Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
TT

Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)

Sami İmara
“Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov” yalnızca içeriği ve yayınlanma zamanlaması nedeniyle değil, aynı zamanda yazar ile kitabın olaylarının etrafında döndüğü karakter arasındaki vizyon ve kaderlerin yakınlığı nedeniyle de çok önemli bir kitap.
Akademisyen Vitaly Naumkin, kitabın okuyucularına hitaben yaptığı konuşmada, “İki karakteri birbirine bağlayan birçok şey var. Birincisi 2010-2017 yılları arasında Rusya Federasyonu'nun Suudi Arabistan Krallığı Büyükelçisi olarak görev yapan yazar Oleg Ozerov, ikinci ana figür ise, 1924-1928 ve ardından 1936-1937 dönemlerinde Hicaz'daki Sovyet diplomatik misyonunun, ardından SSCB’nin Suudi Arabistan Krallığı'ndaki ilk Temsilcisi olan Karim Hakimov'dur” ifadelerini kullandı.
Kitapla ilgili olarak Rusya'nın başkentindeki siyasi ve diplomatik çevreler tarafından Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi tarafından özel bir toplantı düzenlendi.
Eski Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Akademi’nin mevcut Başkanı Alexander Yakovenko, kutlama toplantısında kısa fakat özlü bir açılış konuşması yaptı. Yakovenko, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Böyle kitaplar sadece Rus literatürünü zenginleştirmekle kalmaz; aksine, genç diplomatlar ve diplomatik çalışmanın sanatını anlamak isteyen herkes için yol gösterici bir kaynak olmaya daha yakın görünüyor”.
Yakovenko, konuşmasında ayrıca Suudi Arabistan'da yedi yıldan fazla zaman geçiren önde gelen Rus diplomatlardan biri olan Büyükelçi Oleg Ozerov'un, 1990 yılında iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasının ardından, Riyad'daki Sovyetler Birliği'nin ilk büyükelçisi olan meslektaşı Gennady Tarasov’dan aktardıkları üzerinde durdu. Tarasov, Prof. Dr. Vitaly Naumkin ve Büyükelçi Oleg Ozerov'un Suudi Arabistan hakkındaki kitaplarına atıfta bulunarak, “Bundan önce böyle bir literatür ortaya çıksaydı, Rus büyükelçilerinin strateji ve faaliyetleri daha kaliteli olurdu” ifadelerini kullanmıştı.
Bu bağlamda Yakovenko, mümkün olan değişikliğin ne mahiyette olabileceğini sordu. Büyükelçi Ozerov, kitabının ‘ev sahibi ülkedeki koşulları, değişiklikleri hesaba katma ihtiyacına ve sosyokültürel hayatta olayların neden olduğu dalgalanmanın yanı sıra kişisel ilişkilere güvenmenin önemine’ üstü kapalı bir şekilde değindiğini söyleyerek yanıt verdi. Ozerov, 1920’lerde Dışişleri Halk Komiseri (Bakan) Georgi Çiçerin ile birlikte Mekke’de Karim Hakimov tarafından düzenlenen konferansın önemini vurgulayarak tarihteki bazı olayları hatırlattı. 

Gerçekleştirilmemiş ortaklık  
Ozerov, Hakimov’un o dönemde yaptıklarını, eski Rusya Başbakanı Yevgeni Primakov, Tataristan Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev, ayrıca diğer Arap ve İslam ülkelerinin kuruluşuna katkıda bulunduğu ‘Rusya - İslam Dünyası' Stratejik Vizyon Grubu’nun 2006 yılından itibaren yaptıklarıyla ilişkilendirdi.
Oleg Ozerov, kitabının önsözünde 2011 yılının Eylül ayından bu yana eserinde Hakimov’un ülkesinin Suudi Arabistan büyükelçisi olarak çalışmaları ve Rusya’yı İslam İşbirliği Teşkilatı'ndaki temsil etme faaliyetlerine odaklandığını söyledi. Bunun sonucunda ‘tarihin bugünü etkilediği ve tarihi bilmemenin onu sorumluluktan kurtarmadığı’ kanısına vardığını ifade etti. Ozerov ayrıca tarihi görmezden gelmek ya da anlamamanın iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceğini ve diplomatların manevra alanının azaltacağına işaret etti.
Bu perspektiften kitap, Orta Rusya'da çoğunluğu Müslüman bir cumhuriyet olan Başkurdistan’ın evladı Karim Abdraufoviç Hakimov’un hayatındaki ‘bilinen ve bilinmeyen’ birçok konuyu ele alıyor. Bilgi, tecrübe ve yaşanmışlık bakımından oldukça zengin olan bu hayatın bilinen kanadında yazar, selefleri olan akademik, kültürel ve bilimsel çalışma erbaplarının yazdıklarını görmezden gelmedi. Yazarın selefleri arasında Gennadiy Gatilov, Gumerov, Damir  Hayretdinov Fve Kosach’ın yanısıra Suudi Arabistan’ın Tarihi adını verdiği kitabı 1986 yılında Moskova’daki et-Tekaddum Yayınevinden çıkan akademisyen Casey Vasiliev,  Eski Sovyet Yemen Büyükelçisi Oleg Peresıpkin ve 1926-2007 arasında Dünya Siyasetinde Suudi- Rus İlişkileri isimli kitabın yazarı Suudi Araştırmacı Macid et-Türki de bulunuyordu.  Yazar, elbette ki Akademisyen Vitaly Naumkin ve son kitabı ‘Gerçekleştirilmemiş Bir Ortaklık: Suudi Arabistan'da İki Dünya Savaşı Arasında Sovyet Diplomasisi’ne değinmeden geçmedi.

Karim Hakimov arşive göz atarken (Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov kitabından)
Büyükelçi Ozerov, bu bilimsel çalışmaların en önemlilerini gözden geçirirken, birçok kişinin Hakimov'u bugünün ve onun bilgilerinin bakış açısından değil, onunla yaşayan çağdaşlarının gözünden de tüm nitelikleri ve özellikleri hakkında bilgi edinmek istediği sonucuna vardı.
Oleg Ozerov da kitabına buradan başladı. Karim Hakimov’un çocukluk ve gençlik yıllarını mevcut belgeler ve literatür perspektifinden ayrıca hala hayatta olan yakın ve akrabalarının anılarını kullanarak anlattı. Ozerov, kitabında Müslüman Başkurdistan’ın evladı Hakimov’un 15 Kasım 1890 tarihinde şu anki başkent olan Ufa eyaletindeki Deuma Nehri kıyısındaki Dyusyanovo köyünde dünyaya geldiğini ifade etti. 
Yazar, Hakimov’un sosyal hayatı ve ailesinin ekonomik durumunu ele aldıktan sonra kitabında, Rus temsilcinin Tanrı arayışı hakkında bilgilere yer verdi.
Ozerov, Bolşeviklerin, o dönemin vatandaşlarının, bir gecede devrimci harekete dönüştüğü ve proletaryanın saflarına katılır katılmaz sloganlarını benimsedikleri yönünde söylediklerini tekrarlamanın yanlış olduğunu ifade etti. Yazar ayrıca Hakimov’un aynı inancı paylaştığı vatandaşlarından başlayarak Kur’an’daki hakikati aramak için bir yolculuğa çıktığını ardından da dini ilimleri öğrendikleri ‘medreseleri’ araştırdığını belirtti. Ozerov, İslam ve dini ilimlerle sınırlı olmayan bu bilgi ve ilim arayışının Birinci Dünya Savaşı patlak verene kadar Orta Asya bölgeleri arasında devam ettiğini ifade etti. Hakimov, aldığı eğitim ve kazandığı deneyimlerle onur sahibi siyasi bir figüre dönüşmeyi başardı. 1917 yılında meydana gelen ve birçok Müslüman’ın Ekim Sosyalist Devrimi’ni desteklemeye başladığı bir dönemde bile İslam ve dini mezhebinin sembolleri ile ilişkilerini sürdürebildi.
 Yazar, Hakimov'un kişiliğinde meydana gelen dönüşümleri, bir yandan din ile devrim arasında meydana gelen paradoks ve anlaşmazlıkları, diğer yandan devrim ve komünizm inancının etkisi altında meydana gelen psikolojik etkileşimleri, üçüncü bir açıdan İslam inancı ve imana bağlılığı ele alıyor. Yazar, kitabında Tanrı'ya inanmayan sosyal demokratlar ile tek tanrı inancına sahip olan Müslümanlar arasındaki örtük farklılıklar üzerinde duruyor. Ancak o dönemden sonra yaşanan olaylar Hakimov'u, dinler meselesinin yanısıra ulusal sorun ve buna dayalı kaderini tayin hakkı gibi iki temel konuyu en iyi bilenlerden biri olması nedeniyle Sosyal Demokratlar içinde devrimci ve siyasetçi saflarına yükseltti.

Lenin ve Stalin’in kamçısı
Bu durum onu, Lenin, Stalin ve Buharin de dahil olmak üzere, devrimci hareketin en büyük sembolleriyle mücadele edebileceği ayrıcalıklı bir konuma yükseltti. Hakimov çıktığı eğitim yolculuğunu Sibirya’nın batısındaki Tomsk şehrindeki bir okulda tamamlamayı başardı. Ardından Sosyalist devrimin zaferinden sonra devrim lideri Vladimir Lenin’in İslam ve komünizmi yakınlaştırma çabaları sırasında çok sayıda partisel ve siyasi pozisyon kazandı. Ozerov kitabında bu konuyla ilgili tartışmalar ve manevraların birçok detayına yer verdi. Söz konusu detaylar Hakimov'un ‘merkez’ adaylığını kazanarak Orta Asya'daki Türkistan'a müfettiş olarak gönderilmesi ve Doğu Cephesi'nin büyük askeri komutanı Farunze ile Taşkent'e seyahat etmesini de içeriyordu. Ozerov, Hakimov'un Farunze’den çok şey öğrendiğini ve hem partizan hem de siyasi düzeyde insan sarrafı olduğunu söyledi.
Yazarın Hakimov'un bu bölgenin tarihini ve bununla birlikte Bolşeviklerin ve Kızıl Ordu'nun muhaliflere karşı kazandığı zaferleri ele almaya önem vermesi bizim açımızdan dikkat çekici oldu. Ozerov başarı olarak nitelediği konularda, o bölgede edindiği bilgi birikimi ve tecrübelere dayanarak Hakimov’un rolüne vurgu yaptı.
Büyükelçi Oleg Ozerov, meydana gelen çatışmaların ve savaşların detaylarına yaptığı atıfta, 1919-1920 yıllarında Buhara Halk Sovyet Cumhuriyeti'nin ilanı ve bununla ilgili gelişmeler üzerinde durdu. Söz konusu gelişmelerden birinin de çok sayıda Özbek’in ‘muhalif eğilimleri’ nedeniyle Arap bölgelerine sürülmeleri olduğuna işaret etti. Suudi Arabistan Krallığı'nın kurucusu Kral Abdulaziz'in kurduğu otorite organları Orta Asya'dan gelen bu vatandaşların kendileri hakkında bilinen eğitim ve bilgiler doğrultusunda ülkeye yerleştirilmesiyle ile ilgilendi. Bu organlar arasında Dışişleri Bakanlığı da bulunuyordu. Bu kişiler, Cidde’de Sovyet Rusya ve ardından Sovyetler Birliği ile yakınlaşma karşıtları olarak ortaya çıktı. Daha sonraları Hakimov, Cidde’de çalıştığı dönemde bu trendlerle çatışacaktı.

İslam ve Komünizm Karışımı
Hakimov, Semerkant'ın temsilcisi, ardından Merkezi Yürütme Komitesi, yani hükümetin bir üyesi olarak seçilmesine kadar bu bölgedeki parti organizasyonlarında yer aldı. Dokuzuncu Merkez Yürütme Kurulu Kongresi, Türkistan Özerk Sovyet Cumhuriyeti'nin yeni anayasasını onayladı. Söz konusu anayasada, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri'nin 1924'te kuruluş ilanına kadar yürürlükte kalan Rusya Sovyet Federatif Cumhuriyeti ile karşılıklı ilişki alanları belirlenmişti.
Yazar kitabında, Hakimov’un politik yaşamı ve partide bulunduğu birçok faaliyeti oldukça ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Hakimov, bölge liderlerinin önde gelen bir üyesi, çoğunlukla liderlik görevlerinde şahit olduğu tüm olay ve çatışmaların birincil katılımcısı, Buhara Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri, orada Rusya Federasyonu'nun bir temsilcisi oldu. Bu, dış politika düzeyindeki ilk diplomatik göreviydi. Bu nedenle, özellikle Buhara Cumhuriyeti'nin bölünmesi sırasında Afganistan'la yaşanan çatışmalar göz önünde bulundurulduğunda, imtihanlarından en iyisini burada verdi.
Bütün bunların ışığında, Moskova'daki Sovyet liderliği, Hakimov'un, Buhara'dan tayin edilmesi zamanının fazlasıyla uygun hale geldiğini düşünmesinin ardından SSCB’nin 26 Şubat 1921'de İran'la imzaladığı antlaşmanın şartlarının uygulanmasını takip etmek üzere 15 Eylül 1921'de İran Başkonsolosu atanmasına karar verdi. Ancak yazar Oleg Ozerov, Hakimov için bir sonraki pozisyonun belirlenmesi konusunda Rus başkentinde yapılan görüşmelerin ayrıntılarını sıralarken, Tatar araştırmacısı Rashid Shakrov, o sırada Hakimov'un diplomatik örtü altında KGB bünyesinde çalışmak üzere görevlendirilmesinin düşünüldüğünü söyledi. Ancak kısa süre sonra bu bilginin kaynağına sahip olmadığını söyleyerek düzeltti.
Yazar, verdiği tüm ciddi bilgilere ve bütünüyle Hakimov'un uluslararası ilişkilerle ilgilenen bir devlet adamı olarak faaliyetine odaklanmış olmasına rağmen, kişisel yaşamına da atıfta bulunmayı ihmal etmedi. Hatice Ainuddin Nogaeva ile yaptığı evlilik meselesine de değine Ozerov, Hakimov’un eşinin sanatsal performanslarını sergilemek için gelen bir grup sanatçının Türkistan'ı ziyareti sırasında tanıştığı Tatar köylü bir aileden olduğunu söyledi. 1921 yılının Haziran ayında yaptıkları evliliğin Şamil (Shamil) adını verdikleri bir oğlan çocuğuyla taçlandığını ifade etti. Ozerov, dans edip şarkı söyleyebilen Tatar bir kadınla evlenme fikrinden hoşlanan devlet adamı Karim Hakimov'un sanatsal romantik doğasına atıfta bulundu. Annesinin bu özelliklerinin daha sonra 1927 yılında doğan kızları Flora’ya miras kaldığını ifade etti. Neden olmasın? Hakimov’un kendisi de sanata eğilimliydi. Rusya'nın merkezindeki Orenburg'daki faaliyeti sırasında bir sanat grubuna katılmıştı.
Arap dönemi
Oleg Ozerov, Karim Hakimov'un biyografisinde;  Alexei Vasiliev, Vitaly Naumkin ve Moskova'daki ve büyük Rus şehirlerindeki bilim camiasının diğer önde gelen yıldızlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda Rus ve Sovyet araştırmacı, akademisyenin kitaplarında birçok ayrıntı bulduğunu söylediği Arap dönemini anlatıyor. Yazar, bu kitaplar ve bilimsel çalışmaların birçoğunun, Hakimov'un 1924-1926 ve 1936-1937 dönemlerinde Suudi Arabistan'da ikamet ettiği ve çalıştığı yıllarda Rusya Dışişleri Bakanlığı arşivlerine ve Hakimov'un bu bakanlık liderleriyle yazışmalarına dayanan faaliyetleriyle ilgilendiğine dikkat çekiyor.
Ozerov, ‘Rusya’nın Ortadoğu’ya İlgisinin Kaynakları’ başlığı altında, vaftizinden ve Hristiyanlığa girişinden bu yana Moskova Emirliği’nin ve ardından Rus İmparatorluğu’nun ilgisinin tarihini, Kudüs’teki Kutsal Topraklar’a hac kervanlarıyla ve 1854’deki Kırım Savaşı’na kadar geçen yüzyıllar boyunca devam eden olayları ele aldı. Bu ayrıca Saint Petersburg Üniversitesi'nde Oryantalizm Fakültesi'nin kurulduğu tarihtir. Yazar, 1840'ta El-Ezher'den Rusya'ya gelen Şeyh İyad et-Tantavi'nin Arapça öğretimine katkılarını hatırlattı. Ayrıca Ortadoğu ve Hicaz bölgesindeki kutsal toprakları ile birçok yakınlaşma kaydeden olaylardan da bahsetti.
Ozerov, Rus İmparatorluğu’nun, bu kitabın ana karakteri ve odak noktası Karim Hakimov'un daha sonra gönderildiği Arap Yarımadası'ndaki ilk konsolosluğunu 1891'de açarak, ülkesindeki Müslümanların Kutsal Topraklarda Mekke ve Medine'deki hac kervanlarını kısa sürede güçlendirdi.

Lenin’in Sykes-Picot anlaşmalarına ilişkin tutumu
Belki de Lenin’in 25 Ekim 1917’de Ekim Sosyalist Devrimi’nin lideri olması kaderin bir güzel tesadüfüydü. Lenin, aynı yılın aralık ayında İzvestia gazetesinde, Sykes-Picot anlaşmalarını kınadığını ve Çarlık hükümeti tarafından akdedilen tüm anlaşmaları feshettiğini yazarak bu bölgeye olan ilgisini ortaya koymuştu. Bu Şerif Hüseyin’in Sovyet otoritesiyle temaslara geçmesine neden olmuştu. Bu durum Britanya’nın yanıt verilmesi için aceleci davranmasına yol açtı. 4 Ocak 1918’te Kahire’deki İngiliz istihbarat temsilcisi tarafından İngiliz hükümeti adına Hicaz Kralı’na, Londra’nın birleşik bir Arap devletinin kurulmasını desteklemeye hazır olduğunu belirttiği bir muhtıra gönderilmişti. Şerif Hüseyin ise hareket temsilcileriyle görüşmelerin başlatılması çağrısında bulunmuştu.
Yazara göre, o andan itibaren, yeni Sovyet Rusyası, Arapların da planlarından vazgeçmek istememesi ışığında Ortadoğu'da hareket özgürlüğünü garanti eden kartlara sahip olduğunu düşündü. Hatta İngilizlerin emri ile henüz kurulmamış Arap Devleti adına Siyonistlerle görüşmelere bile girdiler. Faysal bin Şerif Hüseyin ile Siyonist hareketin lideri Haim Weizmann arasında, 3 Ocak 1919’da Arap Devleti ve Filistin’in tüm ilişkilerinde ve aldıkları önlemlerde anlayış ve iyi niyeti dikkate almalarını şart koşan bir anlaşma imzalandı. Bu amaçla iki Arap ve Yahudi temsilciliği açılarak akredite edildi. ( Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, Moskova 2020, s.148)
Araplar ve Sovyetler arasındaki ilişkinin tarihinin, özellikle Sovyet - Suudi ilişkilerinin Georgi Çiçerin başkanlığındaki Sovyetler Birliği delegasyonunun liderlik ettiği 1922-1923 Lozan Konferansı’na; Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’dan birçok Arap örgütü ve hareketinin temsilcilerinin katılmasıyla başladığını belirten yazar, Arap delegelerinin, Batı ülkelerinin Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Arap ülkelerine vaat ettikleri bağımsızlıkları vermelerini sağlamak için birçok görüşme yaptıklarını söyledi.

Hakimov ile Cidde’deki diplomatik görevliler  yıl 1924 ( Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov adlı kitaptan)
Ozerov ayrıca, Cidde’de bir Sovyet konsolosluğu açma fikrinin bu konferansın çalışmaları sırasında ortaya çıktığını ifade ediyor. Churchill, Moskova'ya gönderdiği mektupta, “Bu, Cidde'nin Mekke'ye yakın olması ve Sovyet konsolosunun İslam dünyasının kalbinde yer alacak olması hasebiyle bizimle ilişki kurmaktan kaçınan tüm ülkelerin temsilcileriyle yakınlaşma için bir fırsat bulmayı sağlayacağı anlamına gelir. Ayrıca İslam dünyasının kalbinde uygun bir isme sahip olmamız gerek" ifadelerini kullanarak bu konsolosluğu açma fikrini sunmuştu.  (Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, s.150)

Arapların İlk Sovyet Komiseri
Bolşevik Parti Politbürosu’nun iki haftadan daha kısa bir süre içinde buradaki jeopolitik varlığın güçlendirilmesi perspektifinden bu bölgeyle resmi ilişkiler kurma konusunda aldığı hızlı kararın nedeni de buydu. 18 Ocak 1923 tarihinde Hicaz’daki siyasi misyonunun üyelerinin siyasi komiser, sekreter, Arapça ve Türkçe tercüman, matbaa çalışanı, muhabir ve nöbetçi olmak üzere altı kişiden oluştuğu onaylandı. 

Arap kıyafetleri içinde Hakimov ( Karim Hakimov’un Biyografisi adlı kitaptan)
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Moskova, bölgedeki ilk diplomatik  görevi için en  uygun konumu arama seçenekleri ile karşı karşıya kaldı. Tam diplomatik temsil çerçevesinde olmamanın ve konsoloslukla yetinmenin daha iyi olacağını düşünüldü. 27 Kasım 1923'te konsolosluğun karargahı olarak Cidde seçildi. Cidde söz konusu dönemde hakkında ‘daha aktif ve etki alanlarını genişletmeye kararlı olsa da, çok fazla gizemli bir karaktere sahip’ ifadeleri kullanılan Prens Abdulaziz bin Suud'un başkanlığındaki Necd Emirliği'ne bağlı bulunuyordu. (s.150)
Karim Hakimov’un  Moskova’nın İslam ve Komünizm arasındaki bağlantı üzerine yapmış olduğu plandan dolayı Arap Yarımadası’ndaki İslami kökenli ilk Sovyet komiseri olmasına seçimle karar verildi. Ancak faaliyete geçirilemedi. Bu görevlendirme pratikte Hakimov’un Moskova’ya çağrılmasıyla sona erdi. Hapis cezasına çarptırılan Hakimov, 1938 yılının Ocak ayında casusluk yaptığı suçlamasıyla idam edildi.
Bu, Moskova’dan gelebilecek başka araştırmalarla ele alınabilecek, birçok ayrıntıyla iç içe geçmiş durumda olan çok karmaşık bir hikaye... 



Körfez Demiryolu uygulama aşamasına geçiyor... 2030 yılına kadar altı ülkeyi kapsayan bir ağ

(foto altı) Bahreyn Veliaht Prensi’nin de katıldığı Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından çekilen hatıra faotoğrafı (KİK)
(foto altı) Bahreyn Veliaht Prensi’nin de katıldığı Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından çekilen hatıra faotoğrafı (KİK)
TT

Körfez Demiryolu uygulama aşamasına geçiyor... 2030 yılına kadar altı ülkeyi kapsayan bir ağ

(foto altı) Bahreyn Veliaht Prensi’nin de katıldığı Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından çekilen hatıra faotoğrafı (KİK)
(foto altı) Bahreyn Veliaht Prensi’nin de katıldığı Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından çekilen hatıra faotoğrafı (KİK)

Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımında yaşanan aksaklıkların ticaret ve tedarik zincirleri üzerinde yarattığı zorluklar sürerken, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, altı ülke arasındaki ulaşım sistemlerinin entegrasyonunu güçlendirmek ve demiryolu ağının inşası ile işletilmesine yönelik ortak bir çerçeve oluşturmak amacıyla pazar günü Manama’da Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nı imzaladı.

Anlaşma, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki deniz koridorlarında yaşanan aksaklıkların, bölgesel gerilimlerin yük taşımacılığı üzerindeki etkisini, buna bağlı olarak navlun ve sigorta maliyetlerinde yaşanan artışı ve alternatif güzergâhlara duyulan ihtiyacı ortaya koyduğu bir dönemde imzalandı. Bu gelişmeler, ulaşım ve tedarik seçeneklerinin çeşitlendirilmesinin önemini artırdı. Bu çerçevede Körfez Demiryolu Projesi, uluslararası ticarette temel unsurlardan biri olmayı sürdüren deniz taşımacılığının alternatifi olarak değil, daha geniş kapsamlı bir lojistik entegrasyon sisteminin parçası olarak öne çıkıyor.

Anlaşma, Bahreyn Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Selman bin Hamed Al Halife’nin himayesinde ve katılımıyla; KİK üyesi ülkelerin Ulaştırma ve İletişim bakanları ile KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin iştirakiyle imzalandı. Anlaşma, üye ülkeler arasında yaklaşık 2 bin 117 kilometre uzunluğundaki demiryolu ağının hayata geçirilmesine yönelik iş birliğinin kurumsal temelini oluşturuyor. Kuveyt’ten başlayarak Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üzerinden Umman’a kadar uzanacak hattın tamamının Aralık 2030’a kadar faaliyete geçirilmesi hedefleniyor.

dscvfegthy
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin Ulaştırma ve İletişim Bakanları Komitesi üyeleri, Manama (KİK)

Anlaşma, üye ülkelerin yükümlülüklerini, aralarındaki çalışma ve koordinasyon mekanizmalarını, ayrıca teknik ve operasyonel çerçeveler ile güvenlik gerekliliklerini belirleyerek Körfez Demiryolu ağının ulusal demiryolu hatlarıyla bütünleşmesini güvence altına alıyor.

Bahreyn Ulaştırma ve Telekomünikasyon Bakanı Şeyh Abdullah bin Ahmed Al Halife, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, her ülkenin kendi toprakları içerisinde kalan bölümün finansmanını ve inşasını üstleneceğini belirtti. Ülkelerin projenin finansmanı veya hayata geçirilmesi için uluslararası ortaklarla önceden herhangi bir anlaşma imzalamadığını kaydeden Al Halife, uluslararası şirketlerin katılımının ise her ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda teknik ve teknolojik hizmetler ile uzmanlık desteği sunmakla sınırlı kalabileceğini ifade etti.

Projenin tamamlanma ve devreye alınma tarihi

Projenin ilerleme kaydettiğinin göstergesi olarak Budeyvi, Körfez Demiryolu Projesi’nde tamamlanma oranının yüzde 55,9’a ulaştığını açıkladı. Budeyvi, anlaşmanın projenin bütünleşik bir şekilde hayata geçirilmesi ve işletilmesi konusunda üye ülkelerin yükümlülüklerini düzenleyen, çalışma mekanizmalarını ve tamamlanma takvimini belirleyen ortak bir çerçeve oluşturduğunu vurguladı.

Toplam uzunluğunun yaklaşık 2 bin 117 kilometre olması öngörülen projenin, Aralık 2030’da tümüyle faaliyete geçirilmesi hedefleniyor. Kuveyt’i Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve BAE üzerinden Umman’a bağlayacak ağ kapsamında üye ülkeler, ulusal hatların ve bağlantı unsurlarının tamamlanması için çalışmalarını sürdürüyor. Gerekli koşulların sağlanmasının ardından komşu ülkeler arasındaki demiryolu bağlantılarının, tüm ağın tamamlanması beklenmeden aşamalı olarak hizmete açılması da mümkün olacak.

Tahminlere göre ağ, 2030 yılında yaklaşık 6 milyon yolcu ve 200 milyon ton yük taşıyacak. 2045 yılına kadar ise yolcu sayısının 8 milyonu, taşınacak yük miktarının da 271 milyon tonu aşması bekleniyor. Yolcu trenlerinin saatte 200 kilometreye, yük trenlerinin ise saatte 80 ila 120 kilometreye ulaşması öngörülüyor.

fgb
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin Ulaştırma ve İletişim Bakanları Komitesi’nin 30. toplantısından (KİK)

Planlanan güzergâhı doğrultusunda Körfez ülkelerindeki ekonomi ve sanayi merkezlerini, limanları ve lojistik merkezlerini birbirine bağlayacak olan ağ, ülkeler arasındaki ticaretin gelişmesine katkı sağlayacak, yolcu ve yük taşımacılığını kolaylaştıracak. Ayrıca ulaşım ve bağlantılı hizmet sektörlerinde yeni yatırım fırsatlarının ve istihdam olanaklarının önünü açacak.

Ulusal finansman ve olası ortaklıklar

Projenin maliyetine ilişkin olarak, temel altyapı yatırımlarının daha önceki tahminlerde 15,4 ila 16 milyar dolar arasında olacağı öngörülmüştü. Ancak Al Halife, inşaat malzemeleri, hizmetler ve yapım işlerinin maliyetlerindeki artış nedeniyle bu tahminlerin yeniden gözden geçirildiğini, toplam maliyete ilişkin güncel bir rakamın ise henüz açıklanmadığını belirtti.

Her ülkenin kendi topraklarında kalan bölümün finansmanını üstlenmesinin, bazı proje bileşenlerinde özel sektörün yer almasına engel olmadığını kaydeden Al Halife, gerekli mali fizibilite çalışmalarının tamamlanmasının ardından özel sektörün projeye katılabileceğini ifade etti. Olası ortaklıkların niteliğinin projenin her bir bölümüne göre farklılık göstereceğini belirten Al Halife, demiryolu ağının tamamında uygulanması öngörülen tek bir modelin bulunmadığına dikkat çekti.

Bahreyn’de projenin hayata geçirilmesi, Suudi Arabistan ile Kral Hamad Köprüsü üzerinden kurulacak bağlantı planlarıyla yakından ilişkili. Karayolu güzergâhının yanı sıra demiryolu hattını da içermesi öngörülen köprü sayesinde Bahreyn’deki uluslararası yolcu istasyonunun Suudi Arabistan demiryolu ağına bağlanması planlanıyor. Bu bağlantı, Bahreyn’in Körfez Demiryolu ağına entegrasyonunun tamamlanmasındaki temel unsurlardan birini oluşturuyor.

xsdvfb

Nakliye sektöründeki aksaklıklar, lojistik entegrasyonun önemini artırıyor

Anlaşma, son dönemde bölgede yük taşımacılığının karşı karşıya kaldığı zorluklar nedeniyle daha da büyük önem kazanıyor. Özellikle Bahreyn’deki Halife bin Selman Limanı’nda gemi trafiğinin azalması, karayolu taşımacılığına ve komşu ülkelerdeki alternatif limanlara bağımlılığın artmasına yol açtı.

Bu çerçevede Budeyvi, İran saldırıları sırasında Suudi Arabistan, BAE ve Umman’ın sağladığı iş birliğini övdü. Söz konusu ülkelerin kolaylıklar, koordinasyon ve alternatif yük taşımacılığı güzergâhları sunarak diğer KİK ülkelerine yönelik tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesine katkıda bulunduğunu belirtti. Önümüzdeki dönemin ulaşım sistemleri arasındaki entegrasyonun güçlendirilmesini, tedarik güzergâhlarının çeşitlendirilmesini ve krizlerle mücadele için hazırlık düzeyi ile ortak koordinasyonun artırılmasını gerektirdiğini vurgulayan Budeyvi, KİK ülkelerinde ulaştırma ve depolama sektörünün 2025 yılında yüzde 5,7 oranında reel büyüme kaydettiğini ve petrol dışı ekonomik faaliyetler arasında en yüksek büyüme gösteren sektörlerden biri olduğunu ifade etti.

sdfgt
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, KİK ülkelerini demiryolu projesine bağlayacak anlaşmanın imza töreninde konuştu. (KİK)

KİK ülkelerinin liderleri, 28 Nisan 2026’da Cidde’de düzenlenen istişare toplantısında, üye ülkeler arasındaki lojistik entegrasyonun güçlendirilmesine yönelik bir çalışma hazırlanması talimatı vermişti. Bu adım, ulaşım sisteminin geliştirilmesi ve ticaret ile tedarik güzergâhlarının çeşitlendirilmesine yönelik daha kapsamlı çabaların bir parçası olarak değerlendirilmişti.

Faaliyete geçme, ağın tamamlanmasını beklemeyecek

Proje planının önemli unsurlarından biri, komşu ülkeler arasındaki demiryolu bağlantılarının, gerekli bileşenlerin tamamlanmasının ardından Körfez Demiryolu ağının tamamının bitirilmesi beklenmeden hizmete açılabilmesi. Bu yaklaşım, altı ülkenin tamamındaki güzergâhların tamamlanmasını beklemek yerine hazır olan bölümlerin aşamalı olarak kullanılmasına imkân tanıyor.

Bahreyn’de Körfez Demiryolu Projesi, Kral Hamad Köprüsü üzerinden Suudi Arabistan’la kurulacak bağlantıyla ilişkili. Kara yolu güzergâhının yanı sıra demir yolu bağlantısını da içermesi planlanan köprü sayesinde Bahreyn’deki uluslararası yolcu istasyonunun Suudi Arabistan demiryolu ağına bağlanması öngörülüyor.

Bu bağlantı, Bahreyn ile Körfez Demiryolu ağının geri kalanı arasında doğrudan ulaşımın sağlanmasının temel unsurlarından birini oluşturuyor. Ada ülkesi, halihazırda Suudi Arabistan’la kara yolu ulaşımında Kral Fahd Köprüsü’ne bağımlı durumda. İki ülke arasındaki demiryolu bağlantısının tamamlanmasına yönelik gerekliliklerin bir parçası olarak, Kral Hamad Köprüsü Projesi ve demiryolu hattı da dahil olmak üzere bileşenlerine ilişkin inceleme ve hazırlık süreçleri devam ediyor.

Deniz taşımacılığıyla rakipsiz bir entegrasyon

Deniz ulaşımında yaşanan aksaklıklar demiryollarının önemini yeniden gündeme getirmiş olsa da proje, karayolu taşımacılığının deniz taşımacılığının yerini almasını değil, iki ulaşım türünün birbirini tamamlamasını hedefliyor. Trenler, yükleri limanlardan sanayi merkezlerine ve iç pazarlara taşıyabilecek, ülkeler arasında dağıtım için ilave bir güzergâh sunabilecek. Buna karşılık gemiler, uzun mesafelerde büyük miktarlardaki uluslararası ticaret yüklerinin taşınmasında temel araç olmayı sürdürecek.

Demiryolu ağının daha geniş uluslararası lojistik koridorlarının bir parçası haline getirilmesi ise yalnızca KİK ülkelerinin kendi sınırları içindeki demiryolu hatlarının tamamlanmasını değil, ülkeler ve ilgili kurumlar arasında ek incelemeler, mutabakatlar ve koordinasyonu da gerektiriyor.

Ekonomik açıdan projenin, ülkeler arasındaki ticareti desteklemesi, üretim ve tüketim bölgeleri arasındaki bağlantıyı güçlendirmesi, ulaştırma, lojistik ve bunlarla bağlantılı sanayi alanlarında yatırımların önünü açması bekleniyor. Projenin ayrıca inşaat, işletme, bakım ve destek hizmetleri alanlarında istihdam olanakları yaratacağı öngörülüyor.

gbh
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin Ulaştırma ve İletişim Bakanları Komitesi’nin 30. toplantısından (KİK)

Proje fikrinin, Aralık 2009’da KİK Yüksek Konseyi’nin üye ülkeleri birbirine bağlayacak bir demiryolu hattı kurulmasını onaylamasına dayandığı belirtiliyor. Bu karar, projenin ticari hareketliliği ve vatandaşlarla ülkelerde ikamet edenlerin ulaşımını kolaylaştırması, bölge ülkeleri arasındaki ekonomik bağları güçlendirmesi yönündeki beklentiler doğrultusunda alındı.

Projedeki çalışmaların ilerlemesiyle birlikte Yüksek Konsey, ülkeler arasındaki çabaları koordine etmek, bağlantı ve işletme gerekliliklerini takip etmek ve demiryolu sektöründe ortak çalışmalar için kurumsal bir çerçeve oluşturmak amacıyla Aralık 2021’de Körfez Demiryolları Kurumu’nun kurulmasını onayladı.

Üye ülkelerdeki uygulama çalışmalarında ilerleme kaydedilen projede, Mayıs 2026’da yapılan açıklamaya göre tamamlanma oranı yüzde 50’yi aştı. Bu oran, ulusal projeler düzeyinde sağlanan ilerlemeyi yansıtırken ağın bütünleşik biçimde işletilebilmesi için sınır ötesi bağlantıların tamamlanması ve gerekli teknik ve operasyonel standartların uyumlaştırılması ihtiyacı devam ediyor.


Suudi yetkili, Husilerin taleplerine ilişkin iddiaları yalanladı

Dr. Raid Karmali (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Dr. Raid Karmali (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi yetkili, Husilerin taleplerine ilişkin iddiaları yalanladı

Dr. Raid Karmali (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Dr. Raid Karmali (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Dr. Raid Karmali, Wall Street Journal gazetesinde ülkesine Husiler tarafından iletildiği öne sürülen taleplere ilişkin yayımlanan iddiaları kesin bir dille yalanladı.

Karmali, sosyal medya platformu X'teki hesabından yaptığı açıklamada, haberde yer alan bütün bilgilerin asılsız olduğunu belirterek, bunların haberi kaleme alan yazarların veya sözde kaynaklarının hayal ürünü olduğunu ifade etti.

Suudi yetkili, Husilerin Yemen hükümetine karşı darbe yaptığını, Yemen halkını açlığa sürüklediğini ve ülkeyi halkın çıkarlarına hizmet etmeyen çatışmaların ve gündemlerin içine soktuğunu kaydetti.

Karmali ayrıca Husilerin Kızıldeniz'deki deniz geçiş yollarında ticari gemilere, sivil ve ekonomik tesislere saldırdığını ve bütün barış girişimlerini reddettiğini belirtti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Karmali, söz konusu haberin yazarlarına Yemen'in uluslararası alanda tanınan bir hükümeti bulunduğunu da hatırlattı.


Suudi Arabistan ile Suriye arasında savunma iş birliği anlaşması

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, dün Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı kabul etti (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, dün Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı kabul etti (SPA)
TT

Suudi Arabistan ile Suriye arasında savunma iş birliği anlaşması

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, dün Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı kabul etti (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, dün Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı kabul etti (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün Riyad’da gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından iki ülkenin savunma bakanlıkları arasında iş birliği anlaşmasının imza törenine katıldı.

Görüşmede taraflar, bölgedeki son gelişmeleri ve olası bir askerî gerilimin bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrar, uluslararası deniz ulaşımının güvenliği, enerji arzının sürdürülebilirliği ve küresel ekonominin istikrarı üzerindeki ciddi etkilerini ele aldı.

Muhammed bin Selman ve Ahmed eş-Şara, ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası meselelerde iki ülkenin tutum ve görüşlerinin büyük ölçüde örtüştüğünü vurguladı. Bu durumun, iki ülke arasındaki koordinasyon ve istişarenin derinliğini yansıttığı ifade edildi.

İki lider, gerilimin düşürülmesi ve krizlerin kontrol altına alınmasına yönelik bölgesel ve uluslararası çabaların güçlendirilmesinin, diyalog ve diplomasiye öncelik verilmesinin ve anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinin önemine dikkat çekti.

Taraflar ayrıca Kızıldeniz, Babülmendeb Boğazı ve Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımının ve su yollarının güvenliğini tehdit eden bütün faaliyetlerin derhâl durdurulması gerektiğini vurguladı.