Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
TT

Devletlerin servetine sahipti ve çıkan isyanla ölüm fermanını imzaladı: Doğu Hindistan Şirketi

Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)
Londra’daki Doğu Hindistan Şirket binasının resmi (Getty)

Macid el-Macid
Bir şirket, tanımının sınırlarının ötesine geçerek sadece ticaret yapmakla kalmayıp, büyük bir ordu ve teçhizata sahip entegre bir kolonyal varlık haline gelene kadar kâr ve ayrıcalıklar elde etmede uzun bir yol kat etti. Bu şirket, vergiler toplayıp ülkeyi işgal ederek, katliamlar yaptı. Ülkelerin sahip olduklarına eşdeğer zenginlik ve imkana sahipti. Elbette Doğu Hindistan Şirketi’nden (East India Company) bahsediyoruz. Peki, bu şirketin hikayesi nedir?
16. yüzyıl dünya haritasında pek çok sürprizle dolu bir yüzyıldı. Hazinelerle dolu yeni keşfedilen birçok arazi bankalara ilhak edildi. Sonuç olarak, sömürge güçleri düşmanlarından daha fazla hazineye sahip olacaklarını umarak birbirlerine karşı savaşmaya başladılar. İspanya ve İngiltere en baskın ve rakip güçlerdi.
O dönemde hakimiyet, sömürgecilik ve rekabet hırslarına ek olarak İngiltere ile İspanya arasında pek çok anlaşmazlık vardı. İki ülke arasında mezhepsel bir çatışma söz konusuydu. İspanya, Roma Katolik mezhebini benimserken, İngiltere Protestandı. Bu durum çatışmaları körükledi. 
İspanyol donanması (Armada), 1588 yılının Ağustos ayında kendi evinde İngiliz donanmasına yaptığı saldırıda ağır bir yenilgiye uğradı. Bu durum, Britanya’nın siyasi ve ticari düzeyde varlığını daha da genişletmesine yol açtı. Doğu Hindistan Şirketi’nin kurulması için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Britanya zenginliğine zenginlik kattı. Bu nedenle yeni pazarlara açılma ihtiyacı duydu. Mesele, Ümit Burnu'nun ötesinde yeni bir deniz yolu inşa etmeye karar veren birkaç tüccarın çabasıyla başladı. Birkaç gemi kaybetmelerine rağmen, genel olarak denizcilik konusundaki tecrübeleri başarıya ulaştı. O andan itibaren ticaret ve mal taşımacılığı ile ilgili bir şirket kurmaya karar verdiler.
31 Aralık 1600'de Kraliçe I. Elizabeth tüccarları resmileştirdi. Şirketlerine Ümit Burnu'nun doğusundaki ülkelerle ticarette tekel olmasını garanti eden bir kraliyet tüzüğü verdi. Tüzük 15 yıllık bir süreye sahipti. Tüzük şirkete, izinsiz Britanya Krallığı adına savaş başlatma ve hareket etme hakkı verdi.
İngiliz monarşisi, özellikle Hollanda ve Portekiz'e bağlı diğer Avrupalı ​​şirketlerle o dönemde bu yeni deniz yolu üzerinden ticaretten paylarını almak için verdikleri sert bir mücadele ışığında şirkete, ilk günden itibaren, ister denizde ister karada olsun, birçok riske sahip olduğu için savaş açma hakkı tanımadı.
Korsanlar, fırtınalar ve diğerleri tarafından çevrelenen ciddi tehlikelere ek olarak, şirketin her bir yolculuğunun Hindistan'dan İngiltere'ye veya tam tersi istikamete ulaşması bir ila iki yıl sürüyordu. Zor ve uzun bir yolculuk, bu nedenle herhangi bir yatırımcı, bir veya iki yıl sonra değil, kendi ticareti için anında kâr istiyor, ancak beklenen kâr tüm bu sabra değer miydi?
Şirket, Hindistan’ının batısındaki ‘Madras’ bölgesinin kıyılarını seçip ticari operasyonlarını yönetmek için ilk merkez ve limanını burada kurdu. Yerli pamuğa önem veren şirket işgücünü dokumasında kullandı. Ayrıca baharat ticaretiyle de ilgilenen şirket, 1601 yılında İngiltere’ye ilk olarak karanfil ihraç etmeyi tercih etti.
Karanfil gemileri İngiltere’ye ulaşmasıyla birlikte bu, ağrı kesici özelliğe ve farklı bir lezzete sahip olan  harika bitki altınla eş değer tutulup büyük bir coşkuyla karşılandı. Bu, şirkete, yatırımcıların payları için ödedikleri değerin yaklaşık yüzde 230'una denk gelen inanılmaz derecede yüksek kâr kazandırdı. Bu durum, herkesin gözünde büyüyen mesafelerin göz ardı edilmesine neden oldu.
1700 yılına gelindiğinde, ‘Madras’ bölgesi, nüfusun az olduğu ilkel bir kıyıdan, çoğu işçi ve tüccar olmak üzere 80 binden fazla insanla dolu bir şehir ve hayati bir ticaret merkezine dönüştü. Şirket, Hindistan alt kıtasındaki şehirlerdeki yaşamın doğasını değiştirdi. Şeker, çay ve kahve ile sıcak içecek alışkanlığı yayıldıkça İngiliz yaşamının doğası da değişti.
Gingham, ipek, muslin ve pamuklu kumaşlar, Hint dokumacıların üstün işçiliğinin yanı sıra düşük fiyatların da etkisiyle şirketin o dönemde İngiltere'ye ihraç ettiği en önemli tekstil ürünleri arasına girdi. İngilizler çıldırdı ve her geçen gün büyüyen şirkete muazzam kârların yolunu açan Doğu'dan gelen her şeye hayran oldular.
Şirket büyümeye başladığı ilk dönemde Basra Körfezi dikkatini çekti. Bunun ardından işlerin alanı genişletildi.  Arap bölgelerinde, Muskat ve Basra'da İran’da Şiraz ve İsfahan'da tamamen yeni ticaret merkezleri ve şehirler inşa etti. Şirketin malları pazarı neredeyse işgal ederken inci ticareti ve ihracatı gittikçe arttı.
1647 yılında şirket, Hindistan ve Bengal'deki 23'ten fazla bölgede ticari merkezleri açmaya başladı. Bunlardan en önemlileri Surat, Bombay ve Kalküta idi. Şirket İngiliz çalışanları ve aileleri için entegre bir yaşam sağlama umuduyla modern toplumlar kurmaya önem verdi. Serbest ticarette çalışanlarına büyük rahatlık sağlayarak kâr elde etmeyi devam etti.
18. yüzyılın başında Hindistan hala 200 yıl önce tüm kıtayı yöneten güçlü Babür İmparatorluğu'nun bir parçasıydı ve şirket Hindistan için yeni bir pazar açmayı başardı. Ayrıca mali durumunu usta bir şekilde kurulan imparatorluğun yöneticileriyle denk hale getirdi. Ancak 1707 yılına gelindiğinde beklenmedik bir olay oldu, imparatorluk yavaş yavaş dağıldı. Bu durum kaosa ve birbirine rakip devletlere bölünmeyle sonuçlandı. Tüm bunların ortasında şirket kendini askeri yönden güçlendirmeye başladı. Yıllık bir meblağ ödeme karşılığında, onu Bengal bölgesinde kalıcı olarak vergilerden muaf tutan bir anlaşma imzaladı.
18. yüzyıla gelindiğinde, Doğu Hindistan Şirketi ile Portekizli ve Hollandalı rakipleri arasındaki rekabet tamamen sona ermişti. Ancak bölgenin hazinelerinden ticari bir pay almak isteyenlerin sonuncusu olarak Fransa, Hindistan sahnesinde ortaya çıktı. Bu nedenle Hindistan ve Bengal'de iki ticaret merkezi kurdu. Bunları bölgede güçlendirdi.
İngiliz-Fransız çatışmasının ortasında, Fransızlar, Bengal ve Orissa yöneticileriyle ittifak kurdular. Robert Clive komutasındaki Doğu Hindistan Şirketi ordusu ile aralarında bir dizi çatışma başladı. 1757 Plassey ve 1764 Puscar savaşları şirket açısından ezici bir zaferle ile sonuçlandı. Bu, şirketin Hindistan Yarımadası üzerindeki tam kontrolünün kapısını açtı.
Birkaç yıl içinde, şirket refahının zirvesine ulaştı ve ihracat için yeni bir pazar aramaya başladı. İlk hedef içine kapanık olan Çin’di. Hindistan'ın orta ve kuzey bölgelerinde afyon yetiştirmeye ve daha sonra Çin'e kaçırmaya başladı. Çin'e ilk büyük afyon sevkiyatı 1781'de yapıldı.
Afyon, Çin toplumunda rakipsiz hale geldikçe, şirket ile içine kapanık olan Çin arasındaki gizli ticaretin çarkı döndü. Çinlilerin çoğu bu bitkiye bağımlı hale geldi. Bu, bireylerin üretim düzeyiyle ilgili sorunlara ek olarak ciddi sosyal sorunlara neden oldu. Bu sorunlar, Çin imparatorunu bu ticareti önleme ve takip altına almaya sevk etti.
İngiltere, Çin İmparatorunun bu ticarete karşı direnişinden ve afyon yüklü İngiliz gemilerini yakmasından büyük ölçüde rahatsız oldu. Çin'i, kapılarını zorla afyona açmaya zorlamak için işgal etmeye karar verdi ve bu savaş, 1840 ile 1860 yılları arasında birinci ve ikinci olmak üzere iki savaşa bölünerek onlarca yıl devam etti.
19. yüzyılın başlarında Doğu Hindistan Şirketi’nin 260 bin kişilik bir ordusu vardı. O tarihlerde ki İngiliz ordusundaki asker sayısının iki katı kadardı. Şirket, 60 milyondan daha fazla nüfusu kontrol etmekte ve bunu Londra’daki Leadenhall caddesinde bulunan küçük bir şirket binasından gerçekleştirmekteydi.
100 yıllık hakimiyeti süresince Şirket vahşi bir melez canavar gibi görünüyordu. Şirketin, egemenliği altındaki Hindistan alt kıtasında yaşayan halktan keyfi şekilde vergi toplaması halkın fakirleşmesine neden oldu. Yoksulluğun hakim olduğu ülkede 1770 yılında gerçekleşen kıtlık Bengal şehrinde 10 milyondan fazla insanın ölümüyle sonuçlanan bir felaket yaşanmasına sebep oldu.
Şirket askerlerinin arasında isyanlar çıkmaya başladı. Özellikle Meerut kasabasında bulunan garnizonda çıkan isyan, şirkete ait diğer garnizonlara da kıvılcımlar sıçramasına neden oldu. Sivil halk, Şirketin ülkeyi kötü yönetmesi, sürekli adaletsizlik, fakirlik, ciddi sosyal ve dini sorunları ele almaması nedeniyle şirkete karşı bir isyan başlattı.
Şirket’e karşı başlatılan isyan, tam bir yıl sonra 800 bin Hindistanlının acımasız bir şekilde öldürülmesinin ardından kontrol altına alınabildi. Fakat bu olaylar şirket için bir ölüm fermanı oldu. Britanya krallığı ülkesi için tehdit oluşturan şirketi,  yaşanan olayları bahane ederek hissedarlarının paylarını ödeyerek 1858 yılında kapattı.
Doğu Hindistan Şirketin’in bütün yetkileri, ordusu, toprakları ve bütün mülkleri doğrudan İngiltere Kralı’na devredildi. Hindistan için yeni bir dönem başladı. Bu dönemde Hindistan halkının yetenekleri baltalandı, servetlerini yağmalayan İngilizlerin halk arasında adaletsizliği 15 Ağustos 1947 de ülkenin bağımsızlığını kazanmasına kadar sürdü.
Refahının zirvesinde Doğu Hindistan Şirketi’nin harcamaları İngiliz hükümetinin harcamalarının dörtte birine ulaşmıştı. Şirket rüşvet ve hileyle İngiliz yasama organlarına nüfuz etti. Böylece 1693 yılında parlamento temsilcilerinin dörtte birinden fazlasının şirkette hisseleri vardı.
Şirket, serveti dağıtmak ve yağmalamaktan çok, Hindistan'ın ilkel çehresini bir şekilde modern bir şekilde değiştirdi. Aynı zamanda pek çok insanın alışkanlıklarını ve doğasının değişimine neden oldu. İngiliz dilinin dünya çapında, özellikle de bugün hala yerel bir ikinci dil olarak kullanan Hindistan'da yayılmasına büyük katkıda bulundu.



Bitcoin madenciliği firmalarının yeni sektörü belli oldu

Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)
Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)
TT

Bitcoin madenciliği firmalarının yeni sektörü belli oldu

Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)
Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)

Kripto para madenciliği şirketleri, yapay zeka sektörüne yönelmeye başladı.

BBC'nin haberine göre Bitcoin madenciliği için devasa veri merkezlerine ve güçlü bilgisayarlara yıllarca yatırım yapan şirketler, artık altyapılarını yapay zeka firmalarının kullanımına açıyor.

Yapay zeka şirketlerinin de milyarlarca dolarlık yatırımlarla benzer türde bilgi işlem altyapısına ihtiyaç duyması, bu firmalar için yeni bir gelir kapısı sağladı.

Bitcoin, Ekim 2025'te 124 bin dolarla zirveye ulaştıktan sonra sert düşüş yaşamıştı. Ancak son dönemde yeniden 80 bin dolar bandına yükseldi.

Diğer yandan analizde, kripto para madenciliği firmalarının gelirleri üzerindeki baskının sürdüğüne işaret ediliyor.

TerraWulf, Ionic Digital, Core Scientific, IREN, Bitdeer, Riot Platforms ve Hut 8, yatırımlarını ve altyapılarını yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem alanına açan şirketler arasında yer alıyor.

Riot Platforms, bu ay ABD'li yapay zeka devi Anthropic'le 20 yıl sürecek 9 milyar dolar değerinde bir anlaşma imzalamıştı.

Bitdeer da Anthropic'e bilgi işlem kapasitesi sağlamak üzere 16 yıllık anlaşma yaptığını duyurmuştu.

Kazakistan'da 2020'de büyük bir Bitcoin madenciliği tesisi açan Enegix de dönüşüm sürecinde. Şirketin CEO'su Yerbolsyn Sarsenov, yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem şirketleriyle görüşmeler yürüttüklerini, faaliyetlerinin önemli bir bölümünü bu alanda sürdüreceklerini söylüyor.  

Öte yandan kripto madenciliği tesislerini yapay zeka için yeniden donatmak pahalı bir süreç. Bazı şirketler dönüşümü finanse etmek için Bitcoin varlıklarının bir kısmını satmak zorunda kaldı.

Kripto para analisti Wolfie Zhao, Bitcoin'in son dönemdeki yükselişine rağmen halka açık birçok madencilik şirketinin gelecek dönemde yapay zeka sektörüne ağırlık vermeyi sürdüreceğini savunuyor.

Zhao ayrıca bu firmaların, yapay zeka şirketleriyle uzun sözleşmeler yaptığına ve altyapılarında önemli dönüşümler gerçekleştirdiğine işaret ediyor. Şirketlerin kripto para madenciliğine dönmelerinin zorlaşacağına dikkat çekiyor.

Ancak Bitdeer strateji direktörü Haris Basit, şirketin Bitcoin üretmeye devam edeceğini söylüyor. Birçok işletmenin hem kripto madenciliğini hem de yapay zeka bilgi işlem hizmetlerini birlikte yürüten ikili bir modele yöneleceğini öngörüyor.

Independent Türkçe, BBC, CNBC


ABD, İran'a karşı ekonomi savaşında "Irak modelini" mi uygulayacak?

İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
TT

ABD, İran'a karşı ekonomi savaşında "Irak modelini" mi uygulayacak?

İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)

ABD, İran'a karşı başlattığı ekonomik operasyonda Irak'a yönelik adımların benzerini atabilir.

Reuters'ın analizinde, ABD'nin İran'la ticari ilişkilerini sürdüren ülkeleri dolar merkezli finans sisteminden dışlama yoluna gidebileceği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a "ekonomik can simidi" sağlayan her ülkenin ağır sonuçlarla karşılaşacağı tehdidini savurmuştu. İran Dışişleri Bakanlığı ise Trump yönetiminin "ekonomik terörizm" uyguladığını bildirmişti. 

Analize göre bu durum, İran'ın son yıllardaki başlıca ticaret ortakları Türkiye, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Pakistan ve Umman'ı Washington'ın hedefi haline getirebilir.

ABD yönetimi, 2003'teki Irak işgalinden bu yana Bağdat'ın petrol gelirlerinden elde ettiği dolarlar üzerinde etkili bir kontrol mekanizmasına sahip.

Irak'a ait 100 milyar doları aşkın rezerv ABD'de tutuluyor. Bağdat yönetimi, petrol gelirlerinin ve finans sisteminin işleyişi için büyük ölçüde Washington'a bağımlı durumda.

Beyaz Saray, Irak'a gönderilecek 500 milyon dolarlık nakit sevkıyatını nisanda durdurmuş, ülkedeki İran destekli Şii milisler üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla güvenlik anlaşmalarının bazılarını askıya almıştı.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan Neil Quilliam, ABD'nin uyguladığı baskının Irak'ın İran'la yaptığı finansal işlemleri daha maliyetli hale getirdiğini söylüyor. Irak'ın ABD merkezli finans sistemine kesintisiz erişmek zorunda olduğu için baskıya karşı son derece kırılgan kaldığını vurguluyor.

Quilliam, "Çin veya Türkiye gibi ülkeler daha büyük ekonomilere ve baskıya göğüs gerebilecek daha geniş bir manevra alanına sahip. Irak'ın ise daha az alternatifi ve önemli ölçüde daha az finansal dayanıklılığı var" diyor.

Ancak Washington'ın baskısı, Bağdat'ın Tahran'la ekonomik bağlarını koparmaya yetmedi. Bu da Irak'ı ABD ve İran'a bağımlılığı arasında bir ikileme düşürdü.

Resmi verilere göre Irak'la İran arasındaki ticaret hacmi 2025'te 10 milyar doları aşarken, bunun büyük bölümünü İran'ın Irak'a yaptığı gıda ve tüketim malları ihracatı oluşturdu.

İran, güçlü Şii milisler ve siyasi partiler aracılığıyla Irak'ta askeri, siyasi ve ekonomik nüfuz sahibi. Tahran yönetimi aynı zamanda komşusunu uzun süredir önemli bir ekonomik destek kanalı olarak görüyor. Tahran, Bağdat'la yaptığı ihracat yoluyla döviz elde ederken, komşusunun bankacılık sistemini kullanarak ABD yaptırımlarını aşıyor.

İki ülke arasındaki ticari ilişkilerde enerji sektörü de önemli. Iraklı yetkililere göre Bağdat, elektrik üretiminde kullanılan İran doğalgazı için yılda 4 ila 5 milyar dolar ödüyor. Yetkililer, yeni ABD önlemlerinin bu ödemeleri tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuyor.

Öte yandan Beyaz Saray, yeni yaptırımlar kapsamında hedef alınacak ülkelerin adını açıkça paylaşmadı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazartesi günkü açıklamasında ABD yaptırımlarına uymayan ülkelerin İran gibi izole edileceği tehdidini savurmuştu. Ancak hedef alınacak muhtemel ülkelerin adının neden paylaşılmadığı sorulduğunda "Küresel finans sistemini neden havaya uçurmak isteyeyim ki?" yanıtını vermişti.

Independent Türkçe, Reuters, The Atlantic, Tesnim


Dünyanın en çılgın borsasından 2,5 trilyon dolar nasıl silindi?

Dünya piyasaları, KOSPI'deki sert düşüşü yakından takip etmişti (Reuters)
Dünya piyasaları, KOSPI'deki sert düşüşü yakından takip etmişti (Reuters)
TT

Dünyanın en çılgın borsasından 2,5 trilyon dolar nasıl silindi?

Dünya piyasaları, KOSPI'deki sert düşüşü yakından takip etmişti (Reuters)
Dünya piyasaları, KOSPI'deki sert düşüşü yakından takip etmişti (Reuters)

Güney Kore borsası, yapay zeka patlamasının etkisiyle dünyanın en hızlı yükselen piyasalarından biriyken haftalar içinde sert bir çöküş yaşadı.

Yarı iletken çip üreticileri Samsung Electronics ve SK Hynix öncülüğündeki güçlü yükseliş sayesinde ivmelenen Kore Bileşik Hisse Senedi Fiyat Endeksi (KOSPI) 2025 başından bu yana değerini üçe katlamıştı.

Ancak endeks haziran ve temmuzda 6 hafta içinde yüzde 40 civarında düştü ve yaklaşık 2,5 trilyon dolarlık piyasa değerini kaybetti. KOSPI daha sonra dip seviyesinden yaklaşık yüzde 20 toparlandı.

Wall Street Journal'ın analizinde "dünyanın en çılgın borsası" diye nitelenen piyasadaki çöküşün en büyük mağdurları, endeksteki günlük işlem hacminin yüzde 60 ila 70'ini oluşturan bireysel yatırımcılar oldu.

Güney Kore'de "karıncalar" diye anılan bu yatırımcılar mayısta kullanıma sunulan tek hisseye dayalı kaldıraçlı ETF'ler sayesinde Samsung ve SK Hynix hisselerindeki pozisyonlarını borç ve türev ürünler aracılığıyla iki katına çıkardı. Ancak bu durum, yükseliş sırasında kazançları büyüttüğü gibi düşüşte de kayıpları katladı.

Analize göre yapay zeka talebinin gücüne ilişkin endişeler ve Çinli şirketlerden gelen rekabet, yarı iletken hisselerindeki ralliyi tersine çevirdi.

Seul'de yaşayan 30 yaşındaki İngilizce öğretmeni Yoon Jae-yi, borsada 19 bin dolar kaybettiğini söylüyor. 44 yaşındaki ses mühendisi Yoon Kyung-min ise işinden ayrıldıktan sonra kıdem tazminatının yarısını yarı iletken hisselerine yatırdığını ancak rallinin tersine dönmesiyle bir haftada 7 bin 200 dolar kaybettiğini anlatıyor.

Lee Jae-myung yönetimi yüksek riskli ürünlerin piyasaya sunulmasının önünü açtığı gerekçesiyle yatırımcıların tepkisiyle karşı karşıya. Hükümet daha sonra yeni kaldıraçlı ürünlerin onayını durdurmuş, bunlarla işlem yapmak için gerekli nakit teminatı üç kat artırarak yaklaşık 21 bin dolara çıkarmıştı.

Ülkedeki 14 milyon bireysel yatırımcıyı temsil eden Kore Hissedarlar Birliği'nin başkanı Jung Eui-jung ise hükümetin önlemleri artırmasını talep ediyor:

Dalgalanma gerçekten çok şiddetli. Burası sağlam bir yatırım alanından çok bir kumar masasına, bir kumarhaneye benziyor. 

Jung, tek hisseye dayalı kaldıraçlı ETF'lerin borsadan kaldırılmasını ve ağır kayıplar yaşayan bireysel yatırımcılar için kurtarma önlemleri alınmasını da istiyor.

Seul yönetimi, sermaye piyasası reformlarının da katkısıyla Morgan Stanley Capital International'ın (MSCI) Güney Kore'yi "gelişmiş piyasa" kategorisine yükseltmesini umuyordu.

Ancak MSCI, hazirandaki raporunda ülkenin "gelişmekte olan piyasa" sınıflandırmasını değiştirmemişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNBC