Stalin Azerbaycan-Ermenistan savaşını mezarından nasıl yönetiyor?

Joseph Stalin, Sovyetler Birliği'nin milliyetleri arasında bir ‘böl ve yönet’ politikası benimsemişti (Getty)
Joseph Stalin, Sovyetler Birliği'nin milliyetleri arasında bir ‘böl ve yönet’ politikası benimsemişti (Getty)
TT

Stalin Azerbaycan-Ermenistan savaşını mezarından nasıl yönetiyor?

Joseph Stalin, Sovyetler Birliği'nin milliyetleri arasında bir ‘böl ve yönet’ politikası benimsemişti (Getty)
Joseph Stalin, Sovyetler Birliği'nin milliyetleri arasında bir ‘böl ve yönet’ politikası benimsemişti (Getty)

Muhammed Tahir
Dağlık Karabağ'da, 4 bin 800 kilometrekareyi geçmeyen, kaynak bakımından fakir bir arazide, iki yerel oyuncu; Ermenistan ve Azerbaycan arasında kanlı bir mücadele yaşanıyor. Çatışmanın başlatıcısı ve mühendisi, Sovyetler Birliği tarihinin en korkulan ve acımasız adamı Joseph Stalin'dir.
Sovyet liderliği, geçtiğimiz yüzyılın ilk çeyreğinde, sosyalist örtüsüne bürünen bölge ve halkların kaderlerini her zaman manipüle etti. O zamanlar Kremlin liderleri, özellikle Devlet Konseyi Başkanı Joseph Stalin, Kafkasya, Orta Asya ve Güney Rusya'daki milliyetler ve etnik kökenler mozaiği içinde hiçbir kurtuluş veya bağımsızlık hareketine var olma imkanı sağlamamak için Moskova'nın gölgesinin uzandığı her yerde bir ‘böl ve yönet’ politikası kullandılar. Stalin'in o bölgelere ektiği anlaşmazlık tohumları, hala daha fazla kurban toplamaya devam ediyor. Bu tohumlar hala yaklaşık otuz yıl önce Sovyet yörüngesinden kopan ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları ateşliyor.
Binlerce kilometrelik bir sınırı paylaşan Tacikistan ve Özbekistan, 2002 yılında Özbekistan’ın başkenti Duşanbe tarafından ele geçirilen Tacikistan’ın kuzeyindeki Fergana Rezervuarındaki su ve kara kaynakları ile ilgili anlaşmazlık nedeniyle çatışıyor. Rezervuar, aslen Tacik Sovyet Cumhuriyeti'nin bir parçasıydı ve 1933'te 40 yıllığına Özbekistan'a kiralamıştı. Duşanbe, kira süresi dolduğunda bölgeyi geri alma hakkına sahip olduğunu söylüyor, ancak Özbekistan bunu reddediyor. 1944 yılında nihai bir arazi takas anlaşması yapıldığını söylüyor. Öte yandan Kırgız-Özbek sınırının her iki tarafında su ve tarım için rekabet eden aileler arasında da çatışmalar sürekli tırmanıyor. Bu tırmanış, Celalabad sınır bölgesinde etnik çatışmalara dönüşüyor. 2014 yılında patlak veren Kırım krizini de unutmamalı. Büyük çoğunluğunu Rus nüfusun oluşturduğu yarımada Rusya'ya katıldığında, orada yaşayan Ukraynalıları bir anda kendilerini Ukrayna yerine Rusya'da yaşayan azınlıklar olarak buldu.

Karabağ kazanı
Kafkasya'da bu çatışmalar daha keskin bir karaktere bürünüyor. Burada Ermenilerle Azeriler arasındaki düşmanlık ruhu oldukça eskilere dayanıyor. Etnik, dini ve tarihi kökenleri Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzanmaktadır. Bu çatışmanın temeli, bölgenin coğrafi olarak Azerbaycan'ın kalbinde yer alması ancak demografik olarak ise nüfusun yüzde 90'ı aşan bir kısmın Ermenilerden oluşmasına dayanıyor. Peki, 30 yıldır on binlerce mağdura mal olan bu çatışmanın arka planında neler var?
1920 yılının sonbaharında Ermenistan Cumhuriyeti kendini kerpetenin kıskacında buldu. Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk Milli Ordusu'nun doğuda etkisini artırmasına, ‘Sovyet Kızıl Ordusu’ lejyonlarının Kafkasya Cumhuriyetlerinden geriye kalanlar üzerindeki hakimiyetini sıkılaştırmak için doğudan ilerleyişi eşlik etti. O sıralarda Ermenilerin son sığınağı haline gelen Ermenistan, oldukça hayati bir savaş veriyordu. Kendisini yalnızca iki seçenek karşısında buldu: Ya Türk ve Sovyet cephelerinde, tümden yok olma riskine karşı savaşmaya devam edecek ya da Bolşeviklere teslim olup ülkeyi Türklerden kurtaracaktı. Moskova, Ermenistan’ın içine düştüğü derin çıkmazın farkına vardı. Ermenileri, kendilerini Sovyetler Birliği'nin kollarına bırakmaya teşvik girişiminde bulundu. Onlara Azerbaycan ile ihtilaflı olan Nahcivan ve Zengezur bölgelerine ek olarak ‘Dağlık Karabağ’ topraklarını elde edecekleri vaadinde bulundu. Ermeniler, Sovyet seçeneğinin yanında yer alırken, 30 Kasım 1920'de (Ermeni SSC'nin kurulmasından bir gün sonra) bir Bolşevik Manifestosu yayınlandı. Bu bildirgede, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti hükümeti, Dağlık Karabağ, Nahçıvan ve Zengezur bölgelerinin doğmakta olan Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkladı.
Ancak Moskova, Bolşeviklerin o zamanlar Atatürk'ün önderliğinde Rusya'nın da yardımıyla yeni Türkiye'de, Ankara'da bölgeye yönelik ‘Batılı emperyalist saldırısına’ karşı koyacak bir komünist yönetimin kurulmasına yönelik gelişmeler umduğu için, vaatlerini çabucak terk etti. Moskova, Türkleri razı etmek için Nahcivan'ın yanı sıra ‘Dağlık Karabağ’ bölgesini de Türklerin amcaoğlu ve Kafkasya'daki müttefikleri Azerbaycan'a bağışladı. Rusya Bilimler Akademisi Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Merkezi'nde araştırmacı olan Aleksandru Vasilevu, Rus dergisi Ogoniok ile yaptığı röportajda bu konuda şunları söyledi: O zamanki Sovyet liderliği açısından, bazı Ermeni topraklarının Türkiye'ye verilmesi, Kafkasya sınırında bir batı köprüsünün varlığına kıyasla daha az kötüydü. Türkiye o zamanlar tıpkı Rusya'nın iç savaşında olduğu gibi, Batı'nın emperyal özlemlerinin kurbanıydı. 1923 yılında imzalanan Kars Antlaşması'nın sonuçlarına bakarsak, eski düşman olan Türk’ün geçici bir müttefik haline geldiği ve Moskova'nın iç savaşı çözme boşluğuna katkıda bulunduğu açıkça görülecektir.

Karabağ savaşlarından bir kare (Azerbaycan Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan fotoğraf, AP)
Stalin'in entrikaları

Karabağ'ın Azerbaycan'a tesliminde Stalin'in parmak izleri açıkça görülüyor. 12 Haziran 1921'de, ‘Kafkasya Komünist Partisi Bürosu’, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Devrim Komitesi'nin deklarasyonuna dayanarak ve Ermeni SSC ile Azerbaycan SSC arasındaki anlaşmaya uygun olarak, toprak meselesini tartışmaya açtı. Karabağ dağlarının artık Ermeni SSC'nin bir parçası olduğu ilan edildi. Kafkasya meselelerinde uzmanlaşmış İsveç menşeili ‘Karabağ Dağı’ web sitesindeki belgelere göre ‘Kafkasya Komünist Partisi Bürosu’, komitenin tavsiyelerini gözden geçirmek ve nihayet bölgedeki çatışmaları sonlandırmak için 4 Temmuz'da tekrar toplandı. Oy çokluğu ile Karabağ'ın Ermenistan Cumhuriyeti'ne devredilmesine karar verildi. Dönemin Sovyet Milliyetler Komiseri Joseph Stalin toplantıda hazır bulundu, ancak tartışmaya katılmayı reddetti. Daha sonra söylediklerinin ayrıntıları bilinmemekle birlikte, görüşmenin sona ermesinin ardından Stalin’e yakın isimler, Karabağ'ın Ermenistan'a verilmesi kararına ilişkin görüşlerini kapalı toplantıyla üyelerine bildirdiğini iddia etti. Ertesi gün, herhangi bir resmi görüşme veya oylama olmaksızın ‘Komünist Partinin Kafkasya Bürosu’ tarafından şu açıklamalar yapıldı: “Müslümanlar ve Ermeniler arasında ulusal barış ihtiyacı, yukarı ve aşağı Karabağ arasındaki ekonomik ilişkiler ve Azerbaycan ile kalıcı bağlantısı nedeniyle, Dağlık Karabağ, geniş bölgesel bağımsızlığı ve Şuşa idari merkezi ile özerk bir bölge haline gelmek için Azerbaycan SSC sınırları içinde kalmaktadır.”
Böylece, herhangi bir neden belirtmeden ve açıkça Stalin'in emirlerine dayanarak, ‘Kafkasya Komünist Partisi Bürosu’ önceki gün resmi oy çoğunluğuyla verilen kararını iptal ederek Karabağ'ı Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti'nin bir parçası haline getirerek bağımsız bir yerleşim bölgesi olarak ilan etti. Stalin'in ‘Dağlık Karabağ’ bölgesini Azerbaycan'a ilhak etmekte ısrar etmesinin sebebi konusunda birçok spekülasyon var. Bunun Ermeniler ve Müslümanlar arasında barışı garanti edeceği iddiası (araştırmacılar, Azeriler ifadesini görmezden gelerek Müslümanlar kelimesini kullanmayı tercih ediyor), çatışmanın tarihi ve mirası göz önüne alındığında mantıksız görünüyor. Kafkasya meselelerinde uzman bir tarihçi olan Michael Croissant, bu ifadenin, genellikle uluslar arasında bir ‘böl ve yönet’ politikasını savunan Stalin'in kurnazlığının eseri olduğunu öne süren birçok akademisyenin görüşünü paylaşıyor. Croissant, ‘Researchgate’ web sitesinde yayınlanan bir makalesinde, Stalin'in bölgeyi Azerbaycan'a ilhak ederek Ermenistan'ın Sovyet liderliğiyle işbirliğini sağlamak için Ermeni nüfusunu ‘rehinelere’ çevirdiğini belirtiyor. Aynı zamanda Azerbaycan içindeki ‘bağımsız’ Ermeni yerleşim bölgesi, Azerbaycan'ın sadakatinin değişmesi durumunda Sovyet yanlısı bir ‘beşinci kol’ konumundaydı. Stalin, bu planı uygulamak ve yürütmek için 7 Temmuz 1923'te kendi (Sovyet) idari ve yasama organıyla ‘Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’ni kurdu. Ancak Azerbaycan SSC'ye tabiydi. Stalin kendisini bu idari değişiklikle sınırlamadı. O dönemde Karabağ, Ermenistan'a şiddetle meydan okuyordu. Stalin, bölgenin sınırlarını çok garip bir şekilde yeniden çizerek Karabağ'ı Ermenistan'dan etkili bir şekilde ayıran dar bir arazi şeridi bıraktı. Böylece yeni oluşturulan sınırlar, bölgeyi bugünkü Ermenistan'ın güneydoğusundaki Zengezur bölgesinden etkili bir şekilde ayırdı. Bu şerit daha sonra üç yeni yerleşim bölgesi; Kelbecer-Laçin ve Zengilan’ı oluşturmak için kullanıldı. Bunlar da Azerbaycan Cumhuriyeti'ne ilhak edildi. Ancak Karabağ'ın idari sınırları dışındaki nüfusunun yüzde 90'ını Ermenilerin oluşturduğu kuzey vilayetleri; Şemkir, Hanlar, Daşkesen ve Gülüstan da Karabağ'dan ayrılarak Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti sınırları içinde yer aldı. Stalin, aynı şekilde Nahcivan'ı da Azerbaycan'a bıraktı. Ancak bölge ondan tamamen ayrılmış olmasına rağmen tarih boyunca birçok kez bir Ermeni vilayeti olarak kabul edildi.

Bitmeyen bir savaş
Ermeniler, Stalin'in baskısından korkarak yeni gerçeği kabul ettiler. Ancak Karabağ sorununun közleri, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla yeniden alev almadan 70 yıl boyunca küller altında varlığını sürdürdü. Bu dönemde bölgedeki sınır durumunun düzeltilmesi için çok sayıda girişimde bulunuldu. 1977 yılında Sovyetler Birliği Anayasası'nın revizyonu sırasında Karabağ davası yeniden gündeme geldi. Görünüşe göre durum, böyle bir konunun bakanlık düzeyinde gündeme getirilmesi için 1970'lerin başında çok acil ve endişe vericiydi. Sovyet Bakanlar Konseyi'nin 23 Kasım 1977 tarihindeki Karabağ kararına ilişkin görüşmelerinden alıntılar sızdırıldı. Bu önemli sorundan toplantı tutanaklarında bir paragrafla bahsedildiği belirtildi: “Birçok tarihi faktörün bir sonucu olarak Karabağ, onlarca yıldır Azerbaycan'ın yapay olarak bağlı bir parçası oldu. Bu karar vilayetin tarihi durumunu, etnik yapısını, halkının iradesini veya ekonomik çıkarlarını hesaba katmadan verildi. Yıllar geçti ve Karabağ sorunu, aralarında kadim bir dostluk bulunan iki halk arasında bir kargaşa ve düşmanlık durumu yaratmaya devam ediyor. Ermenice adı Artsakh olan bu vilayet Ermeni SSC'nin bir parçası olmalı, bu şekilde her şey yasal konumunu alacaktır.”
Bununla birlikte, tüm göstergeler, sorunun siyasi irade eksikliği veya durumun ciddiyetinin farkında olmama nedeniyle eylemsiz kalındığını gösteriyor. Bu görüşmeden sonraki 15 yıl içinde çatışma yeniden alevlendi. Çatışma, 35 binden fazla Azeri ve Ermeni'nin ölümüne neden olan ve yaklaşık bir milyon insanı göçe zorlayan topyekûn bir savaş şeklini aldı. Bugün Karabağ trajedisinin sonuncusu olmayacak yeni bir bölümüne ve hayatında milyonlarca kişinin ölümnü yöneten ve mezarından hala yönetmeye devam eden bir adamın çıkardığı bir komplonun fasıllarına tanık oluyoruz.



Guterres: Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasındaki yeni START anlaşmasının sona ermesi "kritik bir an"

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
TT

Guterres: Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasındaki yeni START anlaşmasının sona ermesi "kritik bir an"

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres dün, mevcut anlaşmanın sona ermesinin arifesinde, "uluslararası barış ve güvenlik için kritik bir anda", ABD ve Rusya'yı yeni bir nükleer silah kontrol anlaşmasını hızla imzalamaya çağırdı.

Yeni START anlaşması bugün sona eriyor, bu da hem Moskova'yı hem de Washington'u nükleer cephanelikleri üzerindeki kısıtlamalardan resmen kurtarıyor.

Guterres yaptığı açıklamada, “Yarım yüzyıldan fazla bir süredir ilk kez, Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri'nin stratejik nükleer cephaneliklerine ilişkin bağlayıcı sınırlamaların olmadığı bir dünyayla karşı karşıyayız” dedi.

NPO START anlaşması ve diğer silah kontrol anlaşmalarının "tüm halkların güvenliğini kökten iyileştirdiğini" ifade etti.

"On yıllarca süren kazanımların bu şekilde sona ermesi, nükleer silah kullanım riskinin son on yılların en yüksek seviyesinde olduğu bir dönemde, daha kötü bir zamana denk gelemezdi," diye devam etti.

Guterres, Washington ve Moskova'yı "gecikmeden müzakere masasına dönmeye ve alternatif bir çerçeve üzerinde anlaşmaya" çağırdı.

Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın nükleer savaş başlıklarının yüzde 80'inden fazlasını kontrol ediyor, ancak silah kontrol anlaşmaları giderek aşınıyor.

İlk olarak 2010'da imzalanan Yeni START anlaşması, her bir tarafın 1.550 stratejik savaş başlığı konuşlandırmasıyla sınırlandırılmıştı; bu, 2002'de getirilen önceki sınıra göre yaklaşık yüzde 30'luk bir azalmaydı.

Anlaşma ayrıca her iki tarafın da diğer tarafın nükleer cephaneliğinde yerinde incelemeler yapmasına izin veriyordu, ancak bu işlemler COVID-19 pandemisi sırasında askıya alındı ​​ve o zamandan beri yeniden başlatılmadı.


Amerika kıtasında görülen kızamık salgını, PAHO'nun salgın uyarısı yayınlamasına neden oldu

Meksika'da bir kişiye kızamık aşısı yapılıyor (Reuters)
Meksika'da bir kişiye kızamık aşısı yapılıyor (Reuters)
TT

Amerika kıtasında görülen kızamık salgını, PAHO'nun salgın uyarısı yayınlamasına neden oldu

Meksika'da bir kişiye kızamık aşısı yapılıyor (Reuters)
Meksika'da bir kişiye kızamık aşısı yapılıyor (Reuters)

Pan Amerikan Sağlık Örgütü (PAHO), Meksika'nın en yüksek vaka sayısını bildirmesiyle birlikte, Amerika kıtasında kızamık vakalarında yaşanan artışın ardından dün yeni bir epidemiyolojik uyarı yayınladı. Örgüt, son vakaların %78'inin aşılanmamış kişiler arasında olduğunu belirterek, acil aşılama kampanyaları çağrısında bulundu.

Bu uyarı, Kanada'nın geçen kasım ayında kızamıktan arınmış ülke statüsünü kaybetmesinin ardından geldi; bu durumun ABD ve Meksika için de yakında yaşanabileceği öngörülüyor.

Her iki hükümet de ülkelerindeki salgını kontrol altına almak için iki aylık bir uzatma talep etmiş olsa da durum Trump yönetiminin ocak ayında Dünya Sağlık Örgütü'nden (PAHO'nun ana kuruluşu) çekilmesiyle daha da karmaşık hale geldi.

Mevcut veriler, Kuzey Amerika'daki üç ev sahibi ülkede 2026 Dünya Kupası'nın başlamasına sadece birkaç ay kala, artış eğiliminin devam ettiğini gösteriyor.

2026 yılının ilk üç haftasında, Pan Amerikan Kızamık Örgütü (PAHO), yedi ülkede bin 31 yeni kızamık vakası doğruladı; bu, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 43 katlık şaşırtıcı bir artış anlamına geliyor.

Şu ana kadar ölüm vakası kaydedilmemiş olsa da vaka yoğunluğu yüksek kalmaya devam ediyor; Meksika 740 vakayla başı çekerken, onu 171 vaka ile Amerika Birleşik Devletleri ve 67 vaka ile Kanada takip ediyor.

Geçen yıl komşu Chihuahua ve Teksas eyaletlerinde yaşanan büyük salgınların ardından, Meksika'nın batısındaki Jalisco eyaleti bu yıl ülkedeki en yüksek vaka sayısını kaydetti.

Amerika Birleşik Devletleri'nde halk sağlığı çalışmaları, vakaların hızla arttığı Güney Carolina'ya kaydı.

Buna karşılık, Meksika hükümeti haftalarca halkı iki dozluk aşıyı yaptırmaya çağırdı.

Yetkililer, havaalanları ve otobüs terminalleri gibi yoğun trafik merkezlerinde seyyar aşı klinikleri kurarken, başkentin belediye başkanı Clara Brugada bu hafta 2 bin yeni aşı ünitesini hizmete açtı.


ABD istihbaratı, yayınlanmasının üzerinden 60 yıl geçtikten sonra "Dünya Gerçekleri Kitabı"nın yayımını durdurdu

"Dünya Gerçekler Kitabı" o kadar faydalı olduğunu kanıtladı ki, diğer federal kurumlar da onu kullanmaya başladı (Amazon)
"Dünya Gerçekler Kitabı" o kadar faydalı olduğunu kanıtladı ki, diğer federal kurumlar da onu kullanmaya başladı (Amazon)
TT

ABD istihbaratı, yayınlanmasının üzerinden 60 yıl geçtikten sonra "Dünya Gerçekleri Kitabı"nın yayımını durdurdu

"Dünya Gerçekler Kitabı" o kadar faydalı olduğunu kanıtladı ki, diğer federal kurumlar da onu kullanmaya başladı (Amazon)
"Dünya Gerçekler Kitabı" o kadar faydalı olduğunu kanıtladı ki, diğer federal kurumlar da onu kullanmaya başladı (Amazon)

CIA, 60 yılı aşkın bir sürenin ardından dün, popüler referans kılavuzu olan Dünya Bilgi Kitabı'nın (World Factbook) yayınını durduracağını açıkladı.

Kurumun internet sitesinde yayınlanan açıklamada, bilgi kitabının sona erdirilmesinin belirli bir nedeni açıklanmadı, ancak karar, Direktör John Ratcliffe'in kurumun temel misyonlarına hizmet etmeyen programları sona erdirme sözünün ardından geldi.

Dünya Bilgi Kitabı (World Factbook), ilk olarak 1962'de istihbarat görevlileri için gizli bir basılı kılavuz olarak yayınlandı. Kitap, ekonomileri, orduları, kaynakları ve toplumları da dahil olmak üzere yabancı ülkelerin ayrıntılı, sayısal bir profilini sunuyordu. Faydası o kadar büyüktü ki, diğer federal kurumlar da kullanmaya başladı ve on yıl içinde gizliliği kaldırılmış bir versiyonu halka sunuldu.

1997'de çevrimiçi ortama geçtikten sonra, The Factbook hızla gazeteciler, genel kültür meraklıları ve akademik araştırmacılar için popüler bir kaynak haline geldi ve yıllık milyonlarca ziyaretçi çekti. Beyaz Saray, Başkan Donald Trump'ın ikinci döneminin başlarında CIA ve NSA'deki personel sayısını azaltmaya yönelmişti; bu da iki kurumun daha az kaynakla daha fazla iş yapmasına neden olmuştu.

CIA, "Dünya Gerçekleri Kitabı"nın yayımının durdurulması kararıyla ilgili olarak dün gönderilen yorum talebine yanıt vermedi.