Körfez ülkeleri kimden yana? Trump mı Biden mı?

İsrail ile imzalanan Arap barış anlaşmaları Trump’ı öne çıkarıyor (AP)
İsrail ile imzalanan Arap barış anlaşmaları Trump’ı öne çıkarıyor (AP)
TT

Körfez ülkeleri kimden yana? Trump mı Biden mı?

İsrail ile imzalanan Arap barış anlaşmaları Trump’ı öne çıkarıyor (AP)
İsrail ile imzalanan Arap barış anlaşmaları Trump’ı öne çıkarıyor (AP)

İsa Nahari
ABD başkan adaylarının dış politika yönelimleri, aralarındaki en önemli farklılıkları yansıtıyor. Demokrat Joe Biden, uluslararası bir oyuncu olarak ülkesinin rolünü güçlendirme, iklim değişikliği ve silah kontrolü anlaşmaları gibi konularda dünya kuruluşlarıyla birlikte çalışma sözü veriyor. Ancak Cumhuriyetçi Donald Trump ise ‘Washington koridorlarında yaygınlaşan çağrılara’, ‘krizlerden uzaklaşma ve Amerikan rüyasına odaklanma hususundaki iki fikrini sürdürmeye’ meyilli. Ancak siyasi düzen dışındaki yönelimine rağmen Beyaz Saray’ın efendisi, Körfez’deki müttefiklerinin çıkarlarıyla kesiştiği için, Ortadoğu’daki çatışmalara müdahale etmekten kaçınamadı.
Krizlerden uzaklaşmak, ideal bir çözüm değil
Geçen Ocak ayının başında Trump, ülkedeki ekonomik yansımaları nedeniyle, ABD’lilerin umursamıyor gibi göründüğü Ortadoğu’daki çatışmalardan ülkesini uzaklaştırma arzusunu yineledi. Ancak bu, Demokratların ve Cumhuriyetçileri bir kesiminin, çıkarlara ve savaşlardan kaçınılmasına dayalı, amacı ‘İran’ın Suriye’deki etkisini sona erdirmek ve Filistin- İsrail çatışmasını çözmek’ olan istikrarlı bir strateji oluşturulmasını talep etmesini engellemedi.
Şarku'l Avsat Independent Arabia'dan aktardığı analize göre,  Tarihsel olarak ABD’nin bölgedeki çıkarlarından ve müttefiklerinden emekli olması karmaşık bir konudur. Obama’nın 2011’de ABD güçlerini Irak’tan çekmesinden birkaç yıl sonra, DEAŞ militanlarının geniş Irak topraklarını işgal etmek için sömürdüğü bu boşluğu doldurmak üzere, yaklaşık 5 bin ABD askeri bölgeye geri döndü. Nitekim geçen Ağustos ayında yayınladığı bir makalede Wall Street Journal,
Obama’nın kararının DEAŞ’ın örgütlenmesini ve eski yönetimin Rusya ve İran kontrolü altında bıraktığı Suriye’de nüfuzunu artırmasını mümkün kıldığını söyledi.
Aynı şey, yani Ortadoğu meselelerinden tamamen geri çekilme zorluğu, mevcut yönetim için de geçerli. ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Trump’ın bin askeri Suriye’nin kuzeyinden geri çekme niyetini açıkladığında, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasında eleştirilere neden oldu. İsrail’in ‘Washington’un Kürt müttefiklerini terk edeceğine’ dair korkuları arttı. Bu ise ABD güçlerinin Suriye’de kalmasını haklı çıkarırken, petrol sahalarını savunmaya odaklanmak için misyonlarını yeniden biçimlendirmeye itti.
ABD’nin Irak’taki çıkarlarını etkileyen saldırıların ardından Washington, Ocak ayı başlarında İran Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’yi öldüren bir hava saldırı düzenlemek zorunda kaldı. Askeri saldırıdan önce ise ABD, Tahran ile imzalanmış nükleer anlaşmadan geri çekildi ve İran ekonomisinin yaralarını her zamankinden daha fazla derinleştiren bir azami baskı politikası benimsedi.

Körfez zor bir figür
Ortadoğu arenasına girişi sınırlayan bir ABD stratejisi benimsemeye yönelik tüm sürekli girişimlere ve çağrılara rağmen Körfez, özellikle son elli yılda ABD-Körfez ilişkilerinin büyümesiyle, göz ardı edilemeyecek veya dışlanamayacak zor bir figür olmaya devam ediyor. Suudi Arabistan, Washington’dan en büyük silah alıcısı haline geldi ve petrol tedariki hususunda onunla yapılan koordinasyon, az bir öneme sahip değil. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn, son zamanlarda Trump’ın barış planının başarısında önemli bir rol oynadı. Kuveyt ve Umman, hala istikrarlı bir geleneksel ilişki sürdürürken, ABD’li yetkililer ayrıca, Katar’ın Tel Aviv ile resmi ilişkiler başlatmasını bekliyor.
Krizlerden kaçınma politikası, ABD’lileri Vietnam Savaşı’ndan sonra Güneydoğu Asya’daki olası bir çatışmadan kurtarmayı başarsa da Beyaz Saray liderleri için tercih edilen bir çözüm gibi görünmüyor. Washington’un Körfez’i, doğuyu ve Ortadoğu’yu tarihsel, ekonomik ve politik nedenlerle terk etmesi uzak bir ihtimal olarak görülürken, ABD’li diplomat Martin Indyk de “Yahudiliğin, Hristiyanlığın ve İslam’ın beşiği olan, büyük petrol rezervlerinin bulunduğu ve hırslı güçler ile yerleşik güçler arasındaki büyük rekabet oyununun ekseni olan Ortadoğu’ya sırtımızı dönemeyiz” ifadelerini kullandı.
ABD - Körfez ilişkilerinin Trump döneminde karşı karşıya kaldığı en önemli sınav, Eylül 2019’da Aramco petrol tesislerine yapılan iki silahlı insansız hava aracı saldırısı oldu. Saldırı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol üretiminin yüzde beşini kaybetmesine yol açtı. O dönemde Washington ve Riyad, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in inkarları ortasında, saldırıdan Tahran’ı sorumlu tuttu. Nihayetinde ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Suudi Arabistan’ın çağrısına yanıt olarak Pentagon’un Suudi Arabistan’da yaklaşık 200 asker, 1 patriot füze bataryası ve 4 kısa menzilli radar sistemi konuşlandırma niyetini açıklamakta tereddüt etmedi.
Körfez’in ABD politika haritasındaki önemli konumu, geçen yılki Aramco saldırılarına verilen hızlı tepki ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında Karabağ çatışmasının patlak vermesinin ardından gelen soğuk diplomatik yorumlar arasında karşılaştırma yapılarak belirlenebilir. Çatışma hususunda Beyaz Saray ile tamamen aynı fikre sahip olmayan devletlerin oynadığı şişirilmiş rollere rağmen ABD, ilgisini yansıtan somut adımlar atmadı.

İran ortak bir saplantı
Arap ülkeleri, Tahran’ın müdahalesine ilişkin korkularını gizlemiyor. Önceki istatistikler, Ortadoğu sakinlerinin İran’ın bölgedeki nüfuzunun, on veya daha fazla yıl öncesindeki rolüne kıyasla arttığına inandığını ortaya koyarken, gözlemcilere göre ise bu endişe, hala Arap halkını rahatsız ediyor. Ancak İran Kudüs Gücü komutanının bir ABD saldırısında öldürülmesi sonrasında bu yol, ABD’ye yöneldi. Öyle ki 3- 6 Ocak tarihleri ​​arasında gerçekleştirilen Reuters- Ipsos anketi, ABD’lilerin yüzde 41’inin İran’ı ülkeleri için yakın bir tehdit olarak gördüğünü ortaya koydu.
Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerinin çoğu, Tahran hususunda ABD ile aynı endişeyi paylaşıyor. İki ülke arasındaki koordinasyon ve anlayış, en iyi haliyle Trump göreve geldikten sonra ortaya çıktı. Bazıları, ‘Başkan Obama döneminde biraz durgunlaşan ilişkinin yeniden canlanması’ ve ‘Washington’un Ortadoğu’daki en önemli askeri ve ekonomik müttefiklerinden biriyle ilişkisini doğrulamak’ için ABD Başkanı’nın ilk yurt dışı varış noktası olarak Riyad’ı seçtiğini düşünüyor.
Öte yandan Biden, Suudi Arabistan’ın en büyük alıcısı olmasına rağmen, daha önce silah satışını durdurmakla tehdit ettiği için Suudi Arabistan tarafından ideal bir aday olarak görülmüyor. Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prenses Rima bint Bender Al Suud, başkan adayının, Beyaz Saray’a vardığında ülkesine yönelik düşmanlıktan vazgeçeceğini öne sürdü. Fransız Haber Ajansı’na (AFP) konuşan Büyükelçi, “Gelip etkisine tanık olduğunda, görüşleri değişebilir” ifadelerini kullandı.
Joe Biden, geçen ay CNN kanalına yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer anlaşmanın ardından bölgede kötü bir rol oynamayı bıraktığını söylerken, “Tahran’a, diplomasiye dönmenin güvenilir bir yolunu sunacağım. Anlaşmaya tam olarak uyarsa ABD, daha sonraki müzakereler için başlangıç ​​noktası olarak anlaşmaya geri dönecektir” ifadelerini kullandı. Ancak gözlemciler, Demokrat adayın politikalarının, İran için soğukkanlı ve barışçıl olacağını uzak görüyor.
Harvard Üniversitesi’nden İranlı araştırmacı Macid Rafizade, Biden’in iyimser vizyonunun başarılı olma olasılığını küçük görürken, bunun ‘bölgede yaşayan, Hizbullah’ın silah depolarıyla ve ölüm ve yıkıma neden olan Suriyeli milisleriyle uğraşan bireylerin gerçekliğinden binlerce kilometre uzakta olan birinden geldiğini’ söyledi. Araştırmacı, İran’ın vekil ağlarıyla, her zamankinden daha tehlikeli hale geldiğini belirtirken, bu sorunların çözülmediği taktirde, İran’ı sorumlu bir uluslararası taraf haline getirme çabalarının başarısızlığa mahkum olacağına dikkati çekti.
Biden, ya İsrail ya da İran
3 Kasım’daki seçimlerden haftalar önce Beyaz Saray ve yetkilileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde İsrail ile resmi ilişkiler başlatmak üzere geçen Eylül ayı ortasında başkent Washington’a ulaşan BAE ve Bahreyn heyetlerini ağırlayarak, saatlerini Ortadoğu’ya göre ayarladılar.
Bir süredir Trump’ın ‘İsrail ile ikili Körfez yakınlaşmasını teşvik etmedeki’ rolü uluslararası manşetlere ve web sitelerine konu oldu. ABD Başkanı’nın yurtiçi ve yurtdışındaki yandaşları, Nobel Barış Ödülü’nü hak ettiğini söylüyorlardı. Ancak Beyaz Saray’ın efendisi, en önemli şeyi, yani önümüzdeki dört yıl boyunca unvanını korumayı düşünüyordu.
Dış politikanın seçimler üzerinde çok az bir etkisi olmasına rağmen barış anlaşmaları, Beyaz Saray’da kalma yarışında Trump için önemli bir fırsat. Zira onu, verdiği sözleri yerine getirmeye kararlı bir başkan olarak gösteriyor. Başka bir kesim ise BAE, Bahreyn ve İsrail’in Cumhuriyetçi adaya, koronavirüs salgını nedeniyle bozulan imajını güçlendirme ve kartlarını düzenleme fırsatı verdiğini söylüyor.
Biden, Trump’ın mirasını yok etme sözü verirken gözlemciler, Cumhuriyetçi başkan tarafından hazırlanan barış planının iptal edilmesinin zor olacağına inanıyor. Aynı şekilde Demokrat adaya, Tel Aviv ile ilişkilerini, Arap - İsrail yakınlaşmasını ve barış anlaşmasını korumak için İran’la nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmaktan kaçınması çağrısı yapan sesler de yükseliyor.



Suudi Arabistan’ın Yanbu Limanı’ndan yapılan petrol ihracatı günlük 4 milyon varile yükseldi

Planet Labs tarafından çekilen bu uydu görüntüsü, 4 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın batısındaki Kızıldeniz kıyısında bulunan Yanbu Limanı’ndaki petrol altyapısını gösteriyor. (AFP)
Planet Labs tarafından çekilen bu uydu görüntüsü, 4 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın batısındaki Kızıldeniz kıyısında bulunan Yanbu Limanı’ndaki petrol altyapısını gösteriyor. (AFP)
TT

Suudi Arabistan’ın Yanbu Limanı’ndan yapılan petrol ihracatı günlük 4 milyon varile yükseldi

Planet Labs tarafından çekilen bu uydu görüntüsü, 4 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın batısındaki Kızıldeniz kıyısında bulunan Yanbu Limanı’ndaki petrol altyapısını gösteriyor. (AFP)
Planet Labs tarafından çekilen bu uydu görüntüsü, 4 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın batısındaki Kızıldeniz kıyısında bulunan Yanbu Limanı’ndaki petrol altyapısını gösteriyor. (AFP)

Sevkiyat verileri, Yanbu Limanı üzerinden gerçekleştirilen ham petrol ihracatının geçen hafta günlük yaklaşık 4 milyon varile yükseldiğini ortaya koydu.

Bu artışın, İran savaşının başlamasından önceki ihracat seviyelerine kıyasla keskin bir yükselişe işaret ettiği belirtildi.

Suudi Arabistan’ın, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıkların küresel arzda yarattığı daralmayı hafifletmek amacıyla uluslararası piyasalara daha fazla petrol sevk etmeye çalıştığı ifade edildi.

Petrolün Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden ulaştığı Yanbu Limanı’nın, küresel petrol arzı üzerindeki artan baskıyı hafifletmede kritik bir çıkış noktası sağladığı vurgulandı.

Söz konusu boru hattı, Suudi Arabistan’ın doğusundaki büyük petrol sahalarından başlayarak Arap Yarımadası boyunca uzanıyor ve Kızıldeniz kıyısındaki modern sanayi kenti Yanbu’da son buluyor. Limanda, Suudi petrolünü yüklemek üzere büyük bir tanker filosu toplanırken, her gün yeni gemilerin bölgeye ulaştığı kaydedildi.


Körfez ülkelerinin BM’ye gönderdiği mektup: İran’ın saldırılarının askeri faaliyetlerle ilgisi yok

9 Mart 2026 tarihinde Bahreyn’in Sitre Adası’ndaki BAPCO petrol rafinerisini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
9 Mart 2026 tarihinde Bahreyn’in Sitre Adası’ndaki BAPCO petrol rafinerisini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
TT

Körfez ülkelerinin BM’ye gönderdiği mektup: İran’ın saldırılarının askeri faaliyetlerle ilgisi yok

9 Mart 2026 tarihinde Bahreyn’in Sitre Adası’ndaki BAPCO petrol rafinerisini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
9 Mart 2026 tarihinde Bahreyn’in Sitre Adası’ndaki BAPCO petrol rafinerisini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)

Bir Körfez ülkesinin Birleşmiş Milletler’e (BM) sunduğu mektupta, İran’ın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerine yönelik saldırılarının tamamen sivil nitelikli hedefleri kapsadığı ve herhangi bir askeri faaliyetle bağlantısının bulunmadığı vurgulandı. Söz konusu saldırıların, uluslararası toplumun iradesinin açık bir şekilde göz ardı edilmesi ve bölgesel istikrarı kasıtlı olarak sarsma çabası olduğu ifade edildi. Ayrıca bu durumun, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik girişimlere doğrudan bir meydan okuma teşkil ettiği belirtildi.

Bu mektubun, Bahreyn’in BM Daimî Temsilciliği tarafından Körfez ülkeleri adına BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderilen ikinci mesaj olduğu kaydedildi. Aynı içerikte bir diğer mektubun ise ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Mike Waltz’a iletildiği bildirildi. Söz konusu yazışmaların, İran’ın 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ardından gönderildiği ifade edildi.

Mektupta ayrıca İran’ın gerçekleştirdiği füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına dikkat çekilerek, bu eylemlerin devletlerin egemenliğinin açık ihlali olduğu ve uluslararası hukuk ile BM Şartı’na aykırılık teşkil ettiği ifade edildi. Özellikle 11 Mart tarihli 2817 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına atıfta bulunularak, bu kararın 136 ülkenin desteğiyle kabul edildiği ve Tahran’ın kınandığı hatırlatıldı. Bu durumun, uluslararası toplumun söz konusu saldırgan eylemleri reddettiğini ve bölgenin güvenlik ile istikrarını tehdit eden bu tür girişimlere karşı ortak bir tutum sergilediğini ortaya koyduğu belirtildi.

dvfd
8 Mart 2026’da İran’ın saldırıları nedeniyle Kuveyt’te bir binadan yükselen duman (AFP)

Mektupta, Körfez ülkelerinin hava savunma sistemlerinin İran’ın Körfez hava sahası, karasuları ve topraklarını günlük olarak hedef alan saldırılarını engellediği belirtildi. Bu müdahalelerin, olası zararların sınırlandırılmasına katkı sağladığı ve sivil can kayıpları ile hayati altyapının korunmasında etkili olduğu ifade edildi.

Açıklamada, İran’ın saldırılarının tek bir ülkeyle sınırlı kalmadığı, KİK üyesi tüm ülkeleri doğrudan hedef aldığı vurgulandı. Saldırıların; petrol üretim ve rafineri tesisleri, yakıt depoları, enerji ihracat limanları, gaz ve enerji tesislerinin yanı sıra uluslararası havalimanları, lojistik merkezler, sivil kamu binaları ve kritik altyapıyı kapsadığı kaydedildi. Bu eylemlerde balistik füzeler, seyir füzeleri ve İHA’ların kullanıldığı belirtildi.

Körfez ülkeleri, İran’ın saldırılarının, küresel enerji arzı açısından büyük önem taşıyan enerji sektörüne ciddi zarar vermeyi amaçlayan sistematik ve kasıtlı bir yaklaşımı ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada, söz konusu saldırıların birçok kritik tesiste ciddi maddi hasara yol açtığı, bazı üretim ve tedarik süreçlerinde kısmi aksamalara neden olduğu ifade edildi. Ayrıca ulaşım ve temel hizmetlerde olumsuz etkiler meydana geldiği, bunun yanında geniş çaplı çevresel, ekonomik ve sağlık risklerinin ortaya çıktığı vurgulandı.

dfvf
14 Mart 2026’da Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)

Mektupta, söz konusu gelişmelerin İran’ın saldırılarının sistematik ve hukuka aykırı niteliğini ortaya koyduğu, ayrıca bu saldırıların kapsamının tamamen sivil hedefleri içerecek şekilde genişlediği belirtildi. Bu durumun, uluslararası hukukun, özellikle uluslararası insancıl hukukun hükümlerinin ve iyi komşuluk ilkelerinin açık ihlali anlamına geldiği ifade edildi.

Körfez ülkeleri, İran’ın tehditlerini artırarak ve saldırgan eylemlerini sürdürerek 2817 sayılı karara uymamaya devam ettiğini bildirdi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda deniz seyrüsefer özgürlüğünün hedef alındığı, ticari gemiler ile yük gemilerine saldırılar düzenlendiği ve KİK ülkelerinin deniz altyapısı ile enerji tesislerinin hedef alındığı kaydedildi. Bu eylemlerin, uluslararası hukuk ile uluslararası alanda tanınan seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin açık ihlali olduğu vurgulandı.

Ayrıca İran’ın düşmanca faaliyetlerinin sivillerin ve denizcilerin hayatını riske attığı, uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğini tehlikeye soktuğu ve boğazdan geçen transit trafiği azalttığı belirtildi. Bu durumun, küresel ticaret, enerji arzı ve dünya ekonomisi üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ifade edildi.

dfvfd
5 Mart 2026 tarihinde Doha’dan yükselen dumanlar (AFP)

Mektupta, 2817 sayılı kararın kabul edilmesinin ardından da İran’ın saldırılarını sürdürmesinin, söz konusu karara açık ve kasıtlı bir şekilde uymama halinin devam ettiğini gösterdiği belirtildi. Bu durumun, karar hükümlerinin açık ihlali ve uluslararası toplumun ortaya koyduğu iradenin göz ardı edilmesi anlamına geldiği ifade edildi. Açıklamada, İran’ın bu tutumunun, uyumsuzlukta ısrar ettiğini, gerilimi tırmandırma politikasını sürdürdüğünü ve bölgesel istikrarı sarsmaya devam ettiğini ortaya koyduğu, bunun da uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik çabalara doğrudan meydan okuma niteliği taşıdığı kaydedildi.

Körfez ülkeleri, tekrarlanan saldırıları en güçlü şekilde kınadıklarını yineleyerek, bu tür eylemlerin sürmesinin bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliğe doğrudan tehdit oluşturduğunu vurguladı. Açıklamada, uluslararası toplumun ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin, alınan kararların uygulanmasını sağlamak adına kararlı bir tutum sergilemesi gerektiği belirtildi.

Mektupta ayrıca, Körfez ülkelerinin, BM Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. Bu hakkın, devam eden saldırılara karşı, tehdidin niteliğiyle orantılı ve uluslararası hukuk kurallarıyla uyumlu şekilde kullanılabileceği; egemenliğin, toprak bütünlüğünün ve halkların güvenliğinin korunmasının hedeflendiği kaydedildi.

Körfez ülkeleri, uluslararası topluma ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’ne çağrıda bulunarak, İran’ın 2817 sayılı karara uymasını sağlamak için gerekli adımların atılmasını ve bölgenin güvenlik ile istikrarını zedeleyen bu ihlallere son verilmesini talep etti.


Suudi Arabistan hava savunma sistemleri Doğu Bölgesi'nde 38 İHA’yı imha etti

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan hava savunma sistemleri Doğu Bölgesi'nde 38 İHA’yı imha etti

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki'ye göre, Suudi Arabistan hava savunma sistemleri bugün Doğu Bölgesi'nde 38 insansız hava aracını (İHA) imha etti.

El-Maliki, dün Doğu Bölgesi'nde 11 ve Kuzey Sınırları bölgesinde 1 olmak üzere toplam 12İHA’nın imha edildiğini bildirdi. Ayrıca Riyad bölgesine doğru fırlatılan 2 balistik füzenin tespit edildiğini, bunlardan birinin önlendiğini, diğerinin ise ıssız bir alana düştüğünü belirtti.

Sivil Savunma dün, Ulusal Acil Durum Erken Uyarı Platformu aracılığıyla, Riyad'ın 80 kilometre güneydoğusundaki el-Harec Valiliği'nde 3 ve Doğu Bölgesi'nde bir olmak üzere toplam 4 tehlike uyarısı yayınladı. Uyarılar birkaç dakika sonra kaldırıldı ve talimatlara uyulmaya devam edilmesi, kalabalık ortamlardan ve fotoğraf çekiminden tamamen kaçınılması, tehlikeli bölgelerden uzak durulması çağrısında bulunuldu.