Trump’ın seçimleri kazanmasını sağlayabilecek 6 neden

ABD’de şimdiye kadar kullanılan oylar, kararsız seçmen sayısının azaldığına işaret ediyor

Trump’ın seçim kampanyası ekibi, Başkan’a destek toplamak için geleneksel bir yöntem olan kapı kapı dolaşma faaliyetlerinin, seçim sonuçlarını etkileyebileceğini düşünüyorlar (AFP)
Trump’ın seçim kampanyası ekibi, Başkan’a destek toplamak için geleneksel bir yöntem olan kapı kapı dolaşma faaliyetlerinin, seçim sonuçlarını etkileyebileceğini düşünüyorlar (AFP)
TT

Trump’ın seçimleri kazanmasını sağlayabilecek 6 neden

Trump’ın seçim kampanyası ekibi, Başkan’a destek toplamak için geleneksel bir yöntem olan kapı kapı dolaşma faaliyetlerinin, seçim sonuçlarını etkileyebileceğini düşünüyorlar (AFP)
Trump’ın seçim kampanyası ekibi, Başkan’a destek toplamak için geleneksel bir yöntem olan kapı kapı dolaşma faaliyetlerinin, seçim sonuçlarını etkileyebileceğini düşünüyorlar (AFP)

Tarık eş-Şami
ABD’de yapılan anketler, Başkan Donald Trump’ın seçim gününe kısa bir süre kala halen Demokrat rakibi Joe Biden'ın gerisinde kaldığına ve pek çok zorlukla karşı karşıya olduğuna işaret ediyor. Buna, tabloyu değiştirecek son fırsat olarak görülen ikinci münazaranın da istenen etkiyi yaratamaması eklense de Trump’ın seçim kampanyası ekibi arasında iyimserlik ve canlılık halen devam ediyor. Başkan Trump, Beyaz Saray'da ikinci bir dönem daha kalma umuduyla, bir günde dört farklı eyalet arasında mekik dokuyor. Peki, Trump’ı ABD’nin liberal ve baskın medyası tarafından serveti hakkında çizilen tüm kasvetli tabloya rağmen, başkanlığı kazanmak için bu kadar cesaretlendiren şey ne?
Eğer 4 Kasım sabahı seçimlerin resmi olmayan ön sonuçları, Başkan Trump’ın ikinci kez zafer kazandığına işaret ederse bunun muhtemelen altı nedeni olacaktır.
Kararsızların oyları
Şu ana kadar erken oy verenlerin sayısının 60 milyonu aşmış olması, kararsız seçmen sayısının azaldığına işaret ediyor. Her ne kadar kararsızların sayısı azalsa da daha önceki seçimlerden edinilen tecrübelere göre son dakikada oy kullananların seçimlerde belirleyici bir rol oynadıkları biliniyor. Anketler, seçmenlerin yaklaşık yüzde 5’inin, 3 Kasım'da oy kullanırken Başkan Donald Trump'ı mı yoksa Joe Biden'ı mı seçeceklerini henüz belirlemediklerine işaret ediyor. Özellikle seçimlerin kaderini belirleyen kritik eyaletlerde yarış kızışırken, kararsız seçmenlerin çoğunluğunu, Trump'ın 2016'daki seçimlerde Beyaz Saray'a gitmesine yardımcı olan eyaletlerde kazandığı beklenmedik zaferlerini destekleyenler oluşturuyor.
Demokratlar, son günlerde yapılan anketlerin, seçim gününden önce oy kullanan kararsız seçmenlerin, Biden'da karar kılanlar olmasına ve önümüzdeki Salı günü (3 Kasım), sandık başına gidecek olanların ise Trump'ı seçme eğilimindekiler olmasına işaret etmelerinden korkuyor.
Dahası, daha önce yapılan bir anket, Trump'ın seçim günü şahsen oy kullanmak isteyen seçmenlerin desteğini, eski Başkan Yardımcısı Biden'dan daha fazla aldığını gösterdi. Bu arada, seçim stratejistleri, kararsız seçmenlerin oylarının, Florida ve Kuzey Karolina gibi Trump ile Biden arasındaki yarışın başa baş gittiği eyaletleri etkileyebileceğini ve bunun da nihai sonuçta bir değişikliğe yol açabileceğini düşünüyorlar.
Bununla birlikte kararsız seçmenlerin, Joe Biden’ın önde olduğu Michigan, Wisconsin ve Minnesota gibi orta batı eyaletlerinde çok fazla etkili olmaları beklenmiyor.

Trump'ın utangaç tabanı
Başkan Trump'ın seçim kampanyası ekibi arasındaki en popüler teorilerden biri, toplum bilimlerinde ve kamuoyu araştırmalarında ‘sosyal arzu’ ifadesiyle anlatılan alışılmadık bir durumun mevcut olması. Trump'ın seçim kampanyası ekibinin teorisine göre Trump'ı destekleyenler, sosyal arzu çerçevesinde gerçek fikirlerini anketörlerden gizliyorlar. Bu da kanıtlanması veya çürütülmesi zor bir teori.
Bununla birlikte anketlere başka bir boyut katan Başkan’ın kampanya ekibi, Trump'ın 2016'daki seçim zaferinin, etkili bir şekilde, bazı önemli eyaletlerde anketlerin ortaya koyamadığı ve bu anketleri yanlış ve aldatıcı duruma düşüren daha az nüfuslu yerlerdeki yüksek katılımdan kaynaklandığına inanıyorlar.
Biden neredeyse tüm anketlerde ve birçok önemli eyalette başı çekmesine rağmen, son anketlere göre bazı bölgelerde Başkan Trump'a verilen destek arttı. Bu da son derece kritik olan eyaletlerdeki oy tablosunda bir değişikliğe neden olabilir.  

Kapı kapı dolaşma faaliyetleri
Trump'ın kampanya ekibi, Başkan’a destek toplamak için geleneksel bir yöntem olan kapı kapı gezme faaliyetlerinin, seçim sonuçlarını etkileyebileceğini düşünüyorlar. Bu arada Trump’ın seçim kampanyasına 2,5 milyondan fazla gönüllü katılıyor. Bu, eski Başkan Barack Obama’nın 2008'deki seçim kampanyasına katılan 2,2 milyon gönüllüye kıyasla rekor bir rakam.
Trump’ın seçim kampanyası ekibi, örneğin sadece eylül ayında bir hafta boyunca kritik eyaletlerde yarım milyon evin kapısını çalan gönüllüler sayesinde elde ettikleri verilerin, seçim yarışını önde götürdüklerine işaret ettiğini iddia ediyorlar. Biden’ın seçim kampanyası ekibi ise, e-posta, sosyal medya ve telefon görüşmeleri yoluyla seçmenlerle güçlü bir iletişim ağı oluşturmayı tercih etti. Biden’ın kampanya ekibinin, yeni tip koronavirüs (Kovid-1) salgını nedeniyle kapı kapı dolaşma faaliyetleri oldukça kısıtlıydı ve bu durum, Trump’ın kampanya ekibinin potansiyel seçmenlerle doğrudan ve etkili bir iletişim kurarak bir avantaj sağlamasına neden oldu.

Afro-Amerikan seçmenlerin oyları bölündü
2016’daki başkanlık seçimlerinde Afro-Amerikan seçmenlerin düşük katılımı, Demokrat başkan adayı Hillary Clinton'ın kaybetmesinin ana nedenlerinden biriydi. ABD’nin ilk Afrika kökenli başkanı olan Barack Obama'nın iktidarının sona ermesinden hemen sonra Afro-Amerikan seçmenlerin seçim coşkusu da azaldı. Trump, Cumhuriyetçi bir başkan adayı için hiç de alışılmadık bir şekilde siyahi seçmenlere odaklandı. Başkan'ın seçim kampanyası ekibi, Afro-Amerikalılara hitap eden radyo istasyonlarında sık sık seçmenlere seslendiler. Ekipte ayrıca eski bir Amerikan futbolu yıldızı olan Herschel Walker gibi önde gelen Afro-Amerikan isimler yer aldı.
ABD merkezli siyasi analiz sitesi FiveThirtyEight'e göre yaşlı Afro-Amerikalılar daha çok Demokrat Parti’yi desteklerken genç seçmenler, Demokrat Parti’yi destekleme konusunda yaşlılar kadar istekli değiller. Anketlerden biri, Trump'ı destekleyen Afro-Amerikalıların yaşlarının 18 ile 44 arasında değiştiğine işaret etti. 2016'da bu yaş aralığındaki Afro-Amerikan seçmen sayısı yüzde 10 iken bu yıl yüzde 21'e çıktı.
Trump’ın kampanya ekibinin, 2016'daki başkanlık seçimlerinde Trump’ı destekleyen Afro-Amerikalıların sayısının Trump’ın destekçilerinin sadece yüzde 8'ini oluşturmasının neden olduğu şüphelere rağmen, Afro-Amerikalıların Biden'a olan desteklerinin azaldığını düşünüyorlar. Bununla birlikte ünlü magazin yıldızı Kim Kardashian’ın kocası, ünlü rapçi Kanye West’in başkanlığa adaylığını koyması da Afro-Amerikan seçmenlerin oylarının bölünmesine neden oldu. Kendisi de bir Afro-Amerikan olan West, seçimlere sadece 12 eyalette katılıyor. Fakat West, Trump'ı veya Biden'ı desteklemeyen Afro-Amerikalıların oylarını çekebilir. Dolayısıyla Biden'ı kritik eyaletlerde birkaç bin oydan mahrum bırakabilir ve bu durum, söz konusu eyaletlerdeki nihai sonucu etkileyebilir.

Seçmen kayıtları
Kritik eyaletlerdeki seçmen kayıtları, Trump'ı destekleyen seçmenlerin oranında bir artışa işaret eden yeni bir değişim geçirdi. Demokrat seçmenler, 2016'da olduğu gibi bu seçim döneminin de son dört ayında, kayıtlı Cumhuriyetçi seçmen sayısından fazla görünüyordu. Ancak Cumhuriyetçi seçmenler, bu durumu tersine çevirerek, Demokrat seçmenlerin sayısını aştılar.
Örneğin, Cumhuriyetçilere karşı oy kullanmak için kaydolan Demokratların sayısı Florida'da Ağustos ve Kasım 2016 arasında 78 binin üzerindeydi. Ancak geçtiğimiz Ağustos ayından bu yana Cumhuriyetçi seçmenler, eyalette 104 bin civarında olduğu tahmin edilen Demokrat seçmen sayısının üzerine çıktılar.  Pennsylvania'da da aynı durum yaşandı ve Cumhuriyetçi seçmen sayısı, Demokrat seçmen sayısını aştı.
Aynı şekilde Nevada Eyaleti’nde de Trump’ın kampanya ekibine göre Demokrat seçmen sayısı 2016 yılına oranla yaklaşık 10 bin seçmen azaldı. Bu rakam, nispeten küçük bir sayı gibi görünse de Hillary Clinton'ın 2016’daki başkanlık seçimlerinde eyalette rakibini yalnızca 27 bin oyla geçtiği göz önüne alındığında oldukça belirleyici bir rakam olarak görülüyor. Bu durum, Nevada’yı, Başkan Trump’ı destekleyen eyaletler arasına katmak için bir fırsat sunuyor.

Latinlerin oyları
Anketlere göre Başkan Trump’ın ülkedeki Latinlerin oylarını kaybetmesi bekleniyor. Ancak 2016 yılında Trump’ı destekleyen bu önemli seçmen kitlesinin yüzde 28’inin oylarının, Trump’ın yürüttüğü göç politikaları nedeniyle gerilediğine dair herhangi bir veri yok. Öte yandan Trump’ın 2016’da Latinlerden aldığı bu destek, bazıları için sürpriz oldu. Çünkü Trump'a verilen destek, 2012 başkanlık seçimlerinde aday olan ve göç konusunda daha ılımlı bir duruş sergileyen Cumhuriyetçi aday Mitt Romney'den biraz daha yüksekti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Trump’ın beyazlar dahil olmak üzere büyük kitleler arasındaki popülaritesinin azalmasına rağmen, seçmen sayısını koruduğu bir zamanda seçim yarışını nihayete erdirecek eyaletler arasında en büyük ve en önemli eyalet olan Florida Latin seçmenler konusunda kendisine ayrıcalıklı bir yer edinmiş durumda. Geçtiğimiz Eylül ayında yapılan iki büyük anket, Florida'daki Latin seçmenlerin 2016 yılında Demokrat aday Hillary Clinton'ı desteklediklerini ortaya koydu.
Bununla birlikte belki de Florida’daki bu değişimin nedeni, Latinlerin büyük bir bölümünü oluşturan Küba kökenli Amerikalıların, Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez gibi önde gelen Demokrat politikacılar tarafından savunulan sosyalizme karşı geleneksel bir düşmanlık besliyor olmalarından kaynaklanıyor olabilir.



İran, Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimleri gidermek için "farklı diplomatik yollar" değerlendiriyor

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
TT

İran, Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimleri gidermek için "farklı diplomatik yollar" değerlendiriyor

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın ABD ile yaşanan gerilimleri gidermek için çeşitli diplomatik yolların ayrıntılarını incelediğini ve İran'ın önümüzdeki günlerde sonuçlara ulaşmayı umduğunu söyledi.

İran sözcüsü, Çin ve Rusya ile ortak tatbikatlara ilişkin liderliğin kararlarında hiçbir kusur olmadığını ifade etti... Bekayi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yaptığı temasların "devlet başkanları ve Dışişleri Bakanı'nın temaslarıyla en üst düzeyde" olduğunu ve tamamlanan ziyaretlerin "İran diplomasisinin ulusal çıkarları koruma çabalarının devamı" olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran'a yönelik herhangi bir saldırının bölgesel savaşa yol açabileceği uyarısında bulunan Yüksek Lider Ali Hamaney'in ardından İran'la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi.

Trump, Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Hamaney'in uyarısını önemsizleştirerek, "Elbette bunu söyleyecektir," dedi ve "Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz ve eğer varamazsak, haklı olup olmadığını göreceğiz" ifadelerini kullandı.

Axios internet sitesi, Trump yönetiminin İran'a çeşitli kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakeresi için görüşmeye açık olduğunu bildirdiğini aktardı. Bilgili kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar'ın, gerginliğin artmasını önlemeyi amaçlayan diplomatik çabaların bir parçası olarak, Beyaz Saray temsilcisi Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında önümüzdeki günlerde Ankara'da olası bir görüşme ayarlamak için çalıştığını söyledi.

Beyaz Saray yetkilileri, Trump'ın İran'a yönelik saldırı konusunda nihai bir karar vermediğini ve diplomatik yola açık olduğunu doğrulayarak, müzakerelerden bahsetmesinin "bir manevra olmadığını" vurguladı.

Tahran, AB büyükelçilerini çağırdı

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre İran bu bağlamda, Avrupa Birliği'nin İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü olarak ilan etmesini protesto etmek amacıyla, kendisine akredite olan tüm AB üye devletlerinin büyükelçilerini çağırdığını açıkladı.

İran, dün Avrupa Birliği'ne karşı söylemini sertleştirdi. Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Avrupa Birliği'nin İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütleri listesine almasına karşılık olarak AB ordularını "terör grupları" ilan etti. Bu karar Avrupa'da güçlü bir şekilde reddedildi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun tamamını terör örgütü olarak ilan etti. Bu hamle, İranlı üst düzey yetkililerden öfkeli tepkilerle karşılandı. Avrupa'dan gelen doğrudan bir yanıt olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, İran'ın Avrupa ordularını "terör grupları" olarak nitelendirmesini reddederek, bunun "asılsız ve propagandist bir iddia" olduğunu ifade etti.


Trump: İran ile bir anlaşma yapılmasını umuyoruz... Hamaney'in haklı olup olmadığını göreceğiz

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
TT

Trump: İran ile bir anlaşma yapılmasını umuyoruz... Hamaney'in haklı olup olmadığını göreceğiz

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi. Trump’ın bu açıklaması, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki uyarısının ardından geldi.

Hamaney’in uyarılarını küçümseyen Trump, Florida eyaletinde bulunan Mar-a-Lago’daki malikanesinden gazetecilere yaptığı değerlendirmede, “Elbette bunu söyleyecek” dedi. Trump, “Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz. Eğer bu gerçekleşmezse, o zaman haklı olup olmadığını görürüz” ifadelerini kullandı.

Jeopolitik gerilimin arttığı bir dönemde, ABD ile İran arasındaki stratejik çekişme giderek derinleşiyor. Taraflar karşılıklı tehditler ve diplomatik mesajlar verirken, bu durum karmaşık bir ‘psikolojik söz savaşı’ görünümü kazanıyor. Sürecin ya bölgesel bir savaşa ya da tarihi bir müzakere sürecine evrilmesi ihtimali bulunuyor.

Hamaney’in, ABD’nin İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırısının bölgesel bir savaşı ateşleyeceği yönündeki uyarısı, Trump’ın Tahran’la ‘ciddi’ bir diyalogdan söz etmeye başlaması ve müzakerelerin İran’ın nükleer silah edinmesini engelleyecek bir anlaşmayla sonuçlanacağına dair umut dile getirmesiyle aynı döneme denk geldi.

Öte yandan, tansiyonun düşürülmesi amacıyla Türkiye’nin olası arabuluculuğu da gündeme geliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde Ankara, İran’la ekonomik ilişkileri ve ABD ile stratejik bağlarını kullanarak kendisini potansiyel bir arabulucu olarak konumlandırıyor.

Axios internet sitesi dün yayımladığı haberinde, Trump yönetiminin İran’a farklı kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakere etmek üzere görüşmeye açık olduğu mesajını ilettiğini aktardı. Aynı zamanda ABD’nin bölgede askeri yığınaklarını sürdürmesi, olası bir askeri saldırı ve daha geniş çaplı bir bölgesel savaşın önlenip önlenemeyeceğine dair beklentileri artırıyor.

Konuya yakın kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar’ın, gerilimin tırmanmasını önlemeye yönelik diplomatik çabalar kapsamında, önümüzdeki günlerde Ankara’da Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında olası bir toplantı düzenlenmesi için temaslarını sürdürdüğünü bildirdi.

Beyaz Saray yetkilileri ise Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar almadığını ve diplomatik seçeneğe açık olmaya devam ettiğini vurguladı. Yetkililer, Trump’ın müzakere söyleminin ‘bir manevra olmadığının’ altını çizdi.

Türkiye ve diğer bölgesel aktörler, olası bir ABD saldırısının bölgesel istikrar üzerindeki risklerine dikkat çekmeye çalışırken, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Washington’da ABD Savunma Bakanlığı yetkilileriyle gerçekleştirdiği temaslar öne çıkıyor. Bu görüşmelerde, İran içindeki muhtemel hedeflere ilişkin hassas istihbarat bilgileri paylaşılırken, operasyonel senaryolar ve ortak savunma mekanizmaları ele alındı. Söz konusu temaslar, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Oramiral Brad Cooper’ın geçen hafta Tel Aviv’de yaptığı görüşmelerin devamı niteliğinde olup, İsrail’in İran’a karşı belirleyici bir ABD saldırısı yönünde güçlü bir baskı yürüttüğüne işaret ediyor.

Bu gelişmeler, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin İsrail’in Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamalarla eş zamanlı olarak yaşandı. Huckabee, Trump’ın ‘vaatlerini yerine getiren ve boş tehditlerde bulunmayan bir başkan’ olduğunu söyledi. Olası bir saldırı kararının henüz netleşmediğini belirten Huckabee, ABD Başkanı’nın ‘her zaman en iyi sonucu umduğunu’ vurguladı. Huckabee, Trump’ın The Art of the Deal (Anlaşma Sanatı) kitabının yazarı olduğuna dikkat çekerek, bir anlaşmaya varılması durumunda bunun ‘ideal bir sonuç’ olacağını ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ocak'ta Michigan'daki Ford üretim merkezini ziyaret etti. (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ocak'ta Michigan'daki Ford üretim merkezini ziyaret etti. (Reuters)

Amerikan basınında yer alan haberlere göre Trump yönetimi, yürütülen görüşmelerin ve arabuluculuk girişimlerinin başarısız olması ihtimaline karşı, Ortadoğu genelinde hava savunma kapasitesini artırmaya yönelik adımlarını hızlandırdı. Bu hazırlıklar, olası bir ABD saldırısının İran’dan geniş çaplı bir misilleme ve daha büyük bir bölgesel çatışmayı tetikleyebileceği endişesine dayanıyor. Bu kapsamda Pentagon, CENTCOM sorumluluk sahasında ilave Patriot ve THAAD füze savunma sistemleri konuşlandırarak savunma ağını güçlendirmeyi hedefliyor. Ayrıca bölgede, füze ve insansız hava araçlarını (İHA) engelleme kapasitesine sahip 8 ABD donanma muhribinin görev yaptığı bildiriliyor. Uzmanlara göre bu yoğun askeri konuşlanma, doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeden caydırıcılık sağlamayı amaçlayan, hesaplı bir stratejiyi yansıtıyor.

ABD'nin ikili yaklaşımı

Askerî baskının sürdürülmesi ve savunma sistemlerinin güçlendirilmesiyle birlikte diplomasi ve müzakere kapısının eş zamanlı olarak açık tutulduğu bu iki yönlü yaklaşım çerçevesinde, ABD’deki siyasi ve diplomatik çevrelerde Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir askerî saldırıdan, en azından kısa vadede, vazgeçebileceği ihtimali dile getirilmeye başlandı.

Boeing EA-18G Growler elektronik savaş uçağı, 23 Ocak 2026'da Hint Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün güvertesine iniş yapıyor. (AP)Boeing EA-18G Growler elektronik savaş uçağı, 23 Ocak 2026'da Hint Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün güvertesine iniş yapıyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığı bir rapora göre, ABD’nin hava savunma sistemlerini kapsamlı biçimde güçlendirmesini tamamlamadan herhangi bir askerî saldırı başlatması beklenmiyor. Bu durum, Başkan Donald Trump’ın İran’a tanımak istediği süreyi ve bir anlaşmaya varmayı hedefleyen arabuluculuk çabalarını yeniden gündeme taşıyor.

Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hafta içinde Türkiye’de nükleer müzakerelere ev sahipliği yapılmasını önererek, krizlerin aşamalı yaklaşımlarla ele alınmasına vurgu yaptı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da İran’ın ‘nükleer dosya konusunda müzakereye hazır olduğunu’ belirtti; ancak olası bir ABD saldırısının ‘yanlış olacağını ve kaçınılması gerektiğini’ ifade etti.

Buna karşın Washington’un gündeme getirdiği ABD şartları önemli zorluklar barındırıyor. Bu talepler arasında İran’ın hassas nükleer materyalleri teslim etmesi, ülke içinde uranyum zenginleştirmeyi sona erdirmesi, balistik füze programına katı kısıtlamalar getirilmesi ve bölgedeki vekil unsurlara verilen desteğin durdurulması yer alıyor.

Tahran cephesinde ise bu talepler, savunma doktrininin ve bölgesel nüfuzun özüne yönelik bir müdahale olarak değerlendiriliyor. Bazı raporlar, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in herhangi bir tavize karşı çıktığını, buna karşılık İran yönetimindeki bazı üst düzey isimlerin daha esnek bir müzakere yaklaşımını savunduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’nin arabuluculuk girişiminin başarı şansına ilişkin değerlendirmeler ise farklılık gösteriyor. Bazı analizler, özellikle diğer bölgesel arabuluculuk çabalarıyla birlikte, krize yönelik aşamalı çözümlerin şekillenebileceğine işaret ediyor. Buna karşılık, İran’ın Trump’ın süresini henüz netleştirmediği bu dönemde temel tavizler vermeyi reddetmesi nedeniyle girişimlerin başarısız olacağını öngören görüşler de bulunuyor. ABD’li yetkililer ise diplomatik çözüm ihtimalini düşük görerek, İran’ın şu ana kadar sunulan şartları kabul etmeye yönelik gerçek bir irade ortaya koymadığını savunuyor.

Trump geri adım atabilir mi?

Başkan Donald Trump’ın açıklamaları, bir anlaşmaya varmayı tercih ettiğine işaret ederken, diplomatik çabaların başarıya ulaşması halinde askerî saldırıdan vazgeçme ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. Özellikle olası bir savaşın küresel petrol fiyatları üzerindeki ağır maliyeti, bu ihtimali güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Trump’ın askerî seçeneği geri plana itmesi durumunda ise bunun, aynı anda hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurabilecek çeşitli yansımaları olabileceği değerlendiriliyor.

8 Ocak'ta Hint ve Pasifik okyanuslarında Yedinci Filo'nun rutin operasyonları sırasında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yanında uçan bir Sikorsky SH-60C Seahawk helikopteri (ABD ordusu)8 Ocak'ta Hint ve Pasifik okyanuslarında Yedinci Filo'nun rutin operasyonları sırasında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yanında uçan bir Sikorsky SH-60C Seahawk helikopteri (ABD ordusu)

Olumlu açıdan bakıldığında, bu seçenek doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeden ‘maksimum baskı’ politikasının sürdürülmesine imkân tanıyor. Atlantic dergisinin bir raporuna göre, mevcut ABD deniz varlığı Hürmüz Boğazı üzerinde daha sıkı bir kontrol sağlanmasına, petrol tankerlerine el konulmasına ve özellikle protestoların yeniden alevlenmesi ihtimaliyle İran üzerinde iç baskının artırılmasına olanak verebilir. Ayrıca hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi, müttefiklerin korunmasına ve İran’ın doğrudan askerî tırmanışa başvurmadan caydırılmasına katkı sağlıyor.

Öte yandan, bu yaklaşımın olası olumsuz yönleri de bulunuyor. Bunların başında, Tahran’ın müzakere pozisyonunun güçlenmesi geliyor; zira İran tarafı zamanın kendi lehine işlediği kanaatine varabilir. ABD’nin askerî saldırıdan kaçınması, İran’ın dolaylı yollarla gerilimi artırmasına da yol açabilir. Bu kapsamda Irak veya Suriye’deki müttefik gruplar üzerinden saldırılar düzenlenmesi ya da Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin tehdit edilmesi, petrol fiyatlarını yükselterek küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Wall Street Journal’ın da uyardığı üzere, bu sürecin ABD kaynaklarını yıpratma riski bulunuyor. Özellikle sınırlı sayıda bulunan THAAD hava savunma sistemleri (yalnızca 7 batarya) ve önceki çatışmalarda tüketilen mühimmat stokları, bu riskleri artırıyor. İsrail ise ABD’nin olası bir geri adımının zayıflık olarak algılanabileceği ve bunun İran’ı daha sert bir tutum benimsemeye, müzakere şartlarında ısrarcı olmaya teşvik edebileceği uyarısında bulunuyor.


İngiliz Dışişleri Bakanı: Etiyopya ziyareti göç konusuna odaklanacak

İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, Uluslararası Sınır Güvenliği Zirvesinde konuşma yapıyor (AFP)
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, Uluslararası Sınır Güvenliği Zirvesinde konuşma yapıyor (AFP)
TT

İngiliz Dışişleri Bakanı: Etiyopya ziyareti göç konusuna odaklanacak

İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, Uluslararası Sınır Güvenliği Zirvesinde konuşma yapıyor (AFP)
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, Uluslararası Sınır Güvenliği Zirvesinde konuşma yapıyor (AFP)

İngiliz Dışişleri Bakanı, bugün Etiyopya'ya yapacağı ziyarette, Afrika Boynuzu'ndan İngiltere'ye ulaşmaya çalışan göçmen sayısındaki artışı durdurmayı amaçlayan önlemlere odaklanacağını söyledi.

Yvette Cooper, iş yaratacak ortaklıkların insanların Etiyopya'dan ayrılma girişimlerini caydıracağını, ayrıca kolluk kuvvetleri arasındaki iş birliğinin artırılmasının kaçakçılık çeteleriyle mücadele ve İngiltere'de kalma hakkı olmayan göçmenlerin geri dönüşünü hızlandırmak için şart olduğunu söyledi.

Cooper açıklamasında, “Yasadışı göçün ekonomik nedenlerini ve küresel çapta faaliyet gösteren ve insan kaçakçılığından kar elde eden suç çetelerinin varlığını ele almak için birlikte çalışıyoruz” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Bu, ticareti geliştirmek ve Etiyopya'da binlerce insana yakışır iş yaratmak için yeni ortaklıkları içeriyor; böylece insanlar tehlikeli yolculuklar yapmak yerine anavatanlarında daha iyi bir yaşam bulabilirler.”

Birleşik Krallık'ta ardı ardına gelen hükümetler, yasadışı göç krizini ele almaya çalıştı ve bu da Nigel Farage'ın Reform UK partisini kamuoyu anketlerinde ön sıralara taşıdı. İngiliz Dışişleri Bakanlığı, son iki yılda küçük teknelerle Manş Denizi'ni geçenlerin yaklaşık yüzde 30'unun Etiyopya, Eritre, Somali ve Sudan'dan olduğunu belirtti.

Cooper, Etiyopya'da istihdam yaratımını artırmak amacıyla İngiliz yatırım şirketi Gridorex liderliğindeki iki elektrik iletim projesine devam etmek için ülke ile bir anlaşma imzalamaya hazırlanıyor. Ayrıca, kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadele, yetersiz beslenen 68 bin çocuğa yardım ve iç göçmenlerle ilgili projeleri desteklemek için 17 milyon sterlinlik bir fon açıklaması da bekleniyor.