Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
TT

Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)

Macid el-Macid
Bir şirket, tanımının sınırlarının ötesine geçerek sadece ticaret yapmakla kalmayıp, büyük bir ordu ve teçhizata sahip entegre bir kolonyal varlık haline gelene kadar kâr ve ayrıcalıklar elde etmede uzun bir yol kat etti. Bu şirket, vergiler toplayıp ülkeyi işgal ederek, katliamlar yaptı. Ülkelerin sahip olduklarına eşdeğer zenginlik ve imkana sahipti. Elbette Doğu Hindistan Şirketi’nden (East India Company) bahsediyoruz. Peki, bu şirketin hikayesi nedir?
16. yüzyıl dünya haritasında pek çok sürprizle dolu bir yüzyıldı. Hazinelerle dolu yeni keşfedilen birçok arazi bankalara ilhak edildi. Sonuç olarak, sömürge güçleri düşmanlarından daha fazla hazineye sahip olacaklarını umarak birbirlerine karşı savaşmaya başladılar. İspanya ve İngiltere en baskın ve rakip güçlerdi.
O dönemde hakimiyet, sömürgecilik ve rekabet hırslarına ek olarak İngiltere ile İspanya arasında pek çok anlaşmazlık vardı. İki ülke arasında mezhepsel bir çatışma söz konusuydu. İspanya, Roma Katolik mezhebini benimserken, İngiltere Protestandı. Bu durum çatışmaları körükledi. 
İspanyol donanması (Armada), 1588 yılının Ağustos ayında kendi evinde İngiliz donanmasına yaptığı saldırıda ağır bir yenilgiye uğradı. Bu durum, Britanya’nın siyasi ve ticari düzeyde varlığını daha da genişletmesine yol açtı. Doğu Hindistan Şirketi’nin kurulması için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Britanya zenginliğine zenginlik kattı. Bu nedenle yeni pazarlara açılma ihtiyacı duydu. Mesele, Ümit Burnu'nun ötesinde yeni bir deniz yolu inşa etmeye karar veren birkaç tüccarın çabasıyla başladı. Birkaç gemi kaybetmelerine rağmen, genel olarak denizcilik konusundaki tecrübeleri başarıya ulaştı. O andan itibaren ticaret ve mal taşımacılığı ile ilgili bir şirket kurmaya karar verdiler.
31 Aralık 1600'de Kraliçe I. Elizabeth tüccarları resmileştirdi. Şirketlerine Ümit Burnu'nun doğusundaki ülkelerle ticarette tekel olmasını garanti eden bir kraliyet tüzüğü verdi. Tüzük 15 yıllık bir süreye sahipti. Tüzük şirkete, izinsiz Britanya Krallığı adına savaş başlatma ve hareket etme hakkı verdi.
İngiliz monarşisi, özellikle Hollanda ve Portekiz'e bağlı diğer Avrupalı ​​şirketlerle o dönemde bu yeni deniz yolu üzerinden ticaretten paylarını almak için verdikleri sert bir mücadele ışığında şirkete, ilk günden itibaren, ister denizde ister karada olsun, birçok riske sahip olduğu için savaş açma hakkı tanımadı.
Korsanlar, fırtınalar ve diğerleri tarafından çevrelenen ciddi tehlikelere ek olarak, şirketin her bir yolculuğunun Hindistan'dan İngiltere'ye veya tam tersi istikamete ulaşması bir ila iki yıl sürüyordu. Zor ve uzun bir yolculuk, bu nedenle herhangi bir yatırımcı, bir veya iki yıl sonra değil, kendi ticareti için anında kâr istiyor, ancak beklenen kâr tüm bu sabra değer miydi?
Şirket, Hindistan’ının batısındaki ‘Madras’ bölgesinin kıyılarını seçip ticari operasyonlarını yönetmek için ilk merkez ve limanını burada kurdu. Yerli pamuğa önem veren şirket işgücünü dokumasında kullandı. Ayrıca baharat ticaretiyle de ilgilenen şirket, 1601 yılında İngiltere’ye ilk olarak karanfil ihraç etmeyi tercih etti.
Karanfil gemileri İngiltere’ye ulaşmasıyla birlikte bu, ağrı kesici özelliğe ve farklı bir lezzete sahip olan  harika bitki altınla eş değer tutulup büyük bir coşkuyla karşılandı. Bu, şirkete, yatırımcıların payları için ödedikleri değerin yaklaşık yüzde 230'una denk gelen inanılmaz derecede yüksek kâr kazandırdı. Bu durum, herkesin gözünde büyüyen mesafelerin göz ardı edilmesine neden oldu.
1700 yılına gelindiğinde, ‘Madras’ bölgesi, nüfusun az olduğu ilkel bir kıyıdan, çoğu işçi ve tüccar olmak üzere 80 binden fazla insanla dolu bir şehir ve hayati bir ticaret merkezine dönüştü. Şirket, Hindistan alt kıtasındaki şehirlerdeki yaşamın doğasını değiştirdi. Şeker, çay ve kahve ile sıcak içecek alışkanlığı yayıldıkça İngiliz yaşamının doğası da değişti.
Gingham, ipek, muslin ve pamuklu kumaşlar, Hint dokumacıların üstün işçiliğinin yanı sıra düşük fiyatların da etkisiyle şirketin o dönemde İngiltere'ye ihraç ettiği en önemli tekstil ürünleri arasına girdi. İngilizler çıldırdı ve her geçen gün büyüyen şirkete muazzam kârların yolunu açan Doğu'dan gelen her şeye hayran oldular.
Şirket büyümeye başladığı ilk dönemde Basra Körfezi dikkatini çekti. Bunun ardından işlerin alanı genişletildi.  Arap bölgelerinde, Muskat ve Basra'da İran’da Şiraz ve İsfahan'da tamamen yeni ticaret merkezleri ve şehirler inşa etti. Şirketin malları pazarı neredeyse işgal ederken inci ticareti ve ihracatı gittikçe arttı.
1647 yılında şirket, Hindistan ve Bengal'deki 23'ten fazla bölgede ticari merkezleri açmaya başladı. Bunlardan en önemlileri Surat, Bombay ve Kalküta idi. Şirket İngiliz çalışanları ve aileleri için entegre bir yaşam sağlama umuduyla modern toplumlar kurmaya önem verdi. Serbest ticarette çalışanlarına büyük rahatlık sağlayarak kâr elde etmeyi devam etti.
18. yüzyılın başında Hindistan hala 200 yıl önce tüm kıtayı yöneten güçlü Babür İmparatorluğu'nun bir parçasıydı ve şirket Hindistan için yeni bir pazar açmayı başardı. Ayrıca mali durumunu usta bir şekilde kurulan imparatorluğun yöneticileriyle denk hale getirdi. Ancak 1707 yılına gelindiğinde beklenmedik bir olay oldu, imparatorluk yavaş yavaş dağıldı. Bu durum kaosa ve birbirine rakip devletlere bölünmeyle sonuçlandı. Tüm bunların ortasında şirket kendini askeri yönden güçlendirmeye başladı. Yıllık bir meblağ ödeme karşılığında, onu Bengal bölgesinde kalıcı olarak vergilerden muaf tutan bir anlaşma imzaladı.
18. yüzyıla gelindiğinde, Doğu Hindistan Şirketi ile Portekizli ve Hollandalı rakipleri arasındaki rekabet tamamen sona ermişti. Ancak bölgenin hazinelerinden ticari bir pay almak isteyenlerin sonuncusu olarak Fransa, Hindistan sahnesinde ortaya çıktı. Bu nedenle Hindistan ve Bengal'de iki ticaret merkezi kurdu. Bunları bölgede güçlendirdi.
İngiliz-Fransız çatışmasının ortasında, Fransızlar, Bengal ve Orissa yöneticileriyle ittifak kurdular. Robert Clive komutasındaki Doğu Hindistan Şirketi ordusu ile aralarında bir dizi çatışma başladı. 1757 Plassey ve 1764 Puscar savaşları şirket açısından ezici bir zaferle ile sonuçlandı. Bu, şirketin Hindistan Yarımadası üzerindeki tam kontrolünün kapısını açtı.
Birkaç yıl içinde, şirket refahının zirvesine ulaştı ve ihracat için yeni bir pazar aramaya başladı. İlk hedef içine kapanık olan Çin’di. Hindistan'ın orta ve kuzey bölgelerinde afyon yetiştirmeye ve daha sonra Çin'e kaçırmaya başladı. Çin'e ilk büyük afyon sevkiyatı 1781'de yapıldı.
Afyon, Çin toplumunda rakipsiz hale geldikçe, şirket ile içine kapanık olan Çin arasındaki gizli ticaretin çarkı döndü. Çinlilerin çoğu bu bitkiye bağımlı hale geldi. Bu, bireylerin üretim düzeyiyle ilgili sorunlara ek olarak ciddi sosyal sorunlara neden oldu. Bu sorunlar, Çin imparatorunu bu ticareti önleme ve takip altına almaya sevk etti.
İngiltere, Çin İmparatorunun bu ticarete karşı direnişinden ve afyon yüklü İngiliz gemilerini yakmasından büyük ölçüde rahatsız oldu. Çin'i, kapılarını zorla afyona açmaya zorlamak için işgal etmeye karar verdi ve bu savaş, 1840 ile 1860 yılları arasında birinci ve ikinci olmak üzere iki savaşa bölünerek onlarca yıl devam etti.
19. yüzyılın başlarında Doğu Hindistan Şirketi’nin 260 bin kişilik bir ordusu vardı. O tarihlerde ki İngiliz ordusundaki asker sayısının iki katı kadardı. Şirket, 60 milyondan daha fazla nüfusu kontrol etmekte ve bunu Londra’daki Leadenhall caddesinde bulunan küçük bir şirket binasından gerçekleştirmekteydi.
100 yıllık hakimiyeti süresince Şirket vahşi bir melez canavar gibi görünüyordu. Şirketin, egemenliği altındaki Hindistan alt kıtasında yaşayan halktan keyfi şekilde vergi toplaması halkın fakirleşmesine neden oldu. Yoksulluğun hakim olduğu ülkede 1770 yılında gerçekleşen kıtlık Bengal şehrinde 10 milyondan fazla insanın ölümüyle sonuçlanan bir felaket yaşanmasına sebep oldu.
Şirket askerlerinin arasında isyanlar çıkmaya başladı. Özellikle Meerut kasabasında bulunan garnizonda çıkan isyan, şirkete ait diğer garnizonlara da kıvılcımlar sıçramasına neden oldu. Sivil halk, Şirketin ülkeyi kötü yönetmesi, sürekli adaletsizlik, fakirlik, ciddi sosyal ve dini sorunları ele almaması nedeniyle şirkete karşı bir isyan başlattı.
Şirket’e karşı başlatılan isyan, tam bir yıl sonra 800 bin Hindistanlının acımasız bir şekilde öldürülmesinin ardından kontrol altına alınabildi. Fakat bu olaylar şirket için bir ölüm fermanı oldu. Britanya krallığı ülkesi için tehdit oluşturan şirketi,  yaşanan olayları bahane ederek hissedarlarının paylarını ödeyerek 1858 yılında kapattı.
Doğu Hindistan Şirketin’in bütün yetkileri, ordusu, toprakları ve bütün mülkleri doğrudan İngiltere Kralı’na devredildi. Hindistan için yeni bir dönem başladı. Bu dönemde Hindistan halkının yetenekleri baltalandı, servetlerini yağmalayan İngilizlerin halk arasında adaletsizliği 15 Ağustos 1947 de ülkenin bağımsızlığını kazanmasına kadar sürdü.
Refahının zirvesinde Doğu Hindistan Şirketi’nin harcamaları İngiliz hükümetinin harcamalarının dörtte birine ulaşmıştı. Şirket rüşvet ve hileyle İngiliz yasama organlarına nüfuz etti. Böylece 1693 yılında parlamento temsilcilerinin dörtte birinden fazlasının şirkette hisseleri vardı.
Şirket, serveti dağıtmak ve yağmalamaktan çok, Hindistan'ın ilkel çehresini bir şekilde modern bir şekilde değiştirdi. Aynı zamanda pek çok insanın alışkanlıklarını ve doğasının değişimine neden oldu. İngiliz dilinin dünya çapında, özellikle de bugün hala yerel bir ikinci dil olarak kullanan Hindistan'da yayılmasına büyük katkıda bulundu.



Yatırımcılar, para politikasının gelecekteki yönüne dair ipuçları elde etmek için FED tutanaklarının yayınlanmasını beklerken altın fiyatları düştü

Hindistan'ın Varanasi kentindeki bir kuyumcu dükkanında sergilenen altın kolye (AFP)
Hindistan'ın Varanasi kentindeki bir kuyumcu dükkanında sergilenen altın kolye (AFP)
TT

Yatırımcılar, para politikasının gelecekteki yönüne dair ipuçları elde etmek için FED tutanaklarının yayınlanmasını beklerken altın fiyatları düştü

Hindistan'ın Varanasi kentindeki bir kuyumcu dükkanında sergilenen altın kolye (AFP)
Hindistan'ın Varanasi kentindeki bir kuyumcu dükkanında sergilenen altın kolye (AFP)

Altın fiyatları, dün son iki haftanın en yüksek seviyesini görmesinin ardından bugün düşüşe geçti. Yatırımcılar, ABD Merkez Bankası'nın (FED) haziran ayı toplantı tutanaklarını ve yeni FED Başkanı Kevin Warsh'ın para politikasına ilişkin olası yönlendirmelerine dair ipuçlarını bekliyor.

Spot altının ons fiyatı, TSİ 02.32 itibarıyla yüzde 0,6 düşerek 4 bin 138,32 dolara geriledi. ABD altın vadeli işlemlerinde ağustos teslim kontratları ise yüzde 0,4 azalarak ons başına 4 bin 149,90 dolara indi.

ABC Refinery şirketinin küresel kurumsal piyasalar başkanı Nicholas Frappell, altındaki hareketlerin geçen hafta görülen eğilimin devamı olduğunu belirterek, piyasada fiyatlar için destek seviyesinin oluştuğunu ve görece bir istikrar sağlandığını söyledi. Frappell, yatırımcıların kısa vadede faiz politikalarının yönüne ilişkin daha net bir tablo elde etmek için FED toplantı tutanaklarını beklediğini ifade etti.

FED'in 16-17 Haziran tarihlerinde gerçekleştirdiği Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının tutanakları yarın yayımlanacak.

Kevin Warsh'ın FED Başkanı olarak katıldığı ilk toplantıda, merkez bankasının yeni ekonomik gelişmelere daha esnek tepki verebilmesi gerekçesiyle gelecekteki faiz ayarlamalarına ilişkin yönlendirmelere yer verilmemişti.

Buna karşılık FED Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, dün yaptığı açıklamada, bu tür yönlendirmelerin uygun koşullarda para politikasının etkisini hızlandırabilecek "değerli bir araç" olabileceğini savundu.

Altın fiyatları, ABD-İsrail'in İran'la yaşadığı savaşın enflasyon endişelerini artırması, bunun da doları güçlendirmesi ve faiz artışı beklentilerini desteklemesi nedeniyle yılın başlarında gördüğü rekor seviyelerden yüzde 25'ten fazla gerilemişti.

Ancak değerli metal, dün iki haftanın en yüksek seviyesine çıktı. Ateşkes anlaşmasının enflasyon endişelerini bir miktar azaltması ve geçen hafta açıklanan ABD istihdam verilerinin beklentilerin altında kalması, piyasalarda yakın dönemde daha sıkı para politikası uygulanacağı beklentilerinin azalmasına yol açtı.

CME Group'un FedWatch aracına göre yatırımcılar şu anda eylül ayında faiz artışı ihtimalini yaklaşık yüzde 56 olarak fiyatlıyor. Bu oran, istihdam verilerinin açıklanmasından önce yüzde 60'ın üzerindeydi.

Genellikle faiz oranlarının düşmesi, faiz getirisi sağlamayan altının diğer getirili varlıklara kıyasla cazibesini artırıyor.

Öte yandan Hong Kong, bugün altın işlemleri için merkezi bir takas sistemi başlattı ve değerli metal vadeli işlemlerini yeniden açtı. Bu adımlar, kentin bölgesel bir altın rezerv merkezi olma hedefinin devamı olarak değerlendiriliyor.

Diğer değerli metallerde ise spot gümüş yüzde 1 düşüşle ons başına 61,48 dolara gerilerken, platin yüzde 0,1 azalarak 1.629,46 dolara indi. Paladyum ise yüzde 0,4 yükselerek ons başına 1.272,85 dolara çıktı.


Suudi Arabistan emlak piyasası yeniden dengelenmeyi sürdürüyor... Yılın ikinci yarısında seçici toparlanma bekleniyor

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan bir görünüm (SPA)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan bir görünüm (SPA)
TT

Suudi Arabistan emlak piyasası yeniden dengelenmeyi sürdürüyor... Yılın ikinci yarısında seçici toparlanma bekleniyor

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan bir görünüm (SPA)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan bir görünüm (SPA)

Suudi Arabistan emlak piyasasının 2026'nın ilk altı ayında resmi verilere yansıyan yavaşlaması, sektör gözlemcileri açısından sürpriz olmadı. Aksine bu gelişme, işaretleri 2025'te ortaya çıkmaya başlayan "yeniden dengelenme" sürecinin doğal bir sonucu olarak değerlendiriliyor. "Ayni tescil" sisteminin yürürlüğe girmesi gibi önemli düzenleyici değişikliklerle birlikte yatırımcılar ve gayrimenkul geliştiricileri, yılın ikinci yarısında gerçek talebin yön vereceği yeni bir döneme hazırlanırken yeniden değerlendirme ve temkinli bekleyiş sürecine girdi.

Suudi Arabistan Adalet Bakanlığı'na bağlı Gayrimenkul Borsası'nın (mülkiyet devri kategorisi) verilerine göre, 2026'nın ilk yarısında gayrimenkul işlemlerinin toplam değeri 82,2 milyar riyale (21,9 milyar dolar) geriledi. Bu rakam, 2025'in aynı dönemindeki 169,4 milyar riyallik (45,1 milyar dolar) işlem hacmine kıyasla yüzde 51,5'lik düşüşe işaret ederek göstergeler arasındaki en sert gerilemeyi oluşturdu.

İşlem hacmindeki bu düşüş, piyasa hareketliliğine de yansıdı. Gayrimenkul işlem sayısı, geçen yılın ilk yarısındaki 220 bin seviyesinden 161 bin 900'e gerileyerek yüzde 26,4 azaldı. Bu durum, piyasadaki alım satım faaliyetlerinde belirgin bir yavaşlamaya işaret etti.

dfrftbgrtf
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki karayolu ağı (SPA)

Gerileme yalnızca işlem değeri ve sayısıyla sınırlı kalmadı. El değiştiren gayrimenkul sayısı 204 bin 900'den 138 bin 600'e düşerek yüzde 32,4 azaldı. Toplam işlem gören alan da 2,088 milyar metrekareden 1,625 milyar metrekareye gerileyerek yüzde 22,2 küçüldü.

Fiyat cephesinde ise işlem hacmindeki sert düşüşe kıyasla daha sınırlı bir gerileme görüldü. Ortalama metrekare fiyatı geçen yılın aynı dönemindeki 2 bin 217 riyalden 1.965 riyale inerek yüzde 11,4 düştü. İşlemlerde kaydedilen en yüksek metrekare fiyatı da 453 bin 124 riyalden 330 bin 578 riyale gerileyerek yaklaşık yüzde 27 azaldı.

"Temkinli bekleyiş" döneminin nedenleri

Gayrimenkul uzmanı ve değerleme uzmanı Mühendis Ahmed El-Fakih, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, işlem sayısı ve değerindeki düşüşün son aylarda öne çıkan iki temel gelişme nedeniyle "oldukça doğal" olduğunu söyledi.

El-Fakih'e göre bunlardan ilki, ABD ile İran arasındaki savaşın yarattığı bölgesel jeopolitik gelişmeler; ikincisi ise hükümetin piyasayı yeniden dengelemeye yönelik düzenlemelerinin fiili etkisi oldu. Bu iki unsurun piyasa işlemlerini hem nicelik hem de nitelik açısından etkilediğini belirtti.

dfrtbtrf
Riyad'ın havadan çekilmiş görüntüsü (Reuters)

Yatırımcıların işlem gören ve işlem görmeyen varlıklar arasında ayrım yapılması gerektiğini vurgulayan El-Fakih, Gayrimenkul Borsası verilerinin birçok yatırımcının piyasa koşullarını değerlendirmek ve yeniden pozisyon almak amacıyla varlıklarını "işlem görmeyen" kategorisine taşıdığını gösterdiğini ifade etti.

Faiz oranları ve finansman maliyetleri gibi ekonomik faktörleri ise jeopolitik ve düzenleyici gelişmelere kıyasla "ikincil unsurlar" olarak nitelendiren El-Fakih, şunları söyledi:

"Özellikle spekülatif yatırımcılar, hükümetin sektörü geliştirme ve piyasa uygulamalarını düzeltme yönündeki açık politikası nedeniyle ciddi bir yeniden değerlendirme sürecinden geçiyor. Bu yaklaşım, büyük miktardaki sermayenin gerçek gayrimenkul geliştirme projelerine yönelmesini ve konut arzının artmasını sağlayacaktır."

İşlem hacmindeki düşüş fiyat düzeltmesi anlamına gelmiyor

Gayrimenkul uzmanı Abdullah El-Musa da Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, işlem hacmindeki yüzde 51'i aşan düşüşün fiyatlarda aynı oranda gerileme yaşandığı şeklinde yorumlanamayacağını söyledi.

El-Musa'ya göre piyasanın doğru okunabilmesi için daha derin bir analiz gerekiyor. 2026'nın ilk yarısında "ayni tescil" uygulamasının genişletilmesi ve özellikle başkent Riyad olmak üzere birçok bölgede gayrimenkul işlemlerinin Tapu Sicili Sistemi üzerinden yürütülmeye başlanmasının yıllık karşılaştırmalarda dikkate alınması gereken temel bir yapısal değişiklik olduğunu vurguladı.

Ortalama metrekare fiyatının yalnızca yüzde 11 gerilemesine karşın işlem hacminin yarıdan fazla düşmesini, piyasanın güçlü kaldığının göstergesi olarak değerlendiren El-Musa, bunun sert bir fiyat düzeltmesinden ziyade işlem kompozisyonunun değiştiğini gösterdiğini ifade etti.

fbfr
Ulusal Konut Şirketi'nin (NHC) projelerinden biri (SPA)

Buna göre, milyarlarca riyal değerindeki büyük ölçekli işlemler ile yüksek değerli varlık satışlarının azalması, buna karşılık gerçek talebin bulunduğu bölgelerde fiyatların istikrarını koruması piyasadaki yeni yapıyı ortaya koyuyor.

El-Musa, bu nedenle piyasanın genel bir fiyat düzeltmesinden değil, "yeniden ayrışma ve seçici yapılanma" döneminden geçtiğini belirterek, likiditenin artık daha seçici davrandığını ve yatırımcıların yüksek kaliteli, yatırım getirisi daha güçlü varlıklara yöneldiğini söyledi.

2026'nın ikinci yarısı

El-Musa, 2026'nın ikinci yarısında gayrimenkul piyasasında kademeli ve nitelikli bir canlanma beklediğini, ancak önceki yıllardaki rekor işlem hacimlerine kısa sürede dönülmesini öngörmediğini ifade etti.

Sektörün, düzenleyici reformlar, şeffaflığın artırılması ve hukuki altyapının güçlendirilmesiyle şekillenen bir geçiş döneminden geçtiğini belirten El-Musa, bu gelişmelerin orta vadede yatırımcı güvenini artıracağını, ancak etkilerinin tam olarak hissedilmesinin zaman alacağını söyledi.

El-Musa'ya göre önümüzdeki dönemde büyümeye, gerçek talebi karşılayan entegre konut projeleri ile ekonomik büyüme ve mega projelerden destek alan lojistik ve sanayi sektörleri öncülük edecek.

Başarının artık yalnızca işlem hacmiyle ölçülmeyeceğini vurgulayan El-Musa, gelecek dönemde piyasanın performansının nitelikli yatırımları çekme, varlık kullanım verimliliğini artırma ve arz-talep dengesini sürdürülebilir şekilde sağlama kapasitesiyle değerlendirileceğini sözlerine ekledi.


Küresel petrol piyasasında kritik gün: OPEC+ üretimi artıracak mı?

OPEC logosu ve petrol stoklarındaki düşüşü gösteren grafik (Reuters)
OPEC logosu ve petrol stoklarındaki düşüşü gösteren grafik (Reuters)
TT

Küresel petrol piyasasında kritik gün: OPEC+ üretimi artıracak mı?

OPEC logosu ve petrol stoklarındaki düşüşü gösteren grafik (Reuters)
OPEC logosu ve petrol stoklarındaki düşüşü gösteren grafik (Reuters)

OPEC+ ittifakına üye yedi ülkenin bugün (Pazar) gerçekleştireceği çevrim içi toplantıda, ağustos ayına yönelik petrol üretim kotalarında kademeli bir artışa onay vermesi bekleniyor. Bu adım, Körfez ülkelerinin Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı ekonomik etkileri aşmaya çalıştığı bir dönemde geliyor.

Analistler, ittifakın önceki üretim kesintilerini son aylarda izlediği tempoyla kademeli olarak geri alma planını sürdürmesini bekliyor. İsviçre merkezli UBS Bankası emtia analisti Giovanni Staunovo, Reuters'a yaptığı değerlendirmede, günlük 188 bin varillik bir üretim artışının onaylanacağını öngördü. Staunovo, buna rağmen grubun fiili üretiminin hâlen hedeflenen seviyelerin altında bulunduğunu belirtti.

Hürmüz Boğazı yeniden canlanıyor

Körfez ülkeleri, çatışmalar sırasında İran'ın uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nda yaşanan neredeyse tam durma sonucu petrol üretimlerini zorunlu olarak azaltmak zorunda kalmıştı. Bu durum, petrol ihracatının aylarca aksamasına neden oldu.

OPEC verilerine göre üretim artışından yararlanacak yedi ülke arasında yer alan Suudi Arabistan, Irak ve Kuveyt'in toplam petrol üretimi, yılın ilk çeyreği ile mayıs ayı arasında günlük yaklaşık 6 milyon varil azaldı.

Ancak 17 Haziran'da Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakat zaptıyla birlikte tablo olumlu yönde değişti. Taraflar, müzakereler süresince Hürmüz Boğazı'ndaki deniz taşımacılığının önündeki engelleri kaldırmayı taahhüt etti.

Bu gelişmeyle birlikte gemi trafiği yeniden canlanmaya başlarken, petrol fiyatları da sert şekilde gerileyerek savaş öncesindeki seviyelere yaklaştı. Piyasalar, arzın yeniden normale dönmesini bekliyor. Bloomberg'in bir ABD'li yetkiliye dayandırdığı habere göre Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol akışı halihazırda yeniden günlük 10 milyon varilin üzerine çıkmış olabilir.

Üretimde kademeli toparlanma

Saxo Bank emtia analisti Ole Hansen, şu anda boğazdan geçen petrolün önemli bölümünün tankerlerde veya depolama tesislerinde bekletilen stoklardan oluştuğunu belirtti. Hansen, üretimi durdurulan petrol sahalarının yeniden devreye alınmasının zaman aldığını vurguladı.

Temmuz ayında üretimde kademeli bir toparlanma beklediğini ifade eden Hansen, fiili üretim artışının ise ağustos ayında hız kazanacağını öngördü.

Irak Petrol Bakanlığı da haziran ayı sonunda, savaş nedeniyle yaşanan mali kayıpları telafi edebilmek amacıyla üretim kotasının artırılmasını talep etmişti.

Hansen, Irak'ın bu talebine ilişkin değerlendirmesinde, kısa vadede böyle bir karar alınmasının düşük ihtimal olduğunu söyledi. Talebin, OPEC+ ülkelerinin gerçek üretim kapasitelerinin yıl sonunda yeniden değerlendirileceği 2027 üretim kapasitesi gözden geçirme süreci kapsamında ele alınmasının daha olası olduğunu ifade etti.