Libyalı taraflar Cenevre’de kalıcı ateşkes anlaşması imzaladılar

BM yetkilisi Stephanie Williams, 23 Ekim’de Cenevre’de LUO heyeti başkanı Tümgeneral Amir Muhammed el-Amami (solda) ve UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme arasında arabuluculuk yaptı. (EPA)
BM yetkilisi Stephanie Williams, 23 Ekim’de Cenevre’de LUO heyeti başkanı Tümgeneral Amir Muhammed el-Amami (solda) ve UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme arasında arabuluculuk yaptı. (EPA)
TT

Libyalı taraflar Cenevre’de kalıcı ateşkes anlaşması imzaladılar

BM yetkilisi Stephanie Williams, 23 Ekim’de Cenevre’de LUO heyeti başkanı Tümgeneral Amir Muhammed el-Amami (solda) ve UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme arasında arabuluculuk yaptı. (EPA)
BM yetkilisi Stephanie Williams, 23 Ekim’de Cenevre’de LUO heyeti başkanı Tümgeneral Amir Muhammed el-Amami (solda) ve UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme arasında arabuluculuk yaptı. (EPA)

Libya Ulusal Ordusu (LUO) ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri gelecek ay Tunus’un başkentinde yapılacak görüşmelerin önünü açan bir adımla, 23 Ekim’de, uluslararası, bölgesel ve yerel destek ile ülkenin dört bir yanında ‘kalıcı ateşkes’ hususunda uzlaşı sağladıklarını açıkladılar. 23 Ekim’de aynı saatlerde Trablus’taki (batıda) Mitiga Uluslararası Havalimanı’ndan Bingazi’deki (doğuda) Benine Uluslararası Havalimanı’na ilk ticari uçuş gerçekleşti.
İsviçre’nin Cenevre kentindeki 5+5 ortak askeri komitesinin görüşmelerine katılan LUO ve UMH heyetleri tarafından anlaşma imzalanması hususunda görüşmelerin başlamasıyla birlikte 23 Ekim sabahından bu yana Libya çevrelerine barış dili hakim.
Heyet, imza törenine ilişkin olarak sosyal medya üzerinden yaklaşık 10 dakikalık bir canlı yayın gerçekleştirdi. Ardından Libyalı taraflar, anlaşma metinlerini imzaladıktan sonra kararı ayakta alkışladı. Tören, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) genel merkezinde gerçekleşti. Libya heyetleri ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilci Vekili Stephanie Williams imzalanan anlaşma ile poz verdiler.
BM misyonu, Libyalılara askeri komitenin ulaştığı ‘tarihi başarıyı’ müjdelerken Williams da düzenlediği basın toplantısında Libya’da çatışan tarafların ‘ateşkes anlaşması imzaladığını’ duyurdu. LUO ve UMH’yi temsil eden iki askeri heyetin başkanlarına hitaben, “Burada başardığınız ve cesaret gerektiren adımlarınızdan dolayı sizi tebrik etmek istiyorum” dedi.
Williams, söz konusu uzlaşıyı ‘Libya halkı için güzel bir gün’ olarak nitelendirirken, anlaşmanın hemen yürürlüğe gireceğine dikkat çekti. “İki eksendeki (Sirte ve Cufra) savaş cephelerinde toplanan tüm güçlerin üslerine geri dönmeleri hususunda uzlaşı sağlandı” diyerek tüm paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların ülkeyi terk edeceğini bildirdi.
Stephanie Williams sözlerine şöyle devam etti:
“Taraflar, cephedeki tüm askeri birliklerin ve silahlı grupların kamplarına dönmeleri ve ortak bir askeri kuvvet oluşturulması konusunda anlaştılar. Buna tüm paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların bugünden itibaren en fazla üç ay içinde tüm Libya topraklarından, karadan, havadan ve denizden ayrılması eşlik edecek. Ateşkes, BM tarafından belirlenmiş terörist gruplarla mücadeleyi kapsamıyor.”
Williams, alt komitelerin çalışmalarını da somutlaştırarak söz konusu anlaşmada yer alan yükümlülüklerin uygulanması çağrısı yaptı. “Libya halkına izolasyonuna yol açtığı pek çok zorluğu hafifletmek ve onlara daha iyi bir gelecek salamak üzere mümkün olduğunca hızlı şekilde çalışmaya devam etmek önemlidir” dedi.
Stephanie Williams, iyimserlik dozunu artırırken, ayrıca Ras Lanuf ve Sidre petrol tesislerinin yakın gelecekte üretime devam etmeye hazır olacağına dair iyi göstergeler olduğunu söyledi.
Söz konusu anlaşma, misyon tarafından desteklenen Siyasi Diyalog Forumu’nu 9 Kasım’a hazırlamak amacıyla gelecek hafta Tunus’ta yapılacak hazırlık toplantıları öncesinde BM’deki beş günlük görüşmelerin ardından geldi.
LUO Genel Komutanlığı heyeti başkanı Tümgeneral Muhammed el-Amimi anlaşmaya bağlı olacağı sözü verdi. 23 Ekim’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Amimi şunları söyledi:
“Başardıklarımızdan memnunuz ve bu görüşmelerle tüm Libyalıların arzuladıkları şeyi, barış ruhunu yayarak başardık. Üzerinde uzlaşı sağlanan koşulların uygulanmasına da destek olacağız.”
UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme, anlaşmanın ‘Libya’daki kanı durduracak temel çözüm olduğunu’ kaydetti. Ebu Şahme, Libyalı siyasetçileri ‘siyasi ve askeri istikrar sağlanana kadar birlik olmaya’ çağırıdı. Anlaşmanın ülkeyi istikrara kavuşturacağına dikkat çekti.
“Yeterince acı çektik ve kan döktük. Şu anda Libya halkı değişimin gerçekleşmesini bekliyor. Tüm Libya topraklarında, özellikle de güneydeki acılar sona erecek” diyen Ahmed Ebu Şahme, “Libya ordusu subayları, askeri kurumu yeniden inşa etmek için çaba gösterecek ve ülkede güvenlik ve istikrarı bozmak isteyenlerle mücadele edilecek” ifadelerini kullandı.
UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac da anlaşmaya ilişkin olarak 23 Ekim’de, 17 Şubat Devrimi’nin yıl dönümünde yaptığı açıklamada “Umarım kalıcı ateşkes anlaşmasının imzalanması, kanın durmasına, vatandaşların acılarının dinmesine, ekonomik ve siyasi müzakerelerin başarıya ulaşmasına vesile olur” değerlendirmesinde bulundu.
Arap, uluslararası ve yerel taraflar da anlaşmaya övgüde bulundu. Suudi Arabistan, Libya Ortak Askeri Komiteleri tarafından ateşkes anlaşmasının imzalanmasını memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Dışişleri Bakanlığı, SPA’ya yaptığı açıklamada ülkenin siyasi ve ekonomik süreçlerdeki anlayışları başarıya ulaşmasının önünü açmak için anlaşmaya varma arzusunu dile getirdi. Bakanlık, “Böylece Libya ve kardeş halkı için güvenlik, barış, egemenlik ve istikrar sağlayan yeni bir dönemin başlangıcına katkı sağlanabilir” ifadelerini kullandı.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği de Libya anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Anlaşmanın Libya halkı için siyasi ve ekonomik istikrarla yeni bir dönemin başlamasına katkı sağlayacağı yönündeki umudunu dile getirdi.
Diğer yandan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt da Libya anlaşmasını memnuniyetler karşıladığını belirtti. Anlaşmayı ‘ülkenin her yerinde güvenlik ve istikrarı kanıtlayacak büyük bir ulusal başarı’ olarak nitelendirdi. Arap Birliği Genel Sekreteri, 23 Ekim’de yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
“Libyalı kardeşler, Libya krizini diğer tüm yollarla çözmek için özellikle BM misyonunun katıldığı ve sponsorluğunu yaptığı Libya Siyasi Diyalog Forumu’na hazırlık olarak bundan yararlanmalıdır.” 
Aynı şekilde Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Hafız da 23 Ekim’de yaptığı açıklamayla anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu. “Bugün elde edilen başarı, geçen eylül sonunda Mısır’ın Hurgada şehrinin ev sahipliği yaptığı ilk doğrudan toplantının devamı olarak geldi” diyen Sözcü, Libya ordusunun ön saflarda sükuneti sürdürmeye ve gerilimi önlemeye yönelik uzlaşısını takdir etti.
AFP’nin haberine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 23 Ekim’de iki tarafın Libya anlaşmazlığına dair imzaladığı ‘kalıcı’ ateşkesin ‘güvenilirliğini’ ve devamlılığını’ sorguladı.
UMH’ye destek veren Erdoğan, “Ateşkes anlaşması, en üst düzeyde bir ateşkes değil. Bunun kalıcılığı ne kadar olur, zaman gösterecek” diyerek anlaşmanın güvenilirlikten yoksun olduğuna inandığını kaydetti.
Erdoğan, Libya’da ilan edilen anlaşmayı, Azerbaycan ve Ermenistan arasında son haftalarda Dağlık Karabağ’da ilan edilen ancak daha sonra ihlal edilen benzer anlaşmalarla karşılaştırdı.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Siyasi diyalogun yeniden başlaması için kalıcı bir ateşkes anlaşması şarttır” diyerek söz konusu anlaşmanın uygulanmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Libya’daki Fransız Büyükelçiliği de Libya’da kalıcı ateşkesin imzalanmasını memnuniyetle karşıladı. Facebook üzerinden 23 Ekim’de açıklama yapan Büyükelçilik, “Tüm Libyalı vatandaşlar için bu tarihi anlaşmanın taraflarını tebrik ediyoruz. Libyalılar arasındaki doğrudan görüşmelerin başarısı, Libya egemenliğinin dış müdahale karşısında üstünlüğünü doğruluyor” dedi.
Libyalı Milletvekili Salih Kalma anlaşmayı, ‘doğru yönde atılmış bir adım’ olarak nitelendirirken Libyalı siyasi analist Abdulazim el-Bişti de ülkedeki krizi çözmek için taraflar arasında ‘uzlaşıya, daha iyi, ciddi ve sağlam anlayışlara ulaşma yoluna’ girildiğini kaydetti. Bişti, “Umudumuz, seçilmiş bir devlet başkanının otoritesi altındai, hayalini kurduğumuz demokratik sivil devletin temellerinin inşa edilmesidir” ifadelerini kullandı. Analist, ‘parlamento seçimleri ve anayasa referandumu da dahil olmak üzere atılan bu adımların, onları takip eden ve tüm tarafları sonuçlarını kabul etmeye mecbur eden BM gözetiminde yapılması gerektiğine’ dikkat çekti.
Libya’nın doğusundaki yetkililer, gelecek günlerde Sirte Limanı’ndan petrol ihracatına devam etmeye hazırlanıyor. Bu çerçevede 23 Ekim sabahı Trablus’taki Mitiga Uluslararası Havalimanı’dan ülkenin doğusundaki Bingazi’de bulunan Benine Uluslararası Havalimanı’na yaklaşık 2,5 yıldan bu yana bir ticari uçuş gerçekleşti. Ekim ayı ortalarında da aynı rotada bir sefer düzenlenmişti.
Serrac, geçen perşembe günü İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ile Libya krizinin siyasi çözümüne ilişkin olarak Roma’da bir araya geldi. İtalya hükümeti, Berlin sürecinde Libya krizini çözmek için öngörülen yol haritasına desteğini dile getirdi.
UMH Savunma Bakanı Salah Nimruş, Türkiye’nin Libya’da doğrudan veya dolaylı olarak askeri destek sağladığı yönündeki iddiaları yalanladı. Ayrıca bu konuda herhangi bir anlaşma imzalanmadığına dikkat çekti.
23 Ekim’de DPA’ya konuşan Nimruş şunları söyledi:
“Ancak yardım talebimize yanıt veren tek ülke olduğu için Türkiye’nin ticari yatırımlar açısından öncelikli olacağı kesindir. Diğer ülkeler, dünya tarafından tanınan meşru bir hükümet tarafından sunulmasına rağmen bu talebi dikkate almadılar.”



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.