Irak'taki Ekim gösterilerini kim durdurdu?

Protestocular Tahrir Meydanı'ndan çekilmelerinin taktik olduğunu söylüyor (Getty)
Protestocular Tahrir Meydanı'ndan çekilmelerinin taktik olduğunu söylüyor (Getty)
TT

Irak'taki Ekim gösterilerini kim durdurdu?

Protestocular Tahrir Meydanı'ndan çekilmelerinin taktik olduğunu söylüyor (Getty)
Protestocular Tahrir Meydanı'ndan çekilmelerinin taktik olduğunu söylüyor (Getty)

Sabah Nahi- Iraklı bir araştırmacı ve yazar
Iraklı protestocular aniden Bağdat'ın kalbi Rusafa’daki Tahrir Meydanı'ndan çekildiler. Altında durdukları Özgürlük Anıtı’na gölgelerini bırakıp ortamı terk ettiler. Halk hareketinin önderliğindeki arkadaşları, kendilerine karşı kurulan komployu bozmak için protesto faaliyetlerini geçici olarak olsa bile durdurmaları gerektiğine ikna ettikten sonra meşhur Jawad Saleem (Cevad Selim) heykeline ani bir şekilde veda ettiler.

Katliamı önlemek için taktiksel geri çekilmek
Durumu yakından takip eden kaynaklar, Bağdat'tan Basra'ya ve merkez valiliklere kadar binlerce Iraklı gencin katıldığı ikinci protesto dalgasının tarihi olan 25 Ekim'den aylar önce eğitilen devlete bağlı ‘üç tugayın’ gösterileri dağıtmak için hareket etme olasılığını doğruladı.
Halk Hareketi liderliğinin bir üyesi olan Avukat Ali Kamil, “Başbakan'a yakın kaynaklardan, devlete bağlı üç silahlı tugayın göstericileri hedef almak ve onlarla hükümet arasında şiddetli ve çok sayıda kayıp ve yaralanmaya neden olacak bir çatışma için hazırlandığını öğrendik. Bu yüzden protestoları taktiksel olarak durdurduk ve yaklaşan seçimleri tamamlamak için hükümete yeterli zaman vermek istedik. Hareketin Bağdat ve diğer illerdeki yönetimi aracılığıyla yüzlerce genç protestocuyu olup bitenler ve onları çevreleyen gerçeklikle ilgili bir katliam olasılığına ikna etmek için olağanüstü çaba gösterdik. Gözetleme kameraları aracılığıyla, meydanlara dağılmış casus gruplar gözlemledik. Uzmanlar bize resimlerini ve konumlarını verirken, olayı kutlamak için kendiliğinden yola çıkan göstericilerden farklı olarak ‘örtüler’ taktıklarını tespit ettik. Ayrıca bu kişilerin geçtiğimiz yıl Ekim ayında öldürülen protestocuların katillerinin ortaya çıkarılmasını talep eden, adil ve özgür seçimler gerçekleştirilmesi için sloganlar attıklarını da fark ettik” şeklinde konuştu.

Silahlı casuslar
Irak Başbakanlığındaki kaynaklar, göstericileri korumak ve onlara yönelik saldırıları önlemek için görevlendirilen güvenlik güçlerinin hedef alındığını açıkladı. Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Başbakan Mustafa el-Kazimi'nin verdiği katı talimatlara göre, göstericiler hiçbir koşulda veya gerekçeyle saldırıya uğramayacak veya hedef alınmayacak.
Aktivistlerden biri, olayların geçtiğimiz yılki trajedilere dönüşmesinin eşiğinden dönüldüğüne dikkat çekti. Aktivist, “Halk hareketi liderliği, olanların ciddiyetinin farkına varmasa, protestocuların arasına sızan ‘casuslar’ aynı sahnelerin tekrarlanmasına neden olacaktı. Protestolar duruldu. Casuslar tespit edildi ve protesto alanında tek başlarına bırakıldılar. Silahlı casuslar ile silahsız protestocular arasında orantısız bir çatışmayı önlemek için zaman kazanmak üzere taktiksel bir girişimde bulunuldu” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Protesto Düzenleme Komitesi Üyesi Durgam Macid, "Mevcut hükümet ve güvenlik liderleri tarafından kullanılan yöntemler, bize göstericilerin Alevi bölgesinden Bağdat'taki el-Kerh'e doğru toplanmasını önlemek için verdikleri önceki vaatlerden bazılarını ihlal etti. Eski Başbakan Adil Abdulmehdi bile bize karşı bu tedbiri almadı. Ulaşım yollarını keserek Kerh’e erişim engellendi. Bu anayasaya ve hukuka aykırı. Dayak ve hakarete uğradım. Beni ve arkadaşlarımı toplantı merkezine ulaştıracak yol kapatıldı. Bu yüzden protesto merkezlerine ulaşmak için dolambaçlı yolları kullanmak zorunda kaldık” şeklinde konuştu.

Göstericiler ve güvenlik güçleri arasındaki anlaşmazlık
Bazıları, ‘Bir vatan istiyoruz’ sloganını taşıyan ‘Ekim ayaklanmasının’, protestocuları hedef alıp aralarını açıp sloganlarının içini boşaltarak ve liderleri arasında bölünmeye yol açarak iradesini kontrol altına alma ve parçalama çabaları sonucunda şu anda pek çok zorlukla karşı karşıya olduğuna düşünüyor. Ayrıca meydanlardan çekilmeyi reddeden bazı aktivistler, onlara karşı organize bir saldırı kampanyasıyla karşı karşıya kalacaklarına inanıyor.
Tişriniyyun (Ekimciler) hareketine bağlı bir aktivist olan Hüseyin el-Cemili, “Gösterileri durdurmadık. Örneğin Bağdat’taki Ebu Navas gibi yeni bölgelerde yeniden meydanlara çıkacağız. Protestoların durdurulması, varlıklarını tespit ettiğimiz göstericiler ve güvenlik güçleri arasında anlaşmazlık yaratmak isteyen casuslar ve çeteleri ortaya çıkarmak için taktiksel bir önlemden başka bir şey değildir. Yeni kurbanlar vermemek için örgütlendik. Meşru haklarımızı elde edene kadar gençliğimizin kanlarının dökülmesine izin vermeyeceğiz. Protestocuların katillerini ortaya çıkaracağız. Asıl hedefimiz bu” dedi. Cemili, “Gösterici saflarını ayıran halk hareketinin liderleri var. Ancak geçmiş deneyimlerimize dayanarak protestoyu yeniden şekillendireceğiz. Organizasyon ve güçlü halk iradesi ile daha önce yaşadığımız kaos halini aşacağız. Çünkü devlet ve iktidar partilerine karşı mücadele verdiğimizin farkındayız” şeklinde konuştu.

Sloganları birleştirmek için bir toplantı
Bir hafta önce ortak sloganlar belirlemek için Bağdat ve diğer illerdeki halk hareketine liderlik etmek için 100 aktivistin de dahil olduğu büyük bir toplantı yapıldı. Devlete bağlı milislerinin nüfuz etmesini engellemenin ve güvenlik güçleriyle çatışmayı sıfıra indirmenin yolları araştırıldı. Yüksek Hareket Komisyonu üyesi Avukat Ali Kamil, “Protestoların misyonunu ve seçimlere aktif katılımı netleştirmek için önemli ve gerekli bir toplantıydı. Kazımi'ye, önümüzdeki yıl Haziran ayının 6'sında yapılacak seçimler için yürütme prosedürlerini tamamlama fırsatı verildi. Gösterileri bozmak, hükümeti baskı altına almak, bizi zor durumda bırakmak ve yaklaşan seçimlerdeki görevimizi yerine getirme becerimizi sınırlamak için çalışan taraflar var” dedi.
Ancak barışçıl gösterilerin karşı karşıya olduğu kriz, kontrolü ve koruması zor birçok çıkış yeri olan Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda gerçekleştirilmelerinde yatıyor. Bu nedenle göstericiler, hükümet merkezinin bulunduğu Yeşil Bölge yakınlarındaki Kerh'te yeni bir yere gittiler. Ancak güvenlik güçleri ve liderleri, ‘Tahrir’e geri dönmelerini ve içeri sızmalardan korumalarını talep etti. Bağdat'a yaklaşık 300 kilometre uzaklıktaki Nasıriye'de ise durum farklıydı. Bu nedenle el-Habubi Meydanı milislerden ve partilerin karargahlarından boşaltıldı. Barışçıl oturma eylemine devam edilerek geçtiğimiz Ekim ayında öldürülen protestocuların katillerinin ortaya çıkarılması talebini sürdürdüler.

Protestoların kalitesi ve Mantık Testi
Öte yandan, istediklerini başardıklarına inandıkları için gösterilere devam etmenin bir anlamı olmadığını savunanlar var. Siyasi araştırmacı Abbas el-Ardavi, “Kendisinden önceki beş aday gibi Tahrir meydanında reddedilmeyen ve gösteriler sırasında kendi seçtiği adamlarla birçok çadırı ziyaret ederek onlara destek olan, el-Kazımi başkanlığında kurulan ‘Tişriniye (Ekim) Hükümeti'nin protestoların amaçlarını tam anlamıyla yerine getirerek onların güvenini kazandı. Protestolar, Çin ile yapılmış olan anlaşmaları sona erdirdi. Çin ile yapılmış olan anlaşma taslağı ve ticari bağlantılar iptal edildi. Bu göstericiler sayesinde ulaşılan uluslararası bir hedefti. 25 Ekim, Ekim ayaklanmasının gerçek boyutunu ve yeni hükümetin etkisiyle sonuçların ortaya konulduğu gündür. Eylemlerin popüler boyutu ortaya çıkmıştır. Çünkü hükümet Irak halkını, kendisini desteklemek için seferber edemeyecek. Önemli platformları hükümeti destekleme konusunda zorlayamayacak. Gerçek protestocular, çeteler, bıçak taşıyıcılar, el bombası fırlatıcıları ve molotof kokteylleri önünde hedeflerini ifade etme konusunda kafası karışık durumda” şeklinde konuştu.

Protesto meydanlarından manzaralar
Son gösterileri gözlemleyenler şaşırtıcı ve mantıksız olan manzaralarla karşılaşıyor. Şöyle ki; aç çocukların, hepsi göçe zorlanmış fakirlerin ve çok sayıda işsizin eylem alanlarındaki çadırlarda yaşamanın bir yolunu bulmuş olmasıdır. Kamil “Bu kişilerin, farkındalığı olan ve toplumun anayasal ve yasal haklarının savunulmasını talep eden gerçek göstericilerle hiçbir alakası bulunmuyor. Protesto fikrini bozmak için kasıtlı olarak göz önüne çıkarılan kişiler” olduğunu belirtiyor.  Ancak, zaman zaman patlamalara tanık olan gösteri ve protestolar, Irak sahnesi için bir hareket kaynağı olmaya devam ediyor ve istenen değişimin gerçekleşmesi için hala umut ışığını oluşturuyor.



Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
TT

Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birkaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi yürütme organı aracılığıyla Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına ilişkin bir teklif aldıklarını doğruladı.

Gazze dışında yaşayan üst düzey bir Hamas yetkilisi, “Sunulan teklif adeta bir tehdit mesajı gibiydi” dedi. Gazze içinden iki Hamas kaynağı ve bir başka Filistinli grup yetkilisi de teklifin “Gazze Şeridi içindeki tüm silahların istisnasız teslim edilmesini” öngördüğünü aktardı.

Filistinli gruptan bir kaynak, teklifin yalnızca silahlı grupları değil, aşiretleri ve bireysel silahları da kapsadığını belirterek, “İstenen, tüm fraksiyonların, aşiretlerin ve hatta kişisel silahların, üst düzey liderler dâhil olmak üzere, tamamen bırakılmasıdır; bu silahlar kişisel güvenlik amacıyla bile tutulamayacak” dedi.

Reuters, geçen cumartesi günü iki kaynağa dayandırdığı haberinde, “Barış Konseyi”nin Hamas’a silah bırakma sürecine ilişkin yazılı bir teklif sunduğunu aktardı.

Ajans, söz konusu teklifin Kahire’de düzenlenen ve Nikolay Mladenov (Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi) ile ABD’li temsilci Steve Witkoff’un özel yardımcısı Aryeh Lightstone’un katıldığı bir toplantıda ele alındığını belirtti.

grgtbgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas’tan üst düzey bir yetkiliye göre, hareket heyeti toplantıda Gazze’deki “direniş gruplarının” varılan anlaşmalara bağlı olduğunu, tüm aşamaları uygulamaya hazır olduklarını ve şu aşamada önceliğin mutabık kalınan aşamalara geçiş olduğunu, silah meselesinin ise daha sonra müzakere edilmesi gerektiğini vurguladı.

İsrail ile Hamas arasında geçen yıl ekim ayında, Trump tarafından sunulan 20 maddelik ve aşamalara bölünmüş bir plan çerçevesinde ateşkes anlaşmasına varılmıştı. Ancak İsrail’in, Gazze’nin yüzde 55’ini oluşturan işgal altındaki bölgelerden çekilmeyi öngören maddeyi hâlâ uygulamadığı, silahsızlanma maddesinin ise daha sonraki aşamalarda yer aldığı ifade ediliyor.

“Teklif değil, tehdit mesajı”

Hamas kaynaklarına göre plan, yeniden inşa sürecini ve Gazze’de yönetim yapısının değiştirilmesini doğrudan silahların teslimine bağlamayı hedefliyor.

Aynı kaynak, teklifin sunulduğu toplantıda ikinci aşamanın uygulanmasını hızlandırmaya yönelik çeşitli başlıkların ele alındığını belirterek, “Sunulan şey, müzakereye açık, rasyonel bir tekliften ziyade, olumlu ve olumsuz yönleri tartışılabilecek bir çerçeve değil; bize ve genel olarak Filistin ulusal yapısına dayatılmak istenen şartlar içeriyor” dedi.

Buna rağmen Hamas kaynakları, teklifin hareket içinde ve Filistinli gruplar arasında değerlendirilmek üzere iletildiğini, ayrıca yanıt için belirli bir süre sınırı konulmadığını aktardı.

Teklifi inceleyen bazı isimlere göre Hamas ve Gazze’deki diğer gruplar arasında hâkim eğilim, silahsızlanmanın yeniden inşa süreciyle ilişkilendirilmesine karşı çıkılması yönünde.

Gazze içindeki bir Hamas yetkilisi ise, “Bu, daha önce sunulan pek çok tekliften yalnızca biri. Hareketin eline ulaşan metin nihai değil ve silah meselesi ile ikinci aşamaya ilişkin diğer konuların tamamını kapsayan net bir çerçeve sunmuyor” dedi.

“Ortak ulusal tutum” arayışı

Gazze’deki en büyük silahlı yapı olan Hamas, teklif konusunda Filistinli gruplarla yürütülecek istişarelere dayanarak özellikle silah meselesinde “ortak ulusal bir tutum” oluşturmayı hedefliyor.

Gazze dışında bulunan Hamaslı üst düzey yetkili, “İlkesel pozisyonlardan taviz verilmemesi ve Filistin meselesinin dünya gündeminde kalmasını sağlayacak bir çerçeve içinde, işgal sona erene kadar, hatta açık bir siyasi süreçle egemen bir Filistin devleti kurulmasını güvence altına alacak bir anlaşmaya varılmasına karşı değiliz” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ise İran destekli Hamas’a, ağır ve hafif silahlar dâhil olmak üzere tüm silahlarını bırakması karşılığında olası bir anlaşma kapsamında af teklif edilebileceğini belirtti.


Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok
TT

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Cumhurbaşkanlığı ekibinin 29 Ocak tarihli anlaşmanın uygulanmasını takip eden sözcüsü Ahmed el-Hilali, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşma kapsamında Haci Muhammed Nebo’nun, bilinen adıyla “Ciya Kobanê”nın, Halep ve Haseke illerinde konuşlu 60. Tümen’in komutan yardımcılığına atandığını doğruladı.

Hilali, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Haseke’de eski SDG unsurlarından oluşan üç tugayın 60. Tümen’e bağlanacağını söyledi.

fvfrb
Çiya Kobanê, Suriye Ordusu'ndaki 60. Tümen komutanın yardımcılığına atandı (Arşiv)

Askerî kaynaklara göre Kürt komutan, ABD güçlerine yakın bir isimdi ve Haseke, Deyrizor ve Rakka’da önemli askerî operasyonlara liderlik etti.

Kadın birlikleri tartışması

“Özerk Yönetim”e bağlı Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) Suriye ordusuna entegrasyonu konusuna değinen Hilali, SDG’nin etkinliğinin azalmasından önce kadın savaşçı sayısının 15 ila 20 bin arasında olduğunu, ancak bugün Kamışlı, Haseke, Derbesiye ve Amude gibi kuzeydoğu bölgelerinde SDG’nin varlığını sürdürmesine rağmen bu sayının 7 binin altına gerilediğini belirtti.

Suriyeli yetkili, bu kadın kadroların askerî alan dışında da değerlendirilebileceğini, özellikle İçişleri Bakanlığı bünyesinde kadın polis ihtiyacına dikkat çekerek, sorgulama, cezaevleri ve kamu kurumlarında görev alabileceklerini ifade etti.

grbgr
Suriye güvenlik yetkilileri, İçişleri Bakanı Enes Hattab eşliğinde, Şam kırsalındaki Kadın Polis Enstitüsü'nü gezdi (Suriye İçişleri Bakanlığı).

Hilali, Suriye Arap Ordusu’nun yapısında kadınlara özel birliklerin bulunmadığını ve şu aşamada böyle bir planın da olmadığını vurguladı. Bunun gerekçesinin ise ülke yönetiminin önceliğini askerî genişleme yerine istikrar, güvenli alanların oluşturulması, barış ortamının güçlendirilmesi ile yeniden imar ve hizmetlere vermesi olduğunu söyledi.

Bireysel katılım vurgusu

Kadın unsurların İçişleri Bakanlığı bünyesinde güvenlik kurumlarında görev alabileceğini belirten Hilali, “Alan geniş, her ilde gönüllü olunabilir” dedi. Ancak bu katılımın toplu değil bireysel olacağını, ayrıca özel eğitim programlarının düzenleneceğini ifade etti.

Hilali daha önce yaptığı açıklamada, entegrasyon sürecinin tamamlanmasıyla birlikte “Özerk Yönetim” ve “Asayiş” gibi paralel yapıların ortadan kalkacağını belirtmiş, Kürt subay ve unsurları Suriye ordusuna dönmeye çağırmıştı.

“Olumlu işaret” değerlendirmesi

Hilali, SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin siyasi ve devrimci gerekçelerle yapılan tutuklamaların durdurulmasına yönelik taahhütlerine bağlı kaldığını ve son dönemde yeni gözaltı vakalarının kaydedilmediğini belirterek bunu “olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi.

dcds
YPJ merkez karargahı

Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş’in de anlaşma kapsamında tüm bileşenlerin haklarının güvence altında olduğunu, SDG dışında kalan Kürtler dâhil herkesin haklarının korunacağını ifade etti.

Öncelikler: Tutuklular ve geri dönüş

Hilali, tutuklular dosyası ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün öncelikli konular arasında olduğunu, kayıpların akıbetinin araştırıldığını ve cezaevlerinin devlet kontrolüne devri için koordinasyon yürütüldüğünü söyledi. Resulayn’dan yerinden edilenlerin dönüşünün de gerekli prosedürlerin tamamlanmasının ardından gerçekleşeceğini belirtti.

Öte yandan, Kürt vatandaşların haklarına ilişkin 13 sayılı kararname kapsamında çalışmaların kademeli şekilde sürdüğünü ve bunun olumlu karşılandığını, Cezire bölgesinde yeni projelerle destek sağlandığını ifade etti.

Newroz gerilimi

Kuzey ve Doğu Suriye’de Newroz kutlamaları sırasında Afrin ve Ayn el-Arab (Kobani) bölgelerinde ulusal bayrağın indirilmesiyle yaşanan gerilime de değinen Hilali, devletin Kürt dosyasına açık yaklaşımına rağmen bazı tarafların kışkırtma ve nefret söylemini körüklediğini söyledi.

fvfd
Suriye Kürtleri, 21 Mart'ta Afrin kentinde Newroz'u kutluyor (Reuters)

İç güvenlik güçlerinin olayları kontrol altına almak için sorumlu şekilde hareket ettiğini belirten Hilali, Afrin ve Kobani’de bayrağın indirilmesi ve saldırı olaylarına karışan kişilerin gözaltına alındığını ifade etti.

Kürt siyasi aktörler ve yapılar da bayrağın indirilmesini “bireysel bir davranış” ve “fitne çıkarma girişimi” olarak kınayarak gerilimi düşürmeye çalıştı.

dvf
Suriye'nin kuzeyindeki Afrin'de 21 Mart'ta Newroz kutlamaları sırasında genç bir aile (Reuters)

 


Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
TT

Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)

Mütevazı ve sakin görüntüsüne rağmen, Irak’ta Haşdi Şabi lideri Falih el Feyyad, rakipleri dâhil birçok kişi tarafından kurnaz, fırsatları değerlendirmede son derece yetenekli ve düşmanlarına karşı “sert mücadeleler” yürütebilen bir isim olarak görülüyor. Bu özellikleri, kurum içindeki yoğun kutuplaşma ve güç mücadelelerine rağmen, onu 10 yılı aşkın süredir Haşdi Şabi’nin zirvesinde tutmayı başardı.

Salı günü, ABD’ye ait olduğu düşünülen bir hava saldırısının Musul kentindeki “Arap Mahallesi”nde Feyyad’ın kullandığı bir evi hedef aldığı öne sürüldü. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar Feyyad’ın saldırı sırasında evde bulunmadığı ifade ettiler.

Falih el Feyyad kimdir?

Falih el Feyyad, 1956 yılında Bağdat’ta doğdu. 1977’de Musul Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Kuzey Bağdat’taki Raşidiye ve Tarmiye bölgelerinde geniş tarım arazilerine sahip olan el-Bu Amir (el-Bu Hamis) aşiretine mensuptur.

fdvdev
Yerel sakinler tarafından kaydedilen görüntüde, bugün Musul’da bombalanan bir noktadan yükselen duman görülüyor. Sakinler, saldırının Haşdi Şabi liderlerinin kullandığı bir evi hedef aldığını belirtti.

Aşiret bağlarının, Saddam Hüseyin döneminde idamdan kurtulmasında etkili olduğu iddia ediliyor. 1980’de yasaklı Dava Partisi’ne üyelik suçlamasıyla idama mahkûm edilen Feyyad’ın cezası, Saddam Hüseyin’in aileyi ziyareti sonrası affedilerek 20 yıl hapse çevrildi.

2003 sonrası erken dönemde siyasete atılan Feyyad, eski başbakan İbrahim Caferi’nin siyasi akımına katıldı. Ancak asıl yükselişini, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ve ardından Haşdi Şabi içindeki görevleriyle elde etti.

2014’te, Ali Sistani’nin DEAŞ’e karşı yayımladığı “cihad-ı kifai” fetvasıyla eş zamanlı olarak Haşdi Şabi Komitesi’nin başına getirildi. 2016’da Irak Parlamentosu’nun “Haşdi Şabi Yasası”nı kabul etmesiyle görevi resmiyet kazandı.

Feyyad, bir dönem Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yaptı ancak 2018’de dönemin başbakanı Haydar el-İbadi tarafından görevden alındı. 2020’de ise eski başbakan Mustafa el-Kazımi tarafından yayımlanan kararnameyle Haşdi Şabi Başkanlığı görevine asaleten yeniden atandı.

Gücünü koruyan isim

Kurum içindeki çekişmeler, özellikle Asaib Ehl el-Hak’ın açık muhalefetine ve 2021’de insan hakları ihlalleri gerekçesiyle ABD yaptırımlarına rağmen, Feyyad görevini korumayı başardı.

Kaynaklara göre Feyyad, siyasi ve güvenlik alanındaki etkisini İran ile yakın ilişkilerinden ve özellikle 2020 başında Bağdat’ta ABD saldırısında öldürülen Kasım Süleymani ile kurduğu bağlardan aldı.

rftbrf

Feyyad’ın, Haşdi Şabi’deki merkezi konumunu kullanarak çeşitli ortaklıklar ve sözleşmeler üzerinden mali kazanımlar elde ettiği de öne sürülüyor. Ayrıca Sünni aşiret güçlerini organize edip sadakatlerini kendi etrafında toplaması, özellikle Ninova ve Musul’da kendisine önemli bir siyasi taban oluşturdu.

Aşiret “seferberliği”

Kaynaklar, genellikle Sünni siyasetçilere bağlı olan aşiret güçlerinin, sağladığı çıkarlar nedeniyle Feyyad’a bağlılık sunduğunu belirtiyor. Bu ilişkiler ağı sayesinde Feyyad, Sünni çoğunluklu bölgelerde, özellikle Ninova’da önemli bir siyasi aktör haline geldi ve yerel mecliste kayda değer bir temsil gücü elde etti.

Buna karşın rakipleri, Feyyad’ı Musul’daki birçok proje ve yatırım üzerinde kontrol kurmakla suçluyor. Ayrıca Haşdi Şabi içinde hassas görevlere kendi aşiretinden kişileri yerleştirdiği iddiaları da dile getiriliyor.