Kürtler ve Suriye'nin kuzeyinde bir devlet kurma tartışması

Fotoğraf  (AFP)
Fotoğraf (AFP)
TT

Kürtler ve Suriye'nin kuzeyinde bir devlet kurma tartışması

Fotoğraf  (AFP)
Fotoğraf (AFP)

Sevsen Mehenna
2011 yılında Suriye'nin kuzeyindeki Amuda kentinde özgürlük ve demokrasi talep eden gösteriler ilk kez Kürtler tarafından gerçekleştirilmişti. Söz konusu dönemde Suriye Rejim Lideri Beşşar Esed, talep ettikleri bazı hakları tanıyacağını ve vatandaş kabul edilip kimlik kartı verileceğini açıklamıştı. Bunlar, 1962 yılında mahrum edildikleri haklardı. Ancak bu teklifi reddedip tüm Suriyeliler özgürlüklerine kavuşana kadar haklarını elde etmeyi erteleyeceklerini söylediler. Savaş tüm ülkeye yayıldığında sahnede köklü bir değişim yaşandı. Bunun üzerine Kürtler yönetimde daha büyük paya sahip olmak istedi.

Kürtler 2013 yılında özerklik ilan etti
Kürtler, en-Nusra Cephesinin de dahil olduğu bazı İslami grupların saldırılarına maruz kaldı. Bunun üzerine PYD 2013 yılının Kasım ayında özerklik ilan etti. Diğer Kürt partileri, Esad'ın ana muhalefet partisi Suriye Ulusal Koalisyonunun bir parçası olarak kabul edilen Kürt Ulusal Konseyi'ni kurdu. Diğer Kürt partileri Esed’e karşı ana muhalefet partisi Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun bir parçası olarak kabul edilen Kürt Ulusal Konseyi’ni kurdu. PYD'nin Türkiye tarafından yasaklanan ve Batılı ülkeler tarafından terör örgütü ilan edilen Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile yakın bağları var. PYD daha sonra bazı Arap aşiretleriyle birlikte ‘Suriye Demokratik Güçlerini (SDG)’ kurdu. SDG, DEAŞ’la mücadele eden ana güçlerden biri haline geldi. Bölgesel ve uluslararası anlaşmalar ayrıca Batılı koalisyon güçlerinden destek aldı. DEAŞ ile mücadelede tek güvenilir güç olmayı başardı.

Federal Bölge
2017 yılının Ekim ayında Esed rejimi, ‘federal bir bölge’ talebinde bulunmaları üzerine, ülkenin kuzeyindeki YPG birliklerinin Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerden çekilmeleri karşılığında özerklik verilmesini önerdi. Dönemin Milli Güvenlik Bürosu Başkanı Tümgeneral Ali Memlük, Haseke vilayetinin Kamışlı kentinde Esed rejiminin kontrolü altındaki bölgedeki Kürt birimlerinden yetkililerle bir araya geldi. Ancak birlikler bu öneriyi reddedip ‘anayasal güvence altında federal bir bölge talebinde bulundular. Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim rejimin ‘özerklik konusunu ele almaya’ hazır olduğunu açıklamadan önce, Kürt birimleriyle müzakereler Rusya'nın himayesinde yapılıyordu. O dönemde Kürt birliklerinin unsurları, onları Esed rejiminin kontrolündeki bölgelerden ayıran alanlarda hendek kazıp toprak barikatlar kurdu. Gözlemciler bu adımı ‘sınırların çizimi’ olarak değerlendirdi.

ABD ve SDG
Amy Austin, 21 Ekim'de Amerikan "Foreign Policy" dergisinde yayınlanan analiz haberinde, Amerika Birleşik Devletleri'nin ‘Suriye Demokratik Güçleri’ni ‘DEAŞ’ ile savaşmak için bir araç olarak kullandığını, bu güçlerin özyönetim konusundaki kararlılık ve başarılarını Esad karşısında sekiz yıldır kanıtladıklarını değerlendiriyor. Austin’in haberinde ‘Washington'un Suriye'de büyük bir varlığı olmadan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Esed ile karşı karşıya gelebileceği’, ayrıca Moskova'nın etkisini azaltabileceği ve Kürt müttefiklerini destekleyebileceği belirtildi. Geçtiğimiz Eylül ayında Suriye’nin kuzeyine haftalarca süren bir ziyaret gerçekleştiren yazar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki liderlerin Şam'daki Esed rejimine meydan okuyarak kendi kendini yönetme projelerini sekiz yıldan fazla bir süredir sürdürdüklerini söylüyor. Austin makalesinde, “Görünen o ki Rusya Devlet Başkanı,  geçtiğimiz sonbaharda ABD’nin geri çekilmesinin Suriye’deki ilk hedefine yani Esed’in tüm Suriye topraklarının kontrolünü yeniden ele geçirmesine izin vermeyi mümkün kılacağına inanıyordu” ifadelerine yer verdi. Yazar’a göre Putin, rejim güçleri girdikten sonra muhalefete tabi olan Halep veya Humus gibi yarı özerk bölgenin kolayca merkezi hükümetin kontrolüne geçeceğini düşünüyordu ama bu olmadı. Makalede ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin çökmek yerine ülkenin yaklaşık dörtte birini yönetmeye devam ettiğine işaret edildi. Austin kaleme aldığı yazısında “Hatta aksine rejim kontrollü bölgelerdekilere göre iki kat daha fazla maaş ödüyor. Özerk yönetim tarafından kurulan tüm yönetişim kurumları Esed'e meydan okumaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

SDG, Suriye’deki ikinci güç
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Austin, makalesinde, SDG’nin şu anda İç Güvenlik Güçleri de dahil olmak üzere tahmini 100 bin savaşçıya sahip olduğunu söylüyor. Bu rakamın SDG’yi Suriye’de Esed ordusundan sonraki ikinci güç haline getirdiğine işaret ediyor. Makaleye göre hem Putin hem de Esed, rejimin yarı özerk bölge üzerindeki kontrolünü yeniden tesis edebilmesi amacıyla SDG'nin Suriye rejim güçlerine teslim olmasını istiyor. Austin ayrıca Washington'un Suriye topraklarının çeşitli bölgelerinde DEAŞ’a karşı birçok misyonu hâlâ yerine getirebildiğine dikkat çekti. Yazar, ABD'nin Suriye'de istikrarı sağlamak için yürüttüğü çabalara rağmen, orada insani ihtiyaçların çok büyük olduğuna işaret etti. Amerikan varlığının çok küçük olduğunu ifade eden Austin gereken düzeyde olmadığının altını çizdi. Washington’un önümüzdeki dönemde diplomatik varlığını artırmaya odaklanmasının, geçen yılın sonunda başarısızlıkla sonuçlanan kısmi geri çekilme kararının ardından ABD yönetimine olan güveni yeniden tesis etme yönünde büyük adımlar atılmasına yol açacağını düşünüyor. Austin, SDG’nin, kuzeydoğuyu Suriye'nin en istikrarlı bölgesi haline getirmede önemli bir faktör olan mezhepçiliğin üstesinden gelmeye yardımcı olduğunu da ekliyor. Sebep ister maaşlar, kuzeydoğuda artan istikrar, yapım aşamasındaki yeni siyasi sisteme bağlılık veya sadece Esed'den kaçma arzusu olsun, Suriye'nin her yerinden Arapların SDG’nin saflarına katılığının altını çizdi. Amy Austin, rejim ve muhalefet kontrolü altında bulunan birçok şehirde SDG’ye katılmak için rejim ve evlerini terk eden, uzun mesafeler ve birçok tehlikeyi aşan Araplarla görüştüğüne işaret etti.

Ruslar Kürtleri müzakere aracı olarak kullanıyor
Amy Austin, makalesinde ayrıca SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile de bir görüşme gerçekleştirildiğine değindi. Makaleye göre Abdi, “Gelecekteki Suriye ordusunun bir parçası olmak istiyoruz. Ancak mevcut ordunun bir parçası olmak istemiyoruz” ifadelerini kullandı. Abdi, Kürtlerin projelerini Suriye'nin diğer bölgelerinde uygulamak istediklerini ve bundan vazgeçmediklerini söyledi. Bununla birlikte Rus yetkililer ya Kürt karşıtı propagandaya inanıyorlar ya da onları kendilerine karşı olanlara kullanmak için yararlı bir sopa olarak görüyorlar.
Makaleye göre Rusya, kuzeydoğunun, merkezi hükümetin kontrolüne teslim olmayı reddetmesinin ardından şartlarını dayatmak için yeni bir hileye yöneldi. Bunlar arasında bölgede ek Rus üsleri talep etmek, Kürtler ve Araplar arasında mezhepsel gerilimi arttırarak SDG’yi bölmeye çalışmak ayrıca tamamen geri çekilmeye zorlamak amacıyla ABD kuvvetlerine daha fazla tacizde bulunmak bulunuyor. Rus ordusu, varlığını 15'ten fazla askeri üsse genişletti. Ayrıca Türk müdahalelerine karşı garantör olarak hareket edeceği vaadinde bulundu. Geçtiğimiz Eylül ayında bölgede ek üsler inşa etmeyi talep etti. SDG bunu reddettiğinde ise geri ekilme tehdidinde bulundu. Bu tehdit, Rus ordusunun SDG'yi taviz vermeye zorlamayı amaçlamış olsa da, bölgeyi Türk müdahalelerine karşı koruma taahhüdü hakkında soru işaretleri uyandırıyor.
Abdi, temellerin bir yıl önce 6 Ekim 2019’da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile  ABD Başkanı Trump’ın yaptığı telefon görüşmesinin sonuçlarının ardından elde edilenlere göre düzenlendiğini açıkladı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, ulusal güvenlik danışmanlarıyla görüşmeden önce, ABD kuvvetlerine kuzeydoğu Suriye'den çekilme emri verdi. Üç gün sonra, Türk kuvvetleri ve vekilleri sınırı geçerek Tel Abyad ile Rasulayn arasında geniş bir araziyi kontrol etti.

Türklerin geri çekilişi
Biz bu haberi hazırladığımız sırada Türk Kuvvetlerinin 2 Kasım Pazartesi sabahı Suriye'nin en büyük noktası olan kuzey Hama kırsalındaki Morek gözlem noktasını tahliye etmesi dikkat çekicidir. Morek kasabasındaki yerel kaynaklar DPA’ya verdiği demeçte, lojistik teçhizat ve beton kirişler taşıyan düzinelerce askeri araç ve kamyon Pazartesi günü, Hama kırsalındaki Türk askeri noktası olan Morek'ten tamamen ayrıldığını bildirdi. Morek’te Türklere ait olan bu gözlem noktası bir yıldan fazla süredir Suriye ordusunun kuşatması altında bulunuyordu.
Suriye hükümet güçlerine yakın kaynaklar, geçtiğimiz Salı günü Türk güçlerinin Şam-Halep uluslararası karayolunun bitişiğindeki üssün yakınına yerleştirdiği tüm toprak barikatların mühendislik mekanizmalarının kaldırılacağını söyledi.
Rusya ve Türkiye, iki yıl önce Soçi zirvesinde, Türk askeri üslerinin Şam-Halep yolu boyunca gerilimi azaltma bölgesinde ve rejim ordusu ile muhalefet fraksiyonları arasındaki bazı çatışma noktalarında konuşlandırılması konusunda bir anlaşmaya varmıştı. Ancak rejim güçlerinin Hama, İdlib ve Halep kırsalını geri alması nedeniyle bu üsler bir yıldan fazla süredir kuşatma altında bulunuyor.



İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC


Irak'ın Faw Limanı'nda bir insansız hava aracı düştü: Yaralı veya kayıp olmadı

Irak'ın Basra kentindeki büyük ticaret limanı Faw, (Reuters- Arşiv)
Irak'ın Basra kentindeki büyük ticaret limanı Faw, (Reuters- Arşiv)
TT

Irak'ın Faw Limanı'nda bir insansız hava aracı düştü: Yaralı veya kayıp olmadı

Irak'ın Basra kentindeki büyük ticaret limanı Faw, (Reuters- Arşiv)
Irak'ın Basra kentindeki büyük ticaret limanı Faw, (Reuters- Arşiv)

Irak Haber Ajansı’nda (INA) yer alan habere göre, bugün Irak’ın Faw Limanı’nda bir insansız hava aracı (İHA) düştü, olayda herhangi bir hasar meydana gelmedi.

Irak Limanları Genel Şirketi, düşen İHA’nın limandaki operasyonların işleyişini etkilemediğini belirtti.

Irak Haber Ajansı’nda yer alan şirket açıklamasında, “Irak Limanları Genel Şirketi, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla, bugün sabah saatlerinde kaynağı bilinmeyen bir İHA’nın Büyük Faw Limanı çevresine, özellikle açık bir alana düştüğünü belirtir” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, “Olay herhangi bir can veya mal kaybına yol açmamıştır. İHA, çalışanlardan, ekipmanlardan ve tesislerden uzak açık bir araziye düşmüştür. Kazanın limandaki çalışma düzeni veya operasyonlar üzerinde herhangi bir etkisi olmamış, faaliyetler normal şekilde devam etmektedir” denildi.

Şirket açıklamasında ayrıca, “Yetkili güvenlik birimleri, şirket yönetimi ve ilgili kurumlarla koordinasyon içinde olayın ayrıntılarını araştırmak ve gerekli işlemleri yürütmek üzere çalışmalara başlamıştır” denildi.

Şirket, açıklamasında medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına, “doğruluğu teyit etme, bilgileri resmi kaynaklardan alma ve kamuoyunu yanıltabilecek bilgileri yaymama” çağrısında bulunuldu.

Öte yandan Irak’ın Basra kentindeki Faw İlçe Kaymakamlığı da bugün yaptığı açıklamada, Faw Limanı’na düşen İHA nedeniyle herhangi bir hasar kaydedilmediğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın INA’dan aktardığına göre Faw İlçe Kaymakamı Velid eş-Şerifi yaptığı açıklamada, “Bugün (Çarşamba) sabah saatlerinde Büyük Faw Limanı’ndaki konteyner sahasına bir İHA düşerek tamamen parçalandı” ifadelerini kullandı.

Eş-Şerifi, “Bu olay sonucunda herhangi bir maddi veya insani zarar tespit edilmedi” ded.


Yemen Enformasyon Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Sana Havalimanı’nın İran’ın bir üssü haline gelmesini engelledik

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (Şarku’l Avsat)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen Enformasyon Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Sana Havalimanı’nın İran’ın bir üssü haline gelmesini engelledik

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (Şarku’l Avsat)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (Şarku’l Avsat)

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani, devletin yeni ihlaller karşısında sessiz kalmayacağını belirterek, Yemen’in egemenliğini zedelemeye ya da zorla fiili durum dayatmaya yönelik her türlü girişimi engellemek için anayasa ve uluslararası hukukun tanıdığı siyasi, diplomatik, hukuki ve askeri tüm adımların atılacağını söyledi.

İryani, Yemen Savunma Bakanlığı’nın pazartesi günü Sana Uluslararası Havalimanı pistinin hedef alındığını ve yasal prosedürler dışında başkente ulaşmaya çalışan bir İran uçağının inişinin engellendiğini duyurmasının ardından, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yemen devletinin kriz başlangıcından bu yana tutumunun net olduğunu ifade etti. Hükümetin tüm siyasi, diplomatik ve hukuki yolları tükettiğini belirten İryani, vatandaşların çıkarlarını koruyacak ve Yemen Cumhuriyeti’nin egemenliğine saygı gösterecek şekilde Yemen Havayolları üzerinden sivil uçuşların sürmesini amaçlayan somut girişimler sunduklarını kaydetti.

İryani, “Husi milisleri, İran rejiminin doğrudan desteğiyle bu girişimleri reddetti ve devlet kurumlarının dışında fiili bir durum dayatmakta ısrar etti. Başkanlık Konseyi Başkanı, Yüksek Savunma Konseyi, Bakanlar Kurulu ve Savunma Bakanlığı, Yemen Cumhuriyeti’nin egemenliğini, hava sahasını ve sınır kapılarını korumanın taviz verilemez anayasal bir görev olduğunu açıkça ortaya koydu” dedi.

Yemen halkına güvence vermek amacıyla da konuşan İryani, silahlı kuvvetler ile güvenlik birimlerinin bugün en üst düzeyde hazırlık ve teyakkuz halinde bulunduğunu belirtti. Bunun Başkanlık Konseyi Başkanı’nın talimatları, Ulusal Savunma Konseyi’nin yönlendirmeleri, Bakanlar Kurulu kararları ve Savunma Bakanlığı’nın açıklamaları doğrultusunda gerçekleştiğini ifade eden İryani, güvenlik güçlerinin Yemen Cumhuriyeti’nin egemenliğini koruma ve ülkenin hava sahası ile kara, deniz ve hava giriş noktalarını savunma görevini yerine getirecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Kriz yönetim odası

Ülkesinin, Husilerin gerilimi tırmandırmayı tercih etmesi halinde nasıl bir yol izleyeceği sorusuna yanıt veren İryani, kriz yönetim odasının çalışmalarına dikkat çekti. Devlet kurumlarının bu yapı içinde tam koordinasyonla hareket ettiğini belirten İryani, gelişmelerin 24 saat esasına göre takip edildiğini; askeri ve siyasi değerlendirmeler doğrultusunda gerekli tüm tedbirlerin alındığını söyledi. Bu yaklaşımın vatandaşların güvenliğini ve ulusal çıkarları korumayı amaçladığını ifade eden İryani, devletin inisiyatifi elinde bulundurduğunu ve olası tüm gelişmelere sorumluluk ve kararlılıkla müdahale edebilecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

İryani, olası bir gerilimin ve bunun doğuracağı sonuçların tüm sorumluluğunu ise ‘Husi milisleri ile İran rejimine’ yükledi. Bu iki tarafın tüm barış girişimlerini reddettiğini belirten İryani, uluslararası hukuku ihlal etmeyi ve barış fırsatlarını baltalamayı sürdürmeyi tercih ettiklerini söyledi.

Husilerin Yemen hükümetinin girişimlerini reddetmesi

Şarku’l Avsat’ın, İran uçağının Hudeyde Havalimanı’na inişi konusunda hükümetin tutumuna ilişkin sorusunu yanıtlayan İryani, devletin bu krizdeki başarısının uçağın nereye indiğiyle değil, İran ile Husi milislerinin ulaşmak istediği hedefi engellemesiyle ölçülmesi gerektiğini söyledi. İryani, söz konusu hedefin, Sana Havalimanı’nı devletin denetimi dışında İran uçuşları için kalıcı bir merkez haline getirmek olduğunu belirtti. Yemen hükümetinin krizin başından itibaren sorumlu ve kararlı bir tutum sergilediğini ifade eden İryani, tüm siyasi, diplomatik ve hukuki yolların denendiğini, Yemen ve bölgenin daha fazla gerilim yaşamaması için somut girişimlerde bulunulduğunu kaydetti. Bu kapsamda Yemen Havayolları aracılığıyla sivil uçuşların sürdürülmesinin önerildiğini ve Husi heyetinin ulusal hava yolu şirketiyle taşınmasının kolaylaştırılmasına hazır olunduğunu belirten İryani, ancak Husi milislerinin İran rejiminin doğrudan desteğiyle tüm bu girişimleri reddettiğini söyledi.

 Yemen ordusu, İran uçağının inişini engellemek için Sana Havalimanı’nın pistini bombaladı. (Reuters)Yemen ordusu, İran uçağının inişini engellemek için Sana Havalimanı’nın pistini bombaladı. (Reuters)

Konuya ilişkin daha ayrıntılı değerlendirmelerde bulunan İryani, “Milislerin fiili durum dayatmasında ısrar etmesi üzerine devlet daha önce açıkladığı adımları uyguladı ve İran uçağının Sana Havalimanı’na inişini engelledi. Böylece yapılan uyarıların kamuoyuna yönelik söylemlerden ibaret olmadığı, devletin hava sahasını ve sınır kapılarını koruma sorumluluğuna dayanan egemenlik anlayışının bir yansıması olduğu ortaya konuldu” dedi.

İryani, “İran uçağının Sana Havalimanı’na inişinin engellenmesi, krizin en önemli dönüm noktası oldu. Çünkü bu adım, havalimanının düzenli İran uçuşları için kalıcı bir üs haline getirilmesi girişimini boşa çıkardı ve Yemen hükümetinin egemenliğinin zedelenmesine ya da Husi milislerine sahip olmadıkları egemenlik yetkilerinin tanınmasına izin vermeyeceğini açık biçimde gösterdi” ifadelerini kullandı.

Hudeyde Havalimanı’na iniş izni

İryani, İran uçağının Hudeyde Havalimanı’na inişine izin verilmesi kararının devletin güç pozisyonundan hareketle alındığını belirterek, “Bu karar, devletin hazırlık seviyesini ve iradesini kabul ettirme kapasitesini ortaya koymasının ardından alındı. Hiçbir şekilde Yemen Cumhuriyeti’nin, resmi çerçeveler dışında İran uçuşlarının gerçekleştirilmesini reddeden hukuki ve egemenlik temelindeki tutumunu değiştirmemektedir” dedi. Yaşanan krizin yeni bir denklem oluşturduğunu ifade eden İryani, bundan sonra İran’dan Yemen topraklarına yönelik herhangi bir hava hareketinin sivil uçuş olarak değil, Yemen Cumhuriyeti’nin egemenliğini ihlal etmeye ve yeni bir fiili durum oluşturmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirileceğini söyledi. Yemen devletinin benzer tüm girişimlere anayasa ve uluslararası hukukun tanıdığı yetkiler çerçevesinde karşılık vereceğini vurgulayan İryani, bunun Yemen’in egemenliği ve güvenliğini korumayı, ayrıca ülke toprakları ile havalimanlarının İran’ın bölgesel hedefleri doğrultusunda kullanılmasını engellemeyi amaçladığını kaydetti.

 Hudeyde Havalimanı’na inişinin ardından İran uçağı (X)Hudeyde Havalimanı’na inişinin ardından İran uçağı (X)

İryani, pazartesi günü yaptığı açıklamada Husilerin, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) ait uçağı Sana Havalimanı’nda alıkoyduğunu, uçağın havalanmasına izin vermediğini, pilot ile yardımcı pilotu da rehin tuttuğunu duyurmuştu. Şarku’l Avsat’a konuşan İryani, bunun “istisnai bir davranış olmadığını, aksine Husilerin uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuku ihlal etmeye dayalı sistematik uygulamalarının bir parçası olduğunu” söyledi.

Husilerin daha önce de Birleşmiş Milletler (BM) personeli ile uluslararası kuruluşlar ve insani yardım örgütlerinde çalışan onlarca kişiyi iş yerlerinden ve evlerinden kaçırarak keyfi şekilde alıkoyduğunu belirten İryani, ayrıca insani yardım kuruluşlarını hedef aldıklarını, mal varlıklarına el koyduklarını ve insani yardım çalışanlarını siyasi baskı aracı olarak kullandıklarını ifade etti. İryani, bunun uluslararası norm ve sözleşmelerin açık bir ihlali olduğunu sözlerine ekledi.

Husilerin ulusal havayolu şirketine ait uçakları ele geçirmesi

İryani, Husilerin ihlallerinin bununla sınırlı kalmadığını belirterek, örgütün sicilinde ‘Yemen Havayolları’na ait dört uçağa el koyulması ve ulusal hava yolu şirketinin faaliyetlerinin sekteye uğratılması’ gibi eylemlerin de bulunduğunu söyledi. Bu adımların vatandaşlara ve sivil havacılık sektörüne ciddi zarar verdiğini ifade etti.

Bazı uluslararası kuruluşların, güvenlik ve hukuki güvencelerin bulunmadığı bir ortamda Sana Havalimanı’na uçuş düzenlemeyi sürdürmesini de şaşkınlıkla karşıladığını dile getiren İryani, Husilerin uçaklara el koymaya, kişileri alıkoymaya ve sivil havacılığın güvenliğini tehdit etmeye devam ettiğine dikkat çekti.

Sana Havalimanı’nda insani yardım malzemesi taşıyan bir Birleşmiş Milletler (BM) uçağı (BM)Sana Havalimanı’nda insani yardım malzemesi taşıyan bir Birleşmiş Milletler (BM) uçağı (BM)

İryani, bu durumun BM ile uluslararası kuruluşların söz konusu ihlallere yönelik tutumlarını ciddi şekilde gözden geçirmesini gerektirdiğini belirtti. İryani, uluslararası kuruluşların personelini ve hava araçlarını koruyacak daha kararlı bir tutum benimsemesi, ayrıca Husilerin insani yardım faaliyetlerini fiili durum oluşturmak veya uluslararası topluma baskı yapmak için bir araç olarak kullanmasına izin verilmemesi gerektiğini vurguladı.