Nabız ölçümüne dayanan bilimsel araştırmaya göre tüm zamanların en korkunç 10 filmi

Yapımcı, senarist ve film yönetmen James Wan'ın listede üç filmi yer aldı ve "Korku Kralı" olarak adlandırıldı (New Line Cinema)
Yapımcı, senarist ve film yönetmen James Wan'ın listede üç filmi yer aldı ve "Korku Kralı" olarak adlandırıldı (New Line Cinema)
TT

Nabız ölçümüne dayanan bilimsel araştırmaya göre tüm zamanların en korkunç 10 filmi

Yapımcı, senarist ve film yönetmen James Wan'ın listede üç filmi yer aldı ve "Korku Kralı" olarak adlandırıldı (New Line Cinema)
Yapımcı, senarist ve film yönetmen James Wan'ın listede üç filmi yer aldı ve "Korku Kralı" olarak adlandırıldı (New Line Cinema)

İnsanların nabzını ölçerek yapılan araştırmaya göre, Lanet (Sinister) en korkunç film seçilirken onu, Ruhlar Seansı (Insidous), Korku Seansı (The Conjuring), Ayin (Hereditary) ve Paranormal Activity takip etti.
Tüm zamanların en korkunç filminin hangisi olduğu sinemaseverlerin sevdiği bir tartışma. Ancak korkunun kişiden kişiye değişmesi, bunun kesin bir cevabı olmasını engelliyor. Bununla birlikte Science of Scare Project (Korku Bilimi Projesi) isimli araştırma, bu konuyu farklı yaşlardaki 50 izleyici üzerinde ölçümler yaparak inceledi.
Forbes'un haberine göre, çalışmada ilk etapta, katılımcılara elektrot takılarak nabızları ölçüldü. Daha sonra, izleyicilerin her birine internetteki listelerde en çok puan alan 50 korku filmi gösterildi. Bu esnada nabızları tekrar takip edildi ve bütün verilerin ortalaması alındı.
Çalışmayı yürüten Daniel Clifford, amaçlarının türün severlerini film aramaktan kurtarıp onlara bilimsel olarak korkunçluğu kanıtlanmış filmleri sunmak olduğunu söyledi. Clifford şu ifadeleri kullandı:
Araştırmamız Science of Scare, insanları Amazon, Netflix ve Shudder gibi yayın platformlarında binlerce filmi aramaya harcadıkları zamandan kurtarmak için, şimdiye kadar yapılmış en bilimsel açıdan korkutucu filmleri bulmalarına yardımcı olmak için tasarlandı.
Katılımcıların normal nabız ortalaması 65 BPM’ken (dakikadaki atım sayısı) 1. sıradaki Sinister’i izlerken bu oran yüzde 32 artışla 86 BPM’e yükseldi. Bu filmdeki izleyiciyi yerinden sıçratan sahnelerde tespit edilen en hızlı nabız 131 BPM olarak ölçüldü.
Insidious ortalama verilerde ikinci sırada bulunmasına rağmen tespit edilen en hızlı nabız 133 BPM’le bu filmde gerçekleşti.
Listedeki en korkunç 10 film şöyle:
Film sırasındaki ortalama nabız / En yüksek nabız
1. Lanet (Sinister) 86 BPM / 131 BPM
2. Ruhlar Seansı (Insidous) 86 BPM / 133 BPM
3. Korku Seansı (The Conjuring) 85 BPM / 129 BPM
4. Ayin (Hereditary) 83 BPM / 109 BPM
5. Paranormal Activity 82 BPM 127 BPM
6. Peşimdeki Şeytan (It Follows) 81 BPM / 93 BPM
7. Korku Seansı 2 (The Conjuring 2) 80 BPM / 120 BPM
8. Karabasan (The Babadook) 80 BPM / 116 BPM
9. Cehenneme Bir Adım (The Descent) 79 BPM / 122 BPM
10. Ziyaret (The Visit) 79 BPM / 100 BPM
 
Independent Türkçe, Forbes



Uzmanlar daha çok yiyerek kilo vermenin yolunu buldu

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Uzmanlar daha çok yiyerek kilo vermenin yolunu buldu

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Yeni yılda bel çevresini inceltmeye kararlı olanlar, kalori alımını kısıtlarken tok kalmanın yollarını bulmakta zorlanabilir.

Ancak uzmanlar, belirli bir besin türü yönünden zengin bir diyetin, kişileri daha fazla meyveyle sebze tüketip yüksek enerjili seçenekleri daha az tercih etmeye yöneltebileceğini açıkladı.

The American Journal of Clinical Nutrition adlı akademik dergide salı günü yayımlanan çalışma, işlenmemiş gıdalardan oluşan bir diyetle beslenen katılımcıların, pirinç, et ve tereyağı gibi yüksek kalorili tam gıda seçeneklerinden ziyade doğal olarak çok daha fazla meyve ve sebze yemeyi tercih ettiğini gösteriyor; bu da kilo vermeye yardımcı olabilir.

Veriler, işlenmemiş gıdalardan oluşan bir diyet uygulayan kişilerin kütlece yüzde 50'den fazla yiyecek tüketebildiğini ancak ultra işlenmiş gıdalardan oluşan bir diyet uygulayanlara göre günde ortalama 330 kalori daha az tükettiğini gösterdi.

Çalışmanın yazarı Profesör Jeff Brunstrom, The Independent'a, "Yüksek kalorili yiyeceklere yönelmemiz uzun zamandır var olan bir argüman" diye konuştu.

Bu, bir tür beslenme zekası sayılabilir. Ancak biz, beslenme zekasının diğer biçimlerini de sergilediğimizi savunuyoruz. Sadece kalori için yemiyoruz ve bu makale, mikro besinlerin de rol oynadığını savunuyor.

Araştırmacılar, ultra işlenmiş gıdalar açısından zengin bir diyetin aşırı kalori alımına ve kilo artışına nasıl yol açabileceğini ilk kez ortaya koyan 2019 tarihli bir çalışmanın verilerini yeniden analiz etti.

Sadece doğal gıdalarla beslenen kişilerin, makarna ve krema gibi daha kalorili seçenekler yerine sürekli olarak meyve ve sebze yemeyi tercih ettiklerini buldular.

Bilim insanlarına göre bunun nedeni, vücudumuzun bizi mikro besinler açısından zengin gıdaları seçmeye teşvik eden yerleşik bir "beslenme zekasına" sahip olması.

Profesör Brunstrom, The Independent'a yaptığı açıklamada, "Sağlıklı, işlenmemiş bir diyetle beslendiğimizde, bir anlamda iki sisteme hizmet ediyoruz" dedi.

Kalori için yiyoruz, ancak muhtemelen yüksek mikro besinli gıdalara da yöneliyoruz.

Profesör Brunstrom, bazı mikro besin ihtiyaçlarını karşılamak için kalori açısından zengin bir porsiyon işlenmiş gıda tüketilmesi gerekebileceğini ancak daha doğal bir diyette makro besinlerle kaloriler arasında bir "gerilim" olduğunu ve bu durumun tükettiğimiz kalori miktarını "frenlediğini" ekledi.

Örneğin, aşırı işlenmiş gıdalarla beslenenler A vitamininin çoğunu kızarmış ekmek çubuklarından ve pankeklerden alırken, işlenmemiş gıdalarla beslenenler bu vitamini ıspanak ve havuçtan alıyordu.

Profesör Brunstrom, "Makale, işlenmemiş gıdalarla beslenenlerin, bu gerilim nedeniyle kütlece daha fazla yiyecek tüketmemize ancak daha az kalori almamıza olanak tanıyan özel bir yanı olduğu hipotezini ortaya koymaya çalışıyor" dedi.

Sorunun asıl kaynağı aşırı yemek olmayabilir. Nitekim araştırmamız, doğal gıda diyeti uygulayanların, işlenmiş gıda diyeti uygulayanlara göre çok daha fazla yemek yediğini açıkça gösterdi. Ancak gıdaların besin bileşimi seçimleri etkiliyor ve ultra işlenmiş gıdaların insanları daha yüksek kalorili seçeneklere yönlendirdiği görülüyor; bu da çok daha düşük miktarlarda bile aşırı enerji alımına ve dolayısıyla obeziteye yol açabilir.

Independent Türkçe


"Sharktober" örüntüsü onlarca yıllık verilerle doğrulandı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

"Sharktober" örüntüsü onlarca yıllık verilerle doğrulandı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Hawaii sularında kaplan köpekbalığı saldırıları her ekimde hızlı bir artış gösteriyor ve kaydedilen tüm ısırıkların beşte birine varan kısmı bu ay görülüyor. Bu, onlarca yıl boyunca toplanan verilerin yeni bir analiziyle ortaya çıktı.

Gayri resmi olarak "Köpekbalığı Ekimi" (Sharktober) diye anılan bu belirgin örüntüden anekdot niteliğindeki bilgilere dayanarak şüpheleniliyordu ancak kesin kanıtlar azdı.

Şimdiyse araştırmacılar 1995'ten 2024'e kadar Hawaii'deki kaplan köpekbalığı ısırıklarına ilişkin verileri analiz ederek bu örüntüyü doğruladı.

Bulgular, ekimdeki ısırık olaylarındaki hızlı artışın esasen kaplan köpekbalıklarının mevsimsel hareketlerinden ve biyolojik ihtiyaçlarından geldiğini doğruluyor; bu ayda köpekbalığı saldırılarının en az üçte ikisi kaplan köpekbalıklarından kaynaklanıyor.

Frontiers in Marine Science adlı akademik dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Carl G. Meyer, "Ekimdeki hızlı artış gerçek ve istatistiksel açıdan önemli ancak genel risk hâlâ çok düşük" dedi.

Hawaii Üniversitesi'nin Manoa kampüsünden deniz biyoloğu Dr. Meyer, "Bu örüntü, suda daha fazla insan olmasından değil, kaplan köpekbalığı biyolojisinden kaynaklanıyor gibi görünüyor" diye açıkladı.

Görsel kaldırıldı.
Dişi kaplan köpekbalığı (Cory Fults)

Bilim insanları, kaplan köpekbalıklarının ekimde ana Hawaii Adaları'nın kıyı sularında görülme ihtimalinin daha fazla olduğunu belirtti. Çalışmaya göre ekimdeki bu hızlı artış kaplan köpekbalığının üreme döngüsüyle bağlantılı.

Araştırmacılar, kaplan köpekbalıklarının eylül ve ekimde, yetişkin dişilerin kıyıya yakın habitatlarda bolca bulunduğu dönemde çok sayıda yavru doğurduğunu söyledi.

Bu aylarda ayrıca, olgun dişilerin Kuzeybatı Hawaii Adaları'ndan ana Hawaii Adaları'na kısmi göçü de görülüyor.

Bu kadar fazla yavru doğurmak köpekbalıkları için enerji açısından yorucu olabilir ve doğum sonrası dişilerin aktif avlanma motivasyonunu artırabilir.

Bilim insanları çalışmada, "Bu mevsimsel eğilim, ekoturizm alanlarındaki en yüksek kaplan köpekbalığı gözlemleriyle ve olgun dişilerin Kuzeybatı Hawaii Adaları'ndan kısmi göçüyle örtüşüyor" diye yazdı.

Araştırmacılar, "Yavrulama mevsiminde hamileliğinin ileri dönemindeki dişi köpekbalıklarının ana Hawaii Adaları kıyı şeridi sularına geçici olarak akın etmesi, özellikle bu bireylerin daha yoğun beslenme aktivitesi göstermesi durumunda, insanlarla karşılaşma ve ısırık vakalarının olasılığını artırabilir" diye yazdılar.

Araştırmacılar, risk azaltma stratejilerini iyileştirmek için bu olgunun ana etkenlerini araştırmak üzere daha fazla çalışma yapılmasını öneriyor.

Üreme durumunun mevsimsel ısırık modellerinin etkeni olup olmadığını daha fazla test etmek için, kıyıya yakın köpekbalıklarının gebelik durumunu belirlemek amacıyla invaziv olmayan ultrason tekniklerinin kullanılmasını tavsiye ediyorlar.

Bilim insanları, "Bu bulgular, mevsimsel köpekbalığı ısırığı riskine ilişkin ekolojik bir bakış açısı sağlıyor ve daha fazla araştırma gerektiren potansiyel biyolojik etkenleri vurguluyor" diye yazdılar.

Araştırmacılar, bulguların Hawaii kıyılarına gelen ziyaretçilerin bilinçli kararlar almasını sağlamasını, farkındalığı ve birlikte yaşamı desteklemesini umuyor.

Ziyaretçilerin bu ay boyunca daha dikkatli olmalarını tavsiye ediyorlar. Dr. Meyer, "Riskin biraz yükseldiğini anlamak, insanların korku dolu değil, bilinçli seçimler yapmasına yardımcı olur" dedi.

Independent Türkçe


Yıldız ismin yeni filmi Sundance'te ayakta alkışlandı

Rashida Jones ve Will McCormack'in senaryosundan Olivia Wilde'ın yönettiği The Invite, Joe ve Angela çiftinin kırılgan evliliğini merkezine alıyor (Sundance Film Festival)
Rashida Jones ve Will McCormack'in senaryosundan Olivia Wilde'ın yönettiği The Invite, Joe ve Angela çiftinin kırılgan evliliğini merkezine alıyor (Sundance Film Festival)
TT

Yıldız ismin yeni filmi Sundance'te ayakta alkışlandı

Rashida Jones ve Will McCormack'in senaryosundan Olivia Wilde'ın yönettiği The Invite, Joe ve Angela çiftinin kırılgan evliliğini merkezine alıyor (Sundance Film Festival)
Rashida Jones ve Will McCormack'in senaryosundan Olivia Wilde'ın yönettiği The Invite, Joe ve Angela çiftinin kırılgan evliliğini merkezine alıyor (Sundance Film Festival)

Olivia Wilde, Sundance Film Festivali'nde yeni filmiyle alkış topladı.

Wilde'ın hem yönetmen koltuğunda oturduğu hem de başrolde yer aldığı The Invite, dün (24 Ocak) Sundance'te ilk kez seyirciyle buluştu.

San Francisco'daki bir dairede geçen ve komediyle dramı harmanlayan film, Utah eyaletinin Park City kentindeki Eccles salonunda, sektörün ağır isimlerinin de izlediği tıklım tıklım gösterimde büyük beğeni topladı.

"Hayalimiz, filmi tam da burada, sizlerin karşısında ilk kez göstermekti" diyen Wilde, festivalin geçen yıl hayatını kaybeden kurucusu Robert Redford'u da anmayı ihmal etmedi.

Filmde 41 yaşındaki Wilde'ın yanı sıra Seth Rogen, Penelope Cruz ve Edward Norton da rol alıyor.

107 dakikalık film, beceriksiz ve birbirine ince ince bilenmiş bir çiftin (Wilde ve Rogen), özgür ruhlu yeni komşularını (Cruz ve Norton) ağırlamasını konu alıyor. Pasif-agresif atışmalar, yiyecek alerjileri, bir "swinger" sürprizi, halı fetişlerine uzanan tuhaflıklar salonu kahkahaya boğdu. Öte yandan evlilikten tanıdık anları yakalayan sahneler, aynı anda duygusal bir karşılık da buldu.

Jeneriklerin ardından Wilde yeniden sahneye çıktı; salon onu ayakta alkışladı. Gözyaşlarını silen Wilde, seyirciden oturmasını rica etti, ardından sahneye Rogen'ı, Norton'ı, görüntü yönetmenini, teknik ekibini ve senaryo ortak yazarı Will McCormack'i çağırdı.

Kapanış söyleşisinde program direktörü Kim Yutani, "Komediyle doğal duyguyu nasıl dengeliyorsunuz?" diye sordu. Wilde'ın yanıtı şöyleydi:

Bilge birinin şöyle söylediğini duymuştum: 'İnsan, gülerken en savunmasız halindedir.' Bence bu ekibin en güzel yanı da insanları o yolculuğa çıkarabilmek; onları güldürmek, rahatlatmak ve sonra bir anda midenize yumruk gibi oturan bir duyguya götürmek.

Edward Norton ise Wilde'ın Ezberci İnekler (Booksmart) ve Dert Etme Sevgilim'den (Don't Worry Darling) sonraki üçüncü yönetmenlik çalışmasını övdü:

Seth'le ben de oynadığımız filmleri yönetmiş insanlarız. İster istemez bir noktada 'Bu berbat bir karardı' dediğiniz anlar olur. Olivia'nın hem o performansı verip hem de bizi yönetirken sergilediği zarafet ve bilgeliği abartmadan anlatmak zor.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter