Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
TT

Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)

Sami İmara
“Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov” yalnızca içeriği ve yayınlanma zamanlaması nedeniyle değil, aynı zamanda yazar ile kitabın olaylarının etrafında döndüğü karakter arasındaki vizyon ve kaderlerin yakınlığı nedeniyle de çok önemli bir kitap.
Akademisyen Vitaly Naumkin, kitabın okuyucularına hitaben yaptığı konuşmada, “İki karakteri birbirine bağlayan birçok şey var. Birincisi 2010-2017 yılları arasında Rusya Federasyonu'nun Suudi Arabistan Krallığı Büyükelçisi olarak görev yapan yazar Oleg Ozerov, ikinci ana figür ise, 1924-1928 ve ardından 1936-1937 dönemlerinde Hicaz'daki Sovyet diplomatik misyonunun, ardından SSCB’nin Suudi Arabistan Krallığı'ndaki ilk Temsilcisi olan Karim Hakimov'dur” ifadelerini kullandı.
Kitapla ilgili olarak Rusya'nın başkentindeki siyasi ve diplomatik çevreler tarafından Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi tarafından özel bir toplantı düzenlendi.
Eski Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Akademi’nin mevcut Başkanı Alexander Yakovenko, kutlama toplantısında kısa fakat özlü bir açılış konuşması yaptı. Yakovenko, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Böyle kitaplar sadece Rus literatürünü zenginleştirmekle kalmaz; aksine, genç diplomatlar ve diplomatik çalışmanın sanatını anlamak isteyen herkes için yol gösterici bir kaynak olmaya daha yakın görünüyor”.
Yakovenko, konuşmasında ayrıca Suudi Arabistan'da yedi yıldan fazla zaman geçiren önde gelen Rus diplomatlardan biri olan Büyükelçi Oleg Ozerov'un, 1990 yılında iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasının ardından, Riyad'daki Sovyetler Birliği'nin ilk büyükelçisi olan meslektaşı Gennady Tarasov’dan aktardıkları üzerinde durdu. Tarasov, Prof. Dr. Vitaly Naumkin ve Büyükelçi Oleg Ozerov'un Suudi Arabistan hakkındaki kitaplarına atıfta bulunarak, “Bundan önce böyle bir literatür ortaya çıksaydı, Rus büyükelçilerinin strateji ve faaliyetleri daha kaliteli olurdu” ifadelerini kullanmıştı.
Bu bağlamda Yakovenko, mümkün olan değişikliğin ne mahiyette olabileceğini sordu. Büyükelçi Ozerov, kitabının ‘ev sahibi ülkedeki koşulları, değişiklikleri hesaba katma ihtiyacına ve sosyokültürel hayatta olayların neden olduğu dalgalanmanın yanı sıra kişisel ilişkilere güvenmenin önemine’ üstü kapalı bir şekilde değindiğini söyleyerek yanıt verdi. Ozerov, 1920’lerde Dışişleri Halk Komiseri (Bakan) Georgi Çiçerin ile birlikte Mekke’de Karim Hakimov tarafından düzenlenen konferansın önemini vurgulayarak tarihteki bazı olayları hatırlattı. 

Gerçekleştirilmemiş ortaklık  
Ozerov, Hakimov’un o dönemde yaptıklarını, eski Rusya Başbakanı Yevgeni Primakov, Tataristan Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev, ayrıca diğer Arap ve İslam ülkelerinin kuruluşuna katkıda bulunduğu ‘Rusya - İslam Dünyası' Stratejik Vizyon Grubu’nun 2006 yılından itibaren yaptıklarıyla ilişkilendirdi.
Oleg Ozerov, kitabının önsözünde 2011 yılının Eylül ayından bu yana eserinde Hakimov’un ülkesinin Suudi Arabistan büyükelçisi olarak çalışmaları ve Rusya’yı İslam İşbirliği Teşkilatı'ndaki temsil etme faaliyetlerine odaklandığını söyledi. Bunun sonucunda ‘tarihin bugünü etkilediği ve tarihi bilmemenin onu sorumluluktan kurtarmadığı’ kanısına vardığını ifade etti. Ozerov ayrıca tarihi görmezden gelmek ya da anlamamanın iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceğini ve diplomatların manevra alanının azaltacağına işaret etti.
Bu perspektiften kitap, Orta Rusya'da çoğunluğu Müslüman bir cumhuriyet olan Başkurdistan’ın evladı Karim Abdraufoviç Hakimov’un hayatındaki ‘bilinen ve bilinmeyen’ birçok konuyu ele alıyor. Bilgi, tecrübe ve yaşanmışlık bakımından oldukça zengin olan bu hayatın bilinen kanadında yazar, selefleri olan akademik, kültürel ve bilimsel çalışma erbaplarının yazdıklarını görmezden gelmedi. Yazarın selefleri arasında Gennadiy Gatilov, Gumerov, Damir  Hayretdinov Fve Kosach’ın yanısıra Suudi Arabistan’ın Tarihi adını verdiği kitabı 1986 yılında Moskova’daki et-Tekaddum Yayınevinden çıkan akademisyen Casey Vasiliev,  Eski Sovyet Yemen Büyükelçisi Oleg Peresıpkin ve 1926-2007 arasında Dünya Siyasetinde Suudi- Rus İlişkileri isimli kitabın yazarı Suudi Araştırmacı Macid et-Türki de bulunuyordu.  Yazar, elbette ki Akademisyen Vitaly Naumkin ve son kitabı ‘Gerçekleştirilmemiş Bir Ortaklık: Suudi Arabistan'da İki Dünya Savaşı Arasında Sovyet Diplomasisi’ne değinmeden geçmedi.

Karim Hakimov arşive göz atarken (Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov kitabından)
Büyükelçi Ozerov, bu bilimsel çalışmaların en önemlilerini gözden geçirirken, birçok kişinin Hakimov'u bugünün ve onun bilgilerinin bakış açısından değil, onunla yaşayan çağdaşlarının gözünden de tüm nitelikleri ve özellikleri hakkında bilgi edinmek istediği sonucuna vardı.
Oleg Ozerov da kitabına buradan başladı. Karim Hakimov’un çocukluk ve gençlik yıllarını mevcut belgeler ve literatür perspektifinden ayrıca hala hayatta olan yakın ve akrabalarının anılarını kullanarak anlattı. Ozerov, kitabında Müslüman Başkurdistan’ın evladı Hakimov’un 15 Kasım 1890 tarihinde şu anki başkent olan Ufa eyaletindeki Deuma Nehri kıyısındaki Dyusyanovo köyünde dünyaya geldiğini ifade etti. 
Yazar, Hakimov’un sosyal hayatı ve ailesinin ekonomik durumunu ele aldıktan sonra kitabında, Rus temsilcinin Tanrı arayışı hakkında bilgilere yer verdi.
Ozerov, Bolşeviklerin, o dönemin vatandaşlarının, bir gecede devrimci harekete dönüştüğü ve proletaryanın saflarına katılır katılmaz sloganlarını benimsedikleri yönünde söylediklerini tekrarlamanın yanlış olduğunu ifade etti. Yazar ayrıca Hakimov’un aynı inancı paylaştığı vatandaşlarından başlayarak Kur’an’daki hakikati aramak için bir yolculuğa çıktığını ardından da dini ilimleri öğrendikleri ‘medreseleri’ araştırdığını belirtti. Ozerov, İslam ve dini ilimlerle sınırlı olmayan bu bilgi ve ilim arayışının Birinci Dünya Savaşı patlak verene kadar Orta Asya bölgeleri arasında devam ettiğini ifade etti. Hakimov, aldığı eğitim ve kazandığı deneyimlerle onur sahibi siyasi bir figüre dönüşmeyi başardı. 1917 yılında meydana gelen ve birçok Müslüman’ın Ekim Sosyalist Devrimi’ni desteklemeye başladığı bir dönemde bile İslam ve dini mezhebinin sembolleri ile ilişkilerini sürdürebildi.
 Yazar, Hakimov'un kişiliğinde meydana gelen dönüşümleri, bir yandan din ile devrim arasında meydana gelen paradoks ve anlaşmazlıkları, diğer yandan devrim ve komünizm inancının etkisi altında meydana gelen psikolojik etkileşimleri, üçüncü bir açıdan İslam inancı ve imana bağlılığı ele alıyor. Yazar, kitabında Tanrı'ya inanmayan sosyal demokratlar ile tek tanrı inancına sahip olan Müslümanlar arasındaki örtük farklılıklar üzerinde duruyor. Ancak o dönemden sonra yaşanan olaylar Hakimov'u, dinler meselesinin yanısıra ulusal sorun ve buna dayalı kaderini tayin hakkı gibi iki temel konuyu en iyi bilenlerden biri olması nedeniyle Sosyal Demokratlar içinde devrimci ve siyasetçi saflarına yükseltti.

Lenin ve Stalin’in kamçısı
Bu durum onu, Lenin, Stalin ve Buharin de dahil olmak üzere, devrimci hareketin en büyük sembolleriyle mücadele edebileceği ayrıcalıklı bir konuma yükseltti. Hakimov çıktığı eğitim yolculuğunu Sibirya’nın batısındaki Tomsk şehrindeki bir okulda tamamlamayı başardı. Ardından Sosyalist devrimin zaferinden sonra devrim lideri Vladimir Lenin’in İslam ve komünizmi yakınlaştırma çabaları sırasında çok sayıda partisel ve siyasi pozisyon kazandı. Ozerov kitabında bu konuyla ilgili tartışmalar ve manevraların birçok detayına yer verdi. Söz konusu detaylar Hakimov'un ‘merkez’ adaylığını kazanarak Orta Asya'daki Türkistan'a müfettiş olarak gönderilmesi ve Doğu Cephesi'nin büyük askeri komutanı Farunze ile Taşkent'e seyahat etmesini de içeriyordu. Ozerov, Hakimov'un Farunze’den çok şey öğrendiğini ve hem partizan hem de siyasi düzeyde insan sarrafı olduğunu söyledi.
Yazarın Hakimov'un bu bölgenin tarihini ve bununla birlikte Bolşeviklerin ve Kızıl Ordu'nun muhaliflere karşı kazandığı zaferleri ele almaya önem vermesi bizim açımızdan dikkat çekici oldu. Ozerov başarı olarak nitelediği konularda, o bölgede edindiği bilgi birikimi ve tecrübelere dayanarak Hakimov’un rolüne vurgu yaptı.
Büyükelçi Oleg Ozerov, meydana gelen çatışmaların ve savaşların detaylarına yaptığı atıfta, 1919-1920 yıllarında Buhara Halk Sovyet Cumhuriyeti'nin ilanı ve bununla ilgili gelişmeler üzerinde durdu. Söz konusu gelişmelerden birinin de çok sayıda Özbek’in ‘muhalif eğilimleri’ nedeniyle Arap bölgelerine sürülmeleri olduğuna işaret etti. Suudi Arabistan Krallığı'nın kurucusu Kral Abdulaziz'in kurduğu otorite organları Orta Asya'dan gelen bu vatandaşların kendileri hakkında bilinen eğitim ve bilgiler doğrultusunda ülkeye yerleştirilmesiyle ile ilgilendi. Bu organlar arasında Dışişleri Bakanlığı da bulunuyordu. Bu kişiler, Cidde’de Sovyet Rusya ve ardından Sovyetler Birliği ile yakınlaşma karşıtları olarak ortaya çıktı. Daha sonraları Hakimov, Cidde’de çalıştığı dönemde bu trendlerle çatışacaktı.

İslam ve Komünizm Karışımı
Hakimov, Semerkant'ın temsilcisi, ardından Merkezi Yürütme Komitesi, yani hükümetin bir üyesi olarak seçilmesine kadar bu bölgedeki parti organizasyonlarında yer aldı. Dokuzuncu Merkez Yürütme Kurulu Kongresi, Türkistan Özerk Sovyet Cumhuriyeti'nin yeni anayasasını onayladı. Söz konusu anayasada, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri'nin 1924'te kuruluş ilanına kadar yürürlükte kalan Rusya Sovyet Federatif Cumhuriyeti ile karşılıklı ilişki alanları belirlenmişti.
Yazar kitabında, Hakimov’un politik yaşamı ve partide bulunduğu birçok faaliyeti oldukça ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Hakimov, bölge liderlerinin önde gelen bir üyesi, çoğunlukla liderlik görevlerinde şahit olduğu tüm olay ve çatışmaların birincil katılımcısı, Buhara Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri, orada Rusya Federasyonu'nun bir temsilcisi oldu. Bu, dış politika düzeyindeki ilk diplomatik göreviydi. Bu nedenle, özellikle Buhara Cumhuriyeti'nin bölünmesi sırasında Afganistan'la yaşanan çatışmalar göz önünde bulundurulduğunda, imtihanlarından en iyisini burada verdi.
Bütün bunların ışığında, Moskova'daki Sovyet liderliği, Hakimov'un, Buhara'dan tayin edilmesi zamanının fazlasıyla uygun hale geldiğini düşünmesinin ardından SSCB’nin 26 Şubat 1921'de İran'la imzaladığı antlaşmanın şartlarının uygulanmasını takip etmek üzere 15 Eylül 1921'de İran Başkonsolosu atanmasına karar verdi. Ancak yazar Oleg Ozerov, Hakimov için bir sonraki pozisyonun belirlenmesi konusunda Rus başkentinde yapılan görüşmelerin ayrıntılarını sıralarken, Tatar araştırmacısı Rashid Shakrov, o sırada Hakimov'un diplomatik örtü altında KGB bünyesinde çalışmak üzere görevlendirilmesinin düşünüldüğünü söyledi. Ancak kısa süre sonra bu bilginin kaynağına sahip olmadığını söyleyerek düzeltti.
Yazar, verdiği tüm ciddi bilgilere ve bütünüyle Hakimov'un uluslararası ilişkilerle ilgilenen bir devlet adamı olarak faaliyetine odaklanmış olmasına rağmen, kişisel yaşamına da atıfta bulunmayı ihmal etmedi. Hatice Ainuddin Nogaeva ile yaptığı evlilik meselesine de değine Ozerov, Hakimov’un eşinin sanatsal performanslarını sergilemek için gelen bir grup sanatçının Türkistan'ı ziyareti sırasında tanıştığı Tatar köylü bir aileden olduğunu söyledi. 1921 yılının Haziran ayında yaptıkları evliliğin Şamil (Shamil) adını verdikleri bir oğlan çocuğuyla taçlandığını ifade etti. Ozerov, dans edip şarkı söyleyebilen Tatar bir kadınla evlenme fikrinden hoşlanan devlet adamı Karim Hakimov'un sanatsal romantik doğasına atıfta bulundu. Annesinin bu özelliklerinin daha sonra 1927 yılında doğan kızları Flora’ya miras kaldığını ifade etti. Neden olmasın? Hakimov’un kendisi de sanata eğilimliydi. Rusya'nın merkezindeki Orenburg'daki faaliyeti sırasında bir sanat grubuna katılmıştı.
Arap dönemi
Oleg Ozerov, Karim Hakimov'un biyografisinde;  Alexei Vasiliev, Vitaly Naumkin ve Moskova'daki ve büyük Rus şehirlerindeki bilim camiasının diğer önde gelen yıldızlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda Rus ve Sovyet araştırmacı, akademisyenin kitaplarında birçok ayrıntı bulduğunu söylediği Arap dönemini anlatıyor. Yazar, bu kitaplar ve bilimsel çalışmaların birçoğunun, Hakimov'un 1924-1926 ve 1936-1937 dönemlerinde Suudi Arabistan'da ikamet ettiği ve çalıştığı yıllarda Rusya Dışişleri Bakanlığı arşivlerine ve Hakimov'un bu bakanlık liderleriyle yazışmalarına dayanan faaliyetleriyle ilgilendiğine dikkat çekiyor.
Ozerov, ‘Rusya’nın Ortadoğu’ya İlgisinin Kaynakları’ başlığı altında, vaftizinden ve Hristiyanlığa girişinden bu yana Moskova Emirliği’nin ve ardından Rus İmparatorluğu’nun ilgisinin tarihini, Kudüs’teki Kutsal Topraklar’a hac kervanlarıyla ve 1854’deki Kırım Savaşı’na kadar geçen yüzyıllar boyunca devam eden olayları ele aldı. Bu ayrıca Saint Petersburg Üniversitesi'nde Oryantalizm Fakültesi'nin kurulduğu tarihtir. Yazar, 1840'ta El-Ezher'den Rusya'ya gelen Şeyh İyad et-Tantavi'nin Arapça öğretimine katkılarını hatırlattı. Ayrıca Ortadoğu ve Hicaz bölgesindeki kutsal toprakları ile birçok yakınlaşma kaydeden olaylardan da bahsetti.
Ozerov, Rus İmparatorluğu’nun, bu kitabın ana karakteri ve odak noktası Karim Hakimov'un daha sonra gönderildiği Arap Yarımadası'ndaki ilk konsolosluğunu 1891'de açarak, ülkesindeki Müslümanların Kutsal Topraklarda Mekke ve Medine'deki hac kervanlarını kısa sürede güçlendirdi.

Lenin’in Sykes-Picot anlaşmalarına ilişkin tutumu
Belki de Lenin’in 25 Ekim 1917’de Ekim Sosyalist Devrimi’nin lideri olması kaderin bir güzel tesadüfüydü. Lenin, aynı yılın aralık ayında İzvestia gazetesinde, Sykes-Picot anlaşmalarını kınadığını ve Çarlık hükümeti tarafından akdedilen tüm anlaşmaları feshettiğini yazarak bu bölgeye olan ilgisini ortaya koymuştu. Bu Şerif Hüseyin’in Sovyet otoritesiyle temaslara geçmesine neden olmuştu. Bu durum Britanya’nın yanıt verilmesi için aceleci davranmasına yol açtı. 4 Ocak 1918’te Kahire’deki İngiliz istihbarat temsilcisi tarafından İngiliz hükümeti adına Hicaz Kralı’na, Londra’nın birleşik bir Arap devletinin kurulmasını desteklemeye hazır olduğunu belirttiği bir muhtıra gönderilmişti. Şerif Hüseyin ise hareket temsilcileriyle görüşmelerin başlatılması çağrısında bulunmuştu.
Yazara göre, o andan itibaren, yeni Sovyet Rusyası, Arapların da planlarından vazgeçmek istememesi ışığında Ortadoğu'da hareket özgürlüğünü garanti eden kartlara sahip olduğunu düşündü. Hatta İngilizlerin emri ile henüz kurulmamış Arap Devleti adına Siyonistlerle görüşmelere bile girdiler. Faysal bin Şerif Hüseyin ile Siyonist hareketin lideri Haim Weizmann arasında, 3 Ocak 1919’da Arap Devleti ve Filistin’in tüm ilişkilerinde ve aldıkları önlemlerde anlayış ve iyi niyeti dikkate almalarını şart koşan bir anlaşma imzalandı. Bu amaçla iki Arap ve Yahudi temsilciliği açılarak akredite edildi. ( Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, Moskova 2020, s.148)
Araplar ve Sovyetler arasındaki ilişkinin tarihinin, özellikle Sovyet - Suudi ilişkilerinin Georgi Çiçerin başkanlığındaki Sovyetler Birliği delegasyonunun liderlik ettiği 1922-1923 Lozan Konferansı’na; Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’dan birçok Arap örgütü ve hareketinin temsilcilerinin katılmasıyla başladığını belirten yazar, Arap delegelerinin, Batı ülkelerinin Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Arap ülkelerine vaat ettikleri bağımsızlıkları vermelerini sağlamak için birçok görüşme yaptıklarını söyledi.

Hakimov ile Cidde’deki diplomatik görevliler  yıl 1924 ( Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov adlı kitaptan)
Ozerov ayrıca, Cidde’de bir Sovyet konsolosluğu açma fikrinin bu konferansın çalışmaları sırasında ortaya çıktığını ifade ediyor. Churchill, Moskova'ya gönderdiği mektupta, “Bu, Cidde'nin Mekke'ye yakın olması ve Sovyet konsolosunun İslam dünyasının kalbinde yer alacak olması hasebiyle bizimle ilişki kurmaktan kaçınan tüm ülkelerin temsilcileriyle yakınlaşma için bir fırsat bulmayı sağlayacağı anlamına gelir. Ayrıca İslam dünyasının kalbinde uygun bir isme sahip olmamız gerek" ifadelerini kullanarak bu konsolosluğu açma fikrini sunmuştu.  (Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, s.150)

Arapların İlk Sovyet Komiseri
Bolşevik Parti Politbürosu’nun iki haftadan daha kısa bir süre içinde buradaki jeopolitik varlığın güçlendirilmesi perspektifinden bu bölgeyle resmi ilişkiler kurma konusunda aldığı hızlı kararın nedeni de buydu. 18 Ocak 1923 tarihinde Hicaz’daki siyasi misyonunun üyelerinin siyasi komiser, sekreter, Arapça ve Türkçe tercüman, matbaa çalışanı, muhabir ve nöbetçi olmak üzere altı kişiden oluştuğu onaylandı. 

Arap kıyafetleri içinde Hakimov ( Karim Hakimov’un Biyografisi adlı kitaptan)
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Moskova, bölgedeki ilk diplomatik  görevi için en  uygun konumu arama seçenekleri ile karşı karşıya kaldı. Tam diplomatik temsil çerçevesinde olmamanın ve konsoloslukla yetinmenin daha iyi olacağını düşünüldü. 27 Kasım 1923'te konsolosluğun karargahı olarak Cidde seçildi. Cidde söz konusu dönemde hakkında ‘daha aktif ve etki alanlarını genişletmeye kararlı olsa da, çok fazla gizemli bir karaktere sahip’ ifadeleri kullanılan Prens Abdulaziz bin Suud'un başkanlığındaki Necd Emirliği'ne bağlı bulunuyordu. (s.150)
Karim Hakimov’un  Moskova’nın İslam ve Komünizm arasındaki bağlantı üzerine yapmış olduğu plandan dolayı Arap Yarımadası’ndaki İslami kökenli ilk Sovyet komiseri olmasına seçimle karar verildi. Ancak faaliyete geçirilemedi. Bu görevlendirme pratikte Hakimov’un Moskova’ya çağrılmasıyla sona erdi. Hapis cezasına çarptırılan Hakimov, 1938 yılının Ocak ayında casusluk yaptığı suçlamasıyla idam edildi.
Bu, Moskova’dan gelebilecek başka araştırmalarla ele alınabilecek, birçok ayrıntıyla iç içe geçmiş durumda olan çok karmaşık bir hikaye... 



Muhammed bin Selman ve Şahbaz Şerif bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştüler

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Başbakan (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Başbakan (SPA)
TT

Muhammed bin Selman ve Şahbaz Şerif bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştüler

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Başbakan (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Başbakan (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman bin Abdulaziz, Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ile dün telefon görüşmesi yaparak bölgesel ve uluslararası alandaki son gelişmeleri ele aldı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin Pakistan Başbakanı ile yaptığı telefon görüşmesinde, Krallık ile Pakistan arasındaki ikili ilişkiler ve ortak iş birliğinin geliştirilme yolları ele alındı.


Hadramut, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi ve Suudi Arabistan'ın tutumlarını nasıl karşıladı?

 Suudi Arabistan'ın Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırılarının ardından imha edilen askeri araçlar (AFP)
Suudi Arabistan'ın Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırılarının ardından imha edilen askeri araçlar (AFP)
TT

Hadramut, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi ve Suudi Arabistan'ın tutumlarını nasıl karşıladı?

 Suudi Arabistan'ın Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırılarının ardından imha edilen askeri araçlar (AFP)
Suudi Arabistan'ın Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırılarının ardından imha edilen askeri araçlar (AFP)

Tevfik Şanvah

Geçtiğimiz ay boyunca Hadramut şehri halkı, devam eden askeri gelişmelerin kanlı bir çatışmaya yol açacağı ve her daim barış ve huzura olan eğilimiyle bilinen şehirlerini vahim sonuçlar doğuracak bir çatışmaya sürükleyeceği endişesi, korkusu ve beklentisiyle boğuştu. Ardından, salı günü Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin kararları ve bundan önce, Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon’un savaş uçaklarının Mukalla Limanı’nda Güney Geçiş Konseyi’ne gönderilen silah sevkiyatlarını hedef alan sınırlı bir askeri operasyonu, mevcut durumu umut edilen yöne çevirdi. Bunların gerilimi artırma faaliyetlerini durdurması, sükuneti sağlaması ve Güney Geçiş Konseyi’nin bir oldubitti dayatmaya yönelik tek taraflı icraatlarını önlemesi umuluyor. Ayrıca Geçiş Konseyi’ne bağlı güçlerin meşru hükümet ve Riyad'ın ele geçirdikleri bölgelerden çekilme ve “aklın sesine kulak verme” çağrısına uymaları da bekleniyor. Bu çağrı Yemen ve Suudi Arabistan'ın bunun “kabul edilemez bir isyan” olduğu yönündeki görüşüne dayanıyor.

Hadramut halkı, bilhassa meşru hükümetin Suudi Arabistan’ın açık tutumuna dayanan ve Hadramut ile komşu şehir Mehra’nın istikrarına yönelik kesin desteğini vurgulayan tepkisiyle birlikte, bu önlemlerin stratejik öneme sahip şehirlerine yeniden sükuneti getirmesini ve şehirlerini yönetmelerini sağlamasını umuyor.

Gerilimin durdurulması yönündeki yerel beklenti ve umut

Alimi'nin kararları arasında BAE ile ortak savunma anlaşmasının iptal edilmesi, kendisine bağlı güçlerin ve personelin 24 saat içinde Yemen'den çekilmesi kararı da yer alıyordu. Ayrıca, meşru hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Kuvvetleri”ne harekete geçme, Hadramut ve Mehra (doğu Yemen) şehirlerindeki tüm askeri kampların kontrolünü teslim alma direktifi verdi. Gerektiğinde uzatılabilecek 90 günlük bir olağanüstü hal ilan etti. Tüm limanlara ve sınır kapılarına 72 saatlik hava, deniz ve kara ablukası uygulanması emrini verdi.

Güney Geçiş Konseyi'nin bu ayın başlarındaki eylemlerine yönelik toplumsal muhalefete dayanarak, Hadramut halkı bu önlemlerin silahlı tırmandırmayı durduracağı, sükuneti sağlayacağı, şehrin sakinlerinin Suudi Arabistan'ın himayesinde meşru hükümetle varılan uzlaşı formlarına göre kendi iç işlerini yönetmelerini sağlayacağı umuduyla memnuniyetle karşıladı. Kendi iç işlerini yönetme birçok yerel oluşumun ve genel kamuoyunun yıllardır talep ettiği bir husus.

Güney Geçiş Konseyi'ne karşı olan Hadramut Kabileleri İttifakı'nın sözcüsü Sabri bin Mehaşen, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, Hadramut halkının, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı'nın aldığı kararları memnuniyetle karşıladığını, çünkü bu kararların, Güney Geçiş Konseyi'nin bir ay önce kontrolü ele geçirmesinden bu yana bu barışçıl şehrin sakinlerinin uğradığı ciddi zararı hafiflettiğini söyledi.

Meşru hükümet ve Suudi Arabistan tarafından alınan önlemleri “sivil barış ve doğu bölgesinde ve genel olarak Yemen'de güvenlik ve kalkınmayı güçlendirme çabaları için bir zafer” olarak değerlendirdi.

Halk ve resmi destek

Meşru hükümetin kararlarından duyulan memnuniyet, meşru hükümetin ve Suudi Arabistan'ın taleplerinin karşılık bularak tansiyonun düşmesini ve anlaşmazlığın çözülmesini bekleyen halkla sınırlı kalmadı. Bunu, Hadramut'un Yemen ve komşuları için jeostratejik önemini kavrayan güçlü bir Suudi duruşuyla pekiştirilen resmi destek izledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Hadramut şehrindeki yerel yönetim, tüm idari, siyasi, askeri, güvenlik, kabilesel ve sosyal bileşenleriyle, bugün Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı'nın aldığı kararları memnuniyetle karşıladı. “Bu kararların, Konsey’in ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma konusundaki anayasal ve ulusal sorumluluklarına dayandığını” belirtti. Buna dayanarak, Hadramut yerel yönetimi, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı'nın, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'nın, BAE ile ortak savunma anlaşmasını iptal etme ve tüm güçlerinden Yemen topraklarından çekilmesini isteme kararına tam destek verdiğini vurguladı. “Ulusal egemenliği güçlendiren ve vatanın güvenliğini ve istikrarını korumaya katkıda bulunan bu kararında, siyasi liderliği desteklediğinin” altını çizdi.

Suudi Arabistan arabuluculuğuyla krizin başlangıcında üzerinde anlaşmaya varılan çözüm önerisi kapsamında beklenen askeri çözümlerle ilgili olarak, Hadramut Valisi Salim el-Hanbaşi başkanlığındaki yerel yönetim, “vatandaşların çıkarlarına hizmet edecek ve daha fazla kan dökülmesini önleyecek şekilde askeri sorumlulukların sorunsuz ve güvenli bir şekilde devredilmesini, askeri kampların ve hayati öneme sahip mevkilerin teslim edilmesini sağlamak için Vatan Kalkanı Kuvvetleri ile koordinasyon ve iş birliğine tamamen hazır olduklarını” yineledi.

Çözüm önerisi, Güney Geçiş Konseyi'nin Hadramut şehrine güneyli güçlerin konuşlandırılmasıyla ilgili olarak tekrar tekrar kullandığı bahaneleri ortadan kaldırıyor; zira yeni kurulan Vatan Kalkanı Kuvvetleri, meşru hükümete sadık ve çoğunlukla güney şehirlerinin evlatlarından oluşan bir askeri birlik.

Daha fazla kan dökülmesini önlemek ve iç çatışmayı engellemek için Vali, “Hadramut'un tüm onurlu vatandaşlarını, silahlı kuvvetleri ve güvenlik güçlerini meşru liderliğin etrafında toplanmaya ve bu egemen kararları uygulamak için birleşik bir ekip olarak çalışmaya, böylece Hadramut ve anavatanın güvenliğini korumaya” çağırdı. Ayrıca, “Suudi Arabistan tarafından temsil edilen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu liderliğine, samimi ve kardeşçe tutumları, Yemen'in güvenliği ve istikrarını destekleme yönündeki sürekli çabaları, devletin yeniden kurulması ve tüm zorluklarla mücadele sürecindeki değerli himayeleri için” minnettarlığını dile getirdi.

Diyaloğu önceliklendirme ve sert çatışmalardan sakınma, meşru hükümet içinde genişleme, nüfuz temelli parçalanma ve bölünmeyle devletin temel yapısını tehdit eden ayrışmayı derinleştirmekten kaçınma yaklaşımını sürdüren Yemen hükümeti, Güney Geçiş Konseyi'nin Hadramut ve Mehra şehirlerinden derhal ve koşulsuz olarak çekilmesi çağrısını yineledi. Hükümet ayrıca, Konsey’den mevzilerini ve askeri kamplarını Vatan Kalkanı Güçleri’ne ve şehirlerdeki yerel makamlara devretmesini, geçiş aşaması için üzerinde anlaşmaya varılan çerçeveye uymasını ve vatandaşların güvenliğini tehdit eden ve gerilimi azaltma çabalarını baltalayan tüm askeri veya gerilimi artırıcı eylemlere son vermesini istedi. Hükümet, “bu kritik aşamada iç cepheyi parçalamanın ve ulusal çabaları başka yöne çekmenin doğrudan terörist Husi milislerine hizmet ettiğini, darbelerinin ömrünü uzattığını, bu nedenle ulusal birliğin bugün ertelenemez bir askeri ve siyasi zorunluluk olduğunu” vurguladı.

Hadramut şehrinden Salim bin Brik başkanlığındaki hükümet, “Güney Geçiş Konseyi'nin tek taraflı askeri eylemlerinin ve resmi çerçeveler dışında silah ve güçlerin devreye sokulmasının, tehlikeli bir güvenlik ihlali, geçiş aşamasının ilkelerinin ve gerilimi azaltma çabalarının açık bir ihlali, vatandaşların güvenliğine ve devletin birliğine doğrudan tehdit ve ekonomik reformlara ciddi bir engel teşkil ettiğini” vurguladı.

Temsilciler Meclisi, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi ve Başkanı’nın olağanüstü hal ilanı da dahil olmak üzere aldığı önlemleri ve kararları, “devleti korumayı, güvenlik ve istikrarı sağlamayı amaçlayan yasal önlemler” olarak değerlendirerek “tam destek” verdiğini açıkladı.

Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı güçler, Hadramut Vadisi ve Mehra şehrindeki bölgelerin kontrolünü ele geçirdi. Bunun ardından Konsey, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetindeki bakanlara, eylemlerine destek vermeleri için baskı yaptı; bu da yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde geniş çaplı bir tepkiyle karşılandı.

Suudi Arabistan’ın vurgusu

Hem yerel hem de bölgesel düzeyde bu gelişmelerin önemi, Hadramut şehrinin tarihi ve ekonomik önemi, krizin başlangıcında komşu ülkedeki gerilimi kontrol altına almak için hemen harekete geçmenin önemini yansıtan bir ziyaretle, güvenlik ve askeri ekip gönderen Suudi Arabistan sınırındaki hassas konumu sebebiyle, Suudi Arabistan Kabinesi, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığındaki toplantısında, Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliğine yönelik herhangi bir ihlal veya tehditle mücadele etmek için gerekli adımları ve önlemleri almaktan çekinmeyeceğini yineledi. İki ülkenin birbirine bağlı kaderleri göz önüne alındığında, Kabine ayrıca Yemen'in güvenliğine, istikrarına ve egemenliğine olan bağlılığını ve Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı ve hükümetine tam desteğini vurguladı.

Diyaloğun önemini ve askeri eylemden kaçınmayı açıkça vurgulayan açıklamada, Suudi Arabistan'ın tutumu şu şekilde ifade edildi: “Krallık, aklın galip geleceğine, kardeşlik, iyi komşuluk ilkelerinin ve Körfez İşbirliği Konseyi devletlerini birbirine bağlayan yakın ilişkilerin yanı sıra Yemen'in çıkarlarının da korunacağına, BAE'nin Yemen Cumhuriyeti'nin BAE güçlerinin çekilmesi talebine 24 saat içinde uyacağına, Güney Geçiş Konseyi'ne ve Yemen içindeki diğer tüm taraflara askeri ve mali desteği keseceğine, BAE'nin, Suudi Arabistan'ın güçlendirmek istediği iki ülke arasındaki ikili ilişkileri korumak ve bölge ülkelerinin refahını, kalkınmasını ve istikrarını artıracak her şey için birlikte çalışmak üzere gerekli adımları atacağına dair umudunu dile getirmektedir.”

Meşru hükümet ve destekçisi Riyad ile artan gerilimin gölgesinde, Güney Geçiş Konseyi, cuma günü yayınlanan kısa bir açıklamayla, operasyonlarını “halkın taleplerine yanıt olarak” gerekçelendirdi ve terörizmle mücadele etmeyi, Husi ikmal hatlarını kesmeyi ve güney vatandaşlarının kaynaklarını korumayı amaçladığını belirtti. Konsey Başkanı Riyad ile koordinasyona açık olduğunu teyit etti ama “güney halkının iradesinin müzakere edilemez olduğunu” vurguladı. Aynı askeri mantıkla muamele görme işaretleri karşısında, güçlerinin hedef alınmasının “ortaklığa hizmet etmeyeceği” konusunda uyardı.

Güney Geçiş Konseyi, BAE'nin desteğiyle Güney Yemen “devletini yeniden kurma” projesini benimseyen bir Yemenli siyasi oluşum. Başkanlık organı, liderleri ile eski Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi arasında yaşanan sert anlaşmazlıkların ardından 11 Mayıs 2017'de kuruldu. Üyeleri arasında ülkenin güneyinden, coğrafi olarak geçmişte “Yemen Halk Demokratik Cumhuriyeti” olarak bilinen bölgeyi temsil eden birçok isim yer alıyor. Başında da daha sonra Husi karşıtı bir koalisyon olan Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'ne üye olarak atanan Ayderus ez-Zübeydi bulunuyor.


Abdullah bin Zayid ve Marco Rubio, Yemen'deki gelişmeleri ve Gazze'deki durumu görüştüler

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (WAM)
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (WAM)
TT

Abdullah bin Zayid ve Marco Rubio, Yemen'deki gelişmeleri ve Gazze'deki durumu görüştüler

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (WAM)
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (WAM)

Birleşik Arap Emirlikleri Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı telefon görüşmesinde iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bölgesel gelişmeleri ele aldı.

Şarku’l Avsat’ın WAM’dan aktardığına göre iki taraf Gazze Şeridi'ndeki durum ve Yemen'deki son gelişmeler de dahil olmak üzere karşılıklı ilgi alanlarına giren bir dizi konuyu görüştü.

Görüşme sırasında Şeyh Abdullah bin Zayid, BAE'nin bölgede kalıcı bir barış inşa etme ve halkın çıkarlarına hizmet edecek şekilde güvenlik ve istikrarı pekiştirme çabalarını desteklemek için Amerika Birleşik Devletleri ve ortaklarıyla birlikte çalışma taahhüdünü teyit etti.