona ermesinin ardından işsiz kaldı. İşverenler, Sadi’nin kaçak konumunda olmasının Tel Aviv açısından bir tehdit unsuru kabul edilmesi nedeniyle kanuna aykırı ruhsatsız işçi çalıştırmayı reddediyor.
Gutzeit, muhbirlerin hepsinin zorlu psikolojik ve sağlık koşullardan muzdarip olduklarını, İsrail’in onlara ne tıbbi anlamda ne de hayati olarak hak tanımadığını ifade etti. Bunların ve izni olmayan diğer kişilerin tedavi olabilmeleri için çok para ödemeleri gerektiğini kaydetti. Gutzeit  üç kişinin gerekli tedavi ve bakımı alamaması nedeniyle yaşamını yitirdiğine dikkat çekti.

Evlilik de çözüm değil
Sadi, bu durumdan ‘kurtulma’ çabasıyla İsrailli bir kadınla evlendiğini ve 4 çocuk sahibi olduğunu söyledi. Kendisi hariç tüm aile bireylerinin İsrail vatandaşlığı var. Buna rağmen İsrail’den izin alamadığını, güvenlik yetkililerinin kendisine ısrarla yardımcı olmadığını kaydetti.
Hayatı tehdit altında olmasına rağmen ikamet izninin geçtiğimiz yıl iptal edildiğini belirten Sadi, izni sona erdiğinde kaçak duruma düştüğünü aktardı. Ardından Filistin Yönetimi’nin kendisine ülke topraklarında herhangi bir hayati tehlikesi bulunmadığını ve şayet Gazze Şeridi’ne dönmekten korkarsa Batı Şeria’ya gidebileceğini ilettiğini söyledi.
Gutzeit’e göre 2003 yılında İsrail yasasında yapılan bir değişiklik ile İsrailli kadınlarla evli olan Filistinlilere kimlik kartı yerine yalnızca belge verilmesi yönünde bir sınırlama getirdi. Bu değişiklik, insan hakları örgütlerini öfkelendirdi ve yasada değişiklik talep etmelerine neden oldu. 2009 yılında İnsan Hakları İçin Doktorlar örgütü (PHR) Yüksek Adalet Divanı’na başvuruda bulunarak bu yasanın askıya alınması talebinde bulunuldu. Ardından İsrail’in bu yasayı askıya aldığını belirten Gutzeit ancak hiç kimseye hayat ve sağlık sigortası da dahil herhangi bir belge verilmediğini söyledi. PHR’nın İsrail Sağlık Bakanlığı'nı İsrailli kadınlarla evli olan Filistinlilere en azından sağlık sigortası sağlamaya ve onları Filistinli ve vatandaş olarak ayırmamaya zorladığını kaydetti.

İsrail yalnızca çıkış garantisi veriyor
İsrail’e kaçarken yanına kimlik kartını almadığını, bunun izin almasını ve ikametini yenilemesini zorlaştırdığını belirten Sadi sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail, Batı Şeria'dan belgeler (kimlik kartı, iyi hal belgesi) almamı istiyor. Ancak bu imkansız. Bu belgeleri tedarik etme riskini göze alamam. İster Gazze'de ister Batı Şeria'da olsun yöneltilen suçlama aynı.”
Gutzeit, muhbirler konusunun çok karmaşık olduğunu, İsrail’in onları bilgi elde etmek için kullandığını ancak topraklarına geldiklerinde ise reddettiklerini belirtti. Onlara ne barınma ne de temel yaşam gereksinimlerini sağlamadığını aktardı. Gutzeit ayrıca aralarından bir bazılarının çalışma hakkına da sahip olmadığına dikkat çekti.
Diğer yandan İsrail muhbirlere genellikle topraklarına ulaşmanın tüm yollarını sağladığından işçiler için yaşam güvencesi vermemesini haklı çıkarmaya çalışıyor. Vaat edilen koruma şeklinin bu olduğunu iddia eden İsrail bu insanlara sağlanabilecek tek olanağın Gazze veya Filistin topraklarından çıkmak olduğunun altını çiziyor.  Bundan sonra muhbirlerin hayatlarını istedikleri şekilde yönetmesi gerektiğine dikkat çeken İsrail sağlık sigortası, tedavi, barınma ve aylık maaş gibi hiçbir gereksinimi karşılamakla ilgilenmediğini vurguluyor.



Şara, cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesinin yıldönümünde şunları söyledi: Geleceği adalet ve kalkınma ile birlikte inşa edeceğiz ve Suriye'yi hak ettiği yere geri döndüreceğiz

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (Reuters)
TT

Şara, cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesinin yıldönümünde şunları söyledi: Geleceği adalet ve kalkınma ile birlikte inşa edeceğiz ve Suriye'yi hak ettiği yere geri döndüreceğiz

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, göreve başlamasının yıldönümünde Suriye haber ajansı SANA'ya göre bugün yaptığı açıklamada, Suriyelilerin "Suriye'yi hak ettiği yere geri getirecek kapsamlı bir kalkınmayla geleceği birlikte inşa edeceklerini" söyledi.

“X” platformunda yaptığı bir paylaşımda el-Şara şunları söyledi: “Suriye Arap Cumhuriyeti başkanlığı görevini üstlenmemin üzerinden bir yıl geçti. Bu süre zarfında, Suriye halkının her alanda gösterdiği fedakarlıkları ve sabrı hatırlıyorum ve Allah'tan bu emanete layık olmamı diliyorum.”

Şöyle devam etti: “Geleceği birlikte, sarsılmaz bir adalet, kalıcı istikrar ve kapsamlı bir kalkınma ile inşa edeceğiz; bu da Suriye'yi hak ettiği yere geri getirecek ve halkının özlemlerini karşılayacaktır.”

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre, 29 Ocak 2025'te Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda, "askeri operasyon komutanlığı ve Suriye devrimci güçlerinin geniş katılımıyla" Suriye devriminin zaferini ilan eden bir konferans düzenlendi.

SANA’nın haberine göre"konferans, Ahmed el-Şara'nın Cumhurbaşkanı olarak atanmasını, tüm askeri grupların ve devrimci siyasi ve sivil organların feshedilmesini ve devlet kurumlarına entegre edilmesini ilan ederek önemli bir dönüm noktası oldu."

Konferansta ayrıca 2012 anayasasının iptali, tüm istisnai yasaların askıya alınması, Beşşar Esed rejiminin ordusunun dağıtılması ve "Suriye ordusunun ulusal temeller üzerine yeniden inşası" ilan edildi.

Alınan kararlar arasında, Esed rejiminin güvenlik aygıtının dağıtılması ve yeni bir güvenlik kurumunun kurulmasının yanı sıra, Halk Meclisi, Arap Sosyalist Baas Partisi, Ulusal İlerici Cephe partileri ve bunlara bağlı örgüt, kurum ve komitelerin feshedilmesi ve herhangi bir isim altında yeniden kurulmalarının yasaklanması da yer alıyordu.


SDG, Şam ile kapsamlı bir anlaşmaya vardığını duyurdu: İşte anlaşmanın maddeleri

Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
TT

SDG, Şam ile kapsamlı bir anlaşmaya vardığını duyurdu: İşte anlaşmanın maddeleri

Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi, bugün (Cuma) ateşkes ve taraflar arasında askeri, güvenlik ve idari kurumların kademeli entegrasyonunu öngören kapsamlı bir anlaşmaya varıldığını açıkladı. Anlaşma kapsamında Kürt halkının medeni ile eğitim hakların düzenlenecek.

Anlaşma kapsamında, temas hatlarındaki askeri birliklerin çekilmesi ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlandırılması öngörülüyor. Ayrıca, ağırlıklı olarak Kürtlerin liderliğindeki SDG bünyesinden tugaylar içeren bir askeri tümen kurulması kararlaştırıldı.

SDG, anlaşmanın maddelerini önce bir açıklamayla duyururken, Şam yönetimi daha sonra resmi medya aracılığıyla anlaşmayı teyit etti. Yeni düzenleme, SDG’den üç tugayı kapsayan bir askeri tümenin oluşturulmasını ve Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın Halep’e bağlı bir tümen içine alınmasını içeriyor.

frgty6u7
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurları (AFP)

Anlaşma metninde, “özerk yönetim” kurumlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil personelin statülerinin korunması da yer aldı.

Anlaşma metninde Metinde, yerinden edilenlerin bölgelerine geri dönüşlerinin garanti altına alınacağı da belirtiliyor.

Anlaşma hangi maddeleri içeriyor?

SDG’nin resmi internet sitesinde yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

“Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye Hükümeti Arasındaki Anlaşma Metni;

Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye hükümeti arasında, kapsamlı bir anlaşma uyarınca ateşkese varılmış; iki taraf arasındaki askeri ve idari güçlerin kademeli bir entegrasyon süreci üzerinde de mutabakata varılmıştır.

Anlaşma; askeri güçlerin temas hatlarından çekilmesini, İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlo şehir merkezlerine girmesini ve bölgedeki güvenlik güçlerinin entegrasyon sürecinin başlatılmasını, Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugayı içeren bir askeri tümen oluşturulmasını ve buna ek olarak Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde Kobani güçleri için bir tugay kurulmasını kapsamaktadır.

Anlaşma ayrıca, sivil memurların kadrolarının korunmasıyla birlikte Özerk Yönetim kurumlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini de içermektedir.

Ayrıca Kürt halkının medeni ve eğitim haklarının düzenlenmesi ve yerinden edilenlerin bölgelerine geri dönüşlerinin garanti altına alınması konusunda da anlaşmaya varılmıştır.

Anlaşma, ilgili taraflar arasındaki işbirliğini güçlendirerek ve ülkeyi yeniden inşa etme çabalarını birleştirerek, Suriye topraklarını birleştirmeyi ve bölgede tam entegrasyon sürecini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.”

Öte yandan, 24 Ocak’ta Şam ile SDG, aralarındaki ateşkesi 15 gün uzattıklarını ve görüşmelerin sürdüğünü açıklamıştı.

Kürtlerin öncülüğünde, Arap savaşçıları da bünyesinde barındıran SDG, Suriye iç savaşında kilit bir rol oynadı. ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden SDG, örgütü Suriye’de büyük ölçüde yenilgiye uğrattı. Bu süreçte, kuzey ve doğu Suriye’de petrol sahalarını da içeren geniş alanların kontrolünü ele geçirerek özerk bir yönetim kurdu. Ayrıca binlerce radikal unsuru gözaltında tuttu; Uluslararası Af Örgütü, Ağustos 2023’te bu sayıyı yaklaşık 10 bin olarak tahmin etmişti.

Ancak Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimi, ülkenin devlet güçleri altında birleştirilmesi hedefiyle SDG ile güçlerin ve kurumların entegrasyonu konusunda müzakerelere başladı. Görüşmeler zaman zaman tıkanırken, bir askeri çatışmanın ardından taraflar yeni bir anlaşmaya ulaştı.

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında kapsamlı bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma kapsamında SDG'den askeri tümen kurulacak, askeri ve idari güçlerin kademeli entegrasyonu sağlanacak ve Kürt halkının medeni ile eğitim hakların düzenlenecek.

Anlaşma metnine göre, “askeri güçler temas hatlarından çekilecek ve Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri Haseke ile Kamışlo şehir merkezlerine girecek”. Ayrıca SDG'ye bağlı üç tugaydan oluşan bir askeri tümen kurulacak ve Kobani güçleri için de Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde ayrı bir tugay oluşturulacak.


ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.