Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
TT

Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)

Sami İmara
“Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov” yalnızca içeriği ve yayınlanma zamanlaması nedeniyle değil, aynı zamanda yazar ile kitabın olaylarının etrafında döndüğü karakter arasındaki vizyon ve kaderlerin yakınlığı nedeniyle de çok önemli bir kitap.
Akademisyen Vitaly Naumkin, kitabın okuyucularına hitaben yaptığı konuşmada, “İki karakteri birbirine bağlayan birçok şey var. Birincisi 2010-2017 yılları arasında Rusya Federasyonu'nun Suudi Arabistan Krallığı Büyükelçisi olarak görev yapan yazar Oleg Ozerov, ikinci ana figür ise, 1924-1928 ve ardından 1936-1937 dönemlerinde Hicaz'daki Sovyet diplomatik misyonunun, ardından SSCB’nin Suudi Arabistan Krallığı'ndaki ilk Temsilcisi olan Karim Hakimov'dur” ifadelerini kullandı.
Kitapla ilgili olarak Rusya'nın başkentindeki siyasi ve diplomatik çevreler tarafından Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi tarafından özel bir toplantı düzenlendi.
Eski Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Akademi’nin mevcut Başkanı Alexander Yakovenko, kutlama toplantısında kısa fakat özlü bir açılış konuşması yaptı. Yakovenko, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Böyle kitaplar sadece Rus literatürünü zenginleştirmekle kalmaz; aksine, genç diplomatlar ve diplomatik çalışmanın sanatını anlamak isteyen herkes için yol gösterici bir kaynak olmaya daha yakın görünüyor”.
Yakovenko, konuşmasında ayrıca Suudi Arabistan'da yedi yıldan fazla zaman geçiren önde gelen Rus diplomatlardan biri olan Büyükelçi Oleg Ozerov'un, 1990 yılında iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasının ardından, Riyad'daki Sovyetler Birliği'nin ilk büyükelçisi olan meslektaşı Gennady Tarasov’dan aktardıkları üzerinde durdu. Tarasov, Prof. Dr. Vitaly Naumkin ve Büyükelçi Oleg Ozerov'un Suudi Arabistan hakkındaki kitaplarına atıfta bulunarak, “Bundan önce böyle bir literatür ortaya çıksaydı, Rus büyükelçilerinin strateji ve faaliyetleri daha kaliteli olurdu” ifadelerini kullanmıştı.
Bu bağlamda Yakovenko, mümkün olan değişikliğin ne mahiyette olabileceğini sordu. Büyükelçi Ozerov, kitabının ‘ev sahibi ülkedeki koşulları, değişiklikleri hesaba katma ihtiyacına ve sosyokültürel hayatta olayların neden olduğu dalgalanmanın yanı sıra kişisel ilişkilere güvenmenin önemine’ üstü kapalı bir şekilde değindiğini söyleyerek yanıt verdi. Ozerov, 1920’lerde Dışişleri Halk Komiseri (Bakan) Georgi Çiçerin ile birlikte Mekke’de Karim Hakimov tarafından düzenlenen konferansın önemini vurgulayarak tarihteki bazı olayları hatırlattı. 

Gerçekleştirilmemiş ortaklık  
Ozerov, Hakimov’un o dönemde yaptıklarını, eski Rusya Başbakanı Yevgeni Primakov, Tataristan Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev, ayrıca diğer Arap ve İslam ülkelerinin kuruluşuna katkıda bulunduğu ‘Rusya - İslam Dünyası' Stratejik Vizyon Grubu’nun 2006 yılından itibaren yaptıklarıyla ilişkilendirdi.
Oleg Ozerov, kitabının önsözünde 2011 yılının Eylül ayından bu yana eserinde Hakimov’un ülkesinin Suudi Arabistan büyükelçisi olarak çalışmaları ve Rusya’yı İslam İşbirliği Teşkilatı'ndaki temsil etme faaliyetlerine odaklandığını söyledi. Bunun sonucunda ‘tarihin bugünü etkilediği ve tarihi bilmemenin onu sorumluluktan kurtarmadığı’ kanısına vardığını ifade etti. Ozerov ayrıca tarihi görmezden gelmek ya da anlamamanın iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceğini ve diplomatların manevra alanının azaltacağına işaret etti.
Bu perspektiften kitap, Orta Rusya'da çoğunluğu Müslüman bir cumhuriyet olan Başkurdistan’ın evladı Karim Abdraufoviç Hakimov’un hayatındaki ‘bilinen ve bilinmeyen’ birçok konuyu ele alıyor. Bilgi, tecrübe ve yaşanmışlık bakımından oldukça zengin olan bu hayatın bilinen kanadında yazar, selefleri olan akademik, kültürel ve bilimsel çalışma erbaplarının yazdıklarını görmezden gelmedi. Yazarın selefleri arasında Gennadiy Gatilov, Gumerov, Damir  Hayretdinov Fve Kosach’ın yanısıra Suudi Arabistan’ın Tarihi adını verdiği kitabı 1986 yılında Moskova’daki et-Tekaddum Yayınevinden çıkan akademisyen Casey Vasiliev,  Eski Sovyet Yemen Büyükelçisi Oleg Peresıpkin ve 1926-2007 arasında Dünya Siyasetinde Suudi- Rus İlişkileri isimli kitabın yazarı Suudi Araştırmacı Macid et-Türki de bulunuyordu.  Yazar, elbette ki Akademisyen Vitaly Naumkin ve son kitabı ‘Gerçekleştirilmemiş Bir Ortaklık: Suudi Arabistan'da İki Dünya Savaşı Arasında Sovyet Diplomasisi’ne değinmeden geçmedi.

Karim Hakimov arşive göz atarken (Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov kitabından)
Büyükelçi Ozerov, bu bilimsel çalışmaların en önemlilerini gözden geçirirken, birçok kişinin Hakimov'u bugünün ve onun bilgilerinin bakış açısından değil, onunla yaşayan çağdaşlarının gözünden de tüm nitelikleri ve özellikleri hakkında bilgi edinmek istediği sonucuna vardı.
Oleg Ozerov da kitabına buradan başladı. Karim Hakimov’un çocukluk ve gençlik yıllarını mevcut belgeler ve literatür perspektifinden ayrıca hala hayatta olan yakın ve akrabalarının anılarını kullanarak anlattı. Ozerov, kitabında Müslüman Başkurdistan’ın evladı Hakimov’un 15 Kasım 1890 tarihinde şu anki başkent olan Ufa eyaletindeki Deuma Nehri kıyısındaki Dyusyanovo köyünde dünyaya geldiğini ifade etti. 
Yazar, Hakimov’un sosyal hayatı ve ailesinin ekonomik durumunu ele aldıktan sonra kitabında, Rus temsilcinin Tanrı arayışı hakkında bilgilere yer verdi.
Ozerov, Bolşeviklerin, o dönemin vatandaşlarının, bir gecede devrimci harekete dönüştüğü ve proletaryanın saflarına katılır katılmaz sloganlarını benimsedikleri yönünde söylediklerini tekrarlamanın yanlış olduğunu ifade etti. Yazar ayrıca Hakimov’un aynı inancı paylaştığı vatandaşlarından başlayarak Kur’an’daki hakikati aramak için bir yolculuğa çıktığını ardından da dini ilimleri öğrendikleri ‘medreseleri’ araştırdığını belirtti. Ozerov, İslam ve dini ilimlerle sınırlı olmayan bu bilgi ve ilim arayışının Birinci Dünya Savaşı patlak verene kadar Orta Asya bölgeleri arasında devam ettiğini ifade etti. Hakimov, aldığı eğitim ve kazandığı deneyimlerle onur sahibi siyasi bir figüre dönüşmeyi başardı. 1917 yılında meydana gelen ve birçok Müslüman’ın Ekim Sosyalist Devrimi’ni desteklemeye başladığı bir dönemde bile İslam ve dini mezhebinin sembolleri ile ilişkilerini sürdürebildi.
 Yazar, Hakimov'un kişiliğinde meydana gelen dönüşümleri, bir yandan din ile devrim arasında meydana gelen paradoks ve anlaşmazlıkları, diğer yandan devrim ve komünizm inancının etkisi altında meydana gelen psikolojik etkileşimleri, üçüncü bir açıdan İslam inancı ve imana bağlılığı ele alıyor. Yazar, kitabında Tanrı'ya inanmayan sosyal demokratlar ile tek tanrı inancına sahip olan Müslümanlar arasındaki örtük farklılıklar üzerinde duruyor. Ancak o dönemden sonra yaşanan olaylar Hakimov'u, dinler meselesinin yanısıra ulusal sorun ve buna dayalı kaderini tayin hakkı gibi iki temel konuyu en iyi bilenlerden biri olması nedeniyle Sosyal Demokratlar içinde devrimci ve siyasetçi saflarına yükseltti.

Lenin ve Stalin’in kamçısı
Bu durum onu, Lenin, Stalin ve Buharin de dahil olmak üzere, devrimci hareketin en büyük sembolleriyle mücadele edebileceği ayrıcalıklı bir konuma yükseltti. Hakimov çıktığı eğitim yolculuğunu Sibirya’nın batısındaki Tomsk şehrindeki bir okulda tamamlamayı başardı. Ardından Sosyalist devrimin zaferinden sonra devrim lideri Vladimir Lenin’in İslam ve komünizmi yakınlaştırma çabaları sırasında çok sayıda partisel ve siyasi pozisyon kazandı. Ozerov kitabında bu konuyla ilgili tartışmalar ve manevraların birçok detayına yer verdi. Söz konusu detaylar Hakimov'un ‘merkez’ adaylığını kazanarak Orta Asya'daki Türkistan'a müfettiş olarak gönderilmesi ve Doğu Cephesi'nin büyük askeri komutanı Farunze ile Taşkent'e seyahat etmesini de içeriyordu. Ozerov, Hakimov'un Farunze’den çok şey öğrendiğini ve hem partizan hem de siyasi düzeyde insan sarrafı olduğunu söyledi.
Yazarın Hakimov'un bu bölgenin tarihini ve bununla birlikte Bolşeviklerin ve Kızıl Ordu'nun muhaliflere karşı kazandığı zaferleri ele almaya önem vermesi bizim açımızdan dikkat çekici oldu. Ozerov başarı olarak nitelediği konularda, o bölgede edindiği bilgi birikimi ve tecrübelere dayanarak Hakimov’un rolüne vurgu yaptı.
Büyükelçi Oleg Ozerov, meydana gelen çatışmaların ve savaşların detaylarına yaptığı atıfta, 1919-1920 yıllarında Buhara Halk Sovyet Cumhuriyeti'nin ilanı ve bununla ilgili gelişmeler üzerinde durdu. Söz konusu gelişmelerden birinin de çok sayıda Özbek’in ‘muhalif eğilimleri’ nedeniyle Arap bölgelerine sürülmeleri olduğuna işaret etti. Suudi Arabistan Krallığı'nın kurucusu Kral Abdulaziz'in kurduğu otorite organları Orta Asya'dan gelen bu vatandaşların kendileri hakkında bilinen eğitim ve bilgiler doğrultusunda ülkeye yerleştirilmesiyle ile ilgilendi. Bu organlar arasında Dışişleri Bakanlığı da bulunuyordu. Bu kişiler, Cidde’de Sovyet Rusya ve ardından Sovyetler Birliği ile yakınlaşma karşıtları olarak ortaya çıktı. Daha sonraları Hakimov, Cidde’de çalıştığı dönemde bu trendlerle çatışacaktı.

İslam ve Komünizm Karışımı
Hakimov, Semerkant'ın temsilcisi, ardından Merkezi Yürütme Komitesi, yani hükümetin bir üyesi olarak seçilmesine kadar bu bölgedeki parti organizasyonlarında yer aldı. Dokuzuncu Merkez Yürütme Kurulu Kongresi, Türkistan Özerk Sovyet Cumhuriyeti'nin yeni anayasasını onayladı. Söz konusu anayasada, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri'nin 1924'te kuruluş ilanına kadar yürürlükte kalan Rusya Sovyet Federatif Cumhuriyeti ile karşılıklı ilişki alanları belirlenmişti.
Yazar kitabında, Hakimov’un politik yaşamı ve partide bulunduğu birçok faaliyeti oldukça ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Hakimov, bölge liderlerinin önde gelen bir üyesi, çoğunlukla liderlik görevlerinde şahit olduğu tüm olay ve çatışmaların birincil katılımcısı, Buhara Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri, orada Rusya Federasyonu'nun bir temsilcisi oldu. Bu, dış politika düzeyindeki ilk diplomatik göreviydi. Bu nedenle, özellikle Buhara Cumhuriyeti'nin bölünmesi sırasında Afganistan'la yaşanan çatışmalar göz önünde bulundurulduğunda, imtihanlarından en iyisini burada verdi.
Bütün bunların ışığında, Moskova'daki Sovyet liderliği, Hakimov'un, Buhara'dan tayin edilmesi zamanının fazlasıyla uygun hale geldiğini düşünmesinin ardından SSCB’nin 26 Şubat 1921'de İran'la imzaladığı antlaşmanın şartlarının uygulanmasını takip etmek üzere 15 Eylül 1921'de İran Başkonsolosu atanmasına karar verdi. Ancak yazar Oleg Ozerov, Hakimov için bir sonraki pozisyonun belirlenmesi konusunda Rus başkentinde yapılan görüşmelerin ayrıntılarını sıralarken, Tatar araştırmacısı Rashid Shakrov, o sırada Hakimov'un diplomatik örtü altında KGB bünyesinde çalışmak üzere görevlendirilmesinin düşünüldüğünü söyledi. Ancak kısa süre sonra bu bilginin kaynağına sahip olmadığını söyleyerek düzeltti.
Yazar, verdiği tüm ciddi bilgilere ve bütünüyle Hakimov'un uluslararası ilişkilerle ilgilenen bir devlet adamı olarak faaliyetine odaklanmış olmasına rağmen, kişisel yaşamına da atıfta bulunmayı ihmal etmedi. Hatice Ainuddin Nogaeva ile yaptığı evlilik meselesine de değine Ozerov, Hakimov’un eşinin sanatsal performanslarını sergilemek için gelen bir grup sanatçının Türkistan'ı ziyareti sırasında tanıştığı Tatar köylü bir aileden olduğunu söyledi. 1921 yılının Haziran ayında yaptıkları evliliğin Şamil (Shamil) adını verdikleri bir oğlan çocuğuyla taçlandığını ifade etti. Ozerov, dans edip şarkı söyleyebilen Tatar bir kadınla evlenme fikrinden hoşlanan devlet adamı Karim Hakimov'un sanatsal romantik doğasına atıfta bulundu. Annesinin bu özelliklerinin daha sonra 1927 yılında doğan kızları Flora’ya miras kaldığını ifade etti. Neden olmasın? Hakimov’un kendisi de sanata eğilimliydi. Rusya'nın merkezindeki Orenburg'daki faaliyeti sırasında bir sanat grubuna katılmıştı.
Arap dönemi
Oleg Ozerov, Karim Hakimov'un biyografisinde;  Alexei Vasiliev, Vitaly Naumkin ve Moskova'daki ve büyük Rus şehirlerindeki bilim camiasının diğer önde gelen yıldızlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda Rus ve Sovyet araştırmacı, akademisyenin kitaplarında birçok ayrıntı bulduğunu söylediği Arap dönemini anlatıyor. Yazar, bu kitaplar ve bilimsel çalışmaların birçoğunun, Hakimov'un 1924-1926 ve 1936-1937 dönemlerinde Suudi Arabistan'da ikamet ettiği ve çalıştığı yıllarda Rusya Dışişleri Bakanlığı arşivlerine ve Hakimov'un bu bakanlık liderleriyle yazışmalarına dayanan faaliyetleriyle ilgilendiğine dikkat çekiyor.
Ozerov, ‘Rusya’nın Ortadoğu’ya İlgisinin Kaynakları’ başlığı altında, vaftizinden ve Hristiyanlığa girişinden bu yana Moskova Emirliği’nin ve ardından Rus İmparatorluğu’nun ilgisinin tarihini, Kudüs’teki Kutsal Topraklar’a hac kervanlarıyla ve 1854’deki Kırım Savaşı’na kadar geçen yüzyıllar boyunca devam eden olayları ele aldı. Bu ayrıca Saint Petersburg Üniversitesi'nde Oryantalizm Fakültesi'nin kurulduğu tarihtir. Yazar, 1840'ta El-Ezher'den Rusya'ya gelen Şeyh İyad et-Tantavi'nin Arapça öğretimine katkılarını hatırlattı. Ayrıca Ortadoğu ve Hicaz bölgesindeki kutsal toprakları ile birçok yakınlaşma kaydeden olaylardan da bahsetti.
Ozerov, Rus İmparatorluğu’nun, bu kitabın ana karakteri ve odak noktası Karim Hakimov'un daha sonra gönderildiği Arap Yarımadası'ndaki ilk konsolosluğunu 1891'de açarak, ülkesindeki Müslümanların Kutsal Topraklarda Mekke ve Medine'deki hac kervanlarını kısa sürede güçlendirdi.

Lenin’in Sykes-Picot anlaşmalarına ilişkin tutumu
Belki de Lenin’in 25 Ekim 1917’de Ekim Sosyalist Devrimi’nin lideri olması kaderin bir güzel tesadüfüydü. Lenin, aynı yılın aralık ayında İzvestia gazetesinde, Sykes-Picot anlaşmalarını kınadığını ve Çarlık hükümeti tarafından akdedilen tüm anlaşmaları feshettiğini yazarak bu bölgeye olan ilgisini ortaya koymuştu. Bu Şerif Hüseyin’in Sovyet otoritesiyle temaslara geçmesine neden olmuştu. Bu durum Britanya’nın yanıt verilmesi için aceleci davranmasına yol açtı. 4 Ocak 1918’te Kahire’deki İngiliz istihbarat temsilcisi tarafından İngiliz hükümeti adına Hicaz Kralı’na, Londra’nın birleşik bir Arap devletinin kurulmasını desteklemeye hazır olduğunu belirttiği bir muhtıra gönderilmişti. Şerif Hüseyin ise hareket temsilcileriyle görüşmelerin başlatılması çağrısında bulunmuştu.
Yazara göre, o andan itibaren, yeni Sovyet Rusyası, Arapların da planlarından vazgeçmek istememesi ışığında Ortadoğu'da hareket özgürlüğünü garanti eden kartlara sahip olduğunu düşündü. Hatta İngilizlerin emri ile henüz kurulmamış Arap Devleti adına Siyonistlerle görüşmelere bile girdiler. Faysal bin Şerif Hüseyin ile Siyonist hareketin lideri Haim Weizmann arasında, 3 Ocak 1919’da Arap Devleti ve Filistin’in tüm ilişkilerinde ve aldıkları önlemlerde anlayış ve iyi niyeti dikkate almalarını şart koşan bir anlaşma imzalandı. Bu amaçla iki Arap ve Yahudi temsilciliği açılarak akredite edildi. ( Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, Moskova 2020, s.148)
Araplar ve Sovyetler arasındaki ilişkinin tarihinin, özellikle Sovyet - Suudi ilişkilerinin Georgi Çiçerin başkanlığındaki Sovyetler Birliği delegasyonunun liderlik ettiği 1922-1923 Lozan Konferansı’na; Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’dan birçok Arap örgütü ve hareketinin temsilcilerinin katılmasıyla başladığını belirten yazar, Arap delegelerinin, Batı ülkelerinin Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Arap ülkelerine vaat ettikleri bağımsızlıkları vermelerini sağlamak için birçok görüşme yaptıklarını söyledi.

Hakimov ile Cidde’deki diplomatik görevliler  yıl 1924 ( Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov adlı kitaptan)
Ozerov ayrıca, Cidde’de bir Sovyet konsolosluğu açma fikrinin bu konferansın çalışmaları sırasında ortaya çıktığını ifade ediyor. Churchill, Moskova'ya gönderdiği mektupta, “Bu, Cidde'nin Mekke'ye yakın olması ve Sovyet konsolosunun İslam dünyasının kalbinde yer alacak olması hasebiyle bizimle ilişki kurmaktan kaçınan tüm ülkelerin temsilcileriyle yakınlaşma için bir fırsat bulmayı sağlayacağı anlamına gelir. Ayrıca İslam dünyasının kalbinde uygun bir isme sahip olmamız gerek" ifadelerini kullanarak bu konsolosluğu açma fikrini sunmuştu.  (Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, s.150)

Arapların İlk Sovyet Komiseri
Bolşevik Parti Politbürosu’nun iki haftadan daha kısa bir süre içinde buradaki jeopolitik varlığın güçlendirilmesi perspektifinden bu bölgeyle resmi ilişkiler kurma konusunda aldığı hızlı kararın nedeni de buydu. 18 Ocak 1923 tarihinde Hicaz’daki siyasi misyonunun üyelerinin siyasi komiser, sekreter, Arapça ve Türkçe tercüman, matbaa çalışanı, muhabir ve nöbetçi olmak üzere altı kişiden oluştuğu onaylandı. 

Arap kıyafetleri içinde Hakimov ( Karim Hakimov’un Biyografisi adlı kitaptan)
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Moskova, bölgedeki ilk diplomatik  görevi için en  uygun konumu arama seçenekleri ile karşı karşıya kaldı. Tam diplomatik temsil çerçevesinde olmamanın ve konsoloslukla yetinmenin daha iyi olacağını düşünüldü. 27 Kasım 1923'te konsolosluğun karargahı olarak Cidde seçildi. Cidde söz konusu dönemde hakkında ‘daha aktif ve etki alanlarını genişletmeye kararlı olsa da, çok fazla gizemli bir karaktere sahip’ ifadeleri kullanılan Prens Abdulaziz bin Suud'un başkanlığındaki Necd Emirliği'ne bağlı bulunuyordu. (s.150)
Karim Hakimov’un  Moskova’nın İslam ve Komünizm arasındaki bağlantı üzerine yapmış olduğu plandan dolayı Arap Yarımadası’ndaki İslami kökenli ilk Sovyet komiseri olmasına seçimle karar verildi. Ancak faaliyete geçirilemedi. Bu görevlendirme pratikte Hakimov’un Moskova’ya çağrılmasıyla sona erdi. Hapis cezasına çarptırılan Hakimov, 1938 yılının Ocak ayında casusluk yaptığı suçlamasıyla idam edildi.
Bu, Moskova’dan gelebilecek başka araştırmalarla ele alınabilecek, birçok ayrıntıyla iç içe geçmiş durumda olan çok karmaşık bir hikaye... 



Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu: Krallık, güvenliğini korumak için gerekli tüm adımları atmaktan çekinmeyecek

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, Salı günü Cidde’de Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA / WAM)
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, Salı günü Cidde’de Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA / WAM)
TT

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu: Krallık, güvenliğini korumak için gerekli tüm adımları atmaktan çekinmeyecek

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, Salı günü Cidde’de Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA / WAM)
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, Salı günü Cidde’de Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA / WAM)

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, Krallığın güvenliğini, istikrarını ve vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğini korumak için gerekli her türlü tedbiri almaktan asla geri durmayacağını bir kez daha vurguladı. Kurul, bu çerçevede silahlı kuvvetlerin vatanı savunma ve kazanımlarını koruma konusundaki yüksek kapasitesini de takdir etti.

Salı günü Cidde’de Kral Selman bin Abdülaziz’in başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin İçişleri Bakanlarının Riyad’da gerçekleştirilen olağanüstü toplantısının sonuçlarına destek verdi. Toplantıda, Körfez güvenliğinin bölünmez bir bütün olduğu vurgulanmış ve bölgedeki mevcut zorluklar ve gelişmelerle mücadele için ortak koordinasyonun artırılmasının önemi dile getirilmişti.

dfvgbr
Konsey, Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri’nin vatanı savunma ve ülkenin kazanımlarını ve kaynaklarını koruma konusundaki yüksek kapasitesini takdir etti (SPA)

Toplantının başında Bakanlar Kurulu, bu yılki 1447 Hac sezonuna yönelik hazırlık planlarının uygulanmasını ve “Hizmet Yolcuları Programı” kapsamında devlet kurumları arasında sağlanan entegrasyon ve koordinasyonu değerlendirdi. Hacıların hizmetine sunulan insanî, teknik ve organizasyonel imkânların geliştirilmesiyle Mekke, kutsal bölgeler ve Medine’de operasyonel hazırlık seviyesinin yükseltildiği ve ziyaretçilere en yüksek konforun sağlanmasının hedeflendiği belirtildi.

Kurul, İçişleri Bakanlığı ve diğer devlet kurumlarının çabalarını ve Hac Yüksek Komitesi’nin denetimini takdir ederek, “Mekke Yolu” girişiminin sekizinci yılında da devam ettiğini ve bugüne kadar 10 ülkede 17 uluslararası noktadan 1,2 milyondan fazla hacının bu hizmetten yararlandığını açıkladı.

Bakanlar Kurulu ayrıca Suudi Veliaht Prensi ve Başbakan Muhammed bin Selman’ın, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinin içeriğini de değerlendirdi. Görüşmelerde ikili iş birliği ve bölgesel gelişmeler ile bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik uluslararası çabalar ele alındı.

thyj
Konsey, Hac Yüksek Komitesi’nin gözetimiyle birlikte İçişleri Bakanlığı ve diğer devlet kurumlarının, hacıların gelişini kolaylaştırmaya yönelik çabalarını takdir etti (SPA)

Kurul, Suudi Arabistan–İspanya Stratejik Ortaklık Konseyi’nin kurulmasının, iki dost ülke arasındaki ilişkileri güçlendirecek ve ekonomik ile yatırım alanlarında somut sonuçlar doğuracak yeni bir aşama olduğunu ifade etti.

Yurt içi gündemde ise Riyad Metrosu’nun ana istasyonlarının tam olarak işletmeye alınması, kentsel ulaşım altyapısının gelişiminde önemli bir ilerleme olarak değerlendirildi. Bu gelişmenin yaşam kalitesini artırma, ulaşım seçeneklerini çeşitlendirme ve toplu taşımayı teşvik etme hedefleriyle uyumlu olduğu vurgulandı.

Enformasyon Bakanı Selman ed-Dusari, Suudi Arabistanlı öğrenci ve öğrencilerin Uluslararası Bilim ve Mühendislik Fuarı’nda (ISEF 2026) 24 ödül kazanmasını da Bakanlar Kurulu’nun takdir ettiğini açıkladı.

Kurul ayrıca gündemindeki diğer konuları, Şura Konseyi ile ortak incelenen dosyaları ve Siyasi ve Güvenlik İşleri, Ekonomik İşler ve Kalkınma İşleri komiteleri ile Bakanlar Kurulu Genel Komitesi ve Uzmanlar Heyeti’nin önerilerini değerlendirdi.

Toplantıda ayrıca şu kararlar alındı:

  • İçişleri Bakanı veya yetkilendireceği kişinin, Malezya ile sivil savunma ve sivil koruma alanında iş birliği mutabakatı için müzakereler yürütmesi ve imzalaması onaylandı.
  • Suudi Arabistan ile Kuveyt arasında ihracatın geliştirilmesine yönelik mutabakat zaptı onaylandı.
  • Kültür Bakanı’nın Fas Ulusal Müzeler Vakfı ile müzeler alanında iş birliği için mutabakat görüşmeleri yürütmesi yetkilendirildi.
  • Maliye Bakanı’nın Cibuti ve Hindistan ile gümrük konularında karşılıklı iş birliği anlaşmalarını imzalaması onaylandı.
  • Kral Selman Küresel Arap Dili Akademisi’nin Tunus tarafı ile Arap dili alanında iş birliği mutabakatı için yetkilendirilmesi kabul edildi.
  • Körfez İşbirliği Konseyi’nin Bahreyn’deki 46. zirvesinde kabul edilen Körfez demiryolu projesi kararının uygulanması onaylandı.
  • Suudi Arabistan ile Tayland Adalet Bakanlıkları arasında hukuki ve adli iş birliği mutabakatı onaylandı.
  • Suudi Sivil Havacılık Genel Otoritesi ile Cibuti Sivil Havacılık Otoritesi arasında havacılık alanında iş birliği mutabakatı kabul edildi.
  • Suudi Arabistan Fikri Mülkiyet Kurumu ile Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü arasında iş hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik iş birliği anlaşması onaylandı.
  • İhbarcılar, tanıklar, uzmanlar ve mağdurların korunmasına ilişkin yönetmelik yürürlüğe alındı.
  • Su arıtma tesislerine ilişkin düzenleyici yapıda değişiklik yapıldı.

Suudi Arabistan-Kuveyt arasında bölgesel gelişmeler konusunda koordinasyon

Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'da gerçekleşen görüşmede Şeyh Cerrah Câbir el-Ahmed el-Sabah'ı kabul etti (Arşiv- Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'da gerçekleşen görüşmede Şeyh Cerrah Câbir el-Ahmed el-Sabah'ı kabul etti (Arşiv- Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-Kuveyt arasında bölgesel gelişmeler konusunda koordinasyon

Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'da gerçekleşen görüşmede Şeyh Cerrah Câbir el-Ahmed el-Sabah'ı kabul etti (Arşiv- Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'da gerçekleşen görüşmede Şeyh Cerrah Câbir el-Ahmed el-Sabah'ı kabul etti (Arşiv- Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah, Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed es-Sabah'la telefonda görüştü. Görüşmede, bölgedeki son gelişmeler ile bu gelişmelere yönelik koordinasyon ve çözüm yolları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada; görüşmede bölgesel güncel konuların yanı sıra, ortak ilgi alanına giren meselelerde Riyad ve Kuveyt arasında süregelen koordinasyon çerçevesinde, güvenlik ve istikrarı artırmayı amaçlayan ortak çabaların masaya yatırıldığı belirtildi.

Cabir el-Ahmed es-Sabah'ın aramasıyla gerçekleşen bu  telefon görüşmesi, bölgedeki güvenlik ve siyasi gelişmeleri takip etmek ve bölgesel zorluklar karşısında ortak iş birliğini güçlendirmek amacıyla Körfez düzeyinde yürütülen kararlı diplomatik hareketliliğin devamı olarak gerçekleşti.


Irak'tan fırlatılan İHA'larla Suudi Arabistan'ı hedef alma girişimi geniş çapta kınandı

Bağdat yönetimi "endişeli" olduğunu belirterek soruşturma başlattı, (SPA)
Bağdat yönetimi "endişeli" olduğunu belirterek soruşturma başlattı, (SPA)
TT

Irak'tan fırlatılan İHA'larla Suudi Arabistan'ı hedef alma girişimi geniş çapta kınandı

Bağdat yönetimi "endişeli" olduğunu belirterek soruşturma başlattı, (SPA)
Bağdat yönetimi "endişeli" olduğunu belirterek soruşturma başlattı, (SPA)

Suudi Arabistan'ı Irak hava sahasından gelen insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alma girişimine karşı Körfez, Arap ve İslam dünyasından kınama mesajları yağarken, krallıkla tam dayanışma içinde olunduğu vurgulandı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Suudi Arabistan'ın güvenliğinin "Körfez ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçası" olduğunu vurgulayarak, hayati tesislerin ve altyapıyı tehdit eden "gerilimi artırma yaklaşımının" sürdürülmesine karşı uyarıda bulundu. Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Umman Sultanlığı, Mısır, Ürdün, Dünya İslam Birliği (Rabıta) ve Arap Parlamentosu da saldırı girişimini şiddetle kınayarak, bunu "kabul edilemez bir saldırı, krallığın egemenliğinin ihlali, kendi güvenliğine ve bölge güvenliğine yönelik bir tehdit" olarak nitelendirdi.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, pazar akşamı Irak hava sahasından gelen 3 İHA’nın imha edildiğini açıklamış; krallığın doğru zamanda ve doğru yerde karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu vurgulamıştı.

Diğer taraftan Irak, Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu gelişmelere ilişkin derin endişesini dile getirdi. "Kardeş ülkelerin herhangi bir saldırıya maruz kalmasını reddeden" duruşunu yineleyen Irak yönetimi, yetkili makamların olayla ilgili soruşturma başlattığını belirtti.