Hizbullah’ın 1985’te kaçırdığı ABD’ye ait yolcu uçağında neler yaşandı?

Hizbullah, 1982’den beri ABD ile açık çatışma yürütüyor (Getty)
Hizbullah, 1982’den beri ABD ile açık çatışma yürütüyor (Getty)
TT

Hizbullah’ın 1985’te kaçırdığı ABD’ye ait yolcu uçağında neler yaşandı?

Hizbullah, 1982’den beri ABD ile açık çatışma yürütüyor (Getty)
Hizbullah, 1982’den beri ABD ile açık çatışma yürütüyor (Getty)

Necm el-Hişam
23 Ekim 1983 tarihinde ABD Donanması’nın Beyrut Havalimanı yakınlarındaki ABD Deniz Piyade Kolordusu karargahı bombalandı. 1982’de İsrail işgalinden sonra Lübnan ordusunun güvenliğinin korunmasına yardım etmek için göreve gelen 241 ABD askeri bu saldırıda hayatını kaybetti. ABD, saldırıda ölen askerlerini her yıldönümünde anmakta. Ancak bu yıl dikkat çekici olan şey, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 14 Haziran 1985’te ABD TWA uçağının kaçırılmasının arkasında olmakla suçladığı Hizbullah üyeleri hakkında bilgi almak için 5 milyon dolarlık bir ödül vermesi oldu.
ABD’nin bu hususla ilgili bu şekilde bir karar vermesi ilk kez olmuyor. 2001 yılında da eski ABD Başkanı George W. Bush, uçağın kaçırılmasında rol alan İmad Muğniye, Muhammed Ali Hamadey, Ali Atva ve Hasan İzzeddin hakkında bilgi veren herkese benzer ödüller vaat etti. Ancak Muğniye’nin 2008 yılında Suriye’nin başkenti Şam’da bombalı bir saldırıda öldürülmesi sonrasında diğer üç isim, Washington’un unutmayacağı ve affetmeyeceği ABD takip ve yaptırımlar listesinde kalmaya devam etti.
Washington, 3 Ocak 2020 gecesi Bağdat’ta Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani suikastının gerçekleştirilmesiyle tehdit dilinden eyleme geçti. Bu eylem, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun “Caydıracak güce sahip olmak yeterli değil. Aksine düşmanınız, onu kullanmakta tereddüt etmeyeceğinizi anlamalı” dediği bir strateji bağlamında yapılmıştı.

Açık çatışma
1982 yılından bu yana Lübnan’daki Hizbullah, bu ismi alenen kullanmadan önce ve sonra ABD ile açık bir çatışma yürütme görevini üstlendi. Amaç, ABD’yi tüm siyasi ve askeri varlığıyla Lübnan’dan sürmekti. Hizbullah, adam kaçırmadan cinayetlere ve bombardımanlara kadar her türlü yolu kullanarak bu amaca ulaşmak için çalıştı.
Bu eylemler, İslami Cihad Hareketi de dahil olmak üzere takma isimlerle gerçekleştirildi. Ancak eylemler gizli bir şekilde yürütüldü ve faili de bilinmedi. Bilinen herhangi bir taraf eylemi kabul etmeden, ABD TWA uçağının 14 Haziran 1985 tarihinde Beyrut Havalimanı’nda kaçırılmasıyla durum değişti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre söz konusu kaçırma eylemi, Hizbullah’ın eylemlerinin seyrinde ve ABD ile kapsamlı çatışma dizisinde büyük bir değişimdi. Hizbullah, muhtemelen adını, adam kaçırma eyleminin gerçekleşmesi olarak bir törenle duyurmak istemişti. O dönemde Beyrut Havalimanı’nın adı zedelenmiş ve havalimanında birkaç kaçırma eylemi gerçekleşmişti. Ancak bu eylem, tüm dünyadaki en önemli ve belki de en çok ses getiren eylemiydi.
Uçağın kaçırılmasından iki gün önce Emel Hareketi unsurları, Ağustos 1978 sonunda Libya’da kaçırılan ve kayıp olan İmam Musa es-Sadr’ın akıbetinin açıklanmasını talep etmek için Ürdün merkezli Alia şirketine ait bir uçağı kaçırmıştı. Nebih Berri başkanlığındaki Emel, pratik olarak Batı Beyrut ve güney banliyölerini kontrol ederken, Hizbullah ise hala nüfuz için onunla rekabet eden yükselen bir güçtü. TWA uçağının kaçırılması, Hizbullah’ın dikkatlice planlandığı gibi yerde ve havada daha da güçlendiğini duyurdu. İmam es-Sadr meselesini değil, Lübnanlılar ve Filistinliler de dahil olmak üzere İsrail, bazı Avrupa ve Arap ülkelerinde bulunan hapishanelerdeki tutukluları ele aldı. Eylem bir paradigma değişimiydi. Zira aleni şekilde gerçekleşmiş ve 16 gün sürmüştü. Aynı şekilde korsanların, mürettebatla birlikte fotoğrafları çekilmişti.

Atina’dan Beyrut’a
Kaçırma eylemi, Atina Havalimanı’ndan başlayıp Beyrut Havalimanı’nda son buldu. ABD’li rehineler, Şam’a nakledildikten sonra serbest bırakıldı. İsrail, hapishanelerindeki çok sayıda mahkumu serbest bırakma taahhüdünde bulundu. Washington, herhangi bir kurtarma operasyonu gerçekleştiremezken, İsrail’den yanıt vermesini istemek zorunda kaldı. Suriye ise pratik olarak Beyrut Havalimanı’na hava trafiğine yasak getirirken, arabuluculuk rolü oynayabildi.

Uçak nasıl kaçırıldı?
14 Haziran 1985 sabahı ABD’nin TWA şirketine bağlı, 8 kişilik mürettebatın yanı sıra 145 yolcu taşıyan Boeing 727-200 tipi uçak Atina Havalimanı’ndan 847 numaralı normal bir seferle Roma’ya doğru havalandı. İki silahlı adam kontrolünü ele geçirene ve pilottan Beyrut Havalimanı’na yönelmesini isteyene kadar neredeyse gökyüzüne kadar yükseldi.
Beyrut ve Atina havalimanlarında iki paralel olay gerçekleşiyordu:
Beyrut saatiyle saat 10.40’ta havalimanı kontrol kulesi, diğer ayrıntılar bilinmeksizin ‘İslami köktendinciler’ tarafından gerçekleştirilen adam kaçırma olayının ilk haberini verdi. Dönemin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Velid Canbolad, derhal havalimanı yetkililerine pistlere engeller koyarak uçağın iniş yapmasını engelleme talimatı verdi.
Atina Havalimanı’nda ise yolculardan birinin eylemleri, güvenlik personelinin şüphelerini uyandırdı. Adam, Atina ve Roma arasındaki 847 sefer sayılı uçakta ne şekilde ve ne pahasına olursa olsun koltuk ayırmakta ısrar etti. Gözaltına alındı ve sorgulandıktan sonra 21 yaşında, klima bakımı yapan Ali Atva isimli bir Lübnanlı olduğu anlaşıldı. Üzerinde birincisi Lübnanlı Halim Rüstem, ikincisi de Faslı Ömer Musellim isimli iki sahte pasaport tespit edildi. Kendisinin İslami Cihad örgütüne mensup olduğunu, arkadaşları Ahmed Garibe ve Ali Yunus’un uçağı kaçırdığını ve adının uçuşta bulunmaması nedeniyle onların yanında olamadığını itiraf etti. Elbette iki arkadaşına da iki sahte isim vermişti.
Atva, kaçırma eyleminin, İsrail’e Atlit Hapishanesi’ndeki Lübnanlı ve Filistinli tutukluları serbest bırakması için baskı yapmayı amaçladığını söyledi. Ali Atva, iki arkadaşının perşembe günü (eylemden bir gün önce) Beyrut’tan Atina’ya geldiklerini ve uçağa binmek için bunca zaman transit listesinde beklediklerini ifade etti. Uçağa 9 mm tabanca ve 2 el bombası sokabildiklerini ve bu silahların fiberglasla sarılıp naylon bir çantaya gizlendiğini kaydetti.
Söz konusu itiraflar, geç deldi. Uçak havadaydı ve eylem başlamıştı. Yunanistan yönetimi, artık hava korsanlarının taleplerini beklemek dışında hiçbir şey yapamadıklarını açıkladı. Uçakta çok sayıda ABD’li olması dolayısıyla da sorunun büyük olduğunda şüphe yoktu.
Saat 11.53’te uçak, resmi olarak iniş yapması reddedilirken, Lübnan hava sahasına girdi ve inişine izin vermek üzere havalimanı çevresinde silahlı insanlar konuşlandırıldı. Pilot, yakıt ikmali istedi. Lübnanlı yetkililer, kararlarını değiştirene, engelleri kaldırana ve güvenli bir iniş gerçekleşene kadar uçak, bir süre havaalanı üzerinden uçtu.
Havalimanındaki güvenlik görevlileri, talepleri görüşmek üzere kontrol kulesine çıktılar ve Şii Emel Hareketi’nden yetkililer de görevlilere eşlik etti. Uçakta ise iki adam, kaçırdıkları yolcuları dövmeye başladı. Kontrol kulesindekiler, iletişim cihazlarından uçaktakilerin çığlıklarını duyabiliyordu. Birkaç silahlı kişi, havalimanı bölgesine girerken, yaklaşık 10 kişi de uçaktaki eylemcilerin konumlarını ve eylemlerini desteklemek ve koşulları sert şekilde dayatmak amacıyla eylemcilerin safına katıldı.
Daha sonra 12.30’da yakıt ikmali talebinde bulundular ve istekleri yerine getirildi. Eylemin tamamlanması sırasında 17 ABD’li kadın ve 2 çocuk serbest bırakıldı. Ardından kendisini ‘Nasır’ olarak adlandıran adamlardan biri, ‘Emel’ Hareketi yetkilisiyle görüşmek istedi ve 1 numaralı bildiriyi okuyarak, İsrail hapishanelerindeki tüm tutukluların serbest bırakılmasını talep etti.
Saat 13.30’da uçak, 4 saatlik uçuşun ardından Cezayir’deki Huari Bumedyen Havalimanı’na inmek üzere Beyrut Havalimanı’ndan kalktı. Failler, ABD’nin Cezayir Büyükelçisi Michael Newlin’in havalimanına gelmesini istedi. Büyükelçi geldi ve failler, taleplerini kendisine bildirdi. Uçak 5 saat kaldı ve 18 ABD’li kadın, 1 ABD’li çocuk, 1 Yunan kadın, 1 Tunuslu ve 1 Sudanlı olmak üzere 22 yolcu serbest bırakıldı. Uçak, gece saat 22.15’te yine Beyrut Havalimanı yönünde havalandı.
Dönemin Bayındırlık Bakanı Velid Canbolad ve dönemin İçişleri Bakanı Abdullah er-Rassi tarafından temsil edilen Lübnanlı yetkililer, ikinci kez uçağın inmesine izin vermeme kararı aldı ve pistlere engeller koydu. Uçak, havalimanı üzerinde uçtu. Silahlı unsurlar, havalimanı çevresine yayılarak havalimanına girdi. Pilot, kontrol kulesine ‘yalnızca 9 dakikalık yakıt kaldığı’ bilgisi verdi. Yetkili makamlar, havalimanı görevlilerine teknik açıdan hareket özgürlüğü bıraktılar ve inişe izin verdiler. Silahlı unsurlar, batı pistine girerek engelleri kaldırdı. Uçak 15 Haziran saat 02.30’da Beyrut Havalimanı’na ikinci kez iniş yaptı.
Saat 02.55’te uçak batı pistinden, doğu pistine doğru havalimanı sahasında hareket etti. Eylemciler ve havalimanındaki Emel Hareketi temsilcisi Bessam Talis arasında bir diyalog başladı. Sözcü, Talis’in uçağa gelmesini istedi ve gelmemesi halinde ABD’li bir yolcuyu öldürmekle tehdit etti. Nitekim kısa bir süre sonra bir silah sesi duyuldu ve hava korsanı, cesedi uçaktan aprona atarak 1 ABD’li yolcunun öldürüldüğünü duyurdu. Ardından ise Talis ve Emel Hareketi’nden bir başka yetkili, sarı bir ciple uçağın yanına giderek, uçağa bindi.
Saat 03.55’te pilot, uçağa derhal su, yiyecek ve yakıt sağlanmasını talep etti. Hava korsanlarının sözcüsü, 04.05’te talebi tekrarladı ve bir Kızılhaç aracının cesedi havalimanı sahasından kaldırmasını istedi. Gözcü kulesi, gönderilecek yemeklerin sayısını belirlemek için uçakta kaç kişinin bulunduğunu sordu. Cevap, 150 olarak geldi ancak daha sonra talep değişti. Yiyecek sağlanmadan önce uçağa, yakıt ikmali yapılması gerekiyordu.
Saat 04.10’da bir ambulans, ölen ABD’liyi başkentteki Amerikan Üniversite Hastanesi’ne nakletti. Ölen ABD’linin Robert Dean Stethem adında bir Amerikan donanma dalgıcı olduğu ortaya çıktı. Saat 04.45’te uçağa yakıt ve 15 dakika sonra da hava korsanlarının talep ettiği üzere su, yiyecek ve meyve verildi. O vakitlerde Yunan makamları, Atva’nın Atina Havalimanı’nda tutuklandığını duyurdu ve silahların, Kahire Havalimanı’nda uçağa sokulmuş olabileceğine inandıklarını ifade etti. Olay karşısında ABD sarsıldı ve karşı karşıya oldukları sorunu çözmek için güvenlik ve askeri birimlerini ve diplomatik ekiplerini seferber etti. Aynı şekilde hem İsrail hem de Suriye ile temaslar başladı.
Saat sabah 05.30’da failler, Atlit Hapishanesi’ndeki mahkumların salıverilmesi talebinin yanı sıra Beyrut Havalimanı’nda 2 numaralı bildirilerini duyurdu. Kaçırma eylemini sona erdirmek üzere İsrail’in güneyden geri çekilmesi ve Atva’nın Yunanistan’da serbest bırakılması talepleri şart koşuldu. Aksi taktirde Yunan yolcular öldürülecekti. Aynı şekilde Kıbrıs’ta gözaltına alınan Lübnanlı Arif Raya’nın serbest bırakılması, Lübnan’ın güneyindeki Zrariyeh’de İsrail tarafından tutuklanan Nimet Şerif Haşim’in akıbeti hakkında bilgi verilmesi, İsrail kuzey güvenlik sınırında giden Bater geçişinde gözaltına alınmış Yony Ebi Ganem’in hakkında bilgi verilmesi, Libyalı diplomat Muhammed Ahmed İdris’i öldürmek suçlamasıyla İspanya’da ve Kuveyt’te tutuklanan Lübnanlı Mustafa Ali Halil ve Muhammed Hayr Abbas Rahal’ın serbest bırakılması talep edildi.
Saat 05.45’te uçak tekrar Cezayir’e doğru havalandı ve yaklaşık dört saat sonra ikinci kez Huari Bumedyen Havalimanı’na indi. Yunanistan, hava korsanlarının taleplerine boyun eğdi ve Atva’yı serbest bırakarak onu, bir Yunan özel uçağı ile uçaktaki yoldaşlarına katılması için havalimanına götürdü. Buna karşılık korsanlar sözleri tutarak, 63 Yunan yolcuyu toplu halde serbest bıraktı.
(Güney) Kıbrıslı yetkililer de Raya’yı serbest bırakarak, özel bir uçakla onu Suriye’nin başkentine göndermeyi kabul etti. Daha sonra gece saat 21.30’da eylemciler, 10 rehineyi daha serbest bıraktı. Nihayetinde uçakta yalnızca 32 ABD’li yolcu ve mürettebat kaldı.
Lübnan’da durum trajikti. ABD’de de durum daha iyi değildi. Zira ABD, tüm gücüne rağmen bu hususta zayıftı ve Lübnan’da alıkoyulan rehineler listesine yeni bir dizi rehine ekleniyordu. ABD, uçağın içerisinde sıkışıp kalmıştı. ABD’nin kararı iki düzeyde ilerlemişti; İlk olarak hava korsanlarını tehdit etmek ve daha fazla ABD’liyi öldürmelerini engellemek üzere gövde gösterisi yapmaktı. Öyle ki bu amaçla Lübnan karasularına bir ‘denizciler’ kuvveti gönderdi ve rehineleri kurtarma operasyonları için, eğitilen bazı hızlı müdahale güçleri alarm durumu ilan etti. İkinci olarak ise faillerin, Atlit Hapishanesi’ndeki tutukların serbest bırakılması talebine verdiği yanıtın kapsamını öğrenmek için İsrail hükümetiyle iletişime geçmek. Aynı hatta hava korsanlarıyla arabulucu rolünü oynaması için Suriye ile temasa geçilmesi gerekiyordu. Nihayetinde İsrail, mahkumları serbest bırakma taahhüdünde bulundu. ABD, Suriye’ye sözler verdi, Suriye ise korsanlara. Sonuç olarak da eylemin sona ermesini sağladı.
Üçüncü gün 16 Haziran’da kaçırılan uçak Cezayir’den Beyrut’a dönerek batı pistine iniş yaptı. Saat 14.50’de pistin sonunda, Şueyfat kasabası yönünde yavaşça hareket ederek durdu. Eylemcilerin lideri, taleplerini yinelediği bir bildiri okudu. Dönemin Adalet, Su Kaynakları ve Elektrik Bakanı olan Emel Hareketi lideri Avukat Nebih Berri eylemcilerle arabuluculuğa başladı ve rehinelere zarar vermemelerini istedi. Çok sayıda adam havalimanı alanlarına ve pistlere akın ederken, herhangi bir engelle karşılaşmadan uçağa gidip geldiler.
Bakan Berri, Beyrut’un batısındaki Berbur mahallesindeki evinde yetkililerin, güvenlik güçlerinin ve parti mensuplarının katıldığı bir siyasi ve güvenlik toplantısı düzenledi. Daha sonra korsanların talepleri ve eylemi sonlandırma yolları üzerine duruldu. Toplantıda, İsrail’in Atlit Hapishanesi’ndeki ve İspanya’daki tutukluların serbest bırakılması talepleri üzerinde duruldu.
Saat 20.10’da korsanlar, acil durumda olan bir hastayı taşımak için uçağa bir ambulans gönderilmesini talep etti. On dakika sonra istekleri yanıtlandı ve bir ambulans, ABD’li Bill Senior’u silahlı adamlar eşliğinde bazı kontroller için hastaneye taşıdı. Saat 20.25’te uçağın, geceyi Beyrut’ta geçireceği yönünde bir hareketle hava korsanları, olası bir komando operasyonuna maruz kalma ihtimalini göz önünde bulundurarak uçağı, pistin başka bir yerine sürüklemesi için bir ‘Velome’ aracı istedi. Saat 20.50’de araç, uçağın itfaiye merkezi yakınındaki havalimanı sahasına transferini tamamladı.
Durum müzakere aşamasına giriyor gibi görünüyordu. Aynı zamanda gerginlik atmosferi de tırmanıyordu. ABD hızlı müdahale ekiplerinin, rehineleri kurtarmak için yıldırım operasyonu gerçekleştirme olasılığı hakkında birçok bilgi alışverişi yapıldı. Gece yarısına doğru ABD ve İsrail helikopterlerinin güneyde ve denizde uçtuğu açıklandığında bu inanç güçlendi. Bu durum ise iki kararı hızlandırdı:
Nebih Berri, havalimanının çevresine barikatlar kuran ve giriş çıkışları engelleyen ‘Emel’ hareketinin saflarında bir seferberlik ilan etti.
Rehinelerin uçaktan alınıp güney banliyölerde farklı alanlara dağıtılması, her türlü kurtarma girişiminin havalimanı sahasında yürütülmesi, böylece ABD, belirlenen koşullara tabi tutulmuş oldu.
Sahadaki durum, tüm bunlara izin verdi. Silahlı unsurlar, havalimanına serbestçe girip çıkabiliyorken, korsanlar uçakta nöbet tutuyordu.
Söz konusu gece iyi şekilde atlatıldı, herhangi bir operasyon olmadı ve temasta önemli bir gelişme yaşandı. İspanya, hava korsanlarının taleplerini yerine getirmeyi kabul etti. Karşılığında ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert McFarlane, Emel Hareketi’nin Başkanı Nebih Berri’yi arayarak rehinelerin bırakılması ve eylemin sona erdirilmesi için yardım istedi.
Durumla ilgili olarak Berri, korsanların sadece "Atlit" tutukluları ile ilgili taleplerini benimsediğini açıkladı. Korsanların serbest bırakılmasını istediği İspanya’daki iki Lübnanlı mahkum hakkındaki karar, hukuki statülere dayanıyordu. Berri, söz konusu durumu dile getirmedi, zira ilk şart daha önemliydi. Bu sebeple bu konuda oynamaya başladığı role dayanarak, Emel Hareketi’nin havalimanı çevresi üzerindeki kontrolünü artırdı ve rehinelerin onları korumak için emriyle uçaktan nakledildiğini açıkladı. Ancak gerçekte bu, ABD’li Yahudiler olduğuna inanılan 4 rehineyi kaçıran korsanlarla bir uzlaşıydı.
Amaç, ABD’yi büyük ölçüde küçük düşürmekti ve öyle görünüyor ki eylem bu düzeyde hedeflerine ulaşmıştı. Bu nedenle rehineler artık kurtarılamazdı. Korsanların, ‘Atlit’ mahkumlarını serbest bırakma talepleri karşılanacaktı. Eylem, 3 gün boyunca herhangi bir gelişmeye tanık olmadı. Rehinelerin nerede olduğu, İsrail’in Atlit mahkumlarının serbest bırakılması hususundaki tavrı ve ABD’nin ödemesi gereken bedel gizem içinde kaldı.
20 Haziran Perşembe günü Emel Hareketi, silahlı korumalar, sıkı güvenlik önlemleri ve sert bir kaos ortamı ortasında havalimanı kafeteryasında beş rehine için bir basın toplantısı düzenledi. Rehineler, Başkan Reagan’a herhangi bir askeri operasyondan kaçınması ve İsrail’den ‘Atlit’ mahkumlarının serbest bırakılmasını istemesi çağrısı yaptı. Durum, gerçek bir dram gibiydi. Tüm medya organları, bu gelişmeleri haber yapıyordu. Kaçırma eylemi ve gelişmeleri, küresel düzeyde endişe sıralamasında ilk sıraya yükseldi. Tüm dünya TWA uçağına ilişkin gelişmeleri ve rehinelerin akıbetini takip ediyordu.
21 Haziran Cuma günü dramatik bir sahne gelişti. Hizbullah, korsanların taleplerini desteklemek için büyük bir halk eylemi düzenledi ve gösteri, havaalanına doğru ilerledi. Dış avluda yüksek sesle marş ve tekbir sesleri duyuldu. Havalimanı girişinde tanınmamak için maske takan 3 eylemci, onlarla karşı karşıya geldi. Middle East şirketine ait bir araca bindiler ve uçağın merdivenlerine çıktılar ve hava korsanlarının lideri bir konuşma yaptı.
Nebih Berri, kalp rahatsızlığı nedeniyle ABD’li rehine Jimmy Palmer’in serbest bırakılması kararı aldı. Bu gelişme, atmosferi biraz rahatlattı. Palmer, Amerikan Üniversite Hastanesi’ne nakledildi ve gerekli tıbbi muayeneleri yaptırdı. Durumunun ciddi olmadığı anlaşıldığında, alıkonulduğu yere iade edildi. Aynı durum, diğer rehine Gro Smyer ile tekrarlandı.
23 Haziran Pazar günü dokuz günlük krize olası bir çözümün işaretleri ortaya çıktı. İsrail hükümeti, iyi niyet göstergesi olarak 31 tutukluyu 24 saat içinde ‘Atlit’ hapishanesinden serbest bırakmaya hazır olduğunu duyurdu. Ama bu söz yeterli değildi. Bakan Nebih Berri ve korsanlar, herkesin serbest bırakılmasını şart koştu. Ancak bu, çözüme giden yoldaki ilk adımdı. Nitekim İsrail, 24 Haziran Pazartesi günü 31 tutukluyu serbest bırakma sözünü yerine getirdi.
Salı günü herhangi bir gelişme yaşanmadı. Çarşamba günü, rehine Palmer tekrar serbest bırakıldı ve havalimanından ayrıldı. Berri, çözümleri kolaylaştırmak için rehinelerin Batı elçiliğine yerleştirilmesini önerdi, böylece İsrail tutukluların hepsini serbest bırakacaktı, ancak bu öneri kabul edilmedi.
Perşembe günü, 71 yeni mahkumun ‘Atlit’ hapishanesinden serbest bırakılacağı açıklandı. Bu adıma cevaben Kızılhaç’a, Beyrut’ta tek bir alanda toplandıktan sonra rehineleri ziyaret etme izni verildi. Cuma günü rehinelerin durumu güçlenmeye başladı. Üç rehine, Berri’nin masasında öğle yemeği için ‘Emel’ hareketinin askeri yetkilisi Akl Hamiyye’ye eşlik etti. Cumartesi günü, Summerland Hotel’de herkes için bir akşam yemeği düzenlendi, yemeğin veda yemeği olduğu anlaşıldı. Atmosfer, tüm engellerin aşıldığı göz önüne alındığında, birkaç saat içerisinde rehinelerin serbest bırakılabileceğini gösteriyordu. Ancak son dakikalarda her zaman sorunlar vardır. Korsanlar, eylemin bitimi sonrasında kendilerine saldırı düzenlenmemesi konusunda ABD’den söz talep ettiler. 35 rehinenin tek bir alanda bir araya gelmesi sonrasında serbest bırakılma eylemi ertelendi. 4 rehinenin, bilinmeyen bir yerde alıkoyulan Yahudiler olduğuna inanılıyordu.
30 Haziran Pazar akşamı saat 17.00’da tüm rehineler güney banliyölerindeki Burj el-Barajneh’deki et-Tahvita okulunda toplandı ve etrafları her yerden silahlı adamlarla çevrildi. Uçakta, Yunanlıları serbest bırakan Muhammed Ali Hamadeh ve Hasan İzzeddin bir basın toplantısı düzenleyerek, hedeflerine ulaşan eylemin sona erdiğini duyuran bir açıklama yaptı. Açıklamadan sonra havalimanı pistinde boşalmış halde kalan uçağı, 14 gün önceki aynı yere bıraktılar.
39 rehinenin toplandığı okula on Kızılhaç arabası ulaştı. Özgürlüğe geçişin ilk anlarında ve kabus sona erdiğinde saat 17.30 civarıydı. 15 dakika sonra araba yolculuğu tamamlandı. Konvoy, koruma amacıyla Suriye İstihbaratı Muhaberat, (Şii) Emel Hareketi ve (Dürzi) İlerici Sosyalist Parti’ye ait araçlarla Şam yoluna yöneldi.
Gece yarısı hava korsanları, Şam’da uzun bir süre beklemedi. Özel bir uçak onları ABD Başkan Yardımcısı George Bush tarafından karşılandıkları Almanya’nın Frankfurt kentine götürdü.
Reagan, 2 Temmuz Salı günü Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’i aradı ve eylemin sona ermesine yardım ettiği için teşekkür etti. Ayrıca kendisiyle Beyrut’ta alıkoyulan diğer yedi ABD’li rehinenin akıbeti hakkında görüştü. Daha sonra Reagan, uçağın kaçırılmasının ilk gününde başından vurulan ve cesedi uçaktan atılan ABD’li denizcinin katillerini yargılama sözü verdi.
Öte yandan eylemin bitiminden önce, sözlerin yerine getirilmesi için 3 Temmuz gününde İsrail, Uluslararası Kızılhaç Komitesi gözetiminde Atlit Hapishanesi’nden 300 mahkumu serbest bıraktı. Ardından 24 Temmuz’da 100, 13 Ağustos’ta 79 ve son olarak 29 Ağustos’ta 113 mahkum daha serbest bırakıldı.
İspanya, korsanların şartlarına uymadı ve 25 Haziran 1985 tarihinde (yani eylem bitmeden önce) korsanların serbest bırakılmasını talep ettiği Muhammed Hayr Abbas ve Mustafa Ali Halil’i 23’er yıl hapse mahkum etti.
Washington da yanıt vermeye hazırlanarak, çıkarlarının maruz kaldığı koşullar karşısında artık sessiz kalmayacağını duyurdu. ABD Dışişleri Bakanı George P. Shultz, uluslararası topluma ‘teröristler ve hava korsanları için güvenli bir liman haline gelmesi’ dolayısıyla Beyrut Havalimanı’nı kullanmama çağrısı yaptı. 13 Temmuz’da Batı Almanya gazetesi ‘Die Welt’, Ortadoğu’dan gelen teröristlerin Doğu Berlin’de tutuklanarak sınır dışı edildiğini, bunların TWA uçağının kaçırılmasına destek vermek üzere ABD merkezli ‘Pan Am’ şirketine ait bir uçağı kaçırmak için Batı Almanya’ya ulaşmak istediklerini yazdı. Gazeteye göre teröristler, diplomatik pasaportlar ve patlayıcı maddeler taşıyorlardı. Alman yetkililer, teröristlerin hedeflerinin patlayıcıları Batı Almanya’daki başka unsurlara ulaştırmak olabileceğini öne sürdü. Batı Almanya Senatosu da bu bilgiyi doğruladı.

Hamadeh davası
Eylemin ayrıntıları bunlarla bitmedi. Zira faillerin gerçek kimliklerinin tespit edilmesi ve faillerden biri olan Muhammed Ali Hamadeh’in Almanya’da tutuklanmasının ardından dosya kapanmış ve yeni gelişmelere de açılmamıştı. 13 Ocak 1987 tarihinde pilotun yanında tabancasını uçağın penceresinden çıkartırken fotoğrafı çekilen oydu.
Hamadeh, Almanya’da yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 2005 yılında Beyrut’a dönmek üzere serbest bırakıldı. ABD, Beyrut’ta Alman rehineleri kaçırması nedeniyle onu Almanya’dan almayı başaramadı. Bu, sonunda terör listesine dahil edilmesi sonrasında Almanya ve Hizbullah arasındaki ilişkiye dair farklı bir hikaye.
Yeni ABD bildirgesi, Washington’un unutmayacağı ve çıkarlarını tehlikeye atanların peşinden gitmeye devam edeceği çerçevesinde geliyor. Bu yöntemle Lübnan’da Hasan İzzeddin’i kaçırmak üzere bir girişimde bulunuldu, ancak girişim başarısız oldu. İlgili birkaç isim de tutuklandı. Aynı zamanda bu durum, uçakların kaçırılması, ajanların görevlendirilmesi, Washington, Hizbullah ve İran arasındaki açık savaş hikayelerinden bir başka hikayeyi oluşturuyor.



Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.


Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
TT

Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)

Gazze'den bir grup gönüllü, Filistin topraklarındaki en eski ve en büyük kütüphanelerden birinin arazisinde, savaşın bedelini ödeyen ve zengin kültürel mirasın değerli bir parçasını temsil eden paha biçilmez eski kitapları kurtarmak için yoğun bir şekilde çalışıyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre diğer kültürel ve dini mekanlar gibi, Gazze Şeridi'nin en büyük ve en eski camisi olan Gazze Eski Şehri'ndeki Ömeri Camii'nin kütüphanesi de İsrail'in bombardımanında ciddi şekilde hasar gördü.

Bir zamanlar kilise olan 12’nci yüzyıldan kalma cami ise büyük ölçüde yıkıntıya dönüşmüş durumda.

Britanya Kütüphanesi'nin desteklediği bir miras koruma fonunu yöneten Hanin el-Umusi şunları söyledi:

“Kütüphanenin aldığı hasarın boyutunu görünce şok oldum. Çok acı bir manzaraydı. Kitapları kurtarmak için acele etmenin benim görevim olduğunu hissettim.”

AFP’ye konuşan Umusi, bir grup gönüllüyle birlikte kütüphaneyi kurtarmak için bir girişim başlattığını açıkladı.

Umusi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kütüphanenin batı kısmı, İsrail ile Hamas arasında 2023 yılının ekim ayında Hamas'ın daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş saldırısının ardından iki yıl süren savaş sırasında Büyük Ömeri Camii'nin üç kez bombalanması sonucu yandı.”

Kütüphanede yaklaşık 20 bin kitap bulunduğunu, bunlardan sadece üç veya dört bin tanesinin kurtulduğunu belirten Umusi, “Büyük Ömeri Camii kütüphanesi, El-Aksa Camii Kütüphanesi ve Ahmed Paşa el-Cezar Kütüphanesi'nden sonra Filistin'in üçüncü büyük kütüphanesiydi. Hukuk, tıp, İslam fıkhı, edebiyat ve çeşitli diğer konularda çok çeşitli kitaplar içeren önemli bir tarihi kütüphaneydi” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin uzun bir geçmişe sahip. Bu da Filistin topraklarını Kenan, Mısır, Pers ve Yunan gibi ardışık medeniyetlerin eserlerinin hazinesi haline getiriyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz yılın ekim ayı itibarıyla, savaşın patlak vermesinden bu yana 114 bölgede hasar olduğunu belgeledi. İsrail, iki yıllık savaş boyunca Gazze Şeridi'ne abluka uygulayarak, yıkıma uğramış Filistin topraklarında felaket boyutunda bir insani kriz ve gıda ve temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa neden oldu.

“Küf ve barut”

Eski taş kütüphanenin odalarından birinde, bir grup gönüllü, bazı kısımları yanmış, sayfaları sararmış bir kitabın kalıntılarını toplarken, içlerinden biri ‘küf ve barut kokusunun’ yükseldiğini belirtiyor. Bitişik odada ise Hanin eski bir kitabın tozlarına üfleyerek, “Bu nadir ve tarihi kitapların durumu içler acısı. Çünkü 700 ila 800 günden fazla bir süredir terk edilmiş durumdalar. Kitaplarda büyük hasar ve barut izleri görebiliyoruz” diye ekliyor.

BM’den bağımsız bir komisyon, 2025 yılının haziran ayında yayınladığı bir raporda, İsrail'in Gazze'deki okullara, dini ve kültürel mekanlara yönelik saldırılarının savaş suçu teşkil ettiğini açıkladı.

BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu raporunda, “İsrail, Gazze'deki eğitim sistemini tahrip etmiş ve Gazze Şeridi'ndeki dini ve kültürel mekanların yarısından fazlasına zarar vermiştir” ifadeleri yer aldı.

Bu rapora, BM komisyonunu ‘BM İnsan Hakları Konseyi'ne (BMİHK) bağlı, önyargılı ve siyasallaşmış bir mekanizma’ olarak nitelendirerek yanıt veren İsrail, raporu ‘Gazze savaşı hakkındaki yanlış anlatısını desteklemek için yapılan bir başka girişim’ olarak değerlendirdi.


İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)

Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerinde İsrail güçlerinin bugün düzenlediği topçu ateşi ve silahlı saldırıda bir Filistinli vatandaş öldü, birçok kişi ise yaralandı.

Filistin Haber Ajansı (WAFA) tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberinde, Han Yunus'un güneyindeki Ard el-Limon bölgesini hedef alan bombalı saldırıda 27 yaşında bir adamın öldüğünü ve naaşının Nasır Tıp Kompleksi'ne kaldırıldığını bildirdi.

Ayrıca, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Ebu Hüseyin Okulu yakınlarında İsrail insansız hava aracı (İHA) ateşiyle bir Filistinli yaralandı; Han Yunus'un güneyindeki Kizan Ebu Reşvan bölgesinde ise bir kız çocuğu İsrail'in açtığı ateş sonucu yaralandı.

 Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)

İsrail uçakları, Gazze şehrinin doğusunda ve Han Yunus'un doğusundaki "sarı hat"ın doğusunda hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, savaş uçaklarının yoğun alçak irtifa uçuşlarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. İsrail güçleri, Han Yunus'un doğusundaki yerleşim binalarını yıktı ve Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinin doğusundaki ve Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc kampının doğusundaki bölgeleri bombaladı.

Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)

İsrail güçleri ayrıca Gazze şehrinin güneydoğusundaki Zeytun mahallesinin doğusunda da defalarca ateş açtı, ancak şu ana kadar bu bölgede herhangi bir yaralanma veya ölüm bildirilmedi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA'dan aktardığına göre 11 Ekim'deki ateşkesin ardından İsrail güçleri 615 Filistinliyi öldürdü ve bin 658 Filistinliyi de yaraladı.