Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
TT

Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)

Macid el-Macid
Bir şirket, tanımının sınırlarının ötesine geçerek sadece ticaret yapmakla kalmayıp, büyük bir ordu ve teçhizata sahip entegre bir kolonyal varlık haline gelene kadar kâr ve ayrıcalıklar elde etmede uzun bir yol kat etti. Bu şirket, vergiler toplayıp ülkeyi işgal ederek, katliamlar yaptı. Ülkelerin sahip olduklarına eşdeğer zenginlik ve imkana sahipti. Elbette Doğu Hindistan Şirketi’nden (East India Company) bahsediyoruz. Peki, bu şirketin hikayesi nedir?
16. yüzyıl dünya haritasında pek çok sürprizle dolu bir yüzyıldı. Hazinelerle dolu yeni keşfedilen birçok arazi bankalara ilhak edildi. Sonuç olarak, sömürge güçleri düşmanlarından daha fazla hazineye sahip olacaklarını umarak birbirlerine karşı savaşmaya başladılar. İspanya ve İngiltere en baskın ve rakip güçlerdi.
O dönemde hakimiyet, sömürgecilik ve rekabet hırslarına ek olarak İngiltere ile İspanya arasında pek çok anlaşmazlık vardı. İki ülke arasında mezhepsel bir çatışma söz konusuydu. İspanya, Roma Katolik mezhebini benimserken, İngiltere Protestandı. Bu durum çatışmaları körükledi. 
İspanyol donanması (Armada), 1588 yılının Ağustos ayında kendi evinde İngiliz donanmasına yaptığı saldırıda ağır bir yenilgiye uğradı. Bu durum, Britanya’nın siyasi ve ticari düzeyde varlığını daha da genişletmesine yol açtı. Doğu Hindistan Şirketi’nin kurulması için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Britanya zenginliğine zenginlik kattı. Bu nedenle yeni pazarlara açılma ihtiyacı duydu. Mesele, Ümit Burnu'nun ötesinde yeni bir deniz yolu inşa etmeye karar veren birkaç tüccarın çabasıyla başladı. Birkaç gemi kaybetmelerine rağmen, genel olarak denizcilik konusundaki tecrübeleri başarıya ulaştı. O andan itibaren ticaret ve mal taşımacılığı ile ilgili bir şirket kurmaya karar verdiler.
31 Aralık 1600'de Kraliçe I. Elizabeth tüccarları resmileştirdi. Şirketlerine Ümit Burnu'nun doğusundaki ülkelerle ticarette tekel olmasını garanti eden bir kraliyet tüzüğü verdi. Tüzük 15 yıllık bir süreye sahipti. Tüzük şirkete, izinsiz Britanya Krallığı adına savaş başlatma ve hareket etme hakkı verdi.
İngiliz monarşisi, özellikle Hollanda ve Portekiz'e bağlı diğer Avrupalı ​​şirketlerle o dönemde bu yeni deniz yolu üzerinden ticaretten paylarını almak için verdikleri sert bir mücadele ışığında şirkete, ilk günden itibaren, ister denizde ister karada olsun, birçok riske sahip olduğu için savaş açma hakkı tanımadı.
Korsanlar, fırtınalar ve diğerleri tarafından çevrelenen ciddi tehlikelere ek olarak, şirketin her bir yolculuğunun Hindistan'dan İngiltere'ye veya tam tersi istikamete ulaşması bir ila iki yıl sürüyordu. Zor ve uzun bir yolculuk, bu nedenle herhangi bir yatırımcı, bir veya iki yıl sonra değil, kendi ticareti için anında kâr istiyor, ancak beklenen kâr tüm bu sabra değer miydi?
Şirket, Hindistan’ının batısındaki ‘Madras’ bölgesinin kıyılarını seçip ticari operasyonlarını yönetmek için ilk merkez ve limanını burada kurdu. Yerli pamuğa önem veren şirket işgücünü dokumasında kullandı. Ayrıca baharat ticaretiyle de ilgilenen şirket, 1601 yılında İngiltere’ye ilk olarak karanfil ihraç etmeyi tercih etti.
Karanfil gemileri İngiltere’ye ulaşmasıyla birlikte bu, ağrı kesici özelliğe ve farklı bir lezzete sahip olan  harika bitki altınla eş değer tutulup büyük bir coşkuyla karşılandı. Bu, şirkete, yatırımcıların payları için ödedikleri değerin yaklaşık yüzde 230'una denk gelen inanılmaz derecede yüksek kâr kazandırdı. Bu durum, herkesin gözünde büyüyen mesafelerin göz ardı edilmesine neden oldu.
1700 yılına gelindiğinde, ‘Madras’ bölgesi, nüfusun az olduğu ilkel bir kıyıdan, çoğu işçi ve tüccar olmak üzere 80 binden fazla insanla dolu bir şehir ve hayati bir ticaret merkezine dönüştü. Şirket, Hindistan alt kıtasındaki şehirlerdeki yaşamın doğasını değiştirdi. Şeker, çay ve kahve ile sıcak içecek alışkanlığı yayıldıkça İngiliz yaşamının doğası da değişti.
Gingham, ipek, muslin ve pamuklu kumaşlar, Hint dokumacıların üstün işçiliğinin yanı sıra düşük fiyatların da etkisiyle şirketin o dönemde İngiltere'ye ihraç ettiği en önemli tekstil ürünleri arasına girdi. İngilizler çıldırdı ve her geçen gün büyüyen şirkete muazzam kârların yolunu açan Doğu'dan gelen her şeye hayran oldular.
Şirket büyümeye başladığı ilk dönemde Basra Körfezi dikkatini çekti. Bunun ardından işlerin alanı genişletildi.  Arap bölgelerinde, Muskat ve Basra'da İran’da Şiraz ve İsfahan'da tamamen yeni ticaret merkezleri ve şehirler inşa etti. Şirketin malları pazarı neredeyse işgal ederken inci ticareti ve ihracatı gittikçe arttı.
1647 yılında şirket, Hindistan ve Bengal'deki 23'ten fazla bölgede ticari merkezleri açmaya başladı. Bunlardan en önemlileri Surat, Bombay ve Kalküta idi. Şirket İngiliz çalışanları ve aileleri için entegre bir yaşam sağlama umuduyla modern toplumlar kurmaya önem verdi. Serbest ticarette çalışanlarına büyük rahatlık sağlayarak kâr elde etmeyi devam etti.
18. yüzyılın başında Hindistan hala 200 yıl önce tüm kıtayı yöneten güçlü Babür İmparatorluğu'nun bir parçasıydı ve şirket Hindistan için yeni bir pazar açmayı başardı. Ayrıca mali durumunu usta bir şekilde kurulan imparatorluğun yöneticileriyle denk hale getirdi. Ancak 1707 yılına gelindiğinde beklenmedik bir olay oldu, imparatorluk yavaş yavaş dağıldı. Bu durum kaosa ve birbirine rakip devletlere bölünmeyle sonuçlandı. Tüm bunların ortasında şirket kendini askeri yönden güçlendirmeye başladı. Yıllık bir meblağ ödeme karşılığında, onu Bengal bölgesinde kalıcı olarak vergilerden muaf tutan bir anlaşma imzaladı.
18. yüzyıla gelindiğinde, Doğu Hindistan Şirketi ile Portekizli ve Hollandalı rakipleri arasındaki rekabet tamamen sona ermişti. Ancak bölgenin hazinelerinden ticari bir pay almak isteyenlerin sonuncusu olarak Fransa, Hindistan sahnesinde ortaya çıktı. Bu nedenle Hindistan ve Bengal'de iki ticaret merkezi kurdu. Bunları bölgede güçlendirdi.
İngiliz-Fransız çatışmasının ortasında, Fransızlar, Bengal ve Orissa yöneticileriyle ittifak kurdular. Robert Clive komutasındaki Doğu Hindistan Şirketi ordusu ile aralarında bir dizi çatışma başladı. 1757 Plassey ve 1764 Puscar savaşları şirket açısından ezici bir zaferle ile sonuçlandı. Bu, şirketin Hindistan Yarımadası üzerindeki tam kontrolünün kapısını açtı.
Birkaç yıl içinde, şirket refahının zirvesine ulaştı ve ihracat için yeni bir pazar aramaya başladı. İlk hedef içine kapanık olan Çin’di. Hindistan'ın orta ve kuzey bölgelerinde afyon yetiştirmeye ve daha sonra Çin'e kaçırmaya başladı. Çin'e ilk büyük afyon sevkiyatı 1781'de yapıldı.
Afyon, Çin toplumunda rakipsiz hale geldikçe, şirket ile içine kapanık olan Çin arasındaki gizli ticaretin çarkı döndü. Çinlilerin çoğu bu bitkiye bağımlı hale geldi. Bu, bireylerin üretim düzeyiyle ilgili sorunlara ek olarak ciddi sosyal sorunlara neden oldu. Bu sorunlar, Çin imparatorunu bu ticareti önleme ve takip altına almaya sevk etti.
İngiltere, Çin İmparatorunun bu ticarete karşı direnişinden ve afyon yüklü İngiliz gemilerini yakmasından büyük ölçüde rahatsız oldu. Çin'i, kapılarını zorla afyona açmaya zorlamak için işgal etmeye karar verdi ve bu savaş, 1840 ile 1860 yılları arasında birinci ve ikinci olmak üzere iki savaşa bölünerek onlarca yıl devam etti.
19. yüzyılın başlarında Doğu Hindistan Şirketi’nin 260 bin kişilik bir ordusu vardı. O tarihlerde ki İngiliz ordusundaki asker sayısının iki katı kadardı. Şirket, 60 milyondan daha fazla nüfusu kontrol etmekte ve bunu Londra’daki Leadenhall caddesinde bulunan küçük bir şirket binasından gerçekleştirmekteydi.
100 yıllık hakimiyeti süresince Şirket vahşi bir melez canavar gibi görünüyordu. Şirketin, egemenliği altındaki Hindistan alt kıtasında yaşayan halktan keyfi şekilde vergi toplaması halkın fakirleşmesine neden oldu. Yoksulluğun hakim olduğu ülkede 1770 yılında gerçekleşen kıtlık Bengal şehrinde 10 milyondan fazla insanın ölümüyle sonuçlanan bir felaket yaşanmasına sebep oldu.
Şirket askerlerinin arasında isyanlar çıkmaya başladı. Özellikle Meerut kasabasında bulunan garnizonda çıkan isyan, şirkete ait diğer garnizonlara da kıvılcımlar sıçramasına neden oldu. Sivil halk, Şirketin ülkeyi kötü yönetmesi, sürekli adaletsizlik, fakirlik, ciddi sosyal ve dini sorunları ele almaması nedeniyle şirkete karşı bir isyan başlattı.
Şirket’e karşı başlatılan isyan, tam bir yıl sonra 800 bin Hindistanlının acımasız bir şekilde öldürülmesinin ardından kontrol altına alınabildi. Fakat bu olaylar şirket için bir ölüm fermanı oldu. Britanya krallığı ülkesi için tehdit oluşturan şirketi,  yaşanan olayları bahane ederek hissedarlarının paylarını ödeyerek 1858 yılında kapattı.
Doğu Hindistan Şirketin’in bütün yetkileri, ordusu, toprakları ve bütün mülkleri doğrudan İngiltere Kralı’na devredildi. Hindistan için yeni bir dönem başladı. Bu dönemde Hindistan halkının yetenekleri baltalandı, servetlerini yağmalayan İngilizlerin halk arasında adaletsizliği 15 Ağustos 1947 de ülkenin bağımsızlığını kazanmasına kadar sürdü.
Refahının zirvesinde Doğu Hindistan Şirketi’nin harcamaları İngiliz hükümetinin harcamalarının dörtte birine ulaşmıştı. Şirket rüşvet ve hileyle İngiliz yasama organlarına nüfuz etti. Böylece 1693 yılında parlamento temsilcilerinin dörtte birinden fazlasının şirkette hisseleri vardı.
Şirket, serveti dağıtmak ve yağmalamaktan çok, Hindistan'ın ilkel çehresini bir şekilde modern bir şekilde değiştirdi. Aynı zamanda pek çok insanın alışkanlıklarını ve doğasının değişimine neden oldu. İngiliz dilinin dünya çapında, özellikle de bugün hala yerel bir ikinci dil olarak kullanan Hindistan'da yayılmasına büyük katkıda bulundu.



Altında düşüş: Haziran sonrasının en yüksek haftalık kaybına doğru gidiyor

Uganda'nın Entebbe şehrinde bulunan Afrika Altın Rafinerisi 'AGR'de sergilenen altın külçeleri (Reuters)
Uganda'nın Entebbe şehrinde bulunan Afrika Altın Rafinerisi 'AGR'de sergilenen altın külçeleri (Reuters)
TT

Altında düşüş: Haziran sonrasının en yüksek haftalık kaybına doğru gidiyor

Uganda'nın Entebbe şehrinde bulunan Afrika Altın Rafinerisi 'AGR'de sergilenen altın külçeleri (Reuters)
Uganda'nın Entebbe şehrinde bulunan Afrika Altın Rafinerisi 'AGR'de sergilenen altın külçeleri (Reuters)

Altın fiyatları, bugün gerileyerek dört ayı aşkın sürenin en büyük haftalık kaybını kaydetmeye yöneldi. Petrol fiyatlarındaki yükselişin, ABD’de faizlerin daha uzun süre yüksek seviyelerde tutulacağı beklentisini güçlendirmesi ve yatırımcıların gelecek hafta yapılacak ABD Merkez Bankası (FED) toplantısını beklemesi, altın üzerindeki baskıyı artırdı.

Piyasalarda spot altın % 0,2 düşüşle ons başına 4 bin 016,27 dolara geriledi. Günün erken saatlerinde 20 Temmuz’dan bu yana en düşük seviyesini gören altın, kayıplarının bir bölümünü telafi etti. Buna rağmen değerli metal, hafta başından bu yana yüzde 3,5 değer kaybederek haziran ayından bu yana en kötü haftalık performansını kaydetmeye yöneldi.

Aralık teslimatlı ABD altın vadeli işlemleri de % 0,7 düşüşle ons başına 4 bin 030,40 dolara indi.

Capital.com’un piyasa araştırmaları başkanı Monty Saffieddine, spekülatörlerin altın için kritik eşik olarak görülen 4 bin dolar seviyesini korumaya çalıştığını söyledi. Saffieddine, bu seviyenin belirgin biçimde altına inilmesinin, piyasaların faiz indirimi beklentilerinin zayıfladığına ve kalıcı enflasyon baskısı, yükselen tahvil getirileri ve güçlü dolar senaryosunu fiyatlamaya yöneldiğine işaret edebileceği uyarısında bulundu.

Petrol fiyatları ise dün yaklaşık yüzde 4 yükselerek son beş ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu artış, enerji arzında yeni kesintiler yaşanabileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

Enerji fiyatlarındaki yükseliş enflasyon baskısını artırırken, FED’in faizleri daha uzun süre yüksek tutmasına yol açabilir. Bu durum, faiz getirisi sağlamayan altının cazibesini azaltıyor. Çünkü faiz getirisi sunan varlıkların daha yüksek getiri sağlaması, altın tutmanın fırsat maliyetini yükseltiyor.

Saffieddine, jeopolitik gerilimin daha da artmasının petrol fiyatlarını yukarı çekebileceğini belirtti. Ham petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini yeniden canlandırdığını, tahvil getirilerini yukarı ittiğini ve ABD’de para politikasının gevşetilmesini geciktirdiğini ifade eden Saffieddine, bu gelişmelerin altın açısından olumsuz bir tablo oluşturduğunu kaydetti.

Yatırımcıların odağında, 27-28 Ekim tarihlerinde yapılması planlanan FED para politikası toplantısı ile gelecek hafta açıklanacak ABD kişisel tüketim harcamaları (PCE) verileri bulunuyor. PCE endeksi, FED’in yüzde 2’lik enflasyon hedefine ulaşma çabalarında temel aldığı başlıca enflasyon göstergesi olarak öne çıkıyor.

Piyasalar, FED’in gelecek haftaki toplantısında faizleri büyük ölçüde sabit tutmasını bekliyor. Bununla birlikte, aralık ayında faiz artırımı ihtimali de gündemdeki yerini koruyor. Bu senaryoya ilişkin piyasa beklentisinin yüzde 80 seviyesinde olduğu belirtiliyor.

Öte yandan HSBC analistleri dün yayımladıkları araştırma notunda, piyasa dinamiklerindeki değişim ve yatırım pozisyonlarının nakde çevrilmesini gerekçe göstererek, 2026 yılı için platin ve paladyumun ortalama fiyat tahminlerini düşürdü.

Diğer değerli metallerde de düşüş görüldü. Spot gümüş %1 gerileyerek ons başına 53,98 dolara, platin %0,1 düşüşle bin 568,58 dolara indi. Paladyum ise ons başına bin 054,50 dolarda yatay seyretti.

Gümüş, platin ve paladyum fiyatları da haftayı kayıpla tamamlamaya yöneldi.


IMF: Petrol dışı faaliyetler, Suudi ekonomisinin dalgalanmalara karşı dayanıklılığını artırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
TT

IMF: Petrol dışı faaliyetler, Suudi ekonomisinin dalgalanmalara karşı dayanıklılığını artırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Suudi Arabistan ekonomisine ilişkin öngörüleri, bölgesel huzursuzlukların enerji üretimi, ticaret ve tedarik zincirleri üzerinde yarattığı baskılara rağmen iyileşme ve büyüme açısından olumlu bir tabloya işaret etti. Krallığın gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) 2026 yılında petrol ve doğal gaz sektöründeki yavaşlamadan etkilenmesi beklenirken, petrol dışı faaliyetlerin daha dayanıklı bir seyir izlediği belirtildi. Ekonominin, enerji üretiminin kademeli olarak normale dönmesi ve ticaret koşullarının iyileşmesiyle birlikte 2027 yılında güçlü bir toparlanma kaydetmesi öngörülüyor.

IMF tarafından Ekim 2026’da yayımlanan Bölgesel Ekonomik Görünüm raporunda Suudi Arabistan; Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan bölgesinin, çatışmaların yanı sıra küresel ticaret ve enerji arzındaki aksamalarla mücadele ettiği bir dönemde öne çıkan ana ekonomiler arasında gösterildi.

Büyümede geçici bir gerileme ve petrol dışı faaliyetlerin dayanıklılığı

Rapor, bölgesel enerji üretimi, deniz taşımacılığı ve özellikle Hürmüz ile Babu’l Mendeb boğazlarıyla bağlantılı tedarik zincirlerini etkileyen aksamalar neticesinde hidrokarbon sektörünün ilk yarıda gerilemesine bağlı olarak, Suudi Arabistan’ın reel GSYİH’sinin 2026 yılında yüzde 3,3 oranında küçüleceğini öngörüyor.

Buna karşılık, Krallık’taki petrol dışı faaliyetlerin, yatırım ivmesinin sürdürülmesi ve Vizyon 2030 kapsamındaki ekonomik çeşitlendirme programlarının desteğiyle enerji sektörlerine kıyasla daha dirençli bir seyir izlediği ve görece daha iyi bir performans sergilediği kaydedildi.

Turizm sektöründe ise Suudi Arabistan, bölgesel gerilimlerden doğrudan etkilenen diğer ülkelere kıyasla otel doluluk oranlarında en düşük düşüşü kaydederek, mevcut şartlar altında turizm hizmetleri hareketliliğini koruma konusunda nispi bir başarı ortaya koydu.

2027’de güçlü bir toparlanma bekleniyor

2026 yılında beklenen küçülmeye rağmen IMF, Suudi Arabistan ekonomisinin bir sonraki yıl güçlü bir toparlanma kaydetmesini ve reel GSYİH’sinin 2027 yılında yüzde 7,9 oranında büyümesini öngörüyor.

Söz konusu toparlanmanın; enerji üretiminin kademeli olarak normal seviyelerine dönmesi, güvenlik ve ticaret koşullarının istikrara kavuşması ve küresel tedarik zinciri akışının iyileşmesiyle bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Raporun orta vadeli öngörülerinde ise Krallık’ın reel GSYİH büyümesinin 2031 yılı itibarıyla yüzde 3,6 civarında dengeleneceği ve mevcut dönemde beklenen dalgalanmaların ardından ekonominin daha istikrarlı bir büyüme patikasına gireceği belirtiliyor.

Enflasyon ve para politikası

Suudi Arabistan’da ortalama enflasyonun 2026 yılında yüzde 2,7 civarında gerçekleşmesi, takip eden yıllarda ise yüzde 2 seviyesinde istikrar kazanması bekleniyor.

Sübvansiyonlar, fiyat kontrolleri ve mali disiplini içeren etkenler, enflasyonist baskıların dizginlenmesine ve bölgedeki birçok ekonomiye kıyasla fiyatların görece istikrarlı seyretmesine katkı sağladı.

Para politikası tarafında ise Suudi Arabistan Merkez Bankası yetkililerinin de aralarında bulunduğu Körfez ülkeleri merkez bankaları, finansal piyasaların istikrarını desteklemek ve olası enflasyonist baskıları sınırlamak amacıyla ABD Merkez Bankası’nın (FED) hamleleriyle uyumlu adımlar attı.

Mali esneklik ve şokları absorbe etme kapasitesi

2026 yılında Suudi Arabistan’ın mali politikası; altyapının geliştirilmesi, harcama verimliliğinin artırılması ve uzun vadeli yapısal reformların desteklenmesi dahil olmak üzere harcamaların stratejik önceliklere yönlendirilmesine imkan tanıyacak şekilde, disiplin ve ihtiyatla nitelendiriliyor.

Rapora göre Krallık, bölgesel huzursuzluk sürecine, cari denge ve resmi rezervler üzerinde oluşabilecek geçici şokların emilmesine yardımcı olan konforlu rezervler ve mali pozisyonlarla girdi.

Bölgesel ve küresel ölçekte belirsizliklerin arttığı bir dönemde söz konusu mali marjlar, ekonomik önceliklere yatırım yapılmaya devam edilirken dalgalanmalara karşı direncin artırılması açısından kritik önem taşıyor.

Yapay zekâ

Teknoloji ve yapay zekâya yapılan yatırımlar, Suudi Arabistan’ın diğer Körfez ülkeleriyle birlikte varlığını genişletmeye çalıştığı alanlardan birini oluşturuyor. Rapor, yapay zekâ altyapısına ve veri merkezlerine yönelik açıklanan ve raporda yer alan verilere göre GSYİH’nin yüzde 5’ini aşan yatırımlara dikkat çekerken, bu yatırımların orta vadede verimliliği ve büyümeyi artırmasının beklendiğini belirtiyor.

Aynı zamanda yapısal reformlar; iş gücü piyasalarının esnekliğinin artırılması, beşerî sermayeye yatırım yapılması ve petrol dışı ihracatın çeşitlendirilmesi yoluyla ekonominin dış şoklara karşı direncini artırmada önemli bir unsur olmayı sürdürüyor.

Rapor ayrıca, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin son yirmi yılda mal ihracatını çeşitlendirme konusunda kaydettiği ilerlemeye işaret ederek, üretim ile ticaret tabanını genişletmeye ve geleneksel gelir kaynaklarına olan bağımlılığı azaltmaya yönelik çabaların sürdürülmesinin önemini vurguluyor.

Söz konusu eğilimler bir arada değerlendirildiğinde; ekonomik çeşitlendirmenin ve yeni sektörlere yapılan yatırımların, Suudi Arabistan’ın mevcut huzursuzlukların etkilerini aşma ve orta vadeli büyüme beklentilerini koruma kapasitesini desteklemedeki kritik rolünü ortaya koyuyor.


Enflasyon endişelerinin artmasıyla altın bir haftayı aşkın sürenin en düşük seviyesine geriledi

Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
TT

Enflasyon endişelerinin artmasıyla altın bir haftayı aşkın sürenin en düşük seviyesine geriledi

Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)

Petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini artırması ve faizlerin daha uzun süre yüksek kalacağı beklentisini güçlendirmesiyle altın fiyatları bugün %1’in üzerinde geriledi. Yatırımcılar, para politikasının gelecekteki seyrine ilişkin ipuçları için gelecek hafta yapılacak ABD Merkez Bankası (FED) toplantısını bekliyor.

Spot altın, %1,1 düşüşle ons başına 4 bin 094,90 dolara gerileyerek 14 Ekim’den bu yana en düşük seviyesini gördü. Aralık vadeli ABD altın kontratları da yüzde 0,9 değer kaybederek ons başına 4 bin 111,40 dolara indi.

Oanda’nın kıdemli piyasa analisti Kelvin Wong, petrol fiyatlarındaki yükselişin devam etmesinin enflasyon beklentilerini artırabileceğini, bunun da faizlerin daha uzun süre yüksek kalması ihtimalini güçlendirerek altın fiyatları üzerinde baskı oluşturabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Büyük ölçüde enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan yüksek enflasyonun sürmesi, para politikasının sıkılaştırılması yönündeki gerekçeleri güçlendirse de FED yetkililerinin şimdilik temkinli davranması bekleniyor.

CME Group’un FedWatch aracına göre piyasalar, Fed’in 27-28 Ekim’deki para politikası toplantısında faiz artırma ihtimalini yüzde 16 olarak fiyatlıyor. Aralık ayında faiz artırımı yapılması ihtimali ise yüzde 90 olarak öngörülüyor.

Piyasalar ayrıca gelecek hafta açıklanacak kişisel tüketim harcamaları (PCE) verilerini bekliyor. FED’in % 2’lik enflasyon hedefine ulaşma çabaları kapsamında yakından takip ettiği PCE endeksi, enflasyonun seyrine ilişkin önemli göstergeler arasında yer alıyor.

Wong, yatırımcıların kısa ve uzun vadede faizlerin yüksek kalmasını beklediğini belirterek, getiri sağlamayan altını elde tutmanın alternatif maliyetinin yükselmesinin değerli metalin cazibesini azalttığını ifade etti.

Reuters teknik analisti Wang Tao ise teknik analiz modeline göre spot altının ons başına 4.073 dolar seviyesini test edebileceğini belirtti. Bu seviye, altının 14 Ekim’de gördüğü en düşük düzey olarak öne çıkıyor. Tao, yukarı yönlü hareketlerde 4.135 dolar seviyesinin direnç oluşturduğunu, bu seviyenin aşılması durumunda fiyatların 4.150-4.169 dolar aralığına yükselebileceğini kaydetti.

Diğer değerli metallerde de düşüş görüldü. Spot gümüş % 2,6 gerileyerek ons başına 56,44 dolara, platin % 2,1 düşüşle bin 594,25 dolara, paladyum ise %2,6 kayıpla ons başına bin 059,05 dolara indi.