İsrail ve Lübnan, barışsız bir anlaşma geçmişine sahip

Lübnan- İsrail ilişkileri birçok kırılgan müzakere aşamasına tanık oldu (AFP)
Lübnan- İsrail ilişkileri birçok kırılgan müzakere aşamasına tanık oldu (AFP)
TT

İsrail ve Lübnan, barışsız bir anlaşma geçmişine sahip

Lübnan- İsrail ilişkileri birçok kırılgan müzakere aşamasına tanık oldu (AFP)
Lübnan- İsrail ilişkileri birçok kırılgan müzakere aşamasına tanık oldu (AFP)

Tony Boulos
Lübnan - İsrail ilişkileri, iki taraf arasındaki çatışmaya son verecek bir anlaşma veya anlayışa ulaşmak üzere, duraksayan çok sayıda müzakere aşamasına tanık oldu. Ancak bu ‘kırılgan’ anlaşmalar, hızla çöktü ve çatışmaya geri dönüş yeniden başladı.
İki ülke arasında imzalanan son anlaşma, bir aydan uzun süren Temmuz 2006 savaşından sonra Lübnan ve İsrail arasındaki tüm düşmanlıkların sona ermesini içeren, 11 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanmış Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayısı kararı kapsamında geldi.
BM kararına göre Lübnan ve İsrail’i ayıran ‘Mavi Hat’ çizildi. Ancak 13 nokta askıda kaldı. Beyrut ise işgal edilen bölgelere dikkati çekmekte ısrar etti ve kurtuluş çağrıları yaptı. On yıl önce, dört ABD elçisi sırayla bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı. Ancak Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, nihayetinde iki ülke arasındaki 1996 tarihli anlaşmaya ve BM sancağı altındaki 1701 sayılı uluslararası karara dayalı olarak İsrail ile deniz ve kara sınırlarını belirleme konusunda anlaştığını açıklayana kadar bu, işe yaramadı.

Savaş eylemlerinin durması
BMGK, oybirliğiyle ‘ABD ve Fransa tarafından hazırlanan’ ve Lübnan’daki savaşın sona ermesi çağrısında bulunan bir karara ulaştı. 15 bin BM askerinin, İsrail kuvvetlerinin geri çekilmesini takip etmek, Lübnan ordusunun güneye konuşlanmasına yardımcı olmak ve ateşkesin uygulanmasını sağlamak üzere konuşlanmasıyla eş zamanlı olarak karar, İsrail’e kuvvetlerini güneyden çekmesi çağrısı yapıyordu.
Lübnan’ın ısrarı üzerine ABD ve İngiltere, BM tarafından güçlü bir barışı koruma operasyonuna izin veren, BM Sözleşmesi’nin yedinci bölümüne yönelmekten vazgeçme hususunda uzlaşı sağladı. Ancak metin, hala BM gücü için güçlü çatışma kuralları içeriyor. Karar, o dönemde ‘Ortadoğu’da kalıcı, acil ve kapsamlı bir barışın tesis edilmesi gerekliliğini’ kapsıyordu.

Gazap Üzümleri ve Lübnan’ın yeniden inşası
11 Nisan’da ‘Gazap Üzümleri’ adı altında İsrail’in Lübnan’a karşı başlattığı geniş çaplı saldırının ardından 26 Nisan 1996 tarihinde bir anlaşma imzaladı.Anlaşma, ABD idaresinin pozisyonundan başlayarak, 27 Haziran 1996 tarihinde Fransa’da toplanan 7 ülke de dahil, Kahire zirvesine kadar bölgesel ve uluslararası açıdan destek gördü.
Özellikle de Hizbullah ve silahlı örgütlerin İsrail’i füzelerle hedef almasını durdurma anlaşması, bunun karşılığında da İsrail ve iş birliklerinin Lübnanlı sivilleri hedef almayı bırakması anlaşması olmak üzere o dönemde bu anlayış, iki ülke arasındaki krizi çözecek noktalara ulaştı. ABD, Fransa, Suriye, Lübnan ve İsrail’den uluslararası bir izleme grubunun kurulması sağlandı. Grup, ABD başkanlığındaki Danışma Grubu tarafından temsil edilen ve ‘Lübnan’ın yeniden inşasının sağlanmasını’ hedefleyen bir ekonomik mekanizma içeriyordu.

17 Mayıs anlaşması ve siyasi bölünme
Lübnan iç savaşı çerçevesinde 17 Mayıs 1983 anlaşması, İsrail’in Lübnan’ı işgalinden bir yıl önce Lübnan’ın zorlu tarihi koşullarında ortaya çıktı. Suriyeli güçlerin ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Lübnan’dan ayrılması ve güneyde ağır silahlar konuşlandırılmaması şartıyla, İsrail güçlerinin ülkeden geri çekilmesi sağlandı.
O dönemde ABD himayesinde ortaya koyulan anlaşma, iki ülke arasındaki savaş halinin 8-12 hafta içinde sona erdirilmesine ve anlaşmanın uygulanmasında ABD himayesinde iki taraftan oluşan bir temas komitesi kurulmasına olanak tanıdı. Ancak çatışma denklemine taraf olarak Suriye, anlaşmayı şiddetle reddetti ve Suriye rejimi bir yandan anlaşmayı imzalayan taraflara saldırdı, muhalifleri (Velid Canbolad, Reşid Karami, Süleyman Franjiye ve diğerlerinden oluşan Ulusal Kurtuluş Cephesi) destekledi, bir yandan da anlaşmayı devirmeye çalıştı.
İç çatışmaların patlak vermesi ve ‘bir yandan anlaşmaya bağlı olan hükümet ve Cumhurbaşkanı Emin Cemayel, diğer yandan da reddedenler arasında’ siyasi sahnenin bölünmesi başta olmak üzere anlaşmanın imzalanması, Lübnan’ın iç düzeylerinde yankı uyandırdı.
Özellikle çok sayıda Fransız Deniz Piyadesi ve paraşütçünün öldürülmesinden sonra Lübnan içerisindeki yabancı kuvvetlerin hedef alınmasında tırmanışa tanık olunan bir dönemde Cumhurbaşkanı Emin Cemayel, 5 Nisan 1984 tarihinde anlaşmanın iptal edildiğini duyurmaya yöneldi.

1949 ateşkesi
1948 yılında Filistin’deki Arap- İsrail savaşının sona ermesi ve ilgili Arap ülkeleri (Mısır, Suriye, Lübnan, Irak ve Ürdün) ile İsrail arasında ateşkes anlaşmalarının yapılmasıyla ateşkes sınırları çizildi. Lübnan ve İsrail arasındaki anlaşma da bu anlayışların bir parçasıydı.

Çatışmanın durmasının ardından Yunanistan’ın Rodos adasında ateşkes görüşmeleri yapıldı. Lübnan ve İsrail, 23 Mart 1949 tarihinde Nakura’da anlaşmayı imzaladılar ve o dönemde, ateşkesin ayrım hattı, Lübnan ve Filistin arasındaki uluslararası sınır olarak kabul edildi. Aynı şekilde BM’ye bağlı ateşkes komitesi himayesinde sınırın her iki tarafındaki iki ekibin askeri güçlerinin 25 km derinliğe geri çekilmesine ve bu bölgede sadece bin 500 İsrail askerinin hafif silahlarla Lübnan tarafından olmasına karar verildi.

Paulet - Newcombe Anlaşması
Tarih ve Siyaset Bilimi Profesörü İmad Murad, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin ‘İsrail ve Lübnan arasındaki deniz sınırının çizilmesi hususunda müzakerelerin başladığını’ duyurmasıyla birlikte, ‘direniş’ sembolünün İsrail hükümetini tanıdığı göz önünde alındığında bu müzakerelerin ‘işgal altındaki Filistin sınırı gibi İsraille ilgili söylemlerde, eski terminolojiyi terk ettiğine’ dikkat çekiyor. Murad, “Bugün, İsrail'in yazılarını ve okumalarını hatırladığımızda, stratejik, ulusal ve hatta vatansever açıdan bir hata yapmıyoruz, çünkü Berri bunu bizim için yasallaştırdı” dedi.
Profesör, “İki noktaya dönmeden Lübnan ile İsrail arasındaki ayrım hattında söz etmek mümkün değil. İlk olarak, Fransız mandası (Suriye, Lübnan) İngilizler lehine çizilen Filistin arasındaki sınırların çizildiği 1923 yılındaki Paulet- Newcombe Anlaşması…” ifadelerini kullandı. İmad Murad, “Güney Lübnan’ın bazı bölgelerinin denizden ilhakı, yani Nakura’dan Şeba Çiftleri’ne kadar, İsrail’e bol yüzey ve yer altı sularının stratejik alanlarını ilhakı planlandığı için İsrail’in çıkarını barındırıyordu” dedi.
“1923 yılında anlaşma imzalandığında İsrail yoktu, ancak 1917’deki Balfour Deklarasyonu’ndan itibaren kurulması planlanıyordu” diyen Murad, Paulet- Newcombe Anlaşması’nın bazı bölgeleri İsrail’e veya İngiliz mandasına verdiğini söyledi. Profesör, İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan Fransa’dan daha güçlü çıktığını söylerken, “Bu hat, Lübnan’dan bazı bölgelerden ve hassas merkezlerden alınan bir şeydi” dedi.

Ateşkes için ‘şerefe’
İmad Murad, “İsrail Devleti’nin ilanından ve 1948 yılında onunla savaşın patlak vermesinden sonra Lübnan ordusu, İsrail’e sınırlar koyabildi. Böylece ilk olarak ona verilen savaş yetenekleri, ikinci olarak da Alman, Sovyet, Amerikan ve İngiliz destekleri ortaya çıktı. Daha sonra 1949’da BM’nin talebi üzerine ateşkes anlaşması imzalandı” dedi. Murad, “Ateşkes, İsrail’in normalleşmesinden ve tanınmasından değil, sınırların çizilmesinden konuşan iki askeri heyet içeriyordu. Nitekim ateşkesi kutladılar ve onun için kadeh kaldırdılar. Ama Nakura başta olmak üzere gümrük merkezlerinde görev yapan Lübnan alayının yiyecek ve içeceklere eşlik eden kişi olduğunu bilen kimse kadeh kaldırmadı” diyerek, o sırada gazetelerin ‘Lübnan’ın, anlaşmanın imzalanmasına rağmen İsrail ile normalleşmediğini’ yazdığına dikkati çekti.
Siyaset Bilimi Profesörü, tarihin tekerrür etmediğini, yalnızca olayların birbirine benzediğini söylerken, “Anlaşma şartlarını incelersek, İsrail’in 1923 yılında Paulet - Newcombe Anlaşması’nı ele aldığı mevziilere değinmediği ve buraları belirlemediği ortaya çıkıyor” dedi. İmad Murad, “Ateşkesin İsrail-Filistin krizini bitirmekle hiçbir ilgisi yoktu. Ancak Lübnan ve İsrail taraflarında sınırların her iki tarafına yerleştirilmesine izin verilen askeri güce değiniyordu. Bu açıdan Lübnan, ateşkesin imzalanması sırasında Paulet - Newcombe Anlaşması’nın değiştirilmesini talep etmedi” değerlendirmesinde bulundu.

Teknik askeri heyet
Deniz ve kara sınırlarının belirlenmesi konusunda Lübnan ve İsrail arasında devam eden müzakerelere dönersek müzakere heyetinin niteliğinden, tarafların her birinin ‘niyetlerini’ anlamak açıkça mümkün. Öyle ki Lübnanlı heyet, askeri bir karaktere sahip. Daha sonra heyete, jeolojik araştırmada uzmanlaşmış siviller eklendi. Bunun nedeni ise Lübnan hedeflerinin, müzakereleri teknik şekilde sınırlandırmaya çalışması.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Heyette, güney deniz sınırlarının belirlenmesinden sorumlu başkan, Genelkurmay Yardımcısı ve güneydeki Kfar Tebnit kasabasından Tuğgeneral Pilot Bessam Yasin yer alıyor. Edinilen bilgilere göre Yasin, Silahlı Kuvvetler Komutanı General Joseph Avn tarafından bu pozisyon için seçildi. İki isim, Harp Akademisi’ne girdiklerinden beri bir dostluk ilişkisine sahip. Heyet ayrıca Deniz Piyadesi Albay Mazen Basbus’u da içeriyor. Basbus, uluslararası deniz hukuku alanında uzman olup kara ve deniz sınırları ile ilgili çalışmalara sahip. Lübnan’ın deniz hakkının 860 km’lik bir alanı aştığına inanıyor.
Heyette, Beyrut’taki Saint Joseph Üniversitesi ve Paris’teki Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde okuyan uluslararası hukuk ve deniz hukuku uzmanı Necib Mesihi de yer alıyor. Mesihi, Latin Amerika’da ve başka bazı alanlarda birçok sınır müzakerelerine katıldı. Lübnan’ın pozisyonunun belirlenmesine uzanan tartışmalara katkıda bulundu. Aynı şekilde heyet, Petrol Sektörü Yönetim Otoritesi Başkanı Vessam Şubat’ı da içeriyor. İsrail’in, heyetinde Enerji ve Petrol Bakanlığı’ndan üst düzey çalışanların yer alacağını açıklamasının ardından Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın kararıyla son dakikada heyete adı eklendi. Hizbullah ve Emel Hareketi, müzakerelerin ilk oturumundan birkaç saat önce ortak bir açıklama yaparak duruma şiddetle karşı çıktı. Söz konusu bu iki hareket, heyete sivilleri dahil etmenin, müzakereleri teknik rollerinden uzaklaştıracağı kanaatindeydi.

Petrol - Askeri heyeti
Lübnan heyetinin aksine İsrail heyetine ‘petrol’ karakterinin hakim olması, Tel Aviv’in müzakereleri, teknik durumun ötesine genişletme niyeti taşıdığı ve iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirme olasılığını düşündüğü izlenimi veriyor. Heyete Udi Adiri başkanlık ediyor. Adiri, 2017 yılından bu yana İsrail Enerji Bakanlığı’nın Genel Müdürü olarak görev yapıyor. Tel Aviv Üniversitesi’nde ekonomi ve tarih mezunu. Maliye Bakanlığı Bütçe Bölümü’ndeki görevi sırasında büyük bir tecrübe kazandı. İsrail Ordusunda Binbaşı rütbesiyle Zırhlı Kolordu’da görev yaptı. Heyet, Enerji Bakanı Yuval Steinitz’in uluslararası danışmanı olan Mor Halutz’u da içeriyor. Kendisi 2015 yılında Washington’da ABD Kongresi üyesi Alcee Hastings’in ofisinde İsrail ve Ortadoğu konularında danışman olarak çalıştı.
Heyette ayrıca Başbakan Binyamin Netanyahu’nun dış politika danışmanı, Milli Güvenlik Konseyi ve İsrail güvenlik kurumunda üst düzey bir yetkili olan Reuven Azar da bulunuyor. Azar, Amman ve Kahire’de görev yaptı ve Ortadoğu ile ilgili çoğu pozisyonda ‘İran Yaptırımları’ ekibinin başında bulundu. Ortadoğu’da Ekonomik Araştırma Direktörü Alon Bar ise Dışişleri Bakanlığı’nda siyasi birimin başında yer alıyor. 2016 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın Uluslararası Kuruluşlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığını üstlendi. İsrail ordusunu stratejik tugayının başkanı olan Oren Sitter, İstihbarat Bölümü, Silahlar ve Altyapı Geliştirme Müdürlüğü ve Hava Kuvvetleri’nde çeşitli liderlik pozisyonlarında bulundu.
BM tarafından, BM Genel Sekreteri’nin Temsilcisi Jan Kubis, Koordinatörlük ofisinin siyasi bölümü başkanı Ala Abdulaziz, BM Koordinatörlüğü ofisinden Lina el-Kidve yer alıyor. ABD tarafından ise müzakerelerin açılış oturumuna ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Schenker, ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Dorothy Shea, ABD’nin eski Cezayir Büyükelçisi John Desrocher, Dışişleri Bakanlığı’ndan Nadine Zaatar ve Cassandra Kildo katıldı. Müzakerelerin ikinci turu ise John Desrocher, Nadine Zaatar ve Cassandra Kildo’nun katılımıyla sınırlıydı.



Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
TT

Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birkaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi yürütme organı aracılığıyla Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına ilişkin bir teklif aldıklarını doğruladı.

Gazze dışında yaşayan üst düzey bir Hamas yetkilisi, “Sunulan teklif adeta bir tehdit mesajı gibiydi” dedi. Gazze içinden iki Hamas kaynağı ve bir başka Filistinli grup yetkilisi de teklifin “Gazze Şeridi içindeki tüm silahların istisnasız teslim edilmesini” öngördüğünü aktardı.

Filistinli gruptan bir kaynak, teklifin yalnızca silahlı grupları değil, aşiretleri ve bireysel silahları da kapsadığını belirterek, “İstenen, tüm fraksiyonların, aşiretlerin ve hatta kişisel silahların, üst düzey liderler dâhil olmak üzere, tamamen bırakılmasıdır; bu silahlar kişisel güvenlik amacıyla bile tutulamayacak” dedi.

Reuters, geçen cumartesi günü iki kaynağa dayandırdığı haberinde, “Barış Konseyi”nin Hamas’a silah bırakma sürecine ilişkin yazılı bir teklif sunduğunu aktardı.

Ajans, söz konusu teklifin Kahire’de düzenlenen ve Nikolay Mladenov (Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi) ile ABD’li temsilci Steve Witkoff’un özel yardımcısı Aryeh Lightstone’un katıldığı bir toplantıda ele alındığını belirtti.

grgtbgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas’tan üst düzey bir yetkiliye göre, hareket heyeti toplantıda Gazze’deki “direniş gruplarının” varılan anlaşmalara bağlı olduğunu, tüm aşamaları uygulamaya hazır olduklarını ve şu aşamada önceliğin mutabık kalınan aşamalara geçiş olduğunu, silah meselesinin ise daha sonra müzakere edilmesi gerektiğini vurguladı.

İsrail ile Hamas arasında geçen yıl ekim ayında, Trump tarafından sunulan 20 maddelik ve aşamalara bölünmüş bir plan çerçevesinde ateşkes anlaşmasına varılmıştı. Ancak İsrail’in, Gazze’nin yüzde 55’ini oluşturan işgal altındaki bölgelerden çekilmeyi öngören maddeyi hâlâ uygulamadığı, silahsızlanma maddesinin ise daha sonraki aşamalarda yer aldığı ifade ediliyor.

“Teklif değil, tehdit mesajı”

Hamas kaynaklarına göre plan, yeniden inşa sürecini ve Gazze’de yönetim yapısının değiştirilmesini doğrudan silahların teslimine bağlamayı hedefliyor.

Aynı kaynak, teklifin sunulduğu toplantıda ikinci aşamanın uygulanmasını hızlandırmaya yönelik çeşitli başlıkların ele alındığını belirterek, “Sunulan şey, müzakereye açık, rasyonel bir tekliften ziyade, olumlu ve olumsuz yönleri tartışılabilecek bir çerçeve değil; bize ve genel olarak Filistin ulusal yapısına dayatılmak istenen şartlar içeriyor” dedi.

Buna rağmen Hamas kaynakları, teklifin hareket içinde ve Filistinli gruplar arasında değerlendirilmek üzere iletildiğini, ayrıca yanıt için belirli bir süre sınırı konulmadığını aktardı.

Teklifi inceleyen bazı isimlere göre Hamas ve Gazze’deki diğer gruplar arasında hâkim eğilim, silahsızlanmanın yeniden inşa süreciyle ilişkilendirilmesine karşı çıkılması yönünde.

Gazze içindeki bir Hamas yetkilisi ise, “Bu, daha önce sunulan pek çok tekliften yalnızca biri. Hareketin eline ulaşan metin nihai değil ve silah meselesi ile ikinci aşamaya ilişkin diğer konuların tamamını kapsayan net bir çerçeve sunmuyor” dedi.

“Ortak ulusal tutum” arayışı

Gazze’deki en büyük silahlı yapı olan Hamas, teklif konusunda Filistinli gruplarla yürütülecek istişarelere dayanarak özellikle silah meselesinde “ortak ulusal bir tutum” oluşturmayı hedefliyor.

Gazze dışında bulunan Hamaslı üst düzey yetkili, “İlkesel pozisyonlardan taviz verilmemesi ve Filistin meselesinin dünya gündeminde kalmasını sağlayacak bir çerçeve içinde, işgal sona erene kadar, hatta açık bir siyasi süreçle egemen bir Filistin devleti kurulmasını güvence altına alacak bir anlaşmaya varılmasına karşı değiliz” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ise İran destekli Hamas’a, ağır ve hafif silahlar dâhil olmak üzere tüm silahlarını bırakması karşılığında olası bir anlaşma kapsamında af teklif edilebileceğini belirtti.


Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok
TT

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Suriyeli yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Çiya Kobane, 60’ıncı Tümen Komutan yardımcılığına atandı… Orduda kadın birliği planı yok

Cumhurbaşkanlığı ekibinin 29 Ocak tarihli anlaşmanın uygulanmasını takip eden sözcüsü Ahmed el-Hilali, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşma kapsamında Haci Muhammed Nebo’nun, bilinen adıyla “Ciya Kobanê”nın, Halep ve Haseke illerinde konuşlu 60. Tümen’in komutan yardımcılığına atandığını doğruladı.

Hilali, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Haseke’de eski SDG unsurlarından oluşan üç tugayın 60. Tümen’e bağlanacağını söyledi.

fvfrb
Çiya Kobanê, Suriye Ordusu'ndaki 60. Tümen komutanın yardımcılığına atandı (Arşiv)

Askerî kaynaklara göre Kürt komutan, ABD güçlerine yakın bir isimdi ve Haseke, Deyrizor ve Rakka’da önemli askerî operasyonlara liderlik etti.

Kadın birlikleri tartışması

“Özerk Yönetim”e bağlı Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) Suriye ordusuna entegrasyonu konusuna değinen Hilali, SDG’nin etkinliğinin azalmasından önce kadın savaşçı sayısının 15 ila 20 bin arasında olduğunu, ancak bugün Kamışlı, Haseke, Derbesiye ve Amude gibi kuzeydoğu bölgelerinde SDG’nin varlığını sürdürmesine rağmen bu sayının 7 binin altına gerilediğini belirtti.

Suriyeli yetkili, bu kadın kadroların askerî alan dışında da değerlendirilebileceğini, özellikle İçişleri Bakanlığı bünyesinde kadın polis ihtiyacına dikkat çekerek, sorgulama, cezaevleri ve kamu kurumlarında görev alabileceklerini ifade etti.

grbgr
Suriye güvenlik yetkilileri, İçişleri Bakanı Enes Hattab eşliğinde, Şam kırsalındaki Kadın Polis Enstitüsü'nü gezdi (Suriye İçişleri Bakanlığı).

Hilali, Suriye Arap Ordusu’nun yapısında kadınlara özel birliklerin bulunmadığını ve şu aşamada böyle bir planın da olmadığını vurguladı. Bunun gerekçesinin ise ülke yönetiminin önceliğini askerî genişleme yerine istikrar, güvenli alanların oluşturulması, barış ortamının güçlendirilmesi ile yeniden imar ve hizmetlere vermesi olduğunu söyledi.

Bireysel katılım vurgusu

Kadın unsurların İçişleri Bakanlığı bünyesinde güvenlik kurumlarında görev alabileceğini belirten Hilali, “Alan geniş, her ilde gönüllü olunabilir” dedi. Ancak bu katılımın toplu değil bireysel olacağını, ayrıca özel eğitim programlarının düzenleneceğini ifade etti.

Hilali daha önce yaptığı açıklamada, entegrasyon sürecinin tamamlanmasıyla birlikte “Özerk Yönetim” ve “Asayiş” gibi paralel yapıların ortadan kalkacağını belirtmiş, Kürt subay ve unsurları Suriye ordusuna dönmeye çağırmıştı.

“Olumlu işaret” değerlendirmesi

Hilali, SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin siyasi ve devrimci gerekçelerle yapılan tutuklamaların durdurulmasına yönelik taahhütlerine bağlı kaldığını ve son dönemde yeni gözaltı vakalarının kaydedilmediğini belirterek bunu “olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi.

dcds
YPJ merkez karargahı

Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş’in de anlaşma kapsamında tüm bileşenlerin haklarının güvence altında olduğunu, SDG dışında kalan Kürtler dâhil herkesin haklarının korunacağını ifade etti.

Öncelikler: Tutuklular ve geri dönüş

Hilali, tutuklular dosyası ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün öncelikli konular arasında olduğunu, kayıpların akıbetinin araştırıldığını ve cezaevlerinin devlet kontrolüne devri için koordinasyon yürütüldüğünü söyledi. Resulayn’dan yerinden edilenlerin dönüşünün de gerekli prosedürlerin tamamlanmasının ardından gerçekleşeceğini belirtti.

Öte yandan, Kürt vatandaşların haklarına ilişkin 13 sayılı kararname kapsamında çalışmaların kademeli şekilde sürdüğünü ve bunun olumlu karşılandığını, Cezire bölgesinde yeni projelerle destek sağlandığını ifade etti.

Newroz gerilimi

Kuzey ve Doğu Suriye’de Newroz kutlamaları sırasında Afrin ve Ayn el-Arab (Kobani) bölgelerinde ulusal bayrağın indirilmesiyle yaşanan gerilime de değinen Hilali, devletin Kürt dosyasına açık yaklaşımına rağmen bazı tarafların kışkırtma ve nefret söylemini körüklediğini söyledi.

fvfd
Suriye Kürtleri, 21 Mart'ta Afrin kentinde Newroz'u kutluyor (Reuters)

İç güvenlik güçlerinin olayları kontrol altına almak için sorumlu şekilde hareket ettiğini belirten Hilali, Afrin ve Kobani’de bayrağın indirilmesi ve saldırı olaylarına karışan kişilerin gözaltına alındığını ifade etti.

Kürt siyasi aktörler ve yapılar da bayrağın indirilmesini “bireysel bir davranış” ve “fitne çıkarma girişimi” olarak kınayarak gerilimi düşürmeye çalıştı.

dvf
Suriye'nin kuzeyindeki Afrin'de 21 Mart'ta Newroz kutlamaları sırasında genç bir aile (Reuters)

 


Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
TT

Haşdi Şabi’nin kurnaz lideri Falih el Feyyad Saddam ve ABD saldırılarından nasıl sağ çıktı?

Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)
Arşiv fotoğrafı: Falih el-Feyyad ve Abdülaziz el-Muhammedavi, Haşdi Şabi Başkanı ile Genelkurmay Başkanı (Kurum medyası)

Mütevazı ve sakin görüntüsüne rağmen, Irak’ta Haşdi Şabi lideri Falih el Feyyad, rakipleri dâhil birçok kişi tarafından kurnaz, fırsatları değerlendirmede son derece yetenekli ve düşmanlarına karşı “sert mücadeleler” yürütebilen bir isim olarak görülüyor. Bu özellikleri, kurum içindeki yoğun kutuplaşma ve güç mücadelelerine rağmen, onu 10 yılı aşkın süredir Haşdi Şabi’nin zirvesinde tutmayı başardı.

Salı günü, ABD’ye ait olduğu düşünülen bir hava saldırısının Musul kentindeki “Arap Mahallesi”nde Feyyad’ın kullandığı bir evi hedef aldığı öne sürüldü. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar Feyyad’ın saldırı sırasında evde bulunmadığı ifade ettiler.

Falih el Feyyad kimdir?

Falih el Feyyad, 1956 yılında Bağdat’ta doğdu. 1977’de Musul Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Kuzey Bağdat’taki Raşidiye ve Tarmiye bölgelerinde geniş tarım arazilerine sahip olan el-Bu Amir (el-Bu Hamis) aşiretine mensuptur.

fdvdev
Yerel sakinler tarafından kaydedilen görüntüde, bugün Musul’da bombalanan bir noktadan yükselen duman görülüyor. Sakinler, saldırının Haşdi Şabi liderlerinin kullandığı bir evi hedef aldığını belirtti.

Aşiret bağlarının, Saddam Hüseyin döneminde idamdan kurtulmasında etkili olduğu iddia ediliyor. 1980’de yasaklı Dava Partisi’ne üyelik suçlamasıyla idama mahkûm edilen Feyyad’ın cezası, Saddam Hüseyin’in aileyi ziyareti sonrası affedilerek 20 yıl hapse çevrildi.

2003 sonrası erken dönemde siyasete atılan Feyyad, eski başbakan İbrahim Caferi’nin siyasi akımına katıldı. Ancak asıl yükselişini, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ve ardından Haşdi Şabi içindeki görevleriyle elde etti.

2014’te, Ali Sistani’nin DEAŞ’e karşı yayımladığı “cihad-ı kifai” fetvasıyla eş zamanlı olarak Haşdi Şabi Komitesi’nin başına getirildi. 2016’da Irak Parlamentosu’nun “Haşdi Şabi Yasası”nı kabul etmesiyle görevi resmiyet kazandı.

Feyyad, bir dönem Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yaptı ancak 2018’de dönemin başbakanı Haydar el-İbadi tarafından görevden alındı. 2020’de ise eski başbakan Mustafa el-Kazımi tarafından yayımlanan kararnameyle Haşdi Şabi Başkanlığı görevine asaleten yeniden atandı.

Gücünü koruyan isim

Kurum içindeki çekişmeler, özellikle Asaib Ehl el-Hak’ın açık muhalefetine ve 2021’de insan hakları ihlalleri gerekçesiyle ABD yaptırımlarına rağmen, Feyyad görevini korumayı başardı.

Kaynaklara göre Feyyad, siyasi ve güvenlik alanındaki etkisini İran ile yakın ilişkilerinden ve özellikle 2020 başında Bağdat’ta ABD saldırısında öldürülen Kasım Süleymani ile kurduğu bağlardan aldı.

rftbrf

Feyyad’ın, Haşdi Şabi’deki merkezi konumunu kullanarak çeşitli ortaklıklar ve sözleşmeler üzerinden mali kazanımlar elde ettiği de öne sürülüyor. Ayrıca Sünni aşiret güçlerini organize edip sadakatlerini kendi etrafında toplaması, özellikle Ninova ve Musul’da kendisine önemli bir siyasi taban oluşturdu.

Aşiret “seferberliği”

Kaynaklar, genellikle Sünni siyasetçilere bağlı olan aşiret güçlerinin, sağladığı çıkarlar nedeniyle Feyyad’a bağlılık sunduğunu belirtiyor. Bu ilişkiler ağı sayesinde Feyyad, Sünni çoğunluklu bölgelerde, özellikle Ninova’da önemli bir siyasi aktör haline geldi ve yerel mecliste kayda değer bir temsil gücü elde etti.

Buna karşın rakipleri, Feyyad’ı Musul’daki birçok proje ve yatırım üzerinde kontrol kurmakla suçluyor. Ayrıca Haşdi Şabi içinde hassas görevlere kendi aşiretinden kişileri yerleştirdiği iddiaları da dile getiriliyor.