Tarık Dilovani
Ürdün hükümeti, ne ABD seçimleri ne de Beyaz Saray'a kimin geleceği ile ilgili resmi tutumlarını ve tahminlerini açıklamaktan kaçınıyor. Amman her zaman ABD’de yönetime ister Cumhuriyetçi Parti ister Demokrat Parti gelsin hepsiyle iletişim kurabileceğini ve Washington ile ilişkisinin stratejik ve sağlam olduğunu vurgulamıştır. ABD’de başkanlık seçimleri yaklaşırken Amman, tablo netleşene kadar birçok iç ve dış dosyayı erteleyen birçok Arap ülkesinin başkentlerinde olduğu gibi endişeyle seçim yarışının sonuçlarını bekliyor.
Amman’ın her ne kadar dile getirilmese de Demokratların başkan adayı Joe Biden’a yönelik bir eğilimi söz konusu ve bu sadece Ürdün diplomasisinin kapalı kapıları ardında dillendiriliyor. Bununla birlikte ABD Başkanı Donald Trump'ın yeniden seçileceğine olan güçlü inanç, Amman’ı önümüzdeki dört yıl boyunca bu gerçeğin getirdiği büyük bir siyasi dönüşümle veya ekonomik kriz ve içerideki sorunlar çerçevesinde bölgesel ve uluslararası izolasyonla karşı karşıya bırakıyor.
Sağlam bir ittifak
Washington’a yakın Ürdünlü isimlerin en önemlilerinden biri olarak kabul edilen eski Ürdün Enformasyon Bakanı Muhammed el-Mumeni, iletişim ve medya devrimi çağında ABD’deki başkanlık seçimlerinin, artık müdahale edilemeyecek bir iç ve egemenlik meselesi olmadığına işaret etti. Mumeni ayrıca Beyaz Saray'ın dış politikasının, özellikle barış süreci, Filistin meselesi, Suriye'deki kriz ve hatta İran'la nükleer anlaşmaya ilişkin tutum ile ilgili olarak Ürdün ve Ortadoğu'yu büyük ölçüde etkilediğini iddia etti. Mumeni, Trump ve Biden'ın bu dosyalara ilişkin farklı görüşlere sahip olmalarının, ABD başkanlık seçimlerini, belki de şimdiye kadarki en önemli süreç haline getirdiğini söyledi.
Konu Beyaz Saray'ı kimin yönettiğine geldiğinde ise Ürdün'ün ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu söyleyen Mumeni, “Hem Cumhuriyetçilerle hem de Demokratlarla stratejik anlayış aşamasına gelmiş farklı kurumsal ittifaklarımız var. Beyaz Saray’da başkanlık koltuğuna kim oturursa otursun, yardım, ekonomi ve güvenlik konusundaki ilişkimiz devam eder” şeklinde konuştu.
İki devletli çözüm
Gazeteci yazar Fahd el-Haytan ise Mumeni’den farklı düşünüyor. Haytan’a göre Trump'ın seçimleri kaybetmesi, Ürdün için, örneğin İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki barış trenini durdurmak ve rakibi Joe Biden'ın desteklediği ve Ürdün'ün çıkarına olan iki devletli çözüme bağlı kalmak gibi bir çok konuda önem arz ediyor. Yine Haytan’a göre Trump'ın seçimleri kazanması halinde ise bölgedeki en az beş ülkenin İsrail ile barış anlaşması imzalayanların arasına katılacağı, Beyaz Saray'da daha baskın bir yönetim olacağı ve Suudi Arabistan ile Mısır dışında Arap ülkelerinden istenen desteğin alınamaması nedeniyle Ürdün'ün siyasi tutumunun zayıflayacağı, Filistin meselesinin ivmesini tamamen kaybedeceği, uluslararası diplomasi gündeminde sadece ikincil bir dosya haline geleceği ve bölgede yeni oluşacak ‘Ülkeler Ligi'nin İsrail liderliğinde olacağı anlamına geliyor.
Dönüm noktası
Eski Kültür ve Gençlik Bakanı Muhammed Ebu Rumman ise ABD başkanlık seçimlerinin sonuçlarının Ürdün’ün ABD ile ilişkilerinde bir dönüm noktası olacağına inanıyor. Amman’ın seçenekleri ve Filistin meselesiyle ilgili tutumlarına ilişkin Ürdün’ün stratejilerinde büyük bir değişiklik olabileceğine işaret eden Ebu Rumman, Ürdün, Trump’ın ikinci kez başkan olması durumunda, özellikle ABD'nin Ürdün’ün gücünün kaynaklarından biri olan bölgede oynadığı jeostratejik rolünü ve bölgedeki ABD-İsrail politikalarında arabulucu veya önemli bir aktör olma potansiyelini görmezden geldikten sonra Amman’ın Washington’ın uzlaşı ve Filistin meselesi konusundaki tutumlarına uyum sağlaması gerektiğini belirtti. Ebu Rumman ayrıca, Ürdün’ün Filistin Yönetimi'nin parçalanması halinde, Trump’ın Ürdün pahasına Filistin meselesini tasfiye etmesi veya Ürdün'ün Batı Şeria'daki rolünü yeniden canlandırmasıyla ilgili üstü kapalı endişeleri olduğuna işaret etti.
Geçmişte Cumhuriyetçilerin Ürdün'e Demokratlardan daha yakın olduğunu öne süren Ebu Rumman, Trump’ın tüm bu denklemleri tersine çevirdiğini, bu nedenle Amman’ın, iki devletli çözüm olan bağlılığı nedeniyle Biden'ı tercih ettiğini söyledi. Çünkü Biden, ABD’nin barış planına kısmen karşı çıkarken İsrail’in tek taraflı adımlarına da karşı çıkıyor. Bu yüzden Biden’ın seçilmesi, Ürdün'ün üzerindeki yükü hafifletebilir. Fakat Biden’ın aynı zamanda ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınmasını ve Arap ülkeleri ile İsrail arasında yapılan barış anlaşmalarını desteklediği biliniyor.
Stratejik ortak
Araştırmacı yazar Zeyd Nivayse, Ürdün’ün onlarca yıldır ABD’nin önemli bir stratejik ortağı olduğunu, bu yüzden Amman’ın Washington ile olan ilişkisinin Demokrat veya Cumhuriyetçi bir başkanın seçilmesinden etkilenmeyeceğini, Trump’ın yeniden kazanmasına hazırlanmasına rağmen herhangi bir partiden çıkacak başkanla da iletişim kurabileceğini söyledi. Bununla birlikte Nivayse, Trump'ın, ABD’de başarılı olan Cumhuriyetçi başkanlar arasında dahi Ürdün’e bir dost gibi görünmediği ve Yüzyılın Anlaşması’nda Ürdün’ün siyasi ve egemen çıkarlarını hesaba katmadığı için farklı bir başkan olduğunu düşünüyor.
ABD Başkanı'nın Filistin Yönetimi'nin rolünü sınırlama, ABD’nin desteğini durdurma, ABD büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma ve iki devletli çözümü kapsayan Arap Barış Girişimi’ni iptal etme gibi kararları nedeniyle Ürdün'ün Filistin meselesinde ödediği bedeli daha da ağırlaştırdığına inanan Nivayse, Amman’ın Ortadoğu ve Filistin meselesine farklı bir yaklaşım sergileyebileceği veya en azından Yüzyılın Anlaşması’nı iyileştirilebileceği için Biden'ın başkan olması halinde daha rahat hareket edebileceğini belirtti.
Nivayse sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer Biden kazanırsa Ürdün için olumlu sinyaller verdiğinden görev süresi boyunca Amman ile Washington arasındaki ilişkiler iyileşebilir. Ancak Demokratların siyasi vizyonu ve Hillary Clinton'ın siyasi reformlar, siyasal İslamcı hareketler ile diğer grupların benimsenmesi ile ilgili verdiği mesajlar da rahatsız edici.”
İki ülke arasındaki bir gergin bir gevşek ilişki
Ürdün-ABD ilişkileri, Trump’ın ABD başkanlığı sırasında, özellikle 2019 yılında Amman’ın Trump'ın barış planını reddettiğini açıklaması ve Washington’ın İsrail’in Ürdün Vadisi ile Batı Şeria'da egemenliğini tanıyacağını açıkladığı sırada gerildi. Bununla birlikte ABD’nin Amman Büyükelçisi, 2017'den Mayıs 2020’ye kadar Ürdün’e adım atmadı. Bu süre zarfında Ürdün, Beyaz Saray ve ABD Kongresi ile iletişim kanallarını açan Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın Ürdün-ABD ilişkilerini doğrudan yönetmesine rağmen, ABD yönetimiyle, özellikle Beyaz Saray'da etkili olan (Başkan Trump’ın damadı ve danışmanı Jared) Kushner akımıyla uzlaşıya varılamadı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Ürdün, ABD’nin yeni Amman Büyükelçisi Henry T. Wooster tarafından dile getirilen ‘yeni Ürdün’ ifadesinden duyduğu endişeyi de dile getirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’na göre 2019’da Ürdün’e yapılan ekonomik yardım hacmi bir milyar doları aştı. Bu yüzden Washington her zaman Amman'ın başlıca ve en güçlü müttefiki ve en önde gelen mali bağışçısı olarak görüldü. ABD-Ürdün ilişkileri son 40 yıldır yakın ve iyi bir çizgide devam etti. ABD, 1951 yılından bu yana Ürdün'e 20 milyar dolardan fazla yardımda bulunurken güvenlik, sağlık, eğitim ve su kaynakları alanlarında önemli destek sağladı.



