Libyalı taraflar Cenevre’de kalıcı ateşkes anlaşması imzaladılar

BM yetkilisi Stephanie Williams, 23 Ekim’de Cenevre’de LUO heyeti başkanı Tümgeneral Amir Muhammed el-Amami (solda) ve UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme arasında arabuluculuk yaptı. (EPA)
BM yetkilisi Stephanie Williams, 23 Ekim’de Cenevre’de LUO heyeti başkanı Tümgeneral Amir Muhammed el-Amami (solda) ve UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme arasında arabuluculuk yaptı. (EPA)
TT

Libyalı taraflar Cenevre’de kalıcı ateşkes anlaşması imzaladılar

BM yetkilisi Stephanie Williams, 23 Ekim’de Cenevre’de LUO heyeti başkanı Tümgeneral Amir Muhammed el-Amami (solda) ve UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme arasında arabuluculuk yaptı. (EPA)
BM yetkilisi Stephanie Williams, 23 Ekim’de Cenevre’de LUO heyeti başkanı Tümgeneral Amir Muhammed el-Amami (solda) ve UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme arasında arabuluculuk yaptı. (EPA)

Libya Ulusal Ordusu (LUO) ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri gelecek ay Tunus’un başkentinde yapılacak görüşmelerin önünü açan bir adımla, 23 Ekim’de, uluslararası, bölgesel ve yerel destek ile ülkenin dört bir yanında ‘kalıcı ateşkes’ hususunda uzlaşı sağladıklarını açıkladılar. 23 Ekim’de aynı saatlerde Trablus’taki (batıda) Mitiga Uluslararası Havalimanı’ndan Bingazi’deki (doğuda) Benine Uluslararası Havalimanı’na ilk ticari uçuş gerçekleşti.
İsviçre’nin Cenevre kentindeki 5+5 ortak askeri komitesinin görüşmelerine katılan LUO ve UMH heyetleri tarafından anlaşma imzalanması hususunda görüşmelerin başlamasıyla birlikte 23 Ekim sabahından bu yana Libya çevrelerine barış dili hakim.
Heyet, imza törenine ilişkin olarak sosyal medya üzerinden yaklaşık 10 dakikalık bir canlı yayın gerçekleştirdi. Ardından Libyalı taraflar, anlaşma metinlerini imzaladıktan sonra kararı ayakta alkışladı. Tören, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) genel merkezinde gerçekleşti. Libya heyetleri ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilci Vekili Stephanie Williams imzalanan anlaşma ile poz verdiler.
BM misyonu, Libyalılara askeri komitenin ulaştığı ‘tarihi başarıyı’ müjdelerken Williams da düzenlediği basın toplantısında Libya’da çatışan tarafların ‘ateşkes anlaşması imzaladığını’ duyurdu. LUO ve UMH’yi temsil eden iki askeri heyetin başkanlarına hitaben, “Burada başardığınız ve cesaret gerektiren adımlarınızdan dolayı sizi tebrik etmek istiyorum” dedi.
Williams, söz konusu uzlaşıyı ‘Libya halkı için güzel bir gün’ olarak nitelendirirken, anlaşmanın hemen yürürlüğe gireceğine dikkat çekti. “İki eksendeki (Sirte ve Cufra) savaş cephelerinde toplanan tüm güçlerin üslerine geri dönmeleri hususunda uzlaşı sağlandı” diyerek tüm paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların ülkeyi terk edeceğini bildirdi.
Stephanie Williams sözlerine şöyle devam etti:
“Taraflar, cephedeki tüm askeri birliklerin ve silahlı grupların kamplarına dönmeleri ve ortak bir askeri kuvvet oluşturulması konusunda anlaştılar. Buna tüm paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların bugünden itibaren en fazla üç ay içinde tüm Libya topraklarından, karadan, havadan ve denizden ayrılması eşlik edecek. Ateşkes, BM tarafından belirlenmiş terörist gruplarla mücadeleyi kapsamıyor.”
Williams, alt komitelerin çalışmalarını da somutlaştırarak söz konusu anlaşmada yer alan yükümlülüklerin uygulanması çağrısı yaptı. “Libya halkına izolasyonuna yol açtığı pek çok zorluğu hafifletmek ve onlara daha iyi bir gelecek salamak üzere mümkün olduğunca hızlı şekilde çalışmaya devam etmek önemlidir” dedi.
Stephanie Williams, iyimserlik dozunu artırırken, ayrıca Ras Lanuf ve Sidre petrol tesislerinin yakın gelecekte üretime devam etmeye hazır olacağına dair iyi göstergeler olduğunu söyledi.
Söz konusu anlaşma, misyon tarafından desteklenen Siyasi Diyalog Forumu’nu 9 Kasım’a hazırlamak amacıyla gelecek hafta Tunus’ta yapılacak hazırlık toplantıları öncesinde BM’deki beş günlük görüşmelerin ardından geldi.
LUO Genel Komutanlığı heyeti başkanı Tümgeneral Muhammed el-Amimi anlaşmaya bağlı olacağı sözü verdi. 23 Ekim’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Amimi şunları söyledi:
“Başardıklarımızdan memnunuz ve bu görüşmelerle tüm Libyalıların arzuladıkları şeyi, barış ruhunu yayarak başardık. Üzerinde uzlaşı sağlanan koşulların uygulanmasına da destek olacağız.”
UMH heyeti başkanı Tümgeneral Ahmed Ebu Şahme, anlaşmanın ‘Libya’daki kanı durduracak temel çözüm olduğunu’ kaydetti. Ebu Şahme, Libyalı siyasetçileri ‘siyasi ve askeri istikrar sağlanana kadar birlik olmaya’ çağırıdı. Anlaşmanın ülkeyi istikrara kavuşturacağına dikkat çekti.
“Yeterince acı çektik ve kan döktük. Şu anda Libya halkı değişimin gerçekleşmesini bekliyor. Tüm Libya topraklarında, özellikle de güneydeki acılar sona erecek” diyen Ahmed Ebu Şahme, “Libya ordusu subayları, askeri kurumu yeniden inşa etmek için çaba gösterecek ve ülkede güvenlik ve istikrarı bozmak isteyenlerle mücadele edilecek” ifadelerini kullandı.
UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac da anlaşmaya ilişkin olarak 23 Ekim’de, 17 Şubat Devrimi’nin yıl dönümünde yaptığı açıklamada “Umarım kalıcı ateşkes anlaşmasının imzalanması, kanın durmasına, vatandaşların acılarının dinmesine, ekonomik ve siyasi müzakerelerin başarıya ulaşmasına vesile olur” değerlendirmesinde bulundu.
Arap, uluslararası ve yerel taraflar da anlaşmaya övgüde bulundu. Suudi Arabistan, Libya Ortak Askeri Komiteleri tarafından ateşkes anlaşmasının imzalanmasını memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Dışişleri Bakanlığı, SPA’ya yaptığı açıklamada ülkenin siyasi ve ekonomik süreçlerdeki anlayışları başarıya ulaşmasının önünü açmak için anlaşmaya varma arzusunu dile getirdi. Bakanlık, “Böylece Libya ve kardeş halkı için güvenlik, barış, egemenlik ve istikrar sağlayan yeni bir dönemin başlangıcına katkı sağlanabilir” ifadelerini kullandı.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği de Libya anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Anlaşmanın Libya halkı için siyasi ve ekonomik istikrarla yeni bir dönemin başlamasına katkı sağlayacağı yönündeki umudunu dile getirdi.
Diğer yandan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt da Libya anlaşmasını memnuniyetler karşıladığını belirtti. Anlaşmayı ‘ülkenin her yerinde güvenlik ve istikrarı kanıtlayacak büyük bir ulusal başarı’ olarak nitelendirdi. Arap Birliği Genel Sekreteri, 23 Ekim’de yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
“Libyalı kardeşler, Libya krizini diğer tüm yollarla çözmek için özellikle BM misyonunun katıldığı ve sponsorluğunu yaptığı Libya Siyasi Diyalog Forumu’na hazırlık olarak bundan yararlanmalıdır.” 
Aynı şekilde Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Hafız da 23 Ekim’de yaptığı açıklamayla anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu. “Bugün elde edilen başarı, geçen eylül sonunda Mısır’ın Hurgada şehrinin ev sahipliği yaptığı ilk doğrudan toplantının devamı olarak geldi” diyen Sözcü, Libya ordusunun ön saflarda sükuneti sürdürmeye ve gerilimi önlemeye yönelik uzlaşısını takdir etti.
AFP’nin haberine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 23 Ekim’de iki tarafın Libya anlaşmazlığına dair imzaladığı ‘kalıcı’ ateşkesin ‘güvenilirliğini’ ve devamlılığını’ sorguladı.
UMH’ye destek veren Erdoğan, “Ateşkes anlaşması, en üst düzeyde bir ateşkes değil. Bunun kalıcılığı ne kadar olur, zaman gösterecek” diyerek anlaşmanın güvenilirlikten yoksun olduğuna inandığını kaydetti.
Erdoğan, Libya’da ilan edilen anlaşmayı, Azerbaycan ve Ermenistan arasında son haftalarda Dağlık Karabağ’da ilan edilen ancak daha sonra ihlal edilen benzer anlaşmalarla karşılaştırdı.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Siyasi diyalogun yeniden başlaması için kalıcı bir ateşkes anlaşması şarttır” diyerek söz konusu anlaşmanın uygulanmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Libya’daki Fransız Büyükelçiliği de Libya’da kalıcı ateşkesin imzalanmasını memnuniyetle karşıladı. Facebook üzerinden 23 Ekim’de açıklama yapan Büyükelçilik, “Tüm Libyalı vatandaşlar için bu tarihi anlaşmanın taraflarını tebrik ediyoruz. Libyalılar arasındaki doğrudan görüşmelerin başarısı, Libya egemenliğinin dış müdahale karşısında üstünlüğünü doğruluyor” dedi.
Libyalı Milletvekili Salih Kalma anlaşmayı, ‘doğru yönde atılmış bir adım’ olarak nitelendirirken Libyalı siyasi analist Abdulazim el-Bişti de ülkedeki krizi çözmek için taraflar arasında ‘uzlaşıya, daha iyi, ciddi ve sağlam anlayışlara ulaşma yoluna’ girildiğini kaydetti. Bişti, “Umudumuz, seçilmiş bir devlet başkanının otoritesi altındai, hayalini kurduğumuz demokratik sivil devletin temellerinin inşa edilmesidir” ifadelerini kullandı. Analist, ‘parlamento seçimleri ve anayasa referandumu da dahil olmak üzere atılan bu adımların, onları takip eden ve tüm tarafları sonuçlarını kabul etmeye mecbur eden BM gözetiminde yapılması gerektiğine’ dikkat çekti.
Libya’nın doğusundaki yetkililer, gelecek günlerde Sirte Limanı’ndan petrol ihracatına devam etmeye hazırlanıyor. Bu çerçevede 23 Ekim sabahı Trablus’taki Mitiga Uluslararası Havalimanı’dan ülkenin doğusundaki Bingazi’de bulunan Benine Uluslararası Havalimanı’na yaklaşık 2,5 yıldan bu yana bir ticari uçuş gerçekleşti. Ekim ayı ortalarında da aynı rotada bir sefer düzenlenmişti.
Serrac, geçen perşembe günü İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ile Libya krizinin siyasi çözümüne ilişkin olarak Roma’da bir araya geldi. İtalya hükümeti, Berlin sürecinde Libya krizini çözmek için öngörülen yol haritasına desteğini dile getirdi.
UMH Savunma Bakanı Salah Nimruş, Türkiye’nin Libya’da doğrudan veya dolaylı olarak askeri destek sağladığı yönündeki iddiaları yalanladı. Ayrıca bu konuda herhangi bir anlaşma imzalanmadığına dikkat çekti.
23 Ekim’de DPA’ya konuşan Nimruş şunları söyledi:
“Ancak yardım talebimize yanıt veren tek ülke olduğu için Türkiye’nin ticari yatırımlar açısından öncelikli olacağı kesindir. Diğer ülkeler, dünya tarafından tanınan meşru bir hükümet tarafından sunulmasına rağmen bu talebi dikkate almadılar.”



Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare

Sahadaki kaynaklar, Hadramut Valisi ve Güvenlik Komitesi Başkanı’nın komutasındaki Vatan Kalkanı güçlerinin, El-Haşa bölgesinde bulunan stratejik 37. Tugay Kampı’nın kontrolünü ele geçirdiğin doğruladı.

Sahadaki kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından El-Haşa Kampı’nda tam kontrol sağladığını, GGK unsurlarının ise geri çekildiğini bildirdi.

Aynı kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin kamp çevresindeki bölgeleri güven altına almak için  operasyonların sürdürdüğünü aktardı.

Hadramutlu askerî kaynaklara göre, GGK güçleri, olası hava saldırılarından endişe duydukları için erken saatlerden itibaren kampın çevresindeki bazı noktalarda konuşlanmıştı. Kaynaklar, bu unsurlarla müdahale edildiğini ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların hâlen devam ettiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, “Vatan Kalkanı” güçlerinin Seyun yönünde ilerlemeyi sürdüreceğini, kalan askerî kamplar ve bölgelerin kontrol altına alınmasının hedeflendiğini vurguladı. Açıklamada, Suudi Arabistan’daki müttefiklerin desteğiyle, Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki tüm kampların güvenliğini sağlamaya yönelik net planlar doğrultusunda hareket edildiği ifade edildi.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı” güçlerinin şu anda bazı noktalarda Seyun’un kırsalına ulaştığını da kaydetti.

Öte yandan kaynaklar, GGK güçlerinin Seyun’daki Birinci Askerî Bölge’den tamamen çekildiğine dair haberleri doğrulamadı; ancak göstergelerin olumlu olduğunu belirtti. Açıklamada, GGK’ya bağlı bazı unsurların Seyun Hastanesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuşlandığı, diğer noktaların ise tamamen boşaltıldığı ve güçlerin El-Katın yönüne çekildiği ifade edildi.