Suudi Arabistan ve Irak, tecrübe paylaşımı ve terörle mücadelede ortaklık konularında anlaştılar

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman. (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve Irak, tecrübe paylaşımı ve terörle mücadelede ortaklık konularında anlaştılar

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman. (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi, iki ülkenin ilişkileri güçlendirme ve bu ilişkileri iki kardeş halkın yararına ve onların refahı için kalkınmayı teşvik edecek, bölge istikrarını ve güvenliğini güçlendirecek ve ortak çıkarları sağlayacak şekilde iki vizyonlarına ve beklentilerine uygun olarak sürdürme kararlığını vurguladılar.
Selman, Suudi Arabistan ve Irak arasındaki toplantının önemine dikkat çekerek, “iki ülke arasındaki bağların çok büyük, çok derin ve önemli olduğunu ve bu bağlar üzerinde çalışılması” gerektiğini kaydetti. Selman, Irak Başbakanı Kazimi’ye hitaben yaptığı konuşmada, “Komşu iki ülke. Bizler Arap olarak aynı dine inanıyoruz. Çıkarlarımız ve sorunlarımız aynı. Sizinle ve Irakla çalışmayı geliştirmekten çok memnunum” dedi.
Selman ve Kazimi, dün akşam düzenledikleri sanal toplantıda, enerji alanında iş birliği, tecrübe alışverişi ile Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC+ ülkeler kapsamında petrol alanındaki pozisyonlarda koordinasyonunun önemini vurguladılar.
Sanal toplantı üzerinden ayrıca Irak-Suudi Arabistan Koordinasyon Konseyi’nin dördüncü toplantısı gerçekleştirildi. Bu görüşmede daha önceki üç toplantıda iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendiren mutabakat zaptı, anlaşmalar ve bu toplantıların sonucunda kurulan komitelerin uzlaştıkları çalışmaların seyri ele alındı.
Suudi Arabistan’ın resmi haber ajansı SPA, dördüncü toplantının ardından yapılan ortak yazılı açıklamanın metnini yayımladı. Açıklamada, Suudi Arabistan Krallığı ve Irak Cumhuriyeti ile iki kardeş halkları bir araya getiren ve aralarındaki müstesna ilişkileri güçlendiren tarihi ve güçlü kardeşlik bağlarından ve ilişkilerinden hareketle, Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman bin Abdulaziz Al Suud ile Irak Cumhuriyeti Başbakanı Mustafa el-Kazimi arasında sanal bir toplantı düzenlendiği bildirildi. Açıklamaya göre  toplantıda Suudi Arabistan tarafında Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan bin Abdullah, Devlet Bakanı, Bakanlar Kurulu Üyesi ve Ulusal Güvenlik Müsteşarı Musaid bin Muhammed el-İban, Ticaret Bakanı ve Irak-Suudi Arabistan Koordinasyon Konseyi’ne katılan Suudi Arabistan heyetinin Başkanı Macid bin Abdullah el-Kasabi yer alırken, Irak tarafında ise Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Ali Abdulemir Allavi, Dışişleri Bakanı ve Koordinasyon Konseyine katılan Irak heyetinin Başkanı Fuad Muhammed Hüseyin ve Planlama Bakanı Halid Battal hazır bulundu.
Ortak açıklamaya göre Muhammed bin Selman, iki ülkenin, tüm alanlarda ilişkileri güçlendirme kararlığını vurguladı. Selman ve Kazimi, Irak-Suudi Arabistan Koordinasyon Konseyi’nin dördüncü toplantısının çalışmalarını, önceki üç toplantının sonuçlarını ve varılan mutabakat zaptı ile anlaşmaları gözden geçirdi. Selman ve Kazimi daha sonra Konsey’e bağlı komitelerin dördüncü toplantıda vardığı sonuçları onayladılar. Konsey’e bağlı komiteler şöyle sıralandı:
Enerji ve İmalat Komitesi; Siyasi, Güvenlik ve Askeri Komite; Kültür, Medya ve İslami İşler Komitesi; Tarım Komitesi; Ekonomik, Ticari, Yatırım, Kalkınma ve Yardım Komitesi; Eğitim, Gençlik ve Spor Komitesi; Ulaştırma, Sınır Kapıları ve Limanlar Komitesi; Finans ve Bankacılık Komitesi.
SPA’nın haberine göre, Konsey’in dördüncü toplantısının sonuçları şu şekilde oldu:
1- İkili iş birliğinin ufuklarını siyaset, güvenlik, ticaret, yatırım ve turizm başta olmak üzere çeşitli alanlarda iki ülke ve iki halkın çıkarlarına hizmet edecek şekilde genişletmenin ve güçlendirmenin ve geçmişe binaen son dönemde iki ülke arasında karşılıklı ziyaretlerde olumlu sonuçlar elde etmenin önemi vurgulandı.
2- Taraflar, enerji alanında iş birliği, tecrübe alışverişi ile OPEC ve OPEC+ ülkelerin petrol alanındaki pozisyonlarda koordinasyonunun önemine işaret ettiler. İki taraf ayrıca küresel petrol piyasasında hem ihracatçılar hem de tüketiciler için adil ve uygun petrol fiyatları sağlayacak şekilde üzerinde anlaşılan tüm kararlara tamamen bağlı olduklarını dile getirdiler. Irak Cumhuriyeti, Suudi şirketlerine Irak'ta çeşitli alanlarda gelecek vaat eden fırsatlara yatırım yapma çağrısını yineledi.
3- Bölge ve dünya ülkeleri için varoluşsal bir tehdit oluşturan radikalizm ve terör tehdidiyle mücadelede ortak iş birliğinin sürdürülmesi kararı alındı. İki taraf, Irak’ın uluslararası koalisyon ile işbirliği içinde terör ve radikalizme karşı mücadelesinde verdiği çabaları destekleme hususunda anlaştı. Taraflar, iki ülke arasındaki sınırların korunmasında iş birliğinin önemine vurgu yaptılar.
4- Uluslararası ve bölgesel alanlarda iki ülkeyi ilgilendiren meselelerde dünya ve bölgedeki istikrarın ve güvenliğin güçlenmesine ve desteklenmesine katkıda bulunacak şekilde görüş alışverişi ve iş birliği yoğunlaştırılacak ve sürdürülebilir güvenliği tesis etme ve bölgeyi gerilimlerden uzaklaştırma yönünde çaba gösterilecek. Taraflar, iki ülkenin çıkarına hizmet edecek şekilde ortak iş birliği alanlarının sayılarının artırılması ve takibi için ikili istişareleri üst düzeyde tamamlamak amacıyla karşılıklı iletişimi ve ziyaretleri sürdürme konusunda anlaşmaya vardı.
5- Uluslararası örgütlerdeki makamlar ve görevler başta olmak üzere çok yönlü diplomasi çerçevesinde karşılıklı destekleme alanında koordinasyon güçlendirilecek.
6- Irak Cumhuriyeti, Suudi Arabistan’ın, Irak’ın yeniden imarı için 12-14 Şubat 2018’de düzenlenen Kuveyt Konferansı’na katılımını ve burada verdiği taahhütler ve katkılarını takdir etti. Suudi Arabistan'ın verdiği vaatler ve finansal kredi imkanları ile ilgili olarak bu konferansın sonucundan yararlanmanın yolları üzerinde mutabakat sağlandı.
7- Taraflar, iki ülke arasındaki Cedide Arar Sınır Kapısı'nın gelecek hafta açılması ve faaliyete geçmesi ile Bağdat'taki Suudi Arabistan Ticaret Ataşesi'nin de yakın zamanda çalışmalarına başlaması konusunda anlaştı.
8- İki taraf, üzerinde çalışmaya başlamak üzere ortak bir çalışma planı üzerinde mutabık kaldı. Taraflar ayrıca iki ülke arasındaki Büyük Arap Serbest Ticaret Bölgesi’ne yönelik anlaşmanın hükümlerini iki taraflı olarak uygulamaya başlamak ve iki ülke arasında ortak bir iş konseyi oluşturma hususunda uzlaştı.
9- Irak, Hadimu’l Harameyn eş-Şerifeyn Selman bin Abdülaziz’in Irak halkına hediye ettiği stadyum inşa projesi için Suudi Arabistan Krallığı’na takdir ve teşekkürlerini sundu. Projenin başlaması için esasların belirlenmesi noktasında anlaşmaya varıldı. Irak ayrıca Krallığın koronavirüs salgınıyla mücadelede iki ülkenin Sağlık Bakanlıkları arasında işbirliği yapılmasına karşılık vermesini ve bu krizle mücadelede gerekli tıbbi malzemelerin tedarikinde Irak’ı desteklemesini takdir etti.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, toplantının kapanış oturumunda yaptığı konuşmada, ilişkileri güçlendirme ve bu ilişkileri iki kardeş halkın yararına ve onların refahı için kalkınmayı teşvik edecek, bölge istikrarını ve güvenliğini güçlendirecek ve ortak çıkarları sağlayacak şekilde iki ülke liderliğinin vizyonuna ve beklentilerine uygun olarak sürdürme kararlığını vurguladı.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin ile telekonferans yoluyla düzenlediği ortak basın toplantısında, Riyad ve Bağdat arasındaki ayrıcalıklı ilişkilerin geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirdi. Ferhan, Şarku’l Avsat’ın bir sorusuna verdiği yanıtta, Irak-Suudi Arabistan ilişkilerinin bölge güvenliği ve istikrarının temel bir parçası olduğunu belirterek özellikle iki ülke liderliğinin ilişkileri gelişmiş ufuklara taşıma konusundaki kararlılığı ve son dönemde yaptığı toplantıların ardından ili ülke ilişkilerinin geleceğine dair iyimser olduğunu kaydetti.
Ferhan, iki ülkenin terörle mücadeleyle ilgili istihbarat ve güvenlik alanlarının tamamında yürüttüğü işbirliğinin ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu ve ilgili kurumlar arasında bu noktada koordinasyonun bulunduğunu söyledi.
Irak-Suudi Arabistan Koordinasyon Konseyi’nin siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda ilerleme kaydettiğini, enerji, ticaret, yatırım ve diğer alanlarda işbirliği içerisinde olduğunu ifade eden Ferhan, Bağdat'taki Suudi Arabistan Ticaret Ataşeliği'nin yakın zamanda açılacağını duyurdu. İki ülke arasında tüm alanlarda çok sayıda büyük projenin bulunduğunu anlatan Bakan Ferhan, yatırım fırsatlarını görüşmek için iş insanlarından oluşan heyetlerin karşılanması hususunda anlaşmaya vardıklarını belirtti.
Ferhan, iki ülke arasındaki son toplantıların olumlu sonuçlar verdiğini ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile Irak Başbakanı arasında yapılan sanal toplantıyla taçlandığının altını çizerek son toplantıların iki ülke liderliğinin iradesinin ve ikili ilişkilerin güçlendirilerek, iki ülkeye fayda sağlayacak şekilde yeni bir döneme taşınması yönündeki kararlılığın yansıması olduğunu vurguladı.
Suudi Bakan, iki ülkenin OPEC üyeliği ışığında, iki ülke arasında enerji arzı alanındaki koordinasyonun, petrol piyasalarını istikrara kavuşturmak ve üreticiler ile tüketiciler arasındaki dengeli ilişkiyi sürdürmek için bugün her zamankinden daha acil olduğunun altını çizdi.
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin de Suudi Arabistan ve Irak heyetlerinin son günlerde yoğun görüşmeler gerçekleştirdiğini belirterek söz konusu görüşmelerin bazılarının Irak’ta diğerlerinin ise sanal toplantılar yoluyla düzenlendiğini kaydetti. Hüseyin, söz konusu toplantılarda ikili ilişkiler ve uluslararası ve bölgesel meselelere ilişkin çeşitli konuların ele alındığını aktardı.
Hüseyin, Şarku’l Avsat muhabirinin Irak’ta bazı çevrelerin Suudi Arabistan ile yakınlaşmayı engellemeye çalışıp çalışmadığı sorusuna verdiği yanıtta, Irak’ta çeşitli partilerin bulunduğuna işaret ederek, “temel politikanın hükümet tarafından ve Meclis işbirliğiyle oluşturulduğunu ve bu nedenle hareket noktalarının Irak’ın lehine ve komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurmak olacağını” kaydetti. Hüseyin, Suudi Arabistan ile ilişkilerin komşu ülke olmasına dayandığını, iki ülkenin petrol ve enerji alanındaki işbirliğinin yanı sıra kültürel, tarihi ve dini ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.
İki taraf arasında yürütülen toplantılarda ekonomik meseleler ile bununla bağlantılı enerji, petrol ve elektrik gibi konulara odaklanıldığı bilgisini veren Hüseyin, toplantılarda ticari meselelerin ve bu kapsamda iki ülke arasındaki Arar Sınır Kapısı’nın açılışı ve iki taraf arasındaki ilişkileri geliştirme yollarının ele alındığını kaydetti. Hüseyin, toplantılarda ayrıca güvenlik ve askeri meselelerin ve bu alanlardaki iş birliğinin görüşüldüğüne işaret ederek, bu hususta terörle ve radikalizmle mücadelede tecrübe sahibi olan Suudi Arabistan’daki düşünce merkezlerinden yararlanacaklarını vurguladı.
Irak ve Suudi Arabistan arasındaki elektrik hattına da değinen Hüseyin, iki hükümetin daha önce bu konuda bir mutabakat zaptı imzaladığını ve bu anlaşmayı Suudi Arabistan’dan gelen Körfez hattından 400 megavat satın alarak taçlandırdıklarını dile getirdi. Hüseyin ayrıca Irak’ın elektrik ihtiyacı olduğunu ve kendi elektrik şebekelerini kurana kadar bu alanda Suudi Arabistan’ın iş birliğine ihtiyaç duyduğunu aktardı.



Suudi Arabistan, Katar ve Umman dışişleri bakanları bölgesel konuları görüştü

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, Katar ve Umman dışişleri bakanları bölgesel konuları görüştü

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman ile Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Görüşmelerde bölgedeki son gelişmeler ele alındı.

Bakanlar, bölgesel gelişmeler konusunda koordinasyon ve istişarelerin sürdürülmesinin, bölgede güvenlik ve istikrarın korunmasına yönelik diplomatik çabaların güçlendirilmesine katkı sağlayacağını vurguladı.


"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
TT

"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)

Küresel ekonomiyi çevreleyen belirsizliğin arttığı, ABD-İran savaşının etkilerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin ve çok sayıda kritik deniz koridorunda seyrüseferi tehdit eden risklerin sürdüğü bir dönemde Suudi Arabistan, güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik bölgesel girişimlerini yoğunlaştırıyor. Riyad’ın yaklaşımı, jeopolitik risklerin azaltılmasıyla büyüme, kalkınma ve yatırımların çekilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasını birbiriyle bağlantılı olarak değerlendiriyor.

Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Anlaşması”, uzmanların bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ve enerji piyasaları ile yatırım ortamına duyulan güvenin artırılmasına katkı sağlayabileceğini düşündüğü girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bölge, küresel enerji piyasaları, ticaret ve tedarik zincirleri açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel girişimleri, güvenlik boyutunun ötesinde doğrudan kalkınma sürecini desteklemeyi hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan uzmanlar, Suudi Arabistan’ın adımlarının istikrarlı ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir bölgesel ortam oluşturmayı amaçlayan, geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre güvenliğin güçlendirilmesi, enerji arzının sürdürülebilirliği, deniz yollarının güvenliği ve ticaret ile yatırım akışları üzerinde doğrudan olumlu etki yaratırken, bölge ülkeleri arasında ekonomik entegrasyonun ve ortak projelerin kapsamının genişletilmesi imkanlarının da önünü açıyor.

Uzmanlar ayrıca Suudi girişimlerinin güvenlik boyutunu aşarak riskleri azaltmak, yatırımcıların öngörülebilirliğini artırmak enerji, sanayi, teknoloji, madencilik, lojistik ve savunma sanayisi gibi alanlarda yeni ortaklıkların önünü açmak suretiyle kalkınma ve büyüme sürecine katkı sağlayacağını ifade ediyor.

Enerji arzı ve deniz taşımacılığında istikrar

Suudi Arabistan Şura Konseyi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin Şarku’l Avsat’a yaptığı  açıklamada, Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği girişimlerin, başta Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olmak üzere, bölgenin ekonomik ve stratejik ağırlığı nedeniyle küresel ekonomi, gıda güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Buaynin, bölgenin dünya petrol ihtiyacının yaklaşık beşte birini karşıladığını, bunun yanı sıra doğal gaz ve tarımsal gübre ihracatında da önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle bölgenin istikrarı ve güvenliğinin, enerji arzının sürekliliği ile deniz ulaşımının güvenliği açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı.

Buaynin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ekonomik kalkınmaya, halkların ve devletlerin refahının temeli olarak büyük önem verdiğini belirterek, yatırımların akışını kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünü ifade etti. Diğer yandan Suudi Arabistan’ın enerji sektöründeki kapasitesini güçlendirmeye ve küresel tedarik zincirindeki etkili konumunu sürdürmeye odaklandığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın çabalarının bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayarak hem Suudi Arabistan ekonomisine hem de bölge ülkelerinin ekonomilerine olumlu katkı sunmayı hedeflediğini belirten Buaynin, kalkınmanın üzerine inşa edilebileceği istikrarlı bir ortama ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Savunma anlaşmasının, caydırıcılığı güçlendirerek ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebilecek riskleri azaltabileceğini ifade etti.

Buaynin’e göre girişimciler karar alırken, yatırım ortamındaki istikrarı öncelikleri arasında tutuyor. Dolayısıyla bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ekonominin daha öngörülebilir hâle gelmesi, çeşitli yatırım fırsatları sunan Suudi Arabistan’ın cazibesini artıran unsurlar arasında yer alıyor.

Buaynin, “Mekke Anlaşması”nın yerli ve yabancı yatırımcılara güven mesajı verdiğini, enerji arzının sürdürülebilirliği ve kritik altyapıların korunmasına yönelik güveni artırdığını belirtti. Bunun da projelerin hızına, yatırım akışlarına ve ticaret hacmine olumlu yansımaları olabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük yatırımlar gerektiren “Vizyon 2030” programlarına dayandığını hatırlatan Buaynin, ekonomik öngörülebilirliğin artırılması ve jeopolitik belirsizliğin azaltılmasının sermaye akışlarını ve projelerin hayata geçirilmesini desteklemek açısından önemli olduğunu ifade etti.

Bölgesel güvenlik sisteminin güçlendirilmesi halinde, yatırımcıların fırsatlardan yararlanmaya ve kalkınma projelerine katılmaya motive olacağını belirten Buaynin, bu olumluluğun yalnızca Suudi ekonomisiyle sınırlı kalmayacağını bölge ekonomilerine de yayılacağını ifade etti.

Buaynin ayrıca, yıllar süren müzakerelerin ardından anlaşmanın imzalanmasının Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin derinliğini gösterdiğini, güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesine yönelik daha kapsamlı iş birliği döneminin kapısını açtığını vurguladı.

Ekonomik entegrasyon şekilleniyor

Suudi Arabistanlı iş insanı ve “Al Tamayoz” Saudi Holding for Technology şirketinin Üst Yöneticisi Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi ise Suudi Arabistan’ın yerel ve bölgesel ekonomilere yönelik güveni güçlendirmeye devam ettiğini belirtti. Muleyhi, “Mekke Anlaşması”nın Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirebilecek ve yeni iş birliği ve ekonomik entegrasyon döneminin önünü açabilecek girişimlerden biri olduğunu belirtti.

Muleyhi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarının ekonomik ve yatırım ortamına doğrudan yansıdığını belirterek, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan yakınlaşmasının siyasi, ekonomik, savunma ve beşerî alanlarda ortak çalışmaların geliştirilmesi için zemin oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın ortak çıkarları gerçekleştirmeyi ve bölgenin güvenliği ile istikrarını desteklemeyi amaçlayan stratejik ortaklıklar kurarak, etkili bir siyasi ve ekonomik güç olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi.

Muleyhi’ye göre Suudi Arabistan’ın istikrarı güçlendirme ve uzun vadeli ortaklıklar kurma stratejisi, yatırımlar için ortamı daha cazip hale getiriyor ve özel sektöre sanayi, teknoloji, enerji, madencilik, lojistik, savunma sanayisi ve ticaret alanlarında yeni imkan ve fırsatlar sunuyor.

Suudi Arabistan’ın büyük bir ekonomiye, stratejik bir coğrafi konuma ve “Vizyon 2030” gibi iddialı dönüşüm programlarına sahip olduğunu belirten Muleyhi, siyasi ve güvenlik alanındaki yakınlaşmanın daha kapsamlı ekonomik ortaklıklara dönüşebileceğinin altını çizdi.

Bunun özellikle ortak projeler, bilgi ve teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ticaret hacminin artırılması yoluyla yatırımcılar ve iş insanları açısından önemli fırsatlar yaratabileceğini kaydetti.

Muleyhi, bölgesel istikrardan ekonominin, kalkınmanın ve vatandaşların doğrudan yararlandığını belirterek, Suudi Arabistan’ın siyasi gücü ve dengeli ortaklıklarının özel sektöre daha fazla güven verdiğini; ülkenin sermaye, teknoloji ve uluslararası ortaklıkları çekme kapasitesini artırdığını ifade etti.

Muleyhi, Suudi Arabistan’ın kendi çıkarlarını korumak, güvenliğini güçlendirmek ve geleceğin ekonomisini inşa etmek arasında korelasyon kuran vizyon doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, “Mekke Anlaşması”nın krallığın güvenlik, kalkınma ve bölgesel iş birliği denklemlerini şekillendirmedeki konumunu güçlendirdiğini vurguladı.

Sürdürülebilir kalkınmaya giden yol

Cizan’daki eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Ba'şen ise “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın riskleri azaltmayı ve istikrarı desteklemeyi amaçlayan girişimlerle uluslararası güvenilirliğini güçlendirdiğini söyledi. Ba'şen, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın, ABD-İran savaşının ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yol açtığı gelişmelerin ardından bölgede ekonomik öngörülebilirliğin artırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın siyasi, güvenlik ve ekonomik adımları bir arada ele alan yaklaşımının bölgesel dengeyi desteklediğini ve Suudi ekonomisine ve bölgedeki iş ortamına duyulan güveni güçlendirdiğini ifade eden Ba'şen, bunun özellikle küresel enerji piyasalarında merkezi role sahip Suudi Arabistan’ın konumu nedeniyle ticaret, yatırım ve uluslararası ortaklıklarda olumlu etkisini görülebileceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde ticari ve yatırım faaliyetlerinin, özellikle savunmayla bağlantılı teknoloji sektörlerinde daha da hareketlenebileceğini belirten Ba'şen, bunun gelişmiş uzmanlık ve kapasiteye sahip ülkelerle stratejik ortaklıkların genişlemesine paralel ilerleyeceğini kaydetti.

Ba'şen’e göre anlaşma, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında nitelikli ekonomik projeler ve girişimlerin hayata geçirilmesi için destekleyici bir çerçeve sağlayabilir; bu etkiler üç ülkenin uluslararası ortaklarına da yayılarak Riyad, Ankara ve İslamabad arasında daha kapsamlı ekonomik entegrasyon ve sürdürülebilir kalkınmanın temellerini oluşturabilir.

Sanayi, teknoloji, enerji, tedarik zincirleri, altyapı ve ulaştırma alanlarında ortaklıkların geliştirilmesinin, üç ülke arasındaki stratejik yakınlaşmayı somut ekonomik fırsatlara dönüştürebileceği ve bölgenin dış kaynaklı çalkantılara karşı dayanıklılığını artırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Ba'şen, Suudi Arabistan’ın girişimlerinin temelinde güvenlik ile kalkınmayı entegre etme yaklaşımının bulunduğunu vurguladı. Gerilimlerin azaltılması ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinin yalnızca siyasi sonuçlar doğurmadığını; ticaret akışlarının ve enerji arzının korunması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bölgesel ekonominin büyümesi için daha sürdürülebilir bir ortam oluşturulması açısından da kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.


Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, cuma günü, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait ADNOC şirketinin iki tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında İran tarafından hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'ın bu saldırıların devam etmesinin sonuçlarından tamamen sorumlu tutulduğu belirtildi. Riyad, Tahran'a söz konusu ihlallere derhal son verme ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına uyma çağrısında bulundu.

Açıklamada, bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin ortak sorumluluk olduğu vurgulanırken, saldırıların sürdürülmesinin kabul edilemez ve göz yumulamaz olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan, saldırıların tekrarlanmasının deniz ulaşımının güvenliği açısından tehlikeli bir tırmanış ve doğrudan tehdit oluşturduğunu, küresel enerji arzının güvenliğini riske attığını ve uluslararası hukuk ile teamüllerin ağır biçimde ihlal edildiğini belirtti.

Riyad ayrıca bu saldırıların, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı ve özgürlüğüne saygı gösterilmesini öngören ve bunu engelleyecek eylem veya tehditleri kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına açık bir meydan okuma olduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve Abu Dabi'nin egemenliğini, güvenliğini ve varlıklarını korumak amacıyla attığı adımları desteklediğini yineledi. Riyad, iki tankerin hedef alınmasını, İran'ın ticari gemi ve tankerleri hedef alan saldırılarının tekrarlanması olarak değerlendirerek en sert biçimde kınadı.

Katar: Hürmüz Boğazı baskı aracı olarak kullanılamaz

Katar, iki tankere yönelik İran saldırısını uluslararası hukuk kurallarının ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün açıkça ihlali olarak nitelendirdi ve bunun BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın bir baskı aracı olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetti. Bakanlık, bu kapsamda boğazın koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, bu kritik geçiş güzergâhında seyrüsefer özgürlüğünün pazarlık konusu yapılamayacak yerleşik bir ilke olduğu vurgulandı. Boğazın kapalı tutulmasının bölge ülkelerinin hayati çıkarlarını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığı belirtildi.

Katar ayrıca İran'ın kardeş ülkelerin mallarına yönelik gerekçesiz saldırılarını durdurması gerektiğini ifade etti. Doha, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin varlıklarını korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediğini bildirdi.

Mısır'dan uluslararası seyrüsefer vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Kahire, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden veya gemiler ile sivil tesisleri tehlikeye atan tüm eylemlerin durdurulması gerektiğini vurguladı. Mısır ayrıca uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısında bulunarak bunun gerilimin düşürülmesine ve bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Körfez İşbirliği Konseyi: Tehlikeli ve kabul edilemez tırmanış

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de iki tankerin hedef alınmasını kınadı. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıların tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğunu belirtti.

Budeyvi, saldırıların dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı ve uluslararası ticaretin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

KİK Genel Sekreteri, bu değerlendirmelerin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, özellikle de 2817 sayılı karar çerçevesinde yapıldığını belirtti.

Budeyvi, İran'ın bu kritik uluslararası geçiş güzergâhını bir baskı ve tehdit aracına dönüştürme girişimlerini kesin biçimde reddetti. Uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirerek tekrarlanan saldırıların durdurulması için kararlı bir tutum alma ve uluslararası hukuk, deniz hukuku ve ilgili uluslararası kararlar doğrultusunda deniz ulaşımının güvenliği ile özgürlüğünü garanti altına alma çağrısında bulundu.

KİK Genel Sekreteri ayrıca Konseyin BAE ile tam ve kararlı dayanışma içinde olduğunu, Abu Dabi'nin güvenliğini, egemenliğini, varlıklarını ve çıkarlarını korumak için aldığı tüm önlemleri desteklediğini yineledi.

Arap Birliği: Deniz ulaşımına doğrudan tehdit

Arap Birliği de İran'ın iki tankeri hedef almasını kınayarak saldırının uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Birlik, "İran'ın bu ihlallerini tekrarlaması, deniz ulaşımının özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Saldırıların uluslararası ticaretin seyri ve küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.

Arap Birliği, uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına uyulması gerektiğini vurgulayarak İran'a tırmandırıcı eylemlerine son verme ve deniz ulaşımının güvenliği ile emniyetini tehdit edecek uygulamalardan kaçınma çağrısında bulundu.

Kuveyt: Hürmüz tamamen ve koşulsuz açılmalı

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve uluslararası deniz yollarının hedef alınmasının uluslararası hukuka ve 2817 sayılı karara aykırı olduğunu belirtti.

Açıklamada, bu tür saldırıların deniz ulaşımının güvenliğini, enerji arzının istikrarını ve uluslararası ticareti tehlikeye attığı vurgulandı.

Kuveyt, bölgede gerilimi daha da artıracak tüm eylemlerin durdurulması, uluslararası geçiş güzergâhlarında seyrüsefer özgürlüğüne ve güvenli geçiş hakkına saygı gösterilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.