Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
TT

Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)

Macid el-Macid
Bir şirket, tanımının sınırlarının ötesine geçerek sadece ticaret yapmakla kalmayıp, büyük bir ordu ve teçhizata sahip entegre bir kolonyal varlık haline gelene kadar kâr ve ayrıcalıklar elde etmede uzun bir yol kat etti. Bu şirket, vergiler toplayıp ülkeyi işgal ederek, katliamlar yaptı. Ülkelerin sahip olduklarına eşdeğer zenginlik ve imkana sahipti. Elbette Doğu Hindistan Şirketi’nden (East India Company) bahsediyoruz. Peki, bu şirketin hikayesi nedir?
16. yüzyıl dünya haritasında pek çok sürprizle dolu bir yüzyıldı. Hazinelerle dolu yeni keşfedilen birçok arazi bankalara ilhak edildi. Sonuç olarak, sömürge güçleri düşmanlarından daha fazla hazineye sahip olacaklarını umarak birbirlerine karşı savaşmaya başladılar. İspanya ve İngiltere en baskın ve rakip güçlerdi.
O dönemde hakimiyet, sömürgecilik ve rekabet hırslarına ek olarak İngiltere ile İspanya arasında pek çok anlaşmazlık vardı. İki ülke arasında mezhepsel bir çatışma söz konusuydu. İspanya, Roma Katolik mezhebini benimserken, İngiltere Protestandı. Bu durum çatışmaları körükledi. 
İspanyol donanması (Armada), 1588 yılının Ağustos ayında kendi evinde İngiliz donanmasına yaptığı saldırıda ağır bir yenilgiye uğradı. Bu durum, Britanya’nın siyasi ve ticari düzeyde varlığını daha da genişletmesine yol açtı. Doğu Hindistan Şirketi’nin kurulması için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Britanya zenginliğine zenginlik kattı. Bu nedenle yeni pazarlara açılma ihtiyacı duydu. Mesele, Ümit Burnu'nun ötesinde yeni bir deniz yolu inşa etmeye karar veren birkaç tüccarın çabasıyla başladı. Birkaç gemi kaybetmelerine rağmen, genel olarak denizcilik konusundaki tecrübeleri başarıya ulaştı. O andan itibaren ticaret ve mal taşımacılığı ile ilgili bir şirket kurmaya karar verdiler.
31 Aralık 1600'de Kraliçe I. Elizabeth tüccarları resmileştirdi. Şirketlerine Ümit Burnu'nun doğusundaki ülkelerle ticarette tekel olmasını garanti eden bir kraliyet tüzüğü verdi. Tüzük 15 yıllık bir süreye sahipti. Tüzük şirkete, izinsiz Britanya Krallığı adına savaş başlatma ve hareket etme hakkı verdi.
İngiliz monarşisi, özellikle Hollanda ve Portekiz'e bağlı diğer Avrupalı ​​şirketlerle o dönemde bu yeni deniz yolu üzerinden ticaretten paylarını almak için verdikleri sert bir mücadele ışığında şirkete, ilk günden itibaren, ister denizde ister karada olsun, birçok riske sahip olduğu için savaş açma hakkı tanımadı.
Korsanlar, fırtınalar ve diğerleri tarafından çevrelenen ciddi tehlikelere ek olarak, şirketin her bir yolculuğunun Hindistan'dan İngiltere'ye veya tam tersi istikamete ulaşması bir ila iki yıl sürüyordu. Zor ve uzun bir yolculuk, bu nedenle herhangi bir yatırımcı, bir veya iki yıl sonra değil, kendi ticareti için anında kâr istiyor, ancak beklenen kâr tüm bu sabra değer miydi?
Şirket, Hindistan’ının batısındaki ‘Madras’ bölgesinin kıyılarını seçip ticari operasyonlarını yönetmek için ilk merkez ve limanını burada kurdu. Yerli pamuğa önem veren şirket işgücünü dokumasında kullandı. Ayrıca baharat ticaretiyle de ilgilenen şirket, 1601 yılında İngiltere’ye ilk olarak karanfil ihraç etmeyi tercih etti.
Karanfil gemileri İngiltere’ye ulaşmasıyla birlikte bu, ağrı kesici özelliğe ve farklı bir lezzete sahip olan  harika bitki altınla eş değer tutulup büyük bir coşkuyla karşılandı. Bu, şirkete, yatırımcıların payları için ödedikleri değerin yaklaşık yüzde 230'una denk gelen inanılmaz derecede yüksek kâr kazandırdı. Bu durum, herkesin gözünde büyüyen mesafelerin göz ardı edilmesine neden oldu.
1700 yılına gelindiğinde, ‘Madras’ bölgesi, nüfusun az olduğu ilkel bir kıyıdan, çoğu işçi ve tüccar olmak üzere 80 binden fazla insanla dolu bir şehir ve hayati bir ticaret merkezine dönüştü. Şirket, Hindistan alt kıtasındaki şehirlerdeki yaşamın doğasını değiştirdi. Şeker, çay ve kahve ile sıcak içecek alışkanlığı yayıldıkça İngiliz yaşamının doğası da değişti.
Gingham, ipek, muslin ve pamuklu kumaşlar, Hint dokumacıların üstün işçiliğinin yanı sıra düşük fiyatların da etkisiyle şirketin o dönemde İngiltere'ye ihraç ettiği en önemli tekstil ürünleri arasına girdi. İngilizler çıldırdı ve her geçen gün büyüyen şirkete muazzam kârların yolunu açan Doğu'dan gelen her şeye hayran oldular.
Şirket büyümeye başladığı ilk dönemde Basra Körfezi dikkatini çekti. Bunun ardından işlerin alanı genişletildi.  Arap bölgelerinde, Muskat ve Basra'da İran’da Şiraz ve İsfahan'da tamamen yeni ticaret merkezleri ve şehirler inşa etti. Şirketin malları pazarı neredeyse işgal ederken inci ticareti ve ihracatı gittikçe arttı.
1647 yılında şirket, Hindistan ve Bengal'deki 23'ten fazla bölgede ticari merkezleri açmaya başladı. Bunlardan en önemlileri Surat, Bombay ve Kalküta idi. Şirket İngiliz çalışanları ve aileleri için entegre bir yaşam sağlama umuduyla modern toplumlar kurmaya önem verdi. Serbest ticarette çalışanlarına büyük rahatlık sağlayarak kâr elde etmeyi devam etti.
18. yüzyılın başında Hindistan hala 200 yıl önce tüm kıtayı yöneten güçlü Babür İmparatorluğu'nun bir parçasıydı ve şirket Hindistan için yeni bir pazar açmayı başardı. Ayrıca mali durumunu usta bir şekilde kurulan imparatorluğun yöneticileriyle denk hale getirdi. Ancak 1707 yılına gelindiğinde beklenmedik bir olay oldu, imparatorluk yavaş yavaş dağıldı. Bu durum kaosa ve birbirine rakip devletlere bölünmeyle sonuçlandı. Tüm bunların ortasında şirket kendini askeri yönden güçlendirmeye başladı. Yıllık bir meblağ ödeme karşılığında, onu Bengal bölgesinde kalıcı olarak vergilerden muaf tutan bir anlaşma imzaladı.
18. yüzyıla gelindiğinde, Doğu Hindistan Şirketi ile Portekizli ve Hollandalı rakipleri arasındaki rekabet tamamen sona ermişti. Ancak bölgenin hazinelerinden ticari bir pay almak isteyenlerin sonuncusu olarak Fransa, Hindistan sahnesinde ortaya çıktı. Bu nedenle Hindistan ve Bengal'de iki ticaret merkezi kurdu. Bunları bölgede güçlendirdi.
İngiliz-Fransız çatışmasının ortasında, Fransızlar, Bengal ve Orissa yöneticileriyle ittifak kurdular. Robert Clive komutasındaki Doğu Hindistan Şirketi ordusu ile aralarında bir dizi çatışma başladı. 1757 Plassey ve 1764 Puscar savaşları şirket açısından ezici bir zaferle ile sonuçlandı. Bu, şirketin Hindistan Yarımadası üzerindeki tam kontrolünün kapısını açtı.
Birkaç yıl içinde, şirket refahının zirvesine ulaştı ve ihracat için yeni bir pazar aramaya başladı. İlk hedef içine kapanık olan Çin’di. Hindistan'ın orta ve kuzey bölgelerinde afyon yetiştirmeye ve daha sonra Çin'e kaçırmaya başladı. Çin'e ilk büyük afyon sevkiyatı 1781'de yapıldı.
Afyon, Çin toplumunda rakipsiz hale geldikçe, şirket ile içine kapanık olan Çin arasındaki gizli ticaretin çarkı döndü. Çinlilerin çoğu bu bitkiye bağımlı hale geldi. Bu, bireylerin üretim düzeyiyle ilgili sorunlara ek olarak ciddi sosyal sorunlara neden oldu. Bu sorunlar, Çin imparatorunu bu ticareti önleme ve takip altına almaya sevk etti.
İngiltere, Çin İmparatorunun bu ticarete karşı direnişinden ve afyon yüklü İngiliz gemilerini yakmasından büyük ölçüde rahatsız oldu. Çin'i, kapılarını zorla afyona açmaya zorlamak için işgal etmeye karar verdi ve bu savaş, 1840 ile 1860 yılları arasında birinci ve ikinci olmak üzere iki savaşa bölünerek onlarca yıl devam etti.
19. yüzyılın başlarında Doğu Hindistan Şirketi’nin 260 bin kişilik bir ordusu vardı. O tarihlerde ki İngiliz ordusundaki asker sayısının iki katı kadardı. Şirket, 60 milyondan daha fazla nüfusu kontrol etmekte ve bunu Londra’daki Leadenhall caddesinde bulunan küçük bir şirket binasından gerçekleştirmekteydi.
100 yıllık hakimiyeti süresince Şirket vahşi bir melez canavar gibi görünüyordu. Şirketin, egemenliği altındaki Hindistan alt kıtasında yaşayan halktan keyfi şekilde vergi toplaması halkın fakirleşmesine neden oldu. Yoksulluğun hakim olduğu ülkede 1770 yılında gerçekleşen kıtlık Bengal şehrinde 10 milyondan fazla insanın ölümüyle sonuçlanan bir felaket yaşanmasına sebep oldu.
Şirket askerlerinin arasında isyanlar çıkmaya başladı. Özellikle Meerut kasabasında bulunan garnizonda çıkan isyan, şirkete ait diğer garnizonlara da kıvılcımlar sıçramasına neden oldu. Sivil halk, Şirketin ülkeyi kötü yönetmesi, sürekli adaletsizlik, fakirlik, ciddi sosyal ve dini sorunları ele almaması nedeniyle şirkete karşı bir isyan başlattı.
Şirket’e karşı başlatılan isyan, tam bir yıl sonra 800 bin Hindistanlının acımasız bir şekilde öldürülmesinin ardından kontrol altına alınabildi. Fakat bu olaylar şirket için bir ölüm fermanı oldu. Britanya krallığı ülkesi için tehdit oluşturan şirketi,  yaşanan olayları bahane ederek hissedarlarının paylarını ödeyerek 1858 yılında kapattı.
Doğu Hindistan Şirketin’in bütün yetkileri, ordusu, toprakları ve bütün mülkleri doğrudan İngiltere Kralı’na devredildi. Hindistan için yeni bir dönem başladı. Bu dönemde Hindistan halkının yetenekleri baltalandı, servetlerini yağmalayan İngilizlerin halk arasında adaletsizliği 15 Ağustos 1947 de ülkenin bağımsızlığını kazanmasına kadar sürdü.
Refahının zirvesinde Doğu Hindistan Şirketi’nin harcamaları İngiliz hükümetinin harcamalarının dörtte birine ulaşmıştı. Şirket rüşvet ve hileyle İngiliz yasama organlarına nüfuz etti. Böylece 1693 yılında parlamento temsilcilerinin dörtte birinden fazlasının şirkette hisseleri vardı.
Şirket, serveti dağıtmak ve yağmalamaktan çok, Hindistan'ın ilkel çehresini bir şekilde modern bir şekilde değiştirdi. Aynı zamanda pek çok insanın alışkanlıklarını ve doğasının değişimine neden oldu. İngiliz dilinin dünya çapında, özellikle de bugün hala yerel bir ikinci dil olarak kullanan Hindistan'da yayılmasına büyük katkıda bulundu.



İran'daki savaş Amerikalılara 100 milyar dolara mal oldu

ABD ve İsrail'in şubatta İran'a savaş açmasından bu yana benzin fiyatları yüksek seyrediyor. Dünyadaki petrolün yüzde 20'si, çatışmanın başlamasından bu yana İran'ın kapattığı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (AFP)
ABD ve İsrail'in şubatta İran'a savaş açmasından bu yana benzin fiyatları yüksek seyrediyor. Dünyadaki petrolün yüzde 20'si, çatışmanın başlamasından bu yana İran'ın kapattığı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (AFP)
TT

İran'daki savaş Amerikalılara 100 milyar dolara mal oldu

ABD ve İsrail'in şubatta İran'a savaş açmasından bu yana benzin fiyatları yüksek seyrediyor. Dünyadaki petrolün yüzde 20'si, çatışmanın başlamasından bu yana İran'ın kapattığı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (AFP)
ABD ve İsrail'in şubatta İran'a savaş açmasından bu yana benzin fiyatları yüksek seyrediyor. Dünyadaki petrolün yüzde 20'si, çatışmanın başlamasından bu yana İran'ın kapattığı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (AFP)

Brown Üniversitesi'nin tahminine göre İran'daki savaş Amerikalılara ek enerji maliyetleri nedeniyle 100 milyar dolara mal oldu. Üstelik bu rakam her 2 dakikada 1 milyon dolar daha artıyor.

Brown Üniversitesi Watson Uluslararası ve Kamu İlişkileri Fakültesi'nin hazırladığı İran Savaşı Enerji Maliyeti Takibi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik ortak saldırılar düzenlemesinden bu yana benzin ve motorin fiyatlarını takip ediyor.

Bu ek maliyet, ülke genelinde tahmini 131 milyon hane bulunduğu dikkate alındığında, hane başına yaklaşık 763 dolara denk geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı yürüttüğü savaş, ABD genelinde büyük ölçüde tepkiyle karşılandı. Bunun nedenlerinden biri de savaşın akaryakıt fiyatlarında büyük artışa yol açması. Dünyadaki petrolün yaklaşık yüzde 20'si, İran'ın fiilen kapattığı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.

Trump geçen ay Amerikalılara daha yüksek benzin fiyatlarını kabul etmeleri çağrısında bulundu. New York'un Garden City kentinde düzenlenen siyasi mitingde konuşan Trump, "çok kötü bir ülkenin" nükleer silaha sahip olmamasını sağlamanın bedeli olarak "benzine birazcık daha fazla para ödemenin" buna değer olduğunu söyledi.

Trump, 14 Ağustos'taki mitingde, "İran'ı yenmeyi tamamladıktan sonra... Çok yakında Hürmüz Boğazı'nın ABD toprağı olduğunu ilan edeceğim" dedi.

Pazartesi günü itibarıyla ortalama benzin fiyatı galon başına 4,15 dolardı. Bu, İşçi Bayramı hafta sonu için ulusal düzeyde rekor fiyat ve tatil döneminde fiyatların ilk kez 4 doların üzerine çıkması anlamına geliyor.

Amerikan Otomobil Birliği'ne (AAA) göre mevcut fiyat, 2012'de belirlenen önceki İşçi Bayramı rekoru olan 3,82 doların oldukça üzerinde.

Ancak Brown Üniversitesi'nin takip sistemine göre birçok eyalette akaryakıt istasyonlarındaki fiyatlar çok daha yüksek. Pazartesi günü Kaliforniya'da ortalama benzin fiyatı galon başına 5,86 dolar, Hawaii'de ise 5,39 dolardı.

Savaşın yol açtığı ek maliyetin büyük bölümü benzinden kaynaklanıyor. Ancak motorin fiyatları da cuma günü rekor seviyeye ulaştı ve o zamandan beri yükseliyor. AAA'ya göre pazartesi sabahı itibarıyla motorinin galon fiyatı 5,90 dolardı. Bu fiyat, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 60 daha yüksek.

Brown Üniversitesi'nin takip sistemine göre tüketiciler açısından maliyetin en fazla arttığı eyalet Teksas oldu. Teksas'taki tüketiciler, İran savaşının başlamasından bu yana benzin ve motorin için yaklaşık 11 milyar dolar daha fazla ödüyor. Kaliforniya ve Florida'da yaşayanların ödediği ek maliyet ise sırasıyla yaklaşık 8 milyar dolar ve 5 milyar dolar.

Başlangıçta savaşın 4 ila 5 hafta süreceğini öne süren Trump, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek için Amerikalıların akaryakıt istasyonlarında daha fazla ödeme yapmaya razı olduğunu söylüyor. Ancak anketler, Amerikalıların çoğunun Trump'ın savaşı yönetme biçimini onaylamadığını gösteriyor.

Trump, sık sık savaşın fiilen sona erdiğini, İran ordusunun yok edildiğini ve ABD'nin Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü ele geçirdiğini öne sürmesinin yanı sıra, savaş sona erdiğinde akaryakıt fiyatlarının "çakılacağı" sözünü verdi.

Independent Türkçe


Savaşın devam etme riskinin artmasıyla Brent petrol fiyatı 100 dolara yaklaşıyor

ABD’nin Teksas eyaletindeki Midland şehrinde bulunan bir petrol sahasında, sondaj platformunun önünde iki petrol sondaj kulesi çalışıyor. (Reuters)
ABD’nin Teksas eyaletindeki Midland şehrinde bulunan bir petrol sahasında, sondaj platformunun önünde iki petrol sondaj kulesi çalışıyor. (Reuters)
TT

Savaşın devam etme riskinin artmasıyla Brent petrol fiyatı 100 dolara yaklaşıyor

ABD’nin Teksas eyaletindeki Midland şehrinde bulunan bir petrol sahasında, sondaj platformunun önünde iki petrol sondaj kulesi çalışıyor. (Reuters)
ABD’nin Teksas eyaletindeki Midland şehrinde bulunan bir petrol sahasında, sondaj platformunun önünde iki petrol sondaj kulesi çalışıyor. (Reuters)

Petrol fiyatları, Ortadoğu’da savaşın sürme riskinin artmasıyla bugün spot işlemlerde yüzde 3 yükselerek varil başına 99,22 dolara çıktı.

İran savaşının devam etmesi, küresel petrol arzını olumsuz etkileyebilir. Zira Ortadoğu, dünya ülkelerine petrol ihracatının temel merkezlerinden biri konumunda.

Brent petrolünün varil fiyatı, seans sırasında 99,22 dolara kadar yükseldikten sonra, saat 09.14 itibarıyla yüzde 2,8 artışla 99,14 dolar seviyesinde işlem gördü. ABD tipi Batı Teksas türü ham petrolün (WTI) spot fiyatı da yüzde 3,20 yükselerek varil başına 94,41 dolara ulaştı.

ABD’de dün İşçi Bayramı tatili nedeniyle piyasaların kapalı olmasının ardından ABD ham petrolü, Brent petrolündeki yükselişi yakalamaya çalışıyordu.

ANZ Bank analisti Daniel Hynes yayımladığı değerlendirmede, “Ortadoğu’daki çatışmanın son dönemde tırmanması, ABD ve İran’ın hesaplı askeri operasyonlarının eşlik edeceği uzun süreli bir çatışma ihtimalini artırdı. Bu durum, Körfez’deki petrol arzının 2026 sonuna kadar kısıtlı kalmasına yol açabilir” ifadelerini kullandı.

İran’ın dün yeni ABD saldırılarına karşılık vereceği tehdidinde bulunmasının ardından, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiği de haftanın başında yavaşladı. Reuters verilerine göre dün boğazdan yalnızca 7 emtia gemisi geçti; bu sayı bir önceki gün 8’di.


Suudi Arabistan futbolunda transfer dengeleri yeniden mi değişiyor?

70 milyon euroluk bonservis bedeliyle El-Hilal’e transfer olan Brezilyalı Gabriel Martinelli listeye zirveden girdi (El-Hilal Kulübü)
70 milyon euroluk bonservis bedeliyle El-Hilal’e transfer olan Brezilyalı Gabriel Martinelli listeye zirveden girdi (El-Hilal Kulübü)
TT

Suudi Arabistan futbolunda transfer dengeleri yeniden mi değişiyor?

70 milyon euroluk bonservis bedeliyle El-Hilal’e transfer olan Brezilyalı Gabriel Martinelli listeye zirveden girdi (El-Hilal Kulübü)
70 milyon euroluk bonservis bedeliyle El-Hilal’e transfer olan Brezilyalı Gabriel Martinelli listeye zirveden girdi (El-Hilal Kulübü)

Suudi Arabistan Profesyonel Ligi’nde 2026-2027 sezonu yaz transfer dönemi, 484 milyon euroyu aşan harcamayla kapandı. Suudi kulüpleri kadrolarını güçlendirmek için yüksek miktarlarda harcama yapmayı sürdürürken bu rakam geçen sezona kıyasla daha düşük kaldı. Transfer döneminde en fazla harcama yapan kulüp ise rakiplerine açık ara fark atan El-Hilal oldu.

Şarku’l Avsat’ın Transfermarkt’an aktardığı verilere göre  Suudi Arabistan Ligi’ndeki toplam transfer harcaması 484,276 milyon euroya ulaştı. Bu rakam yaklaşık 2,116 milyar Suudi riyaline denk geliyor. Oyuncu satışlarından elde edilen gelir ise 95,176 milyon euro, yaklaşık 416 milyon riyal olarak kaydedildi.

cdfgrthyju
Beş en pahalı transferin üçü El-Hilal’e ait olurken bu transferlerin toplam bedeli 192,9 milyon euroya ulaştı (El-Hilal Kulübü)

Böylece lig kulüplerinin yaz transfer dönemindeki net harcaması yaklaşık 389,1 milyon euro, yani yaklaşık 1,7 milyar riyal oldu. Bu rakam, oyuncu transferleri için ödenen tutarlarla satışlardan elde edilen gelir arasındaki farkı ifade ediyor.

Harcamalarda El-Hilal açık ara zirvede yer aldı. Kulübün transferlerinin toplam değeri 205,87 milyon euroya, yaklaşık 900 milyon riyale ulaştı. Böylece El-Hilal tek başına ligdeki toplam transfer harcamalarının yaklaşık yüzde 42,5’ini gerçekleştirdi.

dfrgthy
Hollandalı Crysencio Summerville, 64,5 milyon euro bonservis bedeliyle El-Hilal’e transfer oldu (El-Hilal Kulübü)

El-Ehli, 84,26 milyon euroluk (yaklaşık 368 milyon riyal) harcamayla ikinci sırada yer aldı. Onu 79 milyon euroyla (yaklaşık 345 milyon riyal) El-Kadsiyye izledi. El-İttihad 33 milyon euro (yaklaşık 144 milyon riyal) ile dördüncü, En-Nasr ise 22 milyon euro (yaklaşık 96 milyon riyal) ile beşinci sırada yer aldı.

Ed-Diriyye 19,6 milyon euro, El-Fetih 13,5 milyon euro, Et-Taavun 9,85 milyon euro, El-İttifak 6,2 milyon euro, El-Hazm 2,8 milyon euro, Eş-Şebab 2,75 milyon euro, Ebha 2,38 milyon euro ve El-Hulud 2,25 milyon euro harcadı. Neom kulübünün oyuncu alımlarının toplam değeri ise 925 bin euro oldu.

Buna karşılık El-Halic, El-Feyha, Er-Riyad ve El-Faysali, Transfermarkt’ta yer alan verilere göre yaz transfer döneminde oyuncu bonservisi için herhangi bir harcama kaydetmedi.

Oyuncu satışlarında El-İttihad zirvede

Oyuncu satışlarından elde edilen gelirlerde ise ligin zirvesinde El-İttihad yer aldı. Kulüp satışlardan 30 milyon euro, yaklaşık 131 milyon riyal gelir sağladı. El-İttihad’ı 20,84 milyon euro (yaklaşık 91 milyon riyal) gelirle El-Hilal takip etti.

cdvfgbhyju
El-İttihad CEO’su Domingos, yeni transferi Rios’un tanıtımı sırasında (El-İttihad Kulübü)

En-Nasr 9 milyon euroluk satış geliri elde ederken onu 7,67 milyon euroyla Et-Taavun ve aynı miktarla Er-Riyad izledi. El-Fetih 6,51 milyon euro, El-Kadsiyye 6,93 milyon euro, El-Ehli 4 milyon euro, El-Feyha 2,3 milyon euro ve Eş-Şebab 275 bin euro satış geliri kaydetti.

Suudi Arabistan Ligi’nin yaz transfer dönemindeki en pahalı beş transferi, toplam harcamanın büyük bölümünü oluşturdu. Bu beş transferin toplam değeri 293,25 milyon euroya, yaklaşık 1,282 milyar riyale ulaştı.

cdfvgbh
Tijjani Reijnders’ın El-Kadsiyye’ye transferi 61 milyon euroya mal oldu (Oyuncunun X hesabı)

Listenin zirvesinde, El-Hilal’e transfer olan Brezilyalı Gabriel Martinelli yer aldı. Transferin değeri 70 milyon euro, yaklaşık 305,9 milyon riyal olarak kaydedildi.

Martinelli’yi, El-Hilal’e 64,5 milyon euro karşılığında transfer olan Hollandalı Crysencio Summerville izledi. Üçüncü sırada ise vatandaşı Tijjani Reijnders bulunuyor. Reijnders, El-Kadsiyye’ye 61 milyon euro karşılığında transfer oldu. Bu transferin yaklaşık değeri 266,6 milyon riyal.

El-Hilal’e transfer olan İngiliz Ollie Watkins, 58,4 milyon euroluk bonservis bedeliyle dördüncü sırada yer aldı. Beşinci sırada ise 39,35 milyon euro karşılığında El-Ehli’ye transfer olan Portekizli Francisco Trincão bulunuyor.

cgbhyjukı
Portekizli Francisco Trincão’nun transferi El-Ehli’ye 39,35 milyon euroya mal oldu (El-Ehli Kulübü)

Böylece yalnızca bu beş transfer, lig kulüplerinin toplam 484,28 milyon euroluk harcamasının yüzde 60,55’ini oluşturdu. Başka bir ifadeyle transfer döneminde harcanan paranın beşte üçünden fazlası yalnızca beş transferde kullanıldı.

En pahalı beş transferin üçü El-Hilal tarafından gerçekleştirildi. Bu üç transferin toplam bedeli 192,9 milyon euroya, yaklaşık 843 milyon riyale ulaştı.

Dört sezonda Suudi transfer harcamaları

Transfermarkt’ın son dört sezona ilişkin verilerinin karşılaştırılması, bu yaz transfer dönemindeki harcamaların geçen sezona göre gerilediğini ancak 2024-2025 sezonunun üzerinde kaldığını gösteriyor. Buna karşılık 2023-2024 sezonunun rekor düzeydeki harcamaları hâlâ açık ara zirvede bulunuyor.

Geçen yaz transfer dönemiyle karşılaştırıldığında harcamalar 638,48 milyon eurodan 484,28 milyon euroya geriledi. Böylece yaklaşık 154,2 milyon euroluk, yüzde 24,2’lik bir düşüş kaydedildi.

Buna rağmen bu yaz ki harcama, 2024-2025 sezonundaki rakamın yaklaşık 37,85 milyon euro üzerinde kaldı. Bu da yüzde 8,5’lik artış anlamına geliyor.

Buna karşılık kulüplerin 944,15 milyon euro harcadığı 2023-2024 sezonunun rekor transfer dönemiyle kıyaslandığında mevcut harcama yaklaşık 459,88 milyon euro, yani yüzde 48,7 daha düşük seviyede kaldı.

csdfvghyj
Hollandalı Crysencio Summerville, 64,5 milyon euro bonservis bedeliyle El-Hilal’e transfer oldu (El-Hilal Kulübü)

Dört sezon arasındaki karşılaştırmada en yüksek harcama 2023-2024 sezonunda gerçekleşti. Bu dönemde kulüpler toplam 944,15 milyon euro (4,13 milyar riyal) harcadı.

Bunu 638,5 milyon euro (2,79 milyar riyal) ile 2025-2026 sezonu, 484,3 milyon euro (2,12 milyar riyal) ile mevcut sezon ve 446,4 milyon euro (1,95 milyar riyal) ile 2024-2025 sezonu izledi.

Oyuncu satışlarında ise son dört sezonun en yüksek geliri 2025-2026 sezonunda elde edildi. Bu dönemde satışlardan 147,28 milyon euro gelir sağlandı. Bu rakam 2024-2025 sezonunda 110,03 milyon euro, mevcut transfer döneminde 95,18 milyon euro ve 2023-2024 sezonunda 69,13 milyon euro olarak kaydedildi.

Veriler ayrıca El-Hilal, El-Ehli ve El-Kadsiyye’nin tek başına 369,13 milyon euro harcadığını gösteriyor. Yaklaşık 1,61 milyar riyale denk gelen bu tutar, mevcut transfer döneminde ligdeki toplam harcamanın yüzde 76’sından fazlasını oluşturuyor. Bu tablo, Suudi Arabistan Ligi’ndeki satın alma gücünün sınırlı sayıdaki kulüpte yoğunlaştığına işaret ediyor.

Oyuncu hareketliliğinde 399 transfer

Oyuncu hareketliliği açısından ise Profesyonel Lig’in internet sitesinde yer alan kulüp kadrolarına göre yaz transfer döneminde 399 oyuncu giriş ve çıkışı gerçekleşti. Bunların 193’ünü lige gelen, 206’sını ise kulüplerinden ayrılan oyuncular oluşturdu.

Ebha, 20 yeni oyuncuyla en fazla transfer yapan kulüp oldu. Onu 19 oyuncuyla El-Faysali, 16 oyuncuyla Eş-Şebab, 15 oyuncuyla Et-Taavun ve 13 oyuncuyla El-Halic izledi. El-Fetih ve Ed-Diriyye ise 12’şer oyuncu transfer etti.

Buna karşılık En-Nasr, yalnızca bir oyuncu transfer ederek en az oyuncu alan kulüp oldu. Onu 6 oyuncuyla El-İttihad, 7’şer oyuncuyla El-Kadsiyye ve El-Feyha takip etti.

Kulüplerden ayrılan oyuncu sayısında da Ebha 19 oyuncuyla ilk sırada yer aldı. Eş-Şebab ve Et-Taavun 17’şer ayrılıkla ikinci sırayı paylaşırken El-Fetih 14 oyuncuyla onları takip etti. El-Hilal, El-İttihad ve El-Hulud’dan 13’er oyuncu ayrıldı.

El-Faysali ise yalnızca bir oyuncunun ayrılmasıyla bu kategoride en düşük rakama sahip kulüp oldu.