Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Uydu fırlatma testleri başarıyla tamamlandı'

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Uydu fırlatma testleri başarıyla tamamlandı'
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Uydu fırlatma testleri başarıyla tamamlandı'

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Uydu fırlatma testleri başarıyla tamamlandı'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Artık uzay liginde olduğumuzu söylemiştik. Tamamen yerli ve milli mühendislik kabiliyetlerimizle yaptığımız uydu fırlatma testleri başarıyla tamamlandı. Bu testlerde 4 kere daha uzaya ulaştık" dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ASELSAN Yeni Sistem Tanıtımları ve Tesis Açılışı programına katıldı. Açılış konuşmasını gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, tesislerin Türkiye'ye hayırlı olmasını diledi.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın ardından protokol konuşmalarına geçildi. ASELSAN Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Prof. Dr. Haluk Görgün, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir'in ardından konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tesislerin toplu açılışını gerçekleştirdi.
ASELSAN Akyurt Güdüm ve İnsansız Sistemler Seri Üretim Tesisi, ASELSAN Akyurt Camii, ASELSAN İvedik Teknopark Tesisleri ve ASELSANNET Yeni Binası'na canlı bağlantı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1975 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Çıkarması sonrasında kurulan ASELSAN'da bugüne kadar çalışmış ve çalışmakta olan personele teşekkür etti.
Türkiye'nin, cumhuriyet tarihinde gerçekleştirdiği ilk sınır ötesi harekatın ardından katı ve haksız bir ambargoya maruz kalındığını hatırlatan Erdoğan, “Bu durum savunma sanayiindeki eksiklerin ve ihmallerin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Harekatın ardından, ASELSAN ve daha sonra diğer savunma sanayii kuruluşlarının faaliyete geçirilmesiyle ülkemiz yeni bir döneme adım atmıştır” diye konuştu.
“Geçtiğimiz 18 yıl boyunca savunma sanayiinde tam bağımsız Türkiye hedefimiz yolunda çalışmalarımızı durmaksızın sürdürdük”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ASELSAN'ın kuruluşundan sonra uzun yıllar boyunca savunma sanayiinde Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılayacak konuma gelemediğini söyleyerek, AK Parti iktidarında elde edilen başarıları sıraladı. Erdoğan, “Hükümete geldiğimizde öncelik verdiğimiz alanlardan birini de savunma sanayiinin güçlendirilmesi olarak belirledik. Geçtiğimiz 18 yıl boyunca savunma sanayiinde tam bağımsız Türkiye hedefimiz yolunda çalışmalarımızı durmaksızın sürdürdük.
Rahmetli Özal tarafından kurulan Savunma Sanayii Başkanlığımızı, bu sürecin koordinasyonunu etkin şekilde yürütebilecek bir yapıya kavuşturduk. Bugün Türk savunma sanayii, vakıf şirketlerinden özel sektöre, alt yüklenicilerinden kobilere, üniversitelerden araştırma merkezlerine, teknoparklardan kümelenmelere kadar geniş bir ekosisteme sahiptir. 2002 yılında 62 savunma projesi yürütülürken bugün 700'e yakın projenin hayata geçirildiği bir savunma sanayine kavuştuk. Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu saldırılara karşı daha etkin mücadele için sadece son 5 yılda 350 civarında yeni proje başlattık.
Savunma sanayii projelerimizin bütçesini 5 buçuk milyar dolardan, 60 milyar dolara yükselttik. Bu dönemde sektörde faaliyet gösteren firma sayımız 56'dan bin 500'e ulaştı. Sektörün 1 milyar dolar olan cirosu da 11 milyar dolar rakamını yakaladı. Savunma ve havacılık ihracatımız 248 milyon dolardan 3 milyar dolar seviyelerine çıktı. Dünyanın ilk 100 savunma şirketleri listesinde 7 firmayla temsil ediliyoruz. Sadece son 5 yılda 5 firmamız da bu listeye girdi” ifadelerini kullandı.

“İHA, SİHA ve TİHA üretiminde ise artık dünyanın ilk 3-4 ülkesi içerisindeyiz”
Kara ve deniz araçlarıyla Türkiye'nin, dost ve müttefik ülkelerin ihtiyaçlarına da cevap verdiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi savaş gemisini tasarlayan, inşa eden ve idamesini gerçekleştirebilen 10 ülke arasında yer alıyoruz. İHA, SİHA ve TİHA üretiminde ise artık dünyanın ilk 3-4 ülkesi içerisindeyiz. Bugün Türkiye, küresel tedarikçilerin çıkardığı tüm zorlukları ve uyguladıkları gizli açık ambargoları kendi gücüyle aşabilen bir ülke haline gelmiştir. Sınırlarımız içerisinde terörle mücadele operasyonlarını rahatça yapabiliyoruz. Sınırlarımız dışında, barış harekatlarını istediğimiz gibi yürütebiliyoruz. Tüm bunları savunma sanayiinde elde ettiğimiz başarıya borçluyuz” diye konuştu.
Savunma Sanayii alanında geleceğe yönelik önemli adımlar atıldığının da altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AR-GE yatırımlarımızı arttırarak ileri teknoloji gerektiren sistemleri hayata geçirmeye devam ediyoruz. Sürü İHA yapıyoruz. Gemilerimizin savaş yönetim sistemlerini geliştiriyoruz. İnsansız kara aracı üretiyoruz. Yapay zeka sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Elektromanyetik ve lazer silahları tasarlıyoruz” dedi.

“Biz ASELSAN'da yerlisini ürettik”
Türkiye'ye, Azerbaycan'ın haklı mücadelesine destek olduğu için Kanada tarafından ambargo uygulandığını söyleyen Erdoğan, “Son dönemde Azerbaycanlı kardeşlerimize verdiğimiz destek sebebiyle, İHA'larımızın bazılarında kullandığımız kameraya maalesef Kanada ambargo uyguladı. Biz, ASELSAN'da yerlisini ürettik. İHA'larımıza taktık, yolumuza devam ettik. Bununla da kalmadık, aynı kameraların daha iyisini yapmak için şu anda projeyi başlattık. İnşallah her alanda bu anlayışla hareket ederek, yerli ve milli savunma sanayimizi en üst seviyelere çıkartacağız” ifadelerini kullandı.
“ASELSAN, bugün geldiğimiz noktada çok geniş bir alanda faaliyetlerini sürdürüyor”
Gelinen son noktada ASELSAN'ın çok geniş bir alanda faaliyet gösterdiğine dikkat çeken Erdoğan, “ASELSAN, bugün geldiğimiz noktada çok geniş bir alanda faaliyetlerini sürdürüyor. Bunlar içinde; haberleşme, radar, elektronik harp, elektro optik, güvenlik, silah ve füze savunma sistemleri, insansız otonom araçlar, mühimmatlar, platformlar, yeni nesil yapay zeka sistemleri, enerji, ulaştırma ve sağlık teknolojilerine kadar birçok başlık var.
Küresel ölçekte birçok ilki başarmış patentli ürünler çıkararak ülkemizin ve mühendislerimizin gücünü ispatlayan ASELSAN, yeni başarılarıyla göğsümüzü kabartıyor. Geldiğimiz noktada ASELSAN, alt yüklenicileri ve paydaşlarıyla beraber envanterdeki ürünlerin seri üretimlerine devam ederken, güvenlik güçlerimize yeni sistemler kazandırmayı da sürdürüyor. Ayrıca elindeki teknolojileri çoklu kullanıma açarak enerji, sağlık, ulaştırma gibi alanlarda çözümler üretiyor. Bugün, bu yeni sistemlerden birinin de teslimini gerçekleştiriyoruz. Elektronik harpte bize çok büyük güç katacak Karakulak Yüksek Frekans Kestirme ve Dinleme Sistemi artık kullanıma hazırdır” diye konuştu.

“Bugün TSK'ya teslim ediyoruz”
ASELSAN tarafından geliştirilen ve bugün itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) hizmetine giren yeni Karakulak Yüksek Frekans Kestirme ve Dinleme Sistemini video yöntemiyle tanıtan Erdoğan, “Hala TSK'nın envanterinde bulunan Korkut Alçak İrtifa Hava Savunma silah sisteminin yenilerini de bugün TSK'ya teslim ediyoruz. Korkut Alçak İrtifa Hava Savunmasını uçak ve helikopterlerinin yanı sıra havadan karaya füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları gibi hedeflere karşı da en etkili şekilde gerçekleştiriyor. Bu sistemde kullandığımız ATOM ismi verilen 35mm parçacıklı mühimmat ile ülkemiz dünyada az sayıda ülkenin sahip olduğu bir yeteneğe milli olarak sahip hale geldi” şeklinde konuştu.
“Yeni sistem, var olan Koral'a düşman unsurlarını algılama, karıştırma ve köreltme alanında daha üstün kabiliyetlere sahip olacak”
Korkut Alçak İrtifa Hava Savunma Silah Sisteminin videolu tanıtımını da gerçekleştiren Erdoğan, “Bir yandan da güvenlik güçlerimizin sahadaki ihtiyaçları doğrultusunda yeni nesil ürünleri geliştirmeye başlıyoruz. Gerçekleştirdiğimiz harekatlarda düşman radarlarının tespit edilmesi ve köreltilmesinde Koral Elektronik Harp Sistemimiz çok büyük rol oynadı. Bu sistemin daha gelişmiş versiyonu olan yeni nesil Koral projesini de bugün başlatıyoruz. Yeni sistem, var olan Koral'a düşman unsurlarını algılama, karıştırma ve köreltme alanında daha üstün kabiliyetlere sahip olacak” ifadelerini kullandı.

“Bir müjde de ROKETSAN'dan verelim”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Nesil Koral'ın tanıtımının ardından, 26-29 Ekim tarihlerinde ROKETSAN'ın gerçekleştirdiği başarıya dikkat çeken Erdoğan, “Başlattığımız yeni proje ve teslimini yaptığımız sistemlerin projelendirilmesi, geliştirilmesi ve üretimi için savunma sanayi başkanlığımızı ve ASELSAN'ı bir kez daha tebrik ediyorum. Bir müjde de ROKETSAN'dan verelim. Geçtiğimiz 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda ROKETSAN'a gerçekleştirdiğimiz ziyarette şanlı bayrağımızı daha da yukarılara taşıdığımızı ve artık uzay liginde olduğumuzu söylemiştik. Uzayın karanlığını, milli teknolojimiz ve mühendislik kabiliyetimizle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda bir kez daha aydınlattığımızın müjdesini de buradan paylaşmak istiyorum. Tamamen yerli ve milli mühendislik kabiliyetlerimizle yaptığımız uydu fırlatma testleri başarıyla tamamlandı. Bu testlerde 4 kere daha uzaya ulaştık. Cumhuriyet bayramımızda yaşadığımız bu gururla 2023 vizyonumuz çerçevesinde önemli bir dönüm noktasını da geride bıraktık” dedi.
“Elimizdeki sınırlı kaynağı, kendi savunma sanayimizi geliştirmek ve güçlendirmek için kullanmak birinci önceliğimizdir”
Her alanda yeni başarılara imza atmaya devam edileceğinin vurgusunu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kahraman askerlerimiz, sahada canları pahasına mücadele ederken onlara vereceğimiz en büyük destek savunma sanayiimizi daha ileriye taşımak olacaktır. Savunma sanayiinde, daha planlı daha sistematik ve orta, uzun vadeli hareket etmemiz gereken bir döneme girdik. Kendi üretebileceğimiz ürünlerin yurtdışından tedarik edilmesine asla tahammülümüz yoktur. Elimizdeki sınırlı kaynağı, kendi savunma sanayimizi geliştirmek ve güçlendirmek için kullanmak birinci önceliğimizdir.
Bu konuda vakıf şirketlerimizin yanı sıra sektörümüzden de azami gayret bekliyorum. Dünyada savunma sanayii diğer tüm teknolojilerin gelişmesinde lokomotif role sahiptir. Bu alanda yapacağımız her yatırımın ülke kalkınmasına çok büyük katkıları olacağını unutmamalıyız. Eğer bugün ciddi bir cari açığımız varsa, bu cari açığımızı minimize etmede savunma sanayiinin yeri asla inkar edilemez. Savunma sanayindeki kritik teknolojilerin kazanımı için rollerin belirlenmesi, mevcut kabiliyetlerin doğru yönetilmesi, yatırımların planlanması ve kapasitenin etkin kullanımı gerekiyor. İnşallah, savunma sanayiinde kurumlarımız arasındaki işbirliğini daha da geliştirerek hedeflerimize en kısa sürede ulaşacağız” şeklinde konuştu.
Savunma Sanayii sektörüne her türlü desteğin verileceğini yineleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, merkezlerin yetkinlik haritası ve şirketlerin kapasite yöntemi konusunda çok daha güçlü bir koordinasyona ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

“Daha yapacak çok işimiz var”
Savunma Sanayii Başkanlığı ile ilgili bakanlıkların, kurumların daha yakın çalışmalar içinde olmasını isteyen Erdoğan, “İhtiyaç makamı, kullanıcılar ve üreticiler arasındaki bilgi akışının net bir şekilde sağlanması savunma sanayiinin sürdürülebilir gelişimi için en başta gelen şartlardan biridir. Sadece teknolojinin değil, yatırımların da doğru planlanması, mükerrer yatırımlardan kaçınılarak kaynak israfının önlenmesi şarttır. Bu çerçevede Savunma Sanayii Başkanlığımızın koordinasyonu dışında yapılan alternatif alımlar mutlaka eldeki imkanlara ve kabiliyetlere öncelik verilen bir değerlendirmeyle gerçekleştirilmedir. Hayati öneme sahip kritik durumlar dışında, en ideali olmasa bile kendimizin üretmesi veya geliştirmesi mümkün olan her şeyi içeride yapmalıyız.
Her kurum, Savunma Sanayii Başkanlığımızın uzmanlığını bir kenara bırakıp kendi ürün tedarikini kendisi yapmaya kalkarsa mükerrerlik ve israf kaçınılmaz hale gelir. Özellikle teknoloji geliştirmeye yönelik faaliyetlere daha fazla kaynak aktarılmalıdır. Bu kapsamda TÜBİTAK ve benzeri kurumların yaptığı çalışmalar daha etkin bir şekilde desteklenmelidir. TSK'yı Güçlendirme Vakfı'nın savunma sanayimize yaptığı katkıya uygun şekilde yeniden yapılandırılması da düşünülebilir. Daha yapacak çok işimiz var” ifadelerine yer verdi.



İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.


Dünya daha geniş kapsamlı bir savaşa mı sürükleniyor?

Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
TT

Dünya daha geniş kapsamlı bir savaşa mı sürükleniyor?

Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)

Christopher Phillips

Dünya bugün topyekun bir savaşın eşiğinde mi? İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıları bazı çevrelerde bu konuyla ilgili endişe yarattı. İngiliz The Telegraph gazetesi 7 Mart’ta, ‘İngiltere’nin Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenme olasılığına’ dair uyaran bir manşet yayınladı. Öte yandan NATO'nun eski üst düzey komutan yardımcısı Richard Shirreff, bu çatışmanın ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın son kıvılcımı olabileceği’ uyarısında bulundu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy de bir ay kadar önce, BBC'ye verdiği röportajda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i ‘Üçüncü Dünya Savaşı'nın fitilini ateşlemekle’ suçladı.

1945 yılındaki son dünya savaşının sona ermesinden bu yana, analistlerin ‘dünya savaşından’ söz etmeleri alışılmış bir klişe haline geldi, fakat bu kez durum farklı mı? Ukrayna ve İran'daki savaşlar mağdurlar için trajik olmasına rağmen, önceki dünya savaşlarına kıyasla bu çatışmalara yönelik küresel müdahalenin kapsamı hala sınırlı kalmaya devam ediyor. Ancak, Richard Shirreff’in dünyanın bugün tanık olduğu olayların daha geniş çaplı bir savaşın kıvılcımını ateşleyebileceği yönündeki görüşü doğru olabilir mi? Peki, son dönemdeki küresel jeopolitik değişiklikler, bu çatışmaların ‘dünya savaşlarına’ dönüşme olasılığını artırmada bir rol oynadı mı?

Bir dünya savaşına doğru sürükleniş

İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde, iletişim ve sanayi kapasitelerinin yetersizliği nedeniyle dünya savaşları imkansızdı. Çin’deki Üç Krallık Savaşı, Asya’daki Moğol istilaları ya da Avrupa’daki Otuz Yıl Savaşları gibi belli bir bölgede yaşanan çatışmalar her ne kadar korkunç olursa olsun, ‘dünya çapında’ değildi.

Ancak lojistik ve endüstriyel kapasitelerin bu genişlemeyi mümkün kılmasıyla durum değişti. 1914-1918 yılları arasında yaşanan Birinci Dünya Savaşı, ‘dünya savaşı’ olarak adlandırılan ilk savaş olsa da 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda Avrupa kıtasında yaşanan örneğin, Yedi Yıl Savaşları ve Napolyon Savaşları gibi çatışmalar, Kuzey ve Güney Amerika, Hindistan ve Karayipler'i de kapsayacak şekilde genişledi ve küresel bir boyut kazandı. Bu çatışmalar, 70'ten fazla ülkenin savaşa katıldığı ve çoğu sivil olmak üzere 75 milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı'nda kanlı zirveye ulaştı.

Gelişmiş teknolojinin yardımıyla savaşlar küresel bir boyut kazandı; ancak bu savaşların kapsamını genişleten temel etken, iki savaşan taraf arasındaki çatışmanın daha fazla tarafı içine çekmesine olanak tanıyan ittifaklardı.

Bu savaşların, gemilerin ve daha sonra uçakların dünyanın en ücra köşelerine ulaşmasını sağlayan gelişmiş teknolojinin yardımıyla küresel bir nitelik kazandığına şüphe yok. Ancak aynı zamanda söz konusu savaşların kapsamını genişleten temel etken, iki savaşan taraf arasındaki çatışmanın daha fazla tarafı içine çekmesine olanak tanıyan ittifaklardı. Örneğin, bu tür ittifaklar, 1756'da Fransa ile İngiltere arasındaki rekabetin Kuzey Amerika'daki kolonileriyle sınırlı kalmayıp, Londra'nın müttefiki Prusya’nın (bugünkü Almanya'nın doğu kesiminde kurulmuş Berlin merkezli Alman krallığı), Avrupa'da Paris'in müttefikleri olan Rusya ve Avusturya’ya karşı savaşlar yürüttüğünü gördük. Öte yandan, İngiliz komutasındaki Hint askerler, Hindistan'da Fransız komutasındaki Hint askerlerle savaştı. Ayrıca Avrupa’daki karmaşık ittifaklar ağının, 1914 yılında Bosna'da bir Avusturya düküne yapılan suikastın kıtada bir çatışmanın fitilini ateşlemesi ve 1939 yılında Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesi, tarihin en yıkıcı savaşının başlamasına neden oldu.

fvgf
İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet roket fırlatma rampaları 1941 (AFP)

Ancak 1945'te bu savaşın sona ermesinden bu yana, dünya liderleri bu tür yıkıcı küresel çatışmaları önlemek için bilinçli çabalar sarf ettiler. Nükleer silahlar yoluyla kesinleşecek karşılıklı yıkım korkusu, ABD ve Sovyetler Birliği'nin hâkim olduğu iki kutuplu bir siyasi sistemin ortaya çıkması ve Birleşmiş Milletlerin (BM) kurulması, bu çabaları güçlendirmede önemli rol oynayan temel faktörlerdi. Savaşlar tamamen ortadan kalkmadı ve çoğu korkunçtu, ancak çoğu belirli bölgelerle sınırlı kaldı. Yayıldıklarında da bu ilgili bölge içindeydi, küresel düzeyde değildi. Örneğin, 1962 yılında Washington ve Moskova, büyük zorluklarla Küba konusunda doğrudan bir çatışmayı önleyebildi. Bunun yerine süper güçler, Vietnam, Afganistan ve Angola gibi yerlerde, dünya çapındaki iç savaşlarda rakip tarafları destekleyerek vekalet savaşları yürütmeyi tercih etti.

Ukrayna'daki savaşın aksine İran ile olan çatışma, hedef alınan ülkenin sınırlarının ötesine çoktan yayıldı. Tahran'ın misillemesi, insansız hava araçları (İHA) ve füzeler kullanılarak Körfez ülkeleri ve bölgedeki diğer yerlere ulaştı.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle dünya savaşları bir daha ortaya çıkmadı. ABD’nin ‘tek kutuplu’ hakimiyetiyle karakterize edilen 1991 sonrası dönemde, çoğu Washington'ın küresel egemenliğini dayatma arayışıyla kışkırttığı bir dizi savaş yaşandı. Ancak ABD’nin küresel hakem rolünü üstlenmesi, ona fiilen meydan okuyabilecek rakip bir ittifakın ortaya çıkmasını imkansızlaştırdı ve çatışmalar, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi yerel düzeyle sınırlı kaldı.

Çok kutuplu bir dünyada riskler artıyor mu?

Günümüzde çok kutuplu bir dünyaya geçiş tehlike çanlarını çaldırmalı. Çok kutupluluk, 1945'ten önce dünya savaşlarının patlak verdiği dönemde hâkim modeldi. Uluslararası ilişkiler uzmanları, çok kutupluluğun, çatışmayı tetikleyebilecek güç blokları arasında çok sayıda rekabetin varlığı nedeniyle, bu tür çatışmaların daha az olduğu ikili veya tek kutuplu sistemlere kıyasla, geniş çaplı çatışmaların çıkma olasılığını artırdığı görüşünde. Tüm bu endişelere rağmen, çok kutuplu dönemin henüz uluslararası ilişkiler uzmanlarının uyardığı ‘süper güçler’ çatışmasına tanık olmadığını belirtmekte fayda var.

dfv
İngiliz Kraliyet Donanması'na ait HMS Dragon destroyer gemisi, bölgedeki İngiliz savunmasına takviye sağlamak üzere Portsmouth Kraliyet Donanma Üssü'nden ayrılıp Doğu Akdeniz'e doğru yola çıktı, 10 Mart 2026 (AFP)

Ukrayna’daki Savaş, süresinin uzunluğuna ve şiddetine rağmen, şu ana kadar Soğuk Savaş döneminde görülen vekalet savaşlarına benziyor. Ukrayna’nın destekçileri olan ABD ve Avrupa güçleri, savaşa doğrudan müdahil olmaktan kaçındılar. Kiev'e para ve silah sağlamakla yetindiler. Bu tıpkı Washington’ın 1980’li yıllarda Afgan mücahitleri silahlandırmasına ya da Çin ve Sovyetler Birliği'nin Vietkong'u (Ulusal Kurtuluş Cephesi- NLF) silahlandırıp eğitmesine benziyor. Benzer şekilde, İran'a karşı savaş da şu ana kadar ABD'nin tek kutuplu hakimiyeti dönemindeki çatışmaları da andırıyor. ABD’nin 2000’li yıllarda Irak ve Afganistan'ı işgal ettiği, 1999 yılında Sırbistan'ı bombaladığı gibi, İran'a karşı başlattığı savaş da eşitliğin olmadığı bir çatışma oldu. ABD ve müttefiki İsrail, ezici bir askeri üstünlüğe sahipler ve süper güçlerden bir rakibe karşı değil, kendilerinden çok daha zayıf bir bölgesel güce hakimiyetini dayatmaya çalışıyorlar.

Ancak İran ile savaş, Ukrayna'daki savaşın aksine, hedef alınan ülkenin sınırlarının ötesine çoktan yayıldı. Tahran'ın misillemesi, İHA’lı ve füzeli saldırılarla Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel hedeflere kadar uzandı. Hizbullah'a yönelik destek saldırıları ise İsrail'i Lübnan'ı çatışmanın merkezine yerleştiren geniş çaplı bir harekât başlatmaya itti. İran'ın müttefikleri olan Husiler, Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) ve Hamas, bulundukları Yemen, Irak ve Filistin'i çatışmayı genişletmek için birer arena olarak görebilirler, ancak Ortadoğu ve dünya ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkilerine rağmen, bu durum bir küresel çatışmaya dönüşmeyecektir. Çatışmanın bu düzeye ulaşması için küresel güçlerin müdahalesi gerekli olsa da böyle bir şey şu anda olası görünmüyor.

Eğer Trump İran'da ya da Putin Ukrayna'da başarılı olursa, onların ya da onlardan sonra geleceklerin başka yerlerde de aynı yönteme başvurma olasılığı artar mı?

İran hem Rusya hem de Çin ile yakın ilişkilere sahip olsa da 1756'da İngiltere ile Fransa'yı ya da 1914'te Avrupa güçlerini bir araya getiren ittifaklara benzer bir askeri ittifaka sahip değil. Rusya, Tahran ile İHA’ların kullanımı konusunda deneyimlerini paylaştı ama bu durum Ukrayna ve İran savaşlarını, örneğin, 1941'den sonra İkinci Dünya Savaşı'nın bir parçası haline gelen Çin-Japonya Savaşı'nda olduğu gibi, tek bir bağlantılı çatışmanın parçası haline getirmez. Hatta Başkan Donald Trump, Rus petrolünün pazara girişini kolaylaştırmak için Moskova'ya yönelik yaptırımları geçici olarak hafifletti; bu da İran ve Rusya'yı tek düşman olarak gören bir hükümetin davranışını yansıtmıyor.

Normların yıkılması

Şu anda Ukrayna’daki savaşın ya da İran’a karşı savaşın, genişleyip küresel çatışmalara dönüşebileceğini hayal etmek zor. En büyük tehlike, bu savaşların daha da tırmanabilecek yeni bir çatışma dönemine zemin hazırlaması olacaktır. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Putin ve Trump, savaşlarını başlatırken uluslararası teamülleri hiçe saydılar. İkisi de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki çoğu çatışmada olduğu gibi, BM’de haklarını savunmaya ya da uluslararası destek toplamaya çalışmadı. Her ikisi de eylemlerini meşrulaştırmak için gerekçeler bulsa da bu gerekçelere ikna olan çok az kişi var ve çoğu insan bunu süper güçlerin bir güç gösterisi olarak görüyor. Bu da diğer küresel güçlerin kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için onların izinden gitme olasılığını artırıyor.

cd
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Umman Körfezi'nde, ABD'nin USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde bulunan F-18 tipi uçaklar, 15 Temmuz 2019 (Reuters)

Çin’in Tayvan’ı bir şekilde hedef almasını, Etiyopya'nın Eritre'ye baskı uygulamasını ya da Hindistan'ın Keşmir'de daha derin bir ilerleme kaydetmesini görebilir miyiz? Trump İran'da, Putin ise Ukrayna'da başarılı olursa, onların ya da onlardan sonra geleceklerin başka yerlerde de aynı yönteme başvurma olasılığı artar mı? Uluslararası ilişkiler araştırmacıları, çok kutuplu bir dünya sisteminde, hedeflerine ulaşmak için güç kullanmaya hazır aktörlerin sayısı arttıkça, çatışma çıkma olasılığının da arttığına işaret ediyor. Böyle bir ortamda, ülkeler gelecekte kendilerini savunmak için 1914 yılında görüldüğü gibi askeri ittifaklar kurmaya çalışacaklardır ki, İran şu anda böyle bir ittifaka sahip değil. Tüm bunlar, şu anda uzak görünse de gelecekte bir dünya savaşının patlak verme olasılığını artırıyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD’deki bir jüri heyeti, Esed döneminden bir Suriyeli yetkiliyi işkence suçundan mahkûm etti

Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
TT

ABD’deki bir jüri heyeti, Esed döneminden bir Suriyeli yetkiliyi işkence suçundan mahkûm etti

Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, Los Angeles’ta bir federal jüri heyetinin, eski Suriye hükümet yetkilisi ve Beşşar Esed döneminde Şam Merkez Hapishanesi’nin müdürü olan Semir Osman eş-Şeyh’i işkence suçlamasıyla mahkûm ettiğini açıkladı.

Bakanlık dün yayımladığı açıklamada, 73 yaşındaki eş-Şeyh’in bir işkenceyi planlama suçlaması ve Adra Hapishanesi’ndeki tutuklulara uygulanan işkenceye ilişkin üç ayrı suçtan mahkûm edildiğini duyurdu.

Resmî belgelerde eş-Şeyh’in 2005-2008 yılları arasında hapishanenin müdürü olduğu ve suçlamalar karşısında suçsuz olduğunu savunduğu belirtiliyor. Avukatları, karar karşısında ‘hayal kırıklığı’ yaşadıklarını belirterek, eş-Şeyh’in tüm itiraz ve temyiz yollarını kullanacağını açıkladı.

Adalet Bakanlığı, jüri heyetinin ayrıca eş-Şeyh’i Amerikan göçmenlik makamlarını yanıltmak, yeşil kart almak ve sahtecilik yoluyla Amerikan vatandaşlığı başvurusunda bulunmakla da suçladığını bildirdi.

Eş-Şeyh’e yönelik suçlamalar 2024 sonlarında yöneltilmişti. Savcılar, eş-Şeyh’in astlarına siyasi ve diğer tutuklulara ciddi fiziksel ve psikolojik acı çektirmeleri talimatını verdiğini, bazen kendisinin de bu eylemlere katıldığını ifade etti.

Bakanlık, işkencenin amacının halkı Esed rejimine karşı çıkmaktan caydırmak olduğunu belirtti.

Savcılar, güvenlik birimlerinde görev yapan eş-Şeyh’in, Esed’in üyesi olduğu Suriye Baas Partisi ile bağlantılı olduğunu ve 2011 yılında eski Devlet Başkanı tarafından Deyrizor Valisi olarak atandığını söyledi.

Adalet Bakanlığı, eş-Şeyh’in üç işkence suçundan ve bir işkenceyi planlama suçundan her biri için azami 20 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Ayrıca göçmenlik ve vatandaşlık sahtekârlığı suçları için her bir suçtan azami 10 yıl hapis cezası öngörülüyor. Eş-Şeyh, ABD’de tutuklu bulunuyor.

Suriye muhalefeti, 50 yılı aşkın süren Esed rejimini 2024 sonunda sonlandırmıştı. On yıldan uzun süren iç savaş, yüzbinlerce kişinin ölümüne ve mülteci krizine yol açarken şehirleri harabeye çevirmişti. Ardından Ahmed eş-Şera Cumhurbaşkanı olarak göreve gelmiş ve Batı ile ilişkileri geliştirmeye çalışmıştı.