Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
TT

Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)

Macid el-Macid
Bir şirket, tanımının sınırlarının ötesine geçerek sadece ticaret yapmakla kalmayıp, büyük bir ordu ve teçhizata sahip entegre bir kolonyal varlık haline gelene kadar kâr ve ayrıcalıklar elde etmede uzun bir yol kat etti. Bu şirket, vergiler toplayıp ülkeyi işgal ederek, katliamlar yaptı. Ülkelerin sahip olduklarına eşdeğer zenginlik ve imkana sahipti. Elbette Doğu Hindistan Şirketi’nden (East India Company) bahsediyoruz. Peki, bu şirketin hikayesi nedir?
16. yüzyıl dünya haritasında pek çok sürprizle dolu bir yüzyıldı. Hazinelerle dolu yeni keşfedilen birçok arazi bankalara ilhak edildi. Sonuç olarak, sömürge güçleri düşmanlarından daha fazla hazineye sahip olacaklarını umarak birbirlerine karşı savaşmaya başladılar. İspanya ve İngiltere en baskın ve rakip güçlerdi.
O dönemde hakimiyet, sömürgecilik ve rekabet hırslarına ek olarak İngiltere ile İspanya arasında pek çok anlaşmazlık vardı. İki ülke arasında mezhepsel bir çatışma söz konusuydu. İspanya, Roma Katolik mezhebini benimserken, İngiltere Protestandı. Bu durum çatışmaları körükledi. 
İspanyol donanması (Armada), 1588 yılının Ağustos ayında kendi evinde İngiliz donanmasına yaptığı saldırıda ağır bir yenilgiye uğradı. Bu durum, Britanya’nın siyasi ve ticari düzeyde varlığını daha da genişletmesine yol açtı. Doğu Hindistan Şirketi’nin kurulması için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Britanya zenginliğine zenginlik kattı. Bu nedenle yeni pazarlara açılma ihtiyacı duydu. Mesele, Ümit Burnu'nun ötesinde yeni bir deniz yolu inşa etmeye karar veren birkaç tüccarın çabasıyla başladı. Birkaç gemi kaybetmelerine rağmen, genel olarak denizcilik konusundaki tecrübeleri başarıya ulaştı. O andan itibaren ticaret ve mal taşımacılığı ile ilgili bir şirket kurmaya karar verdiler.
31 Aralık 1600'de Kraliçe I. Elizabeth tüccarları resmileştirdi. Şirketlerine Ümit Burnu'nun doğusundaki ülkelerle ticarette tekel olmasını garanti eden bir kraliyet tüzüğü verdi. Tüzük 15 yıllık bir süreye sahipti. Tüzük şirkete, izinsiz Britanya Krallığı adına savaş başlatma ve hareket etme hakkı verdi.
İngiliz monarşisi, özellikle Hollanda ve Portekiz'e bağlı diğer Avrupalı ​​şirketlerle o dönemde bu yeni deniz yolu üzerinden ticaretten paylarını almak için verdikleri sert bir mücadele ışığında şirkete, ilk günden itibaren, ister denizde ister karada olsun, birçok riske sahip olduğu için savaş açma hakkı tanımadı.
Korsanlar, fırtınalar ve diğerleri tarafından çevrelenen ciddi tehlikelere ek olarak, şirketin her bir yolculuğunun Hindistan'dan İngiltere'ye veya tam tersi istikamete ulaşması bir ila iki yıl sürüyordu. Zor ve uzun bir yolculuk, bu nedenle herhangi bir yatırımcı, bir veya iki yıl sonra değil, kendi ticareti için anında kâr istiyor, ancak beklenen kâr tüm bu sabra değer miydi?
Şirket, Hindistan’ının batısındaki ‘Madras’ bölgesinin kıyılarını seçip ticari operasyonlarını yönetmek için ilk merkez ve limanını burada kurdu. Yerli pamuğa önem veren şirket işgücünü dokumasında kullandı. Ayrıca baharat ticaretiyle de ilgilenen şirket, 1601 yılında İngiltere’ye ilk olarak karanfil ihraç etmeyi tercih etti.
Karanfil gemileri İngiltere’ye ulaşmasıyla birlikte bu, ağrı kesici özelliğe ve farklı bir lezzete sahip olan  harika bitki altınla eş değer tutulup büyük bir coşkuyla karşılandı. Bu, şirkete, yatırımcıların payları için ödedikleri değerin yaklaşık yüzde 230'una denk gelen inanılmaz derecede yüksek kâr kazandırdı. Bu durum, herkesin gözünde büyüyen mesafelerin göz ardı edilmesine neden oldu.
1700 yılına gelindiğinde, ‘Madras’ bölgesi, nüfusun az olduğu ilkel bir kıyıdan, çoğu işçi ve tüccar olmak üzere 80 binden fazla insanla dolu bir şehir ve hayati bir ticaret merkezine dönüştü. Şirket, Hindistan alt kıtasındaki şehirlerdeki yaşamın doğasını değiştirdi. Şeker, çay ve kahve ile sıcak içecek alışkanlığı yayıldıkça İngiliz yaşamının doğası da değişti.
Gingham, ipek, muslin ve pamuklu kumaşlar, Hint dokumacıların üstün işçiliğinin yanı sıra düşük fiyatların da etkisiyle şirketin o dönemde İngiltere'ye ihraç ettiği en önemli tekstil ürünleri arasına girdi. İngilizler çıldırdı ve her geçen gün büyüyen şirkete muazzam kârların yolunu açan Doğu'dan gelen her şeye hayran oldular.
Şirket büyümeye başladığı ilk dönemde Basra Körfezi dikkatini çekti. Bunun ardından işlerin alanı genişletildi.  Arap bölgelerinde, Muskat ve Basra'da İran’da Şiraz ve İsfahan'da tamamen yeni ticaret merkezleri ve şehirler inşa etti. Şirketin malları pazarı neredeyse işgal ederken inci ticareti ve ihracatı gittikçe arttı.
1647 yılında şirket, Hindistan ve Bengal'deki 23'ten fazla bölgede ticari merkezleri açmaya başladı. Bunlardan en önemlileri Surat, Bombay ve Kalküta idi. Şirket İngiliz çalışanları ve aileleri için entegre bir yaşam sağlama umuduyla modern toplumlar kurmaya önem verdi. Serbest ticarette çalışanlarına büyük rahatlık sağlayarak kâr elde etmeyi devam etti.
18. yüzyılın başında Hindistan hala 200 yıl önce tüm kıtayı yöneten güçlü Babür İmparatorluğu'nun bir parçasıydı ve şirket Hindistan için yeni bir pazar açmayı başardı. Ayrıca mali durumunu usta bir şekilde kurulan imparatorluğun yöneticileriyle denk hale getirdi. Ancak 1707 yılına gelindiğinde beklenmedik bir olay oldu, imparatorluk yavaş yavaş dağıldı. Bu durum kaosa ve birbirine rakip devletlere bölünmeyle sonuçlandı. Tüm bunların ortasında şirket kendini askeri yönden güçlendirmeye başladı. Yıllık bir meblağ ödeme karşılığında, onu Bengal bölgesinde kalıcı olarak vergilerden muaf tutan bir anlaşma imzaladı.
18. yüzyıla gelindiğinde, Doğu Hindistan Şirketi ile Portekizli ve Hollandalı rakipleri arasındaki rekabet tamamen sona ermişti. Ancak bölgenin hazinelerinden ticari bir pay almak isteyenlerin sonuncusu olarak Fransa, Hindistan sahnesinde ortaya çıktı. Bu nedenle Hindistan ve Bengal'de iki ticaret merkezi kurdu. Bunları bölgede güçlendirdi.
İngiliz-Fransız çatışmasının ortasında, Fransızlar, Bengal ve Orissa yöneticileriyle ittifak kurdular. Robert Clive komutasındaki Doğu Hindistan Şirketi ordusu ile aralarında bir dizi çatışma başladı. 1757 Plassey ve 1764 Puscar savaşları şirket açısından ezici bir zaferle ile sonuçlandı. Bu, şirketin Hindistan Yarımadası üzerindeki tam kontrolünün kapısını açtı.
Birkaç yıl içinde, şirket refahının zirvesine ulaştı ve ihracat için yeni bir pazar aramaya başladı. İlk hedef içine kapanık olan Çin’di. Hindistan'ın orta ve kuzey bölgelerinde afyon yetiştirmeye ve daha sonra Çin'e kaçırmaya başladı. Çin'e ilk büyük afyon sevkiyatı 1781'de yapıldı.
Afyon, Çin toplumunda rakipsiz hale geldikçe, şirket ile içine kapanık olan Çin arasındaki gizli ticaretin çarkı döndü. Çinlilerin çoğu bu bitkiye bağımlı hale geldi. Bu, bireylerin üretim düzeyiyle ilgili sorunlara ek olarak ciddi sosyal sorunlara neden oldu. Bu sorunlar, Çin imparatorunu bu ticareti önleme ve takip altına almaya sevk etti.
İngiltere, Çin İmparatorunun bu ticarete karşı direnişinden ve afyon yüklü İngiliz gemilerini yakmasından büyük ölçüde rahatsız oldu. Çin'i, kapılarını zorla afyona açmaya zorlamak için işgal etmeye karar verdi ve bu savaş, 1840 ile 1860 yılları arasında birinci ve ikinci olmak üzere iki savaşa bölünerek onlarca yıl devam etti.
19. yüzyılın başlarında Doğu Hindistan Şirketi’nin 260 bin kişilik bir ordusu vardı. O tarihlerde ki İngiliz ordusundaki asker sayısının iki katı kadardı. Şirket, 60 milyondan daha fazla nüfusu kontrol etmekte ve bunu Londra’daki Leadenhall caddesinde bulunan küçük bir şirket binasından gerçekleştirmekteydi.
100 yıllık hakimiyeti süresince Şirket vahşi bir melez canavar gibi görünüyordu. Şirketin, egemenliği altındaki Hindistan alt kıtasında yaşayan halktan keyfi şekilde vergi toplaması halkın fakirleşmesine neden oldu. Yoksulluğun hakim olduğu ülkede 1770 yılında gerçekleşen kıtlık Bengal şehrinde 10 milyondan fazla insanın ölümüyle sonuçlanan bir felaket yaşanmasına sebep oldu.
Şirket askerlerinin arasında isyanlar çıkmaya başladı. Özellikle Meerut kasabasında bulunan garnizonda çıkan isyan, şirkete ait diğer garnizonlara da kıvılcımlar sıçramasına neden oldu. Sivil halk, Şirketin ülkeyi kötü yönetmesi, sürekli adaletsizlik, fakirlik, ciddi sosyal ve dini sorunları ele almaması nedeniyle şirkete karşı bir isyan başlattı.
Şirket’e karşı başlatılan isyan, tam bir yıl sonra 800 bin Hindistanlının acımasız bir şekilde öldürülmesinin ardından kontrol altına alınabildi. Fakat bu olaylar şirket için bir ölüm fermanı oldu. Britanya krallığı ülkesi için tehdit oluşturan şirketi,  yaşanan olayları bahane ederek hissedarlarının paylarını ödeyerek 1858 yılında kapattı.
Doğu Hindistan Şirketin’in bütün yetkileri, ordusu, toprakları ve bütün mülkleri doğrudan İngiltere Kralı’na devredildi. Hindistan için yeni bir dönem başladı. Bu dönemde Hindistan halkının yetenekleri baltalandı, servetlerini yağmalayan İngilizlerin halk arasında adaletsizliği 15 Ağustos 1947 de ülkenin bağımsızlığını kazanmasına kadar sürdü.
Refahının zirvesinde Doğu Hindistan Şirketi’nin harcamaları İngiliz hükümetinin harcamalarının dörtte birine ulaşmıştı. Şirket rüşvet ve hileyle İngiliz yasama organlarına nüfuz etti. Böylece 1693 yılında parlamento temsilcilerinin dörtte birinden fazlasının şirkette hisseleri vardı.
Şirket, serveti dağıtmak ve yağmalamaktan çok, Hindistan'ın ilkel çehresini bir şekilde modern bir şekilde değiştirdi. Aynı zamanda pek çok insanın alışkanlıklarını ve doğasının değişimine neden oldu. İngiliz dilinin dünya çapında, özellikle de bugün hala yerel bir ikinci dil olarak kullanan Hindistan'da yayılmasına büyük katkıda bulundu.



Yapay zekâ faturası, haziran sonundan bu yana en kötü haftasını geçiren Wall Street’i sarsmaya mı başladı?

Seul’de düzenlenen yarı iletken fuarında SK Hynix’in standında yapay zekâ görselinin yer aldığı bir ekran (AP)
Seul’de düzenlenen yarı iletken fuarında SK Hynix’in standında yapay zekâ görselinin yer aldığı bir ekran (AP)
TT

Yapay zekâ faturası, haziran sonundan bu yana en kötü haftasını geçiren Wall Street’i sarsmaya mı başladı?

Seul’de düzenlenen yarı iletken fuarında SK Hynix’in standında yapay zekâ görselinin yer aldığı bir ekran (AP)
Seul’de düzenlenen yarı iletken fuarında SK Hynix’in standında yapay zekâ görselinin yer aldığı bir ekran (AP)

ABD teknoloji hisselerini cuma günü vuran satış dalgası, yapay zekâ patlamasının maliyetine ilişkin soru işaretlerini yeniden gündeme getirdi. Wall Street, haziran sonundan bu yana en kötü haftasını geride bıraktı. Endişeler artık yalnızca şirketlerin yüksek değerlemeleriyle sınırlı değil. Yatırımcılar, şirketlerin yapay zekâ altyapısına yaptıkları devasa harcamaları haklı çıkaracak getirileri elde edip edemeyeceğini de sorguluyor. Bu süreçte borçlanma maliyetleri yükselirken petrol fiyatlarındaki artış, enflasyon beklentileri ve ABD’de faizlerin seyri üzerindeki baskıyı artırıyor.

Nasdaq Bileşik Endeksi cuma günkü işlemlerde yüzde 2,1 gerilerken haftalık kaybı yaklaşık yüzde 4,5’e ulaştı. S&P 500 Endeksi ise cuma günü yüzde 1,1, hafta genelinde yaklaşık yüzde 2 değer kaybederek önceki haftaki kazanımlarını sildi. Dow Jones ise sektörler arasındaki farklı performans ve yatırımcıların teknoloji hisselerindeki pozisyonlarını azaltmasıyla haftayı sınırlı bir yükselişle tamamlayarak görece dirençli bir görünüm sergiledi.

Bu hareketler, yapay zekâ patlamasının sona erdiği anlamına gelmiyor. Ancak sektörün büyümesine yönelik iyimserliğin hisseleri rekor seviyelere taşıdığı bir dönemin ardından yatırımcıların bu yükselişin sürdürülebilirliğini daha titiz biçimde sorguladığını ortaya koyuyor. Jeopolitik ve enflasyonist baskılar da bu sorgulamayı güçlendiriyor.

Büyüme beklentilerinden finansman sınavına

Piyasalardaki endişelerin başlıca kaynaklarından biri, veri merkezlerini, çipleri ve bilgi işlem kapasitesini kapsayan yapay zekâ altyapısının hızla genişletilmesinin büyük ölçekli sermaye yatırımları gerektirmesi. Bazı şirketlerin bu harcamaların bir bölümünü borçlanarak finanse etmesi, yükselen tahvil getirileri ve yatırımcıların risk iştahındaki değişimler karşısında finansman koşullarını daha kırılgan hale getiriyor.

dfvg
Cuma günü piyasa kapanışı öncesinde New York Borsası’nda çalışan traderlar (AP)

Yapay zekâ odaklı bulut bilişim şirketi CoreWeave, borçlanma maliyetlerinin artmasıyla piyasalardaki endişelerin odağına yerleşti. Şirketin borçlanma araçlarının getirileriyle daha düşük riskli borçlanma araçlarının getirileri arasındaki farkın açılması, yapay zekâ altyapısı şirketlerinin finansman yükünü ne ölçüde taşıyabileceği ve beklenen gelirlerin maliyetlerle başa çıkacak hızda artıp artmayacağı tartışmasını yeniden alevlendirdi.

Bu endişeler, tek bir şirketin hisse performansının çok ötesine geçiyor. Yapay zekâ yatırımları, ABD ekonomisinde harcamaların, büyümenin ve sermaye akışlarının başlıca itici güçlerinden biri haline geldi. Dolayısıyla bu yatırımların finansmanında yaşanabilecek geniş çaplı bir yavaşlama, teknoloji şirketlerinin yanı sıra tedarikçilerini ve piyasa değerlemelerinin dayandığı kâr beklentilerini de etkileyebilir.

Bununla birlikte, şirketlerin karşı karşıya olduğu koşullar aynı değil. Şirketler nakit akışı yaratma ve borç taşıma kapasiteleri bakımından birbirinden ayrılırken yapay zekâ uygulamalarına yönelik talep de yatırımları desteklemeyi sürdürüyor. Bu nedenle temel sınav, harcamalarını sürdürülebilir getirilere dönüştürebilen şirketlerle faaliyetlerini büyük ölçüde kolay finansman koşullarına ve yüksek değerlemelerin devamına dayandıran şirketleri birbirinden ayırmak olacak.

Petrol, faiz hesaplarını zorlaştırıyor

Teknoloji hisseleri üzerindeki baskı, ABD ile İran arasındaki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışına ilişkin endişeler nedeniyle Brent petrolün varil fiyatının cuma günü 109,86 dolara yükseldiği bir döneme denk geldi. Enerji fiyatlarındaki artış, enflasyon risklerini büyütürken fiyatların yükselmeye devam etmesi halinde merkez bankalarının para politikasını gevşetme alanını daraltıyor.

ABD’de açıklanan son veriler, tüketici ve üretici fiyatlarının beklentilerin üzerinde arttığını ortaya koydu. Bu gelişme, piyasalarda ABD Merkez Bankasının (Fed) yıl sonundan önce faizleri yeniden artırabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi. CME Group verilerine göre aralık ayındaki toplantıda faiz artırımı ihtimali yüzde 74,3’e yükseldi. Bu oran bir ay önce yüzde 50,2 düzeyindeydi.

jku
New York Borsası’nda işlem yapan bir trader (AP)

Faiz beklentilerindeki değişim, özellikle teknoloji hisselerini etkiliyor. Çünkü bu şirketlerin piyasa değerlerinin önemli bir bölümü gelecekte elde edilmesi beklenen kârlara dayanıyor. Bu kârları bugünkü değere indirgemek için kullanılan iskonto oranı yükseldikçe yatırımcıların söz konusu kazançlara biçtiği bugünkü değer düşüyor. Borçlanma maliyetlerinin artması da yatırımlarını kredi yoluyla genişleten şirketlerin üzerindeki yükü ağırlaştırıyor.

Buna karşılık enerji şirketleri, petrol fiyatlarındaki yükselişten yararlandı. ExxonMobil ve Chevron hisseleri cuma günü değer kazandı. Piyasanın farklı sektörler arasında yeniden pozisyon aldığına işaret eden bu ayrışma, diğer sektörlerin olası bir ekonomik yavaşlamanın veya kalıcı enflasyonun etkilerinden korunacağı anlamına gelmiyor.

Teknoloji hisselerindeki düşüş, piyasanın geri kalanından bağımsız değil

Ekonomist Muhammed el-Erian, piyasaları değerlendirdiği haftalık analizinde teknoloji hisselerinden uzaklaşma eğiliminin ekonominin geri kalanından bağımsız ele alınamayacağına dikkat çekiyor. Teknoloji, büyümenin önemli itici güçlerinden biri olmasının yanı sıra yerli ve yabancı sermayeyi daha geniş ABD hisse senedi piyasasına çeken başlıca alanlardan biri. Bu nedenle baskının yatırımlara ve ekonomik faaliyetlere yayılması halinde diğer sektörler de etkilenebilir.

Hafta boyunca piyasalarda görülen hareketler, tüm hisselerde eşit ölçüde yaşanan bir düşüşten ziyade sektörler arasında belirgin bir ayrışmaya işaret etti. Çip üreticileri ve yapay zekâyla bağlantılı teknoloji şirketleri kayıpların büyük bölümünü üstlenirken bazı sanayi şirketleri beklentileri aşan çeyreklik sonuçlarının ardından yükseldi. Enerji sektörü de petrol fiyatlarındaki artıştan destek buldu.

Ancak bu ayrışmanın devam edip etmeyeceği, şirketlerin mevcut değerlemelerini haklı çıkaracak sonuçlar açıklamasına, enflasyon ve tahvil getirilerinin seyrine ve Ortadoğu’daki savaşın gelişimine bağlı olacak. Enerji fiyatlarındaki yükselişin fiyat baskılarının devam etmesiyle birleşmesi, yatırımcıları zor bir denklemle karşı karşıya bırakabilir: Bir yanda kâr artışının yavaşlama ihtimali, diğer yanda yüksek finansman maliyetleri.

Gelecek dönem bilançoları yatırımcıların beklentilerini sınayacak

Şirketlerin önümüzdeki dönemde açıklayacağı çeyreklik finansal sonuçlar daha da önem kazanıyor. Bu sonuçlar, özellikle yapay zekâ yatırımlarına öncülük eden büyük şirketlerde talebin büyümesi, kâr marjları ve sermaye harcaması planları hakkında daha net göstergeler sunacak.

Yatırımcılar, devasa harcamaların yalnızca uzun vadeli beklentiler yaratmakla kalmayıp somut gelir ve getirilere dönüşmeye başladığını gösteren kanıtlar arayacak. Finansman kaynakları ve borçlanma maliyetleri daha yakından incelenirken şirketlerin gelecekteki harcamalarına ilişkin öngörüleri de gerçekleşen kârlar kadar önem taşıyacak.

Dolayısıyla piyasaların önündeki sınav, yalnızca yapay zekâ patlamasının devam edip etmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl mesele, bu büyümenin nasıl sürdürüleceği: Şirketler yatırımlarının büyüklüğüyle orantılı getiriler elde ederek genişlemelerini finanse edebilecek mi, yoksa yükselen maliyetler ve azalan risk iştahı yatırımcıları daha sert bir yeniden değerlemeye mi yöneltecek?

Haftalık kayıplar bu sorulara kesin bir yanıt vermiyor. Ancak piyasaların yapay zekâya yönelik iyimserliği artık hisseleri desteklemek için tek başına yeterli görmediğini ortaya koyuyor. Finansman koşulları, enflasyon ve enerji fiyatları da yatırımcıların hesaplamalarında belirleyici unsurlar haline geliyor.


Altın, ABD enflasyon verileri öncesinde 4 bin 160 dolar seviyelerinde yatay seyrediyor

Pekin’de düzenlenen Çin Uluslararası Mücevher Fuarı’nda sergilenen altın külçeleri (EPA)
Pekin’de düzenlenen Çin Uluslararası Mücevher Fuarı’nda sergilenen altın külçeleri (EPA)
TT

Altın, ABD enflasyon verileri öncesinde 4 bin 160 dolar seviyelerinde yatay seyrediyor

Pekin’de düzenlenen Çin Uluslararası Mücevher Fuarı’nda sergilenen altın külçeleri (EPA)
Pekin’de düzenlenen Çin Uluslararası Mücevher Fuarı’nda sergilenen altın külçeleri (EPA)

Altın fiyatları, yatırımcıların ABD Merkez Bankasının (FED) para politikasının seyrine ilişkin ipuçları aradığı ABD enflasyon verilerinin günün ilerleyen saatlerinde açıklanması beklentisiyle bugün yatay seyretti. FED yetkililerinin faizlerin daha da artırılmasının gerekip gerekmediğine ilişkin farklı açıklamaları da piyasaların odağında yer aldı.

Spot altın, ons başına 4 bin 159 dolar civarıda sabit kalırken, aralık vadeli ABD altın vadeli işlemleri yüzde 0,1 artışla 4 bin 182,60 dolara yükseldi.

Taste Life Küresel Makroekonomi Başkanı Ilya Spivak, altın fiyatlarının belirli bir bantta sınırlı hareket etmeyi sürdürdüğünü belirtti. Spivak, petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen altının değerini koruyabilmesinin, yükselişini sürdürmek için yeni bir katalizör arayışında olduğuna işaret edebileceğini belirtti.

Jeopolitik gelişmeler cephesinde Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, Dahran kentinde Saudi Aramco’ya ait bir idari binanın saldırıya uğradığını açıkladı. İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan arasında artan gerilimle eş zamanlı gerçekleşen gelişmeler, bugün petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı.

Para politikası konusunda ise New York FED Başkanı John Williams, enflasyonu düşürmek amacıyla merkez bankasının bu yıl faizleri bir kez daha artırmasının gerekebileceğini yineledi. Buna karşılık FED Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, ABD tahvil getirilerindeki son yükselişin enflasyon beklentilerindeki artıştan değil, ekonomik büyümenin gücünden kaynaklandığını belirtti. Waller, enflasyon beklentilerinin istikrarlı seyrini koruduğunu ifade etti.

Piyasalar, ABD Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verisinin bugün 12.30’da açıklanmasını bekliyor. Üretici fiyatları ve perakende satış verileri ise yarın yayımlanacak. Spivak’a göre ekonomik ivmenin zayıfladığına işaret eden veriler, yatırımcıların yeni faiz artışlarına ilişkin beklentilerini azaltabilir ve bu durum altın fiyatlarını destekleyebilir.

CME Group bünyesindeki FedWatch aracına göre piyasalar, ABD faizlerinin bu ay artırılması ihtimalini yaklaşık yüzde 23, aralık ayında artırılması ihtimalini ise yüzde 88 olarak fiyatlıyor.

Getiri sağlamayan altın, faiz oranlarının düşmesinden genellikle olumlu etkileniyor. Buna karşılık yüksek faiz oranları, getiri sağlayan varlıkları daha cazip hâle getirerek altının yatırımcılar açısından çekiciliğini azaltıyor.

Diğer değerli metallerde ise spot gümüş yüzde 0,6 düşüşle ons başına 59,11 dolara geriledi. Platin bin 664,19 dolarda yatay seyrederken paladyum yüzde 0,4 artışla bin 130,81 dolara yükseldi.


Uluslararası Enerji Ajansı: Dizel kıtlığı 2027 yılına kadar sürebilir

ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dizel fiyatını gösteren bir tabela, 16 Eylül 2026 (Reuters)
ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dizel fiyatını gösteren bir tabela, 16 Eylül 2026 (Reuters)
TT

Uluslararası Enerji Ajansı: Dizel kıtlığı 2027 yılına kadar sürebilir

ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dizel fiyatını gösteren bir tabela, 16 Eylül 2026 (Reuters)
ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dizel fiyatını gösteren bir tabela, 16 Eylül 2026 (Reuters)

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) bugün yayımladığı aylık petrol piyasası raporunda, stokların önemli ölçüde azalması ve kış aylarındaki talep zirvesi öncesinde üretime getirilen kısıtlamalar nedeniyle dizel yakıt arzındaki sıkıntının gelecek yıla kadar devam edebileceğini bildirdi.

Dizel yakıt rafinaj kâr marjları, eylül ayında varil başına yaklaşık 95 dolarla rekor seviyeye ulaştı. ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşla bağlantılı saldırıların yol açtığı rafinaj kapasitesi düşüşü nedeniyle üretim de keskin biçimde geriledi.

IEA, “Dizel piyasaları ciddi baskı altında kalmaya devam ediyor. Uzun süreli arz kesintileri, rafinerilerin sonbahardaki bakım çalışmaları ve kış aylarındaki talep zirvesi öncesinde, normalde stokların artırılması gereken bir dönemde stoklardan çekilmesine yol açtı” açıklamasında bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü Rusya’nın küresel piyasalara dizel yakıt tedarik etmeyi kabul ettiğini açıklayarak bir ilke imza attı. Trump, yönetiminin Moskova’yı Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta kullanabileceği gelirlerden mahrum bırakmak amacıyla uygulamaya konulan Rus yakıtına yönelik ABD yaptırımlarını geçici olarak kaldırdığını söyledi.

Trump, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerden bazı Kongre üyelerinin anlaşmanın, Moskova Ukrayna’ya yönelik saldırılarını sona erdirene kadar Rus enerji ürünlerinin ithalatını yasaklayan ABD yasasına aykırı göründüğünü dile getirmelerine rağmen Rusya ile yapılan ‘dizel anlaşmasını’ savundu.

Rus petrolü ihracatına yönelik yaptırımların kaldırılmasının yüksek yakıt fiyatlarının düşürülmesine yardımcı olacağını belirten Trump’ın açıklamalarına bazı analistler şüpheyle yaklaştı. Analistler, Rusya’nın önümüzdeki üç ay boyunca sağlayacağını belirttiği dizel miktarının fiyatlar üzerinde kayda değer bir etki yaratmaya yetmeyeceğini savundu. Söz konusu miktarın, küresel yakıt tüketiminin yalnızca yaklaşık 12 saatlik bölümüne karşılık geldiği belirtildi.

Dizel fiyatları dünya genelinde rekor seviyelere yükselerek ABD’de galon başına 6,5 doları aştı. Fiyatlar, ABD ile Rusya arasında ‘dizel anlaşmasının’ duyurulmasının ardından ise bir miktar geriledi.