Tarık eş-Şami
ABD Anayasasının, eyaletlere seçimleri düzenleme yetkisi vermesi nedeniyle ülkede tüm düzeylerdeki mahkemelerde yasama ve başkanlık seçimleriyle ilgili bir dizi dava bulunuyor. Seçim süreciyle ilgili her eyaletin kendine ait düzenlemeleri var. Bu konudaki olası hukuki anlaşmazlıkların olması halinde davaları ele alan mahkemeler de eyalet mahkemeleri. Böyle bir anlaşmazlık durumunda bir eyalet mahkemesinin aldığı karar, Seçiciler Kurulu’ndaki (Electoral College) seçici üyelerin oylarını hangi adayın alacağını belirleyebilir ve nihai kararı Eyalet Yüksek Mahkemesi ‘nin vermesine yol açabilir.
Yine de federal mahkemeler, federal temyiz mahkemeleri ve ABD Federal Yüksek (Temyiz) Mahkemesi’nin oy haklarıyla ilgili oynayacağı bir rol vardır. Eğer federal düzeyde anayasal bir hakkın ihlal edildiğine dair bir iddianame varsa, Washington'daki ABD Federal Yüksek Mahkemesi’nde görülen davalardan sonra da bu hukuki anlaşmazlıklar sona erebilir. Tıpkı 2000 yılında Washington DC'deki Yüksek Mahkeme’nin başkanlık seçimlerinde kimin kazanacağına dair kararı, George W. Bush lehine verdiğinde olduğu gibi.
Peki, ABD’deki mahkemelerin yetkileri nerede başlar ve nerede biter? Mahkemeler seçim süreçlerinde neden bu kadar çok davaya tanık oluyor? ABD mahkemelerinin 2020 seçimlerini önceki seçimlerden daha fazla etkileyeceği iddiası doğru mu?
Artan davalar
Cumhuriyetçiler ve Demokratların seçimlerle ilgili çeşitli mahkemelerde açtıkları davaların sayısı artarken Demokrat adayları destekleyen bazı avukatlar, her zamanki, federal yasaları görmezden gelme yaklaşımlarından farklı bir yaklaşım sergiliyorlar. Eyalet mahkemeleri ise bunu hedeflerine ulaşmak için bir atlama adımı olarak yorumluyor. ABD Anayasası, eyaletlere federal seçimler dahil olmak üzere seçimleri organize etme konusunda ilk yetkiyi veriyor. Bu nedenle, tüm oy verme prosedürleri eyalet yargısına ait bir sorumluluktur.
Eyalet yasaları, oy kullanma hakkını garanti ederken federal mahkemeler, oy kullanma haklarıyla ilgili konuları da ele alırlar. Federal mahkemelerin son yıllarda, oy kullanma haklarını genişletme eğilimi arttı, ancak bazı kararları daha sonra muhafazakar eğilimi temsil eden Federal Temyiz Mahkemesi yargıçları tarafından bozuldu.
Oy haklarının korunması
1960'larda ve devam eden yıllardaki medeni haklar döneminde eyaletlerde ayrımcılığa yaygın bir şekilde rastlanmasından ötürü oy hakları federal mahkemeler tarafından korunuyor ve bu konuda adeta bir sığınak olarak görülüyordu. Ancak son yıllarda federal mahkemelerin oy hakları ile ilgili davalara ilişkin kararlar bir dereceye kadar şüphecilikle karşı karşıya kaldığından, bu konudaki düşünce değişti. Bunun bir örneği Teksas eyaletinde yaşandı. Teksas Valisi, oy pusulalarının posta yoluyla yollanması için yoğun nüfuslu bölgeleri hesaba katmadan her bölgeye yalnızca bir oy sandığı tahsis edileceğini duyurdu.
Bunun üzerine oy hakları dernekleri Teksas Valisi’nin kararının yürürlüğe girmesini engellemek için bir dava açtılar. Federal bir mahkeme, Valin’in kararının oy kullanma hakkına yönelik bir ihlal olduğuna karar verdi. Ancak Federal Temyiz Mahkemesi’ne taşınan davada tamamı Trump tarafından atanan üç yargıçtan oluşan mahkeme heyeti, ilk mahkemenin kararını bozdu ve Vali’nin kararını destekledi.
Aynı mekanizma, Wisconsin ve Ohio gibi ABD’de ‘Salıncak Eyaletler’ (Swing States) olarak nitelendirilen son dakikaya kadar belirsizliğin korunduğu kritik eyaletlerde de yaşandı. Wisconsin’deki dava, posta yoluyla gönderilen ve Seçim Günü olan 3 Kasım’dan sonra da gelmeye devam eden oy pusulalarını kabul edilmesi için son teslim tarihlerinin uzatılmasına yönelik bir girişimle ilgiliydi. Ohio’daki dava ise posta yoluyla gönderilen oy pusulalarının sayısını artırmaya yönelik bir girişimle ilgiliydi. Her iki davada da federal mahkemeler, oy haklarının genişletilmesini destekleyen kararlar verdiler. Ancak federal temyiz mahkemeleri daha sonra bu kararları bozdular.
Mahkemeler kimin hegemonyasında?
Federal temyiz yargıçlarının yüzde 25'inden fazlasının Başkan Trump tarafından atanmış olması nedeniyle çoğu federal temyiz mahkemesi üzerinde Cumhuriyetçilerin hegemonyası söz konusu. Öte yandan atanmış muhafazakar yargıçlar yalnızca federal yargıyı kontrol etmekle kalmadı. ABD Senatosu’nun 7. Bölge Temyiz Mahkemesi Yargıcı Amy Connie Barrett’in Yüksek Mahkeme’de görev yapmasını onaylamasıyla birlikte Temyiz Mahkemesi’nde liberallere karşı muhafazakârların lehine altıya üçlük bir oy oranı söz konusu. Her ne kadar ABD Yüksek Mahkemesi Başkanı John G. Roberts bazen liberaller lehine oy verse de muhafazakarlar, Temyiz Mahkemesi üzerinde hegemonyaya sahip.
Buna karşın, liberaller, Kuzey Carolina ve Pennsylvania gibi bazı kritik eyaletlerde Yüksek Mahkeme heyetinin çoğunluğunu oluştururken, diğer kritik eyaletlerde muhafazakarlar, yüksek mahkemelerde liberallerle ya aynı sayıya sahipler ya da daha azlar. Ancak bu eyaletlerde genellikle hâkimler oylarla seçilirler. Bu yüzden kamuoyuyla daha fazla ilgilenirler ve seçmenlerin iradesine saygı duymaya daha isteklidirler. Bu da, seçimle gelen federal yargıçlar ile kalıcı olarak görevde bulunan federal yargıçlar arasında büyük bir tezat oluşturuyor.
Eyalet mahkemeleri yeterli mi?
Bu nedenlerden ötürü bir grup avukat, ABD Anayasası veya federal yasalar kapsamında herhangi bir iddiada bulunmaktan kaçınmaya başlayarak yalnızca eyalet yasalarına ve eyalet anayasasına göre oy kullanma hakkına odaklandılar. Bu yüzden davalar yalnızca eyalet mahkemelerinde açılıyor. Ancak bir davadan çıkan karara itiraz edilirse davanın federal mahkemede sonuçlanma şansı her zaman bulunuyor.
Yüksek Mahkeme’nin rolü
2000 yılında George W. Bush-Al Gore davasında da bu yaşanmıştır. O dönem ABD Yüksek Mahkemesi, Florida Yüksek Mahkemesi’nin eyaletteki oyların yeniden sayılmasıyla ilgili kararının Anayasayı ihlal ettiğine hükmetti. Bu kararın, Cumhuriyetçi aday George W. Bush'un zaferinde etkisi oldu.
Birkaç gün önce, Cumhuriyetçi Parti Pennsylvania eyaletinde benzer bir adım attı ve ABD Federal Yüksek Mahkemesi'nden Pennsylvania Yüksek Mahkemesi'nin postayla gönderilen oylar için verilen sürenin uzatılması kararını gözden geçirmesini istedi. Ancak, ABD Yüksek Mahkemesi, oyların Seçim Günü yani 3 Kasım’dan sonraki üç gün boyunca alınmaya devam edilebileceğine karar verdi.
Ancak bu karar, ABD Yüksek Mahkemesi Başkanı Roberts’ın liberal yargıçlarla aynı oyu kullanması sonucu Yüksek Mahkeme oylarında dörde dört eşitlik sağlanmasıyla alınmıştı. Çünkü yeni atanan Yargıç Amy Connie Barrett, Pennsylvania Yüksek Mahkemesi'nin önceki kararının devamına ilişkin dava dosyasını göremediği için çekimser kaldı.
Yargıç Barrett’in oyu, davanın yeniden Federal Yüksek Mahkeme’de incelenmeye başlaması halinde bu kararı bozabilir. Bu da Pennsylvania’daki Cumhuriyetçilerin davayı tekrar açmasına neden olabilir.
Bazıları, ABD Yüksek Mahkemesi’nin geçtiğimiz hafta pazartesi günü Wisconsin'de posta yoluyla kullanılan oyların son teslim tarihinin uzatılmasına ilişkin davada farklı bir karar vermesi karşısında şaşırmış olabilirler. Fakat Yüksek Mahkeme Başkanı Roberts, iki dava arasındaki farkın, Wisconsin davasının bir federal mahkemeden, Pennsylvania davasının ise oy hakkı davalarını gerektiren eyalet mahkemelerinden gelmesinden kaynaklandığını açıkladı.
Süreç nasıl işleyecek?
Amerikalılar, bu seçimde posta yoluyla daha önce görülmemiş sayıda oy kullanılması nedeniyle, 4 Kasım Çarşamba sabahı, başkanlığı kazanan adayın adının açıklanmadığı bir güne uyandılar. Oylar o kadar yakın ki, oy pusulaları Wisconsin, Pennsylvania, Michigan veya Florida gibi pek çok önemli eyalete postalanana kadar sonuç öğrenilemeyecek.
Adaylardan birinin, eksik oy pusulaları veya posta yoluyla kullanılan oy pusulaları sayılmadan önce veya sonra sonucu kabul etmeyeceği tahmin ediliyor. Bu durum, oy sayımının durdurulması, sayıma devam edilmesi veya yeniden sayılması ile ilgili birkaç davanın açılmasına neden olabilir. Karşılıklı suçlamalarla birlikte muhtemelen seçim sonucuna karşı itirazlar da başlayacaktır.
Eyalet mahkemelerinin rolü
ABD Anayasası’na göre 50 eyaletin her birinin seçmenlerin oy kullanma hakkı, oy kullanma sürecinin yeri, saati ve eyaletin Seçiciler Kurulu üyeleri dahil olmak üzere seçim sürecinin neredeyse her yönüne ilişkin yasası bulunuyor. Bu nedenle seçimlerle ilgili davalar, o eyaletin yasalarını uygulayan eyalet mahkemelerinde başlar ve genellikle yine aynı mahkemelerde sona erer.
Herhangi bir eyalette seçim sonucuna itiraz etmek isteyen bir adayın, öncelikle seçim sırasında hangi eyalet yasası maddesinin ihlal edildiğini belirlemesi gerekiyor. Bazı eyaletlerde anlaşmazlıklar şiddetlendiğinde ve ısrarla sürdürüldüğünde ortaya çıkan şüpheler nedeniyle muhtemelen birkaç eyalette birkaç dava daha açılacaktır.
ABD Senatosu, her eyaletin ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın çözümü için bir mekanizmaya sahip olması gerektiğine karar verdiğinden, eyalet yargısı, eyalet mahkemeleri tarafından yorumlandığı ve uygulandığı şekliyle o eyalet için hangi adayın oyları kazanacağını belirleyebilir.
Normal şartlar altında, eyaletin en yüksek mahkemesinin eyalet yasalarının nasıl uygulanacağına ilişkin hiçbir kararı federal mahkemede temyiz edilemez. Bu nedenle dava, eyaletin yüksek mahkemesi tarafından nihai karara bağlanır.
Peki, federal mahkemeler ne zaman devreye girerler?
Bununla birlikte, federal mahkemelerin seçimle ilgili bir davaya bakma olasılığı da söz konusu. Tıpkı 2000 yılındaki Bush - Gore davasında olduğu gibi. Ancak bunun olması için, federal anayasal hakların ihlal edildiği iddia edilmelidir.
Eğer bir kişi, ırkı veya rengi nedeniyle oy hakkının gasp edildiğini iddia ederse ABD Anayasası'nın 1965 tarihli Oy Hakları Yasası hükümleri uyarınca davaya, federal mahkemeler bakar.
Gore’a karşı Bush senaryosu tekrarlanır mı?
George W. Bush - Al Gore davası, Florida’daki oylama sonuçlarının birbirine yakın olması sonucu ortaya çıkan ve her iki tarafın da eyaletteki farklı mahkemelerde dava açtığı birkaç davadan oluşuyordu. Florida Yüksek Mahkemesi, oyların elle sayılması işlemini 26 Kasım 2000'e, yani eyaletin seçim sonuçlarını onaylaması ve yasal olarak ABD Senatosu’na göndermesi gereken son tarihten sekiz gün sonrasına kadar uzatmaya karar verdi.
Bush tarafı, bu yüzden Washington DC'deki ABD Federal Yüksek Mahkemesi'ne başvurdu ve beş yargıçtan dördünün oyuyla çoğunluğun desteğini aldı. ABD Federal Yüksek Mahkemesi, Florida Yüksek Mahkemesi tarafından verilen yeniden sayımın kararının Anayasa'da öngörülen eşitliğin korunması maddesini ihlal ettiğine karar verdi.
2020 seçimlerinden sonra sadece Florida’da değil, birçok eyalette benzer zorlukların ortaya çıkabileceğini öngörmek zor değil. Davalar genellikle eyalet mahkemelerinde başlayacaktır. Fakat aynı zamanda tıpkı 2000 yılındaki seçimlerde olduğu gibi, bu davalardaki bazı kararların ABD Federal Yüksek Mahkemesi’ne temyize görülmesi olasılığı söz konusu.
Bu da siyasi bir sorunla sonuçlanabilir. 2000 seçimlerinde Federal Yüksek Mahkeme’nin kararı seçim sonuçlarını etkiledi. Çünkü hem taraflar hem de halk, mahkemenin karar verme yetkisini kabul etmeyi seçti. Ancak, inatçı bir kutuplaşma durumu olduğunda ve mahkeme kararlarının siyasi nedenleri olduğuna dair şüpheler ortaya çıktığında pek çok ve belki de endişe verici olaylar yaşanabilir.



