İnsan davranışındaki kronikleşmiş hoşgörüsüzlük döngüsünden çıkılabilir mi?

Tarih boyunca başkalarına karşı olumsuz duyguları besleyerek yaşadık

Endonezya'da Fransa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını kınayan protestolardan bir kare (Getty Images)
Endonezya'da Fransa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını kınayan protestolardan bir kare (Getty Images)
TT

İnsan davranışındaki kronikleşmiş hoşgörüsüzlük döngüsünden çıkılabilir mi?

Endonezya'da Fransa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını kınayan protestolardan bir kare (Getty Images)
Endonezya'da Fransa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını kınayan protestolardan bir kare (Getty Images)

Muhammed Bedreddin Zayed (Eski diplomat ve akademisyen)
Tüm dünya, ABD seçimlerinin sonuçlarıyla ve aynı zamanda seçim sürecinin alt başlıklarından biri olan ve ABD toplumunda devam eden bir yandan ırkçılık ve radikalizm, diğer yandan adalet ve eşitlik değerleri arasındaki mücadelenin altında yatan siyasi mücadeleyle meşgul.
ABD toplumunda uzun süredir devam eden bu kutuplaşmanın bazı boyutları George Floyd cinayeti sırasında ele alınsa da en azından son Başkanlık seçimleriyle bu konunun çözülemeyeceği ortada.
Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, haklı konulara odaklanmak yerine Müslümanları hedef alan karmaşık açıklamalarından bu yana hiçbir şekilde gerekçelendirilemez olan aşırılıkçı terör eylemleri meydana geldi. Açıklamalarında genelleme tuzağına düşen Macron’un, eksik ve hastalıklı taraflarca sömürülen yanlış sinyaller gönderen açıklamalarından sonra yaşanan terör olayları, Fransa ile sınırlı kalmamış, Avusturya'ya da sıçramıştır.
Aslında, geçtiğimiz yıllarda tekrar eden bu olaylar dizisinin, önceki yıllarla karşılaştırılamaz bir şekilde devam etmesiyle mücadele etmenin zamanı geldi.

İnsanlığın kronikleşen problemi
Sosyal psikoloji araştırmacıları, topluluklar arası hoşgörüsüzlüğü üç kategoride tanımlarlar. Bu kategorilerden ilki olumsuz basmakalıp yargıdır. İkinci kategori olumsuz duygular ve üçüncüsü de olumsuz davranış eğilimleridir. İnsanlık tarihinde çoğu zaman diğeri hakkında olumsuz basmakalıp yargının olduğunu kabul etmeliyiz. Bazen bu olumsuz basmakalıp düşüncelere, saldırgan davranışların olmadığı olumsuz duygular da eşlik eder.
Burada amaç, olumsuz basmakalıp yargının neredeyse yeryüzündeki insanların çoğuyla bağlantılı bir fenomen olduğunu, tüm eski medeniyetlerin bunu bir dereceye kadar bildiğini, Yunanlıların ve onlardan sonra Romalıların, istisnasız olarak diğerlerini kendilerinden aşağı gördüklerini kabul etmektir.
Arap ülkeleri ve İslam dünyası dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki doğu medeniyetlerinin halkları da Avrupa medeniyetlerine göre daha az olsa da olumsuz basmakalıp yargıdan nasibini almıştır. Asya'daki insan etkileşimlerinde, özellikle Hintliler ile Çinliler arasında ve çoğu Asya ülkeleri ile Japonya arasında olumsuz ve hatta ırkçı duygular mevcuttur.
Ancak yine de Avrupa kültürleri daha ırkçı ve kibirli olmuşlardır. Orta Çağ'dan sonra, uygarlığı ve kentleşmeyi yaymak ve diğer halkların köleliğini meşrulaştırmak için üstün ırk düşüncesini ve sömürgeciliği gerekçelendirmek amacıyla bir takım teoriler geliştirdi. Bu da onu Nazizm ve Faşizmle en büyük tarihi krizine sürükledi. Avrupa halklarını kendi aralarında ayrımcılık yapmaya iten bu durum, 2. Dünya Savaşı felaketine yol açtı.
Başta değindiğimiz ABD’deki ırkçılık sorunu, her zaman siyasi çatışmanın ana başlıklarından biri olmuştur. Ne 1870’li yıllarda patlak veren iç savaş, ne de 1950’lerde ortaya çıkan sivil haklar hareketi, bu sorunun sonunu getiremedi. Son olaylar da bu konunun halen masada olduğunu kanıtladı.

Batı ve Doğu
Tam bir bakış açısı için gereken özelliklerden biri, Hristiyan Avrupa ile Müslüman Ortadoğu ve Arap ülkeleri arasındaki ilişkide daha önceki tarihi dönüm noktalarına değinmektir. Haçlı Seferleri, bu çatışma açısından önemli ve farklı bir tarihi dönüm noktası olarak tanımlanırken, İslam'ın gelişinden ve İslam Devleti’nin kuzeye doğru yayılmasından sonraki insan etkileşimlerinin hepsi de olumlu değildi. Zira Avrupa'nın olumsuz duyguları, iki taraf arasında derin izler bırakan saldırgan bir davranışa dönüşmüştü.
İngiltere ve Fransa, Ortadoğu ülkelerini işgal ettiklerinde bu duyguların ortadan kalkmadığı da tarihi olarak kanıtlanmıştır. Bu yüzden Batı ülkelerinin bölgedeki işgalinin, Haçlı Seferleri’nde uğradıkları yenilginin intikamı olduğu yönündeki söylemler vardır.
Ayrıca tarihi etkileşim modellerini gözden geçirmek de tam bir bakış açısının özelliklerindendir. İki taraf arasında büyük bir yanlış anlama ve şüphecilik miras kalmıştır. Bu da sömürge döneminin sonunu takip eden kısa dönemleri, iki taraf arasındaki tarihi etkileşimlerin neredeyse en iyi aşamalarından biri haline getiriyor. Her iki tarafın çoğunluğunun geçmişin üzerine bir sünger çekme girişimi olsa da bunun aşılamamasıyla devam eden bu ikilem ve olumsuz basmakalıp yargı dünyadaki hemen hemen her insanın başkaları hakkında bildiği negatif bir enerjidir.
Eski ve yakın zamanda bazı Batı ülkelerinde meydana gelen terör eylemlerinin pek çok faktörün bir sonucu olduğu biliniyor ve anlaşılıyor. Bu faktörlerden biri, çoğu Avrupa toplumlarının ucuz ve ehil işgücü ihtiyacıyla ve eski sömürge ülkeleri üzerindeki nüfuzlarını sürdürme arzusuyla bağlantılı göç politikalarıdır. Ancak buna dışlananların içinde bulunduğu zor şartlar ve Batı’nın bizzat kendisinin barındırdığı aşırılık yanlısı grupların eylemleri eşlik ediyor. Tüm bunlara diğerlerinin, kendi aralarına karışmalarını istemeyen ve başlangıçta sosyo-ekonomik konulardan ötürü diğerini dışlamanın daha iyi olacağını düşünen bazı ırkçı tutumlar ekleniyor.
Kafasını kuma gömen biri gibi olmamak için, “madem ne yerel halkı ne de göçmenleri ıslah araçlarına sahip olmayan tüm siyasi çevrelerde İslami düşüncenin karşı karşıya olduğu derin zorluklar var, o halde Batı'nın siyasal İslamcılığı teşvik ettiği bu toplumlardan bazılarının Batı'da daha aşırılıkçı unsurlar sergileyenler olması, ancak bunu kabul edecek cesarete sahip olmamaları çarpıcı değil midir?” diye sormalıyız.

Dinin siyasete alet edilmesi
Daha önce de belirttiğimiz gibi, insanlık tarihi başkalarına karşı beslenen olumsuz duygularla doludur. Ancak bu, geçici olarak Avrupa toplumları arasında yaşayan Rifaa Rafi et-Tahtavi, Taha Hüseyin veya diğer milyonlarca Müslüman’ın başkalarına karşı herhangi bir saldırgan davranış sergilemesine yol açmadı. Aksine, Tahtavi ve ondan sonra Avrupa’da yaşayan diğer göçmenler, onlara olan hayranlıklarını, batılı toplumları neden ülkelerine tercih ettiklerini, neden burada yaşamayı ve hatta ölmeyi seçtiklerini aktardılar. Ancak, Batı’nın teşvikiyle siyasi amaçlar ve istihbarat servislerinin yerel halk arasında operasyon yapmalarını kolaylaştırmak için dinin siyasete alet edilmemeye başlanması daha önce belirttiğimiz birçok olumsuz sosyal faktörle artan derin çatlaklar yaratarak, küçük ve sınırlı bir kesimin aşırılığın tohumu haline gelmesine neden oldu. Bu tohum, Batı toplumlarında aşırılıkçı ve ırkçı bir sağ görüşlü söylemin yükselişi, aşırıcılık ve ırkçılık ve diğerinin haklarının reddedilmesinin yanı sıra siyasi ve bazen de ekonomik nüfuz yaratmak isteyen siyasi grupların ortaya çıkmasıyla beslendi.

İçi boş döngüler ve zincirler
Asıl talihsizlik, hoşgörüsüzlük, nefret söylemi ve ötekileştirme ile mücadeleye çabalarının uzun zaman harcanmasına ve büyük çileler çekilmesine rağmen sonuçsuz kalmasıdır. Batı’da ve İslam dünyasında son yıllarda düzenlenen konferansların ve bildirilerin sayılarına bakıldığında birçok insan büyük bir hayal kırıklığına uğrayacak, Birleşmiş Milletler (BM) ve BM İnsan Hakları Konseyi’nin (BMİHK)  bir arada yaşama, hoşgörü ve başkalarını kabul etme kültürünü geliştirmeye çalışan yorulmak bilmeyen çabalarının yanı sıra Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib ile Papa Francis tarafından imzalanan İnsan Kardeşliği Belgesi’ni de içeren tüm çabaların nereye gittiğini soracak. Ancak bu talihsiz gerçekler ortaya çıktığında kendimizi hiçbir şey olmamış gibi diyalog ve çabalara ilişkin sıfırdan başlayarak konuşan biri olarak buluruz.
Bu kısır döngünün daha ciddi bir görüş açısına ihtiyacı var. İnsanlığın gerçekten ilerleme kaydetmesinin, tarihin başlangıcından beri savaşlara ve sefalete neden olan bu ikilemin ciddi şekilde ele alınmasına bağlı olduğu anlayışından yola çıkılması gerektiğine inanıyorum. İnsanlığın enerjisini, modern teknolojinin, iklim değişikliğinin ve hayatı zorlaştıran virüslerin getirdiği yeni zorluklara yönlendirmenin ve yavaş yavaş yeni bir sayfa açmanın, yani tüm hoşgörüsüzlükleri, ciddi bir tutum ve gerçek bir anlayışla tersine çevirmenin, dini siyasete alet edenlere karşı kararlı bir tutum sergilemenin gerektiğini düşünüyorum. Din adına ya da herhangi bir ad altında, kendini diğerlerinden üstün gören ya da reddeden herhangi bir ideoloji adına şiddet ve terörü kullanan herkese karşı koyulmasına ve ne şiddet ne de ayrımcılık tohumunun büyümediği yeni nesiller yetiştirmeye başlamasına ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Ancak o zaman, gelecekte insanlığı tehdit edebilecek zorluklarla yüzleşebiliriz. Tüm bunlar zaman ve çaba gerektirebilir, ancak 20. yüzyılın ikinci yarısının ilk bölümünün daha iyi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, ciddi girişimler gerektirse de bir umudun olduğunu görürüz



Hamaney suikastı: Mossad’ın istihbarat üstünlüğü mü, İran güvenliğinde büyük ihmal mi?

4 Mart'ta hava saldırısında öldürülen Irak Hizbullah Tugayları üyelerinin cenazesi sırasında bir kişinin taşıdığı Hamaney'in bir fotoğrafı (AFP)
4 Mart'ta hava saldırısında öldürülen Irak Hizbullah Tugayları üyelerinin cenazesi sırasında bir kişinin taşıdığı Hamaney'in bir fotoğrafı (AFP)
TT

Hamaney suikastı: Mossad’ın istihbarat üstünlüğü mü, İran güvenliğinde büyük ihmal mi?

4 Mart'ta hava saldırısında öldürülen Irak Hizbullah Tugayları üyelerinin cenazesi sırasında bir kişinin taşıdığı Hamaney'in bir fotoğrafı (AFP)
4 Mart'ta hava saldırısında öldürülen Irak Hizbullah Tugayları üyelerinin cenazesi sırasında bir kişinin taşıdığı Hamaney'in bir fotoğrafı (AFP)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney suikastı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırısının başlangıcıydı. Tahran'ın göbeğinde düzenlenen saldırıda üst düzey askeri yetkililer de öldürüldü. Tüm bunlar, İsrail istihbaratının düşmanlarına sızma kabiliyeti bir kez daha ortaya kondu. İsrail'de bazı çevreler, bu operasyonun askeri bilimde ‘incelenmeye’ değer olduğunu söyleyerek övünürken, bazıları Hamaney'in saklanmadığını ve ikametgahında suikasta uğradığını belirtiyor.

Geçtiğimiz cumartesi sabahı, Tahran'ın göbeğinde birkaç patlama meydana geldi. Patlamaların hedefinin, özellikle son yıllarda ilerleyen yaşı sebebiyle Tahran dışına nadiren çıkan Hamaney'in ikametgahı ve çalışma yeri olan ‘Beyt Rehberi’ (Farsça'da ‘komuta merkezi’) olduğu kısa sürede ortaya çıktı.

Geniş bir alana yayılan komplekse düzenlenen saldırı, İran rejiminin üst düzey politikalarında son sözü söyleyen Dini Lider (Rehber) ile Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanı ve diğer üst düzey yetkililerin katıldığı bir toplantı sırasında gerçekleşti.

Uzun bir liste

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığı analize göre Hamaney ve diğer yetkililerin öldürülmesi, Tel Aviv'in onlarca yıldır gerçekleştirdiği suikastlara yeni bir bölüm eklerken İsrail dış istihbarat teşkilatı Mossad'a dünyanın en etkili istihbarat teşkilatlarından biri olarak ün kazandırdı. Ancak, bu operasyonun ayrıntıları, diğerleri gibi, bilinmezken sadece isimsiz kaynaklardan sızan bilgilerle besleniyor.

İsrailli askeri uzman Yossi Yehoshua, İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’ta kaleme aldığı yazıda, Hamaney suikastının, İsrail'in son iki yıldır muhaliflerini öldürme faaliyetlerini yoğunlaştırmasının ardından ‘İsrail'i benzeri görülmemiş bir üstünlük konumuna getirdiğini’ yazdı.

İsrail, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısının ardından Gazze'de savaşın patlak vermesinden bu yana İsmail Heniyye, Yahya Sinvar ve Muhammed Deyf gibi Hamas’ın üst düzey liderlerini öldürdü. Eski Hizbullah genel sekreteri Hassan Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin ile 13 Haziran 2025'te Tahran'a başlattığı savaşın başında İranlı askeri yetkililer de öldürüldü. Yehoshua’ya göre Hamaney'in öldürülmesi, İsrail’in gerçekleştirdiği suikastlarda ‘daha önce eşi benzeri görülmemiş bir mükemmellik düzeyini’ yansıtıyor.

Henüz erken

İsrail basını, Tel Aviv'in Hamaney'in cesedini gösteren bir fotoğraf elde ettiğini ve bu fotoğrafın Başbakan Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump'a gösterildiğini, Trump'ın da daha sonra İran Dini Lideri’nin ölümünü doğruladığını bildirdi.

Ma'ariv gazetesi yazarı İsrailli gazeteci ve siyasi analist Ben Caspit, fotoğrafın elde edilmesini ‘inanılmaz’ olarak nitelendirdi. Caspit, bu saldırının ‘dünyanın dört bir yanındaki askeri akademilerde yıllarca inceleneceğini’ iddia etti.

İsrail basını, ‘Mossad ajanlarının İran'da ne yaptığını konuşmak için henüz çok erken’ olduğunu belirtirken, Batı basını isimsiz kaynaklardan alınan bilgilere dayanarak takip operasyonlarının ayrıntılarını aktardı.

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi, Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) İsrail'e Hamaney'in bulunduğu yer hakkında güvenilir istihbarat sağladığını ve İsrail'in ‘aylarca hazırlık yaptığı operasyonu gerçekleştirirken ABD istihbaratına ve kendi bilgilerine dayandığını’ yazdı.

Gazete, saldırının Tahran saatiyle 21.40 sularında gerçekleştiğini, subaylar ve güvenlik görevlilerinin kompleksin binalarından birinde, Hamaney'in ise başka bir binada olduğunu bildirdi.

Pastor Caddesi'ndeki randevu

İngiliz gazetesi Financial Times ise, Hamaney’in ofisinin olduğu genel merkezin çevresindeki trafik gözetleme kameralarının çoğunun yıllardır hacklendiğini ve görüntülerin İsrail'deki sunuculara aktarıldığını bildirdi. Gazeteye konuşan iki kaynak, bir trafik kamerasının Pastor Caddesi'ndeki kompleksin görüntülediğini ve bu sayede korumalarını, alışkanlıklarını ve hareketlerini, ayrıca ‘korumaların korumak ve taşımakla görevli oldukları kişileri’ tespit etmenin mümkün olduğunu belirtti.

Gazeteye göre İsrail, özellikle elektronik casuslukla uğraşan askeri istihbarat servisinin 8200 Birimi tarafından yürütülen ‘veri toplama konusundaki yoğun çalışmalar’ sayesinde ‘düşmanın başkentinin doğru bir resmini’ oluşturdu.

Gazete, İsrailli bir güvenlik yetkilisinin “Tahran'ı Kudüs'ü tanıdığımız kadar iyi tanıyoruz” şeklindeki sözlerini aktarırken saldırı öncesinde, Hamaney'in güvenlik servislerinin alabileceği önleyici tedbirleri engellemek ve toplantı tarihini bilen bir ‘insan kaynağı’ bulmak için düzinelerce cep telefonunun hacklendiğini bildirdi.

“Saklanmıyordu”

Financial Times, Hamaney'in ‘saklanmadığını, ancak önlem aldığını’ bildirdi.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Hamaney'in ‘herkes yakında bir saldırı olabileceği ihtimalinden söz ederken, Tahran'ın kalbinde, yerinde kaldığını’ söyledi. Bekayi, “Kendini İran için feda etti” diye ekledi.

İsrailli ve ABD'li yetkililer, geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan savaştan bu yana Hamaney'e suikast düzenlemekle tehdit ediyorlardı.

Afganistan ve Ukrayna'daki savaşları inceleyen bir Fransız analist, gizli operasyonların ayrıntılarının kesin olarak tespit edilmesinin zor olduğunu söyledi. Hedefin ‘İran rejiminin başındaki ismi bir anda ortadan kaldırarak yeni bir denge yaratmak için temiz, hassas ve kusursuz bir operasyon’ olduğunu açıklayan Fransız analist, buna karşın diğer tarafın (yani İran'ın) satranç oynadığını ve önemli bir taşı kaybetmesinin oyunun sona erdiği anlamına gelmediğini belirtti.


İsrail Hamas üyesini öldürdü, silahlı çeteler altı Filistinliyi kaçırdı

İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AP)
İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail Hamas üyesini öldürdü, silahlı çeteler altı Filistinliyi kaçırdı

İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AP)
İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AP)

İsrail, 10 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe giren Gazze Şeridi'ndeki ateşkese yönelik ihlallerine devam ederken, silahlı çeteler Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde giderek daha aktif hale geldiği bir dönemde daha fazla kişi mağdur oluyor.

Cumartesi günü dikkat çekici bir gelişme yaşandı. İsrail'e ait bir insansız hava aracı (İHA), Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus’un merkezinde kızını okula götüren Filistinli bir adamı hedef aldı. Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgiye göre saldırının hedefinde Hamas'ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları üyesi Ahmed el-Kudra vardı.

Sahadan kaynaklara göre Kudra'nın kızı İsrail saldırısında ağır yaralanırken Kudra, Kassam Tugayları’na ait askeri endüstrinin mimarlarından biri olarak kabul ediliyor. Bu olay, bundan bir hafta önce İsrail ve ABD'nin İran'a karşı savaşının başlamasından bu yana Gazze Şeridi'nde bir Hamas üyesine yönelik ilk kez suikast saldırısı olurken Gazze’deki ihlaller sarı hatla sınırlı kalmayıp son günlerde çok sayıda Filistinlinin ölümüyle sonuçlandı.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, son 48 saat içinde üç Filistinlinin öldürüldüğünü, üç kişinin de İsrail’in diğer saldırılarında yaralandığını açıkladı. Böylece ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana kurban sayısı 641'e ulaşırken 7 Ekim 2023'ten bu yana toplam kurban sayısı ise 72 bin 123'ü aştı.

Büyük çaplı yıkım operasyonları

Diğer yandan İsrail ordusunun Han Yunus’un doğu bölgelerinde gerçekleştirdiği büyük çaplı yıkım operasyonları da devam ediyor. İsrail askeri araçlarından, balıkçıların bu bölgede balık tutmasını engellemek için, denizdeki savaş gemilerinden gelen topçu ateşi ve silah sesleri eşliğinde birçok bölgede ateş açıldı.

yjyt
Gazze şehrinde yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı çadırlar (Reuters)

İsrail'in gerginliği tırmandıran bu eylemlerine, Hamas'ın kontrolündeki bölgelerin derinliklerinde Gazze Şeridi'nde silahlı çetelerin faaliyetlerinin yoğunlaşması eşlik ediyor.

Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Gazze şehrinin doğusundaki bölgelerde faaliyet gösteren Rami Halas'ın çetesinin silahlı üyeleri, şehrin güneydoğusundaki ez-Zeytun semtinin el-Medhun mahallesinde Hamas hükümeti çalışanlarından birini kaçırdı. Aynı olayda birkaç vatandaş da yaralandı. Çete, bir silah tüccarına ait silaha el koyduktan sonra onu sorguladı, ardından bölgeden ayrıldı.

Sahadaki kaynaklara göre olay ez-Zeytun semti üzerinde uçan ve her yöne ateş eden İsrail’e ait İHA’ların koruması altında gerçekleşti.

Diğer taraftan Han Yunus’un güneyinde faaliyet gösteren Husam el-Astal çetesine mensup silahlı unsurlar, Kizan Rbu Raşvan bölgesinden beş vatandaşı kaçırdı. Kaçırma vakası birkaç hafta içinde ikinci kez yaşanırken olay, Şarku’l Avsat'ın Hamas'ın Gazze Şeridi'nin kuzeyinde, Gazze şehrinin batı bölgelerinin derinliklerinde, özellikle en-Nasr mahallesinde faaliyet gösteren Eşref el-Mensi çetesinin silahlı üyeleri tarafından gerçekleştirilen bir saldırı girişiminin engellendiği ve çete üyelerinden birinin tutuklanıp silahlarına el koyulduğu, diğer çete üyelerinin ise kaçtığını bildirmesinden bir gün sonra meydana geldi.

Yeni makineli tüfekler

Gazze Şeridi’ndeki silahlı çetelerin özellikle son üç ay içinde Han Yunus ve el-Megazi bölgelerinde üst düzey iki güvenlik görevlisine suikast düzenlemesinin ardından asıl amacın Hamas’tan bir güvenlik görevlisinin hedef alınmasının mı yoksa sadece bir güvenlik kontrol noktasına yönelik bir saldırı yapılmasının mı olduğu konusunda soruşturmalar yürütülüyor.

Bundan birkaç gün önce, yeni Duşka makineli tüfeklerle donatılmış 4x4 araçların Han Yunus’un doğusundaki Selahaddin Caddesi'nde dolaştığı görüldü. Daha sonra, bu araçların o bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çete üyelerine ait olduğu anlaşıldı. O sırada İsrail İHA’ları da bölgenin üzerinde uçuyordu.

Hamas, silahlı çetelerin üyelerini öldürmek veya tutuklamak amacıyla gizli bir savaş yürütüyor. Ayrıca, aşiretler aracılığıyla, bu çetelerin üyelerini teslim olmaya ikna etmek ve onlara ‘tövbe’ etme şansı vermek için onlarla iletişim kurarak bu çeteleri dağıtmaya çalışıyor.


İran’ın komşu ülkeleri hedef alma konusundaki kafa karışıklığı

Tahran'ın batısındaki Mehrabad Uluslararası Havaalanı çevresinde yoğun bir şekilde yükselen alevler ve duman (Sosyal medya)
Tahran'ın batısındaki Mehrabad Uluslararası Havaalanı çevresinde yoğun bir şekilde yükselen alevler ve duman (Sosyal medya)
TT

İran’ın komşu ülkeleri hedef alma konusundaki kafa karışıklığı

Tahran'ın batısındaki Mehrabad Uluslararası Havaalanı çevresinde yoğun bir şekilde yükselen alevler ve duman (Sosyal medya)
Tahran'ın batısındaki Mehrabad Uluslararası Havaalanı çevresinde yoğun bir şekilde yükselen alevler ve duman (Sosyal medya)

ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattıkları savaş ikinci haftasına girerken, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, saldırılar için komşu ülkelerden özür diledikten sonra, Tahran'ın iktidar kurumları arasında komşu ülkeleri hedef alma konusunda kafa karışıklığı yaşandığını gösteren belirtiler ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, komşu ülkelerin toprakları İran'a saldırı düzenlemek için kullanılmadığı sürece bu ülkelere yönelik saldırıları durduracağına söz verirken, askeri yetkililer hedeflerinin kapsamını genişletmeye dair tehditlerini sürdürdü. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, savaşın başlangıcında İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve bazı üst düzey komutanların öldürülmesinin ardından sahadaki kararların İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından alındığını kabul etti.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın özrü, Tahran'da siyasi tartışmalara yol açtı. İran Yargı Erki Başkanı ve Geçici Liderlik Konseyi Üyesi Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ‘bölgedeki bazı ülkelerin toprakları düşmanın hizmetine sunulduğu için şiddetli saldırıların devam etmesi’ konusunda kararlı bir tutum sergiledi.

Tüm bunlar olurken sahada gerilim daha da tırmandı ve İsrail'in Tahran ve ülkenin diğer şehirlerine yoğun saldırıları devam etti. İran ise İsrail ve bölgedeki üslere füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile karşılık verdi.

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran'ı ‘çok daha güçlü’ saldırılarla vurmakla tehdit ederken, Washington'ın ‘daha önce dikkate alınmayan alanları ve kişileri’ hedef almayı düşündüğünü söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın komşu ülkelerden özür dilemesinin saldırıların baskısı karşısındaki bir geri çekilmeyi yansıttığını söyleyen Trump, “Komşularından özür diledi, onlara teslim oldu ve onları hedef almayacağına söz verdi” diye ekledi.

Sahadaki gelişmelere gelince, İsrail, Tahran ve İsfahan'daki askeri alanları ve füze tesislerini hedef alan 80'den fazla savaş uçağının katıldığı bir hava saldırısı dalgası başlattı. Saldırı sırasında Mehrabad, Şiraz, İsfahan ve Hamadan havaalanlarında büyük çaplı patlamalar meydana geldi. Saldırılarda Tahran’daki petrol rafinerisinin bazı bölümleri de hedef alındı.

Buna karşın İran, İsrail'e füzeli saldırılar düzenlerken, DMO, İsrail’in Hayfa kentindeki rafinerinin hedef alındığı saldırılarda Fetih, İmad ve Hayber füzelerinin kullanıldığını duyurdu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ABD'yi ‘Keşm Adası'ndaki su arıtma tesisini hedef almakla’ suçlayarak bunun ‘ciddi sonuçları’ olacağı uyarısında bulundu.