Arap ülkeleri, dijital eğitimde dünyanın neresinde?

Eğitim alanında küresel boyuttaki bir stratejik değişimin, öncelikle zihinsel düzeyde gerçekleşmesi gerekiyor

Arap ülkelerinde uzaktan eğitimle ilgili sorunlar yalnızca teknik destekle sınırlı değil, böyle bir kültürün de olmaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor (AFP)
Arap ülkelerinde uzaktan eğitimle ilgili sorunlar yalnızca teknik destekle sınırlı değil, böyle bir kültürün de olmaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor (AFP)
TT

Arap ülkeleri, dijital eğitimde dünyanın neresinde?

Arap ülkelerinde uzaktan eğitimle ilgili sorunlar yalnızca teknik destekle sınırlı değil, böyle bir kültürün de olmaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor (AFP)
Arap ülkelerinde uzaktan eğitimle ilgili sorunlar yalnızca teknik destekle sınırlı değil, böyle bir kültürün de olmaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor (AFP)

Nermin Ali
Dördüncü Sanayi Devrimi (Endüstri 4.0), özellikle altmışlı yılların sonlarındaki, mevcut gelişimin mümkün olan en iyi versiyonuna ulaşmak için bir dizi fiziksel, dijital ve diğer teknik gelişmelerle yeni teknolojileri ve yaratıcı yöntemleri bir araya getiren Üçüncü Sanayi Devrimi (Endüstri 3.0) başta olmak üzere önceki devrimlerin ürettiklerinin kaçınılmaz bir sonucuydu. Teknolojiyi modern yaşamımızın tüm alanlarıyla birleştirdi ve böylece dijital sistem günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi.
Bugün üçüncü ve dördüncü devrimlerin tezahürleri yaşanırken, Yapay Zeka sonrası devrimi olan Beşinci Sanayi Devrimi için hazırlıklar başladı. Hiç şüphesiz yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını bu devrimin bazı özelliklerinin ortaya çıkışını hızlandırdı. Peki, Arap ülkeleri tüm bu gelişmelerin neresinde duruyor? Dijital dönüşümde karşılaştığı ve karşılaşmaya devam ettiği zorluklar neler?
Gerçek şu ki, Arap dünyasında, bu devasa sistemdeki en basit dijital uygulamalardan dahi halen oldukça uzaktayız. Bazı yazılım ve uygulamaların kullanımında gurur duyduğumuz istatistikler, devasa ve yenilikçi dijital dünyada, çok küçük bir başarı olmaktan ileriye gidemiyor. Hayatın farklı alanlarında dijitalleşmeyi en uygun şekilde hayata geçirmenin önemini görmezden gelebiliriz. Ancak özellikle Kovid-19 salgını sonrası dijital etkileşimler dünyasının yaratılmasından ve dijital etkileşimlerin bugün acil bir zorunluluk haline gelmesinin ardından, dijitalleşmeyi eğitim sektöründe uygulamak zorunda olduğumuzu görmezden gelemeyiz.
Bu durum, yaşama, çalışma, düşünme, etkileşim ve iletişim kurma şeklimizi hızla yeniden şekillendirmemizin yanı sıra modern teknolojilerden ve yeni hizmetlerden yararlanmamız ve bunlara hızlı, esnek ve basit bir şekilde adapte olmamız için eski iş anlayışımızı değiştirmemizi gerektiriyor.
Üçüncü Sanayi Devrimi’nde, fiziksel bilgi biçimlerini, çeşitli hizmet, üretim ve imalat alanlarını içeren ve hem pratik hem de teknik açıdan çeşitli bazı alanları kapsayan dijital biçimlere dönüştürerek basit bir dijitalleştirme süreci başladı. Üçüncü Sanayi Devrimi, sağlık, ekonomi, bilim, güvenlik, ticaret, yatırım, turizm, ulaşım, taşımacılık, sanayi ve eğitim alanlarında iş modellerinde ve uygulamalarda köklü değişikliklere yol açtı. Bu değişikliklerin, çeşitli sektörlerde uygulanması, zamandan, emekten ve maliyetlerden tasarruf sağlarken verimliliği ve üretkenliği artırdığı için, bir strateji ve yeni bir iş modeli olarak ortaya çıktı.

Dijital dönüşüm teknolojileri
En önemli dijital dönüşüm teknolojileri arasında Yapay Zeka (AI), Artırılmış Gerçeklik (AR), Nesnelerin İnterneti (IoT), Blok Zinciri (Blockchain), Bulut Bilişim (Cloud Computing), Siber Güvenlik (Cyber Security), Büyük Veri (Big Data) ve 3D (üç boyutlu) baskı yer alıyor. Bu teknolojiler, daha yüksek rekabet değeri yaratıyor ve en iyi kullanıcı deneyimi sunmayı ve bağlılığı artırmayı hedefliyor. Yeni potansiyel müşteriler ve yeni pazarlar ortaya çıkarken, bir yandan emekten ve enerjiden tasarruf ediyor, diğer yandan verimlilik ve getiri artırılıyor. AR teknolojisi, akıllı telefonunuz ve bunun için tasarlanmış uygulamalardan daha fazlasına ihtiyaç duymadığından, öğrencinin neredeyse sıfır maliyet ve kullanım kolaylığı ile doğrudan etkileşime girmesini sağlayan sanal bir öğrenme ortamı oluşturabildiğinden, eğitimde kullanılan en önemli teknolojilerden biri haline geldi.

Uzaktan eğitim
E-Öğrenme (Uzaktan Eğitim), sınıf öncesinde, sırasında veya sonrasında bilgisayarlar, multimedya ağları, grafikler, arama motorları ve elektronik kütüphaneler dahil olmak üzere modern iletişim araçlarının kullanıldığı yenilikçi bir eğitim yöntemi olarak tanımlanıyor. Bu eğitim yöntemi, materyalin sunumu sırasında eşzamanlı etkileşim modeli ile eğitim materyalinin sunulduğu zaman dışındaki eşzamansız etkileşim modeli olmak üzere iki modelden oluşuyor.
Eğitim alanında dijital uygulamanın önemi, öğrenciler arasında olumlu etkileşimin oluşmasına katkıda  bulunacak farklı sunum yöntemleri geliştirilmesi ihtiyacıyla birlikte doğru anlamaya ve kavramaya yönelik tasarlanması açısından ön plana çıkıyor. Eğitim sisteminden kaynaklanan sorunları ele almak ve bunları eğitim alanının tamamına entegre etmek için teknik çözümler kullanılıyor. Aynı zamanda öğretmenler de yenilikçi bir şekilde tasarlanmış dijital eğitim müfredatını öğrenme ve bir dijital eğitim ortamına erişim konusunda eğitiliyorlar. Böylece bir yandan öğrencinin ilgisi çekilip, eğlenerek öğrenmesi sağlanırken bir yandan da hem öğrenciler, hem öğretmenler hem de ebeveynler arasında etkili bir iletişim sağlanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan habere göre, dijital dönüşüm için çeşitli sektörlerde bazı niteliksel farklılıklarla birlikte bir takım sabit gereksinimler olduğu görülüyor. Dijital bir strateji tasarlamak, insan kadrolarını geliştirmek, teknik ortamları ve altyapıları iyi yöneten profesyonel ekipler kurmak, ardından her modele göre özel bir plan oluşturmak, eğitim platformları, donanım ve işletim sistemleri, depolama ortamı ve yazılım sistemleri edinmek için bilimsel uzmanlığa yatırım yapılması gerekiyor.
Aslında bu ilk bakışta kolay kolay görülemeyebilecek tam bir kültürdür. Özellikle eski nesil öğretmenler başta olmak üzere eğitim sektöründen bu değişime karşı kültürel bir direniş gösterilebilir. Zira bu dijital değişim, kullanıcılarının, istenen hedeflere ulaşmak ve bu süreçten etkili sonuçlar elde etmek için birçok beceri ve tekniğe aşina olmasını gerektiriyor. Bu konuda yeterli bilgi sahibi olunmadığında da kullanıcının gözüne çok daha zor görünecektir. Ancak asıl zorluklar, stratejinin kendisini geliştirme mekanizmasında, veri gizliliği ve korumasında, kısacası siber güvenlikle ilgili ne varsa hepsinde bulunuyor.

Dijital öğrenme ortamları
Bunlar, dijital cihazlar ile tasarlanmış ve içlerindeki içerik ve faaliyetleri yönetmek için bilgi teknolojisini kullanan entegre iletişim ortamlarıdır. Dijital ortamların ana bileşenleri genellikle; internet siteleri, bulut sunucuları, arama motorları ve sosyal medya kanalları, mobil uygulamalar, ses, video ve diğer internet tabanlı kaynaklardan oluşur. Ayrıca eğitim vermek, dersi yönetmek ve öğrencilerin performanslarını değerlendirmek amacıyla internet üzerinden dijital olarak materyallerin etkileşimli  sunulmasına, öğrencilerin birbirleriyle ve öğretmenleriyle etkileşime girmelerine olanak sağlar. Ödev takibi imkanı veren bu dijital ortamlar, bir kontrol paneliyle hem öğretmen hem de öğrenci için eğitim sürecini desteklemeye yardımcı olan bir dizi araç sunar. Tüm bu imkanlar, eğitim sürecinin tamamını kolaylaştırırken bilgiyi sunma, açıklama ve bilgiye en uygun erişim sağlama yolunu daha esnek bir hale getirir.
Öğrenme ortamları çeşitlidir. Sosyal medya ağları, fotoğraflar, videolar, bloglar ve diğerleri gibi ücretsiz ve sosyal kullanım için hazırlanmış öğrenme ortamları vardır. Bunları; öğretmenin dersleri yayınlamasını ve konferanslar gibi tüm eğitim sürecini takip etmesini sağlayan araçlar, teknolojiler ve yazılımları içeren sanal bir öğrenme ortamı, akıllı telefonlara ve tabletlere dayalı mobil öğrenme ortamı, internet üzerinden bulut bilişime dayanan ve eğitim materyallerini her zaman ve her yerde öğrencilerin erişimine sunan bulut tabanlı bir öğrenim ortamı ve hem dijital hem de geleneksel eğitim araçlarının iç içe geçtiği entegre bir öğrenme ortamı şeklinde sıralayabiliriz.

Arap ülkeleri, dijital dünyaya adım atmaya hazır mı?
Suriye Sanal Üniversitesi'nin (Syrian Virtual University - SVU) kurucusu ve 1998'den bu yana Arap dünyasında dijital dönüşümün ilk savunucularından biri olan Milad es-Sebali'nin görüşüne göre çok sayıda Arap öğrenci ve öğretmenin yanı sıra üniversiteler, okullar ve eğitim kurumları henüz dijital ortama girmeye hazır değiller. Çünkü bunun için gerekli altyapıları yok. Aynı zamanda e-öğrenmeye veya uzaktan eğitime geçiş, eğitim alanında temel bir değişim olduğundan ‘bir gecede’ gerçekleşemez.
Sebali yaptığı değerlendirmeye şöyle devam etti:
“Genel olarak söz konusu kültürel ve düşünme, öğrenme ve öğretme şeklindeki değişim için hem öğretmenin hem de öğrencinin hazır bulunuşluğu amacıyla 20 yıldır eğitim sistemlerimize e-öğrenme sisteminin de dahil edilmesi ve teknolojinin eğitim alanına kademeli olarak sokulması çağrısında bulunuyoruz. Eğer bu olsaydı, öğrenciler, öğretmenler ve veliler için bambaşka ve ani bir değişim ile gelen mevcut pandeminin ortaya çıktığı andan farklı olarak, gerektiğinde kolay bir şekilde e-öğretime geçilebilecekti.”

Algılarda bir değişim
Eğitim alanında, kültürel boyutta stratejik bir dönüşümün öncelikle zihinsel düzeyde gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizen Sebali, “Herhangi bir dönüşümün veya değişimin merkezinde yönetim, yeni neslin inşası, geliştirme kavramları ve insanların özgüvenleri yer almalıdır. Öğrencinin düşünme biçimine odaklandıktan ve onu zihnen büyüme ve gelişme konusunda kalıcı araştırma ve sürekli öğrenme yoluyla eğittikten sonra altyapı konusunun çok daha kolay bir şekilde çözüleceği kesindir. Sınav sistemini, beyin yıkama, tekrarlama ve ezberlemeden uzaklaşarak geliştirmek ve entelektüel, yaratıcı, sosyal, psikolojik boyutlar ve pratik beceriler vb. özellikler taşıyan bir öğrencinin tabi tutulacağı bireysel bir değerlendirmeye dönüştürmek gerekiyor. Tüm bunlar, teknolojinin öğrenilmesi de dahil olmak üzere eğitim sürecinde nitel bir dönüşüm gerektiriyor. Bu dönüşümün, güçlü yönlerini geliştirmeye ve onu belirli yönlere yönlendirmeye çalışıyoruz. Fakat bu, söz konusu değişimin üniversitelerimizi ve okullarımızı sanal üniversitelere dönüştürerek gerçekleşeceği anlamına gelmiyor.  Amaç öğretmeni ve sınıfı, teknolojiyle değiştirmek değil. Teknolojiyle ilgilenmek, başlı başına bir amaç değildir. Daha ziyade, kapsamlı bir gelişim ve ülkelerimizin yeni çağa, yani bilgi ekonomisi çağına geçiş sürecinde eğitim sisteminin işlevinde nitel bir dönüşüm yaratacak bir yoldur. Bir bilgi ekonomisi inşa etmenin temeli olan insan sermayesi oluşturmak için hükümetlerin kendi stratejilerinin bir parçası olması gereken uygulamalı bir süreç olan eğitim sistemi için yeni bir strateji belirlememiz, yenilenebilen, gelişebilen ve zamana ayak uydurabilen sistemlere geçmemiz gerekiyor. Bu sorumluluk, sadece okulun veya öğretmenin omuzlarına yüklenmemeli” şeklinde konuştu.

Dijital ile geleneksel arasında
Bu bilgiler, dijital eğitimin dengesini artırabilir ve onu geleneksel eğitim ile kıyaslanmadan ideal bir alternatif olarak gösterebilir. Ancak, bu konunun birçok takipçisine göre özellikle sosyal yönüyle ilgili olarak dijital eğitimin yaratmayı başaramadığı geleneksel öğrenme ortamlarının halen özel bir yeri olduğu da bir gerçek. Fiziksel iletişim, sosyal edinim ve öğretmenden doğrudan destek alma yolunda duran kayıt, yönetim, takip ve sertifikasyon gibi alanlardan başlayarak tüm eğitim süreci uzaktan yapılabilir. Ancak dijital eğitimin genellikle başkalarıyla iletişim ve rekabetten kaynaklanan motivasyonu zayıflatacağı ve bireysel becerilerden ziyade bilişsel yönü geliştireceği düşünülüyor.



‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
TT

‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)

Çin’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bu durumun, önümüzdeki on yıllarda ülkede iş gücünün daralması ve emekli nüfusun artmasıyla birlikte ciddi bir ekonomik sarsıntı riskini artırdığı bildirildi. ABD merkezli yayın kuruluşu CNN’in haberine göre, demografik gerileme uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Geçen ay yayımlanan veriler, Çinli yetkililerin doğumları teşvik etmek amacıyla devreye aldığı bir dizi politikanın henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Nakit yardımlar, vergi indirimleri ve evliliği kolaylaştıran yeni yasal düzenlemelere rağmen düşüş eğilimi sürüyor. Haberde, Pekin yönetiminin bu tablo karşısında alternatif bir çözüm arayışına yöneldiği ve seçenekler arasında robot teknolojilerinin de bulunduğu belirtildi.

sxdfrg
Ziyaretçiler, insansı robotlara adanmış ilk ‘4S’ mağazası olarak tanımlanan Pekin Robot Alışveriş Merkezi’nde bir robotu izliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, uzun süredir ülkenin imalat sektörünü modernize etmeye yönelik çalışmalara öncülük ediyor. Bu adımlar, Pekin yönetiminin Çin’i ileri teknoloji alanında kendi kendine yeten bir güç haline getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu yönelim, nüfus yapısındaki dengesizliği giderme çabalarıyla da eş zamanlı ilerliyor. Uzmanlara göre bu sorunun çözülememesi halinde emeklilik sisteminin çökmesi, hane halkı için sağlık harcamalarının artması, verimliliğin düşmesi ve buna bağlı olarak kamu kurumlarına duyulan güven ile ekonomik çıktının aynı anda gerilemesi riski bulunuyor.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (HKUST) bünyesinde görev yapan demografi uzmanı Stuart Gietel-Basten, Çin’in son 20-30 yılda izlediği yaklaşımı sürdürmesi halinde, nüfus yapısı ile ekonomik sistem arasındaki uyumsuzluk nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Gietel-Basten, bu durumun neden sürdürüldüğünün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, Çin’in süreci etkin biçimde yönetmesi halinde yapay zekâya yönelimin ve eş zamanlı diğer politikaların, demografik değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca önemli ölçüde sınırlayabileceğini değerlendiriyor.

Ancak kısa vadede istihdam kayıplarına yol açabilecek ve uzun vadede çalışma biçimlerini dönüştürebilecek ileri teknolojiye geçiş sürecinin yönetimi, dünya genelindeki hükümetler için ciddi bir sınama olarak görülüyor. Nüfusu 1,4 milyarı bulan ve büyümesini on yıllar boyunca geniş iş gücüne dayandıran Çin’de bu sürecin riskleri daha da belirginleşiyor. Ekonomik istikrarı meşruiyetinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkaran iktidardaki Çin Komünist Partisi açısından da sürecin hassasiyet taşıdığı ve önümüzdeki on yıl içinde Çin’i ‘orta düzeyde gelişmiş bir ülke’ konumuna yükseltme hedefiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

dcfrrf
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen bir sergide Ay Yeni Yılı vesilesiyle eğlence gösterileri sergileyen robotlar (AP)

Uzmanlar, Pekin yönetiminin bugün atacağı adımların yalnızca ülke ekonomisi üzerinde değil, küresel ekonomi ve gelecek nesiller üzerinde de uzun vadeli etkiler doğuracağını belirtiyor. Bu sürecin yalnızca doğum oranlarındaki düşüşü durdurma çabasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde (HKU) ekonomi profesörü olan Guojun He, Çin’in robotik sistemler, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yoluyla iş gücü verimliliğinde sürdürülebilir artış sağlayabilmesi halinde, fabrika işçi sayısı azalırken sanayi üretimini koruyabileceğini, hatta artırabileceğini ifade etti.

Guojun He, teknolojinin daralan iş gücünün ekonomik etkilerini, özellikle imalat sektöründe, önemli ölçüde hafifletebileceğini ancak tamamen ortadan kaldıramayacağını söyledi.

Haberde ayrıca söz konusu etkilerin sektörden sektöre farklılık göstereceği ve etkili sonuçlar alınabilmesi için eğitimden sosyal güvenliğe kadar uzanan bütüncül bir politika setine ihtiyaç duyulacağı vurgulandı.

Robot devrimi

Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre Çin, 2024 itibarıyla dünyadaki kurulu endüstriyel robotların yarısından fazlasına ev sahipliği yaparak küresel ölçekte en büyük pazar konumunda bulunuyor.

Ülke genelinde robot kolları; kaynak, boyama ve montaj işlemlerini tam otomatik üretim hatlarında eş zamanlı biçimde yürütüyor. Bazı tesislerde ise ‘karanlık fabrika’ olarak adlandırılan ve aydınlatma için elektrik harcanmasına gerek duyulmayan üretim modelleri uygulanıyor.

Yüksek teknoloji seviyesi sayesinde Çinli fabrikalar gelişmiş elektrikli araçlar ve güneş panellerini büyük hacimlerde ve düşük maliyetle üretebiliyor. Bu durumun, ülkenin dış ticaret fazlasının artmasına katkı sağladığı belirtiliyor.

Pekin yönetimi, insansı robotlar alanına da güçlü biçimde yatırım yapıyor. Ülkede 140’tan fazla şirketin, devlet destekli programlar kapsamında bu alanda çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Şu ana kadar insansı robotlar daha çok Çin’in teknolojik iddiasını yansıtan gösterilerle gündeme geldi; televizyon ekranlarında toplu dans performanslarında ve tanıtım amaçlı boks karşılaşmalarında sergilendi.

Bununla birlikte bazı modellerin montaj hatlarında, lojistik merkezlerinde ve bilimsel laboratuvarlarda denendiği bildiriliyor. Geliştiriciler, söz konusu robotların halen geliştirme aşamasında olduğunu ancak taşıma, ayrıştırma ve kalite kontrol gibi görevlerde insan verimliliğine yaklaşmaya başladığını belirtiyor.

cdsvfd
Çin’deki insansı robotlar (Reuters)

Tüm bu adımlar, Çin’in ileri teknoloji çağında ve artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet avantajını koruma hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında ilan edilen ‘Made in China 2025’ planında ortaya konmuştu. Aynı yıl Pekin yönetimi, on yıllar boyunca uygulanan ve tartışmalara yol açan tek çocuk politikasını da sona erdirme kararı almıştı.

Nüfus artış hızındaki düşüşün yaklaşan etkilerinin söz konusu sanayi politikasının temel motivasyonu olup olmadığı netlik taşımamakla birlikte, Çin’de bazı çevreler robotik ve yapay zekâ teknolojilerini bu demografik baskının olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek araçlar olarak değerlendiriyor.

Yaşlanan nüfus

Resmî vizyon, robotların yalnızca fabrika işçisi olarak değil, aynı zamanda 60 yaş üstü nüfusa bakım hizmeti sunan destek unsurları olarak da kullanılmasını öngörüyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre hâlihazırda nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan bu yaş grubunun oranının 2100 yılına kadar yüzde 50’yi aşması bekleniyor.

Yaşlı bakım sistemlerinin genişletilmesine yönelik aciliyet, geçmişte uygulanan tek çocuk politikasının mirasıyla daha da artıyor. Bu politika, ebeveyn bakım sorumluluğunu kardeş paylaşımı olmaksızın tek başına üstlenmek durumunda kalacak bir ‘tek çocuk’ kuşağının ortaya çıkmasına yol açtı.

Son yayımlanan hükümet yönergelerinde, yaşlı bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla insansı robotlar ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca beyin-bilgisayar arayüzleri, dış iskelet robotları ve fiziksel kapasitesi azalan yaşlılara destek sağlayacak yardımcı ekipmanların geliştirilmesi de öncelikler arasında yer aldı.

Devlet medyası ise insansı robotların yaşlılara 7 gün 24 saat bakım desteği sunabilecek şekilde yaygınlaştırılmasına yönelik hedefleri düzenli olarak gündeme taşıyor. Bu yayınların, kamuoyunda söz konusu teknolojilere yönelik kabulü artırmayı amaçladığı değerlendiriliyor.

Devlet destekli emeklilik sistemi de öne çıkan kaygılar arasında yer alıyor. Çok sayıda yaşlı Çinlinin dayandığı bu sistemin, nüfusun hızla yaşlanması ve ek reformların yapılmaması halinde açık veren bir yapıya dönüşebileceği öngörülüyor.

Ancak özellikle demografik gerilemenin daha da derinleşmesinin beklendiği yüzyılın ikinci yarısında, yalnızca baskı altındaki emeklilik sisteminin değil, ekonominin genel seyrinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik sürüyor.

Uzmanlar, teknolojik dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Bir ülkede verimliliğin artmasının her zaman istihdamın artacağı anlamına gelmediği; bunun, daha az sayıda çalışanın daha fazla üretim yapması sonucunu doğurabileceği belirtiliyor.

Çin’in hâlihazırda bazı sektörlerde iş gücü açığı, bazı sektörlerde ise işsizlikle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Teknoloji destekli verimlilik artışının uzun vadede ekonomik istikrarı destekleyebileceği, ancak kısa vadede iş gücü piyasasındaki dengesizlikleri artırabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin Çin’de kaç kişiyi işinden edebileceğine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. Bununla birlikte bazı yerel uzmanlar, bu teknolojilerin imalat sektörünün yaklaşık yüzde 70’ini etkileyebileceğini öne sürüyor.

Geçen ay yetkililer, söz konusu teknolojilerin hızla benimsenmesinin istihdam üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla bir dizi politika tedbirinin hayata geçirileceğini açıkladı.

Genel olarak uzmanlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını; doğum oranlarını teşvik eden politikalarla birlikte ele alınacak kapsamlı bir önlem paketinin, Pekin yönetiminin artan demografik dönüşümün ekonomik ve toplumsal etkilerini hafifletmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.


Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)

Sophie Clark 

Meta'nın, güvenlik ve gizlilik endişelerine rağmen akıllı gözlüklerine yüz tanıma yazılımı eklemeyi planladığı bildirildi.

New York Times'a (NYT) göre gözlüğü takanlar "Name Tag" (İsim Etiketi) özelliği sayesinde, baktıkları kişinin kim olduğunu anlamayı sağlayan bilgiler edinecek.

Ancak gazetenin eriştiği bir iç yazışmada bu teknolojinin "güvenlik ve gizlilik riskleri" taşıdığına değiniliyor.

Dahası NYT'ye göre şirket, tartışma yaratma potansiyeline sahip ürünü ABD'de süregelen siyasi kargaşa sırasında piyasaya sürmenin avantaj sağlayacağını düşünüyor.

Gazetenin aktardığı üzere sızan notta "Bize saldırmasını beklediğimiz birçok sivil toplum kuruluşunun, kaynaklarını başka konulara yoğunlaştırdığı dinamik bir siyasi ortamda bunu piyasaya süreceğiz" ifadeleri yer alıyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) sadece kaçak göçmen olduğundan şüphelenilenleri değil, ICE'a karşı protesto yapan Amerikan vatandaşlarını da takip etmek için son aylarda yüz tanıma teknolojisini kullandı.

The Independent'a konuşan Meta sözcüsü, şirketin teknolojiyi incelemeyi sürdürdüğünü ve seçeneklerini değerlendirdiğini söyledi.

Açıklamada "Milyonlarca kişinin bağlantı kurmasını ve hayatlarını zenginleştirmesini sağlayan ürünler geliştiriyoruz" dendi.

Böyle bir özelliğe yönelik ilgiyi sık sık duyuyoruz (ve piyasada bazı ürünler zaten var) ancak hâlâ seçenekleri değerlendiriyoruz ve herhangi bir şey çıkarırsak öncesinde dikkatli bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Bu hamle Facebook'un, sosyal ağda gizlilik ve yasallık arasındaki "doğru dengeyi" bulmak amacıyla yüz tanıma özelliğini sitesinden kaldırmasından 5 yıl sonra geldi.

O zamandan sonra Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, büyük teknoloji şirketlerine dostça davranan ve pek düzenleme uygulamayan ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'ına yakınlaştı.

Meta'nın 2021'de piyasaya sürdüğü ilk Ray-Ban akıllı gözlükleri o zamanlar sadece fotoğraf çekip video kaydedebiliyordu. CEO ve Facebook kurucusu, yapay zekayla çalışan yeni gözlükleri geçen eylülde tanıtmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 7 milyon satan gözlüklerin popülaritesi kanıtlandı.

Gözlüklerin yapımında yer alan üç kişi NYT'ye yaptığı açıklamada yüz tanıma özelliğinin, Meta'nın ürününü rakip OpenAI'ın ürettiği akıllı gözlüklerden ayıracağını söyledi.

Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) Nathan Freed Wessler, yüz tanıma teknolojisinin "kötüye kullanıma açık" olduğu uyarısında bulundu.

Wessler "Amerika sokaklarında yüz tanıma teknolojisi kullanılması, hepimizin güvendiği pratik anonimliğe benzersiz bir tehdit oluşturur" dedi.

Independent Türkçe', independent.co.uk/news


Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
TT

Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)

Suudi Arabistan’da bu hafta düzenlenen Microsoft Yapay Zekâ Turu’nda öne çıkan duyuru netti: Şirket, müşterilerin 2026’nın dördüncü çeyreğinden itibaren Azure veri merkezi bölgesinden bulut iş yüklerini çalıştırabileceğini teyit etti.

Ancak bu teknik başarı, daha derin bir anlam da taşıyor. Suudi Arabistan artık yapay zekâyı test etme aşamasını geride bırakmış durumda ve altyapı, yönetişim, beceri geliştirme ve kurumsal benimseme süreçlerinin kesiştiği bir uygulama aşamasına giriyor. Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris’e göre bu zamanlama tesadüf değil; yıllarca süren hazırlığın bir sonucu.

Badhris, etkinlik sırasında “Ortaya çıkan netlik ve güven, kurumlara dijital dönüşüm ve yapay zekâ yolculuklarını planlarken önemli bir rehberlik sağlıyor” dedi.

‘Netlik ve güven’ ifadeleri teknik birer terim gibi görünse de, aslında stratejik öneme sahip değişkenler. Devlet kurumları ve büyük şirketler, yapay zekâya geçişi yalnızca deneylere dayanarak yapmıyor; altyapının yerel olarak hazır olduğunu, düzenleyici gerekliliklerle uyumlu olduğunu ve uzun vadeli işletim sürekliliğinin sağlandığını gördüklerinde adım atıyorlar. Yeni Azure veri merkezi bölgesinin duyurulması, altyapının artık sadece geleceğe dönük bir plan değil, belirlenmiş takvimli ve yakın zamanda uygulanacak bir taahhüt olduğunu gösteriyor.

Deneylerden üretim ortamlarına

Suudi Arabistan’da yapay zekâ hikâyesi ardışık aşamalardan geçti. İlk aşama, dijital altyapının genişletilmesi, düzenleyici çerçevelerin geliştirilmesi ve bulut bilişimin güçlendirilmesine odaklandı. Bu aşama, temel kapasitenin oluşturulmasını sağladı. Mevcut aşama ise artık uygulama ve kullanım aşaması. Badhris, sürecin gerçekten değiştiğini belirterek, “Krallık genelinde devlet kurumları, şirketler ve iş ortaklarıyla yakın çalışıyoruz; veri güncellemelerinden yönetişime, beceri geliştirmeden müşterilerin deney aşamasından üretim aşamasına güvenle geçmesine kadar tüm hazırlıkları destekliyoruz” dedi. ‘Deneme’ ile ‘üretim’ arasındaki fark kritik önemde: Denemeler potansiyeli test ederken, üretim ortamları iş akışını yeniden şekillendiriyor.

csdcvds
Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda

Bu dönüşümü şirketler de somutlaştırıyor. Örneğin Qiddiya Investment Company ve ACWA Power, yapay zekâyı ayrı deneme girişimleri olarak kullanmak yerine günlük operasyonlarına entegre ediyor.

ACWA Power, Azure Yapay Zekâ hizmetleri ve akıllı veri platformunu kullanarak küresel çapta enerji ve su operasyonlarını iyileştiriyor; sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğine odaklanarak öngörücü bakım ve yapay zekâ destekli optimizasyon uyguluyor.

Qiddiya ise Microsoft 365 Copilot kullanımını genişleterek çalışanların iletişim özetlemesi, veri analizi ve yüzlerce varlık ile yükleniciye ait panolarla etkileşimde bulunmalarını sağlıyor. Yapay zekâ artık kurumun kenarında değil, operasyonel yapısının bir parçası hâline gelmiş durumda. Bu, gerçek bir olgunluk aşamasını yansıtıyor; yapay zekâ gösteriş amaçlı bir araç olmaktan çıkıp üretken bir araç haline geliyor.

Stratejik bir sinyal olarak altyapı

Suudi Arabistan’ın doğusunda yer alan Azure veri merkezi bölgesi, yalnızca yanıt süresini kısaltmakla kalmıyor; aynı zamanda verilerin yerel olarak saklanmasını destekliyor, uyumluluk gereksinimlerini güçlendiriyor ve dijital egemenlik çerçevelerini pekiştiriyor.

Finans, sağlık, enerji ve kamu hizmetleri gibi sıkı şekilde düzenlenen sektörlerde, verilerin düzenleyici gerekliliklerle uyumlu hale getirilmesi bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor.

sdcvdsv
Suudi Arabistan’ın Azure veri merkezi bölgesinin 2026’nın dördüncü çeyreğinde faaliyete geçeceği teyit edildi. Bu durum, kurumlara planlama ve genişleme konusunda netlik ve güven sağlıyor. (Getty Images)

Badhris, bu başarının uzun vadeli bir bağlılığı yansıttığını belirterek, “Bu adım, Suudi Arabistan’daki kamu ve özel sektör için gerçek ve ölçeklendirilebilir bir etki yaratma konusundaki uzun süreli bağlılığımızın önemli bir dönüm noktası” dedi.

‘Ölçeklendirilebilir etki’ vurgusu, altyapının kendi başına değer yaratmadığını, ancak değer oluşturmak için gerekli koşulları sağladığını gösteriyor. Suudi Arabistan, yapay zekâyı enerji ve ulaştırma ağlarına benzer şekilde temel bir ekonomik yapı olarak ele alıyor ve üretkenliği artıracak bir zemin olarak konumlandırıyor.

Hızın katalizörü olarak yönetişim

Küresel ölçekte yapay zekâ düzenlemeleri genellikle sınırlayıcı bir unsur olarak görülür. Ancak Suudi Arabistan örneğinde, yönetişim, hızlandırma stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak entegre edilmiş durumda. Hassas sektörlerde yapay zekânın benimsenmesi, net bir güven çerçevesi gerektiriyor. Uyumluluk ise sonradan eklenen bir unsur değil; tasarımın başından itibaren yerleşik olmalı. Ayrıca, bulut hizmetlerinin ulusal dijital egemenlik gereklilikleriyle uyumlu hale getirilmesi, genişleme aşamasında olası sürtüşmeleri azaltıyor. Kurumlar, uyumluluğun platformun kendisine gömülü olduğunu gördüğünde, genişleme kararlarını çok daha hızlı alabiliyor. Bu anlamda, yönetişim bir sınırlayıcı olmaktan çıkarak etkin bir güçlendirici unsur haline geliyor.

Görünmez engel

Üretken yapay zekâ teknolojileri gündemde ön planda olsa da, kurumlar için en büyük zorluk genellikle veri altyapısında yatıyor. Parçalanmış veri sistemleri, kurumsal veri siloları ve birleşik bir yönetişim eksikliği, genişlemeyi ciddi şekilde engelleyebiliyor.

Suudi Arabistan stratejisi, etkili yapay zekâ kullanımı için veri altyapısını güncellemeyi temel öncelik olarak belirliyor. Düzenli ve entegre bir veri ortamı olmadan yapay zekâ uygulamaları yüzeysel kalıyor ve gerçek değer üretmiyor.

vdfsvfd
Veri mimarisini güncellemek ve yönetişimi standartlaştırmak, yapay zekâyı gerçek operasyonel değere dönüştürmek için ön koşullardır. (Shutterstock)

Bunun yanında, küresel ölçekte en büyük zorluklardan biri de yetenek açığı. Suudi Arabistan, 2030’a kadar üç milyon kişiyi yapay zekâ alanında eğitmeyi taahhüt etti. Odak yalnızca farkındalık yaratmak değil; uygulama becerilerini geliştirmek. Dönüşüm, iş akışına yapay zekâyı entegre edebilecek nitelikli insan kaynağı olmadan başarıya ulaşamaz.

Badhris, bu bağlamda beceri geliştirme çalışmalarının, genel hazırlık ve uyumluluk çerçevesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Ona göre, yapay zekâ çağında rekabet gücü yalnızca modellerin yetenekleriyle değil, iş gücünün bu yetenekleri kullanabilme kapasitesiyle ölçülüyor.

Ekonomik strateji olarak sektörel dönüşüm

Riyad’daki yapay zekâ turu yalnızca teknik sunumlarla sınırlı kalmadı; enerji sektörü, büyük projeler ve kamu hizmetlerindeki uygulama örnekleri de ön plana çıktı. Bu uygulamalar sıradan veya yan projeler değil; Vizyon 2030’un temel taşlarını oluşturuyor. Enerji yönetiminde yapay zekâ sürdürülebilirliği artırırken, büyük projelerde yürütme verimliliğini yükseltiyor, kamu hizmetlerinde ise vatandaş deneyimini iyileştiriyor. Burada yapay zekâ bağımsız bir sektör değil; üretkenliği yatay olarak güçlendiren bir katalizör işlevi görüyor.

Küresel arenada konumlanma

Küresel ölçekte yapay zekâ liderliği, dört unsurla değerlendiriliyor: bilişim kapasitesi, yönetişim, sistem entegrasyonu ve beceri hazırlığı. Suudi Arabistan ise bu unsurları eşzamanlı olarak uyumlu hale getiriyor. Yeni Azure veri merkezi bölgesi hem bilişim altyapısını sağlıyor hem de düzenleyici çerçevelerle güveni güçlendiriyor; iş birlikleri entegrasyonu desteklerken, eğitim programları hazır olma seviyesini artırıyor.

Suudi Arabistan şimdi yapay zekâ yolculuğunda kritik bir aşamaya girmiş durumda. Altyapı güvenceye alındı, kurumsal kullanımlar yaygınlaşıyor, yönetişim entegre edilmiş ve beceriler gelişiyor.

Badhris, yapılan açıklamanın kurumlara ‘netlik ve güven’ sağlayarak yolculuklarını planlamada fark yaratacağını belirtiyor. Bu açıklık, hedef ile uygulama arasındaki farkı oluşturabilir. İşte Riyad’daki Microsoft turunun önemi burada ortaya çıkıyor: Altyapı artık amaç değil, dönüşümün inşa edildiği platform haline geliyor.