Arap ülkeleri, dijital eğitimde dünyanın neresinde?

Eğitim alanında küresel boyuttaki bir stratejik değişimin, öncelikle zihinsel düzeyde gerçekleşmesi gerekiyor

Arap ülkelerinde uzaktan eğitimle ilgili sorunlar yalnızca teknik destekle sınırlı değil, böyle bir kültürün de olmaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor (AFP)
Arap ülkelerinde uzaktan eğitimle ilgili sorunlar yalnızca teknik destekle sınırlı değil, böyle bir kültürün de olmaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor (AFP)
TT

Arap ülkeleri, dijital eğitimde dünyanın neresinde?

Arap ülkelerinde uzaktan eğitimle ilgili sorunlar yalnızca teknik destekle sınırlı değil, böyle bir kültürün de olmaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor (AFP)
Arap ülkelerinde uzaktan eğitimle ilgili sorunlar yalnızca teknik destekle sınırlı değil, böyle bir kültürün de olmaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor (AFP)

Nermin Ali
Dördüncü Sanayi Devrimi (Endüstri 4.0), özellikle altmışlı yılların sonlarındaki, mevcut gelişimin mümkün olan en iyi versiyonuna ulaşmak için bir dizi fiziksel, dijital ve diğer teknik gelişmelerle yeni teknolojileri ve yaratıcı yöntemleri bir araya getiren Üçüncü Sanayi Devrimi (Endüstri 3.0) başta olmak üzere önceki devrimlerin ürettiklerinin kaçınılmaz bir sonucuydu. Teknolojiyi modern yaşamımızın tüm alanlarıyla birleştirdi ve böylece dijital sistem günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi.
Bugün üçüncü ve dördüncü devrimlerin tezahürleri yaşanırken, Yapay Zeka sonrası devrimi olan Beşinci Sanayi Devrimi için hazırlıklar başladı. Hiç şüphesiz yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını bu devrimin bazı özelliklerinin ortaya çıkışını hızlandırdı. Peki, Arap ülkeleri tüm bu gelişmelerin neresinde duruyor? Dijital dönüşümde karşılaştığı ve karşılaşmaya devam ettiği zorluklar neler?
Gerçek şu ki, Arap dünyasında, bu devasa sistemdeki en basit dijital uygulamalardan dahi halen oldukça uzaktayız. Bazı yazılım ve uygulamaların kullanımında gurur duyduğumuz istatistikler, devasa ve yenilikçi dijital dünyada, çok küçük bir başarı olmaktan ileriye gidemiyor. Hayatın farklı alanlarında dijitalleşmeyi en uygun şekilde hayata geçirmenin önemini görmezden gelebiliriz. Ancak özellikle Kovid-19 salgını sonrası dijital etkileşimler dünyasının yaratılmasından ve dijital etkileşimlerin bugün acil bir zorunluluk haline gelmesinin ardından, dijitalleşmeyi eğitim sektöründe uygulamak zorunda olduğumuzu görmezden gelemeyiz.
Bu durum, yaşama, çalışma, düşünme, etkileşim ve iletişim kurma şeklimizi hızla yeniden şekillendirmemizin yanı sıra modern teknolojilerden ve yeni hizmetlerden yararlanmamız ve bunlara hızlı, esnek ve basit bir şekilde adapte olmamız için eski iş anlayışımızı değiştirmemizi gerektiriyor.
Üçüncü Sanayi Devrimi’nde, fiziksel bilgi biçimlerini, çeşitli hizmet, üretim ve imalat alanlarını içeren ve hem pratik hem de teknik açıdan çeşitli bazı alanları kapsayan dijital biçimlere dönüştürerek basit bir dijitalleştirme süreci başladı. Üçüncü Sanayi Devrimi, sağlık, ekonomi, bilim, güvenlik, ticaret, yatırım, turizm, ulaşım, taşımacılık, sanayi ve eğitim alanlarında iş modellerinde ve uygulamalarda köklü değişikliklere yol açtı. Bu değişikliklerin, çeşitli sektörlerde uygulanması, zamandan, emekten ve maliyetlerden tasarruf sağlarken verimliliği ve üretkenliği artırdığı için, bir strateji ve yeni bir iş modeli olarak ortaya çıktı.

Dijital dönüşüm teknolojileri
En önemli dijital dönüşüm teknolojileri arasında Yapay Zeka (AI), Artırılmış Gerçeklik (AR), Nesnelerin İnterneti (IoT), Blok Zinciri (Blockchain), Bulut Bilişim (Cloud Computing), Siber Güvenlik (Cyber Security), Büyük Veri (Big Data) ve 3D (üç boyutlu) baskı yer alıyor. Bu teknolojiler, daha yüksek rekabet değeri yaratıyor ve en iyi kullanıcı deneyimi sunmayı ve bağlılığı artırmayı hedefliyor. Yeni potansiyel müşteriler ve yeni pazarlar ortaya çıkarken, bir yandan emekten ve enerjiden tasarruf ediyor, diğer yandan verimlilik ve getiri artırılıyor. AR teknolojisi, akıllı telefonunuz ve bunun için tasarlanmış uygulamalardan daha fazlasına ihtiyaç duymadığından, öğrencinin neredeyse sıfır maliyet ve kullanım kolaylığı ile doğrudan etkileşime girmesini sağlayan sanal bir öğrenme ortamı oluşturabildiğinden, eğitimde kullanılan en önemli teknolojilerden biri haline geldi.

Uzaktan eğitim
E-Öğrenme (Uzaktan Eğitim), sınıf öncesinde, sırasında veya sonrasında bilgisayarlar, multimedya ağları, grafikler, arama motorları ve elektronik kütüphaneler dahil olmak üzere modern iletişim araçlarının kullanıldığı yenilikçi bir eğitim yöntemi olarak tanımlanıyor. Bu eğitim yöntemi, materyalin sunumu sırasında eşzamanlı etkileşim modeli ile eğitim materyalinin sunulduğu zaman dışındaki eşzamansız etkileşim modeli olmak üzere iki modelden oluşuyor.
Eğitim alanında dijital uygulamanın önemi, öğrenciler arasında olumlu etkileşimin oluşmasına katkıda  bulunacak farklı sunum yöntemleri geliştirilmesi ihtiyacıyla birlikte doğru anlamaya ve kavramaya yönelik tasarlanması açısından ön plana çıkıyor. Eğitim sisteminden kaynaklanan sorunları ele almak ve bunları eğitim alanının tamamına entegre etmek için teknik çözümler kullanılıyor. Aynı zamanda öğretmenler de yenilikçi bir şekilde tasarlanmış dijital eğitim müfredatını öğrenme ve bir dijital eğitim ortamına erişim konusunda eğitiliyorlar. Böylece bir yandan öğrencinin ilgisi çekilip, eğlenerek öğrenmesi sağlanırken bir yandan da hem öğrenciler, hem öğretmenler hem de ebeveynler arasında etkili bir iletişim sağlanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan habere göre, dijital dönüşüm için çeşitli sektörlerde bazı niteliksel farklılıklarla birlikte bir takım sabit gereksinimler olduğu görülüyor. Dijital bir strateji tasarlamak, insan kadrolarını geliştirmek, teknik ortamları ve altyapıları iyi yöneten profesyonel ekipler kurmak, ardından her modele göre özel bir plan oluşturmak, eğitim platformları, donanım ve işletim sistemleri, depolama ortamı ve yazılım sistemleri edinmek için bilimsel uzmanlığa yatırım yapılması gerekiyor.
Aslında bu ilk bakışta kolay kolay görülemeyebilecek tam bir kültürdür. Özellikle eski nesil öğretmenler başta olmak üzere eğitim sektöründen bu değişime karşı kültürel bir direniş gösterilebilir. Zira bu dijital değişim, kullanıcılarının, istenen hedeflere ulaşmak ve bu süreçten etkili sonuçlar elde etmek için birçok beceri ve tekniğe aşina olmasını gerektiriyor. Bu konuda yeterli bilgi sahibi olunmadığında da kullanıcının gözüne çok daha zor görünecektir. Ancak asıl zorluklar, stratejinin kendisini geliştirme mekanizmasında, veri gizliliği ve korumasında, kısacası siber güvenlikle ilgili ne varsa hepsinde bulunuyor.

Dijital öğrenme ortamları
Bunlar, dijital cihazlar ile tasarlanmış ve içlerindeki içerik ve faaliyetleri yönetmek için bilgi teknolojisini kullanan entegre iletişim ortamlarıdır. Dijital ortamların ana bileşenleri genellikle; internet siteleri, bulut sunucuları, arama motorları ve sosyal medya kanalları, mobil uygulamalar, ses, video ve diğer internet tabanlı kaynaklardan oluşur. Ayrıca eğitim vermek, dersi yönetmek ve öğrencilerin performanslarını değerlendirmek amacıyla internet üzerinden dijital olarak materyallerin etkileşimli  sunulmasına, öğrencilerin birbirleriyle ve öğretmenleriyle etkileşime girmelerine olanak sağlar. Ödev takibi imkanı veren bu dijital ortamlar, bir kontrol paneliyle hem öğretmen hem de öğrenci için eğitim sürecini desteklemeye yardımcı olan bir dizi araç sunar. Tüm bu imkanlar, eğitim sürecinin tamamını kolaylaştırırken bilgiyi sunma, açıklama ve bilgiye en uygun erişim sağlama yolunu daha esnek bir hale getirir.
Öğrenme ortamları çeşitlidir. Sosyal medya ağları, fotoğraflar, videolar, bloglar ve diğerleri gibi ücretsiz ve sosyal kullanım için hazırlanmış öğrenme ortamları vardır. Bunları; öğretmenin dersleri yayınlamasını ve konferanslar gibi tüm eğitim sürecini takip etmesini sağlayan araçlar, teknolojiler ve yazılımları içeren sanal bir öğrenme ortamı, akıllı telefonlara ve tabletlere dayalı mobil öğrenme ortamı, internet üzerinden bulut bilişime dayanan ve eğitim materyallerini her zaman ve her yerde öğrencilerin erişimine sunan bulut tabanlı bir öğrenim ortamı ve hem dijital hem de geleneksel eğitim araçlarının iç içe geçtiği entegre bir öğrenme ortamı şeklinde sıralayabiliriz.

Arap ülkeleri, dijital dünyaya adım atmaya hazır mı?
Suriye Sanal Üniversitesi'nin (Syrian Virtual University - SVU) kurucusu ve 1998'den bu yana Arap dünyasında dijital dönüşümün ilk savunucularından biri olan Milad es-Sebali'nin görüşüne göre çok sayıda Arap öğrenci ve öğretmenin yanı sıra üniversiteler, okullar ve eğitim kurumları henüz dijital ortama girmeye hazır değiller. Çünkü bunun için gerekli altyapıları yok. Aynı zamanda e-öğrenmeye veya uzaktan eğitime geçiş, eğitim alanında temel bir değişim olduğundan ‘bir gecede’ gerçekleşemez.
Sebali yaptığı değerlendirmeye şöyle devam etti:
“Genel olarak söz konusu kültürel ve düşünme, öğrenme ve öğretme şeklindeki değişim için hem öğretmenin hem de öğrencinin hazır bulunuşluğu amacıyla 20 yıldır eğitim sistemlerimize e-öğrenme sisteminin de dahil edilmesi ve teknolojinin eğitim alanına kademeli olarak sokulması çağrısında bulunuyoruz. Eğer bu olsaydı, öğrenciler, öğretmenler ve veliler için bambaşka ve ani bir değişim ile gelen mevcut pandeminin ortaya çıktığı andan farklı olarak, gerektiğinde kolay bir şekilde e-öğretime geçilebilecekti.”

Algılarda bir değişim
Eğitim alanında, kültürel boyutta stratejik bir dönüşümün öncelikle zihinsel düzeyde gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizen Sebali, “Herhangi bir dönüşümün veya değişimin merkezinde yönetim, yeni neslin inşası, geliştirme kavramları ve insanların özgüvenleri yer almalıdır. Öğrencinin düşünme biçimine odaklandıktan ve onu zihnen büyüme ve gelişme konusunda kalıcı araştırma ve sürekli öğrenme yoluyla eğittikten sonra altyapı konusunun çok daha kolay bir şekilde çözüleceği kesindir. Sınav sistemini, beyin yıkama, tekrarlama ve ezberlemeden uzaklaşarak geliştirmek ve entelektüel, yaratıcı, sosyal, psikolojik boyutlar ve pratik beceriler vb. özellikler taşıyan bir öğrencinin tabi tutulacağı bireysel bir değerlendirmeye dönüştürmek gerekiyor. Tüm bunlar, teknolojinin öğrenilmesi de dahil olmak üzere eğitim sürecinde nitel bir dönüşüm gerektiriyor. Bu dönüşümün, güçlü yönlerini geliştirmeye ve onu belirli yönlere yönlendirmeye çalışıyoruz. Fakat bu, söz konusu değişimin üniversitelerimizi ve okullarımızı sanal üniversitelere dönüştürerek gerçekleşeceği anlamına gelmiyor.  Amaç öğretmeni ve sınıfı, teknolojiyle değiştirmek değil. Teknolojiyle ilgilenmek, başlı başına bir amaç değildir. Daha ziyade, kapsamlı bir gelişim ve ülkelerimizin yeni çağa, yani bilgi ekonomisi çağına geçiş sürecinde eğitim sisteminin işlevinde nitel bir dönüşüm yaratacak bir yoldur. Bir bilgi ekonomisi inşa etmenin temeli olan insan sermayesi oluşturmak için hükümetlerin kendi stratejilerinin bir parçası olması gereken uygulamalı bir süreç olan eğitim sistemi için yeni bir strateji belirlememiz, yenilenebilen, gelişebilen ve zamana ayak uydurabilen sistemlere geçmemiz gerekiyor. Bu sorumluluk, sadece okulun veya öğretmenin omuzlarına yüklenmemeli” şeklinde konuştu.

Dijital ile geleneksel arasında
Bu bilgiler, dijital eğitimin dengesini artırabilir ve onu geleneksel eğitim ile kıyaslanmadan ideal bir alternatif olarak gösterebilir. Ancak, bu konunun birçok takipçisine göre özellikle sosyal yönüyle ilgili olarak dijital eğitimin yaratmayı başaramadığı geleneksel öğrenme ortamlarının halen özel bir yeri olduğu da bir gerçek. Fiziksel iletişim, sosyal edinim ve öğretmenden doğrudan destek alma yolunda duran kayıt, yönetim, takip ve sertifikasyon gibi alanlardan başlayarak tüm eğitim süreci uzaktan yapılabilir. Ancak dijital eğitimin genellikle başkalarıyla iletişim ve rekabetten kaynaklanan motivasyonu zayıflatacağı ve bireysel becerilerden ziyade bilişsel yönü geliştireceği düşünülüyor.



Bilim dünyasında bir ilk: İnsan DNA'sı vücudun içinde düzenlendi

Gen düzenleme, tek ve kalıcı bir tedavi sunarak "heyecan verici" bir atılıma işaret ediyor (Unsplash)
Gen düzenleme, tek ve kalıcı bir tedavi sunarak "heyecan verici" bir atılıma işaret ediyor (Unsplash)
TT

Bilim dünyasında bir ilk: İnsan DNA'sı vücudun içinde düzenlendi

Gen düzenleme, tek ve kalıcı bir tedavi sunarak "heyecan verici" bir atılıma işaret ediyor (Unsplash)
Gen düzenleme, tek ve kalıcı bir tedavi sunarak "heyecan verici" bir atılıma işaret ediyor (Unsplash)

Suha Kidwai

Bir gen düzenleme tekniği kullanılarak insan vücudunun içindeki DNA doğrudan ilk kez değiştirildi.

Bilim insanları klinik çalışmada, Wilson hastalığının karaciğer hücrelerinde neden olduğu genetik mutasyonu düzeltmek için "birincil düzenleme" (prime editing) diye bilinen yüksek hassasiyetli bir araç kullandı. Bu rahatsızlık, vücudun fazla bakırı atmasını engelleyen nadir bir hastalık.

Hakemli dergi Nature'da yayımlanan çığır açıcı gelişme, karmaşık laboratuvar prosedürlerinin yerini alarak insan vücudundaki DNA'yı onarmaya yönelik daha hızlı, daha ucuz ve daha az invaziv genetik tedavilerin önünü açabilir.

Wilson Hastalığı Derneği Başkanı Rhonda Rowland, "Hayatım boyunca bunun benim nadir hastalığıma uygulanacağını hiç düşünmemiştim" diyor. 

Gerçekten heyecan verici bir yıl olacak.

Wilson hastalığı, karaciğerdeki fazla bakırı atmaktan sorumlu proteini üreten ATP7B genindeki mutasyonlardan kaynaklanıyor. Tedavi edilmediği takdirde bakır birikip zehirli seviyelere kadar ulaşarak ciddi karaciğer hasarına, sinirlerde bozulmaya ve nörolojik rahatsızlıklara yol açıyor.

Mevcut tedaviler, ömür boyu bakır temizleyici ilaçların alınmasını gerektiriyor ancak gen düzenleme, gendeki değişikliğin yarattığı sorunu doğrudan gidererek tek seferlik ve kalıcı bir çözüm sunma potansiyeline sahip.

CRISPR-Cas9 teknolojileri gibi standart gen düzenleme yöntemleri genellikle genleri yeniden yazmak yerine devre dışı bırakırken birincil düzenleme, DNA'nın belirli bölümlerinde son derece hassas şekilde ekleme, çıkarma ve değişiklik yapabilen mikroskobik bir kelime işlemci gibi çalışıyor.

ABD'li biyoteknoloji şirketi Prime Medicine'ın geliştirdiği tedavi, mRNA aşılarında kullanılan teknolojiye benzer şekilde minik lipit nanopartiküller aracılığıyla gen düzenleme araçlarını karaciğer hücrelerine taşıyor.

DNA'yı doğrudan vücut içinde düzenlemek, hastanın hücrelerini çıkarıp laboratuvarda değiştirdikten sonra tekrar enjekte etmek gibi maliyetli ve riskli süreçlere ihtiyacı ortadan kaldırıyor.

Geleneksel hücre düzenleme prosedürlerinde, düzenlenmiş hücrelerin vücuda kabul edilmesi için yer açılması amacıyla genellikle hastaların ağır bir kemoterapi alması gerekiyor. 

TD Cowen'dan biyoteknoloji analisti Joseph Thome, "Bu genetik tıp şirketlerine finansman sağlamak ucuz bir iş değil" diyerek doğrudan tedavilerin üretim maliyetlerini önemli ölçüde düşürebileceğini ve tedavileri daha geniş kesimler için erişilebilir hale getirebileceğini vurguluyor.

Öte yandan uzmanlar, hücreler çoğalmaya başlamadan önce doktorlar düzenlemelerin tamamen doğru olup olmadığını doğrulayamadığından, vücut içi gen düzenlemenin de kendine özgü zorluklar taşıdığı uyarısında bulunuyor.

Wisconsin-Madison Üniversitesi'nden biyomedikal mühendisi Krishanu Saha, "Bu, ne tür riskleri kabul etmeye hazır olduğunuza bağlı" diyerek gen düzenleme araçlarını hedef organlara hassas şekilde ulaştırmanın hâlâ "temel zorluk" olduğunu ekliyor.

Prime Medicine'ın, halihazırda düzenleyici kurumların onayını bekleyen diğer vücut içi CRISPR tedavileriyle ilgili kararlarıyla birlikte bu denemeden elde edilen ilk klinik sonuçları gelecek yıl açıklaması bekleniyor.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Siber güvenlikte yapay zeka tehdidi: "Çok daha kötüye gidecek"

(Reuters)
(Reuters)
TT

Siber güvenlikte yapay zeka tehdidi: "Çok daha kötüye gidecek"

(Reuters)
(Reuters)

Andrew Griffin

Yapay zeka destekli siber saldırılarla ilgili panik devam ederken bir uzman, siber güvenliğimize yönelik tehditlerin "düzelmeden önce çok daha kötüye gideceği" uyarısında bulundu.

Yapay zekanın siber güvenliğimiz üzerindeki olası etkisine dair süregelen endişeler, bir dizi tehdidin ardından bu hafta tam anlamıyla paniğe dönüştü. Bunların en çarpıcı olanı, internetin yaklaşık yüzde 70’inde kullanılan PHP programa dilinde, hackerların internet sitelerini ele geçirmesine olanak tanıyabilecek tehlikeli bir güvenlik açığı tespit edilmesiyle yaşanan krizdi.

Siber güvenlik uzmanları, her internet sitesinin güncellenmesini gerektiren bu sorunları hızla gidermeye çalıştı. Ancak güncellemelerin çetrefilli olmasının yanı sıra karışık veya ihmal edilmiş olabilecek internet sitelerinin değiştirilmesinin gerekmesi nedeniyle bu tehdit bir süre daha devam edebilir.

Alman dijital endüstri birliği Bitkom'un güvenlik başkanı Felix Kuhlenkamp, birçok büyük operatörün güncellemeleri çoktan tamamladığını ancak karmaşık bilgi teknolojisi sistemleri ve daha küçük kuruluşlar için bu sürecin uzayabileceğini söylüyor.

Kuhlenkamp, "PHP kullanarak bir internet sitesi işletseler de siteyi pek yakından takip etmiyor olabilirler" diyor.

Eğer internet sitesi, güvenlik güncellemesi bulunmayan eski bir PHP sürümünü kullanıyorsa tüm sistemin güncellenmesi gerekir.

Diğerleri ise PHP'yle ilgili sorunların siber güvenliğin içinde bulunduğu tehlikeye dair sadece bir işaret olduğunu öne sürerek modellerin daha güçlü ve yaygın hale gelmesiyle çok daha fazla tehdidin ortaya çıkacağı uyarısını paylaştı.

Anthropic'in bilgi güvenliği sorumlusu Jason Clinton, "Birkaç ay içinde bir güvenlik açığı tsunamisi geliyor ve kritik altyapıyı düzeltmek için yeterli zaman olmayacak" diyor. Clinton, Siemens'in ürettiği sistemlerdeki belirli bir güvenlik açığıyla ilgili ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) yayımladığı bildirime dikkat çekiyor.

Bu bildirimde yazılımların güncel tutulması gibi olağan tavsiyelerin yanı sıra kritik cihazların internete bağlanmadığından emin olunması uyarısı da yapılıyordu. Clinton, bu tür bir "ağ izolasyonuna şu anda ihtiyaç duyulduğunu" belirtiyor.

Clinton, X'te "Son 4 günde durum ne kadar kötüye gitmiş olursa olsun, düzelmeden önce çok daha kötüye gidecek" diye yazdı. 

Güvenlikten sorumlu yöneticiler, hiçbir krizi ihmal etmeyin: Lütfen hemen yönetim kurullarınıza gidin ve yardım isteyin. Yapay zeka için değil, temel ihtiyaçlar için.

Londra Üniversitesi City St George's Siber Güvenlik Enstitüsü Direktörü Raj Rajarajan ise saldırıların artmasıyla birlikte şirketlerin, bel bağladıkları ve yükselen tehdide karşı korumaları gereken sistemleri bile tam olarak anlayamayabileceği uyarısında bulunuyor.

Rajarajan, "Tehdit istihbaratı yazılımlarının tehditleri yakalamak için birden fazla yapay zeka ajanı barındırması nedeniyle yapay zeka çağında bu tür saldırıları daha sık göreceğiz. Bunlar arka planda çalışacak ve bir arka kapı tespit ettikleri sistemlere sızacak" ifadelerini kullanıyor.

İşin zor kısmı, eski teknolojileri korumak olacak çünkü birçok kuruluş kendi bünyesindeki tüm teknolojileri bilmeyebilir. Bilseler bile bu eski teknolojilerin getirdiği zorlukları çözebilecek yetkinliğe sahip çalışanları olmayabilir.

Yapay zeka dönüşümünün gerçekleşme hızı endişe verici ve bu tür güvenlik açıklarının ortaya çıkıp siber suçluların eline geçmesini önlemek için güçlü koruma önlemlerine ihtiyacımız var.

Independent Türkçe,independent.co.uk/tech


Sovyet uydusu yörüngede parçalandı: Diğer uzay araçları risk altında

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
TT

Sovyet uydusu yörüngede parçalandı: Diğer uzay araçları risk altında

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

Dünya yörüngesinde parçalanan ölü bir uydu, diğer uzay araçlarını tehdit edebilecek tehlikeli bir enkaz bulutu yarattı.

Uzay izleme şirketi LeoLabs, Sovyet dönemine ait Meteor 2-7'nin enkazını Batı Avustralya'daki radar istasyonunun üzerinden geçerken tespit etti.

45 yıl önce fırlatılan meteoroloji uydusu, onlarca yıldır faaliyet göstermiyordu ve artık aynı yörüngedeki diğer uydular için risk teşkil ediyor.

LeoLabs, X'te yaptığı paylaşımda, "Bu, son 6 ayda tanık olduğumuz bir dizi olayın en sonuncusu" dedi.

Bu olayların hepsi birlikte uzay güvenliği ve emniyeti açısından endişe verici bir eğilime işaret ediyor ve sürekli takipte kalmanın ne kadar kritik bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Orbital Radar'a göre ortalama yüksekliği 856 km olan Meteor, alçak Dünya yörüngesinin üst kesimlerinde yer alıyor.

Bu yükseklikteki cisimler, diğer uydularla çarpışmadıkları sürece yüzlerce hatta binlerce yıl burada kalabilir.

Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (UUİ) astronotlar, 2024'te patlayan bir Rus uydusundan kaynaklanan enkazın yarattığı çarpışma riski nedeniyle kendilerini korumaya almak zorunda kalmıştı.

RESURS-P1 uydusu, hizmet dışı kalmasından iki yıl sonra yaklaşık 355 km irtifada 180'den fazla büyük enkaz parçasına ayrılmıştı.

Bu parçalar, felaket niteliğinde bir çarpışmaya yol açmadan nihayetinde Dünya atmosferinde yanmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri Uzay Gözetleme Ağı'nın tahminlerine göre, alçak Dünya yörüngesinde 10 santimetreden büyük onbinlerce uzay çöpü ve 1-10 cm arasında 200 bine varan cisim var.

Gökbilimciler, büyük uzay enkazı parçaları arasındaki çarpışmanın Kessler etkisi diye adlandırılan bir duruma yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, çarpışmanın ardından ortaya çıkan enkazın bir dizi yeni çarpışmaya sebep olmasını ifade ediyor.

Böyle bir olay nihayetinde aktif uyduları ortadan kaldırabilir ve roketlerle aşılması imkansız bir uzay enkazı tabakası oluşturarak insanları fiilen Dünya'ya hapsedebilir.

Independent Türkçe,independent.co.uk/space