İnsan davranışındaki kronikleşmiş hoşgörüsüzlük döngüsünden çıkılabilir mi?

Tarih boyunca başkalarına karşı olumsuz duyguları besleyerek yaşadık

Endonezya'da Fransa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını kınayan protestolardan bir kare (Getty Images)
Endonezya'da Fransa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını kınayan protestolardan bir kare (Getty Images)
TT

İnsan davranışındaki kronikleşmiş hoşgörüsüzlük döngüsünden çıkılabilir mi?

Endonezya'da Fransa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını kınayan protestolardan bir kare (Getty Images)
Endonezya'da Fransa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını kınayan protestolardan bir kare (Getty Images)

Muhammed Bedreddin Zayed (Eski diplomat ve akademisyen)
Tüm dünya, ABD seçimlerinin sonuçlarıyla ve aynı zamanda seçim sürecinin alt başlıklarından biri olan ve ABD toplumunda devam eden bir yandan ırkçılık ve radikalizm, diğer yandan adalet ve eşitlik değerleri arasındaki mücadelenin altında yatan siyasi mücadeleyle meşgul.
ABD toplumunda uzun süredir devam eden bu kutuplaşmanın bazı boyutları George Floyd cinayeti sırasında ele alınsa da en azından son Başkanlık seçimleriyle bu konunun çözülemeyeceği ortada.
Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, haklı konulara odaklanmak yerine Müslümanları hedef alan karmaşık açıklamalarından bu yana hiçbir şekilde gerekçelendirilemez olan aşırılıkçı terör eylemleri meydana geldi. Açıklamalarında genelleme tuzağına düşen Macron’un, eksik ve hastalıklı taraflarca sömürülen yanlış sinyaller gönderen açıklamalarından sonra yaşanan terör olayları, Fransa ile sınırlı kalmamış, Avusturya'ya da sıçramıştır.
Aslında, geçtiğimiz yıllarda tekrar eden bu olaylar dizisinin, önceki yıllarla karşılaştırılamaz bir şekilde devam etmesiyle mücadele etmenin zamanı geldi.

İnsanlığın kronikleşen problemi
Sosyal psikoloji araştırmacıları, topluluklar arası hoşgörüsüzlüğü üç kategoride tanımlarlar. Bu kategorilerden ilki olumsuz basmakalıp yargıdır. İkinci kategori olumsuz duygular ve üçüncüsü de olumsuz davranış eğilimleridir. İnsanlık tarihinde çoğu zaman diğeri hakkında olumsuz basmakalıp yargının olduğunu kabul etmeliyiz. Bazen bu olumsuz basmakalıp düşüncelere, saldırgan davranışların olmadığı olumsuz duygular da eşlik eder.
Burada amaç, olumsuz basmakalıp yargının neredeyse yeryüzündeki insanların çoğuyla bağlantılı bir fenomen olduğunu, tüm eski medeniyetlerin bunu bir dereceye kadar bildiğini, Yunanlıların ve onlardan sonra Romalıların, istisnasız olarak diğerlerini kendilerinden aşağı gördüklerini kabul etmektir.
Arap ülkeleri ve İslam dünyası dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki doğu medeniyetlerinin halkları da Avrupa medeniyetlerine göre daha az olsa da olumsuz basmakalıp yargıdan nasibini almıştır. Asya'daki insan etkileşimlerinde, özellikle Hintliler ile Çinliler arasında ve çoğu Asya ülkeleri ile Japonya arasında olumsuz ve hatta ırkçı duygular mevcuttur.
Ancak yine de Avrupa kültürleri daha ırkçı ve kibirli olmuşlardır. Orta Çağ'dan sonra, uygarlığı ve kentleşmeyi yaymak ve diğer halkların köleliğini meşrulaştırmak için üstün ırk düşüncesini ve sömürgeciliği gerekçelendirmek amacıyla bir takım teoriler geliştirdi. Bu da onu Nazizm ve Faşizmle en büyük tarihi krizine sürükledi. Avrupa halklarını kendi aralarında ayrımcılık yapmaya iten bu durum, 2. Dünya Savaşı felaketine yol açtı.
Başta değindiğimiz ABD’deki ırkçılık sorunu, her zaman siyasi çatışmanın ana başlıklarından biri olmuştur. Ne 1870’li yıllarda patlak veren iç savaş, ne de 1950’lerde ortaya çıkan sivil haklar hareketi, bu sorunun sonunu getiremedi. Son olaylar da bu konunun halen masada olduğunu kanıtladı.

Batı ve Doğu
Tam bir bakış açısı için gereken özelliklerden biri, Hristiyan Avrupa ile Müslüman Ortadoğu ve Arap ülkeleri arasındaki ilişkide daha önceki tarihi dönüm noktalarına değinmektir. Haçlı Seferleri, bu çatışma açısından önemli ve farklı bir tarihi dönüm noktası olarak tanımlanırken, İslam'ın gelişinden ve İslam Devleti’nin kuzeye doğru yayılmasından sonraki insan etkileşimlerinin hepsi de olumlu değildi. Zira Avrupa'nın olumsuz duyguları, iki taraf arasında derin izler bırakan saldırgan bir davranışa dönüşmüştü.
İngiltere ve Fransa, Ortadoğu ülkelerini işgal ettiklerinde bu duyguların ortadan kalkmadığı da tarihi olarak kanıtlanmıştır. Bu yüzden Batı ülkelerinin bölgedeki işgalinin, Haçlı Seferleri’nde uğradıkları yenilginin intikamı olduğu yönündeki söylemler vardır.
Ayrıca tarihi etkileşim modellerini gözden geçirmek de tam bir bakış açısının özelliklerindendir. İki taraf arasında büyük bir yanlış anlama ve şüphecilik miras kalmıştır. Bu da sömürge döneminin sonunu takip eden kısa dönemleri, iki taraf arasındaki tarihi etkileşimlerin neredeyse en iyi aşamalarından biri haline getiriyor. Her iki tarafın çoğunluğunun geçmişin üzerine bir sünger çekme girişimi olsa da bunun aşılamamasıyla devam eden bu ikilem ve olumsuz basmakalıp yargı dünyadaki hemen hemen her insanın başkaları hakkında bildiği negatif bir enerjidir.
Eski ve yakın zamanda bazı Batı ülkelerinde meydana gelen terör eylemlerinin pek çok faktörün bir sonucu olduğu biliniyor ve anlaşılıyor. Bu faktörlerden biri, çoğu Avrupa toplumlarının ucuz ve ehil işgücü ihtiyacıyla ve eski sömürge ülkeleri üzerindeki nüfuzlarını sürdürme arzusuyla bağlantılı göç politikalarıdır. Ancak buna dışlananların içinde bulunduğu zor şartlar ve Batı’nın bizzat kendisinin barındırdığı aşırılık yanlısı grupların eylemleri eşlik ediyor. Tüm bunlara diğerlerinin, kendi aralarına karışmalarını istemeyen ve başlangıçta sosyo-ekonomik konulardan ötürü diğerini dışlamanın daha iyi olacağını düşünen bazı ırkçı tutumlar ekleniyor.
Kafasını kuma gömen biri gibi olmamak için, “madem ne yerel halkı ne de göçmenleri ıslah araçlarına sahip olmayan tüm siyasi çevrelerde İslami düşüncenin karşı karşıya olduğu derin zorluklar var, o halde Batı'nın siyasal İslamcılığı teşvik ettiği bu toplumlardan bazılarının Batı'da daha aşırılıkçı unsurlar sergileyenler olması, ancak bunu kabul edecek cesarete sahip olmamaları çarpıcı değil midir?” diye sormalıyız.

Dinin siyasete alet edilmesi
Daha önce de belirttiğimiz gibi, insanlık tarihi başkalarına karşı beslenen olumsuz duygularla doludur. Ancak bu, geçici olarak Avrupa toplumları arasında yaşayan Rifaa Rafi et-Tahtavi, Taha Hüseyin veya diğer milyonlarca Müslüman’ın başkalarına karşı herhangi bir saldırgan davranış sergilemesine yol açmadı. Aksine, Tahtavi ve ondan sonra Avrupa’da yaşayan diğer göçmenler, onlara olan hayranlıklarını, batılı toplumları neden ülkelerine tercih ettiklerini, neden burada yaşamayı ve hatta ölmeyi seçtiklerini aktardılar. Ancak, Batı’nın teşvikiyle siyasi amaçlar ve istihbarat servislerinin yerel halk arasında operasyon yapmalarını kolaylaştırmak için dinin siyasete alet edilmemeye başlanması daha önce belirttiğimiz birçok olumsuz sosyal faktörle artan derin çatlaklar yaratarak, küçük ve sınırlı bir kesimin aşırılığın tohumu haline gelmesine neden oldu. Bu tohum, Batı toplumlarında aşırılıkçı ve ırkçı bir sağ görüşlü söylemin yükselişi, aşırıcılık ve ırkçılık ve diğerinin haklarının reddedilmesinin yanı sıra siyasi ve bazen de ekonomik nüfuz yaratmak isteyen siyasi grupların ortaya çıkmasıyla beslendi.

İçi boş döngüler ve zincirler
Asıl talihsizlik, hoşgörüsüzlük, nefret söylemi ve ötekileştirme ile mücadeleye çabalarının uzun zaman harcanmasına ve büyük çileler çekilmesine rağmen sonuçsuz kalmasıdır. Batı’da ve İslam dünyasında son yıllarda düzenlenen konferansların ve bildirilerin sayılarına bakıldığında birçok insan büyük bir hayal kırıklığına uğrayacak, Birleşmiş Milletler (BM) ve BM İnsan Hakları Konseyi’nin (BMİHK)  bir arada yaşama, hoşgörü ve başkalarını kabul etme kültürünü geliştirmeye çalışan yorulmak bilmeyen çabalarının yanı sıra Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib ile Papa Francis tarafından imzalanan İnsan Kardeşliği Belgesi’ni de içeren tüm çabaların nereye gittiğini soracak. Ancak bu talihsiz gerçekler ortaya çıktığında kendimizi hiçbir şey olmamış gibi diyalog ve çabalara ilişkin sıfırdan başlayarak konuşan biri olarak buluruz.
Bu kısır döngünün daha ciddi bir görüş açısına ihtiyacı var. İnsanlığın gerçekten ilerleme kaydetmesinin, tarihin başlangıcından beri savaşlara ve sefalete neden olan bu ikilemin ciddi şekilde ele alınmasına bağlı olduğu anlayışından yola çıkılması gerektiğine inanıyorum. İnsanlığın enerjisini, modern teknolojinin, iklim değişikliğinin ve hayatı zorlaştıran virüslerin getirdiği yeni zorluklara yönlendirmenin ve yavaş yavaş yeni bir sayfa açmanın, yani tüm hoşgörüsüzlükleri, ciddi bir tutum ve gerçek bir anlayışla tersine çevirmenin, dini siyasete alet edenlere karşı kararlı bir tutum sergilemenin gerektiğini düşünüyorum. Din adına ya da herhangi bir ad altında, kendini diğerlerinden üstün gören ya da reddeden herhangi bir ideoloji adına şiddet ve terörü kullanan herkese karşı koyulmasına ve ne şiddet ne de ayrımcılık tohumunun büyümediği yeni nesiller yetiştirmeye başlamasına ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Ancak o zaman, gelecekte insanlığı tehdit edebilecek zorluklarla yüzleşebiliriz. Tüm bunlar zaman ve çaba gerektirebilir, ancak 20. yüzyılın ikinci yarısının ilk bölümünün daha iyi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, ciddi girişimler gerektirse de bir umudun olduğunu görürüz



ABD'li yetkililer, İran savaşındaki taktik hatasına işaret ediyor

ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
TT

ABD'li yetkililer, İran savaşındaki taktik hatasına işaret ediyor

ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)

Geçen yılın ortalarında, Trump yönetiminin, İran'ın yaygın kullandığı ölümcül drone'a karşı savunma sistemlerini güçlendirme konusunda Ukrayna'dan gelen yardım teklifini reddettiği bildirildi.

Şimdiyse, İran drone'larının çok sayıda ABD askerini öldürmesinin ardından, Amerikalı yetkililer ilk girişimin göz ardı edilmesini büyük bir hata olarak görüyor.

Bir ABD yetkilisi Axios'a, "Eğer bu [İran'daki savaş] öncesinde yaptığımız taktiksel bir hata veya yanlış varsa, işte buydu" diye konuştu

Geçen ağustosta, Ukraynalı yetkililerin, Rusya'nın Ukrayna'daki savaş için cephaneliğinin önemli bir parçası haline getirdiği İran'ın düşük maliyetli, isimsiz, kamikaze Şahid drone'larına karşı koymak için ABD'ye savaşta kendini kanıtlamış teknolojiyi satmaya çalıştığı bildirildi.

Ukraynalıların bu teklifi, 18 Ağustos'ta Beyaz Saray'da kapalı kapılar ardında yapılan toplantıda dile getirdiği ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin Trump'a ilişkileri güçlendirmenin bir yolu olarak önleyici drone teklif ettiği bildirildi. Hatta iddialara göre teklif, o dönemde varsayım olan bir İran savaşı sırasında drone'ların Ortadoğu'da nasıl bir tehdit oluşturabileceğini anlatan slaytları içeren PowerPoint sunumuyla son buldu.

Başkanın ekibinden Ukrayna'dan gelen teklifi incelemesini istediği ancak teklifin sonraki aylarda ele alınmadığı ve Trump yönetimindeki bazı isimlerin Zelenski'nin gösteriş yaptığını düşündüğü bildiriliyor.

Ağustosta gerçekleştiği bildirilen görüşmeden aylar önce, Trump ve Zelenski arasında Oval Ofis'te yapılan bir görüşme, Ukrayna liderinin ABD yardımına yeterince minnettar olmadığı yönünde gergin bir tartışmaya dönüşmüş, üstelik tüm bunlar haber kanallarının kameraları önünde yaşanmıştı.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, The Independent'a, "İran'ın misilleme saldırıları yüzde 90 azaldı çünkü balistik füze kabiliyetleri tamamen yok ediliyor" dedi.

Bu korkak isimsiz kaynakların yaptığı bu betimleme doğru değil ve sadece dışarıdan baktıklarını kanıtlıyor. Bakan Hegseth ve ordu, İran rejiminin olası tüm tepkilerine karşı planlama yaparken inanılmaz bir iş çıkardı ve Destansı Öfke Operasyonu'nun tartışmasız başarısı ortada.

Artık durum tersine döndü. ABD, İran Şahidleri'nin doğrudan tehdidi altında ve Ukrayna'nın dronesavar teknolojisi, Ortadoğu'daki ABD ve müttefik üslerindeki birçok yüksek maliyetli, geleneksel hava savunma sistemine göre çok daha ekonomik bir yol sunuyor.

sdfgrthyj
Rusya'nın ülkeye karşı savaşında düşük maliyetli drone'ları önemli bir unsur haline getirmesi nedeniyle Ukrayna, drone saldırılarına karşı koymada öncü hale geldi (AP)

Askeri liderlerin geçen hafta meclis üyelerine, İran drone'larının beklenenden daha fazla zorluk çıkardığını çünkü ABD hava savunmasının hepsini durduramadığını söylediği bildirildi.

Zelenski'ye göre ABD yardım için kendisine başvurdu ve Ukrayna lideri, Ürdün'deki ABD üslerini korumaya yardımcı olmak için drone ve uzmanlar gönderdiğini söyledi.

Ukrayna, kamuoyunda müttefik ülkelerden daha fazla ABD yapımı Patriot füzesi talep etti.

Ayrıca ABD, düşük maliyetli İran yapımı Şahid drone'larından esinlenerek geliştirdiği Lucas drone'larını da sahaya sürdü.

Başkanın oğulları Eric ve Donald Trump Jr.'ın, orduya tedarik sağlayabilecek Florida merkezli bir drone şirketini desteklediği bildiriliyor.

İran drone'larıyla ilgili zorluklara rağmen ABD, İran ordusunun büyük bir bölümünü felç ettiğini ve kamuoyu desteğini giderek kaybeden savaşın yakında sona ereceğini savunuyor ancak başkan ve ekibi ayrıntı vermiyor.

Independent Türkçe 


Trump ve Epstein'i "Titanik yaparken" gösteren heykel Washington'a dikildi

ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
TT

Trump ve Epstein'i "Titanik yaparken" gösteren heykel Washington'a dikildi

ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump ve ölü pedofil Jeffrey Epstein'i ünlü bir film sahnesini canlandırırken tasvir eden yeni heykel, salı günü ABD Kongre Binası yakınındaki National Mall’a yerleştirildi.

Dünyanın Kralı adlı büyük heykel, 1997 yapımı gişe canavarı Titanik'teki (Titanic), kahramanlarının batacak geminin pruvasında birlikte durdukları ünlü sahneye gönderme yapıyor.

Heykelin kaidesindeki levhada, "Jack ve Rose'un trajik aşk hikayesi lüks bir yolculuk, gürültülü partiler ve gizli çıplak çizimler üzerine kurulmuştu" deniyor.

Bu anıt, Donald Trump'la Jeffrey Epstein arasındaki bağı onurlandırıyor.

Turistler, Trump ve Epstein'in fotoğraflarının yanı sıra "Amerika'yı Yeniden Güvenli Yap" ifadesinin yer aldığı bir dizi pankartın önünde bulunan heykelin fotoğraflarını çekerken görüldü.

The New Republic'e göre bu, üyeleri anonim olan Secret Handshake adlı grup tarafından National Mall'a yerleştirilen en yeni protesto sanat eseri.

dsfbhtyj
Heykelin arkasında, Trump ve Epstein'in fotoğrafının yanı sıra "Amerika'yı Yeniden Güvenli Yap" ifadesini gösteren bir dizi pankart vardı (AFP)

Eylülde grup, Cumhuriyetçi başkan ve Epstein'in el ele tutuştuğu bir heykeli Kongre binasının önüne dikmiş, bu heykel hızla kaldırılmıştı.

6 Ocak isyancılarını eleştiren bir dışkı heykeli ve Trump'ın Epstein'e yazdığı iddia edilen doğum günü mektubunun büyük bir kopyasının da arkasında bu grup vardı.

Trump'ın Epstein'le ilişkisi, Adalet Bakanlığı'nın kasımda yürürlüğe giren Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası uyarınca ölen cinsel suçlu hakkındaki dosyalarını yayımlamaya başlamasından bu yana yoğun bir şekilde inceleniyor. Dosyaların birçoğunda Trump'ın yanı sıra diğer üst düzey isimlerin de adı geçiyor.

ABD Adalet Bakanlığı bu ay 79 yaşındaki başkanın adını içeren yeni bir dosya grubu yayımladı. Bu belgeler arasında Trump'ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia eden bir kadınla FBI'ın yaptığı görüşmeleri detaylandıran üç not da bulunuyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, iddia hakkında "tamamen asılsız" ve "hiçbir güvenilir kanıtla desteklenmiyor" dedi.

Birçok Demokrat da başkanın, Bill ve Hillary Clinton'ın yanı sıra Epstein'in uzun süredir ortağı olan Les Wexner'ı da sorgulayan Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi önünde ifade vermesi çağrısında bulundu. Ancak komitedeki Cumhuriyetçiler, Trump'ın herhangi bir yanlış yapmadığının kanıtlandığını söyledi.

Trump, 1990'lar ve 2000'lerde Epstein'i sosyal olarak tanıyordu ve ikili, Mar-a-Lago ve New York'taki Plaza Oteli de dahil birçok yerde birlikte fotoğraflandı. Epstein, 2017'de hapishanede intihar olarak değerlendirilen ölümünden iki yıl önce, yazar Michael Wolffe'a Trump'ın "en yakın arkadaşı" olduğunu söylemişti.

Başkan, hüküm giymiş cinsel suçluyla ilişkisini yıllar önce kestiğini ve herhangi bir yanlış davranışta bulunmadığını defalarca dile getirdi. Epstein tartışmasını Demokratlar tarafından uydurulmuş bir "aldatmaca" diye niteledi.

Independent Türkçe


İsrail ordusu: “İran yüzlerce füzeyle misket bombası attı”

İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
TT

İsrail ordusu: “İran yüzlerce füzeyle misket bombası attı”

İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) göre İran'ın şimdiye dek fırlattığı 300 balistik füzenin yaklaşık yarısı misket bombası taşıyordu.

IDF'nin salı günü yaptığı açıklamada, İran'ın kullandığı misket bombaları nedeniyle pazartesi günü iki kişinin öldüğü, bir kişinin de ağır yaralandığı bildirildi.

Açıklamada, İran füzelerindeki misket bombalarının yaklaşık 10 kilometre yarıçapında yayılarak kontrol edilemez şekilde hasar yarattığı belirtildi.

Salı günü de İsrail'in Kudüs bölgesindeki Beyt Şemeş şehrine misket bombası taşıyan bir füze fırlatıldığı fakat can kaybı yaşanmadığı aktarıldı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan İsrailli askeri yetkililer, hava savunma sistemlerinin misket bombası taşıyan füzelerin etkisini tamamen engellemekte zorlandığını söylüyor.

Uluslararası Af Örgütü, geçen yıl haziranda patlak veren 12 günlük savaşta da İran'ın İsrail'e en az üç kez misket bombası attığını duyurmuştu.

Tahran yönetimi, misket bombası kullandığına dair iddialarla ilgili açıklama yapmadı.

Diğer yandan Guardian'ın Kasım 2025'teki analizinde, İsrail ordusunun Lübnan'a saldırılarda benzer misket bombaları kullandığı ortaya konmuştu. İsrail'in bunları 155 milimetrelik M999 Barak Eitan ve 227 milimetrelik Ra'am Eitan güdümlü füzelerine yerleştirdiği tespit edilmişti. Tel Aviv yönetimiyse iddiaları ne doğrulamış ne de reddetmişti.

2010'da yürürlüğe giren Misket Bombası Anlaşması (CCM), bu mühimmatın kullanımını, üretimini, stoklanmasını ve transferini yasaklıyor. Türkiye'nin yanı sıra ABD, İsrail ve İran da anlaşmaya taraf değil.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı harekatta ülkenin dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey yetkililer öldürülmüştü. Hamaney'in yerine oğlu Mücteba'nın geçtiği de 8 Mart'ta duyurulmuştu.

Tel Aviv ve Washington farklı hedeflere sahip

İran'a saldırılar sürerken Washington'la Tel Aviv'in savaşın gidişatına ilişkin görüş ayrılığı yaşadığı aktarılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Miami'de pazartesi düzenlediği basın toplantısında, Tahran yönetimiyle savaşın "çok yakında biteceğini" öne sürmüş, İran ordusunun gücünü kaybettiğini savunmuştu. Cumhuriyetçi lider, önceki açıklamalarında operasyonun 4 haftadan uzun sürebileceğini söylemişti.

Wall Street Journal'ın analizine göre Trump, savaşı “kendi koşullarıyla" kısa sürede bitirmek isterken İsrail lideri Binyamin Netanyahu, İran'da rejim değişikliği koşulları oluşana dek harekatı sürdürmeyi planlıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan ABD'li yetkililer, Washington'ın İran'daki enerji altyapısını vuran İsrail'i uyararak bunu tekrarlamamasını istediğini de söylüyor.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan Ali Vaez şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Trump, insanlık tarihinin en eski dersini öğreniyor olabilir: Savaş başlatmak, sona erdirmekten çok daha kolaydır. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sürdürmek için her türlü motivasyona sahipken, İsrail ise kendi kampanyasını durdurmak için hiçbir neden görmeyebilir.

Times of Israel'in analizine göre savaşın yarattığı ekonomik sarsıntı da ABD'yle İsrail arasındaki görüş farklılıklarını etkiliyor.

George W. Bush döneminde Beyaz Saray'ın Ortadoğu danışmanı olarak görev yapan Michael Singh, İsrail'in saldırıları sürdürmek isteyeceğini vurgularken, "ABD uzun süreli bir çatışmaya pek istekli olmayabilir" diyor.

Analizde özellikle ABD ve Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik bağların ve Beyaz Saray'ın Ortadoğu'dan almak istediği yatırımların çatışmalar nedeniyle tehlike altında olduğuna dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Times of Israel, Wall Street Journal