Koronavirüs salgınında Avrupa ülkeleri çareyi karantinada buldu

Fotoğraf (İHA)
Fotoğraf (İHA)
TT

Koronavirüs salgınında Avrupa ülkeleri çareyi karantinada buldu

Fotoğraf (İHA)
Fotoğraf (İHA)

Dünya genelinde hızla yayılmaya devam ederek insanlar için tehdit oluşturan koronavirüsün yayılma haritası çıkarılarak ülke ve bölgelere göre analizi yapılıyor. En çok vaka sayısının ABD ve Avrupa ülkelerinde görüldüğü salgında, önlemleri arttıran Avrupa ülkeleri, çareyi karantina kararında buldu.
Dünya genelinde hızla yayılmaya devam eden yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında, her geçen gün vaka ve can kaybı sayıları artıyor. Şimdiye kadar dünyada 48 milyon 487 bin 470 vakanın tespit edildiği koronavirüs nedeniyle 1 milyon 231 bin 825 kişi de hayatını kaybetti. İnsanlar için yaşamsal tehdit oluşturmaya devam eden koronavirüs dünyanın bazı bölgelerinde etkisini çok daha ağır sürdürüyor. Koronavirüsün yayılımıyla ilgili verileri, ülkelere, bölge ve eyaletlere göre sıralayarak raporlayan uzmanlar, koronavirüsün detaylı bir haritasını çıkardı. 64 ülkede koronavirüs vak'aları hala artmaya devam ederken 46 ülke enfeksiyon zirvesine yaklaşmaya devam ediyor. Her ülkede salgının boyutuna göre enfeksiyonların nerede arttığını veya düştüğünü çizelgelerle belirten uzmanlar, ülkelerin rapor ettiği yeni verilerin 7 günlük ortalamalarını hesaplayarak ülkelerin anlık koronavirüs analizini paylaşıyor ve virüsün yüksek olduğu bölgeleri belirtiyor.
Veriler büyük ölçüde resmi ülke, eyalet, ilçe ve bölge hükumeti ve halk sağlığı departmanı web sitelerinden alınırken, basın konferanslarından ve bültenlerinden, hükumet yetkilileri tarafından doğrulanmış sosyal medya gönderilerinden bilgiler de toplanıyor. Raporda her ülke için toplam enfeksiyon oranları ve ölüm rakamlarına dair veriler yer alıyor. Son 7 günlük verilerin ortalamalarını hesaplayan sisteme göre, her gün en fazla yeni enfeksiyon bildiren ülkelerin başında ABD, Hindistan, Fransa, İtalya ve İngiltere geliyor. Koronavirüs nedeniyle en fazla hayatını kaybeden sayısının ise sırasıyla ABD, Hindistan, Meksika, Brezilya ve İran'da olduğu belirtiliyor.

ABD'de her 100 bin kişiden 186'sında Kovid-19 tespit ediliyor
ABD, koronavirüs pandemisinin yayılmaya başlamasından bu yana en yüksek vaka ve ölüm sayısının tespit edildiği ülke olurken, ülkedeki toplam vaka sayısı 9 milyon 802 bin 234'e yükseldi. Hayatını kaybedenlerin sayısı ise toplamda 239 bin 842’ye ulaştı. ABD'de şu anda her gün ortalama 87 bin 500 yeni enfeksiyon rapor ediliyor. Dünya çapında rapor edilen her 17 enfeksiyondan birinin ABD'de tespit edilirken, ABD'de yaşayan her 100 bin kişiden 186'sında Kovid-19 tespit ediliyor. ABD'de Son 24 saat içinde toplam 102 bin 591 yeni vaka tespit edilirken koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saat içinde 949 olarak kaydedildi.
Koronavirüsün yayılmasını engellemek amacıyla çeşitli önlemler alınan ABD'de, pandeminin yayılmaya başlamasından Temmuz ortasına kadar bazı istisnalar dışında evden çıkmanın yasak olduğu tedbirler uygulandı. Eyaletlere göre sokağa çıkma yasağının uygulandığı ABD'de pandeminin zirve yaptığı dönemde ülke sınırlarını kapatarak uluslararası uçuşları engelledi. Şu anda korona virüste enfeksiyonun zirvesinde olan ABD'de virüsün en fazla görüldüğü eyaletlere Texas, California, Florida ve New York olurken bu bölgelerde enfeksiyonun hala yükselme eğiliminde olduğu belirtiliyor.

Avrupa'da vak'a ve ölümler yükseliyor
Bölgelere göre en yüksek koronavirüs vaka ve ölüm sayılarının hesaplandığı verilere göre Avrupa'nın dünya genelindeki en yüksek sayılara sahip olduğu belirtiliyor. Avrupa'yı takiben Asya ve Orta Doğu bölgesi ikinci en yüksek ölüm ve vak'a bölgesi olarak kaydediliyor. Vaka sıralamasında en yüksek üçüncü bölge Kuzey Amerika, ölümlerdeki en yüksek üçüncü bölge Güney Amerika olarak belirtiliyor. Afrika ve Okyanusya bölgelerinde vaka ve ölüm oranı diğer bölgelere nadiren daha az görülüyor.
Avrupa'da şu ana kadar toplam Kovid-19 vaka sayısı 10 milyon 980 bin 998 olarak kaydedilirken toplamda 279 bin 63 ölüm olduğu bildirildi. Avrupa'da pek çok ülkenin koronavirüs enfeksiyonunda zirvede veya zirveye çok yakın olduğu belirtiliyor. Avrupa'da Rusya'dan sonra en yüksek toplam vaka sayısına ulaşan ülke Fransa olurken, en yüksek toplam ölüm sayısı ise İngiltere'de kaydedildi.

Fransa'da toplam vaka sayısı bir milyon 500'ün üzerinde
Avrupa'daki en yüksek vak'a sayısına ulaşan Fransa'da Kovid-19 enfeksiyonun zirveye ulaştığı ve son 7 gün içinde her 100 bin kişinin 453'ünde enfeksiyon görüldüğü tespit edildi. Fransa'da kaydedilen ortalama günlük vak'a sayısının 43 bin 438 olduğu belirtilirken ülkede toplam vaka sayısı ise 1 milyon 502 bin 763'e ulaştı. Fransa'da pandemi başladığından beri toplam 38 bin 674 koronavirüs bağlantılı ölüm bildirildi.
Pandeminin başından Haziran ayına kadar çalışma alanlarını ve okulları kapatan Fransa'da, koronavirüsün yayılmasını engellemek amacıyla yeniden sokağa çıkma yasağı kararı alındı. Fransa, Avrupa'da en yüksek vaka sayısına sahip ülke olurken dünya sıralamasında ise beşinci. Koronavirüs nedeniyle kaydedilen ölüm sayılarında ise Avrupa'da İngiltere ve İtalya'dan sonra üçüncü konumda Fransa yer alıyor. Fransa'da hükumetin bildirdiği en son günlük verilere göre günde 52 bin 518 yeni koronavirüs vakası olduğu ve koronavirüs kaynaklı 418 ölüm gerçekleştiği belirtiliyor.

İngiltere zirveye yaklaşıyor
İngiltere, Avrupa'da koronavirüsün en fazla görüldüğü ülkelerin başında gelirken, İngiltere'de son 7 günde her 100 bin kişinin 203'ünde Kovid-19 tespit edildiği belirtiliyor. Avrupa'daki en yüksek ölüm sayısının kaydedildiği İngiltere'de günde ortalama 19 bin 538 yeni enfeksiyon bildiriliyor. İngiltere'deki en yüksek günlük vak'a sayısı ise 21 Ekim'de 26 bin 684 olarak kaydedildi.
Koronavirüse karşı alınan önlemler doğrultusunda 23 Mart'tan 15 Haziran'a kadar sokağa çıkma yasağının uygulandığı İngiltere'de 5 Kasım tarihinden itibaren 4 haftalık ikinci bir ulusal sokağa çıkma yasağı uygulanacak. Pandemi başladığından beri ülkede 1 milyon 99 bin 59 vaka ve 47 bin 742 koronavirüs bağlantılı ölüm bildirildi. İngiltere'de son 24 saatte 25 bin 177 yeni koronavirüs vakası tespit edilirken son 24 saatte hayatını kaybedenlerin sayısı 492 olarak belirtildi.

Almanya
Kovid-19 enfeksiyonun artış gösterdiği Almanya'da pandeminin başlamasından bu yana toplam 593 bin 580 vak'a görülürken 10 bin 999 korona virüs bağlantılı ölüm meydana geldi. Enfeksiyondan zirvenin yüzde 94'ünde olan Almanya'da son 7 günde 100 bin kişi başına 131 enfeksiyon bildirildi. Son 24 saat içinde 16 bin 449 yeni vakanın tespit edildiği Almanya'da günlük ölüm sayısının 116 olduğu belirtildi. Koronavirüs önlemlerini yeniden ağırlaştıran Almanya'da 2 Kasım'dan itibaren bir aylık ulusal kısıtlamalar uygulanmaya başladı. Ülkedeki restoran, bar, spor salonu ve eğlence merkezlerinin kapalı tutulacağı kısıtlamalarda mağazalar, okullar ve diğer iş yerleri açık kalıyor.

Avusturya
Son 7 günde 100 bin kişi başına 380 enfeksiyon bildiren Avusturya, koronavirüs enfeksiyonlarında arış gösteriyor. Avusturya'da her gün bildirilen ortalama yeni enfeksiyon sayısı günde 5 bin 226 olarak tespit edilirken, Avusturya'da şu ana kadar en yüksek günlük ortalama 6 bin 600 olarak kaydedildi. Ülkede pandemi başladığından bu yana toplamda 125 bin 99 vak'a görülürken koronavirüs nedeniyle tespit edilen ölüm sayısı ise bin bin 227 olarak kaydedildi. Avusturya'da son 24 saatte 6 bin 901 yeni vaka kaydedilirken son 24 saatte 35 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Belçika
Belçika'da koronavirüs enfeksiyonu zirvenin yüzde 91'ine ulaşırken, son 7 günde 100 bin kişi başına 989 enfeksiyon tespit edildi. Her gün bildirilen ortalama ölüm sayısının son 3 haftada 130 kişide arttığı kaydedilen Belçika'da her gün ortalama 16 bin 233 yeni vaka kaydediliyor. Belçika'da pandeminin başlamasından bu yana 468 bin 213 vaka ve 12 bin 331 ölüm kaydedildi. Son 24 saatte 5 bin 955 kişide koronavirüs vakasının tespit edildiği Belçika'da 268 yeni ölüm bildirildi. Belçika'da ülke genelinde kısıtlamalar uygulanıyor. Kuaför ve güzellik salonları gibi hizmetler sunan birincil ihtiyaç olmayan işletmelerin Aralık ayı ortasına kadar kapalı kalacağı belirtildi.

Çekya
Çekya koronavirüs pandemisinde zirveye doğru yaklaşırken ülkede son 7 günde 100 bin kişi başına 714 enfeksiyon bildirildi. Çek Cumhuriyeti'nde her gün ortalama 10 bin 892 yeni enfeksiyon bildirdiği ve pandeminin başlamasından bu yana en yüksek günlük ölüm sayısının 250 olduğu belirtildi. Verilere göre ülkede toplam koronavirüs vaka sayısı 378 bin 716 olup, ölüm sayısı ise 4 bin 133 olarak kaydedildi. Çekya son 24 saat içinde 7 bin 300 vaka, ve 176 yeni ölüm tespit edildi.

Polonya
Polonya'da koronavirüs pandemisinde son 7 günde 100 bin kişi başına 369 enfeksiyon bildirildi. Polonya'da günde ortalama 20 bin 69 vakanın tespit edilmesiyle Kovid-19 enfeksiyonları yükselmeye devam ediyor. Enfeksiyonun zirvesinde olan Polonya, pandeminin başlamasından bu yana toplam 439 bin 536 vaka ve 6 bin 472 ölüm kaydetti. Polonya'da. Son 24 saatte 24 bin 692 vaka ve 373 yeni ölüm kaydedildi.

İtalya
Kovid-19 nedeniyle Avrupa'da İngiltere'den sonra en yüksek ölüm sayına ulaşan İtalya'da vakalar gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Son 7 günde 100 bin kişi başına 332 vak'a kaydeden İtalya'da pandeminin başlamasından bu yana toplam 790 bin 377 vak'a kaydedilirken toplam ölüm sayısı ise 39 bin 764'e ulaştı. İtalyada son 24 saatte 30 bin 550 yeni vak'a tespit edilirken yeni ölüm sayısı ise 352 olarak belirtildi.

İspanya
İspanya'da son 24 saatte 25 bin 42 yeni koronavirüs vak'ası tespit edilirken toplam vaka sayısı 1 milyon 356 bin 798'e yükseldi. Son 24 saatte koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı bin 623 olarak tespit edilirken pandeminin yayılmaya başlamasından yana ölüm sayısı toplamda 38 bin 118'e ulaştı. İspanya'da son 7 günde 100 bin kişi başına 302 vaka tespit edildiği bildirildi.

Portekiz
Portekiz'de son 7 günde 100 bin kişi başına 277 enfeksiyon kaydedildiği belirtilirken son 24 saate 7 bin 497 yeni vakanın tespit edilmesiyle toplam vaka sayısı 156 bin 940'a ulaştı. 24 saat içinde 59 kişinin koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetmesi toplam ölüm sayısını 2 bin 694'e yükseltti.

Orta Doğu ve Asya'da koronavirüs
Dünya çapında şu ana kadar bildirilen enfeksiyonların 13 milyon 989 bini ve ölümlerin 248 bininin Orta Doğu ve Asya'da kaydedilen veriler olduğu belirtildi. Verilere göre, bölgede en çok vaka ve ölüm sayısının görüldüğü ülke Hindistan olurken, Hindistan’ı İran, Ürdün ve Endonezya takip ediyor. Orta Doğu ve Asya'da virüsün zirveye ulaştığı ülkeler arasında İran, Azerbaycan, Gürcistan, Ürdün, Ermenistan, Lübnan ve Kıbrıs bulunuyor.
Hindistan Asya ve Orta Doğu'daki en yüksek vaka ve ölüm sayısına sahip ülke olurken dünya genelinde ABD'de sonra en yüksek vaka sayısına sahip ikinci ülke olmaya devam ediyor. Hindistan ayrıca günlük vaka ve ölüm sayılarındaki artışlarla da Asya ve Avrupa'da en yüksek rakamlara sahip olurken dünya genelinde ABD'de sonra geliyor. Hindistan'a son 24 saatte 50 bin 465 yeni koronavirüs vakası tespit edilmesiyle toplam vaka sayısı 8 milyon 364 bin 86’ya yükseldi. Son 24 saat içinde 704 yeni ölümün kaydedildiği Hindistan'a toplam ölüm sayısı 124 bin 354'e yükseldi.
Orta Doğu ve Asya'daki en yüksek ikinci vaka ve ölüm sayısına ulaşan İran'da son 24 saatte 8 bin 452 yeni vakanın kaydedilmesi ile pandeminin başlamasından bu yana toplam vaka sayısı 646 bin 164'e ulaştı. 419 yeni ölümün tespit edildiği İran' da toplam ölüm sayısı ise 36 bin 579 olarak belirtildi.

Aşı çalışmaları devam ediyor
Öte yandan, koronavirüsü kontrol altına almak ve yayılmasını engellemek amacıyla Oxford Üniversitesi aşı denemelerinin sonuçlarını bu yıl sunmayı planladığını duyurdu. Oxford Aşı Deneme Baş Araştırmacısı Andrew Pollard, aşının bu yıl içinde sonuçlanacağını söylerken ancak hayatın normale dönmesinin biraz zaman alacağı konusunda uyardı.



Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
TT

Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)

Amr İmam

Mısır'ın Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir askeri ikmal konvoyuna 9 Ocak'ta düzenlediği hava saldırıları, aylar süren ihtiyatlı diplomasi ile uzun süredir ilan edilmiş kırmızı çizgilerin uygulanmasında kararlılığın başladığı yeni bir dönemin başlangıcı olarak bir dönüm noktası oluşturdu. Çeşitli medya haberlerine göre saldırılar Mısır, Sudan ve Libya'yı birbirine bağlayan uzak sınır üçgeninde konvoyu hedef aldı. Konvoyda, HDK’yı takviye etmek üzere Libya'dan yola çıkan zırhlı araçlar ve diğer malzemelerin bulunduğu belirtildi. Bu operasyon, Kahire'nin Sudan'da 2023 yılının nisan atında savaşın patlak vermesinden bu yana benimsediği hassas dengeleme politikasından daha kararlı bir tutuma geçtiğinin sinyaliydi.

Mısır, Sudan'ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve devlet kurumlarını korumak için Sudan ordusunu diplomatik olarak sürekli destekledi ve HDK'nın bölgedeki başlıca destekçilerini kışkırtmamak için itidalli bir tutum sergiledi.

Kahire, Sudan’daki savaş boyunca, paramiliter bir güç olan HDK’nın ilerleyişini durdurmak ve yabancı müdahaleyi engellemek umuduyla, Sudan Dörtlüsü (Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri/BAE ve ABD) içindeki çok sayıda görüşme turu da dahil olmak üzere tüm diplomatik yolları denedi, ancak bu çabalar kalıcı bir başarı sağlamadı.

Müzakerelerin tıkanması ve sınırlarındaki tehditlerin artmasıyla Mısır, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam eden çatışmada itidal politikasını uzatmak yerine, önceliklerini doğrudan dayatmaya yöneliyor.

İlmeğin daha da sıkılması

Sudan'da üçüncü yılına giren savaş güney sınırının çok ötesine yayılarak, Mısır'ın ulusal güvenliği ve hayati damarları için varoluşsal bir tehdit haline geldi. Diplomatik girişimler çatışmayı durdurmada veya yabancı müdahaleyi engellemede başarılı olamadı. Bu da şiddetin tırmanmasına ve Sudan'ın daha küçük, daha kırılgan varlıklara bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu.

Çatışmanın etkileri ortada. Bir milyondan fazla Sudanlı mülteci Mısır'a geçti ve mevcut ekonomik baskılar altında kaynakları, ortak sınırları ve sosyal hizmetleri zorladı.

Ekonomik açıdan, daha önce yıllık yaklaşık 1,4 milyar dolar olarak tahmin edilen ikili ticaret keskin bir düşüş yaşadı ve mal, yakıt ve temel malzemelerin akışındaki aksaklıklar nedeniyle piyasalar yüz milyonlarca dolar kaybetti.

Jeostratejik düzeyde, Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın tatlı su ihtiyacının yüzde 90'ından fazlasını karşılayan Nil sularındaki payını korumak için önemli bir müttefikini kaybetme potansiyeli taşıyor.

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Bu durum, Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı konusunda Etiyopya ile devam eden gerginlikte Kahire'nin konumunu zayıflatıyor. Addis Ababa, kuraklık dönemlerinde su tahliyesini sınırlayan bağlayıcı bir anlaşmayı imzalamayı reddederken, baraj 2025 sonlarından bu yana tam kapasiteyle çalışıyor ve aşağı havza ülkelerine akan su miktarında önemli bir azalma tehdidi oluşturuyor.

Sudan'daki çatışma, Mısır'ın bir başka can damarı ve ulusal gelirin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı için de bir tehdit teşkil ediyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları küresel deniz taşımacılığının rotasını değiştirmeye zorlar ve Kızıldeniz'de karışıklıklar devam ederken, bazı uluslararası aktörler, Sudan'ın Kızıldeniz kıyılarında nüfuz elde etmek karşılığında Sudan ordusunu desteklemeye istekli görünüyorlar, bu da deniz güvenliğini tehlikeye atabilir.

Kahire'nin kuşatılma endişelerinin yanında, İsrail'in geçtiğimiz aralık ayı sonlarında Somaliland'ı tanıma kararı alması, İsrail, (Kızıldeniz'e erişim arayışında olan) Etiyopya ve diğerlerinden oluşan yeni bir eksenin ortaya çıkacağına dair korkuları artırdı. Bu eksen, Aden Körfezi'nde denizcilik alanında bir dayanak noktası oluşturabilir ve Mısır'ın denizcilik alanındaki etkisini daha da zorlayabilir.

Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)

Dolayısıyla Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın su, ekonomi ve stratejik açıdan hassas noktalarını doğrudan etkileyen bir çatışma olduğu için uzak bir kriz olarak değerlendirilmemeli.

Parçalama stratejisi

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Savaşın seyri ve aynı dış aktörlerin tekrar tekrar müdahil olması arasındaki bariz benzerlikler, Sudan'daki iç savaşın, zaten kırılgan olan devletleri zayıflatan, parçalanmalarını derinleştiren ve onları dış aktörlerin çıkarlarına hizmet eden arenalara dönüştüren, ortaya çıkan jeostratejik sistemin bir parçası olduğunu gösteriyor.

Bu model, bölgedeki paralel sıcak noktalar göz önüne alındığında netleşiyor. Suriye fiilen nüfuz alanlarına bölünmüş durumda, Yemen güneyde tekrarlanan ayrılıkçı çabalarla karşı karşıya, Somali Somaliland'ın bağımsızlık çabalarından şikayetçi ve Libya rakip gruplar arasındaki derin bölünmelerle boğuşuyor.

Sudan'da ise HDK'nın özellikle Darfur gibi ülkenin batı illerinde elde ettiği geniş kazanımlar, ülkeyi batıda HDK'nın doğuda ise Sudan ordusunun hakimiyetinde olmak üzere iki düşman taraf arasında bölünmeye sürüklüyor gibi görünüyor. Ülkenin doğusu Sudan ordusunun aylardır fiili başkenti ve ana uluslararası kapısı olarak kabul ettiği Port Sudan çevresindeki hayati Kızıldeniz kıyılarını da kapsıyor.

Eğer çatışmalar ülkenin doğusuna yayılırsa veya kıyıların kontrolü için rekabet şiddetlenirse, daha fazla parçalanma meydana gelebilir ve bu da dış güçlerin Sudan'ın Kızıldeniz limanları üzerindeki etkilerini genişletmeleri için daha fazla fırsat yaratabilir.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulundu. Kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuka uygun olarak gerekli tüm önlemleri alma ‘tam hakkını’ teyit etti.

Bu tehlike, Kızıldeniz'in güney girişinde, özellikle de Yemen'in Güney Geçiş Konseyi'nin son zamanlarda yaşadığı aksiliklere rağmen ayrılma hedefiyle daha da artmaktadır, zira bu durum bölgedeki güç dengesini değiştirebilir.

İsrail'in Somaliland'ı tanıması, ardından Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın bu ayın başlarında Somaliland'ın başkenti Hargeisa'ya yaptığı ziyaret ve muhtemelen güvenlik düzenlemelerini de içeren iş birliğinin genişletilmesi konusundaki görüşmeler, Kahire'nin endişelerini keskin bir şekilde artırdı.

Bu gelişmeler, Aden Körfezi yakınlarında İsrail'in varlığının artacağına dair korkuları güçlendiriyor. Bu durum, İsrail'e denizdeki varlığını sağlamlaştırma veya Mısır'ın denizcilik çıkarlarını kuşatabilecek bir ittifak ağı kurma imkanı sağlayabilir.

Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)

Husilerin Kızıldeniz'deki seyir faaliyetlerini kesintiye uğratan saldırıları, Etiyopya'nın denize doğrudan erişim sağlamak için gösterdiği aralıksız çabalar ve kıyı devletleri dışındaki aktörlerin manevraları da eklendiğinde, Mısır'ı çevreleyen stratejik kıskaç daralmakta ve seyrüsefer özgürlüğünü, Süveyş Kanalı gibi ekonomik can damarlarını ve ülkenin ulusal güvenliğini tehdit etmektedir.

Sert bir yaklaşımın başlangıcı

Birçoğu, 2023 yılının nisan ayında çatışmanın patlak vermesinden bu yana Kahire'nin güney komşusuna yönelik sertleşen söylemleri ışığında Mısır'ın Sudan iç savaşındaki rolünün derinleşeceğini bekliyordu.

Bu yoğunlaşmanın en açık işareti, 2025 yılının Aralık ayı ortasında Kahire'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Sudan Ordu K         omutanı Abdulfettah el-Burhan arasında yapılan bir toplantıda ortaya çıktı.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulunarak, Sudan'ın birliği, toprak bütünlüğü ve devlet kurumları da dahil olmak üzere kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tüm önlemleri alma ‘hakkı olduğunu’ teyit etti ve bunlara yönelik herhangi bir tehdidi Mısır'ın ulusal güvenliğine doğrudan bir tehlike olarak değerlendirdi.

Bu sertleşen üslubun ardından, 9 Ocak'ta Kahire'ye atfedilen hava saldırıları şeklinde bir saha operasyonu gerçekleştirildi.

“Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu.

Saldırılar, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'in, Mısır Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile acil görüşmeler yapması için Kahire'ye çağrılmasından sadece iki gün önce gerçekleşti.Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmelerin ana gündem maddeleri askeri iş birliği, sınır güvenliği ve Kahire ile doğu Libya liderliği arasında kronik bir gerginlik kaynağı olan güney Libya üzerinden silah akışının durdurulmasıydı.

HDK destekçilerine, özellikle Libya'dan gelen ikmal yolları konusunda aylarca tekrar tekrar uyarıda bulunan Mısır, ulusal güvenlik çıkarlarını önceliklendiren bir yaklaşıma kesin olarak geçmiş görünüyordu.

Bu tutum, 14 Ocak'ta Sisi'nin Kahire'de ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos ile görüşmesi sırasında daha da güçlendi.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, ABD’li yetkili Boulos'a, Mısır'ın Sudan'ın güvenliğini ve istikrarını baltalamaya yönelik girişimlerin başarılı olmasına izin vermeyeceğini açıkça belirtti ve iki ülkenin ulusal güvenliği arasındaki varoluşsal bağı vurguladı.

Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)

Ancak Mısır'ın eylemleri Sudan'ın ötesine geçiyor. Çünkü bu eylemler, Yemen'in güneyinde Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) ayrılıkçı çabalarını durdurmak için kararlı bir şekilde müdahale eden Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgesel güçler tarafından benimsenen daha geniş bir karşı stratejinin parçası.

Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu. Bu durum, Kahire'nin Sudan'da parçalanmayı önleme çabalarını yansıtıyor.

Bu adımlar bir arada değerlendirildiğinde, önemli Arap güçlerinin bölgesel dengeyi yeniden sağlamak, devleti korumak ve dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmek için devletlerin kırılganlığını istismar eden parçalanma gündemini engellemek amacıyla koordineli bir çaba içinde olduklarını gösteriyor.

Hedeflerine ulaşmaya kararlı düşmanlarla yüzleşmenin önündeki zorluklara rağmen, Mısır'ın Sudan'a ve Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesi, bölgede daha fazla çöküşü önlemek için kararlı bir çabanın başlangıcını temsil ediyor.


Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
TT

Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)

Bolşevik siyasetçi, devrimci ve Marksist teorisyen Leon Troçki'nin “Savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgileniyor” sözünün, özellikle insan doğasının aynı kaldığı ve siyasi hedefleri gerçekleştirmek için savaşın kalıcı bir araç olduğu düşünüldüğünde, 21. yüzyılda da geçerliliğini koruduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla biz de ‘jeopolitikle ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama jeopolitik sizinle ilgileniyor’ diyebiliriz.

Ancak jeopolitik çıkarların kendi nesnel koşulları vardır. Bunlar zaman ve mekanda sabit olmamakla birlikte mevcut dünya düzeninin yapısının ürettiği jeopolitik oyunun dinamiklerine göre değişir.

Bir ülkenin jeopolitik kaderi, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve bu kaynakların zenginlik üretmede oynadığı role dayanır ve bu da doğal olarak güce dönüşür. Bu güç, diplomasi veya hatta savaş yoluyla, ona sahip olanların ulusal hedeflerine ulaşmak için kullanılmalıdır.

Coğrafya değişmediğinden ve süper güçler arasındaki çatışma dinamikleri, özellikle tedarik zincirleri, imalat ve 21. yüzyıl endüstrileri için (nadir toprak elementleri gibi) hammaddeye erişim alanlarında henüz emekleme aşamasında olduğundan, jeopolitik durum 2026 yılı boyunca da devam edecek. Buna göre gelecekteki dünya düzeninin yapısına ilişkin öncül bir jeopolitik tablo üç düzeyde (üç katman) ortaya çıkacak. Birinci düzey süper güçlerden, ikinci düzey büyük bölgesel güçlerden ve üçüncü düzey ise çatışmanın yaşandığı ve üzerinde çatışmanın bulunduğu ülkelerden devletlerden oluşacak.

Büyük bölgesel güçler olan orta güçler, herhangi bir kontrolün olmadığı bir dünyada davranışları konusunda belirsizlikten şikayetçi olacaklar, ancak hedeflerini uygulamaya çalışacaklar, büyük güçlerin tepkisini bekleyecekler ve ardından yeniden hesaplama yapacaklar. Bunun yanında kazançlarını en üst düzeye çıkarmak için büyük çatışmanın çelişkilerini de kullanacaklar. Coğrafya önceden belirlenmişse, jeopolitik kader o coğrafyanın kaçınılmaz bir sonucudur. Coğrafya doğası gereği statikse, jeopolitik, savaş ya da mevcut dünya düzeninde bir süper gücün yükselişiyle küresel güç dengesindeki değişikliklerin sonucu olarak belirli koşulların yarattığı dinamiktir ve durgunluk halinde olduğu kabul edilir. Bu yüzden jeopolitik dinamiklerin değiştiği, coğrafi kaderin ise sabit kaldığı söylenebilir.

19. yüzyılın Büyük Oyunu, jeopolitik kaderin canlı bir örneğiydi. O dönemde (1830-1907), İngiliz topraklarında güneş hiç batmazdı. Hindistan, Britanya İmparatorluğu'nun tacındaki mücevherdi. Çarlık Rusya’sı, sıcak sulara erişim de dahil olmak üzere birçok hedefe ulaşmak için Orta Asya'ya yayılmaya çalışırken savaştan kaçınmak istediği için iki taraf 1907'de bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşma, bugün tampon devlet olarak bildiğimiz Afganistan'ın doğuşuna yol açtı. Soğuk Savaş sırasında Pakistan, Orta Asya ülkeleriyle doğrudan sınır komşusu olan ve hem Çin'i hem de Sovyetler Birliği'ni gözetlemek için gelişmiş bir Amerikan üssü olarak kabul edilen ülke olduğundan, Sovyetler Birliği'ni kontrol altında tutmaya katkıda bulunan en önemli ülkelerden biriydi. Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgal ettiğinde, Pakistan Afganistan'daki Sovyet ordusunu zayıflatmada en önemli rolü oynadı.

Ancak, Rus ayısının düşüşünden sonra jeopolitik dinamik değişti. ABD, Pakistan'ı terk etti, ancak 11 Eylül 2001 olayından sonra, Amerikan güçlerinin Afganistan'a giriş koridoru ve fırlatma rampası olarak tekrar geri döndü. Pakistan'ın Çin'in yanında yer alması, özellikle de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Kuşak ve Yol Girişimi'ndeki ülkelerden biri olmasından dolayı, ABD Başkanı Donald Trump şimdi “Pakistan'ı seviyorum” diyerek Pakistanlı liderleri kazanmaya çalışıyor.

ABD, Atlantik ve Pasifik olmak üzere iki okyanusa bakmaktadır, bu da ona önemli bir deniz özgürlüğü ve önemli bir coğrafi tampon bölge oluşturdu.

Böylece, coğrafi kader, Sam Amca'nın jeopolitik kaderiyle doğrudan iç içe geçti.

Öte yandan Çin Pasifik Okyanusu ve komşu denizlere bakmaktadır, ancak denizcilik özgürlüğü ABD'nin deniz hakimiyeti nedeniyle sınırlı kalıyor. Çin, ihracat ve ithalatının yüzde 90'ından fazlasını deniz taşımacılığına dayandırdığı için şu anda Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında deniz ve kara alternatif rotalar oluşturarak Malakka Boğazı gibi yoğun deniz yollarını aşmaya çalışıyor.

Ancak ‘Malakka Boğazı'ndaki darboğazı nasıl aşabiliriz?’ sorusu geçerliliğini halen koruyor. Burada, coğrafi kader jeopolitik kaderle birleşerek Myanmar'ı (Burma) Çin'in en önemli seçeneği haline getiriyor. Peki neden? Çin ve Myanmar’ın yaklaşık 2 bin 185 kilometre uzunluğunda ortak sınırı bulunuyor. Benzer şekilde, Çin'in güneyinde Guangzhou ve Shenzhen gibi Çin'in en önemli sanayi şehirleri ile Yunnan eyaletinin başkenti Kunming şehri bulunuyor. Çin, Myanmar üzerinden Hint Okyanusu'na geçişi güvence altına alabilirse, başta Malakka Boğazı'ndaki darboğazı aşmak, ABD’nin boğazın yakın çevresindeki deniz hegemonyasını atlatmak ve Hindistan'ın hegemonyası altında olduğu varsayılan Bengal Körfezi üzerinden doğrudan Hint Okyanusu'na girerek ihracat ve ithalat işlemlerini kolaylaştıran bir kara-deniz rotası sağlamak olmak üzere birçok jeopolitik hedefe ulaşmış olacak. Özellikle Hindistan'ın Bangladeş ile ilişkileri iyi olmadığından, Hindistan'ı doğudan kuşatabilecek. Son olarak Çin, başlıca rakibi ABD gibi, Pasifik ve Hint olmak üzere iki okyanusa dolaylı olarak hakim olan bir ülke haline gelecek.

Sonuç olarak, küresel bir polis gücünün bulunmaması ve uluslararası kuruluşların rolünün azalması nedeniyle günümüz dünyasının bir dengesizlik durumu yaşadığı söylenebilir. Bunun sonucunda, yeni ve hızlı jeopolitik dinamikler şekillenmeye başladı. O halde İsrail'in kısa bir süre önce Somaliland’ı tanıma kararı alması bu dinamiklerin bir parçası olarak sınıflandırılabilir mi?


ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
TT

ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)

7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısı sonrasında başlayan Gazze savaşının ardından Filistinlilere destek gösterilerinin en fazla yapıldığı yerlerden biri de Birleşik Krallık (BK) oldu. 

Ülkedeki İsrail destekçileriyse onbinlerce sivilin öldürülmesinin protesto edilmesinin antisemitizmden kaynaklandığını öne sürerek Yahudilere yönelik saldırıların artmasına dikkat çekiyor. 

Gazze savaşının ardından BK'de de antisemitik saldırıların arttığını bildiriyorlar. 

Donald Trump'ın avukatı Robert Garson, ABD yönetiminin Birleşik Krallık'ı terk eden ya da ülkeden ayrılma planı yapan Yahudilere iltica hakkı tanımaya hazırlandığını söyledi. 

Telegraph'a konuşan Garson, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın artan antisemitizmi gerekçe göstereceğini vurguladı. 

2008'de ABD'ye taşınana kadar Londra'da çalışan 49 yaşındaki avukat, Batı Avrupa ülkesinin artık Yahudiler için güvenli görülmediğini ve BK Başbakanı Keir Starmer'ın da politikalarıyla durumu daha da kötüleştirdiğini öne sürdü. 

Washington'ın bu yönde adım atmasının mantıklı olduğunu sözlerine ekledi:

Anadili İngilizce olan, eğitimli bir topluluk ve suçlu oranı da yüksek değil.

2025'te Yahudi Politika Araştırmaları Enstitüsü (JPR) tarafından yapılan bir anket, BK'deki Yahudi toplumunun son yıllarda güvende hissetmediğini ortaya koymuştu.

2023'te Büyük Britanya'daki Yahudilerin yüzde 9'u tehlike altında olduğunu düşünürken bu oran 2025'te yüzde 35'e çıktı. 

Bu topluluğun antisemitizmi "çok büyük" bir problem olarak görme oranı 2012'de yüzde 11'di. Geçen seneyse yüzde 47 bu kanıda olduğunu bildirdi. 

Donald Trump yönetimi ABD'nin kabul edeceği mülteci sayısını büyük oranda azaltma sözü veriyor. Diğer yandan Güney Afrika'daki beyazlara kucak açılıyor. 

Independent Türkçe, Telegraph, Guardian