Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarını çizme müzakereleri ‘ciddi bir aşamaya’ doğru ilerliyor

Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan görüşmelerin ikinci turu, sınır hattındaki Sur kentine bağlı Nakura ilçesindeki UNIFIL karargâhında gerçekleşti. (AP)
Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan görüşmelerin ikinci turu, sınır hattındaki Sur kentine bağlı Nakura ilçesindeki UNIFIL karargâhında gerçekleşti. (AP)
TT

Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarını çizme müzakereleri ‘ciddi bir aşamaya’ doğru ilerliyor

Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan görüşmelerin ikinci turu, sınır hattındaki Sur kentine bağlı Nakura ilçesindeki UNIFIL karargâhında gerçekleşti. (AP)
Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan görüşmelerin ikinci turu, sınır hattındaki Sur kentine bağlı Nakura ilçesindeki UNIFIL karargâhında gerçekleşti. (AP)

Denise Rahme Fakhry
Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan ve genel olarak her iki tarafın da olumlu tutum sergiledikleri görüşmelerin ilk turunun ardından, 28 Ekim Çarşamba sabahı, Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinin Nakura ilçesindeki Birleşmiş Milletler Lübnan Barış Gücü (UNIFIL) karargahında başlayan görüşmelerin ikinci turu bu sabah yapılan üçüncü oturumuyla sona erdi. Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarının çizilmesine ilişkin görüşmelerin ileriki turlarının zamanı, yapılan son oturumlardaki olumlu hava ve alınan sonuçların verimliliğine bağlı olarak belirlenecek.

Lübnan sıfır noktasına geri döndü
Lübnan, İsrail ile deniz sınırı mücadelesini, yeniden sıfır noktasından başlayarak sürdürüyor. Bu da daha önce Birleşmiş Milletler (BM) veya ABD ve hatta Güney Kıbrıs ile müzakereler yoluyla varılan tüm noktaların, Lübnan'ın gözünde geçersiz ve hükümsüz olduğu anlamına geliyor. Zira Lübnan,  ‘Hoff Hattı’ da (Hoff Hattı adını, 2012 yılında Lübnan’ı ziyaret eden ve Lübnan ile İsrail arasındaki tartışmalı bölgenin güney deniz sınırında paylaşılmasını önerdiği hattı çizen eski ABD özel elçisi Büyükelçi Frederick Hoff'tan almıştır) dahil olmak üzere sanki tüm pazarlıklara yeniden başlıyormuş gibi görünüyor. Buna karşın Tel Aviv’in görüşmelere ‘müzakereleri tamamlama’ temelinde katılıyor olması, iki taraf arasında temel bir fark olduğunu gösteriyor.
Müzakerelerde Lübnan heyetine başkanlık eden ve Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan, Tuğgeneral Bessam Yasin, Lübnan’ın İsrail ile anlaşmaya varılamayan deniz sahasının 860 kilometrekare değil, bin 430 kilometrekare olduğunu ve sahanın Nakura noktasından karadan ve denize uzanan bir hatla ölçüldüğünü söyledi.
İlk turu bir buçuk saati geçmeyen görüşmelere arabuluculuk yapan ABD’li Özel Temsilci John Deruscher'in katılımıyla gerçekleşen ikinci oturum üç saatten fazla sürdü ve ertesi günde devam etmesi kararlaştırıldı. Bu durum, görüşmelerin ciddiyetini ortaya koydu.
Tuğgeneral Yasin, Lübnan heyetinin dün yapılan oturumda söz konusu tartışmalı deniz sahasının Nakura’dan yola çıkarak nasıl ölçülmesi gerektiğine dair haritalarla, belgelerle ve hukuki metinlerle desteklenen ayrıntılı bir sunum yaptığını aktardı. Beyrut, şimdiden İsrail ile deniz sahası konusunda uzlaşmaya varmanın kolay bir iş olmayacağını anlamış durumda. Tel Aviv'in de gereken kolaylığı sağlamayacağı biliniyor.
Lübnan heyetinin başkanı Tuğgeneral Yasin, özellikle deniz sınırlarının çiziliyor olması nedeniyle bu işin zor olduğunu belirterek bu konuda benimsenen tek bir yöntem olmadığını, birkaç yöntemin olmasının da sorun teşkil ettiğini söyledi.

Basına uygulanan baskı şüphe uyandırıyor
İsrail ile yapılan müzakerelere gelen itirazlar, Nakura'daki UNIFIL karargahı yakınlarında bir araya gelen bazı Komünist Parti yandaşlarının protesto gösterisi ile sınırlı kalırken, Hizbullah, müzakere heyetinin birkaç metre yakınında, yeni düşmanı basın ile ilgilenmekle meşguldü. Lübnan, İsrail ile deniz sınırlarını belirlemek için zorlu bir mücadele verirken Nakura karargahının dışında Hizbullah tarafından içeride yeni bir kırmızı çizgi çiziliyordu. Basın mensuplarının, UNIFIL karargahı çevresinde haber yapmak için Genelkurmay Başkanlığı’ndan izin almasına rağmen Hizbullah üyeleri basın mensuplarına saldırarak çekim yapmalarını engelledi ve bölgeye yedi kilometreden daha fazla yaklaşmalarını yasakladı.
Lübnan devlet televizyonu muhabiri Nayla Shahwan, Twitter hesabından paylaştığı mesajında şunları söyledi:
“Sivil üç genç bizi bölgeden uzaklaştırdı. Kendilerini tanıtmadılar. Kanalımdaki ilgili kişilerle iletişime geçmeye çalıştığımda beni fotoğraflarını çekmekle suçladılar. Telefonumu aldılar ve kırdılar. Kameramı attılar ve bize oradan ayrılmamız için sadece üç dakika verdiler.”
Ancak olay, ister kasıtlı ister kasıtsız olsun basın mensuplarının, onların ve müzakerecilerin güvenliğini sağlamakla görevli Lübnan ordusu karşısında Hizbullah üyelerinin emirlerine uymak zorunda kalmaları oldukça ironikti. Bu olay, sınırın çizilmesi müzakerelerinin seyrine damgasını vurdu. Gözlemcilere göre bu, masada ve dışarıda yapılan görüşmelerde son sözün yalnızca Hizbullah’a ait olacağını ve onun onayı olmadan müzakerelerin gerçekleşmeyeceğini gösterdi.

Teknik çözüm mü adil çözüm mü?
Lübnan hükümetinin eski BM Acil Gücü (UNEF) Koordinatörü Abdurrahman Şihaytili, İsrail'le oturulan müzakere masasında Lübnan'ın konumunun zayıf ve güçlü yanlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Lübnan’ın ‘iyi iş çıkardığını’ belirten Şihaytili, Lübnan’ın müzakerelere sıfırdan başlamak zorunda kalacağını kaydetti.
İsrail 2000 yılında, Lübnan'ın güneyinden çekildikten sonra deniz sınırının çizileceği çizginin başlangıç ​​noktasını Nakura Sınır Kapısı'nın bulunduğu yerden 17 metre ilerisi olmasında diretti. Deniz sınırında yeni bir oldu-bitti yaratmak amacıyla Lübnan karasuları içinde 800 metre uzunluğunda bir ‘şamandıra’ hattı yerleştirdi. İsrail; Lübnan’ın Güney Kıbrıs ile anlaşarak bir nokta belirlemesi sonrasında ise Lübnan'ın Nakura'dan başlayan sınırlarının Güney Kıbrıs'la ile anlaşılan noktada bittiğini düşündü. İki ülke arasındaki deniz sınır anlaşmazlığı da buradan çıktı.

Geçici düzenlemeler getirildi
Sınırı belirleme sorununu sadece teknik yönüyle ele almanın bir hata olduğunu belirten Şihaytili’ye göre mesele münhasır ekonomik bölge açısından farklı ve adil bir çözüme ulaşılıncaya kadar, iki komşu ülke arasında sınırlarda bir anlaşmazlık olması durumunda uluslararası hukuka bakmak yeterli olacak. Uluslararası hukukun iki ülkenin kendi bölgelerinde ekonomik açıdan fayda sağlamalarına yönelik geçici düzenlemeler getireceğini belirten Şihaytili, İsrail'in yapılmasını istediği müzakerelerin başlangıç ​​noktası olarak orta hattın çizilmesiyle ilgili adil bir çözümün kullanılabileceğini vurguladı. Şihaytili, ancak orta hatta göre sınırların çizilmesine dair hiçbir kural, kanun ya da metin olmadığını kaydetti.

Adil bir çözüm, İsrail'den çok Lübnan'ın çıkarınadır
Lübnan'ın İsrail ile deniz sınırlarını belirleme müzakerelerinde dayandığı teknik çözümün yanı sıra çıkarını İsrail’den daha fazla düşünmesi gereken bir takım noktaların olduğu adil bir çözümü de dikkate alması gerektiğini belirten Şihaytili’ye göre bu noktaların başında kötüleşen ekonomik durum geliyor. İkincisi Beyrut Limanı’nın yıkılması nedeniyle Lübnan’ın aldığı zararın Hayfa Limanı ile telafi edilmesi. Üçüncüsü ise İsrail’in kıyılarının uzunluğuna ve nüfus yoğunluğuna kıyasla Lübnan'ın kıyıları ve nüfusu bakımından daha fazla mali desteğe ihtiyacı olması.
İsrail'in yararlanabileceği, Gazze gibi başka sınırlar da var. Bu da Lübnan'ın çıkarı için daha fazla gayret göstermesini gerektiriyor.
2006 yılında İsrail ile Lübnan arasında Mavi Hat’tın belirlenmesi konusunda yapılan müzakereler konusunda da detaylı bilgi sahibi olan Şihaytili, yukarıda geçen tüm bu noktalara dayanarak yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Müzakerelerin daha karmaşık hale gelmesini bekliyorum. Çünkü Lübnan teknik çözüm çerçevesinde kalmaya devam ederken İsrail ekonomik çözümden yola çıkıyor.”

Müzakereler devam ediyor
Birçok çevre, bir yandan Washington ve Tel Aviv, diğer yandan Hizbullah ve Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn arasındaki ortak çıkarlarla ilişkili İsrail ile müzakerelerin siyasi boyutunu da göz ardı etmiyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık seçimleri öncesinde istediği ABD zaferi ile Hizbullah'ın müttefiklerini tehdit eden yaptırımların yanı sıra Lübnan'ın ekonomik olarak doğalgaz çıkarma ihtiyacı gibi meselelerin müzakerelerin kolay olmayacağı anlamına geldiğini belirten Şihaytili, görüşmelerin uzamasını ve bir yerde tıkanmasını bekliyor.
Diğer yandan Lübnan heyetinin, halkın ve siyaset arenasının desteğiyle müzakere masasında olmasının önemli olduğunu vurgulayan Şihaytili, heyet oluşturulurken yapılan itirazların, heyetin müzakere yeteneğini zayıflatacağı görüşünde.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.