Kürtler ve Suriye'nin kuzeyinde bir devlet kurma tartışması

Fotoğraf  (AFP)
Fotoğraf (AFP)
TT

Kürtler ve Suriye'nin kuzeyinde bir devlet kurma tartışması

Fotoğraf  (AFP)
Fotoğraf (AFP)

Sevsen Mehenna
2011 yılında Suriye'nin kuzeyindeki Amuda kentinde özgürlük ve demokrasi talep eden gösteriler ilk kez Kürtler tarafından gerçekleştirilmişti. Söz konusu dönemde Suriye Rejim Lideri Beşşar Esed, talep ettikleri bazı hakları tanıyacağını ve vatandaş kabul edilip kimlik kartı verileceğini açıklamıştı. Bunlar, 1962 yılında mahrum edildikleri haklardı. Ancak bu teklifi reddedip tüm Suriyeliler özgürlüklerine kavuşana kadar haklarını elde etmeyi erteleyeceklerini söylediler. Savaş tüm ülkeye yayıldığında sahnede köklü bir değişim yaşandı. Bunun üzerine Kürtler yönetimde daha büyük paya sahip olmak istedi.

Kürtler 2013 yılında özerklik ilan etti
Kürtler, en-Nusra Cephesinin de dahil olduğu bazı İslami grupların saldırılarına maruz kaldı. Bunun üzerine PYD 2013 yılının Kasım ayında özerklik ilan etti. Diğer Kürt partileri, Esad'ın ana muhalefet partisi Suriye Ulusal Koalisyonunun bir parçası olarak kabul edilen Kürt Ulusal Konseyi'ni kurdu. Diğer Kürt partileri Esed’e karşı ana muhalefet partisi Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun bir parçası olarak kabul edilen Kürt Ulusal Konseyi’ni kurdu. PYD'nin Türkiye tarafından yasaklanan ve Batılı ülkeler tarafından terör örgütü ilan edilen Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile yakın bağları var. PYD daha sonra bazı Arap aşiretleriyle birlikte ‘Suriye Demokratik Güçlerini (SDG)’ kurdu. SDG, DEAŞ’la mücadele eden ana güçlerden biri haline geldi. Bölgesel ve uluslararası anlaşmalar ayrıca Batılı koalisyon güçlerinden destek aldı. DEAŞ ile mücadelede tek güvenilir güç olmayı başardı.

Federal Bölge
2017 yılının Ekim ayında Esed rejimi, ‘federal bir bölge’ talebinde bulunmaları üzerine, ülkenin kuzeyindeki YPG birliklerinin Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerden çekilmeleri karşılığında özerklik verilmesini önerdi. Dönemin Milli Güvenlik Bürosu Başkanı Tümgeneral Ali Memlük, Haseke vilayetinin Kamışlı kentinde Esed rejiminin kontrolü altındaki bölgedeki Kürt birimlerinden yetkililerle bir araya geldi. Ancak birlikler bu öneriyi reddedip ‘anayasal güvence altında federal bir bölge talebinde bulundular. Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim rejimin ‘özerklik konusunu ele almaya’ hazır olduğunu açıklamadan önce, Kürt birimleriyle müzakereler Rusya'nın himayesinde yapılıyordu. O dönemde Kürt birliklerinin unsurları, onları Esed rejiminin kontrolündeki bölgelerden ayıran alanlarda hendek kazıp toprak barikatlar kurdu. Gözlemciler bu adımı ‘sınırların çizimi’ olarak değerlendirdi.

ABD ve SDG
Amy Austin, 21 Ekim'de Amerikan "Foreign Policy" dergisinde yayınlanan analiz haberinde, Amerika Birleşik Devletleri'nin ‘Suriye Demokratik Güçleri’ni ‘DEAŞ’ ile savaşmak için bir araç olarak kullandığını, bu güçlerin özyönetim konusundaki kararlılık ve başarılarını Esad karşısında sekiz yıldır kanıtladıklarını değerlendiriyor. Austin’in haberinde ‘Washington'un Suriye'de büyük bir varlığı olmadan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Esed ile karşı karşıya gelebileceği’, ayrıca Moskova'nın etkisini azaltabileceği ve Kürt müttefiklerini destekleyebileceği belirtildi. Geçtiğimiz Eylül ayında Suriye’nin kuzeyine haftalarca süren bir ziyaret gerçekleştiren yazar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki liderlerin Şam'daki Esed rejimine meydan okuyarak kendi kendini yönetme projelerini sekiz yıldan fazla bir süredir sürdürdüklerini söylüyor. Austin makalesinde, “Görünen o ki Rusya Devlet Başkanı,  geçtiğimiz sonbaharda ABD’nin geri çekilmesinin Suriye’deki ilk hedefine yani Esed’in tüm Suriye topraklarının kontrolünü yeniden ele geçirmesine izin vermeyi mümkün kılacağına inanıyordu” ifadelerine yer verdi. Yazar’a göre Putin, rejim güçleri girdikten sonra muhalefete tabi olan Halep veya Humus gibi yarı özerk bölgenin kolayca merkezi hükümetin kontrolüne geçeceğini düşünüyordu ama bu olmadı. Makalede ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin çökmek yerine ülkenin yaklaşık dörtte birini yönetmeye devam ettiğine işaret edildi. Austin kaleme aldığı yazısında “Hatta aksine rejim kontrollü bölgelerdekilere göre iki kat daha fazla maaş ödüyor. Özerk yönetim tarafından kurulan tüm yönetişim kurumları Esed'e meydan okumaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

SDG, Suriye’deki ikinci güç
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Austin, makalesinde, SDG’nin şu anda İç Güvenlik Güçleri de dahil olmak üzere tahmini 100 bin savaşçıya sahip olduğunu söylüyor. Bu rakamın SDG’yi Suriye’de Esed ordusundan sonraki ikinci güç haline getirdiğine işaret ediyor. Makaleye göre hem Putin hem de Esed, rejimin yarı özerk bölge üzerindeki kontrolünü yeniden tesis edebilmesi amacıyla SDG'nin Suriye rejim güçlerine teslim olmasını istiyor. Austin ayrıca Washington'un Suriye topraklarının çeşitli bölgelerinde DEAŞ’a karşı birçok misyonu hâlâ yerine getirebildiğine dikkat çekti. Yazar, ABD'nin Suriye'de istikrarı sağlamak için yürüttüğü çabalara rağmen, orada insani ihtiyaçların çok büyük olduğuna işaret etti. Amerikan varlığının çok küçük olduğunu ifade eden Austin gereken düzeyde olmadığının altını çizdi. Washington’un önümüzdeki dönemde diplomatik varlığını artırmaya odaklanmasının, geçen yılın sonunda başarısızlıkla sonuçlanan kısmi geri çekilme kararının ardından ABD yönetimine olan güveni yeniden tesis etme yönünde büyük adımlar atılmasına yol açacağını düşünüyor. Austin, SDG’nin, kuzeydoğuyu Suriye'nin en istikrarlı bölgesi haline getirmede önemli bir faktör olan mezhepçiliğin üstesinden gelmeye yardımcı olduğunu da ekliyor. Sebep ister maaşlar, kuzeydoğuda artan istikrar, yapım aşamasındaki yeni siyasi sisteme bağlılık veya sadece Esed'den kaçma arzusu olsun, Suriye'nin her yerinden Arapların SDG’nin saflarına katılığının altını çizdi. Amy Austin, rejim ve muhalefet kontrolü altında bulunan birçok şehirde SDG’ye katılmak için rejim ve evlerini terk eden, uzun mesafeler ve birçok tehlikeyi aşan Araplarla görüştüğüne işaret etti.

Ruslar Kürtleri müzakere aracı olarak kullanıyor
Amy Austin, makalesinde ayrıca SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile de bir görüşme gerçekleştirildiğine değindi. Makaleye göre Abdi, “Gelecekteki Suriye ordusunun bir parçası olmak istiyoruz. Ancak mevcut ordunun bir parçası olmak istemiyoruz” ifadelerini kullandı. Abdi, Kürtlerin projelerini Suriye'nin diğer bölgelerinde uygulamak istediklerini ve bundan vazgeçmediklerini söyledi. Bununla birlikte Rus yetkililer ya Kürt karşıtı propagandaya inanıyorlar ya da onları kendilerine karşı olanlara kullanmak için yararlı bir sopa olarak görüyorlar.
Makaleye göre Rusya, kuzeydoğunun, merkezi hükümetin kontrolüne teslim olmayı reddetmesinin ardından şartlarını dayatmak için yeni bir hileye yöneldi. Bunlar arasında bölgede ek Rus üsleri talep etmek, Kürtler ve Araplar arasında mezhepsel gerilimi arttırarak SDG’yi bölmeye çalışmak ayrıca tamamen geri çekilmeye zorlamak amacıyla ABD kuvvetlerine daha fazla tacizde bulunmak bulunuyor. Rus ordusu, varlığını 15'ten fazla askeri üsse genişletti. Ayrıca Türk müdahalelerine karşı garantör olarak hareket edeceği vaadinde bulundu. Geçtiğimiz Eylül ayında bölgede ek üsler inşa etmeyi talep etti. SDG bunu reddettiğinde ise geri ekilme tehdidinde bulundu. Bu tehdit, Rus ordusunun SDG'yi taviz vermeye zorlamayı amaçlamış olsa da, bölgeyi Türk müdahalelerine karşı koruma taahhüdü hakkında soru işaretleri uyandırıyor.
Abdi, temellerin bir yıl önce 6 Ekim 2019’da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile  ABD Başkanı Trump’ın yaptığı telefon görüşmesinin sonuçlarının ardından elde edilenlere göre düzenlendiğini açıkladı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, ulusal güvenlik danışmanlarıyla görüşmeden önce, ABD kuvvetlerine kuzeydoğu Suriye'den çekilme emri verdi. Üç gün sonra, Türk kuvvetleri ve vekilleri sınırı geçerek Tel Abyad ile Rasulayn arasında geniş bir araziyi kontrol etti.

Türklerin geri çekilişi
Biz bu haberi hazırladığımız sırada Türk Kuvvetlerinin 2 Kasım Pazartesi sabahı Suriye'nin en büyük noktası olan kuzey Hama kırsalındaki Morek gözlem noktasını tahliye etmesi dikkat çekicidir. Morek kasabasındaki yerel kaynaklar DPA’ya verdiği demeçte, lojistik teçhizat ve beton kirişler taşıyan düzinelerce askeri araç ve kamyon Pazartesi günü, Hama kırsalındaki Türk askeri noktası olan Morek'ten tamamen ayrıldığını bildirdi. Morek’te Türklere ait olan bu gözlem noktası bir yıldan fazla süredir Suriye ordusunun kuşatması altında bulunuyordu.
Suriye hükümet güçlerine yakın kaynaklar, geçtiğimiz Salı günü Türk güçlerinin Şam-Halep uluslararası karayolunun bitişiğindeki üssün yakınına yerleştirdiği tüm toprak barikatların mühendislik mekanizmalarının kaldırılacağını söyledi.
Rusya ve Türkiye, iki yıl önce Soçi zirvesinde, Türk askeri üslerinin Şam-Halep yolu boyunca gerilimi azaltma bölgesinde ve rejim ordusu ile muhalefet fraksiyonları arasındaki bazı çatışma noktalarında konuşlandırılması konusunda bir anlaşmaya varmıştı. Ancak rejim güçlerinin Hama, İdlib ve Halep kırsalını geri alması nedeniyle bu üsler bir yıldan fazla süredir kuşatma altında bulunuyor.



Irak Kürdistanı'nda iki ayrı yönetim tehlikesi yeniden gündemde

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
TT

Irak Kürdistanı'nda iki ayrı yönetim tehlikesi yeniden gündemde

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) iktidar ortağı Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), lideri Bafel Talabani'nin bölgesel hükümetten çekilme kararını açıklamasına rağmen, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani'nin partisinden bir yetkili, mevcut krize çözüm bulmak amacıyla iki taraf ve diğer siyasi güçlerin temsilcileri arasında temasların sürdüğünü açıkladı.

Kürdistan Bölgesi'nde, iki rakip parti arasında yeniden iki ayrı yönetim dönemine dönülmesi ihtimali giderek güçleniyor. Siyasi gerilim, yaklaşık iki yıl önce seçilmesinden bu yana ilk kez geçen çarşamba günü toplanan bölgesel parlamentonun, KYB'nin katılmadığı oturumda başkanlık divanını seçmesinin ardından tırmandı. KYB, söz konusu adımı tek taraflı olarak nitelendirerek kabul edilemez buldu.

Ekim 2024'te yapılan seçimlerde KDP, Kürdistan Bölgesi Parlamentosu'nda 39 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. KYB ise 23 sandalyeyle ikinci oldu. Tarihi rakibi karşısında hükümet kurma müzakerelerinde elini güçlendirmek isteyen KYB, 15 sandalye kazanan Yeni Nesil Hareketi ile ittifak kurdu.

Perşembe akşamı açıklama yapan KYB lideri Bafel Talabani, "Parlamentonun oturumunu tanımıyoruz ve hükümetten çekiliyoruz" dedi. KDP ise oturumun ardından yaptığı açıklamada, bu gelişmenin "bir tarafın zaferi, diğerinin yenilgisi değil, bütün Kürdistan halkının zaferi" olduğunu savundu.

KYB, Yeni Nesil Hareketi, Kürdistan İslami Birliği, Ulusal Duruş Akımı ve Kürdistan Adalet Topluluğu daha önce yaptıkları açıklamalarda söz konusu oturuma katılmayacaklarını bildirmişti.

asxdfgt
Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun yeni Başkanı Vala Ferid (solda), 4 Kasım'da Erbil'de düzenlediği basın toplantısında. (AFP)

Talabani, televizyondan yayımlanan konuşmasında Süleymaniye'de ayrı bir yönetim kurabilecekleri mesajını verdi. Talabani, "Onlar bir başbakan seçerse biz de burada bir başbakan seçeceğiz. Onlar bir bakan belirlerse biz de burada bir bakan belirleyeceğiz. Bu işi onlar başlattı... Ancak sona erdirecek olan ben olacağım" ifadelerini kullandı.

KDP lideri Mesud Barzani ise parlamento oturumunun ardından yayımladığı mesajda, parlamentonun yeniden çalışmalarına başlamasına katılmayan siyasi taraflara çağrıda bulundu. Barzani, bu kesimleri parlamentonun çalışmalarına ve gelecek oturumlarına katılmaya, Kürdistan halkına hizmet etmek, siyasi süreci desteklemek ve sonraki aşamaların tamamlanmasına katkı sağlamak için ortak hareket etmeye davet etti.

Yerel basına konuşan Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun yeni Başkanı Vala Ferid de parlamentonun yeniden faaliyete geçirilmesinin, Kürdistan Bölgesi'nin anayasal statüsünün korunması açısından zorunlu bir adım olduğunu belirterek, bunun herhangi bir siyasi güce veya tarafa karşı yapılmadığını söyledi.

KYB, hükümetteki makamlarından çekiliyor

Ancak KYB, Talabani'nin açıkladığı hükümetten çekilme kararını uygulamakta kararlı görünüyor. Partinin önde gelen isimlerinden Mahmud Hoşnav, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ilk adım olarak KYB'li hükümet temsilcilerinin bu haftanın ilk iş günü olan pazar günü itibarıyla hükümetteki makamlarından ayrılacağını söyledi.

Hoşnav, parlamento oturumunda alınan kararların "olumsuz yansımaları" olacağına dikkat çekerek, bu gelişmelerin dış güçlerin müdahalesine gerekçe oluşturabileceğini savundu. KYB'nin daha ileri adımlar atabileceğini belirten Hoşnav, Süleymaniye'nin Erbil'den idari açıdan ayrılması ihtimalinin de gündeme gelebileceğini vurguladı.

KDP ise parlamento oturumunun yapılmasında herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını savunuyor. Partinin önde gelen isimlerinden Dıjvar Faik, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun seçimlerden yaklaşık iki yıl sonra ilk oturumunu, farklı blok, parti ve topluluklardan 52 milletvekilinin katılımıyla gerçekleştirdiğini belirterek, böylece oturum için gerekli yasal yeter sayının sağlandığını söyledi.

Faik, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, seçimlerde en fazla sandalyeyi kazanan parti olarak KDP'nin KYB'nin ve diğer partilerin oturuma etkin biçimde katılmasını istediğini ifade etti. Faik, bütün tarafları katılıma ikna etmek için yaklaşık iki yıl beklediklerini ancak çok sayıda toplantı ve müzakereye rağmen KYB ile diğer bazı siyasi güçlerin oturuma katılmadığını kaydetti.

Faik ayrıca, parlamentonun bir sonraki oturumunun gelecek pazartesi günü yapılacağını, bu oturumda Hukuk Komisyonunun seçileceğini ve bölge başkanlığı için adaylık başvurularının alınmaya başlanacağını bildirdi.

Yeter sayı yarışı

Görünüşe göre iki parti arasında uzun süredir devam eden sessiz mücadelenin merkezinde, parlamento oturumunu gerçekleştirmek için gerekli yeter sayıya ilk kimin ulaşacağı meselesi bulunuyordu.

KYB'li Mahmud Hoşnav, partisinin de müttefiklerinin desteğiyle gerekli milletvekili sayısını toplayarak aynı adımı atabilecek durumda olduğunu ancak herkesin katılımını sağlamak ve müzakere yoluyla çözüme ulaşmak istediği için bunu tercih etmediğini söyledi.

Hoşnav, "Kürdistan Bölgesi yalnızca sandalye sayısına göre yönetilmez. Yönetimde hem ilkeler hem de sandalye dağılımı esas alınmalıdır. Bu da Kürdistan halkını temsil eden ve bölgede etkili olan bütün güçlerin yönetime katılmasını gerektirir" dedi.

zsdfvbg
Irak Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun Erbil'deki binası, 4 Kasım. (AFP)

KDP'li Dıjvar Faik ise KYB'nin son iki yıldır Yeni Nesil Hareketi ile birlikte parlamento yeter sayısını sağlayarak oturum düzenlemeye ve hükümet kurmaya çalıştığını ancak başarılı olamadığını öne sürdü.

Faik, "Gerekli yeter sayıyı sağlayabilecek durumda olsalardı, KDP'yi devre dışı bırakarak oturum düzenlemekten ve hükümeti kurmaktan çekinmezlerdi" ifadelerini kullandı.

Kürdistan Bölgesi Parlamentosundaki 100 sandalyenin 38'ine sahip olan KYB-Yeni Nesil ittifakı, hükümetteki bakanlıkların yarısını talep etmişti. KDP ise bu talebi reddediyor. Diğer partilerin sandalyelerinin kendi lehine bir denge oluşturacağını savunan KDP, buna rağmen tarihi rakibi KYB'nin hükümetin kurulmasına adil ve dengeli bir şekilde katılmasına karşı olmadığını belirtiyor.

Bununla birlikte KDP'li yetkili, hükümete katılmak isteyen partilerin sandalye sayıları ile yasal ve seçimlerden kaynaklanan hakları doğrultusunda sürece dahil olmaları ve hükümet programının hazırlanmasına katkı sağlamaları gerektiğini söyledi.

Faik, hükümete katılmak istemeyen partilerin muhalefette kalmayı tercih edebileceğini ancak parlamento oturumlarına katılmaları gerektiğini belirterek, "Aksi takdirde, en başından beri seçimlere katılmalarının anlamı ne?" diye konuştu.


Nil'in suları pazarlık konusu değil: Mısır'dan Etiyopya'nın teklifine ret

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, 2019 yılında düzenlenen “Afrika-Rusya Zirvesi” kapsamında bir araya geldi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, 2019 yılında düzenlenen “Afrika-Rusya Zirvesi” kapsamında bir araya geldi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Nil'in suları pazarlık konusu değil: Mısır'dan Etiyopya'nın teklifine ret

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, 2019 yılında düzenlenen “Afrika-Rusya Zirvesi” kapsamında bir araya geldi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, 2019 yılında düzenlenen “Afrika-Rusya Zirvesi” kapsamında bir araya geldi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Etiyopya'nın Nil suları konusunda Mısır ile uzlaşmayı, Kahire'nin kendisine denize erişim imkânı sağlaması şartına bağladığı bir dönemde, Mısırlı resmî bir kaynak “Şarku'l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Kahire bu tür söylemleri muhatap almıyor” ifadelerini kullandı. Kaynak, ülkesinin tutumunun değişmediğini vurgulayarak Mısır'ın, Mısır ve Sudan dışişleri ile su kaynakları bakanlarının katıldığı son dörtlü toplantıda dile getirdiği, “Kızıldeniz'e kıyısı olmayan herhangi bir ülkenin, kıyıdaş ülkelerin egemenliği, birliği, toprak bütünlüğü ve limanları aleyhine denize erişim sağlamasına” karşı çıkan tutumunu yineledi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Kahire'de Mısır ve Sudan dışişleri ile sulama bakanları bir araya geldi. Toplantıya Mısır'dan Bedr Abdülati ve Hani Süveylim, Sudan'dan ise Muhyiddin Salim ve İsmet Kureyşi katıldı. Görüşmede siyasi, ekonomik, su kaynakları, kültürel, sosyal ve insani alanlarda ilişkilerin geliştirilmesi yolları ele alındı.

Taraflar, “Mısır ve Sudan'ın su güvenliğinin ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu” vurguladı. Nil Nehri'nin aşağı havzasında bulunan iki ülke, su güvenliğinin korunması konusunda ortak hareket etme kararı aldı. Etiyopya'daki Hedasi (Rönesans) Barajı'nın “ciddi sonuçlar doğurduğunu ve Nil'in aşağı havzasındaki ülkeler için sürekli bir tehdit oluşturduğunu” belirten taraflar, Addis Ababa yönetimine tek taraflı politikalarını değiştirme ve iş birliğini yeniden tesis etme çağrısında bulundu.

Kızıldeniz konusunda ise Mısır ve Sudan, dörtlü toplantıda “seyrüsefer serbestisi ilkesine saygı gösterilmesinin gerekliliğini” vurguladı. Kızıldeniz'in yönetiminin, uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde yalnızca kıyıdaş ülkelerin sorumluluğunda olduğunun altını çizdi.

İki ülke ayrıca, Kızıldeniz'e kıyısı olmayan herhangi bir devletin, kıyıdaş ülkelerin egemenliğine, birliğine, toprak bütünlüğüne ve limanlarına zarar verecek şekilde denize erişim sağlamasına kesinlikle karşı olduklarını belirtti. Bölgesel gelişmelerin Kızıldeniz'i askerîleştirmek veya bölge ülkelerinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü zedeleyen tek taraflı adımlar atmak için kullanılmasını da reddetti.

Buna karşılık Etiyopya Su ve Enerji Bakanı Habtamu İtefa, Mısır'dan ülkesinin Nil'in kolları üzerinde inşa etmeyi planladığı yeni barajlara katkıda bulunmasını istedi. Bakan ayrıca, Addis Ababa'nın denize erişim çabalarına Kahire'nin destek vermesi çağrısında bulunarak, bunun Nil suları konusunda uzlaşmanın önünü açabileceğini savundu.

Bakan, dün yayımlanan görüntülü açıklamasında, “Mısır, kalkınma projelerimizin hayata geçirilmesine olumlu katkıda bulunmalı ve inşa ettiğimiz yeni barajlara destek vermeli” dedi. Hedasi Barajı'nın tamamlanmasının ardından ülkesinin önceliğinin artık baraj inşası olmadığını belirten İtefa, barışçıl yollarla denize erişim sağlamanın temel hedef hâline geldiğini ifade etti.

İtefa, “Mısır, Etiyopya'ya karşı yürüttüğü medya kampanyalarına son vermeli” diyerek bu kampanyaların ülkesinin hedeflerine ulaşmasını engelleyemeyeceğini savundu. Etiyopyalı bakan, “Mısır, Etiyopya'nın denize erişim sağlamasına katkıda bulunmalı. Böylece Nil suları konusunda bir uzlaşma zemini oluşabilir” ifadelerini kullandı.

Mısır Milletvekili Mustafa Bekri ise Etiyopyalı bakanın açıklamalarını “şantaj ve Mısır'ın ulusal güvenliğine, ayrıca Babülmendeb Boğazı'nın güvenliğine yönelik bir tehdit” olarak nitelendirdi.

Bekri, “Şarku'l Avsat”a yaptığı açıklamada, denize kıyısı olmayan 15 Afrika ülkesi bulunduğunu hatırlatarak, “Somali'nin meşru yönetimi buna karşı çıkıyorsa, söz konusu girişim Somali yönetiminin egemenliğine yönelik bir saldırı anlamına gelir. Bu yönetim, Etiyopya ile ayrılıkçı Somaliland bölgesi arasında imzalanan şüpheli anlaşmayı reddediyor” dedi.

Etiyopya'nın Hedasi Barajı ve Nil suları konusunda Kahire'ye denize erişim karşılığında uzlaşma teklif etmesini değerlendiren Bekri, “Mısır şantajı kabul etmeyecektir. Mısır'ın tutumu açık ve bu tür bir öneriyi reddediyor. Nil sularının pazarlık konusu yapılması, tarihî haklara ve Mısır'ın su haklarını güvence altına alan uluslararası anlaşmalara aykırıdır” diye konuştu.

Bekri, Etiyopyalı bakanın açıklamalarının Mısır'ın bölgesel denklemde ne kadar önemli bir aktör olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, Kahire'nin iradesi olmadan hiçbir adımın atılamayacağını söyledi. Mısır'ın söz konusu girişimi ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olarak gördüğünü, ancak bu konudaki itirazının öncelikle Somali'nin egemenliğiyle ilgili olduğunu vurguladı.

Kahire, Hartum ve Addis Ababa arasında Etiyopya'nın Hedasi Barajı konusunda yaklaşık on yıl boyunca müzakereler yürütüldü. Üç yıl süreyle duran görüşmeler 2023'te yeniden başladı. Ancak Etiyopya'nın bir anlaşma imzalamayı reddetmesi ve barajın Mısır ile Sudan'a zarar vermediğini savunması üzerine müzakereler 2024'te yeniden kesintiye uğradı.

 Mısır ve Sudan dışişleri ile sulama bakanlarının Kahire'de gerçekleştirdiği dörtlü toplantıda, Etiyopya'nın “Somaliland” üzerinden Kızıldeniz'e erişim girişimine karşı çıkıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır ve Sudan dışişleri ile sulama bakanlarının Kahire'de gerçekleştirdiği dörtlü toplantıda, Etiyopya'nın “Somaliland” üzerinden Kızıldeniz'e erişim girişimine karşı çıkıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Denize kıyısı bulunmayan Etiyopya, Kızıldeniz'e erişim sağlamak amacıyla Somaliland ile bir liman anlaşması imzaladı. Somali yönetimi, ayrılıkçı ve meşru olmayan bir yönetimle yapıldığı gerekçesiyle anlaşmayı geçersiz ilan ederek reddetti. Mısır ve Sudan da bu konuda Somali'nin tutumuna destek verdi.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdülvahid ise Etiyopya Su ve Enerji Bakanı'nın açıklamalarını “kışkırtıcı” olarak nitelendirdi.

Abdülvahid, söz konusu açıklamaların kabul edilemez bir güç gösterisi içerdiğini belirterek, “Sanki Hedasi Barajı meselesinde zafer kazanmışız, istediğimizi yaptık ve şimdi Kızıldeniz'e erişim meselesine geçiyoruz der gibi bir yaklaşım sergileniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Uzman, “Somaliland üzerinden Kızıldeniz'e erişim sağlanması, Somali tarafından egemenliğine ve topraklarına yönelik bir saldırı olarak görüldüğü için reddediliyor” dedi.

Etiyopya'nın kullandığı söylemin ülke içindeki kamuoyuna ve Afrika kıtasına yönelik olduğunu belirten Abdülvahid, bu söylemle Mısır'ın kalkınmayı engelleyen taraf olarak gösterilmeye çalışıldığını ifade etti.

Abdülvahid'e göre Addis Ababa, Nil Nehri ile Kızıldeniz meselelerini birbirine bağlayarak, Hedasi Barajı'nın artık değiştirilemeyecek bir gerçeklik olduğu mesajını veriyor ve Mısır'ı, Etiyopya'nın öne sürdüğü şartlar karşılığında bu durumu kabullenmeye zorluyor.


Mısır'ın güney sınırında kaçak altın arama faaliyetlerine yönelik operasyonda iki ordu subayı hayatını kaybetti

Mısır askerleri (Reuters – Arşiv)
Mısır askerleri (Reuters – Arşiv)
TT

Mısır'ın güney sınırında kaçak altın arama faaliyetlerine yönelik operasyonda iki ordu subayı hayatını kaybetti

Mısır askerleri (Reuters – Arşiv)
Mısır askerleri (Reuters – Arşiv)

Mısır Askeri Sözcüsü yaptığı açıklamada, ülkenin güney sınırında kaçak altın arama faaliyetlerine yönelik düzenlenen operasyon sırasında iki ordu subayının hayatını kaybettiğini bildirdi.

Sözcü, operasyonun Mısır'ın bütün toprakları üzerindeki egemenliğini tesis etmeyi amaçladığını belirtti.

Askeri Sözcü, Facebook hesabından dün yaptığı açıklamada, "Güney Bölgesi Sınır Muhafızları Kurmay Başkanı ile bir taburun harekât sorumlusu, yasa dışı altın arama faaliyetlerine müdahale sırasında şehit oldu" ifadelerini kullandı.