Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
TT

Suudi Arabistan'da bir Komünist: Kızıl Paşa Hakimov

Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)
Hicaz’da ardından da Suudi Arabistan Krallığı’ndaki Sovyet diplomatik temsilciliğinin ilk başkanı Karim Hakimov (Wikipedia)

Sami İmara
“Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov” yalnızca içeriği ve yayınlanma zamanlaması nedeniyle değil, aynı zamanda yazar ile kitabın olaylarının etrafında döndüğü karakter arasındaki vizyon ve kaderlerin yakınlığı nedeniyle de çok önemli bir kitap.
Akademisyen Vitaly Naumkin, kitabın okuyucularına hitaben yaptığı konuşmada, “İki karakteri birbirine bağlayan birçok şey var. Birincisi 2010-2017 yılları arasında Rusya Federasyonu'nun Suudi Arabistan Krallığı Büyükelçisi olarak görev yapan yazar Oleg Ozerov, ikinci ana figür ise, 1924-1928 ve ardından 1936-1937 dönemlerinde Hicaz'daki Sovyet diplomatik misyonunun, ardından SSCB’nin Suudi Arabistan Krallığı'ndaki ilk Temsilcisi olan Karim Hakimov'dur” ifadelerini kullandı.
Kitapla ilgili olarak Rusya'nın başkentindeki siyasi ve diplomatik çevreler tarafından Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi tarafından özel bir toplantı düzenlendi.
Eski Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Akademi’nin mevcut Başkanı Alexander Yakovenko, kutlama toplantısında kısa fakat özlü bir açılış konuşması yaptı. Yakovenko, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Böyle kitaplar sadece Rus literatürünü zenginleştirmekle kalmaz; aksine, genç diplomatlar ve diplomatik çalışmanın sanatını anlamak isteyen herkes için yol gösterici bir kaynak olmaya daha yakın görünüyor”.
Yakovenko, konuşmasında ayrıca Suudi Arabistan'da yedi yıldan fazla zaman geçiren önde gelen Rus diplomatlardan biri olan Büyükelçi Oleg Ozerov'un, 1990 yılında iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasının ardından, Riyad'daki Sovyetler Birliği'nin ilk büyükelçisi olan meslektaşı Gennady Tarasov’dan aktardıkları üzerinde durdu. Tarasov, Prof. Dr. Vitaly Naumkin ve Büyükelçi Oleg Ozerov'un Suudi Arabistan hakkındaki kitaplarına atıfta bulunarak, “Bundan önce böyle bir literatür ortaya çıksaydı, Rus büyükelçilerinin strateji ve faaliyetleri daha kaliteli olurdu” ifadelerini kullanmıştı.
Bu bağlamda Yakovenko, mümkün olan değişikliğin ne mahiyette olabileceğini sordu. Büyükelçi Ozerov, kitabının ‘ev sahibi ülkedeki koşulları, değişiklikleri hesaba katma ihtiyacına ve sosyokültürel hayatta olayların neden olduğu dalgalanmanın yanı sıra kişisel ilişkilere güvenmenin önemine’ üstü kapalı bir şekilde değindiğini söyleyerek yanıt verdi. Ozerov, 1920’lerde Dışişleri Halk Komiseri (Bakan) Georgi Çiçerin ile birlikte Mekke’de Karim Hakimov tarafından düzenlenen konferansın önemini vurgulayarak tarihteki bazı olayları hatırlattı. 

Gerçekleştirilmemiş ortaklık  
Ozerov, Hakimov’un o dönemde yaptıklarını, eski Rusya Başbakanı Yevgeni Primakov, Tataristan Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev, ayrıca diğer Arap ve İslam ülkelerinin kuruluşuna katkıda bulunduğu ‘Rusya - İslam Dünyası' Stratejik Vizyon Grubu’nun 2006 yılından itibaren yaptıklarıyla ilişkilendirdi.
Oleg Ozerov, kitabının önsözünde 2011 yılının Eylül ayından bu yana eserinde Hakimov’un ülkesinin Suudi Arabistan büyükelçisi olarak çalışmaları ve Rusya’yı İslam İşbirliği Teşkilatı'ndaki temsil etme faaliyetlerine odaklandığını söyledi. Bunun sonucunda ‘tarihin bugünü etkilediği ve tarihi bilmemenin onu sorumluluktan kurtarmadığı’ kanısına vardığını ifade etti. Ozerov ayrıca tarihi görmezden gelmek ya da anlamamanın iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceğini ve diplomatların manevra alanının azaltacağına işaret etti.
Bu perspektiften kitap, Orta Rusya'da çoğunluğu Müslüman bir cumhuriyet olan Başkurdistan’ın evladı Karim Abdraufoviç Hakimov’un hayatındaki ‘bilinen ve bilinmeyen’ birçok konuyu ele alıyor. Bilgi, tecrübe ve yaşanmışlık bakımından oldukça zengin olan bu hayatın bilinen kanadında yazar, selefleri olan akademik, kültürel ve bilimsel çalışma erbaplarının yazdıklarını görmezden gelmedi. Yazarın selefleri arasında Gennadiy Gatilov, Gumerov, Damir  Hayretdinov Fve Kosach’ın yanısıra Suudi Arabistan’ın Tarihi adını verdiği kitabı 1986 yılında Moskova’daki et-Tekaddum Yayınevinden çıkan akademisyen Casey Vasiliev,  Eski Sovyet Yemen Büyükelçisi Oleg Peresıpkin ve 1926-2007 arasında Dünya Siyasetinde Suudi- Rus İlişkileri isimli kitabın yazarı Suudi Araştırmacı Macid et-Türki de bulunuyordu.  Yazar, elbette ki Akademisyen Vitaly Naumkin ve son kitabı ‘Gerçekleştirilmemiş Bir Ortaklık: Suudi Arabistan'da İki Dünya Savaşı Arasında Sovyet Diplomasisi’ne değinmeden geçmedi.

Karim Hakimov arşive göz atarken (Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov kitabından)
Büyükelçi Ozerov, bu bilimsel çalışmaların en önemlilerini gözden geçirirken, birçok kişinin Hakimov'u bugünün ve onun bilgilerinin bakış açısından değil, onunla yaşayan çağdaşlarının gözünden de tüm nitelikleri ve özellikleri hakkında bilgi edinmek istediği sonucuna vardı.
Oleg Ozerov da kitabına buradan başladı. Karim Hakimov’un çocukluk ve gençlik yıllarını mevcut belgeler ve literatür perspektifinden ayrıca hala hayatta olan yakın ve akrabalarının anılarını kullanarak anlattı. Ozerov, kitabında Müslüman Başkurdistan’ın evladı Hakimov’un 15 Kasım 1890 tarihinde şu anki başkent olan Ufa eyaletindeki Deuma Nehri kıyısındaki Dyusyanovo köyünde dünyaya geldiğini ifade etti. 
Yazar, Hakimov’un sosyal hayatı ve ailesinin ekonomik durumunu ele aldıktan sonra kitabında, Rus temsilcinin Tanrı arayışı hakkında bilgilere yer verdi.
Ozerov, Bolşeviklerin, o dönemin vatandaşlarının, bir gecede devrimci harekete dönüştüğü ve proletaryanın saflarına katılır katılmaz sloganlarını benimsedikleri yönünde söylediklerini tekrarlamanın yanlış olduğunu ifade etti. Yazar ayrıca Hakimov’un aynı inancı paylaştığı vatandaşlarından başlayarak Kur’an’daki hakikati aramak için bir yolculuğa çıktığını ardından da dini ilimleri öğrendikleri ‘medreseleri’ araştırdığını belirtti. Ozerov, İslam ve dini ilimlerle sınırlı olmayan bu bilgi ve ilim arayışının Birinci Dünya Savaşı patlak verene kadar Orta Asya bölgeleri arasında devam ettiğini ifade etti. Hakimov, aldığı eğitim ve kazandığı deneyimlerle onur sahibi siyasi bir figüre dönüşmeyi başardı. 1917 yılında meydana gelen ve birçok Müslüman’ın Ekim Sosyalist Devrimi’ni desteklemeye başladığı bir dönemde bile İslam ve dini mezhebinin sembolleri ile ilişkilerini sürdürebildi.
 Yazar, Hakimov'un kişiliğinde meydana gelen dönüşümleri, bir yandan din ile devrim arasında meydana gelen paradoks ve anlaşmazlıkları, diğer yandan devrim ve komünizm inancının etkisi altında meydana gelen psikolojik etkileşimleri, üçüncü bir açıdan İslam inancı ve imana bağlılığı ele alıyor. Yazar, kitabında Tanrı'ya inanmayan sosyal demokratlar ile tek tanrı inancına sahip olan Müslümanlar arasındaki örtük farklılıklar üzerinde duruyor. Ancak o dönemden sonra yaşanan olaylar Hakimov'u, dinler meselesinin yanısıra ulusal sorun ve buna dayalı kaderini tayin hakkı gibi iki temel konuyu en iyi bilenlerden biri olması nedeniyle Sosyal Demokratlar içinde devrimci ve siyasetçi saflarına yükseltti.

Lenin ve Stalin’in kamçısı
Bu durum onu, Lenin, Stalin ve Buharin de dahil olmak üzere, devrimci hareketin en büyük sembolleriyle mücadele edebileceği ayrıcalıklı bir konuma yükseltti. Hakimov çıktığı eğitim yolculuğunu Sibirya’nın batısındaki Tomsk şehrindeki bir okulda tamamlamayı başardı. Ardından Sosyalist devrimin zaferinden sonra devrim lideri Vladimir Lenin’in İslam ve komünizmi yakınlaştırma çabaları sırasında çok sayıda partisel ve siyasi pozisyon kazandı. Ozerov kitabında bu konuyla ilgili tartışmalar ve manevraların birçok detayına yer verdi. Söz konusu detaylar Hakimov'un ‘merkez’ adaylığını kazanarak Orta Asya'daki Türkistan'a müfettiş olarak gönderilmesi ve Doğu Cephesi'nin büyük askeri komutanı Farunze ile Taşkent'e seyahat etmesini de içeriyordu. Ozerov, Hakimov'un Farunze’den çok şey öğrendiğini ve hem partizan hem de siyasi düzeyde insan sarrafı olduğunu söyledi.
Yazarın Hakimov'un bu bölgenin tarihini ve bununla birlikte Bolşeviklerin ve Kızıl Ordu'nun muhaliflere karşı kazandığı zaferleri ele almaya önem vermesi bizim açımızdan dikkat çekici oldu. Ozerov başarı olarak nitelediği konularda, o bölgede edindiği bilgi birikimi ve tecrübelere dayanarak Hakimov’un rolüne vurgu yaptı.
Büyükelçi Oleg Ozerov, meydana gelen çatışmaların ve savaşların detaylarına yaptığı atıfta, 1919-1920 yıllarında Buhara Halk Sovyet Cumhuriyeti'nin ilanı ve bununla ilgili gelişmeler üzerinde durdu. Söz konusu gelişmelerden birinin de çok sayıda Özbek’in ‘muhalif eğilimleri’ nedeniyle Arap bölgelerine sürülmeleri olduğuna işaret etti. Suudi Arabistan Krallığı'nın kurucusu Kral Abdulaziz'in kurduğu otorite organları Orta Asya'dan gelen bu vatandaşların kendileri hakkında bilinen eğitim ve bilgiler doğrultusunda ülkeye yerleştirilmesiyle ile ilgilendi. Bu organlar arasında Dışişleri Bakanlığı da bulunuyordu. Bu kişiler, Cidde’de Sovyet Rusya ve ardından Sovyetler Birliği ile yakınlaşma karşıtları olarak ortaya çıktı. Daha sonraları Hakimov, Cidde’de çalıştığı dönemde bu trendlerle çatışacaktı.

İslam ve Komünizm Karışımı
Hakimov, Semerkant'ın temsilcisi, ardından Merkezi Yürütme Komitesi, yani hükümetin bir üyesi olarak seçilmesine kadar bu bölgedeki parti organizasyonlarında yer aldı. Dokuzuncu Merkez Yürütme Kurulu Kongresi, Türkistan Özerk Sovyet Cumhuriyeti'nin yeni anayasasını onayladı. Söz konusu anayasada, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri'nin 1924'te kuruluş ilanına kadar yürürlükte kalan Rusya Sovyet Federatif Cumhuriyeti ile karşılıklı ilişki alanları belirlenmişti.
Yazar kitabında, Hakimov’un politik yaşamı ve partide bulunduğu birçok faaliyeti oldukça ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Hakimov, bölge liderlerinin önde gelen bir üyesi, çoğunlukla liderlik görevlerinde şahit olduğu tüm olay ve çatışmaların birincil katılımcısı, Buhara Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri, orada Rusya Federasyonu'nun bir temsilcisi oldu. Bu, dış politika düzeyindeki ilk diplomatik göreviydi. Bu nedenle, özellikle Buhara Cumhuriyeti'nin bölünmesi sırasında Afganistan'la yaşanan çatışmalar göz önünde bulundurulduğunda, imtihanlarından en iyisini burada verdi.
Bütün bunların ışığında, Moskova'daki Sovyet liderliği, Hakimov'un, Buhara'dan tayin edilmesi zamanının fazlasıyla uygun hale geldiğini düşünmesinin ardından SSCB’nin 26 Şubat 1921'de İran'la imzaladığı antlaşmanın şartlarının uygulanmasını takip etmek üzere 15 Eylül 1921'de İran Başkonsolosu atanmasına karar verdi. Ancak yazar Oleg Ozerov, Hakimov için bir sonraki pozisyonun belirlenmesi konusunda Rus başkentinde yapılan görüşmelerin ayrıntılarını sıralarken, Tatar araştırmacısı Rashid Shakrov, o sırada Hakimov'un diplomatik örtü altında KGB bünyesinde çalışmak üzere görevlendirilmesinin düşünüldüğünü söyledi. Ancak kısa süre sonra bu bilginin kaynağına sahip olmadığını söyleyerek düzeltti.
Yazar, verdiği tüm ciddi bilgilere ve bütünüyle Hakimov'un uluslararası ilişkilerle ilgilenen bir devlet adamı olarak faaliyetine odaklanmış olmasına rağmen, kişisel yaşamına da atıfta bulunmayı ihmal etmedi. Hatice Ainuddin Nogaeva ile yaptığı evlilik meselesine de değine Ozerov, Hakimov’un eşinin sanatsal performanslarını sergilemek için gelen bir grup sanatçının Türkistan'ı ziyareti sırasında tanıştığı Tatar köylü bir aileden olduğunu söyledi. 1921 yılının Haziran ayında yaptıkları evliliğin Şamil (Shamil) adını verdikleri bir oğlan çocuğuyla taçlandığını ifade etti. Ozerov, dans edip şarkı söyleyebilen Tatar bir kadınla evlenme fikrinden hoşlanan devlet adamı Karim Hakimov'un sanatsal romantik doğasına atıfta bulundu. Annesinin bu özelliklerinin daha sonra 1927 yılında doğan kızları Flora’ya miras kaldığını ifade etti. Neden olmasın? Hakimov’un kendisi de sanata eğilimliydi. Rusya'nın merkezindeki Orenburg'daki faaliyeti sırasında bir sanat grubuna katılmıştı.
Arap dönemi
Oleg Ozerov, Karim Hakimov'un biyografisinde;  Alexei Vasiliev, Vitaly Naumkin ve Moskova'daki ve büyük Rus şehirlerindeki bilim camiasının diğer önde gelen yıldızlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda Rus ve Sovyet araştırmacı, akademisyenin kitaplarında birçok ayrıntı bulduğunu söylediği Arap dönemini anlatıyor. Yazar, bu kitaplar ve bilimsel çalışmaların birçoğunun, Hakimov'un 1924-1926 ve 1936-1937 dönemlerinde Suudi Arabistan'da ikamet ettiği ve çalıştığı yıllarda Rusya Dışişleri Bakanlığı arşivlerine ve Hakimov'un bu bakanlık liderleriyle yazışmalarına dayanan faaliyetleriyle ilgilendiğine dikkat çekiyor.
Ozerov, ‘Rusya’nın Ortadoğu’ya İlgisinin Kaynakları’ başlığı altında, vaftizinden ve Hristiyanlığa girişinden bu yana Moskova Emirliği’nin ve ardından Rus İmparatorluğu’nun ilgisinin tarihini, Kudüs’teki Kutsal Topraklar’a hac kervanlarıyla ve 1854’deki Kırım Savaşı’na kadar geçen yüzyıllar boyunca devam eden olayları ele aldı. Bu ayrıca Saint Petersburg Üniversitesi'nde Oryantalizm Fakültesi'nin kurulduğu tarihtir. Yazar, 1840'ta El-Ezher'den Rusya'ya gelen Şeyh İyad et-Tantavi'nin Arapça öğretimine katkılarını hatırlattı. Ayrıca Ortadoğu ve Hicaz bölgesindeki kutsal toprakları ile birçok yakınlaşma kaydeden olaylardan da bahsetti.
Ozerov, Rus İmparatorluğu’nun, bu kitabın ana karakteri ve odak noktası Karim Hakimov'un daha sonra gönderildiği Arap Yarımadası'ndaki ilk konsolosluğunu 1891'de açarak, ülkesindeki Müslümanların Kutsal Topraklarda Mekke ve Medine'deki hac kervanlarını kısa sürede güçlendirdi.

Lenin’in Sykes-Picot anlaşmalarına ilişkin tutumu
Belki de Lenin’in 25 Ekim 1917’de Ekim Sosyalist Devrimi’nin lideri olması kaderin bir güzel tesadüfüydü. Lenin, aynı yılın aralık ayında İzvestia gazetesinde, Sykes-Picot anlaşmalarını kınadığını ve Çarlık hükümeti tarafından akdedilen tüm anlaşmaları feshettiğini yazarak bu bölgeye olan ilgisini ortaya koymuştu. Bu Şerif Hüseyin’in Sovyet otoritesiyle temaslara geçmesine neden olmuştu. Bu durum Britanya’nın yanıt verilmesi için aceleci davranmasına yol açtı. 4 Ocak 1918’te Kahire’deki İngiliz istihbarat temsilcisi tarafından İngiliz hükümeti adına Hicaz Kralı’na, Londra’nın birleşik bir Arap devletinin kurulmasını desteklemeye hazır olduğunu belirttiği bir muhtıra gönderilmişti. Şerif Hüseyin ise hareket temsilcileriyle görüşmelerin başlatılması çağrısında bulunmuştu.
Yazara göre, o andan itibaren, yeni Sovyet Rusyası, Arapların da planlarından vazgeçmek istememesi ışığında Ortadoğu'da hareket özgürlüğünü garanti eden kartlara sahip olduğunu düşündü. Hatta İngilizlerin emri ile henüz kurulmamış Arap Devleti adına Siyonistlerle görüşmelere bile girdiler. Faysal bin Şerif Hüseyin ile Siyonist hareketin lideri Haim Weizmann arasında, 3 Ocak 1919’da Arap Devleti ve Filistin’in tüm ilişkilerinde ve aldıkları önlemlerde anlayış ve iyi niyeti dikkate almalarını şart koşan bir anlaşma imzalandı. Bu amaçla iki Arap ve Yahudi temsilciliği açılarak akredite edildi. ( Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, Moskova 2020, s.148)
Araplar ve Sovyetler arasındaki ilişkinin tarihinin, özellikle Sovyet - Suudi ilişkilerinin Georgi Çiçerin başkanlığındaki Sovyetler Birliği delegasyonunun liderlik ettiği 1922-1923 Lozan Konferansı’na; Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’dan birçok Arap örgütü ve hareketinin temsilcilerinin katılmasıyla başladığını belirten yazar, Arap delegelerinin, Batı ülkelerinin Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Arap ülkelerine vaat ettikleri bağımsızlıkları vermelerini sağlamak için birçok görüşme yaptıklarını söyledi.

Hakimov ile Cidde’deki diplomatik görevliler  yıl 1924 ( Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov adlı kitaptan)
Ozerov ayrıca, Cidde’de bir Sovyet konsolosluğu açma fikrinin bu konferansın çalışmaları sırasında ortaya çıktığını ifade ediyor. Churchill, Moskova'ya gönderdiği mektupta, “Bu, Cidde'nin Mekke'ye yakın olması ve Sovyet konsolosunun İslam dünyasının kalbinde yer alacak olması hasebiyle bizimle ilişki kurmaktan kaçınan tüm ülkelerin temsilcileriyle yakınlaşma için bir fırsat bulmayı sağlayacağı anlamına gelir. Ayrıca İslam dünyasının kalbinde uygun bir isme sahip olmamız gerek" ifadelerini kullanarak bu konsolosluğu açma fikrini sunmuştu.  (Oleg Ozerov, Bir Yaşam Öyküsü: Karim Hakimov, s.150)

Arapların İlk Sovyet Komiseri
Bolşevik Parti Politbürosu’nun iki haftadan daha kısa bir süre içinde buradaki jeopolitik varlığın güçlendirilmesi perspektifinden bu bölgeyle resmi ilişkiler kurma konusunda aldığı hızlı kararın nedeni de buydu. 18 Ocak 1923 tarihinde Hicaz’daki siyasi misyonunun üyelerinin siyasi komiser, sekreter, Arapça ve Türkçe tercüman, matbaa çalışanı, muhabir ve nöbetçi olmak üzere altı kişiden oluştuğu onaylandı. 

Arap kıyafetleri içinde Hakimov ( Karim Hakimov’un Biyografisi adlı kitaptan)
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Moskova, bölgedeki ilk diplomatik  görevi için en  uygun konumu arama seçenekleri ile karşı karşıya kaldı. Tam diplomatik temsil çerçevesinde olmamanın ve konsoloslukla yetinmenin daha iyi olacağını düşünüldü. 27 Kasım 1923'te konsolosluğun karargahı olarak Cidde seçildi. Cidde söz konusu dönemde hakkında ‘daha aktif ve etki alanlarını genişletmeye kararlı olsa da, çok fazla gizemli bir karaktere sahip’ ifadeleri kullanılan Prens Abdulaziz bin Suud'un başkanlığındaki Necd Emirliği'ne bağlı bulunuyordu. (s.150)
Karim Hakimov’un  Moskova’nın İslam ve Komünizm arasındaki bağlantı üzerine yapmış olduğu plandan dolayı Arap Yarımadası’ndaki İslami kökenli ilk Sovyet komiseri olmasına seçimle karar verildi. Ancak faaliyete geçirilemedi. Bu görevlendirme pratikte Hakimov’un Moskova’ya çağrılmasıyla sona erdi. Hapis cezasına çarptırılan Hakimov, 1938 yılının Ocak ayında casusluk yaptığı suçlamasıyla idam edildi.
Bu, Moskova’dan gelebilecek başka araştırmalarla ele alınabilecek, birçok ayrıntıyla iç içe geçmiş durumda olan çok karmaşık bir hikaye... 



Riyad ve Harc’ta balistik füzeler önlendi ve imha edildi

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Riyad ve Harc’ta balistik füzeler önlendi ve imha edildi

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Yemen’de Meşru Yönetime Destek Koalisyonu, dün Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı çevresinde bir seyir füzesinin (cruise) önlenerek imha edildiğini, havalimanının 4 numaralı yolcu terminaline ise kaynağı bilinmeyen bir mühimmatın düştüğünü ve yangına yol açtığını açıkladı. Bu gelişmelerden saatler önce Harc vilayetinde bir başka balistik füze ile Doğu Bölgesi’nde bir insansız hava aracı (İHA) da önlenerek imha edildi. Sivil Havacılık Genel Otoritesi ayrıca, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nın dün akşam saldırıya uğradığını açıkladı.

Bu gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil ve stratejik tesislere yönelik düzenlediği terör saldırılarının ertesi günü yaşandı. Riyad Havalimanı’ndaki yolcu terminaline mühimmat düşmesi sonucu 12 kişi hayatını kaybetti ve 309 kişi yaralandı.

Arap, İslam ve Batı ülkeleri saldırılara tepki göstererek kınama mesajları yayımladı. Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye’den oluşan Dörtlü Grup, Husilerin devam eden düşmanca saldırılarını, özellikle de “Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan alçakça saldırıları” en sert ifadelerle kınadı.

Dörtlü Grup, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu vurgulayarak ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak amacıyla saldırılara karşı alınan ve benzer saldırıların tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen bütün meşru tedbir ve adımlara destek verdiğini bildirdi. Açıklamada, söz konusu desteğin Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukukla uyumlu olduğu ifade edildi.

“Yemen’in Şafağı” operasyonu dün yedinci gününe girerken, Husilere ait mevzileri hedef alan hava saldırılarının kapsamı genişledi. Operasyonlar kara harekâtıyla eş zamanlı olarak sürerken, ilk altı günde Husilerin yaklaşık 12 bin ölü ve yaralı verdiği tahmin ediliyor.


Faysal bin Ferhan ve Arakçi, bölgedeki gerilimin artmasını görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
TT

Faysal bin Ferhan ve Arakçi, bölgedeki gerilimin artmasını görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi’den aldığı telefon görüşmesinde, bölgede son dönemde artan gerilimi ve bu kapsamda yürütülen diplomatik girişimleri ele aldı.

Öte yandan İngiltere, Husilerin Yemen’in iç kesimlerinde ve Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırılarını kınadığını yineleyerek, söz konusu saldırılara karşı Suudi Arabistan ve Yemen hükümetiyle dayanışma içinde olduğunu bildirdi.

Bu açıklama, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde gündeme geldi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmede, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan son saldırıları ele alındı.

İki bakan, ülkeleri arasındaki güçlü ikili ilişkileri değerlendirirken bölgesel gelişmeleri ve mevcut gerilimleri azaltmaya, bunların bölge üzerindeki güvenlik ve ekonomik etkilerini sınırlamaya yönelik ortak çabaları da görüştü.

Diğer yandan Bahreyn Dışişleri Bakanı Dr. Abdüllatif ez-Zeyyani, Husilerin Riyad Havalimanı’na düzenlediği terör saldırısında Suudi Arabistan vatandaşlarının ve ülkede ikamet eden kişilerin hayatını kaybetmesi nedeniyle ülkesinin en içten taziye ve başsağlığı dileklerini iletti.

Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde Bahreyn’in Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu vurgulayan ez-Zeyyani, ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumak, vatandaşlarıyla topraklarında yaşayanları güvence altına almak amacıyla aldığı bütün tedbirleri desteklediklerini belirtti. İki bakan ayrıca bölgesel gelişmeleri ve bölgede güvenlik ile istikrarın korunmasına yönelik ortak çabaları ele aldı.


Riyad Havalimanı’na saldırı: 12 ölü, 309 yaralı; Koalisyon kararlılıkla karşılık vereceğini duyurdu

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
TT

Riyad Havalimanı’na saldırı: 12 ölü, 309 yaralı; Koalisyon kararlılıkla karşılık vereceğini duyurdu

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, dün öğleden sonra başkent Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın saldırıya uğradığını, olayda farklı ülke vatandaşlarından 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 309 kişinin yaralandığını açıkladı. Yemen’de meşru yönetimi destekleyen Koalisyon ise söz konusu terör saldırısına kararlı bir şekilde karşılık verileceğini bildirdi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı çevresine bir mühimmatın düştüğünü belirtti. Ayrıca Husilerin el-Harc vilayetine fırlattığı bir balistik füzenin önlenerek imha edildiğini, Doğu Bölgesi’nde ise bir insansız hava aracının (İHA) etkisiz hâle getirildiğini kaydetti.

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü yaptığı açıklamada, hasar tespit çalışmalarının tamamlanması ve tesislerin güvenliğinin doğrulanması amacıyla ilgili makamlarla koordinasyon içinde Riyad Havalimanı’ndaki operasyonların geçici olarak durdurulduğunu bildirdi. Açıklamada, olayın Suudi Arabistan’daki sivil havacılık tesislerini hedef alan saldırıların sürdüğü bir dönemde meydana geldiğine dikkat çekildi.

Genel Müdürlük daha sonra yayımladığı açıklamada, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırıda 12 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Ölenler arasında 4 Suudi Arabistan vatandaşı, 2 Bangladeş vatandaşı, bir ABD vatandaşı, bir Mısır vatandaşı, bir Ürdün vatandaşı, bir Suriyeli, bir Filistinli ve bir Sudan vatandaşının bulunduğu belirtildi.

Açıklamada, 309 kişinin de yaralandığı ve çeşitli hastanelerde tedavi altına alındığı bildirildi. Yaralılar arasında durumu kritik olanların da bulunduğu, maddi hasarın ise tespit edilmeye devam edildiği kaydedildi.

Koalisyon Sözcüsü, Riyad Havalimanı’ndaki yolcu terminallerinden birini hedef alan terör saldırısının, yolcular ve çalışanlar arasındaki sivillerin ölümüne ve yaralanmasına yol açtığını belirtti. El-Maliki, saldırının uluslararası insancıl hukuk ve bu hukukun teamül kuralları kapsamında bütün unsurlarıyla bir savaş suçu teşkil ettiğini belirterek eylemi ilke, değer ve ahlakla bağdaşmayan ağır bir saldırı olarak nitelendirdi.

Tümgeneral el-Maliki, yaptığı açıklamada, Koalisyon Müşterek Kuvvetler Komutanlığının söz konusu terör saldırısına uluslararası insancıl hukuk ve teamül kurallarıyla uyumlu biçimde kararlı bir karşılık vereceğini ifade etti.

Kral Halid Uluslararası Havalimanı yönetimi de yolculara bir uyarı yayımlayarak havalimanına hareket etmeden önce hava yolu şirketleriyle doğrudan iletişime geçmeleri ve uçuşlarının güncel durumunu kontrol etmeleri gerektiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ise Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yapılması planlanan bazı uçuşların durdurulması veya gecikmesi nedeniyle seyahatleri aksayan ya da varış noktalarına ulaşamayan vatandaşlarına çağrıda bulundu. Bakanlık, vatandaşların yardım ve gerekli yönlendirmeler için bulundukları ülkelerdeki Suudi Arabistan diplomatik temsilcilikleriyle iletişime geçmelerini istedi.

Husilerin devam eden saldırılarına yönelik Arap ve İslam dünyasından kınama mesajları gelmeye devam etti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ülkeler ve kuruluşlar, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin güvenliğini, istikrarını, ulusal varlıklarını, vatandaşlarını ve topraklarında yaşayan diğer kişileri korumaya yönelik tedbirlerini desteklediklerini açıkladı.

Tehlikeli bir tırmanış

Yemen hükümeti, havalimanına yönelik terör saldırısını en sert ifadelerle kınadı. Hükümet, saldırıyı Husilerin sivil tesisleri hedef alma ve sivillerin hayatını tehlikeye atma konusundaki ısrarını ortaya koyan, düşmanca eylemlerde tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirdi. Açıklamada, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olunduğu ve Krallığın yanında kararlılıkla durulduğu vurgulandı.

Yemen Bakanlar Kurulundan yapılan açıklamada, havalimanlarının ve sivil tesislerin hedef alınmasının kabul edilemez bir saldırı ve uluslararası hukuk kurallarının ihlali olduğu belirtildi. Açıklamada, Husilerin saldırgan tutumunun bir kez daha ortaya çıktığı ifade edilerek, örgütün tehdit alanını genişletmekten ve bölgenin güvenlik ve istikrarını zayıflatmaktan çekinmediği savunuldu. Bu eylemlerin, İran’ın gündemine ve yıkıcı projelerine hizmet ettiği ileri sürüldü.

Açıklamada, Suudi Arabistan topraklarının veya sivil tesislerinin herhangi bir şekilde hedef alınmasının, bölge halklarının güvenlik ve istikrar hakkına, serbest dolaşımına ve hava ulaşımının güvenliğine yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı. Bu saldırıların iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerinin ve ortak kader anlayışının gücünü zayıflatamayacağı, Yemen’in terörle mücadeledeki tutumunu değiştirmeyeceği kaydedildi.

Yemen hükümeti ayrıca Suudi Arabistan’ın Yemen’e ve meşru yönetimine verdiği desteği, ülkenin devlet yapısını ve kurumlarını yeniden tesis etme çabalarına katkısını ve bölgesel güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesindeki rolünü takdir ettiğini yineledi. Açıklamada, bu saldırıların Yemen halkının ülkenin tamamında devlet otoritesini yeniden tesis etme ve Husi darbesine son verme kararlılığını zayıflatmayacağı belirtildi.

Kesin kınama

Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıya ilişkin tepkisini ve kınamasını dile getirdi. Husilerin sivil havalimanlarını ve sivilleri kasıtlı olarak hedef almasının terör suçu olduğunu belirten el-Budeyvi, bu saldırıların caydırılması ve tekrarlanmasının önlenmesi için uluslararası toplumun ciddi adımlar atması ve kararlı tedbirler alması gerektiğini ifade etti. El-Budeyvi, söz konusu eylemlerin en temel insani ilkelerle ve uluslararası sözleşmelerle bağdaşmadığını kaydetti.

Genel Sekreter, yaptığı açıklamada Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Körfez ülkelerinin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini yineledi. Konseyin, Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlamak, ulusal varlıklarını korumak ve topraklarının bütünlüğünü muhafaza etmek amacıyla attığı bütün adımları koşulsuz biçimde desteklediğini vurguladı.

Bahreyn de söz konusu saldırıları korkakça eylemler olarak nitelendirerek kınadı. Açıklamada, saldırıların uluslararası hukuk kurallarını, uluslararası insancıl hukuku ve Birleşmiş Milletler Şartı’nı açıkça ihlal ettiği belirtildi. Bu eylemlerin bölgenin güvenlik ve istikrarını, uluslararası sivil havacılığın emniyetini, yolcuların ve sivil havacılık personelinin güvenliğini tehdit eden tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğu ifade edildi. Saldırıların uluslararası anlaşma ve kararların ağır bir ihlali olduğu kaydedildi.

Tam dayanışma

Bahreyn Dışişleri Bakanlığı, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu ve Krallığın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumak, vatandaşlarıyla topraklarında yaşayan kişilerin güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı egemenlik kararlarını ve meşru tedbirlerini bütünüyle desteklediğini açıkladı.

Bakanlık, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkının bulunduğunu vurguladı. Bu hakkın, üye devletlerin Körfez Ortak Savunma Anlaşması kapsamındaki yükümlülükleriyle uyumlu olduğu belirtildi.

Bahreyn ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütüne (ICAO) ve uluslararası topluma sorumluluklarını eksiksiz yerine getirme çağrısında bulundu. Açıklamada, Husilerin sivillere ve sivil tesislere yönelik tekrarlanan saldırılarının durdurulması, saldırılardan sorumlu olanların ve bunları destekleyenlerin hesap vermesinin sağlanması ve ilgili kararların, özellikle 2216 ve 2817 sayılı kararların, tam olarak uygulanması için caydırıcı ve kararlı önlemler alınması istendi. Bu adımların bölgesel ve uluslararası güvenlik ile barışın korunması açısından önem taşıdığı vurgulandı.

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği de Husilerin düşmanca tutumlarını sürdürmesini, Suudi Arabistan’daki havacılık tesislerine, sivillere ve sivil varlıklara yönelik saldırılarını tekrarlamasını şiddetle kınadı. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiği ve bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit ettiği belirtildi.

Yıkıcı uygulamalar

Mısır, söz konusu saldırılar ve sorumsuz eylemler karşısında duyduğu derin tepkiyi dile getirdi. Kahire yönetimi, saldırıların uluslararası hukuk kurallarını açıkça ihlal ettiğini ve farklı ülke vatandaşlarından sivillerin güvenliğini hiçe saydığını belirtti. Mısır, bölgenin güvenliğini ve istikrarını bozabilecek bu yıkıcı uygulamaları kesinlikle reddettiğini vurguladı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Suudi Arabistan’ı, ülkenin hava ulaşımı tesislerini ve hayati öneme sahip altyapısını hedef alan saldırıları kınadı. Avn, Suudi Arabistan’ın güvenliğinin bölgenin güvenlik ve istikrarının ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesinin, sivil ve stratejik tesislerin hedef alınmamasının bölgesel istikrarın korunmasında temel dayanaklar olduğunu ifade etti.

Joseph Avn, yaptığı açıklamada Lübnan ile Suudi Arabistan arasındaki köklü kardeşlik ilişkilerini yeniden vurguladı. Lübnan’ın, iki halkın yararı ve bölgenin çıkarları doğrultusunda bu ilişkileri güçlendirmeye önem verdiğini kaydetti.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği de Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesini şiddetle kınadı. Birliğin Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Dr. Muhammed el-İsa, saldırılara yönelik kınamasını yineledi. El-İsa, söz konusu eylemlerin bütün dinî değerleri, uluslararası ve insani hukuk kurallarını ve teamülleri ihlal ettiğini belirterek, terör örgütünün sivilleri ve sivil tesisleri kasıtlı olarak hedef alan suç teşkil eden yaklaşımını bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti.