Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
TT

Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)

Sami İmara
“Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov” yalnızca içeriği ve yayınlanma zamanlaması nedeniyle değil, aynı zamanda yazar ile kitabın olaylarının etrafında döndüğü karakter arasındaki vizyon ve kaderlerin yakınlığı nedeniyle de çok önemli bir kitap.
Akademisyen Vitaly Naumkin, kitabın okuyucularına hitaben yaptığı konuşmada, “İki karakteri birbirine bağlayan birçok şey var. Birincisi 2010-2017 yılları arasında Rusya Federasyonu'nun Suudi Arabistan Krallığı Büyükelçisi olarak görev yapan yazar Oleg Ozerov, ikinci ana figür ise, 1924-1928 ve ardından 1936-1937 dönemlerinde Hicaz'daki Sovyet diplomatik misyonunun, ardından SSCB’nin Suudi Arabistan Krallığı'ndaki ilk Temsilcisi olan Karim Hakimov'dur” ifadelerini kullandı.
Kitapla ilgili olarak Rusya'nın başkentindeki siyasi ve diplomatik çevreler tarafından Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi tarafından özel bir toplantı düzenlendi.
Eski Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Akademi’nin mevcut Başkanı Alexander Yakovenko, kutlama toplantısında kısa fakat özlü bir açılış konuşması yaptı. Yakovenko, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Böyle kitaplar sadece Rus literatürünü zenginleştirmekle kalmaz; aksine, genç diplomatlar ve diplomatik çalışmanın sanatını anlamak isteyen herkes için yol gösterici bir kaynak olmaya daha yakın görünüyor”.
Yakovenko, konuşmasında ayrıca Suudi Arabistan'da yedi yıldan fazla zaman geçiren önde gelen Rus diplomatlardan biri olan Büyükelçi Oleg Ozerov'un, 1990 yılında iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasının ardından, Riyad'daki Sovyetler Birliği'nin ilk büyükelçisi olan meslektaşı Gennady Tarasov’dan aktardıkları üzerinde durdu. Tarasov, Prof. Dr. Vitaly Naumkin ve Büyükelçi Oleg Ozerov'un Suudi Arabistan hakkındaki kitaplarına atıfta bulunarak, “Bundan önce böyle bir literatür ortaya çıksaydı, Rus büyükelçilerinin strateji ve faaliyetleri daha kaliteli olurdu” ifadelerini kullanmıştı.
Bu bağlamda Yakovenko, mümkün olan değişikliğin ne mahiyette olabileceğini sordu. Büyükelçi Ozerov, kitabının ‘ev sahibi ülkedeki koşulları, değişiklikleri hesaba katma ihtiyacına ve sosyokültürel hayatta olayların neden olduğu dalgalanmanın yanı sıra kişisel ilişkilere güvenmenin önemine’ üstü kapalı bir şekilde değindiğini söyleyerek yanıt verdi. Ozerov, 1920’lerde Dışişleri Halk Komiseri (Bakan) Georgi Çiçerin ile birlikte Mekke’de Karim Hakimov tarafından düzenlenen konferansın önemini vurgulayarak tarihteki bazı olayları hatırlattı. 

Gerçekleştirilmemiş ortaklık  
Ozerov, Hakimov’un o dönemde yaptıklarını, eski Rusya Başbakanı Yevgeni Primakov, Tataristan Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev, ayrıca diğer Arap ve İslam ülkelerinin kuruluşuna katkıda bulunduğu ‘Rusya - İslam Dünyası' Stratejik Vizyon Grubu’nun 2006 yılından itibaren yaptıklarıyla ilişkilendirdi.
Oleg Ozerov, kitabının önsözünde 2011 yılının Eylül ayından bu yana eserinde Hakimov’un ülkesinin Suudi Arabistan büyükelçisi olarak çalışmaları ve Rusya’yı İslam İşbirliği Teşkilatı'ndaki temsil etme faaliyetlerine odaklandığını söyledi. Bunun sonucunda ‘tarihin bugünü etkilediği ve tarihi bilmemenin onu sorumluluktan kurtarmadığı’ kanısına vardığını ifade etti. Ozerov ayrıca tarihi görmezden gelmek ya da anlamamanın iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceğini ve diplomatların manevra alanının azaltacağına işaret etti.
Bu perspektiften kitap, Orta Rusya'da çoğunluğu Müslüman bir cumhuriyet olan Başkurdistan’ın evladı Karim Abdraufoviç Hakimov’un hayatındaki ‘bilinen ve bilinmeyen’ birçok konuyu ele alıyor. Bilgi, tecrübe ve yaşanmışlık bakımından oldukça zengin olan bu hayatın bilinen kanadında yazar, selefleri olan akademik, kültürel ve bilimsel çalışma erbaplarının yazdıklarını görmezden gelmedi. Yazarın selefleri arasında Gennadiy Gatilov, Gumerov, Damir  Hayretdinov Fve Kosach’ın yanısıra Suudi Arabistan’ın Tarihi adını verdiği kitabı 1986 yılında Moskova’daki et-Tekaddum Yayınevinden çıkan akademisyen Casey Vasiliev,  Eski Sovyet Yemen Büyükelçisi Oleg Peresıpkin ve 1926-2007 arasında Dünya Siyasetinde Suudi- Rus İlişkileri isimli kitabın yazarı Suudi Araştırmacı Macid et-Türki de bulunuyordu.  Yazar, elbette ki Akademisyen Vitaly Naumkin ve son kitabı ‘Gerçekleştirilmemiş Bir Ortaklık: Suudi Arabistan'da İki Dünya Savaşı Arasında Sovyet Diplomasisi’ne değinmeden geçmedi.

Karim Hakimov arşive göz atarken (Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov kitabından)
Büyükelçi Ozerov, bu bilimsel çalışmaların en önemlilerini gözden geçirirken, birçok kişinin Hakimov'u bugünün ve onun bilgilerinin bakış açısından değil, onunla yaşayan çağdaşlarının gözünden de tüm nitelikleri ve özellikleri hakkında bilgi edinmek istediği sonucuna vardı.
Oleg Ozerov da kitabına buradan başladı. Karim Hakimov’un çocukluk ve gençlik yıllarını mevcut belgeler ve literatür perspektifinden ayrıca hala hayatta olan yakın ve akrabalarının anılarını kullanarak anlattı. Ozerov, kitabında Müslüman Başkurdistan’ın evladı Hakimov’un 15 Kasım 1890 tarihinde şu anki başkent olan Ufa eyaletindeki Deuma Nehri kıyısındaki Dyusyanovo köyünde dünyaya geldiğini ifade etti. 
Yazar, Hakimov’un sosyal hayatı ve ailesinin ekonomik durumunu ele aldıktan sonra kitabında, Rus temsilcinin Tanrı arayışı hakkında bilgilere yer verdi.
Ozerov, Bolşeviklerin, o dönemin vatandaşlarının, bir gecede devrimci harekete dönüştüğü ve proletaryanın saflarına katılır katılmaz sloganlarını benimsedikleri yönünde söylediklerini tekrarlamanın yanlış olduğunu ifade etti. Yazar ayrıca Hakimov’un aynı inancı paylaştığı vatandaşlarından başlayarak Kur’an’daki hakikati aramak için bir yolculuğa çıktığını ardından da dini ilimleri öğrendikleri ‘medreseleri’ araştırdığını belirtti. Ozerov, İslam ve dini ilimlerle sınırlı olmayan bu bilgi ve ilim arayışının Birinci Dünya Savaşı patlak verene kadar Orta Asya bölgeleri arasında devam ettiğini ifade etti. Hakimov, aldığı eğitim ve kazandığı deneyimlerle onur sahibi siyasi bir figüre dönüşmeyi başardı. 1917 yılında meydana gelen ve birçok Müslüman’ın Ekim Sosyalist Devrimi’ni desteklemeye başladığı bir dönemde bile İslam ve dini mezhebinin sembolleri ile ilişkilerini sürdürebildi.
 Yazar, Hakimov'un kişiliğinde meydana gelen dönüşümleri, bir yandan din ile devrim arasında meydana gelen paradoks ve anlaşmazlıkları, diğer yandan devrim ve komünizm inancının etkisi altında meydana gelen psikolojik etkileşimleri, üçüncü bir açıdan İslam inancı ve imana bağlılığı ele alıyor. Yazar, kitabında Tanrı'ya inanmayan sosyal demokratlar ile tek tanrı inancına sahip olan Müslümanlar arasındaki örtük farklılıklar üzerinde duruyor. Ancak o dönemden sonra yaşanan olaylar Hakimov'u, dinler meselesinin yanısıra ulusal sorun ve buna dayalı kaderini tayin hakkı gibi iki temel konuyu en iyi bilenlerden biri olması nedeniyle Sosyal Demokratlar içinde devrimci ve siyasetçi saflarına yükseltti.

Lenin ve Stalin’in kamçısı
Bu durum onu, Lenin, Stalin ve Buharin de dahil olmak üzere, devrimci hareketin en büyük sembolleriyle mücadele edebileceği ayrıcalıklı bir konuma yükseltti. Hakimov çıktığı eğitim yolculuğunu Sibirya’nın batısındaki Tomsk şehrindeki bir okulda tamamlamayı başardı. Ardından Sosyalist devrimin zaferinden sonra devrim lideri Vladimir Lenin’in İslam ve komünizmi yakınlaştırma çabaları sırasında çok sayıda partisel ve siyasi pozisyon kazandı. Ozerov kitabında bu konuyla ilgili tartışmalar ve manevraların birçok detayına yer verdi. Söz konusu detaylar Hakimov'un ‘merkez’ adaylığını kazanarak Orta Asya'daki Türkistan'a müfettiş olarak gönderilmesi ve Doğu Cephesi'nin büyük askeri komutanı Farunze ile Taşkent'e seyahat etmesini de içeriyordu. Ozerov, Hakimov'un Farunze’den çok şey öğrendiğini ve hem partizan hem de siyasi düzeyde insan sarrafı olduğunu söyledi.
Yazarın Hakimov'un bu bölgenin tarihini ve bununla birlikte Bolşeviklerin ve Kızıl Ordu'nun muhaliflere karşı kazandığı zaferleri ele almaya önem vermesi bizim açımızdan dikkat çekici oldu. Ozerov başarı olarak nitelediği konularda, o bölgede edindiği bilgi birikimi ve tecrübelere dayanarak Hakimov’un rolüne vurgu yaptı.
Büyükelçi Oleg Ozerov, meydana gelen çatışmaların ve savaşların detaylarına yaptığı atıfta, 1919-1920 yıllarında Buhara Halk Sovyet Cumhuriyeti'nin ilanı ve bununla ilgili gelişmeler üzerinde durdu. Söz konusu gelişmelerden birinin de çok sayıda Özbek’in ‘muhalif eğilimleri’ nedeniyle Arap bölgelerine sürülmeleri olduğuna işaret etti. Suudi Arabistan Krallığı'nın kurucusu Kral Abdulaziz'in kurduğu otorite organları Orta Asya'dan gelen bu vatandaşların kendileri hakkında bilinen eğitim ve bilgiler doğrultusunda ülkeye yerleştirilmesiyle ile ilgilendi. Bu organlar arasında Dışişleri Bakanlığı da bulunuyordu. Bu kişiler, Cidde’de Sovyet Rusya ve ardından Sovyetler Birliği ile yakınlaşma karşıtları olarak ortaya çıktı. Daha sonraları Hakimov, Cidde’de çalıştığı dönemde bu trendlerle çatışacaktı.

İslam ve Komünizm Karışımı
Hakimov, Semerkant'ın temsilcisi, ardından Merkezi Yürütme Komitesi, yani hükümetin bir üyesi olarak seçilmesine kadar bu bölgedeki parti organizasyonlarında yer aldı. Dokuzuncu Merkez Yürütme Kurulu Kongresi, Türkistan Özerk Sovyet Cumhuriyeti'nin yeni anayasasını onayladı. Söz konusu anayasada, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri'nin 1924'te kuruluş ilanına kadar yürürlükte kalan Rusya Sovyet Federatif Cumhuriyeti ile karşılıklı ilişki alanları belirlenmişti.
Yazar kitabında, Hakimov’un politik yaşamı ve partide bulunduğu birçok faaliyeti oldukça ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Hakimov, bölge liderlerinin önde gelen bir üyesi, çoğunlukla liderlik görevlerinde şahit olduğu tüm olay ve çatışmaların birincil katılımcısı, Buhara Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri, orada Rusya Federasyonu'nun bir temsilcisi oldu. Bu, dış politika düzeyindeki ilk diplomatik göreviydi. Bu nedenle, özellikle Buhara Cumhuriyeti'nin bölünmesi sırasında Afganistan'la yaşanan çatışmalar göz önünde bulundurulduğunda, imtihanlarından en iyisini burada verdi.
Bütün bunların ışığında, Moskova'daki Sovyet liderliği, Hakimov'un, Buhara'dan tayin edilmesi zamanının fazlasıyla uygun hale geldiğini düşünmesinin ardından SSCB’nin 26 Şubat 1921'de İran'la imzaladığı antlaşmanın şartlarının uygulanmasını takip etmek üzere 15 Eylül 1921'de İran Başkonsolosu atanmasına karar verdi. Ancak yazar Oleg Ozerov, Hakimov için bir sonraki pozisyonun belirlenmesi konusunda Rus başkentinde yapılan görüşmelerin ayrıntılarını sıralarken, Tatar araştırmacısı Rashid Shakrov, o sırada Hakimov'un diplomatik örtü altında KGB bünyesinde çalışmak üzere görevlendirilmesinin düşünüldüğünü söyledi. Ancak kısa süre sonra bu bilginin kaynağına sahip olmadığını söyleyerek düzeltti.
Yazar, verdiği tüm ciddi bilgilere ve bütünüyle Hakimov'un uluslararası ilişkilerle ilgilenen bir devlet adamı olarak faaliyetine odaklanmış olmasına rağmen, kişisel yaşamına da atıfta bulunmayı ihmal etmedi. Hatice Ainuddin Nogaeva ile yaptığı evlilik meselesine de değine Ozerov, Hakimov’un eşinin sanatsal performanslarını sergilemek için gelen bir grup sanatçının Türkistan'ı ziyareti sırasında tanıştığı Tatar köylü bir aileden olduğunu söyledi. 1921 yılının Haziran ayında yaptıkları evliliğin Şamil (Shamil) adını verdikleri bir oğlan çocuğuyla taçlandığını ifade etti. Ozerov, dans edip şarkı söyleyebilen Tatar bir kadınla evlenme fikrinden hoşlanan devlet adamı Karim Hakimov'un sanatsal romantik doğasına atıfta bulundu. Annesinin bu özelliklerinin daha sonra 1927 yılında doğan kızları Flora’ya miras kaldığını ifade etti. Neden olmasın? Hakimov’un kendisi de sanata eğilimliydi. Rusya'nın merkezindeki Orenburg'daki faaliyeti sırasında bir sanat grubuna katılmıştı.
Arap dönemi
Oleg Ozerov, Karim Hakimov'un biyografisinde;  Alexei Vasiliev, Vitaly Naumkin ve Moskova'daki ve büyük Rus şehirlerindeki bilim camiasının diğer önde gelen yıldızlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda Rus ve Sovyet araştırmacı, akademisyenin kitaplarında birçok ayrıntı bulduğunu söylediği Arap dönemini anlatıyor. Yazar, bu kitaplar ve bilimsel çalışmaların birçoğunun, Hakimov'un 1924-1926 ve 1936-1937 dönemlerinde Suudi Arabistan'da ikamet ettiği ve çalıştığı yıllarda Rusya Dışişleri Bakanlığı arşivlerine ve Hakimov'un bu bakanlık liderleriyle yazışmalarına dayanan faaliyetleriyle ilgilendiğine dikkat çekiyor.
Ozerov, ‘Rusya’nın Ortadoğu’ya İlgisinin Kaynakları’ başlığı altında, vaftizinden ve Hristiyanlığa girişinden bu yana Moskova Emirliği’nin ve ardından Rus İmparatorluğu’nun ilgisinin tarihini, Kudüs’teki Kutsal Topraklar’a hac kervanlarıyla ve 1854’deki Kırım Savaşı’na kadar geçen yüzyıllar boyunca devam eden olayları ele aldı. Bu ayrıca Saint Petersburg Üniversitesi'nde Oryantalizm Fakültesi'nin kurulduğu tarihtir. Yazar, 1840'ta El-Ezher'den Rusya'ya gelen Şeyh İyad et-Tantavi'nin Arapça öğretimine katkılarını hatırlattı. Ayrıca Ortadoğu ve Hicaz bölgesindeki kutsal toprakları ile birçok yakınlaşma kaydeden olaylardan da bahsetti.
Ozerov, Rus İmparatorluğu’nun, bu kitabın ana karakteri ve odak noktası Karim Hakimov'un daha sonra gönderildiği Arap Yarımadası'ndaki ilk konsolosluğunu 1891'de açarak, ülkesindeki Müslümanların Kutsal Topraklarda Mekke ve Medine'deki hac kervanlarını kısa sürede güçlendirdi.

Lenin’in Sykes-Picot anlaşmalarına ilişkin tutumu
Belki de Lenin’in 25 Ekim 1917’de Ekim Sosyalist Devrimi’nin lideri olması kaderin bir güzel tesadüfüydü. Lenin, aynı yılın aralık ayında İzvestia gazetesinde, Sykes-Picot anlaşmalarını kınadığını ve Çarlık hükümeti tarafından akdedilen tüm anlaşmaları feshettiğini yazarak bu bölgeye olan ilgisini ortaya koymuştu. Bu Şerif Hüseyin’in Sovyet otoritesiyle temaslara geçmesine neden olmuştu. Bu durum Britanya’nın yanıt verilmesi için aceleci davranmasına yol açtı. 4 Ocak 1918’te Kahire’deki İngiliz istihbarat temsilcisi tarafından İngiliz hükümeti adına Hicaz Kralı’na, Londra’nın birleşik bir Arap devletinin kurulmasını desteklemeye hazır olduğunu belirttiği bir muhtıra gönderilmişti. Şerif Hüseyin ise hareket temsilcileriyle görüşmelerin başlatılması çağrısında bulunmuştu.
Yazara göre, o andan itibaren, yeni Sovyet Rusyası, Arapların da planlarından vazgeçmek istememesi ışığında Ortadoğu'da hareket özgürlüğünü garanti eden kartlara sahip olduğunu düşündü. Hatta İngilizlerin emri ile henüz kurulmamış Arap Devleti adına Siyonistlerle görüşmelere bile girdiler. Faysal bin Şerif Hüseyin ile Siyonist hareketin lideri Haim Weizmann arasında, 3 Ocak 1919’da Arap Devleti ve Filistin’in tüm ilişkilerinde ve aldıkları önlemlerde anlayış ve iyi niyeti dikkate almalarını şart koşan bir anlaşma imzalandı. Bu amaçla iki Arap ve Yahudi temsilciliği açılarak akredite edildi. ( Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, Moskova 2020, s.148)
Araplar ve Sovyetler arasındaki ilişkinin tarihinin, özellikle Sovyet - Suudi ilişkilerinin Georgi Çiçerin başkanlığındaki Sovyetler Birliği delegasyonunun liderlik ettiği 1922-1923 Lozan Konferansı’na; Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’dan birçok Arap örgütü ve hareketinin temsilcilerinin katılmasıyla başladığını belirten yazar, Arap delegelerinin, Batı ülkelerinin Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Arap ülkelerine vaat ettikleri bağımsızlıkları vermelerini sağlamak için birçok görüşme yaptıklarını söyledi.

Hakimov ile Cidde’deki diplomatik görevliler  yıl 1924 ( Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov adlı kitaptan)
Ozerov ayrıca, Cidde’de bir Sovyet konsolosluğu açma fikrinin bu konferansın çalışmaları sırasında ortaya çıktığını ifade ediyor. Churchill, Moskova'ya gönderdiği mektupta, “Bu, Cidde'nin Mekke'ye yakın olması ve Sovyet konsolosunun İslam dünyasının kalbinde yer alacak olması hasebiyle bizimle ilişki kurmaktan kaçınan tüm ülkelerin temsilcileriyle yakınlaşma için bir fırsat bulmayı sağlayacağı anlamına gelir. Ayrıca İslam dünyasının kalbinde uygun bir isme sahip olmamız gerek" ifadelerini kullanarak bu konsolosluğu açma fikrini sunmuştu.  (Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, s.150)

Arapların İlk Sovyet Komiseri
Bolşevik Parti Politbürosu’nun iki haftadan daha kısa bir süre içinde buradaki jeopolitik varlığın güçlendirilmesi perspektifinden bu bölgeyle resmi ilişkiler kurma konusunda aldığı hızlı kararın nedeni de buydu. 18 Ocak 1923 tarihinde Hicaz’daki siyasi misyonunun üyelerinin siyasi komiser, sekreter, Arapça ve Türkçe tercüman, matbaa çalışanı, muhabir ve nöbetçi olmak üzere altı kişiden oluştuğu onaylandı. 

Arap kıyafetleri içinde Hakimov ( Karim Hakimov’un Biyografisi adlı kitaptan)
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Moskova, bölgedeki ilk diplomatik  görevi için en  uygun konumu arama seçenekleri ile karşı karşıya kaldı. Tam diplomatik temsil çerçevesinde olmamanın ve konsoloslukla yetinmenin daha iyi olacağını düşünüldü. 27 Kasım 1923'te konsolosluğun karargahı olarak Cidde seçildi. Cidde söz konusu dönemde hakkında ‘daha aktif ve etki alanlarını genişletmeye kararlı olsa da, çok fazla gizemli bir karaktere sahip’ ifadeleri kullanılan Prens Abdulaziz bin Suud'un başkanlığındaki Necd Emirliği'ne bağlı bulunuyordu. (s.150)
Karim Hakimov’un  Moskova’nın İslam ve Komünizm arasındaki bağlantı üzerine yapmış olduğu plandan dolayı Arap Yarımadası’ndaki İslami kökenli ilk Sovyet komiseri olmasına seçimle karar verildi. Ancak faaliyete geçirilemedi. Bu görevlendirme pratikte Hakimov’un Moskova’ya çağrılmasıyla sona erdi. Hapis cezasına çarptırılan Hakimov, 1938 yılının Ocak ayında casusluk yaptığı suçlamasıyla idam edildi.
Bu, Moskova’dan gelebilecek başka araştırmalarla ele alınabilecek, birçok ayrıntıyla iç içe geçmiş durumda olan çok karmaşık bir hikaye... 



Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası düzeyde güvenlik ve istikrarın tesis edilmesinin önemini teyit etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)
TT

Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası düzeyde güvenlik ve istikrarın tesis edilmesinin önemini teyit etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)

Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası düzeyde güvenlik ve istikrarın tesis edilmesine önem verdiğini teyit etti. Ayrıca, “Mekke Anlaşması”na taraf ülkelerin bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasındaki merkezi rolüne dikkat çekerek, gerilimin düşürülmesi amacıyla Katar ve Pakistan’ın yürüttüğü arabuluculuk çabalarına ve barışın sağlanmasına yönelik bütün girişimlere destek verdiğini belirtti.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman başkanlığında Riyad’da gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısında, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”na taraf ülkeler ile üst düzey İranlı yetkililer arasında gerçekleştirilen görüşmelerin içeriği ele alındı.

Toplantının başında Veliaht Prens, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’den aldığı iki mesajın içeriği hakkında Bakanlar Kuruluna bilgi verdi. Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u kabul etmesi ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile gerçekleştirdiği resmî görüşmelerin sonuçlarını aktardı. Bu görüşmelerde iki ülke arasındaki tarihî ilişkilerin sağlamlığı ve çeşitli alanlarda ortak iş birliğinin geliştirilmesine yönelik kararlılık vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, hava savunma sistemlerinin yüksek kapasitesini ve Yemen’deki Husilerin Mekke, Medine ve Suudi Arabistan’ın çeşitli şehirleri ile tesislerini hedef almaya yönelik tekrarlanan girişimlerinin engellenmesindeki başarısını takdir etti.

Kurul, söz konusu saldırıları Suudi Arabistan’ın egemenliğine ve İslam’ın kutsal mekânlarının dokunulmazlığına yönelik ciddi bir saldırı ve dünya genelindeki Müslümanların duygularının açıkça ihlali olarak nitelendirerek kınadı. Ayrıca Suudi Arabistan’ın, İki Kutsal Cami’nin, bu camileri ziyaret edenlerin, vatandaşlarının ve ülkede ikamet edenlerin güvenliğini kararlılıkla savunma konusundaki meşru hakkını vurguladı.

Bakanlar Kurulu, hava savunma sistemlerinin yüksek kapasitesini ve Husilerin tekrarlanan saldırı girişimlerini engelleme başarısını takdir etti. (SPA)

Bakanlar Kurulu, Suudi Arabistan’da askerî harcamaların yerlileştirilme oranının 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 27,3’e yükseldiğini ve böylece yüzde 24 olan yıllık hedefin aşıldığını belirtti. Yerli katkı oranının da yüzde 40,9’a ulaştığı kaydedildi. Bu gelişmenin, ulusal kapasitenin yeterliliğini yansıttığı, kamu ve özel sektör arasındaki bütünleşik çalışmayı desteklediği ve 2030 yılına kadar toplam askerî harcamaların yüzde 50’den fazlasının yerlileştirilmesi hedefine yönelik ilerlemeyi gösterdiği ifade edildi.

Kurul, kamu yönetimi sisteminin performans göstergelerini ve yönetim, yönetişim ve kurumsal mükemmeliyet alanlarında kaydedilen ilerlemeyi de değerlendirdi. Bu kapsamda, İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığının, 28 ülkeden 53 kurumu geride bırakarak, Uluslararası Proje Yönetimi Enstitüsü tarafından verilen uluslararası bir ödüle layık görülmesini takdir etti. Ödülün, girişimlerin uygulanmasının etkinliğini artırmaya, hedeflere ulaşmaya ve bunları ulusal önceliklerle uyumlu hâle getirmeye yönelik katkılar nedeniyle verildiği belirtildi.

Bakanlar Kurulu, gündemindeki konuları ele aldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bunlar arasında Şûra Konseyi ile ortaklaşa incelenen dosyalar ile Siyasi ve Güvenlik İşleri Konseyi, Ekonomik İşler ve Kalkınma Konseyi, Bakanlar Kurulu Genel Komitesi ve Bakanlar Kurulu Uzmanlar Kurulunun değerlendirdiği konular da yer aldı.

Toplantıda alınan kararlar kapsamında, Suudi Arabistan ile diğer ülkelerin hükûmetleri arasında diplomatik, hususi veya benzeri pasaport sahiplerine giriş vizesi muafiyeti tanınmasına ilişkin örnek anlaşma metni onaylandı. Dışişleri Bakanı veya görevlendireceği kişi, söz konusu örnek metin doğrultusunda çeşitli ülkelerin hükûmetleriyle müzakere yürütmek ve anlaşma taslağını imzalamak üzere yetkilendirildi.

Ayrıca Türkiye ile belediyecilik ve konut alanlarında bir mutabakat zaptı ile Hindistan’la gümrük konularında iş birliği ve karşılıklı yardımlaşmaya ilişkin bir anlaşma onaylandı.

Suudi Arabistan Belediyeler ve Konut Bakanlığı ile Suriye Bayındırlık ve Konut Bakanlığı arasında belediyecilik ve konut alanlarında bir mutabakat zaptı; Suudi Arabistan Nükleer ve Radyolojik Düzenleme Kurumu ile Ürdün Enerji ve Maden Düzenleme Kurumu arasında ise nükleer emniyet, güvenlik ve radyasyondan korunma alanlarında iş birliğine ilişkin bir mutabakat zaptı kabul edildi.

Kurul, İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanına ve Dijital Yönetim Kurumu Yönetim Kurulu Başkanına veya görevlendireceği kişiye, dijital devlet alanında iş birliğini geliştirmek üzere Güney Kore İçişleri ve Güvenlik Bakanlığı ile bir mutabakat zaptı taslağı üzerinde müzakere yürütme yetkisi verdi.

Suudi Arabistan Devlet Güvenliği Başkanlığı ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik İstihbarat Teşkilatı arasında terör suçları ve terörün finansmanıyla mücadele alanında bir iş birliği anlaşması da onaylandı. Bunun yanı sıra Ticari İşlemler Kanunu, Kraliyet Antropoloji ve Kültürel Çalışmalar Enstitüsünün teşkilat düzenlemeleri ve elektrikli eğlence araçlarının denetimi, kontrolü ve teftişinden sorumlu kurumların görev ve yetkileri kabul edildi.

Bakanlar Kurulu ayrıca Mühendis Abdurrahman bin Abdülmuhsin el-Fadli başkanlığında Ulusal Su Şirketinin yönetim kurulunun yeniden oluşturulmasını, gıda zehirlenmesi vakalarını soruşturan komiteye Çevre, Su ve Tarım Bakanlığının eklenmesini ve Atçılık Kurumu, Suudi İhracat-İthalat Bankası ile Sosyal Kalkınma Bankasının önceki iki mali yıla ait kesin hesaplarının onaylanmasını kararlaştırdı.

Son olarak Kurul, Hail Bölgesi Kalkınma Otoritesi, Atçılık Kurumu, Genel Limanlar Otoritesi, Genel Fuarlar ve Konferanslar Otoritesi, Suudi Arabistan Havayolları Genel Kurumu, Kızıldeniz’deki Mercan Resifleri ve Deniz Kaplumbağalarının Korunması Genel Kurumu, Kral Abdülaziz Safkan Arap Atları Merkezi, Ulusal Meteoroloji Merkezi, Petrol Dışı Gelirler Merkezi ve Ulusal Kâr Amacı Gütmeyen Sektör Geliştirme Merkezinin yıllık raporları da dâhil olmak üzere gündemdeki çeşitli konular hakkında gerekli işlemlerin yapılması talimatını verdi.


Kuveyt: İran adına casusluk yapmak ve İçişleri Bakanı’na suikast planlamakla suçlanan üç sanığa idam cezası

Sanıklardan ikisi: Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk ve Hasan Abdülhadi Haciyye. (Şarku’l Avsat)
Sanıklardan ikisi: Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk ve Hasan Abdülhadi Haciyye. (Şarku’l Avsat)
TT

Kuveyt: İran adına casusluk yapmak ve İçişleri Bakanı’na suikast planlamakla suçlanan üç sanığa idam cezası

Sanıklardan ikisi: Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk ve Hasan Abdülhadi Haciyye. (Şarku’l Avsat)
Sanıklardan ikisi: Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk ve Hasan Abdülhadi Haciyye. (Şarku’l Avsat)

Kuveyt Ağır Ceza Mahkemesi bünyesindeki Devlet Güvenliği Dairesi, dün İran ve Lübnan Hizbullahı adına casusluk yapmak ve Kuveyt Başbakan Birinci Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Şeyh Fahd el-Yusuf başta olmak üzere ülkedeki bazı üst düzey yetkililere suikast planlamakla ilgili davada 3 sanık hakkında idam, 8 sanık hakkında ise 5’er yıl hapis cezası verdi.

Yargıç Nasır el-Bedr başkanlığındaki mahkeme, haklarında idam kararı verilen Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk, Hasan Abdülhadi Haciyye ve İran vatandaşı Abdürrıza Haydar Dehgani’yi; Kuveyt’in ulusal çıkarlarına zarar vermek, yabancı taraflar adına casusluk yapmak ve Lübnan Hizbullahı’na katılmakla ilgili suçlamalar kapsamında mahkûm etti.

Dava dosyasına göre savcılık, sanıkları ülkenin bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verebilecek eylemlerde bulunmak; Kuveyt’e yönelik düşmanca faaliyetler yürütmek amacıyla İran ve Hizbullah ile iş birliği yapmakla suçladı. Söz konusu faaliyetler arasında İçişleri Bakanı ve diğer üst düzey yetkililere suikast planları da yer aldı.

Dava dosyasındaki bilgilere göre dördüncü ila onuncu sıradaki sanıklar, suikast planını hazırlamak amacıyla toplantılar düzenledi ve aralarında görev dağılımı yaptı. On birinci sanığın ise planın uygulanması için gerekli ekipmanları temin etmekle görevlendirildiği belirtildi. Bu faaliyetlerin, haklarında idam kararı verilen ilk üç sanığın talimatları doğrultusunda yürütüldüğü öne sürüldü.

Savcılık ayrıca dördüncü ila onuncu sanıkları, saldırıyı gerçekleştirmek ve ülkede korku yaratmak amacıyla patlayıcı kullanmaya teşebbüs etmekle suçladı. On birinci sanığa ise diğer sanıkların planı uygulayabilmesi için patlayıcı madde getirmeye teşebbüs suçlaması yöneltildi.

Mahkeme, karar gerekçesinde sanıklara atfedilen eylemlerin ciddiyetine dikkat çekti. Söz konusu eylemlerin ülkenin güvenliğini hedef aldığını, toplumda kargaşa yaratmayı ve kamu makamlarının can ve mal güvenliğini koruma kapasitesine duyulan güveni sarsmayı amaçladığını belirtti.

Mahkeme gerekçesinde, “Vatanın güvenliği bir kişinin ya da bir grubun çıkarı değil, bütün toplumun hakkıdır” ifadelerini kullandı. Devlet egemenliğinin yabancı bir iradenin müdahalesine açık olamayacağını vurgulayan mahkeme, ülke topraklarında sınırların dışından verilen emirlerin uygulanmasının kabul edilemeyeceğini belirtti.

Karar gerekçesinde ayrıca devlet kurumlarının ve kamu otoritesinin temsilcilerinin, talimatlarını yabancı taraflardan alan planların hedefi hâline getirilemeyeceği ifade edildi. Bu değerlendirmeyle davadaki suçlamaların devlet güvenliği ve egemenliğiyle bağlantısına dikkat çekildi.

Sanıklar ve “Abdali Hücresi” davası

Kuveyt Ağır Ceza Mahkemesinin dün Hüseyin Abdullah el-Matuk, Hasan Abdülhadi Haciyye ve Abdürrıza Haydar Dehgani hakkında verdiği idam kararları, 2015’te ortaya çıkarılmasının ardından ülkenin güvenlik ve yargı gündemini uzun süre meşgul eden “Abdali Hücresi” davasını yeniden gündeme taşıdı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre hüküm giyen üç kişinin isimleri, daha önce İran ve Lübnan Hizbullahı adına casusluk yapmakla ilgili davalarda da yer almıştı.

“Abdali Hücresi” davası, Kuveyt makamlarının Ağustos 2015’te Irak sınırına yakın Abdali bölgesindeki çiftliklerde büyük miktarda silah, mühimmat ve patlayıcı ele geçirmesiyle gündeme geldi. Ele geçirilenler arasında yaklaşık 19 ton mühimmat, 144 kilogram patlayıcı madde, roket mermileri ve ateşli silahlar bulunuyordu. Savcılık o dönemde sanıklara İran ve Hizbullah adına casusluk yapmak ve Kuveyt’in güvenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verebilecek faaliyetlerde bulunmak suçlamalarını yöneltti.

Hasan Abdülhadi Haciyye, davanın öne çıkan sanıklarından biriydi. Ağır Ceza Mahkemesi Ocak 2016’da hakkında idam kararı verdi. Temyiz Mahkemesi aynı yılın temmuz ayında kararı onadı. Ancak Temyiz Mahkemesi Haziran 2017’de idam cezasını bozarak hükmü müebbet hapis cezasına çevirdi.

İran vatandaşı Abdürrıza Haydar Dehgani de aynı davanın sanıkları arasındaydı. Hakkında casusluk ve hücre faaliyetlerine katılma suçlamaları kapsamında Ocak 2016’da gıyabında idam kararı verildi.

“Abdali Hücresi” davasında hüküm giyen kişilere yardım edilmesi ve bu kişilerin saklanmasıyla bağlantılı ayrı bir davada ise Kuveytli din adamı ve Ulusal İslami İttifak Genel Sekreteri Hüseyin Abdullah el-Matuk’un adı öne çıktı. Savcılık el-Matuk’u İran adına casusluk yapmak, adaletten kaçan kişilerin saklanmasına yardım etmek ve yurt dışına kaçmalarını sağlamakla suçladı. Aralık 2019’da Temyiz Mahkemesi, kendisine verilen 5 yıl ağırlaştırılmış hapis cezasını onadı.

Böylece daha önce “Abdali Hücresi” ile bağlantılı yargı dosyalarında isimleri geçen üç kişi, bu kez Başbakan Birinci Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Şeyh Fahd el-Yusuf’a suikast planlamak, İran adına casusluk yapmak ve Lübnan Hizbullahı’na katılmakla ilgili suçlamalar kapsamında yeniden devlet güvenliğine ilişkin yargı sürecinin merkezine yerleşti.


Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Şeybani ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Manama’da Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Manama’da Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)
TT

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Şeybani ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Manama’da Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Manama’da Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile bölgesel ve uluslararası gelişmelerin yanı sıra iki ülkeyi ilgilendiren konuları ele aldı.

Kral Hamed, dün Manama’da kabul ettiği Şeybani ile görüşmesinde Suriye’deki mevcut durumu, ülkede güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik çalışmaları ve kalkınma çabalarını değerlendirdi.

Bahreyn Kralı, iki ülke arasındaki yakın ilişkilere dikkat çekerek, karşılıklı çıkarlar ve iki halkın refahı doğrultusunda ilişkilerin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi yönündeki beklentisini dile getirdi.

Kral Hamed, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki Suriye yönetiminin Bahreyn’e verdiği destek ve dayanışma mesajlarından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Suriye’nin İran saldırılarını kınamasını da takdirle karşıladığını belirten Hamed, Bahreyn’in Suriye’nin birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleme ve halkının beklentilerinin karşılanmasına katkıda bulunma yönündeki kararlı tutumunu yineledi.

Şeybani ise Bahreyn’in Suriye hükümetine ve halkına verdiği desteği takdir etti. Bahreyn’in Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik çabalara katkısını, yeniden imar çalışmalarına ve kalkınma girişimlerine verdiği desteği övdü.

Suriye’nin sürdürülebilir istikrar ve dışa açılma yolunda ilerlediğini belirten Şeybani, ülkesinin bölgesel ve uluslararası düzeyde siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi, siyasi, güvenlik ve ekonomi alanlarındaki çeşitli zorluklarla mücadele etmeyi hedeflediğini kaydetti.

Bahreyn ve Suriye dışişleri bakanları da görüştü

Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif ez-Zeyyani, Manama’da Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)
Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif ez-Zeyyani, Manama’da Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)

Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif ez-Zeyyani de Suriyeli mevkidaşı Şeybani ile bir araya geldi. Görüşmede iki ülke arasındaki yakın ilişkiler ve ortak ilgi alanlarında ikili iş birliğinin geliştirilmesi imkanları ele alındı.

İki bakan, özellikle Bahreyn’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki geçici üyeliği sürecinde, uluslararası platformlarda siyasi koordinasyon ve istişarelerin güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Ayrıca ortak bakanlar komitesinin etkinleştirilerek ikili iş birliğinin genişletilmesi ve daha ileri seviyelere taşınması gerektiğini belirtti.

Görüşmede bölgesel ve uluslararası gelişmelerin yanı sıra İran’ın Bahreyn ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının sonuçları da değerlendirildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmede Hürmüz Boğazı ve Babülmendeb Boğazı’nda deniz ulaşımının aksamasının küresel ekonomi, enerji ve gıda tedariki üzerindeki etkileri ele alındı.

İki bakan, gerilimin azaltılması, bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması ve bölge halklarının barış, kalkınma ve refah beklentilerinin karşılanması amacıyla yürütülen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundu.

Zeyyani, iki ülke ve halkları arasındaki güçlü kardeşlik ilişkilerinin her alanda gelişmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Suriye hükümetinin ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma, güvenlik ve istikrarı güçlendirme, yeniden imar sürecini ilerletme, kalkınma ve refahı sağlama ve halkın beklentilerini karşılama yönündeki çabalarına takdirlerini dile getirdi.