Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Fransız dergisinin çirkin paylaşımlarına tepki

Fotoğraf (İHA)
Fotoğraf (İHA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Fransız dergisinin çirkin paylaşımlarına tepki

Fotoğraf (İHA)
Fotoğraf (İHA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransız Charlie Hebdo dergisinin çirkin paylaşımlarına tepki göstererek, “Bu tür ahlaksız yayınlara ne yaptığını görmek amacıyla da olsa itibar etmeyi dahi zül kabul ettiğim için karikatüre bakmadım. Ben neyim ki, benim sevgili Peygamberime, sevgililer sevgilisine bu denli hakaret eden bu namussuzlarla ilgili benim herhangi bir şeyde söylememe gerek yok zaten” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu. Konuşmasının başında geçtiğimiz hafta tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden AK Parti İstanbul Milletvekili Markar Esayan'a rahmet dileyen Erdoğan, “Bizlerle birlikte bu ülkede gerçekten bir demokrasi mücadelesinde çok aydınlık geleceğe imzalar atan bu kardeşimizde 2 dönem milletvekili, sonunda da bizimle merkez karar yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. Fakat son dönemde gerçekten çok çile çekti. Kendilerine özellikle birlikte arkadaşlarımızla ebedi aleme uğurlarken dünyaya da bir mesajı verdik. O mesajda bizim birlikteliğimizin kadim medeniyetimizin gereği neyse oraya dayalı olduğu anlayışıydı. Kendisine rahmet diliyorum, ailesine, tekrar yakınlarına sabırlar diliyorum” dedi.
Hatay İskenderun'da yaşanan terör saldırısına ilişkin bilgi veren Erdoğan, şunları söyledi:
“Hatay ve İskenderun'a geçmiş olsun dileklerimizi tekrarlamak istiyorum. Amanoslar'dan ülkemize eylem için giren 2 teröristin güvenlik güçlerimizin dikkati ve feraseti sayesinde kısa sürede tespiti büyük bir felaketin önüne geçmiştir. Her ikisi de güvenlik güçlerimize etkisiz hale getirilen teröristlerin daha önce belirlenen bir grubun son üyeleri olduğu anlaşılmıştır. Kahraman güvenlik güçlerimizi tebrik ediyor, her birinin alınlarından öpüyorum.”
Bu olayın Türkiye'nin Suriye merkezli terör saldırıları konusundaki hassasiyetinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurgulayan Erdoğan, “Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı harekatlarımız ile İdlib'teki ısrarlı duruşumuzun bir bahane değil, somut güvenlik kaygılarına dayandığını hiç kimse inkar edemez. Ayrıca Suriye sınırımız boyunca kontrolümüz altında bulunmayan yerlerdeki terör örgütü varlığının ve ülkemize yönelik tehditlerinin bize verilen tüm sözlere rağmen artarak sürdüğünü görüyoruz. Şayet bize verilen sözler tutularak buralardaki tüm teröristler belirlediğimiz hattın dışına çıkartılmazsa, ihtiyaç duyduğumuz her an harekete geçmek için meşru sebebe sahip olduğumuzu bir kez daha tekrarlıyorum. Suriye'den ülkemize gelen DEAŞ mensuplarının eylem arayışlarının sürdüğünü de daha geçtiğimiz günlerde yakaladığımız çok sayıdaki teröristten biliyoruz. Suriye'deki varlıklarını DEAŞ ile mücadeleye bağlayanların bahanesinin altı boştur. DEAŞ ile gerçek anlamda sadece Türkiye mücadele etmektedir. Rusya'nın İdlib bölgesindeki Suriye Milli Ordusu güçlerinin eğitim merkezine yönelik saldırısı, bölgede kalıcı barış ve huzurun istenmediğinin işaretidir. Aynı şekilde Amerika'nın, Suriye'nin Irak sınırı boyunca oluşturmaya çalıştığı yapının yeni çatışmaların, acıların habercisi olduğu da açıktır. Suriye halkı bölge dışından gelen güçler ile onların güdümündeki terör örgütlerinin ve rejimin strateji oyunlarının bedelini kanıyla ödüyor. Biz bu riyakarlığa, bu haksızlığa seyirci kalamayız. Çünkü sınırlarımızın hemen yanı başında yaşanan her hadisenin sancısını bizde hissediyoruz. Hatay'daki olay bunun en son ve müşahhas örneğidir. Suriye topraklarına çöreklenen ama DEAŞ ile bizim kadar mücadelesi olmayan güçler artık bu orta oyununu bir kenara bırakmalıdır. Türkiye'nin gücü gerekiyorsa Suriye'yi tüm terör örgütlerinden temizlemeye yeterlidir. Ama biliyoruz ki, Suriye üzerinde yapılan hesapların ülke halkının yaşadığı zulmü sona erdirmek ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bizim tek gayemiz kendi güvenliğimizi sağlamak, Suriye halkının huzura ve esenliğe kavuşmasını sağlamaktır. Bunun dışında kimsenin ne toprağında ne petrolünde ne hakkında ne hukukunda gözümüz bulunmuyor. Bir asırdır emperyalistlerin oyun sahası haline dönüşmüş bu kadim coğrafyanın artık içine sokulduğu cendereden kurtulma vakti gelmiştir. İnşallah bu kutlu çıkışın en büyük destekçisi de Türkiye olacaktır. Suriye'yi dilim dilim bölme çabalarına karşı ortaya koyduğumuz tavır bunun içindir. Libya'nın geleceğini kukla darbeciler eliyle karartma girişimlerini önünü kesmemiz bunun içindir. İşgal altındaki Azerbaycan topraklarının kurtarılma mücadelesine verdiğimiz destek bunun içindir. KKTC'nin ve ülkemizin Doğu Akdeniz'deki haklarını savunma kararlılığımız bunun içindir. Siyasi ekonomik kültürel ve askeri gücümüzü artırmaya kendimiz yanında kardeşlerimize ve dostlarımıza destek olmak için de ihtiyacımız bulunuyor. Sorumluluğumuz ağırdır. AK Parti olarak Meclis grubumuzla, Genel Merkezimizle, teşkilatımızla, belediyelerimizle bu şuur etrafında çalışmak mecburiyetindeyiz. Ülkemizi hedeflerine ulaştırarak halkımızın güvenine layık olacağız” açıklamasında bulundu.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı tebrik eden Erdoğan, şu mesajları paylaştı:
“Yarın Cumhuriyetimizin kuruluşunun 97. yıl dönümüne ulaşıyoruz. Milletimizin Cumhuriyet Bayramı'nı şimdiden tebrik ediyorum. Geçtiğimiz asrın başlarında Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Karadeniz'den Kuzey Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada saldırıya uğrayan devletimize Anadolu toprakları bile çok görülmüştü. Bugün ki topraklarımızı parça parça bölerek paylaşmayı, milletimizi Anadolu'da esir hale getirmeyi ve hatta tümden tasfiye etmeyi planlayanların hesaplarını İstiklal Harbimizle bozmuştuk. Dönemin şartlarında razı olabileceğimizin asgarisini oluşturan Misak-ı Milli'nin bile gerisindeki bugünkü sınırlarımızda kendimize yeni bir gelecek kurduk. Milli iradenin üstünlüğü ilkesi üzerine inşa edilen Cumhuriyetimiz işte bu geleceğin sembolüdür. Geçtiğimiz asırda dünyayı kan ve gözyaşına bulayanlar ülkemizi de hiçbir zaman rahat bırakmadılar. Türkiye'yi siyasi ve ekonomik olarak kendilerine bağlı ve bağımlı tutmak isteyenler farklı görünümler ve isimler altında sürekli iş başındaydı. Yeri geldi toplumsal yapımıza saldırdılar, yeri geldi darbe yaptırdılar, yeri geldi terör örgütlerini üzerimize saldılar, yeri geldi vesayet düzeni kurdular. Hamdolsun milletimiz her saldırının ardından yeniden iradesine sahip çıktı, ülkeyi yeniden rayına oturttu. İstiklal Harbimizi yöneten Meclisimiz bugüne kadar yaşadığı tüm badirelerin ardından dimdik ayağa kalkmayı başardı. En son 15 Temmuz'da kuşatılmasına ve bombalanmasına rağmen milletimizle birlikte darbecilere cesaretle direnen meclisimiz ikinci kez Gazilik unvanı ile şereflendi. Cumhuriyetimiz tüm bu badirelerden sıyrılıp gelerek bugünlere ulaştı. Yıkmak kolay, yapmak zordur. Elimizdeki her değer gibi Cumhuriyetimize de sahip çıkacağız. Yakın zamanda bölgemizde yaşananlar bu gerçeğin en açık ispatıdır. Gezmişten bugüne hepimizin bildiği tüm eksiklerine, tüm sıkıntılarına rağmen cumhuriyetimize var gücümüzle sahip çıkarak kendimize güçlü bir gelecek inşa edeceğiz. Nasıl İstiklal Harbimizde Gazi Mustafa Kemal Paşa ordumuza ilk hedefiniz Akdeniz'dir diyerek istikamet göstermişse bugün bizim de ilk durağımız 2023 hedeflerimizdir. Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşması demek her alanda dünyanın en üst ligindeki varlığın tescil etmesi demektir. Ülkemizin son 7 yıldır kesintisiz yaşadığı saldırı dalgası kimi alanlardaki ilerlememizi yavaşlatmış olsa da 2023 hedeflerimize ulaşmakta kararlıyız. Böylece bizden sonraki nesillere 2053 vizyonlarını hayata geçirebilecekleri büyük ve güçlü bir Türkiye bırakmış olacağız.”
Daha önce Peygamber Efendimize hakaret içeren karikatürle saldıran Fransız Charlie Hebdo dergisinin şimdi de şahsına saldırdığını belirten Erdoğan, “Bu gece Müslümanlar için özel bir gecedir. Bugün Mevlidi Nebiyi yani Peygamberimizin veladeti ile dünyayı şereflendirmesinin yıl dönümünü idrak ediyoruz. Rabbime bizleri adı güzel kendi güzel Muhammed'in dünyaya vasıl oluşunun bir seneyi devriyesine kavuşturduğu için hamdediyorum. Bu mübarek gecenin günahlarımızın affına vesile olmasını diliyorum. Bu kutlu gece hürmetine Rabbimin kıldığımız namazları, ettiğimiz duaları kabul buyurmasını temenni ediyorum. İslam ve Müslüman düşmanlığının Peygamber Efendimize saygısızlığın özellikle Avrupa'daki yöneticiler arasında adeta kanser gibi yayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Fransa'da Peygamber Efendimiz ile ilgili çıkan çirkin ve ahlak yoksunu karikatürleri yayınlayan derginin şimdi de kapaktan yayınladığı bir karikatür ile şahsımı hedef aldığını duydum. Bu tür ahlaksız yayınlara ne yaptığını görmek amacıyla da olsa itibar etmeyi dahi zül kabul ettiğim için karikatüre bakmadım. Ben neyim ki, benim sevgili Peygamberime, sevgililer sevgilisine bu denli hakaret eden bu namussuzlarla ilgili benim herhangi bir şeyde söylememe gerek yok zaten. Üzüntüm ve öfkem şahsıma yapılan iğrenç saldırıdan değil, aynı mecranın canımızdan aziz bildiğimiz Peygamber Efendimize yönelik terbiyesizliklerin kaynağı olmasındandır. Hedefin şahsımız değil, savunduğumuz değerler olduğunu biliyoruz. Ülkemizde de bunların uzantılarının olduğunu biliyor ve görüyoruz. Hatta hatta bu parlamentonun çatısı altında olanları da biliyoruz” dedi.

”Siz katilsiniz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ”Ben batıya sesleniyorum, siz değil misiniz Ruanda'da yüzbinlerce insanı katleden, siz değil misiniz milyonlarca Cezayirliyi katleden, siz değil misiniz Afrika'nın her ülkesine sadece elmas, altın var diye giren ve oradaki insanları katleden? Siz katilsiniz, katil” dedi.
AK Parti Grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa'da yaşanan İslam ve Türk düşmanlığına dikkat çekerek, adeta Haçlı seferlerinin yeniden başlatılmak istendiğini söyledi. Avrupa'da Fransa'nın başını çektiği İslam ve Türk düşmanlığı ile Charlie Hebdo karikatürlerine ilişkin konuşan ve aynı zihniyetin Türkiye'de de olduğunu belirten Erdoğan, “Böyle bir zamanda yekvücut olmak gerekirken hala bunlar buralardan oy devşireceklerini zannediyor. Bu pazarda size yer yok. İslam ve Türkiye düşmanlarının özgürlük adına girdikleri kin ve nefret bataklığında boğulup gideceklerine inanıyorum. Bunlar Avrupa'nın yeniden barbarlık dönemine geri gidişinin işaretleridir. Fransa ve genel olarak Avrupa, Macron'un ve onunla aynı zihniyeti taşıyanların bu kısır, provakatif, çirkin, nefret tohumları saçan politikalarını hak etmiyor. Sağduyulu Avrupalıların kendileri ve çocukları adına aydınlık bir gelecek için bu tehlikeli gidişe karşı inisiyatif geliştirmeye davet ediyoruz. Müslüman ve Türk düşmanlarını iç politikalarındaki başarısızlıklarını örtmenin kılıfı olarak kullanmaya çalışanlardan o kirli ellerini mukaddes değerlerimizden çekmelerini istiyoruz. Peygamber Efendimize hakareti savunarak, kararmış kalplerini cesaretlendirmeye çalışanlara cevabı 1442 yıl önce Medine halkının verdiği şekli ile tekrarlayalım, ‘ay doğdu üzerimize, veda tepesinden, şükür gerekti bizlere, Allah'a davetinden, ey bize gönderilen elçi, yüce bir davetle geldin, geldin Medine'ye şeref verdin, merhaba ey Sevgili.' Mekke'ye, Medine'ye, Asya'ya, Afrika'ya, Avrupa'ya, tüm dünyaya, tüm alemlere, tüm zamanlara şeref veren Peygamber Efendimize yapılan saldırılara samimiyetle karşı durmak bizim şeref meselemizdir. Biz son nefesimizi verdiğimiz gün değil, asıl bu saldırılar karşısında sessiz kaldığımız, tepkisiz kaldığımız, mukabelede bulunmadığımız gün öldük demektir. Biz özgürlüğünün sembolleri olarak gördüğümüz ezanı ve bayrağı için gerektiğinde canını veren bir milletiz. Biz bunların karşısında mı boynumuzu büküp, susup duracağız, bunların karşısında mı onurumuzdan vaz geçeceğiz, bunların karşısında mı yönümüzü başka tarafa çevireceğiz? Birileri böyle yapabilir ama Türk milleti inancına ve değerlerine yönelik hiçbir saldırı karşısında böyle cibilliyetsiz bir tavır asla takınamaz. Üstelik biz kendi dinimizle birlikte diğer dinlerin kutsallarına da saygı duyan bir milletiz. Asırlardır bu topraklarda cami, kilise, sinagog hizmet vermiştir. Hatta ecdadımızın koruması altına alınmıştır, devletin koruması altına alınmıştır. İstanbul'dan Hatay'a bunun sayısız örneği hala vardır. Ben batıya sesleniyorum, siz değil misiniz Ruanda'da yüzbinlerce insanı katleden, siz değil misiniz milyonlarca Cezayirliyi katleden, siz değil misiniz Afrika'nın her ülkesine sadece elmas, altın var diye giren ve oradaki insanları katleden? Siz katilsiniz, katil. Bugün hala aynı şeylerin arayışı içindesiniz. Lübnan'a gidiyorsun, ne işin var senin Lübnan'da. Lübnan'da bir felaket yaşanıyor, güya istikamet vermeye gidiyor oraya. Ne oldu, aradığını buldun mu orada? Bulamadın. Niye? Kovdular seni kovdular. Tanındıkça bunlar her yerden kovulacak. Adeta bunlar Haçlı Seferlerini yeniden başlatmak istiyorlar. Haçlı Seferlerinden itibaren ne zaman ki Avrupa üzerinden gelen fitne ve kin tohumları bu topraklara düşmeye başlamıştır, işte o vakit huzur bulmuştur. Bin yıl birlikte yaşadığımız insanlarla bir anda düşman kesilmemiz için hiçbir sebep yoktur. Biz sadece dışarıdan ve içeriden maruz kaldığımız saldırılara karşı kendimizi savunduk. Tehcir ve mübadele gibi hadiseler batılı güçlerin topraklarımızda sahneledikleri oyunların acı sonuçlarıdır. Buna rağmen ülkemizde vatandaşımız veya misafirlerimiz olarak bulunan diğer dinlerin mensupları eşsiz bir hoşgörü ve saygı iklimi içinde hayatlarını sürdürüyorlar. Türkiye genelinde ibadete açık, burası çok önemli, milletime de sesleniyorum, topraklarımız içinde, bu vatanda 435 kilise, sinagog ve havra bulunuyor. Bunlar devletimizin yedieminindedir, güvencesi altındadır. Kimsenin inancına, ibadetine, kutsalına müdahale etmedik, etmiyoruz ve etmeyiz. Hatta son 18 yılda, vakıf mallarının iadesinden kilise ve diğer ibadethanelerin restorasyonuna kadar farklı inançlara mensup vatandaşlarımızın dini özgürlüklerini genişletmek için pek çok adım attık. Bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak Hristiyan ve Musevi vatandaşlarımızın sıkıntısını, derdini daima kendi sorunumuz olarak gördük. Ülkemizdeki hoşgörü anlayışı Avrupa'daki gibi faşist suratların yüzlerine maske yaptıkları türden bir riyakarlık değil, inancımızın köklerinden ve kalbimizin derinliklerinden gelen samimi bir hissiyattır. İşte Almanya'da Mevlana Camii'ne sabah namazında 100-150 kader Alman polisinin girmesini başa Şansölye Merkel izah edemez. Sadece görüşmek, konuşmak, bunlar çıkar yol değil. Bugün milyonlarca insanın yaşadığı Almanya'da, eğer oradaki vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın inancına. Kimliğine gerekli değeri vermiyorsanız kusura bakmayın. O insanların ciddi bir kısmı senin vatandaşın. Onların inanç hürriyetine, eğittim öğretim özgürlüğüne, yaşam hürriyetine değer vermen lazım. Ama yok böyle bir şey, İstiklalimize ve istikbalimize, değerlerimize saygı duyulması şartıyla biz hiç kimseye inancından, kökeninden, renginden, mezhebinden, meşrebinden ötürü husumet beslemeyiz” diye konuştu.

“Azeri Türkü kardeşlerim de kendilerini savunma noktasına geldi”
Ermenistan'ın Azerbaycan'ın topraklarını işgal etmesinin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Amerika, Rusya ve Fransa'dan oluşan Minsk Üçlüsü'nün hiçbir şey yapmadığını belirten Erdoğan, “Tabii ki Azerbaycan da Azeri Türkü kardeşlerimin hakkını korumak durumunda. Onun için de Ermeniler saldırdı, Azeri Türkü kardeşlerim de kendilerini savunma noktasına geldi. Liderlerle görüşmelerimiz var, en son dün akşam Sayın Putin ile görüşmemizde süreci etraflıca ele aldık. 'Artık bu işe Kafkaslar'da bir son verelim. İstersen bu işi birlikte çözeriz. Siz Paşinyan ile bu görüşmeleri yapın, ben İlham kardeşimle bu görüşmelerimi yapayım, tatlı bir yere bağlayalım. Heyetinizi gönderin, heyetlerimizle görüşme yapsın. Ama bir şeye karar vermemiz lazım. Bu işi çözecek miyiz, çözmeyecek miyiz? Atacaksak bu adımı atalım. Burada bu işi bitirmek durumundayız. Biz samimiyiz. Ben sizin de samimi olduğunuza inanıyorum, bu atımı atalım.' Güzel bir görüşme oldu, temennim odur ki inşallah bunu neticelendiririz. Kırmızı çizgilerimizi de söylüyoruz. Kırmızı çizgilerimiz aşıldığında da kimse kusura bakmasın babamızın oğlu olsa gözümüz görmez” şeklinde konuştu.



İran savaşı, Trump ve Starmer'ın arasını açtı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran savaşı, Trump ve Starmer'ın arasını açtı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir dizi sert açıklaması sonrasında Sör Keir Starmer, Trump'la ilişkisinin onarılamaz şekilde zarar görebileceği konusunda uyarıldı.

Eski ulusal güvenlik danışmanı ve Britanya'nın eski ABD büyükelçisi Kim Darroch, Birleşik Krallık (BK) Başbakanı'nın "Trump'ın İran'a yönelik 'tercih ettiği savaş'ına doğrudan katılmaya direnmekte haklı olduğunu" söyledi.

Darroch, Guardian'a, "Ancak bu, Trump'la kişisel ilişkisine şüphesiz önemli ölçüde zarar verdi" diye konuştu ve "zarar görmüş bir Trump'ın" daha fazla gümrük vergisiyle "saldırabileceğini" ekledi.

Bu yorum, Trump'ın Beyaz Saray'da yaptığı bir konuşmada Ortadoğu çatışmasına verdiği yanıt nedeniyle Sör Keir'ı taklit etmesinin ardından geldi. Trump, Sör Keir'ın Ortadoğu'ya "iki eski, harap uçak gemisi" gönderme meselesini ekibine danışmak zorunda olduğunu söylediğini aktarmıştı.

Çarşamba günü öğle yemeğinde konuşan Trump, "En iyi dostumuz olması gereken BK'ye sordum" dedi.

Aslında Kral iki hafta içinde buraya geliyor, Kral Charles iyi biri. Bizim en yakınımız olmaları gerekirdi ama öyle davranmadılar. Dedim ki, 'İki tane eski, harap olmuş uçak geminiz var, bunları oraya gönderebilir misiniz?'"

Sör Keir'i taklit ederek zayıf bir sesle konuşan Trump şunları ekledi:

Ah, ekibime sormam gerekecek. Dedim ki, 'Başbakansınız, sormak zorunda değilsiniz'. Hayır, hayır, hayır, ekibime sormam gerekiyor. Ekibim toplanmalı, gelecek hafta toplanıyoruz. Ama savaş zaten başladı. Gelecek hafta savaş bitmiş olacak… Üç gün içinde.

Özel bir öğle yemeğinde yapılan ancak Beyaz Saray tarafından sosyal medya kanalında yayımlanan açıklamalar, daha sonra silindi.

Görsel kaldırıldı.
Başbakan, "Britanya halkının en iyi çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi sürdüreceğini" söyledi (AP)

Downing Sokağı kaynakları, Trump'ın BK'den gemi talebinde hiçbir zaman bulunmadığını ve Britanya'nın da bunları göndermeyi teklif etmediğini söyledi.

Trump'ın eleştirileri karşısında BK Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, "Bizim işimiz BK'nin ulusal çıkarları doğrultusunda kararlar almak" dedi.

Cooper perşembe günü televizyon kanallarına şunları söyledi:

Başından beri ABD'den farklı bir görüş benimsedik ve Ortadoğu'da saldırgan eylemlere kapılmadık çünkü gerilimin tırmanma riskleri, ekonomi üzerindeki de dahil etkiler ve ayrıca sağlam bir plana duyulan ihtiyaç konusunda somut endişeler olduğunu düşündük.

Cooper, Washington'ın hâlâ müttefik olup olmadığı sorusundan kaçınarak şunları söyledi:

Çatışmanın mümkün olan en kısa sürede çözülmesini, sonuçlanmasını istiyoruz çünkü açıkçası bu, BK'deki yaşam maliyeti için en iyisi.

Bu hafta Başbakan, İran'la savaşa girmeme kararlarının arkasında duracağını yineleyerek şunları söyledi:

Benim ve diğerlerinin üzerindeki baskı ne olursa olsun, gürültü ne olursa olsun, aldığım tüm kararlarda Britanya'nın ulusal çıkarları doğrultusunda hareket edeceğim. Dolayısıyla bunun bizim savaşımız olmadığını ve içine sürüklenmeyeceğimizi net bir şekilde belirttim.

Independent Türkçe


Zelenskiy, Suriye’de Şara ile görüştü

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın hesabı)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın hesabı)
TT

Zelenskiy, Suriye’de Şara ile görüştü

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın hesabı)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın hesabı)

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet el- Şara ile Şam’da bir araya geldi.

Reuters’a konuşan kaynaklar hükümet danışmanı, görüşmelerin Ortadoğu’daki savaş bağlamında savunma konularına odaklandığını belirtti.

Ukrayna, Aralık 2024’te Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki yeni yetkililerle iletişim kurmaya çalıştı. Zelenskiy, Aralık 2024’te Dışişleri Bakanını Şam’a göndererek Suriye’nin yeni yönetimiyle görüşmeler yaptı ve Rusya’nın ülke topraklarındaki varlığını sonlandırması çağrısında bulundu.

Geçen Eylül ayında ise Zelenskiy, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çerçevesinde yapılan görüşmede iki ülkenin ilişkilerini resmen yeniden tesis ettiğini duyurmuştu.


Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’ndaki seçenekleri sınırlı ve risklerle dolu

11 Mart’ta Umman kıyıları açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden bir yük gemisi (Reuters)
11 Mart’ta Umman kıyıları açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden bir yük gemisi (Reuters)
TT

Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’ndaki seçenekleri sınırlı ve risklerle dolu

11 Mart’ta Umman kıyıları açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden bir yük gemisi (Reuters)
11 Mart’ta Umman kıyıları açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden bir yük gemisi (Reuters)

Bu hafta 40 ülkeden üst düzey yetkililer, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden başlatılmasını görüşmek üzere çevrim içi bir toplantıda bir araya geldi. Toplantıda İtalya Dışişleri Bakanı, yoksul ülkelere giden gübre ve temel malların güvenli geçişini sağlayacak bir “insani koridor” oluşturulmasını önerdi.

Toplantının ardından Roma tarafından açıklanan bu öneri, savaş nedeniyle gıda güvenliği riskinin artmasını önlemeye yönelik Avrupa ve uluslararası girişimlerden biri olsa da katılımcılardan destek görmedi. Toplantı, boğazın askerî ya da başka yollarla yeniden açılmasına yönelik somut bir plan olmadan sona erdi.

Avrupalı liderler, Donald Trump’ın İran’ın boğazı kapatmasına son vermek ve büyüyen küresel enerji ile ekonomi krizini kontrol altına almak için derhâl askerî varlık konuşlandırmaları yönündeki baskısıyla karşı karşıya. Ancak liderler, şu aşamada savaş gemisi gönderme çağrısına yanıt vermedi; bunun yerine savaş sonrası bu kritik geçidin nasıl yeniden açılacağı konusunda yoğun tartışmalar yürütüyor. Buna rağmen ortak bir eylem planı üzerinde uzlaşmakta zorlanıyorlar.

Bu durum, Avrupa diplomasisinin yavaş işleyişini ve Körfez ülkeleri dâhil olmak üzere savaş sonrası boğazın güvenliğinden sorumlu tarafların çokluğunu yansıtıyor. İtalya ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu bazı ülkeler, herhangi bir uluslararası girişimin Birleşmiş Milletler onayıyla yürütülmesi gerektiğini savunuyor; bu da süreci daha da yavaşlatabilir. Konunun önümüzdeki hafta askerî liderler tarafından ele alınması bekleniyor.

Ancak tüm bunların ötesinde, mevcut çıkmaz, kırılgan bir barış ortamında boğazın güvenliğini sağlamanın ne kadar zor olduğunu ortaya koyuyor. Ana çatışmalar sona erse bile, masadaki seçeneklerin hiçbiri kesin çözüm olarak görülmüyor.

Deniz eskortu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron başta olmak üzere Fransız yetkililer, savaş sonrası ticari gemilere boğazdan geçişlerinde savaş gemilerinin eşlik etmesini önerdi. ABD ise ülkelerin kendi bayraklarını taşıyan gemilere refakat etmesi yönünde baskı yapıyor.

Ancak deniz eskortu yüksek maliyetli bir seçenek. Ayrıca hava savunma sistemlerinin, İran’ın saldırıları yeniden başlatması hâlinde insansız hava araçları gibi tehditlere karşı yeterli olmayabileceği belirtiliyor. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Dünya ya da Donald Trump, ABD donanmasının tek başına başaramadığını birkaç Avrupa fırkateyninin Hürmüz Boğazı’nda gerçekleştirmesini mi bekliyor?” diyerek şüphelerini dile getirdi.

Mayın temizleme
Almanya ve Belçika, savaş sonrası boğazın temizlenmesi için mayın avlama gemileri göndermeye hazır olduklarını bildirdi.

Ancak Batılı askerî yetkililer, İran’ın gerçekten mayın döşediğinden emin değil. Nitekim bazı İran gemilerinin hâlen boğazdan geçiş yapabildiğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle mayın temizleme operasyonlarının etkisinin sınırlı kalabileceği ifade ediliyor.

Hava desteği
Bu seçenek, gemilere yönelik İran saldırılarını önlemek amacıyla savaş uçakları ve insansız hava araçlarının konuşlandırılmasını öngörüyor.

Ancak bu yöntem de maliyetli ve kesin sonuç garantisi sunmuyor. İran’ın hızlı botlar gibi basit araçlarla dahi saldırı düzenleyebileceği, sınırlı sayıda başarılı saldırının bile sigorta şirketlerini ve armatörleri caydırarak geçişleri durdurabileceği değerlendiriliyor.

Askerî ve diplomatik kombinasyon
Bu yaklaşım, İran’ı caydırmak için diplomatik ve ekonomik baskının askerî unsurlarla birlikte kullanılmasını öngörüyor. Almanya, Çin’e nüfuzunu “yapıcı” şekilde kullanarak çatışmanın sona ermesine katkı sağlama çağrısında bulundu.

Ancak bu seçenek de hem maliyetli hem de belirsiz. Zira diplomatik çabalar şu ana kadar çatışmaları durdurmada başarılı olamadı. Yine de mevcut koşullarda en gerçekçi çözüm olarak görülüyor.

Tüm seçenekler başarısız olursa?
İranlı yetkililer, savaş sonrasında da boğazdaki deniz trafiğini kontrol etmeye devam edeceklerini ve gemilerden geçiş ücreti alma planları bulunduğunu açıkladı. Oysa uluslararası hukuka göre boğazın açık bir geçiş yolu olması gerekiyor.

Boğazın kapalı kalması, küresel ekonomi açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Pek çok ülke, yakıt, gübre ve temel malların taşınması için bu deniz yoluna bağımlı. Bazı bölgelerde kıtlık sinyalleri ortaya çıkarken, Avrupa’da petrol, gaz ve gübre fiyatlarındaki artış; yüksek enflasyon ve ekonomik yavaşlama endişelerini artırıyor.

Berlin merkezli Aurora Energy Research Direktörü Hans Koenig, “Şu anda en büyük tehdit stagflasyon… Fiyatlardaki artış, bu yıl için zaten zayıf olan büyümeyi daha da baskılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

New York Times servisi